PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Lenfoma nedir? - Lenfoma Hastalığı ? - Lenfome


Admin
06-07-2009, 12:34
Lenfoma nedir?
Lenfoma lenfositlerin oluşturduğu bir kanser tipidir. Lenf dokusunun habis tümörüne verilen genel bir isimdir. Kanser ya normal hücrelerin hızla çoğalması veya normal lenfositlere göre daha uzun süre yaşamaları ile oluşur. Malign lenfoid hücreler de normal lenfositler gibi lenf düğümü, dalak, kemik iliği, kan ve diğer organlarda çoğalır. Lenfoma Hodgkin hastalığı ve Hodgkin dışı lenfoma adı altında iki büyük gruba ayrılır.
Hodgkin hastalığı(HH)nedir?
İlk kez tarif eden Thomas Hodgkin`in adı ile anılan hastalıktır. Hodgkin hastalığının nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Her yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte daha çok genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde daha sık ortaya çıkar. Bulaşıcı bir hastalık değildir. Kombine kemoterapi ile şifa elde edilebilen ilk habis hastalıktır.
Hodgkin dışı lenfoma (HDL)nedir?
Bu başlık altında lenfatik sistemi etkileyen yakından ilişkili bir grup hastalık toplanır. Bu hastalık anormal B lenfositlerden kaynaklanan B hücreli lenfomalar ve anormal T lenfositlerden kaynaklanan T hücreli lenfomalar olarak 2 gruba ayrılır. B hücreli lenfomalar daha sık ortaya çıkar. Hastalık lenf düğümlerinde, dalak gibi lenfoid dokularda ortaya çıkabilir veya mide, barsak gibi organlardaki lenf dokusundan kaynaklanabilir. Malign lenfoid hücreler kan ve lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer kısımlarına da yayılabilir. Son yıllarda HDL sıklığı artmaktadır, ancak bu artışın nedeni bilinmemektedir.
Lenfomanın nedeni nedir?
HH ve HDL nedeni kesin olarak bilinmeyen hastalıklardır. Bulaşıcı hastalık değildir. HDL gelişimini kolaylaştıran bazı risk faktörleri olduğu kabul edilmektedir. EBV ya da HTLV 1 gibi bazı virüslerle infekte kişilerde, immun yetmezlik durumlarında( HİV infeksiyonu, immun supressif tedavi uygulanan organ transplantasyonu yapılmış hastalar), ailede HDL anamnezi olan hastalar, bazı kimyasal maddelerle ilişkisi bulunanlarda sık görülür.
Lenfomada hastaların hangi şikayetleri olur?
İlk şikayet çoğu kez boyunda ortaya çıkan ağrısız bir şişliğin farkedilmesi şeklindedir. Hodgkin hastalığında bu şişlik özellikle solda köprücük kemiği üzerinde yerleşimlidir. Koltuk altı ve kasıktaki lenf düğümü bölgelerinde de büyüme olabilir. Az sayıda hastada ise lenf düğümü büyümesinin yaygın olduğu görülür. Göğüs kafesi içinde ya da karın boşluğu içindeki lenf düğümlerinde de büyüme olabilir. Bunlar bası nedeni olacak büyük kitleler oluşturuyorsa nefes darlığı, yüzde ve boyunda şişme ya da karında şişlik, ele gelen kitle, karın ağrısı olması gibi şikayetlere yol açarlar. Fizik muayenede karaciğer ya da dalak büyüklüğü saptanabilir. Hastalık lenf düğümü dışındaki dokuları da tutabilir. Akciğer, karaciğer, kemik, kemik iliği tutulumu en sık lenf düğümü dışı tutulum yerleridir. Lenf düğümü dışı tutulum olması ekstranodal hastalık olarak adlandırılır. Başlangıçta vakaların % 5- 10 unda ekstranodal tutulum olabilir. Hastaların bir kısmında lenfomaya bağlı olarak ortaya çıkan ve sistemik semptomlar olarak değerlendirilen bulgular olabilir. Bunlar ateş, gece terlemesi, son 6 ayda vücut ağırlığının % 10 undan fazla kilo kaybı olmasıdır. Ateşin nedeni bir infeksiyon değildir. Sistemik semptomlar bu hastalıklara özgü değildir. Hodgkin hastalığında kaşıntı da olabilir.Hodgkin hastalığında hasta alkol alınınca büyümüş lenf düğümlerinde ağrı olduğunun ifade edebilir. Bademciklerin tutulumu Hodgkin dışı lenfomada daha sık olmaktadır. Lenfomalı hastaların az bir kısmında fizik muayenede büyümüş bir lenfadenomegali bulunmaz.
Lenfomada tanı nasıl konur?
Lenfoma tanısı koymak için mutlaka tutulmuş bölgeden biopsi yapmak gerekir. Kesin tanı histopatolojik inceleme ile konur. Bu nedenle lenf düğümü büyümesi olan hastalarda lenf düğümünün cerrahi olarak çıkarılması ve histopatolojik tetkikinin yapılması gereklidir. çıkarılacak lenf düğümü hekimin uygun gördüğü yerde ve tetkik için uygun büyüklükte olmalıdır. Tanı için gerekirse biopsi tekrar alınmalıdır. Fizik muayenede lenf düğümü ele gelmeyen hastalarda göğüs boşluğu içinde ya da karın içinde büyümüş lenf düğümleri olduğu radyolojik tetkiklerle gösterilirse genel anestezi altında göğüs boşluğu ya da batın içine ulaşılarak lenf düğümü biopsisi yapılması gerekebilir. Lenfoma tanısı konan her hastaya mutlaka hastalığın evresini belirlemek için kemik iliği biopsisi de yapılmalıdır. Hastalığın kemik iliği tutulumunun olup olmadığının belirlenmesi uygun tedavi şeklini kararlaştırmada yol göstericidir. Hastalığın yaygınlığını belirlemek için farklı muayene ve testlerin yapılması gereklidir. Klinik değerlendirme bir onkolog ( kanser tedavi eden hekim) veya hematolog ( kan hastalıklarını tedavi eden hekim) tarafından yapılmalıdır. Hastalığın hikayesi, fizik muayene bulguları, görüntüleme ve laboratuar bulguları değerlendirilerek remisyon veya iyileşme sağlayacak en iyi tedavi planlanmalıdır. Hastalığın bulguları lenf düğümünde ağrısız büyüme olması, ateş, gece terlemesi, açıklanamayan kilo kaybı, kaşıntı olabilir. Hastalığın en sık bulgusu boyun ve koltuk altında ağrısız olarak büyümüş lenf düğümünün ele gelmesidir. Bazen ateş, terleme, kilo kaybı, kaşıntı şikayeti başvuru şikayetidir. Bu nonspesifik şikayetleri olan pek çok kişi lenfoma değildir. Ancak bir hekime başvurarak altta yatan nedeni ortaya koymak gereklidir. Lenfoma düşündüren bulgular varsa tam fizik muayene yapılmalıdır. Bu muayenede boyun, koltuk altı ve kasıklarda büyümüş lenf düğümleri olup olmadığı muayene edilmeli, her hastada mutlaka bademcikler de muayene edilmelidir. Karın ve göğüs muayenesi yapılmalıdır. Eğer lenfoma şüphesi varsa tanıyı doğrulamak için bazı testlerin yapılması gerekir.Bu amaçla biopsi, kan testleri, görüntüleme, kemik iliği muayenesi, gerekirse sinir sistemi ile ilgili muayeneler yapılmalıdır. Biopsi : Biopsi kanser şüphesi olan alandan doku parçası alınması işlemidir. Biopsiler ya lokal anestezi yapıldıktan sonra bir iğne ile küçük bir doku parçası alınarak yapılır. Ancak bu yöntemle bazen tanı için yeterli materyel alınamayabilir. Veya açık biyopsi (cerrahi biyopsi) yapılır. Lokal anestezi ile yapılabileceği gibi bazen genel anestezi yapılması da gerekebilir. Karın içinde bir patoloji varsa laparoskopi veya laparatomi denilen cerrahi yöntemlerle karın içindeki şüpheli bölgeden parça almak gerekir. çıkarılan doku örnekleri patolog tarafından değerlendirilir.Görüntüleme: Anestezi gerektirmeyen çoğu kez ağrısız bir işlemdir. Direkt röntgen grafileri; boyun, toraks, batın ve/veya pelvis bilgisayarlı tomografi tetkiki (BT) çekilmelidir. Magnetik rezonans görüntüleme (MRİ) özellikle beyin ve omurilik tutulumu düşünülüyorsa planlanmalıdır. Lenfanjiogram çok sık kullanılmayan bir yöntem olup, lenfatik sistemin radyolojik olarak değerlendirilmesidir. Galyum scan radyoaktif galyumun bazı tümörlerde biriken bir madde olmasından yararlanılarak lenfomada kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. Tedavi öncesi patolojik tutulum varsa tedavi sonrası galyum scan tekrarlanmalıdır. Tümörün ortadan kalktığını veya inaktif olduğunu gösterir.Kan sayımı: Alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları (trombosit) denen farklı kan hücrelerinin sayısının ve görünümünün değerlendirilmesi gerekir. Bu hücrelerde bir bozukluk olması bazen lenfomanın ilk bulgusu olabilir.Biokimyasal tetkikler: Tümörün karaciğer, böbrek veya vücudun diğer kısımlarının tuttuğu göstermede bilgi verir.Kemik iliği muayenesi: Kemik iliği kemiklerin içinde bulunan bir madde olup vücuttaki akyuvar, alyuvar ve kan pulcuklarının yapıldığı yerdir. Alyuvarlar dokulara oksijen taşınmasında rol oynar; akyuvarlar infeksiyondan korur; kan pulcukları ise kanamanın durdurulmasına yardım eder. Kemik iliğine yayılan ya da kemik iliğinden kaynaklanan lenfomada tanıya gitmek için kemik iliği değerlendirilmelidir. Lokal anestezi ile deri, derialtı dokusu ve kemik yüzeyi uyuşturulduktan sonra iğne kemik iliği içine girer. İşlem kalçadan yapılır. Hasta ilik materyeli çekilirken ağrı hissedebilir.Santral sinir sistemi muayenesi: Lenfoma bazen sinir sistemine yayılabilir. Bu oluştuğu zaman omurilik ve beyinde bulunan beyin omurilik sıvısında anormallik olabilir, bu sıvıda kanser hücreleri saptanabilir. Bunu belirlemek için hekim bel bölgesinden ince bir iğne ile lomber ponksiyon yaparak beyin omurilik sıvısı almayı önerebilir. Az bir miktar sıvı bu inceleme için yeterlidir. Bu sıvının kimyasal yapısı ve hücre sayısı da değerlendirilir.Gerekli diğer testler: Ekokardiografi ve bazı radyonüklid testler kalb ve akciğer fonksiyonlarını değerlendirmek için gerekebilir.
Lenfomanın histopatolojik sınıflaması nasıl yapılır?
Lenfoma histopatolojik olarak önce Hodgkin hastalığı ve Hodgkin dışı lenfoma diye 2 ana gruba ayrılır. Biopsi yapılarak lenfomanın hangi tipte olduğu ortaya konabilir. Hodgkin hastalığı nodüler lenfositten baskın tip ve klasik Hodgkin hastalığı olarak iki gruba ayrılmakta, klasik Hodgkin hastalığı da alt grublarına ayrılmaktadır. HDL sınıflandırılmasında birkaç sistem vardır. Kullanılmakta olan 3 sistem şunlardır: Working formülü (lenfomaları düşük, orta ve yüksek dereceli 3 ana grupta toplayan bir sistem olup bu sistemde hücrelerin mikroskopik görünümü ve klinik seyir gözönüne alınır), REAL klasifikasyonu (burada lenfomanın kaynaklandığı hücre tipine göre sınıflandırma yapılmaktadır), WHO klasifikasyonu ( en son kabul edilen sınıflama sistemidir).Bir lenfomanın tümör büyümesinin hızlılığı açısından değerlendirilmesi tümörün derecesi (grade` i) olarak değerlendirilir. Bu sınıflandırma hem hastalığın ilerlemesi, hem de etkili tedavinin seçimi ile ilgilidir. Tümörün derecesi seçilecek tedaviyi belirlemede önemlidir. Düşük dereceli lenfomalar( sessiz seyirli) yavaş ilerler, acil tedavi çoğu kez gerekmez. Hastalar uzun süre iyi bir yaşam kalitesi ile yaşarlar. Ancak tedavi ile tam şifa nadirdir. Bazı vakalar zamanla daha agresif lenfoma tiplerine dönüşebilir, o zaman daha yoğun tedavi gerekir. Orta ve yüksek dereceli HDL agresif olarak adlandırılır. Bu tümörler hızla büyüyebilir ve tanıdan hemen sonra tedavi gerekir. Bu tümörler daha yoğun tedavi gerektirmesine rağmen yapılacak tedavi ile tam şifa elde edilebilir.
Lenfomada evreleme nasıl yapılır?
Evreleme vücutta tümörün yaygınlığını gösteren bir terimdir. Lenfoma dört klinik evreden birinde olabilir. Evre I ve II lokalizedir, III ve IV ise ilerlemiş, yaygın hastalığı gösterir. Evrelemede A, B, E önemlidir. Tanı sırasında sistemik semptomların olması B, olmaması A olarak değerlendirilir.Sistemik semptomlar ateş, gece terlemesi ve kilo kaybıdır. Hastalık lenf düğümünden bir organa yayıldığı zaman ya da hastalık lenfatik sistem dışında bir tek organı tuttuğu zaman E ifadesi kulanılır. Ann Arbor evreleme sistemine göre hastalık I. Evrede ise karın zarının alt veya üstünde tek taraflı olmak üzere bir lenf düğümü bölgesinde hastalık mevcuttur. II. evrede hastalık yine tek taraflıdır, ancak karın zarının altında veya üstünde birden fazla lenf düğümü bölgesinde hastalık vardır. III. evrede ise karın zarının hem altında hem de üstündeki bölgelerde lenf düğümü tutulumu söz konusudur. Dalak tutulumu varsa bu hastalarda III. evrede kabul edilir. IV. evrede ise hastalık daha yaygındır ve lenf dokusu tutulumu dışında diğer doku ve organlarda hastalığa katılmıştır. Bunlar karaciğer, kemik,kemik iliği, deri, beyin, akciğer gibi organlar olabilir.
Lenfomada ne tür tedaviler kullanılır?
Lenfoma tedavisi radyoterapi ve kemoterapi ile yapılmalıdır. Lenfomada tedavi seçimi hastalığın evresine göre planlanacağı için evrelemenin doğru yapılması gereklidir. Histopatolojik olarak tanısı doğrulanan her hastaya uygun evreleme için göğüs, batın, pelvis bilgisayarlı tomografik tetkikleri ve kemik iliği biyopsisi yapılmalıdır. çok erken evre Hodgkin hastalığında evreleme amacı ile evreleme laparatomisi denilen bir ameliyat yapılarak karın içinde büyümüş lenf düğümü olup olmadığı araştırılmalıdır. Hodgkin hastalığında tedavi erken evrede radyoterapi yapılması şeklindedir. Hastalık daha ileri evrede ise kombine kemoterapi şemaları (ABVD, MOPP gibi) uygulanmalıdır.Erken evrede uygun tedavi ile % 80 lere ulaşan şifa şansı ileri evrelerde de daha düşük bir oranda devam etmektedir. Hodgkin hastalığında hastanın yaşı, hastalığın histopatolojik tipi, hastalığın evresi, B semptomlarının varlığı tedavi başarısını etkileyen faktörlerdir. Hodgkin dışı lenfomada tedavi planı lenfomanın derecesi, hastalığın yaygınlığı gibi birçok faktöre göre yapılır. Agresif HDL lı hastaların % 30- 60 ında kombine kemoterapi ile şifa elde edilebilir. Hastalığın sessiz formlarında şifa elde edilememesine rağmen prognoz çok iyidir. Bu hastalar 20 yıl ve daha fazla yaşayabilirler. HDL tedavisinde kemoterapi, radyoterapi veya bu tedavilerin kombinasyonu kullanılmaktadır. Bazı sessiz lenfoma türlerinde bekle gör politikası uygundur. Hastalığa ait semptomu olmayan hastalar belirli aralıklarla fizik muayene ve laboratuar testleri , görüntüleme ile izlenir. Hastalık ilerleme gösterince tedaviye geçilir. Agresif lenfomalarda ise kemoterapi uygulanır. Kemoterapi ilaç tedavisidir. İlaçlar kanser hücrelerini öldürür veya kanser büyümesini durdurur. Kemoterapi normal hücrelere de benzer etki yapar. Kemoterapi çoğu kez kombine kemoterapi şeklindedir. Kombine kemoterapilerle hem ilaçların tümör üzerine sinerjist etkisinden yararlanılır, hem de tek tek ilaçlar yerine kombine tedavide daha düşük dozda birkaç ilaç verilerek ilaçların doza bağlı yan etkisi azaltılmış olur. Kemoterapi rejimi belirli dozlarda , belirli bir sıra ile verilen antikanser ilaç kombinasyonudur. Tek doz kemoterapi ile az sayıda tümör hücresi öldürülmüş olur. Tüm kanser hücrelerini öldürmek için tedaviyi birkaç doz halinde vermek gerekir. Kür sayısı tümör büyümesine fırsat vermemek, dirençli kanser hücrelerinin gelişimini önlemek için gereken sıklıkta olmalıdır. Kemoterapi genellikle siklusler halinde verilir. Herbir tedaviyi birkaç haftalık ilaçsız istirahat dönemleri izler. Tedavi yapıldığı dönem ve tedavisiz dönem kemoterapi siklusu adını alır. Kemoterapi rejimine göre tedavi ağızdan ilaç vererek, damardan injeksiyon ile veya damardan serum takılarak intravenöz infüzyon tedavisi şeklinde yapılır. İntravenöz infüzyon tedavisi birkaç siklus halinde yapılacaksa kalıcı ya da geçici kateter takılabilir. HDL sessiz seyirli ise evre I ve II de radyoterapi, evre III ve IV de bekle gör tedavisi, kemoterapi ( klorambusil, CHOP, fludarabin) veya monoklonal antikorlar gibi biyolojik tedaviler uygulanabilir. İntermediate ve agresif lenfomalarda ise evre I ve II de tam doz kemoterapi veya kemoterapi + radyoterapi yapılır. Standart tedavi CHOP dur. III veya IV. evrede kombine kemoterapi yapılır. Standart tedavi CHOP dur. Bazen HDL lı hastalar için kök hücre transplantasyonu ile birlikte yüksek doz kemoterapi yapılması gerekir. Kemik iliği kök hücre denen akyuvar, alyuvar ve kan pulcukları oluşturan, olgunlaşmamış bir hücre içerir. Bazen kanser hücrelerini öldürmek için yüksek doz radyoterapi veya kemoterapi gerekir. Bu tedavi ile normal kemik iliği de yıkılır. Sağlıklı kemik iliği elde etmek için bir vericinin kemik iliği veya kök hücreleri kullanılır. Nüks eden hastalarda lenfoma tipi ve nüks zamanına göre yeni tedavi planlanır. Tam düzeldikten sonra yeniden lenfomanın ortaya çıkmasına nüks denir. Bazen nüks etmiş hastalara da yoğun tedaviler yapılmasını izleyerek kemik iliği veya kök hücre nakli yapılması gerekebilir.
Kemoterapi dışı diğer tedaviler nelerdir?
Radyoterapi: Radyasyon tedavi edilen alandaki kanser hücrelerini öldüren bir lokal tedavidir. Tedavi sınırlı bir bölgeye veya geniş alanlara verilebilir. Radyasyon ağrısızdır. Yorgunluk, iştah kaybı, boğazda tahriş, bulantı, öksürük, ağız kuruluğu, deri döküntüleri, saç dökülmesi radyoterapinin beklenen yan etkileridir.Biolojik tedaviler: İmmunoterapi dahil biyolojik tedaviler vücudun hastalıkla savaşabilme kapasitesinin kullanıldığı tedavi şekilleridir. Monoklonal antikorlar bir antijene karşı yapılmıştır. Kanser hücreleri belli antijenlere karşı yapılan monoklonal antikorlarla yok edilmektedir. Radyoimmunoterapi ile monoklonal antikorlara radyoaktif molekül eklenerek direkt tümöre radyoterapi yapılabilmektedir. Radyoaktif molekül I 131 veya yitriyum 90 dır. İnterferon tedavisi de vücutta doğal olarak oluşan bir madde olan alfa interferonun direkt tümör hücreleri öldürebilme etkisinden yayrarlanılarak uygulanır. Yan etkileri gripal infeksiyon benzeri semptomlar ( ateş, zayıflık, kas ve eklem ağrıları) dır.
Lenfomada prognostik faktörler nelerdir?
Lenfomada tedavinin başarısını etkileyen faktörlere prognostik faktörler denir. HDL için yaşın 60 ın altında olması, genel durumun iyi olması, serum LDH düzeyinin yüksek olmaması, hastalığın erken evrede olması , ekstranodal hastalık olmaması iyi prognostik faktörlerdir.
Lenfoma tedavisinin seyrini açıklamak için hangi terimler kullanılmaktadır?
Primer tedavi: Lenfoma tedavisi için hastaya uygulanan ilk tedavidir. Primer tedavi sonrası elde edilen sonuç komplet remisyon, parsiyel remisyon, hastalığın refrakter olması şeklinde olabilir.Komplet remisyon: Tedavi sonrası hastalığa ait tüm bulgular ortadan kalkar.Kür(şifa): Hastalık bulgularının tümü ile görülmediği süre en azından 5 yılı aşarsa sözkonusudur.Parsiyel remisyon: Tümör boyutları ilk boyutlarından en az ½ den fazla küçülmüştürDüzelme: Tümör geriler, ancak tedavi sonrası başlangıç büyüklüğünün ½ sinden daha büyük kalırsa söz konusudur.Stabil hastalık: Tedavi sonrası hastalık iyileşmez veya kötüleşmezRefrakter hastalık: Kanser tedaviye dirençlidir.Hastalığın ilerlemesi: Tedavi sırasında hastalık ilerlerse veya tümör büyürse (tedavi yetmezliği) söz konusudur.Prognoz: Hastalığın nasıl ilerleyeceğini ve iyileşme ihtimalini belirtmek için kullanılan bir terimdir. Prognoz aynı hastalığı olan çok sayıdaki hastanın değerlendirilmesi ile belirlenir.Standart tedaviler: Uzun süredir kullanılan, denenmiş tedavilerdir.Klinik çalışmalar(Gelişmekte olan tedaviler): Tedavinin uygun, daha etkili ya da daha az toksik olduğunu tayin etmek için uygulanan yeni tedavilerdir.Toksisite:Kemoterapi genellikle hızla çoğalan hücrelere etkilidir. ör. Kanser hücreleri gibi. Ancak özellikle saçlar gibi hızla büyüyen hücreler ya da ağız, mide- barsak sistemi ve kemik iliği gibi organlardaki normal hücreleri de öldürebilir. Bunun sonucu toksisite ( yan etkiler) ortaya çıkar. Yan etkiler hafif ya da ağır olabilir.
Kemoterapinin yan etkileri nelerdir?
Erken dönemde ortaya çıkan yan etkiler şunlar olabilir:
1. Kan yapımında azalma:
2. Saç dökülmesi:
3. Mide barsak sistemine ait yan etkiler:
4. Yorgunluk:
5. Diğer yan etkiler: öksürük, deride döküntüler olmasıdır. Tedaviden sonra tam düzelmesi haftalar, aylar alabilen bir şikayettir. Ağır bir yorgunluk olması çoğu kez aneminin işaretidir. Bulantı, kusma olması başta gelen gastrointestinal şikayetler içindedir. Bulantı çoğu kez ilk semptomdur, bazen 1-2 gün sonra başlayabilir. İshal bir yan etki olabilir. Ağız içinde kızarıklık, ağrı olmasına mukozit denir. Ağız içinde metalik tad alınabilir. Bunlar geçici yan etkilerdir. çoğu hastada saçlar, kaşlar, kirpikler, kol ve bacaklardaki, genital bölgedeki dökülür. Bu geçici bir etkidir. çoğu kez ilk kemoterapiden 2-3 hafta sonra başlar. Kemik iliğinde yapılan alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları kemoterapinin myelosupresyon denen etkisi ile geçici olarak yapılamaz. Anemi alyuvarlarda azalma olmasıdır. Gerekirse eritrosit süspansiyonu verilir. Nötropeni akyuvarlarda azalma olmasıdır. Nötrofiller infeksiyonlara karşı korunmada önemli rol oynarlar. Azaldıkları zaman hayatı tehdit eden infeksiyonlar ortaya çıkabilir. Her kemoterapiden önce bu nedenle kan sayımı yapılır. Nötropeni varsa tedaviye nötrofil yapımını uyaran yardımcı tedaviler eklenebilir. Trombosit sayısı düşebilir. Trombositler pıhtılaşma olayına katılarak kanamayı önlerler. Trombositler azalınca dişeti, burun, cilt kanaması ortaya çıkabilir. Bu durumda trombosit transfüzyonu gerekebilir.
Kemoterapinin geç olarak ortaya çıkan yan etkileri :Başarılı tedavi edilen lenfomalı hastaların çoğu uzun yıllar sağlıklı olarak yaşayacaktır. Ancak hastalığa ya da tedaviye bağlı bazı problemler zaman içinde ortaya çıkabilir. Kemoterapinin geç yan etkileri kısırlık ve erken menapoz olmasıdır. Riski tedavinin tipi ve kemoterapi miktarına göre değişebilir. Erken menapoz 30 yaş üzerinde daha sıktır. 30 yaş altındaki kadınlarda mensesler tekrar başlayabilir. Erkekte ise geçici veya kalıcı kısırlık olabilir. Lenfoma tanısı ile tedavi edilen hastalarda lösemi, melanom veya organlarda oluşan tümörler gibi sekonder kanser gelişme riski fazladır.
Kemoterapi sırasında hastalarca dikkat edilmesi gereken acil durumlar nelerdir?
Hastada aşağıdaki bulgular ortaya çıkarsa doktora başvurulmalıdır. Yapılan önlemlere rağmen devam eden bulantı, kusma Kulakta dolgunluk Bacaklarda şişlik Açıklanamayan kilo alma veya kilo kaybı Yorgunluk Başdönmesi Solunum zorluğu öksürük Ağız ve boğazda ağrı Kabızlık veya ishal İnfeksiyon bulgusu(ateş)
Lenfoma ile ilgili tıbbi terimler nelerdir?
Kanser: Vücudumuzdaki milyonlarca hücre yaşlanır ve yerlerini sağlıklı hücrelere bırakır. Bu sistemin bozulması ve anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması sonucunda bir kitle oluşur. Bu kitleye tümör denir. Kanser anormal hücrelerin kontrolsüz büyümesi ile ortaya çıkan hastalıkları ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.İmmun sistem: Vücudumuz iç ve dış birçok faktörle etkileşmesine rağmen , çoğu insan yaşamı boyunca sağlıklı kalır. Ortaya çıkan hastalıklar çoğu kez geçicidir ve kısa sürede iyileşir. Dış etkenler ya da vücutta oluşan mutasyonlara rağmen sağlıklı yaşayabilmemiz için immun sistem devreye girer. İmmun sistem vücuda giren mikroorganizmalarla ( bakteri veya virus gibi) ya da anormal veya kanserli hücrelerle etkileşir. Bu etkileşim tüm hücrelerin yüzeyinde bulunan antijen denilen proteinler aracılığı ile olur. İmmun hücreler antijeni tanıdığı zaman immun cevap başlar, organizma yabancı maddeyi veya anormal hücreyi ortadan kaldırır.Lenfatik sistem: Lenfatik sistem vücut savunma sisteminin bir parçasıdır. Vücudun hastalık ve infeksiyonlardan korunmasında rol alır. Bu sistem lenfosit isimli akyuvarları taşıyan ve lenf sıvısı denen bir sıvı içeren ince damarlardan oluşur.Bu damar ağı içinde lenf düğümleri denen küçük organlarda yer alır. Lenf düğümleri boyun, koltuk altı, kasık gibi yerlerde bulunur. Lenf akımı lenf düğümleri ve lenfoid dokular olan dalak, bademcik, kemik iliği ve timus arasında dolaşır. Lenf düğümleri gelen lenf sıvısını süzer; böylece bakteri, virus ve diğer yabancı maddeler dolaşımdan çıkarılır.Lenfosit: Akyuvarların bir tipidir. Bu akyuvarlar kemik iliğinde yapılır ve kan damarları ile lenf damarları içinde dolaşır. Yabancı hücreleri tanır ve yok edilmesinde etkili olur. Lenfositler T lenfositler, B lenfositler ve NK hücreleri (doğal öldürücü hücreler) şeklinde 3 ana gruba ayrılır. B lenfositler plazma hücrelerine farklılaşır. Plazma hücrelerinin yaptığı antikor denen özel maddeler toksinler, bakteriler ve bazı kanser hücreleri ile etkileşir.Lenfadenomegali: Lenf düğümlerinin büyümesine verilen isimdir.Hepatomegali: Karaciğerin normal boyutlarından daha fazla büyümesine verilen isimdir.Splenomegali: Dalağın normal boyutlarından daha fazla büyümesine verilen isimdir

Admin
06-07-2009, 12:34
Lenfoma ne demektir?
Genel anlamda lenfoma, lenf dokularının genişlemesiyle çıkan bir hastalıktır. Daha özel anlamda lenfoma, hepsi ve habis olan ve birbirlerine bağlı bulunan hastalıkların bir grupmanıdır. Bunlar arasında lösemi, muhtelif tiplerde «lenfosakroma» ve Hodgkin hastalığı da bulunmaktadır.
Lenfomadan ne zaman şüphelenilir?
Çok kez boyunda, koltuk altlarında ve kasıklarda lenf bezlerinin büyüdüğü zamanlar. Lenfomanın ilk belirtisi dalağın veya karaciğerin büyümesi de olabilir. Ancak şu hususa dikkat edilmelidir ki, lenf dokularımın büyümesi genellikle habis olmayan hastalıklardan ileri gelmektedir.
Kesin bir teşhise nasıl varılabilinir?
Bezlerden birinin cerrahî müdahale yolu ile alınması ve bunun bir patolog tarafından mikroskobik incelenmeye tâbi tutulmasıyla.

Admin
06-07-2009, 12:34
Lenfoma
http://www.hastarehberi.com/dahiliye/dahili5/sag09.jpg
Vücudumuzda "lenf" adı verilen renksiz sıvıyı taşıyan çok küçük damarlardan oluşmuş bir ağ vardır. Bu ağa "lenfatik sistem" denir. Lenf sıvısı içinde, vücudumuzdaki enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savaşan lenfosit adlı beyaz kan hücreleri (akyuvarlar) bulunur. Vücudumuzdaki bu geniş ağın bağlantı noktaları bezelye büyüklüğündeki lenf düğümleridir. Lenf düğümleri koltukaltında, ensede, kasıkta, göğüste ve karında yoğunlaşmıştır. Lenf düğümleri, lenf sıvısını filtre ederek bağışıklık yanıtının oluşmasını sağlar. Dalak, timüs bezi, bademcikler ve kemik iliği de lenfatik sisteme dahil olan organlardır.
TANIM

Bazı durumlarda lenfositlerde kanser gelişebilir ve kanserli lenfositler çoğalarak normal yapıdaki lenfositlerin yerini almaya başlar. Sonuçta vücudun bağışıklık sistemi baskılanır ve görevini yerine getiremez hale gelir. Tüm kanserlerin yaklaşık %5''ini oluşturur. Lenfoma, kolay tedavi edilen kanserler arasındadır. Farklı lenfoma tipleri vardır. Bazı lenfomalar 15-30 yaşlar arasında sık görülürken bazıları ise ileri yaşlarda görülür.
BELİRTİ ve BULGULAR

• Lenf düğümlerindeki büyümeye bağlı olarak ensede, koltukaltında ve kasıkta ele gelen yaygın, ağrısız, yüzeysel şişlikler • Vücut genelinde şiddetli kaşıntı • Ateş, titreme, gece terlemesi • Sürekli halsizlik hissi, kilo kaybı, iştah kaybı • Sürekli öksürme, nefes darlığı, göğüste rahatsızlık hissi • Karaciğer ve dalakta büyüme • Enfeksiyonlara karşı duyarlılığın artması
NEDENLERİ

Kesin olarak bilinmemektedir. Virüs gibi enfeksiyona neden olan bir mikroorganizmayı düşündüren bazı dolaylı kanıtlar ileri sürülmüştür.
TEŞHİS YÖNTEMLERİ

Şüpheli vakalarda aşağıdaki yöntemlerle tanıya gidilmeye çalışılır. • Kan hücrelerinin çeşitli yöntemlerle incelenmesi • Kemik iliği örneği alınması • Kemik iliği biyopsisi • İmmünolojik araştırmalar yapılması ve serumdaki immünglobulinlerin incelenmesi • Radyolojik incelemeler: Akciğer ve iskelet sistemi filmleri, İVP, bipedal lenfanjiografi, ultrason ve bilgisayarlı tomografi (BT) • Karın içi organların ameliyatla incelenmesi ve organ biyopsileri alınması
TEDAVİ

Lenfoma tipine ve evreye bağlı olarak radyoterapi ve/veya kemoterapi uygulanır. Kemoterapide uygulanan çeşitli ilaç protokolleri vardır.

Admin
06-07-2009, 12:35
Lenfoma için bilmemiz gerekenler
İnsan ve lenfatik sistem: Bu sistem lenf damarları (kapilerler, küçük, orta, ve büyük boy damarlar), lenf bezleri ve lenfatik dokudan oluşur.
Lenf damarları: Lenfatik kapilerler ve damarlarda lenf sıvısı (beyaz kan) dolaşır. Bu kapilerler ve damarlar kan dolaşım sistemi ile yakın ilişkilidir. Tüm küçük ve orta boyutlu lenf damarları lenf bezleri içine ve oradan büyük lenf damarları yolu ile dolaşım sistemine dökülür.
Lenf bezleri: Bu bezler normalde bir toplu iğne başı ile badem büyüklüğü arasında değişik boyutlarda olabilir. Temel yapılarını, birçok lenf hücrelerini içinde bulunduran, retüküler (ağ) ve lenfatik dokular oluşturur. Bir insan vücudunda stratejik konumlarda yerleşmiş, derin ve yüzeyel gruplardan meydana gelen, geniş bir lenf bezi dağılımı vardır. Bu dağılım kapsamında baş-boyun, koltuk altı, nefes borusu ve kaburgalar arasında olanlar daha ön planda olmak üzere göğüs boşluğu, havsala ve karın boşluğu önde gelir. Lenf bezleri lenf sıvısından kana geçmemesi gereken maddeleri filtre ederler, mikroplar veya kanser hücreleri gibi bazı nesneleri tahrip veya bloke ederler, insanın bağışıklık mekanizmasını oluşturan bazı maddeleri yaparlar.
Lenfatik doku: Lenf bezlerine ek olarak bir çok konumda dalakta, lokal olarak bademciklerde, yutağın duvarlarında veya yoğun bir şekilde ince barsaklarda ve kalın barsakla bağlantılı olarak apendikste lenfatik doku bulunur.
Lenfoma nedir: Habis lenfomalar, tıp dilinde lenforetiküler hücreler olarak adlandırılan, bir grup hücreden kökenini alan habis tümörlerdir. Bu hücreler vücutta yaygın olarak bulunmaktadır. Ancak, özellikle lenf bezlerinde bulundukları için hastalık çok defa lenf bezlerinin şişmesi ile ortaya çıkmaktadır.
İlk defa bir İngiliz hekim Sir Thomas Hodgkin tarafından bildirilen bu tümör Hodgkin lenfoma, ya da bugün sıklıkla Hodgkin Hastalığı (HH) olarak adlandırılmaktadır. Hastalığın ilk tarifinden sonra tüm lenfomaların aynı gidişli olmadıkları, bazılarının daha agresiv seyrettikleri görülmüştür. Bu ikinci grup patolojik incelemelerde de farklılıklar göstermiştir. Bunlara dayanılarak bu grup Hodgkin-dışı lenfomalar (HDL) olarak isimlendirilmiştir. Habis lenfomaların heriki tipi beyaz ırklarda, HH erkeklerde ve genç erişkinlerde, daha sıklıkla görülmektedir. Sıklık oranı 25-30 yaşlarda en yüksek değerlerdedir.
Habis lenfoma nedeni olarak uzun yıllar enfeksiyondan şüphelenilmiştir. Bir virus, Epstein Barr virusu, hastalığın etkeni olarak suçlanmıştır. Ancak, bu güne kadar kesin bir sonuca varılamamıştır.
Lenfoma ve tanı: En sık görülen belirti gözle görülür ve elle tutulur lenf bezlerinin ağrısız büyümeleridir. Çok ender olarak lenf bezleri dışındaki lenfoid dokularda da başlayabilir. Bunların dışında HH için daha sıklıkla ateş, terleme, kaşıntı, iştahsızlık ve zayıflama görülebilir. Bu bulguların veya birkaç tanesinin olduğu olgular B-belirtili lenfoma olgularıdır. Bu grup belirtileri olmayanlar “A” olgularıdır. Bazı olgularda dalak büyümesi hatta karaciğerin hastalığı bunlara eklenebilir. Hastalığın kesin tanısı lenf bezleri veya onlardan sağlanan materyelin mikroskop altında yapılan patolojik incelemesi sonucu konulur. Diğer laboratuvara dayalı tanı yöntemleri yardımcı olabilir.
Evreleme: Hastalığın tedavisinin seçimi yönünden önemlidir. Evreleme ana hatları ile aşağıda gösterildiği gibi yapılmaktadır ve ayrıca her evre “A” ve “B” alt gruplarına ayrılır.
Evre-I: Hastalığın tek bir yerde olması.
Evre-II: Hastalığın diafragma zarının aynı tarafında birden fazla yerde olması.
Evre-III: Hastalığın diafragma zarının her iki tarafında olması.
Evre-IV: Hastalığın yaygın olması.
Lenfoma tedavisi: Lenfomaların tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi ya da her ikisi birlikte uygulanıyor. Tedavinin seçiminde önde gelen faktör hastalığın evresidir. Hodgkin lenfomalı hastaların %75 kadarı uygun tedavi ile şifaya kavuşturulabilir. Bazı Hodgkin-dışı lenfomalarda da hastalık önemli ölçülerde düzeltilebilmektedir, ancak tümü dikkate alındığında sonuçlar Hodgkin hastalığı kadar tatmim edici değildir.

Admin
06-07-2009, 12:35
LENF KANSERLERİ ve TEDAVİSİ


LENFOMALAR (Mikozis Fungoides ve Sezary Sendromu) http://www.herbalistatabay.com/img/splash_image.jpgLenfomalar ,lenfoid doku kökenli hücrelerin yani lenfositler makrofajlar,bunların öncülleri ve bunlardan türemiş olan hücrelerin malign neoplazmalarıdır.Yani bu kanserler vücudumuzdaki bağışıklık sisteminin anormal çoğalması sonucu gelişir.

İki geniş lenfoma türü vardır:



1- Hodgkin lenfoma(Hoçkin lenfoma) 2- Non-Hodgkin Lenfoma

Her ikiside lenfoid dokudan köken almasına rağmen hodgkin hastalığı lezyonlarında REED_STERNBERG dev hücreleri vardır.

Bu girişten sonra bu haftaki konumuz olan NON-Hodgkin hastalığının deri tutulumu ile karakterize iki türü olan Mikozis fungoides ve Sezary sendromu hakkında.Her iki hastalıkta T lenfositkökenlidir. (en sık CD4 fenotipinden)

Mukozis fungoides inflamatuar premikotik dönemle kendini gösterir.Sonra plak dönemi ve tümör dönemi şeklinde ileleme olur.Histolojik olarak,neoplastik T hücrelerinin epidermiste ve üst dermiste ifiltrasyon oluşturduğu görülür. Bu hücreler nükleer membranın belirgin kıvrımlar oluşturması ile karekterize serebriform nükleuslara sahiptir. Hastalık ilerledikçe lenf nodlarına ve organlara yayılım görülür.Mukozis fungoidesin tanısı lenf ve doku biopsisi ile konulur.

Sezary Sendromu,deri tutulumunun jeneralize(yaygın)eritrodermi ile kendini gösterdiği ve serebriform nükleuslara sahip Sezary hücrelerinin lösemik yayılımının görüldüğü bir durumdur.Sezary hastalığının tanısı;periferse Sezary hücrelerinin görülmesi ile konur.

Plak yada tümör dönemindeki mikozis fungoides vakalarının %25'inde dolaşımda Sezary hücreleri mevcuttur.

Tedavilerİ alkilleyici bir kemoterapötik ilaç Nitrojen Mustard ve Psoralen ve ultraviyole A'(PUVA) nın birlikte kullanılması ile yapılır.Bu tümörlerlü hastalaarın ortalama yaşam süresi 8-9 yıldır.

HODGKİN'S DIŞI LENFOMALAR Non-Hodgkin Lenfoma

Lenf sistemi bedenin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Vücudun hastalıklar ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur. Lenfatik sistem ince lenf damarlarının oluşturduğu ve kan damarları gibi dokulara ulaşan ve bütün vücudu saran bir ağ oluşturmaktadır. Lenf damarları renksiz bir sıvı olan lenf sıvısı taşır. Lenf sıvısı enfeksiyonlarla savaşan ve lenfosit adı verilen hücreler içerir. Bu damarlar ağı içinde lenf bezleri adı verilen küçük organlar mevcuttur. Lenf bezleri kümeler halinde, başlıca kol altında, kasıkta, boyunda, göğüste ve karında bulunurlar. Dalak, timus, bademcikler ve kemik iliği de lenf sisteminin birer parçasıdır. Lenf dokusu ayrıca mide, barsaklar ve deri gibi bedenin diğer bölümlerinde de bulunur. Kanser vücüdun temel yaşam birimi olan hücrede başlayan bir grup hastalığın ortak adıdır. NHL'yı anlamak için, normal hücreler hakkında bilgi sahibi olmak ve kanser durumunda neler değiştiğini bilmek yararlı olacaktır:

Beden pek çok değişik tipte hücreden oluşmuştur. Normalde, hücreler ancak gerek olduğu zaman büyür ve başka hücreler oluşturmak üzere bölünürler. Bu düzenli süreç vücudun sağlıklı kalmasını sağlar. Bazen yeni hücrelere gerek duyulmazken de hücreler bölünmelerini sürdürür. Bu durum o bölgede doku miktarının uygun olmayan biçimde artmasına, dokularda büyümeye, kalınlaşmaya ya da bir kitlenin ortaya çıkmasına yol açar. Bu kitleye tümör denir. Tümörler iyi huylu (kanserli olmayan) ya da kötü huylu (malin, kanserli) olur.

NHL'da, lenf sistemi içindeki hücreler anormal özellikler kazanır: Çok hızlı bölünür, düzensiz ve denetimsiz olarak büyürler. Yukarda anlatıldığı gibi lenf dokuları bedenin pekçok bölgesinde bulunmaktadır. NHL bu bölgelerden herhangi birinde ortaya çıkabilir: bu tek bir lenf bezi olabileceği gibi, bir lenf grubu da olabilir; bazen de lenf sisteminin kemik iliği veya dalak gibi bir başka bölümünde ortaya çıkabilir. Bu tip kanser bir lenften, bir lenf kümesinden bir sonrakine doğru düzenli bir yayılım gösterme eğilimindedir. Örneğin boyun lenf nodlarında ortaya çıkan NHL, önce köprücük kemiği üzerindeki, sonra göğüste kolların altındaki lenf bezlerine doğru yayılabilir. Bazı durumlarda hastalık tüm bedeni kaplayabilir.

Yukarda açıklandığı gibi NHL, tıpkı Hodgkin's hastalığı gibi lenf dokularının bir hastalığıdır ve diğer organlara yayılım gösterebilmektedir. Ancak NHL'nın nasıl bir seyir göstereceği, Hodgkin's hastalığına göre daha az öngörülebilmektedir. NHL, Hodgkin's hastalığına göre daha fazla oranda lenf dışı metastaz yapma eğilimi sergilemektedir. Hastalığın seyri (prognozu) histolojik tipine, evresine ve uygulanan tedaviye göre farklılıklar göstermektedir

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR? NHL'nın sıklığında son on-yıllarda büyük bir artış gözlenmiştir. Bu hastalık ABD'de en seyrek kanserler arasında iken bu artış nedeniyle en sık karşılaşılan 5. kanser olmuştur. Halen bu artışa nelerin yol açtığına ilişkin yeterli bilgi bulunmamaktadır. Hastalığın nedenleri de tam olarak bilinmemekte, bir kişi bu hastalığa yakalanırken bir diğerinin neden yakalanmadığı tam olarak açıklanamamaktadır. Toplum düzeyinde yürütülen kanser araştırmalarında, NHL'ya yakalanan insanlarda yakalanmayanlara göre daha fazla olduğu gözlenen bazı risk faktörleri aşağıda sıralanmaktadır. Ancak burada da tam bir açıklık bulunmamaktadır: Bu risk faktörlerine sahip pekçok insan NHL'ya yakalanmazken, bu risk faktörlerinden hiçbirisini taşımayan pek çok insanda da bu hastalık karşımıza çıkmaktadır.

Yaş/Cinsiyet: NHL yaş ilerledikçe daha fazla sıklıkta görülmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla orandadır.
Zayıflamış Bağışıklık Sistemi: NHL, doğumsal bağışıklık sistemi sorunu bulunan kişilerde, otoimmün hastalıklarda, HIV/AIDS varlığında ve organ transplantasyonu nedeniyle bağığıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlarda daha fazla görülmektedir.
Virüs: HTLV-1 (insan T-lenfotropik virüsü) ve Epstein-Barr virüsleri, NHL'ya yakalanma olasılığını artıran enfeksiyon ajanlarıdır.
Çevre: Pestisitler, solventler gibi belirli kimyasal maddelerle çalışan ya da bunlara yoğun biçimde maruz kalan kişilerde NHL'ya yakalanma olasılığı yükselmektedir.
NHL konusunda, kendi durumuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak ve varsa endişelerini gidermek isteyen kişilerin, doktorlarıyla bu duygu ve düşüncelerini paylaşmaları son derece yararlı olacaktır

LENF KANSERLERİ ve TEDAVİSİ

LENFOMALAR (Mikozis Fungoides ve Sezary Sendromu)

Herbalist Atabay Güveloğlu 1986 dan bu yana, içerisinde doktor hastaların da bulunduğu yüzlerce yaşlı ve genç insanı lenfoma türü hastalıklardan bitkisel ilaçları ile kurtarmıştır. Hastalar iyileştikten sonra hiç bir tedavi görmeden sağlıklı şekilde 10 yılı aşmış sürede yaşamaktadırlar. Böyle bir sorunla karşı karşıya olanların, kemoterapilerle birlikte veya hemen akabinde 6 ay mutlaka Güveloğlu'nun bitkisel formüllerini ulgulamalıdırlar...

Lenfomalar, lenfoid doku kökenli hücrelerin yani lenfositler makrofajlar, bunların öncülleri ve bunlardan türemiş olan hücrelerin malign neoplazmalarıdır.Yani bu kanserler vücudumuzdaki bağışıklık sisteminin anormal çoğalması sonucu gelişir. İki geniş lenfoma türü vardır:

Hodgkin lenfoma(Hoçkin lenfoma)

Non-Hodgkin Lenfoma

Her ikiside lenfoid dokudan köken almasına rağmen hodgkin hastalığı lezyonlarında REED_STERNBERG dev hücreleri vardır.

Bu girişten sonra bu haftaki konumuz olan NON-Hodgkin hastalığının deri tutulumu ile karakterize iki türü olan Mikozis fungoides ve Sezary sendromu hakkında.Her iki hastalıkta T lenfositkökenlidir. (en sık CD4 fenotipinden)

Mukozis fungoides inflamatuar premikotik dönemle kendini gösterir.Sonra plak dönemi ve tümör dönemi şeklinde ileleme olur.Histolojik olarak,neoplastik T hücrelerinin epidermiste ve üst dermiste ifiltrasyon oluşturduğu görülür. Bu hücreler nükleer membranın belirgin kıvrımlar oluşturması ile karekterize serebriform nükleuslara sahiptir. Hastalık ilerledikçe lenf nodlarına ve organlara yayılım görülür.Mukozis fungoidesin tanısı lenf ve doku biopsisi ile konulur.

Sezary Sendromu ,deri tutulumunun jeneralize(yaygın)eritrodermi ile kendini gösterdiği ve serebriform nükleuslara sahip Sezary hücrelerinin lösemik yayılımının görüldüğü bir durumdur.Sezary hastalığının tanısı;periferse Sezary hücrelerinin görülmesi ile konur.

Plak yada tümör dönemindeki mikozis fungoides vakalarının %25'inde dolaşımda Sezary hücreleri mevcuttur.

Tedavilerİ alkilleyici bir kemoterapötik ilaç Nitrojen Mustard ve Psoralen ve ultraviyole A'(PUVA) nın birlikte kullanılması ile yapılır.Bu tümörlerlü hastalaarın ortalama yaşam süresi 8-9 yıldır.

HODGKİN'S DIŞI LENFOMALAR Non-Hodgkin Lenfoma

Lenf sistemi bedenin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Vücudun hastalıklar ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur. Lenfatik sistem ince lenf damarlarının oluşturduğu ve kan damarları gibi dokulara ulaşan ve bütün vücudu saran bir ağ oluşturmaktadır. Lenf damarları renksiz bir sıvı olan lenf sıvısı taşır. Lenf sıvısı enfeksiyonlarla savaşan ve lenfosit adı verilen hücreler içerir. Bu damarlar ağı içinde lenf bezleri adı verilen küçük organlar mevcuttur. Lenf bezleri kümeler halinde, başlıca kol altında, kasıkta, boyunda, göğüste ve karında bulunurlar. Dalak, timus, bademcikler ve kemik iliği de lenf sisteminin birer parçasıdır. Lenf dokusu ayrıca mide, barsaklar ve deri gibi bedenin diğer bölümlerinde de bulunur. Kanser vücüdun temel yaşam birimi olan hücrede başlayan bir grup hastalığın ortak adıdır. NHL'yı anlamak için, normal hücreler hakkında bilgi sahibi olmak ve kanser durumunda neler değiştiğini bilmek yararlı olacaktır:

Beden pek çok değişik tipte hücreden oluşmuştur. Normalde, hücreler ancak gerek olduğu zaman büyür ve başka hücreler oluşturmak üzere bölünürler. Bu düzenli süreç vücudun sağlıklı kalmasını sağlar. Bazen yeni hücrelere gerek duyulmazken de hücreler bölünmelerini sürdürür. Bu durum o bölgede doku miktarının uygun olmayan biçimde artmasına, dokularda büyümeye, kalınlaşmaya ya da bir kitlenin ortaya çıkmasına yol açar. Bu kitleye tümör denir. Tümörler iyi huylu (kanserli olmayan) ya da kötü huylu (malin, kanserli) olur.

NHL'da, lenf sistemi içindeki hücreler anormal özellikler kazanır: Çok hızlı bölünür, düzensiz ve denetimsiz olarak büyürler. Yukarda anlatıldığı gibi lenf dokuları bedenin pekçok bölgesinde bulunmaktadır. NHL bu bölgelerden herhangi birinde ortaya çıkabilir: bu tek bir lenf bezi olabileceği gibi, bir lenf grubu da olabilir; bazen de lenf sisteminin kemik iliği veya dalak gibi bir başka bölümünde ortaya çıkabilir. Bu tip kanser bir lenften, bir lenf kümesinden bir sonrakine doğru düzenli bir yayılım gösterme eğilimindedir. Örneğin boyun lenf nodlarında ortaya çıkan NHL, önce köprücük kemiği üzerindeki, sonra göğüste kolların altındaki lenf bezlerine doğru yayılabilir. Bazı durumlarda hastalık tüm bedeni kaplayabilir.

Yukarda açıklandığı gibi NHL, tıpkı Hodgkin's hastalığı gibi lenf dokularının bir hastalığıdır ve diğer organlara yayılım gösterebilmektedir. Ancak NHL'nın nasıl bir seyir göstereceği, Hodgkin's hastalığına göre daha az öngörülebilmektedir. NHL, Hodgkin's hastalığına göre daha fazla oranda lenf dışı metastaz yapma eğilimi sergilemektedir. Hastalığın seyri (prognozu) histolojik tipine, evresine ve uygulanan tedaviye göre farklılıklar göstermektedir.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

NHL'nın sıklığında son on-yıllarda büyük bir artış gözlenmiştir. Bu hastalık ABD'de en seyrek kanserler arasında iken bu artış nedeniyle en sık karşılaşılan 5. kanser olmuştur. Halen bu artışa nelerin yol açtığına ilişkin yeterli bilgi bulunmamaktadır. Hastalığın nedenleri de tam olarak bilinmemekte, bir kişi bu hastalığa yakalanırken bir diğerinin neden yakalanmadığı tam olarak açıklanamamaktadır. Toplum düzeyinde yürütülen kanser araştırmalarında, NHL'ya yakalanan insanlarda yakalanmayanlara göre daha fazla olduğu gözlenen bazı risk faktörleri aşağıda sıralanmaktadır. Ancak burada da tam bir açıklık bulunmamaktadır: Bu risk faktörlerine sahip pekçok insan NHL'ya yakalanmazken, bu risk faktörlerinden hiçbirisini taşımayan pek çok insanda da bu hastalık karşımıza çıkmaktadır. Yaş/Cinsiyet: NHL yaş ilerledikçe daha fazla sıklıkta görülmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla orandadır.

Zayıflamış Bağışıklık Sistemi: NHL, doğumsal bağışıklık sistemi sorunu bulunan kişilerde, otoimmün hastalıklarda, HIV/AIDS varlığında ve organ transplantasyonu nedeniyle bağığıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlarda daha fazla görülmektedir.

Virüs: HTLV-1 (insan T-lenfotropik virüsü) ve Epstein-Barr virüsleri, NHL'ya yakalanma olasılığını artıran enfeksiyon ajanlarıdır.

Çevre: Pestisitler, solventler gibi belirli kimyasal maddelerle çalışan ya da bunlara yoğun biçimde maruz kalan kişilerde NHL'ya yakalanma olasılığı yükselmektedir. NHL konusunda, kendi durumuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak ve varsa endişelerini gidermek isteyen kişilerin, doktorlarıyla bu duygu ve düşüncelerini paylaşmaları son derece yararlı olacaktır

BELİRTİLERİ NELERDİR?

NHLnın belirtileri sıklıkla aşağıdaki biçimlerde ortaya çıkmaktadır: Nedeni açıklanamayan ateş ,gece terlemesi,süreklilik gösteren yorgunluk hali,nedeni açıklanamayan kilo kaybı,deride kaşıntı,ciltte kırmızı lekeler,bu ve benzeri belirtilerin mutlaka NHL'nın var olduğu anlamına gelmediği, başka nedenlerle de benzer belirti ve bulguların ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Bu belirtilerin varlığında kişi doktoruna başvurmalıdır. Böylelikle hastalık ne olursa olsun erken dönemde tanı ve tedavisi mümkün olabilecektir. Önemli bir nokta da şudur: Kanser ile ağrı başlangıçta birlikte ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle örneğin boyun, koltuk altı ve kasıklardaki şişlikler için mutlaka ağrının ortaya çıkması beklenmemelidir. NHL'nın erken aşamalarında ağrı bulunmayabilir.

HODGKİN DIŞI LENFOMA TİPLERİ

Doktorlar yıllar içinde farklı NHL tiplerini tanımlamak için çaba harcamıştır: İki önemli kriter bu tanımlamada etkili olmaktadır: İlki, kanser hücrelerinin mikroskop altında görünüşü. İkincisi de kanserin büyüme ve yayılma hızı. Orta ve yüksek dereceli lenfomalar olarak da bilinen "agresif lenfomalar" hızlı bir yaygınlaşma ve ilerleme eğilimi gösterir. Düşük dereceli lenfomalar ise yavaş seyirlidir ve daha az belirtiye yol açar.

HODGKİN HASTALIĞI

Hodgkin hastalığı günümüzde,tanının ilerlemesi, evreleme ve tedavideki gelişmeler sonucu hastaların çoğunda iyileşterilebilen bir hastalık haline gelmiştir.40 yıl önce tedavi edilemeyen sürvi bir yılın altında iken ,tıbbın ileremesiyle tüm kür oranı %20 den %74 ‘e yükselmiştir.

PATOLOJİ:

HH.Muhtemelen T-lenfosit orjinli bir hastalıktır.Tanı Reed-Stenberg hücresi görülerek gerçekleşir.(İki veya daha fazla çekirdekli ve herbiri belirgin hükleos’ludur.Hücreler büyüktür.)Günümüzde kullanılan tasnife göre;lymphosit predominal nodüller sklerozan,mikst süllüler ve lenfosit depletion şeklinde klasifiye edilirler.Hastaların %70-80 ‘ini nodüller sklerozan ve mikst sellüler tip şekil eder.

KLİNİK GİDİŞ: En sık 15-34 yaşları arası ve 50 yaş üzerinde olmak üzere iki yaş grubunda yükseklik gösterir.Non-Hodgkin lenfomalarının aksine olarak H.H. genellikle lokalizedir.ve aksiyal odları tutar.Hastalaın %50 ‘sinde mediasten tutulur.Periferik nod yayılımı ,Waldeyer halkası ve mezenterik nod tutulması nadirdir.B semptomu olmayanlarda karaciğer ve kemik iliğide yayılımı da nadirdir. Eğer karaciğer tutulmuşsa dalakta da daima hastalık bulunur. Evre I %15, II %40, II %35, IV %10 civarında olmak üzere hastalar dağılım gösterir. Evre I hastalıkta B semptomu %10’un altında iken Evre IV te %80 oranda bulunur.

Erken evredekilerin çoğu lenfosit predominans ve nodüller sklerozan geç evredekinlerin çoğu ise genellikle lenfosit deplesyon tipindedir.

Evreleme: Ann Arbor klasifikasyonuna göre IV evreye ayrılır.Sistemik semptomların bulunmasına göre A ve B subgrubuna ayrılır.Ekstra nodal hastalık (E), dalak tutulması http://www.msxlabs.org/forum/images/smilies/msn_moon.gif ile gösterilir.

Evreleme ve Tanı Çalışması:

1)Hikaye
2) Fizik Muayene(Lenf nod ,karaciğer ,dalak dikkatli muayene)
3)Biopsi
4)Radyolojik çalışma (Akciğer granifisi ,İVP.Lenfonjiografi,iskelet taraması
5)Labrotuvar çalışması (Tam Kan sedimantasyon,Alkalen fosfatas BUN,SGOT,SGPT)
6) Karaciğer sinti grafisi bunlara ek olarak özel çalışmalar

1)Akciğer Tomografisi
2)Toraksin kapüterize tomografisi 5)Staging Laporatomi: Klinik evreyi %25-30 olguda büyütür. %10 olguda ise alt evreye geçirir. Birlikte yapılan splenektomi dalak yayılımını ,karaciğer ve lenfatik yayılımını ortaya çıkartabilir. Ayrıca dalak çıktığı için tedavi alanı küçüleceğinden yan etkiler azalır.Laparatomi; hastalığın evresini değiştirebilecek ise yapılmalıdır. Örneğin Evre IV veya III te gereksizdir. Laparatomide
A)Karnın içinin inceleme ve palyasyonu
B)Splenektomi
C) Karaciğerin her lobunda biopsi
d)nodlardan biopsi
e)Ofaropeks’yi içerir.Spelnik pedikül ve biopsi alınan şüpheli nodül bölgelerine Klips konur. Bu radyoterapiste yardımcı olur. Ooferopeksi yeri de klipsle işaretlenmelidir.Laparatominin gereksiz olduğu durumlar;

a)Klinik Stage III ve IV
b)Stage I üst servikal nodülü veya mediasten hastalığı (özellikle geniş mediastinal hastalıkta )
c)10 yaşın altındaki çocuklarda

TEDAVİ VE SONUÇLARI

Genellikle ilk tedavi radyoterapi ile yapılmaktadır.Radyoterapi uygulamasında a)Kopüterize dozimetrik planlama b)Megavoltaj cihaz (4-6 MeV accelatör) c)Kostumayad alloy blok avantajlar sağlamaktadır.

Hastalar karşılıklı paralel alanradan tedavi edilirler.(Ön-arka) günlük doz rad ve total doz 3600-4400 rad civarındadır.Klinik olarak (-) nodüllere 4000 rad verilir.

Hodgkin hastalığı radyoterapisinde değişik bölgeleri bir alan içerisine sokmak için özel alanlar tarif edilmiştir. a)Mantle Field (Mediasten ,hilar ,servikal, aksiller, supraklaviküller, infraklaviküller nodüller) b)mini mantle: (Mediasten veya hiluslara ) verilmeden mantle tedavisi. c)Extented mantle:Mantle tedaviye L3-L4 e kadar paraortik ,iliac ve femoral nodlar.

e)Pelvis:Kommen ve external ilyak,inguinal ve fermoral nodlar. f)paraaortik ve splenik pedikül (L4 seviyesine kadar) g)Waldeyer halkası: Bu yöntemler arka arkaya hastanın durumu ve kan tablosu imkan verirse kullanılabilir.h)Total Nodal ışınlama(mantle ve inverted Y) i subtotal nodal ışınlama (mantle paraotrik ve splenik pedikül). Bu yöntemle hastalığın evre ve yayılıma göre saptanır.

ERKEN HASTALIKTA TEDAVİ (Evre I veII)

Erken Hodgkin Hastalığında mantle veya paraaotrik, splenik pedikül ışınlaması tercih edilir. Sonuçta %75-85 5 yıl hastalıksız sürvi sağlanır.Nükste kemoterapi hastaların çoğunda etkindir.Tüm 5 yıl sürvi %90’dır. Diafragma altı hastalık daha az görülür, radyoterapi ile sonuçlanan sonuç iyidir.Supradiyagfrakmatik lezyonda: Geniş mediatinal kitle (6 cm den büyük) görüldüğünde sadece radyoterapiden sonra nüks ihtimali daha yüksektir.Ayrıca bunlara staging laparatomi yapmaya gerek yoktur.Lenfanjiyografi dahil yapılmaz hava yoluna bası vardır. Bunlarda tedavi mantle-field radyoterapi yapılır. Akciğer yayılımı varsa alana dahil edilir.(150 rad /günde1500 rad ) iki hafta sonra tümör küçülünce daha daraltılır. Ve 4000 rad ‘a ulaşır.Eğer küçülme olmazsa radyoterapi kesilerek 1500 rad dan sonra kemoterapiye başlanır.Eğer gerekiyorsa laparatomi tümörü radyoterapi ile kaybolanlarda yapılabilir. Başlangıçta tümörün büyük olduğu durumlarda kemoterapiyle başlanır ve tümör küçültükten sonra radyoterapi uygulanır.Bu da radyoterapi alanının Pedieatrik Hodgkin H.da kemoterapiyle başlanıp düşük doz radyoterapi verilmesi uygundur.Çünkü pubedte öncesi çocuklarda radyasyon etkilidir. Bu kombinasyonla iyi sonuç alınmıştır ancak kemoterapiyle bağlı sterlitenin önüne geçilemez.

İLERLEMİŞ HASTALIKTA (EVRE III-IV)

Kemoterapi kombinasyonu ile sonuçlar iyiye gidilmiştir.(5 yıl sürvi Evre III te %50-90,IV te %50-60 tır.) Seçilmiş evre IIIA hastalarda radyoterapi değerini kaybetmemiştir.Ayrıca radyoterapi kemoterapi ile eklenince remisyon süresi uzamaktadır.

Stage IIIA: Sadece radyoterapi ile nüks alanı %50 dir.Radyoterapi bu hastalarda a)hastalığın üst abdomende, dalak tutulması ve splenik hilus, çölyak,veya portal nodüllerde olduğunda b) Hastalığın paraaortik, ilyakve mezenterik nod tutulması olduğunda uygulanır. Bunlarda da hastalığın çok odaklı olduğunda splenik nodüllerin 5’ten fazla olduğu hallerde gene kemoterapi tercih edilir.

Stage IIB-IV: En iyi kemoterapi kombinasyonu ile tedavi edilirler.(MOPP,ABVD vs). Kemoterapiyle remisyona giren hastalarda ;klinik yayılım bölgelerine 1500-2000 rad radyoterapi verilmesinin remisyon süresini uzattığı idda edilmektedir.

YAN ETKİLERİ(RADYASYON A BAĞLI MORBİDİTE)

En çok yan etki mantle-field tedavide görülür. Yan etkiyi azaltmak için larenks, Kalp apeksi,spinal kord ve humerus başı korunur.

AKUT REAKSİYONLAR:

a)Xderi Reaksiyonu:kalıcı değildir.Hafiftir.Kuru deskuamasyon,eritem ve pigmentasyon görülür.Nadiren sulu deskuamasyon olur.

b)Xerostomi: Radyoterapi sırasında görülür,kalıcı değildir.

c)Odinofaraji: Hafiftir ve kelıcı değildir.Mantle tedavinin 2. ve 3.haftasında görülür,tedaviden sonra düzelir.Şikayeti azaltmak için anastezik (mesela Oxain) analjezik verilebilir.

d)Bulantı: Daha erken görülebilir.Antiemetik ve cannabinoidlerle düzelir.

e)Saç Dökülmesi:Kalıcı değildir.Daha çok ense ve axillda görülür.

f)Myelosupressyon: Belirli bir kemik iliği tedavi alanına girince görülür. Genellikle hafif ve düzenleyicidir.Sadece mantle-field veya diyafragma altı alanın ışınlanmasında hafif lökopeni terapiyle ardarda kullanıldığında bu durum şiddetli olabilir. Bunlarda kan tablosunun sık sık kontrolü gerekir.

KRONİK REAKSİYON

1.Pnömöni: Mantle Field tedavisinde semptomatik pnömöni hastalarının %2-5 inde görülür.

2.Kardit : Hastaların kalbi radyasyon alanına girdiğinde %3 ten daha az olmak üzere perikardit görülebilir.Bu non-konstruktif akut perikardit radyoterapiden haftalar aylar sonra görülür. Ortaya çıkışı genellikle ateş,taşikardi,substernal ağrı ve sürtmesesi ile birlikte perikardial effüzyon şeklinde olur.3000 rad ‘ın üzerindeki doz tüm kalbe verilirse %50 oranında perikardit görülür. Kalbin ışınlanması gerekli ise 1500-2000 rad doza erişilince kalp apeksi radyasyon alanı dışına çıkarılmalıdır.Konstrüktif perikardit tedaviden 6 ay veya yıllar sonra görülür.Akut perikarditten önce veya sonra çıkabilir. Tedavide kortizon kullanılır. Radyasyon myokardit veya kroner arter hastalığı yapması nadirdir.

3.Kısırlık: Saçılan radyasyon nedeniyle pelvis ışınlamalarında hafif oligospermi veya over disfanksiyonu görülebilir.Kendiliğinden düzelebilir.Erkeklerde skrotum korunmasıyla doz 100 rad ın altındadır.ve kalıcı oligasperm nadir görülür.

Kadında midline Ooferopeksi ve orta bölgenin korunması (10 HVL Blok) ile over dozu minimal olur.Geçici menstruasyon bozukluğu sıktır.Sonradüzelir.Fakat inverted Y tedavisi gören hastalarda %20 sinden azında devamlımenstrual düzensizlik ve infertilite gelişebilir.

LHERMİTTE BELİRTİSİ: Mantle irradyasyonu gören hastaların %15’inde görülen düzelici bir komplikasyondur. Uyuşukluk ,sızlamave baş fleksiyonda iken elektiriklenme hissi şeklindedir.Standart radyasyon dozlarında norölojik problem çıkarmaz.

HİPOTİROİDİ:Mantle tedavi gören hastaların %10’undan daha azında klinik hipotiroidi oluşur.Bu lenfanjiyografi yapılanlarda daha çoktur.Kimmyasal tiroid fonsiyon bozukluğu özellikle yüksek TSH sık görülür.Tüm hastalarda tiroid fonsiyonlardaki bozukluğu değerlendirmek için T3T4 ve TSH seviyesi esas alınır.

LÖSEMİ:Hodgkin hastalığında radyoterapi ve kemoterapi kombinasyonu kullanılmasına takiben lösemi gelişebilir.Başarıyla tedavi edilen hastaların %7-10 ‘unda ANLL fetal görülebilir.Bu komlikasyon yıllar sonra ortaya çıkar.

KEMİK GELİŞİMİNDE DURMA:Çocuklarda epifizlerin tedavi alanına girmesi sonucu kemiklerde gelişme geriliği ve deformite oluşabilir.

NON-HODGKİN LENFOMA

GENEL BİLGİ:

Bu grup hastalıklar patoloji, klinik gidiş veya tedaviye cevapta Hodgkin Hastalığından farklıdır.Bunlarda da Ann Arbor Evreleme sistemi kullanılır. Ancak sıklıkla radyoterapi ve kemoterapiye oldukça iyi cevap vermesine rağmen daha az kürabldır.

PATOLOJİ:

Bu hastalıkta kullanılan en yaygın patalojik klasfikasyon sistemi Rappaport sistemidir. Bu sistem yapısal şekil (nodüller veya diffüz) ve hücre tipi (iyi difransiye lonfositik) , kötü difransiye lenfositik ,histiositik veya mikst) esasına dayanır. Bu sistemin klinik olarak faydalı olmasına rağmen itirazlar vardır. Çünkü çıkış hücresini doğru tarif etmez veya bugünkü imminolojik Konseptlere uyum sağlamaz.

Bu amaca yönelik Working formulation önerilmiştir.Lenfomalar klinik davranışlarına göre üç grade ayrılırlar.Her grade’in ise 3-4 subtipi vardır.

Hastaların yarsı nodüller lenfomadır.Ancak nodüller lenfomalı hastalırın çoğunluğu hastaların tabii hikayesinin bir parçası olarak difüz paterne dönüşür.Nodüller lenfomaların çoğunu teşkil eden küçük tembel lenfositler gitgide histiositik lenfomanın geniş transforme lenfositlerine dönüşebilir.Histiositik lenfomalırın sık sık lokalize görülüşünün aksina lenfositik lenfomaların yaygın görülüşüde küçük transforme olmamış lenfositlerin dolaşıma geçme yatkınlığı artar.

Tablo 8.2

Pappaport sınıflaması ve Working formalation ‘ın mukayesesi:

Working Formalation: Rappaport Denki

Düşük Grade

Küçük Lenfosit DLİD

Folliküler,Predominant

Küçük Hücreli yarıklı NLKD

Folliküler,mikst küçük hücreli

Yarıklı ve larç hücre NM

Ara Grade

Folliküler,Predominant larç hücre NH

Difüz, küçük yarıklı hücre DLKD

Difüz mikst, küçük ve larç hücre DM

Difüz larç hücre DH

Yüksek Grade

Larç hücre,immünoblastik DH

Lefoblastik LB

Küçük Yarıksız hücre DU

D: Difüz N:Nodüler

LB:Lenfoblastik hücre tipi LİD: Lenfositik iyi difransiye

LKD: Lenfositik kötü difransiye H:Histiositik

M:Miskt lefositik U:İndifransiye

Klinik Özellikler:

Teşhis ortalama yaşı 50-60’tır.Non-Hodgkin lenfomaların çoğu B hücreli veya null hücrelerinden (lenfoblastik lenfoma hariç) kaynak alırlar.Nadiren lokalizedirler.(%10’un altında ) arasıra mediasten’i tutarlar (%20’nin altında) ve hodgkin hastalığının aksine periferik nodal alanları (örneğin epitroklear ve Waldeyer halkası) ve mezenterik nodları tutmaya yakındır. Özellikle nodüler lenfomalılarda kemik iliği ve karaciğer tutulumu sıktır.

Sistemik semptomlar Hodgkin lenfomaya göre Non-Hodgkin lenfoma da daha az sık olup,prognostik olarak önemli değildir.

Non-Hodgkin Lenfomalar “Favorabl tembel histolojiler (NLİD,DLKD,NM)” ve “ Unfavorabl-agressiv hisitilojili (DH,DLKD)” olmak üzere gruplanabilir.Favorable (olumlu) histoloji hastalarda genellikle yavaş ilerleyen lenfadetolojili ve %90’ın üzerinde ilerlemiş evre II ve IV hastalık vardır.

Unfavorable (olumsuz) histolojili hastalarda genellikle hızlı ilerleyicili lenfaadenopati olmasına karşın %30-45 ‘i evre I veya II hastalıklıdır.

Lenfoblastik Lenfoma: Be lenfoma genelikle T-Cell orijinlidir ve genç erkekte tipik mediastinal kitle şeklindedir.Hematolojik,kemik iliği ve merkezi sinir sistemi tutulumu sıklıkla mevcuttur.

Burkitt Lenfoması: Bu B-Cell Lenfoması sıklıkla çocuklarda görülür. Afrikalı çocuklarda genellikle masilla veya alt çenede bir kitle ile sergilenmesine rağmen,Amerikalılarda sıklıkla yaygın intraabdominal hastalık olarak görülür.Amerikan tipinde daha az olmakla beraber Afrika tipinde Ebstein-Barr virüs antijeni sıklıkla tespit edilebilir.Hastalık sadece iki gün olan iki katı zamanı ile çok agrasivdir.

EVRELEME

Hodgkin hastalığının aynıdır.Ann Arbor sistemi kullanılır.

WORK-UP (ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARI)

Hikayesi ve fiziksel değerlendirmeye ek olarak primer değerlendirme de şunlar içermelidir.:

Radyolojik Çalışmalar:Göğüs radyogramı, lenfanjiogram ve/veya abdominal CT taraması

Labratuvar Çalışmaları: CBC-Tam kan Sayımı,Sedimantasyon hızı,SGOT,SGPT,Alkalen fosfataz,BUN,Kreatenin,Ürik Asit

Kemik İyiği Biopsisi: Favorable (olumlu) lenfomalarda tek bir biopsi ile numüneleme hatası %10-15 olacağından Bileteral iliak kanat biopsilerine ihtiyaç vardır.

DİĞERLERİ

IVP,Retroperitoneal büyük lenfadenopati bulunduğunda .Üstgastrointestinal ince bağırsak dahil eğer Waldeyer halkası tutulmuşsa.Çünkü hastaların %10 unda birlikte tutulum olabilir.Karaciğer biopsisi :Evre III hastalarda eğer hepatik yayılım tedaviyi değiştirecekse uygulanır.Serebro Spinal Mayii değerlendirilmesihttp://www.msxlabs.org/forum/images/smilies/msn_tongue.gifediatrik ,indifransiye ve lenfoblastik

lenfomalarda ,direkt Coombs Testi: Özellikle anemini hastalarda yapılmalı,çünkü NHL’larda otoimmün homolitik anemi görülebilir.

Stagini Taparotomy: Tedavi kararını nadiren etkilediği için vakaların çoğunda endike değildir. Özellikle laporatomiden genellikle kaçınılmalıdır. Çünkü yukarıda sıralanan sınırlamalar ,özel lenfanjiografiye ek olarak CT veya CT olmaksızın ,kemik iliği biopsisi ve karaciğer biyopsisi sadece olguların %10’unda yalnış negatif çıkması nedeniyle evrelemede oldukça doğru sonuç alınır.

TEDAVİ VE SONUÇLAR

Radyoterapi Non-Hodgkin lenfomalı hastaların bazılarında küratif bir potansiyele sahiptir.Özellikle erken hastalıkta bu geçerlidir.2500-3500 rad lık bir dozda difüz histiositik lenfoma dışında hepsinde %90’ın üzerinde bir derecede lokal kontrol sağlanır.

Diffüz histiositik lenfomalılarda radyoterapistlerin çoğu daha yüksek dozlar (4500-5000 rad )’ı lokal kontrol için kullanırlar.

TEK ALAN VE KOMBİNASYON KEMOTERAPİSİ

Non-Hodgkin lenfomaların tedavisinde geniş şekilde kullanılır.Kombinasyon kemoterapi rejimleri çok çeşitlidir.Bunlardan en çok bilinen birkaçı MOPP,C-MOPP (Sitoksan,Vincristin,Prednizon) ve CHOP (Sitoksan ,Doxorubicin,Vincristin,Prednizon). Kombinasyon kemoterapisi ilerlemiş evrelerdeki Difüz histiositik lenfomalı hastalarda küratif bir potansiyel taşır.

KOMBİNE MODALİTE

Tutulmuş alan veya genişletilmiş alan irradyasyonun kemoterapi ile kullanımının yaklaşımının üstünlüğü henüz gösterilmemiştir.Bu yaklaşım etkin olduğu hastaların idantifiye edilmiş sub grupları üzerindeki araştırmalar devam etmektedir.

ERKEN HASTALIK

Genel olarak lokalize hastalık (Evre I ve Contiquous ve Evre II ) veya lokalize sınır dışı lenfoma AvreIe sadece radyoterapi ile tedaviedilebilir.Bunlarda küçük,ortaveya geniş radyasyon alanı kullanımı arasında sürvi açısından önemli bir fark yoktur.

FAVORABLE (OLUMLU ) HİSTOLOJİLER

Erken evrede favorable histolojisindeki lenfoma seyrek görülür ve tedavinin yeterliliği bakımındanuzun süre takibi gereken yavaş klinik gidişi vardır.Radyoterapi son derece seçkin tedavidir ve etkinliği ispatlanmıştır. Radyoterapiyi takiben nüksüz yaşam 5 yılda %60 iken 10 yılda %50 ye düşür.Nüks genellikle total nodal ışınlamadan daha dar tedavi verilenlerde görülür.Total lenfatik ışınlama verildiğinde bunun tersine ekstralenfatik nüks görülür.Yaklaşık %50 kür oranı ortaya koyan bir nüks eğrisi düzleşmesi mevcuttur.

UNFAVORABLE (OLUMSUZ ) HİSTOLOJİ:

Bunların erken evresinde çoğunlukla diffüz histiositiktir ve hetorejen bir gruptur.Tedavi sonucunu etkileyebilecek faktörler:Hastalık çıkış bölgesi ,nodal veya ekstra nodal oluşu hastalığın büyüklüğü, hastanın yaşı, klinik veya patolojik evreleme gibi durumları içerir.Genelde radyoterapi seçkin tedavidir.Ancak erken evre diffüz histiositik lefoma tedavisinde kemoterapi ilavesi değerli olabilir.

Mide, kemik veya baş boyun tutulumu hastaların çoğunluğu radyoterapi tedavi edilebilir.Santral sinir sistemi tutulumu nadiren kürabl dır.Genellikle ekstra nodal tutulum ve evre I hastalık daha iyi sürviye sahiptir.4 tutulum bölgesinden az hastalık veya 2,5 cm den daha küçük hastalıkta başarısızlık daha azdır.2.5 cm den daha büyük (bulky) tümörlü 60 yaşın altındaki hastalar 60 yaşın üzerindekilerden daha iyidir.Lokalize unfavorable lenfomaların küçük bir bölümünde karın tutulumu laporatomi ortaya koyabilir.Çünkü klinik ve patolojik evreleme bütünüyle eşit değildir.Kemoterapinin tekbaşına veya kombine model tedavisi Evre I-II unfavorable histiloji (Özellikle DHL) malign lenfamalarda araştırılmaktadır.

İLERİ HASTALIK (Evre III-Iv)

Favorable Histoloji: İleri evre tembel hastalıkta tedavi yaklaşımı sadece palyatiftir. Asemptomatik hastalık palyatif tedavi gerekinceye kadar ortalama 3 yıl katip edilebilir. Bunlarda ortalma sürvi 10 yıldır.Semptomatik hastalar tek alkatyting ilaca cevap verir, %50-60 tam cevap vardır.Bu cevap kombine kemoterapide %70, tüm vücut ışınlamasında %60 tır.Tedavi palyatif olduğudan bilinçsiz şekilde devam edilmemesi önemlidir.Ancak tam remisyon elde edildiğinde kesilebilir.

Tedavinin şekli tüm vücut ışınlamasıdır.Haftada 2 defa 15 rad olarak 75 Rad uygulanır,bunu takiben platelet sayısını düseltmeyi sağlamak için tedaviye ara verildikten sonra total doz 150 rad ‘a tamamlanmak üzere ışınlama tekrarlanabilir.

UNFAVORABLE HİSTOLOJİSİ:

Sistemik kombinasyon kemoterapisinin Evre II-Iv diffüz histiositik lenfomada hastalarda küratif potansiyel olduğu idda edilir.%40-60 tam remisyon oranının 2-5 yıl destekle oluştuğu bildirilmiştir.Kemoterapi ve radyoterapi birlikt kullanılarak yapılan kombine tedavi sonuçları Evre III hastalıkla hastaların sürvisinde iyileşme sağlayabilir.

DİĞERLERİ:

Burkit Lenfoma: Tedavi primer olarak sistemik kemoterapidir.Cerrahi geniş intraabdominal hastalıkta debulking (küçültme) de faydalı olabilir.Radyoterapi sık sık proflaktik kranial tedavi için kullanılır ve büyük tümör bölgesinde pekiştirme tedavisi olarakta faydalı olmaktadır.Hastaların hidrate edilmesi ve allopurimal’ün kemoterapiye başlamadan verilmesi çok önemlidir.Çünkü tümörün hızlı cevabı nedniyle ürik asit nefropatisi ve metobolik dengesizlik özellikle hiperkalsemi ortaya çıkarabilir.

LYMFOBLASTİK LENFOMA:

Bu lenfomalar bir T-Cell lösemi gibi multi ajan kemoterapi ,intratekal metotrexate ve kranial ışınlama ile tedavi edilmelidir.

SOLİTER PLAZMOSİTOM

Soliter plazma hücreli tümörler ,myelomaların %10’undan daha azı oluşturur.Bunlar genillikle myelomaların erken evresinde kemikte görülür.Eğer uzun sürede yeterli derecede takip edilirse büyük çoğunluğunun ilerleyerek multiple myelomaya dönüştüğü görülür.Bunun tersine soliter ekstra medüller plazmastomlar sıkılıkta gerçekten lokalizedirler ve 4500 5000 rad lokal radyoterapi verilirse yaklaşık hastaların %80’i tedavi edilebilir.

MULTİPLE MYELOMA

Radyoterapi bu hastalıkta ancak palyatif amaçla kullanılır.Kemik ağrılarının palyasyonunda lokal olarak 2000 4000 rad uygulaması etkin olarak kullanılır.

LÖSEMİLER:

Lösemilerin tedavisi primer olarak kemoterapi ile yapılır ancak radyoterapi bu hastalıkta bir çok yerde rol alır.

AKUT LÖSEMİ:

Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL):

Proflaktik karniyal ışınlama:Lökositi başlangıçta 50.000 ‘nin üzerine veya yaşı 2’den küçük 7’den büyük olanlarda SSS rölapsı başta olmak üzere nüks açınsından yüksek riskli kabul edilirler.

Diğer Kötü Prognoz Faktörleri: T-Cell ve Ph Kromozom (+) liği ırk (siyahlarda kötü) ve lenfoma semptomu (Lenfaadonopati + splenomegali) dir.

İndüksiyon kemoterapisinin tamalanmasından sonra yüksek riskli hastalarda SSS nüksünü önlemek için kranyal ışınlama 1800 rad ve intratekal methotraxate uygulanır.İndüksiyon sonrası kemik iliği remisyona giren hastalarda (en az %50 sinde ) proflaktik ışınlama yapılmayanlardan SSS nüksü olur.Radyoterapi tüm kraniuma,retroorbital bölge ve C2 seviyesine kadar servikal spine verilir.Tedavi süresince uygulanması kranyal proflaxide radyoterapivisi süresince uygulanması kranyal proflaxide radyoterapi gibi etkin değildir, fakat standart risk gurubu hastalarda sistemik nüksü önlemede daha iyi proflaksi sağlayabilir.

TESTİKÜLER IŞINLAMA

Testiküler nüksü tedavi için 1800-2400 rad dozda ışınlama kullanılır.Hastaların 2 yılda bir rutin testis biopsisi yapılır.(o idame kemoterapi kesmeden önce).Eğer biopsi mikroskopik olarak testisinde nüks olanlarda testis ışınlaması ve yeniden indiksiyon kemoterapisi gereklidir ve tedavi seyrek olarak başarılı olur.

Akut Non-Hodgkin-Lymfositik Lösemi (ANLL)

Proflaktik kranyal ışınlama SSS nüksünün önlemede değerli olabilir.Yaklaşık 1000 rad ‘lık yan: 333x3 rad ‘lık fraksiyone tüm vücut ışınlaması endoxan ile birlikte kemik iliği aplazisini sağlamak ve GVH reksiyonuna mani olmak için KİT’den önce kullanılır.

KronikLÖSEMİ :

Kronik Lenfotik Lösemi (KLL)

Alkile edici alaçlara alternatif olarak tüm vücut ışınlaması düyük fraksiyonlarda ,yani 75-100 rad her fraksiyonda 15 rad olmak üzere KLL’de tedavi için kullanılabilir.Hastaların yaklaşık 1/3’ünde tam remisyona girer.Tüm vücut ışınlamasıyla tedavi edilen KLL ‘li hastaların ortalama sürvisi yaklaşık 5 yıldır.

Kronik Myloid Lösemi(KML)

Kronik Mlyeloid lösemi alkile edicilerde tedavi edilir,Özellikle KML’de splenomegaliyi tedavi etmede ilaçlara alternatif olarak dalak ışınlaması kullanılır.Sıklıkla obskopal bir etki (Bu ışınlamanın dışında dokulardaki cevap dolaşan kan elemanlarında görülür.) 25-50 rad lık günlük birkaç dozlar dalağı küçültmeye yeterli olabilir,ancak pansitopeni oluşturmaktan kaçınarak doz düşük tutulmalıdır.Blastik faz süresince radyasyon genillikle az değer taşır.

Admin
06-07-2009, 12:35
LENFOMA NEDİR ?

Lenfoma ,diğer grup onkolojik hastalıklar içinde yaşamın uzatılması ve daha kaliteli yaşam sağlanması ve hastaların kurtarılmaları açısından daha fazla başarı elde edilmiş bir hastalıktır. Lenf sisteminden köken alan habis bir hastalıktır. Lenfomalar öncelikle 2 gruba ayrılır. Hastaların az bir kısmı Hodgkin Hastalığı denilen lenfoma türüne sahiptir. Çoğunluk, Hodgkin dışı (Nonhodgkin) denilen lenfoma grubunda yer alır ve hastaya sadece lenfoma deniliyorsa genellikle bu grup kastedilmektedir.

LENFATİK VE İMMÜN SİSTEM HANGİ ORGANLARDAN OLUŞUR?

Lenfatik ve immun sistem , vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlayan sistemin içinde yer alır. Lenfatik sistemde lenf bezeleri denilen boyun, koltuk altı, kasık bölgelerimizde normalde erişkinlerde genellikle ele gelmeyen küçük yapılar vardır. Ayrıca lenfatik sisteme dahil olan organlar vardır. Bunlar bademcikler, dalak, karaciğer, kemik iliği ve göğüs boşluğumuzda bulunan ve çocuklukta aktif olan bir organ timusdur. Ayrıca mide, ince barsak ve cildimiz katmanları arasında bu lenfatik yapılar yer almaktadır. Hastalık , yukarda bulunan lenfatik yapılardaki normal hücrelerin yerinde anormal şekil, yada hızlı bölünme özellikleri olan hücrelerin ortaya çıkması ile gelişmektedir. Bu hücreler ayrıca dalağa, karaciğer ve kemik iliğine yayılma özelliği gösterebilmektedir.

HODGKİN DIŞI LENFOMALAR

BELİRTİLERi NELERDİR ?

En sık görülen belirti boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerindeki lenf bezelerinin ağrısız şişerek ele gelmesidir. Hastalarda diğer bulunabilen belirtiler ise söyledir; sebebi tam açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik, ciltte kaşıntı.... Bu şikayetler, grip gibi başka hastalıkların seyrinde de görülebilir. Bu nedenle bu tür bulguları olan hastalarda lenfoma teşhisini ancak doktor koyabilir.

TANI NASIL KONUR ?

Lenfoma olasılığı düşünülen hastada kesin tanı konulabilmesi için büyüyen lenf bezinin tümünün çıkartılması ya da her hangi bir organda yerleşmiş ise parça alınması ilk işlemdir. Yapılan bu işleme biyopsi denir. Elde edilen dokuların patolog tarafından çeşitli işlemlere tabi tutularak mikroskop altında incelenmesiyle tanı konur.

Hodgkin dışı lenfoma için çok farklı sınıflamalar vardır. Patolog tarafından hangi tipi olduğu tanı raporunda verilir. Bu tiplerin önemi; hangi tedavi seçeneğinin hasta için uygun olacağını göstermesidir. Doktor hangi tedavi seçeneğini uygulayacağına patoloji raporunda belirtilen tiplemeye göre karar verir.

EVRELEME NEDİR ve NASIL YAPILIR ?

Evreleme hastalığın yaygınlığının belirlenmesi işlemidir. Hastada lenf bölgeleri taranmalıdır. Hastanın el ile saptanabilecek boyun, koltuk altı, kasık vb bölgelerindeki lenf bezlerine muayene sırasında bakılır. Elle saptanamıyan diğer bölgelerinde ise basit direkt röntgen grafileri, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi (BT) yada magnetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılır. Görüntüleme yöntemleri ile genellikle boyun, göğüs (toraks), karın (abdomen) ve alt karının (pelvis) bölgeleri incelenir. Ayrıca kemik iliği biyopsisi yapılarak kemik iliğinde yayılım olup olmadığı araştırılır.

NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

Her lenfoma hastası için tedavi kendine özgündür. Çünkü hastalığın evresine, hücre tipine, hastanın yaşına, hastanın tedaviyi kaldırıp kaldıramayacağına ve lenfoma tipinin hızlı yada yavaş seyirli oluşuna göre doktor tedavinin şeklini ve verilecek ilaçları belirler.

Hodgkin dışı lenfomanın tedavisi ilaçlarla (kemoterapi), ışın tedavisiyle (radyoterapi) veya ikisi birlikte olarak yapılmaktadır. Ayrıca hastadan kök hücre toplanarak yüksek doz kemoterapi sonrası bu kök hücreleri tekrar hastaya verme işlemi (yüksek doz kemoterapi ve otolog periferik kök hücre transplantasyonu), biyolojik ilaçlarlai ve cerrahi olarak da tedavi edilebilmektedir. Bazen yavaş seyirli lenfomalarda hastaya tedavi verilmez ve hasta belli aralarla doktor tarafından kontrol edilerek izlenir. Hastanın tedavisine karar veren uzmanlar tıbbi onkolog ve radyasyon onkoloğu olmaktadır.

TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ NELERDİR ?

Tedavi sırasında kullanılan ilaçları tipine ve dozuna göre bazı istenmeyen etkiler olabilmektedir. Bunlara yan etkiler denir. Burada sık görülenler belirtilecektir. Ancak siz bu tedaviler sırasında fark ettiklerinizi doktorunuza bildirerek bunlarında değerlendirilmesini ve bunlar için yapılabilecek tedavileri öğreneceksiniz.

Hodgkin dışı lenfoma tedavisinde kullanılan ilaçların bulantı ve kusma yan etkisi genellikle hafif ve kısa süreli olmaktadır. Saç dökülmesi bazı tedavilerde hafif bazılarında tamamen dökülme tarzındadır. Ancak tedavi bittikten sonra 6 ay içerisinde genellikle eskisi kadar güzel saçlarınızın geri geleceği bilinmelidir. Kemoterapi sırasında kan hücrelerinin üretim yeri olan kemikiliği de tedaviden etkilenmektedir. Bu karşımıza kırmızı küreciklerin azalması (anemi), beyaz kürelerimizin azalması (lökopeni), enfeksiyonlarla savaşan beyaz küreler içinde önemli bir grup olan nötrofillerin azalması (nötropeni) ve kanama olmasını önleyen trombosit denilen küçük kan hücrelerinin azalması (trombositopeni) olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu kan hücrelerindeki azalma, doktorunuz tarafından belli aralarla yapılan kan sayımları ile izlenecek ve gerekli görülen kan ürünleri başkasından elde edilerek size verilecektir. Kemoterapi böbrek ve karaciğer işlevlerini etkileyebilir ; bu durum gerekli kan tetkikleri ile izlenir. Hastalarda iştahsızlık, damak tat alımında değişiklik, cilt ve tırnaklarda renk koyulaşması, geçici yada kalıcı fertilite(üreyebilirlik) değişiklikleri olabilmektedir. Burada bildirilmiş olan yan etkiler her hastada mutlaka olacak belirtiler olarak düşünülmemelidir.

Radyoterapiye bağlı yan etkiler, ışın yapılan bölge ve verilen doza göre değişkenlik gösterir. Genellikle hastalarda radyoterapinin ilerleyen günlerinde yorgunluk hali gelişmektedir. Hastaya dinlenmesi, yapabildiği kadar hareket etmesi önerilir. Radyaterapi yapılan alanlarda kıl ve saç kaybı, kızarma, kuruluk, duyarlılık ve kaşıntı, cilt koyulaşması sık görülen yanetkilerdir. Boyun ve göğüs bölge radyoterapisi sonrası boğazda kuruluk ve yutma güçlüğü olmaktadır. Karın bölgesine yapılan radyoterapilerde bulantı, kusma, ishal ve idrar şikayetleri ortaya çıkabilmektedir. Kan hücreleri etkilenebileceğinden kan sayımları ile yakın takip edilir.

Ateş yükselmesi ve beklenmeyen kanamalar olduğunda takip eden doktorun hastalar tarafından uyarılması gerekir.

Biyolojik tedaviler aşı tarzında (interferon) uygulanır. Bunların yan etkileri soğuk algınlığı bulgularını andırır. Kırıklık, yorgunluk, titreme, ateş, kas ve eklem ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal olabilir.

Yüksek doz kemoterapi ve periferik kök hücre transplantasyonunda yan etkiler normal dozda kemoterapi tedavisinden daha fazladır. Hastalar kanama, infeksiyon organ yanetkileri açısından yakın takibe alınır.

HODGKİN HASTALIĞI

Lenfomalar içinde yer alan bir alt gruptur. Diğer lenfomalara hodgkin dışı lenfomalar denir. Hodgkin hastalığı lenfomaların yaklaşık dörtte birini ,yani oldukça azını oluşturmaktadır. Vücudumuzdaki lenf organlarından köken alır, genellikle tek veya birkaç adet lenf bezesinin büyümesi hasta tarafından fark edilen ilk olaydır.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değidir. Kardeşlerinde hodgkin hastalığı olanların bu hastalığa yakalanma riski daha fazladır. Ebstein Barr adlı virusun hastalığa yakalanmayı arttırdığı düşünülmektedir. Hastalar genellikle 15 ile 34 yaşları arasındaki genç erişkinlerdir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ TANISI VE TEDAVİSİ

Hodgkin hastalığının belirtileri, tanısı, evrelemesi ve tedavisi (kemoterapi ve radyoterapi) ve yan etkileri Hodgkin dışı lenfoma ile benzerdir (bakınız lenfoma).
Ancak tedavide kullanılan ilaç ve şemalar, veriliş zamanları farklıdır. Hastalığın genel seyri hodgkin dışı lenfomalara nazaran daha iyidir. Hastaların büyük çoğunluğu uygun tedaviyle iyileşmektedir.

Admin
06-07-2009, 12:36
Lenfoma’ bilinmiyor
New York’taki Bilimler Akademisi’nde biraraya gelen gönüllüler ve uzmanlar, dünyanın en hızlı yayılan kanser türü olan lenfoma’ya karşı bilinçlendirme kampanyası başlattılar.

http://www.ntvmsnbc.com/Site_Elements/clear.gif

15 Eylül 2004 — “Dünya Lenfoma Bilinçlendirme Günü”nün gönüllü sözcülüğünü üstlenen Amerikalı ünlü aktör Rob Lowe, lenfoma yüzünden kendi ailesinin yaşadığı şok, korku, depresyon ve zorlukların başkaları tarafından yaşanmasını istemediğini belirtti.


Lenf kanserlerinin genel adı lenfomadır. Oldukça seyrek karşılaşılan kanserlerden olan Hodgkin hastalığı, lenfoma gruplarından biridir. Lenf kanserlerinin geri kalanına Hodgkin-dışı (non-Hodgkin) lenfomalar denir.


Gönüllü sözcülüğünü Amerikalı ünlü aktör Rob Lowe’un yaptığı, ilk kez düzenlenecek olan, “Dünya Lenfoma Bilinçlendirme Günü” öncesi New York’taki Bilimler Akademisi’nde bir araya gelen gönüllüler ve uzmanlar, ilaç firması Roche’un sponsorluğunda dünyanın en hızlı yayılan bu kanser türüne karşı bir bilinçlendirme kampanyası başlattılar.

En hızlı artan ama en az bilinen kanser tipi
Oynadığı filmler ve televizyon dizileri sayesinde uluslararası bir üne sahip olan Rob Lowe, Bilimler Akademisi’nde düzenlenen toplantıda, en hızlı şekilde artmasına rağmen en az bilinen bir kanser tipi olan lenfoma yüzünden kendi ailesinin yaşadığı şok, korku, depresyon ve zorlukların başkaları tarafından yaşanmasını istemediği için bu bilinçlendirme kampanyasına öncülük ettiğini söyledi.
Kampanyanın başlatılma programında konuşan Lowe, “Benim ve tüm dünyadaki pek çok kişinin hayatı lenfoma tarafından derinden etkilendi. Babama non-Hodgkin türü lenfoma teşhisi konduğunda tam anlamıyla bir şok yaşadık. Herkes gibi biz de o güne kadar, bu ölümcül hastalıkla ilgili hiç bir şey duymamıştık. Dünya Lenfoma Bilinçlendirme Günü ile Lenfoma konusunda daha fazla insanı bilinçlendirerek, erken teşhis ve uygun tedavi yoluyla pek çok hayatı kurtarmayı umuyoruz” dedi.
http://www.ntvmsnbc.com/site_elements/dotblack.gif
Lenfoma’da erken tanı çok önemli
http://www.ntvmsnbc.com/site_elements/dotblack.gif
NBC televizyonunda yayınlanmakta olan “The West Wing” isimli diziyle büyük şöhrete kavuşan ve şu an hazırlıkları yapılan “Dr Vegas” isimli bir filmin başrolünde oynayacak olan Lowe, babasına 1990 yılında en yaygın lenfoma türü olan non-Hodgkin türü lenfoma teşhisi konduğunu ancak, şans eseri erken teşhis sayesinde ve tatbik edilen uygun tedavi neticesinde bu hastalığı yenerek şu an normal hayatına devam ettiğini ifade etti.

Sıradan hastalıkların belirtileri ile aynı
Kişisel ilişkileri sayesinde hasta gruplarından oluşan Lenfoma Koalisyonu için gönüllü olarak çalıştığını da kaydeden Lowe, Dünya Lenfoma Bilinçlendirme Günü ile hedeflerinin belirtileri grip, tüberkuloz ve halsizlik gibi sıradan hastalıkların belirtileri ile aynı olan ve bu yüzden ihmal edilerek genelde teşhiste geç kalınılan bu hastalık konusunda insanları bilgilendirmek olduğunu söyledi.

Altı ay içinde öldürebiliyor
Bir çeşit kanser olan lenfomanın tedavi edilmemesi durumunda bazı türlerinin altı ay içerisinde ölüme yol açabilecek kadar ilerleyebildiğini ifade eden Lowe, ancak uygun bir tedavi ile bu hastalığın yenilebildiğini kaydetti. Lenfoma Koalisyonu tarafından verilen rakamlara göre, dünyada şu an lenfoma hastalığıyla yaşayan insan sayısı 1 milyonu geçmiş durumda ve bu rakama her yıl lenfoma oldukları teşhis edilen 350 bin yeni hasta eklenmekte.

Erken teşhis ve uygun tedavi önemli
Toplantıda bir konuşma yapan Fransa’daki Jean Bernard Kanser Merkezi Başkanı Profesör Philippe Solal-Celigny ise, “Tecrübelerime göre, insanlar lenfoma ve belirtilerinin farkında değil. Bu tür kanserlerde erken teşhis ve uygun tedavi hayati önemde. Şayet hastalar hastalığın erken döneminden itibaren tedavi görürlerse, bunlardan pek çoğu sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmeye devam edebilir. Bizler insanların doktorlara başvurmak üzere bu ölümcül hastalığın işaretlerini farketmelerine yardımcı olmalıyız,” dedi.
Lenfoma için standart bir tedavi şeklinin bulunmadığını da söyleyen Celigny, “Her hasta için hastalığın özelliklerine göre özel bir tedavi uygulamak gerekiyor. Lenfoma, alışık olduğumuz diğer tür hastalıklara benzemiyor. Ancak lenfoma ile ilgili tedavi yöntemlerinde son on yılda önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu ilerlemelerde Lenfoma Koalisyonu’nun tecrübe aktarımı büyük rol oynadı,” dedi.

35 değişik türü bulunuyor
Kampanya’nın bir parçası olarak Lenfoma Koalisyonu’nun Lymphoma Coalition isimli intenet sitesinde bu sinsi hastalıkla ilgili gerekli bilgilendirci materyalleri insanların istifadesine sunduğu kaydedildi. Beş ayrı dilde yayın yapan site lenfoma konusunda her türlü bilgiyi içeriyor. Lenfoma’nın 35 değişik türünün bulunduğunu ifade eden konuşmacılar, dünyada her yıl ortalama 200 bin insanın bu hastalık yüzünden öldüğünü belirttiler.
Belirtileri grip gibi basit hastalıkların belirtileri ile aynı olduğu için lenfoma hastalarının çoğunun bu hastalığı taşıdığından haberdar olmadıkları ve bu yüzden lenfoma konusundaki istatistiklerin tamamen teşhis edilenlere dayalı olduğu, gerçek rakamların ise çok daha yüksek olduğunun tahmin edildiği kaydedildi.

Admin
06-07-2009, 12:36
Saç boyalarının, lenfoma kanseri riskini artırabildiği, yeni bir araştırmada daha tesbit edildi.

Barselona'daki Katalan Onkoloji Enstitüsü'nden Dr. Silvia de Sanjose ile meslektaşlarının araştırmasında, ''başta saç renklendiricilerini 1980'den önce kullanmaya başlayan kadınlar arasında olmak üzere, saç boyalarının lenfoma riskini artırdığı'' belirtildi.


De Sanjose, daha önceki araştırmaların saç boyasıyla kanser riski arasında bağlantı bulduğunu hatırlatarak, yeni araştırmada bu bağlantıyı, 6 Avrupa ülkesinden 4,719 lenfoma hastasıyla ilgili verileri incelerek desteklediklerini söyledi. Araştırmada, hasta kadınların dörtte üçü saçlarını boyarken, erkeklerin yüzde 7'sinin boyadığı belirlendi.

Araştırmada, saçlarını boyayanlar arasında bu hastalığa yakalanma riskinin yüzde 19 daha fazla olduğu belirtilirken, saçlarını yılda 12 ya da daha fazla kez boyayanların hastalığa yakalanma riskinin yüzde 26 daha fazla olduğu kaydedildi.

American Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmada, saçlarını 1980 öncesinden beri boyayanlarda lenfoma kanseri riskinin yüzde 37 daha fazla olduğu saptandı. De Sanjose ve ekibi, kadınlardaki lenfoma kanserinin kabaca yüzde 10'unun saç boyası yüzünden olabileceğini bildirdi.

http://www.gidaraporu.com/images/sacrenkleri.jpg

1978-1982 arasında, potansiyel kanser yapıcı maddeleri azaltmak için boyaların içeriğinin değiştirildiği ancak yeni boyaların risksiz olup olmadığının açıklık kazanmadığı belirtiliyor. Bu yüzden bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu kaydediliyor.Saç boyaları lenfoma kanseri riskini artırıyor
Avrupa basınında yayınlanan bir diğer haberde ise: “AB yetkili kurumunun saç boyalarının üretiminde kullanılan 22 kimyasal katkı maddesinin mesane kanserine yol açtıkları gerekçesi ile yasakladığı ve
1 Aralık 2006 tarihinden itibaren kullanılamayacığını açıkladığı” bildirilmektedir.
Peki, bu tarihe kadar üretilmiş ve üretilmeye devam edecek saç boyalarının taşıdığı riskin sorumluluğu ne olacak? Onu da saçlarını boyatma sevdasında olan tüketici düşünsün.

Admin
06-07-2009, 12:36
ERKEN TEŞHİS EDİN, LENFOMA’YI YENİN!
Mavi Bisiklet ‘15 Eylül Dünya Lenfoma Bilinçlendirme Günü’nde Ankara’da. Kanserde erken tanı için İstanbul’dan 9 Eylül’de yola çıkan milli bisikletçilerimiz, halkın katılımıyla düzenlenecek bisiklet turuna destek vererek lenfomalı hastalar için umut ışığı yakacak.
Erken teşhis edilmesi ve gerekli tedavinin yapılması halinde tamamen iyileşme sağlanan bir kanser türü olan Lenfoma (lenf kanseri), 15 Eylül’de tüm dünyada bir kez daha gündeme geliyor. Lenfoma hasta gruplarının uluslararası şemsiye örgütü olan Lenfoma Koalisyonu; 2004 yılından bu yana Dünya Lenfoma Bilinçlendirme Günü olarak kabul edilen 15 Eylül’de kamuoyu bilinçlendirme faaliyetlerini sürdürüyor.
Dünyada hastalıkla mücadele eden ya da bu mücadeleyi kazanan ünlü sinema ve televizyon yıldızları ile şarkıcılar ‘Umut Elçileri’ olarak deneyimlerini insanlarla paylaşıyor ve kamuoyunda erken tanı konusunda bilinç yaratmaya çalışıyor. Babası lenfoma hastalığıyla mücadele eden Rob Lowe da Umut Elçileri’nden biri. Bu yıl da Lenfoma Umut Elçileri ışık yakmaya devam ediyor. Arjantin, Avusturalya, İtalya, Endonezya, İrlanda, İspanya, İngiltere gibi ülkelerde hem lenfomalı hastalar ve yakınlarına destek için hem de kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla değişik etkinlikler yapılıyor. Lenfomalı hastalar ve yakınları bu ülkelerde sembolik eylemlerle ‘umut ışığı’ yakmaya hazırlanıyor.
Türkiye’de ise ‘Mavi Bisiklet Kanserde Erken Tanı İçin YolAçık’ kampanyası kapsamında Ankara’da bir etkinlik gerçekleştirilecek. 15 Eylül Cuma günü lenfomada erken tanı için halkın katılımına açık bisiklet turu düzenlenirken, Abdi İpekçi Parkı’nda gerçekleştirilecek toplantıda tıp uzmanları halka açık bilgilendirme toplantısı yapacak.
Lenfoma Koalisyonu ünlü yıldızların kamuoyu desteği yaratmasının dışında değişik etkinliklerle dikkat çekmeye çalışıyor. 2005 yılında gerçekleştirilen Türkiye’nin de içinde olduğu 59 ülkeden 746 katılımcının Lugano Gölü kenarında dünyanın en uzun bilinçlendirme zincirini oluşturması buna bir örnek. Guinness Rekorlar Kitabı’na giren bu etkinliğe katılanlar ‘lenfoma hastaları için yeni bir umut var’ mesajını kulaktan kulağa fısıldayarak, tüm dünyanın dikkatini lenfomaya ve erken teşhisin önemine çekmeye çalışmışlardı.
Türklerin sadece yüzde 2.6’sı lenfomayı biliyor
Erken tanı konulduğunda tamamen tedavi edilebilen bir hastalık olan lenfoma, insanların bu konuda bilinçsiz olması nedeniyle çoğunlukla teşhis edilemiyor. Lenfoma Koalisyonu tarafından yapılan bir araştırmada, lenfoma hastası olan insanların yüzde 42’si bu hastalığın tedavi edilebilir olduğunu bilmiyor. Yine lenfoma hastası olanların yaklaşık yüzde 55’i teşhis konulmadan önce bu hastalığın farkında bile değil. Türkiye’de ise hastalık konusundaki bilinç çok düşük. Yapılan son araştırmalar Türk insanının sadece yüzde 2.6’sının lenfoma ile ilgili bilgi sahibi olduğunu gösteriyor.
Dünyada her yıl 360 binden fazla insan lenfomaya yakalanıyor. Her gün ortalama 1000 kişiye lenfoma teşhisi konuyor. Erken teşhis ile tedavisi mümkün bir hastalık olduğu halde geç kalınırsa 6 ay içinde ölümcül hale gelebiliyor. Lenfomanın ana belirtileri boyun, koltuk altı veya kasık lenf bezlerinde ağrısız şişlikler, nedeni açıklanamayan ateş, gece terlemesi süreklilik gösteren yorgunluk hali, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, kaşıntı ve ciltte kırmızı lekeler. Ancak bu belirtiler mutlaka lenfoma hastası olduğunuzu göstermiyor. Başka nedenlerle de benzer belirti ve bulguların ortaya çıkması mümkün. Yukarıda sayılan belirtiler görüldüğünde mutlaka doktora başvurmak gerekiyor.

Admin
06-07-2009, 12:36
LENFOMA
Lenfoma, lenf (akkan) dokusunun habis hastalığına verilen genel bir isimdir. Hodgkin hastalığı ve Hodgkin dışı lenfoma (HDL) adı altında iki büyük gruba ayrılır. İlk kez tarif eden Thomas Hodgkin'in adı ile anılan bu hastalığın nedeni kesin olarak bilinmemektedir. HDL gelişimini kolaylaştıran bazı risk faktörleri olduğu kabul edilmektedir. Ebstein-Barr virüsü gibi bazı virüslerle hastalık geçirmiş kişilerde, bağışıklık durumu doğuştan bozuk bireylerde, AIDS hastalarında, bazı kimyasal maddelerle ilişkisi bulunanlarda sık görülür.
Her yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte daha çok genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde daha sık ortaya çıkar. İlk şikayet çoğu kez boyunda ortaya çıkan ağrısız bir şişliğin fark edilmesi şeklindedir. Hodgkin hastalığında bu şişlik özellikle solda köprücük kemiği üzerinde yerleşimlidir. Koltuk altı ve kasıktaki lenf düğümü bölgelerinde de büyüme olabilir. Az sayıda hastada ise lenf düğümü büyümesinin yaygın olduğu görülür. Göğüs kafesi içinde veya karın boşluğu içindeki lenf düğümlerinde büyüme olabilir. Bunlar bası nedeni olacak büyük kitleler halindeyse nefes darlığı, yüzde ve boyunda şişme veya karında şişlik, ele gelen kitle, karın ağrısı olması gibi şikayetlere yol açarlar. Fizik muayenede karaciğer veya dalak büyüklüğü saptanabilir.
Hastalık lenf düğümü dışındaki dokuları da tutabilir. Akciğer, karaciğer, kemik, kemik iliği tutulumu en sık lenf düğümü dışı tutulum yerleridir. Hastaların bir kısmında ateş, gece terlemesi, son 6 ayda vücut ağırlığının % 10’undan fazla kilo kaybı olabilir. Ateşin nedeni enfeksiyon değildir. Hodgkin hastalığında kaşıntı da olabilir.
Bademciklerin hastalık göstermesi Hodgkin dışı lenfomada daha sık olmaktadır. Lenfomalı hastaların az bir kısmınının fizik muayenesinde büyümüş bir lenf bezine rastlanmayabilir.
Lenfoma tanısı koymak için mutlaka tutulmuş bölgeden biyopsi yapmak gerekir. Kesin tanı doku incelemesi ile konur. Bu nedenle lenf düğümü büyümesi olan hastalarda lenf düğümünün cerrahi olarak çıkarılarak, tetkik edilir. Lenfoma tanısı konan her hastaya, hastalığın evresini belirlemek için kemik iliği biyopsisi de gerekebilir. Hastalığın kemik iliği tutulumunun olup olmadığının belirlenmesi uygun tedavi şeklini kararlaştırmada yol göstericidir.
Hastalığın yaygınlığını belirlemek için farklı muayene ve testler yapılmalıdır. Klinik değerlendirme bir onkolog veya hematolog tarafından yapılmalıdır. Hastalığın hikayesi, fizik muayene bulguları, görüntüleme ve laboratuar bulguları değerlendirilerek iyileşme sağlayacak en iyi tedavi planlanlanır.
Biyopsi:
Biyopsi kanser şüphesi olan alandan doku parçası alınması işlemidir. Biyopsiler lokal veya genel anestezi yapıldıktan sonra bir iğne ile küçük bir doku parçası alınarak yapılır. Ancak bu yöntemle bazen tanı için yeterli doku alınamayabilir. Karın içinde bir hastalık varsa laparoskopi veya laparatomi denen cerrahi yöntemlerle karın içindeki şüpheli bölgeden parça almak gerekir. Çıkarılan doku örnekleri patolog tarafından değerlendirilir.
Görüntüleme:
Anestezi gerektirmeyen çoğu kez ağrısız bir işlemdir. Direkt röntgen filmleri, boyun, akciğer, karın ve/veya kalça bilgisayarlı tomografisi (BT) çekilmelidir. Magnetik rezonans görüntüleme (MR) özellikle beyin ve omurilik tutulumu düşünülüyorsa planlanmalıdır. Galyum sintigrafisi lenfomada kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. Ayrıca, PET (pozitron emisyon tomografisi) son yıllarda lenfomalarda başarı ile kullanılan bir tetkik yöntemidir.
Kan sayımı:
Alyuvar, akyuvar ve kan pulcuklarını içeren kan hücrelerinin sayısının ve görünümünün değerlendirilmesi gerekir.
Biyokimyasal tetkikler:
Tümörün karaciğer, böbrek veya vücudun diğer kısımlarındaki tutulumları göstermede bilgi verir.
Kemik iliği muayenesi:
Kemik iliği, kemiklerin içinde bulunan bir madde olup vücuttaki akyuvar, alyuvar ve kan pulcuklarının yapıldığı yerdir. Alyuvarlar dokulara oksijen taşınmasında rol oynar; akyuvarlar enfeksiyondan korur; kan pulcukları ise kanamanın durdurulmasına yardım ederler. Kemik iliğine yayılan veya kemik iliğinden kaynaklanan lenfomada tanıya gitmek için kemik iliği değerlendirilmelidir.
Santral sinir sistemi muayenesi:
Lenfoma bazen sinir sistemine yayılabilir. Bu durumda omurilik ve beyinde bulunan beyin omurilik sıvısında anormallik olabilir, bu sıvıda kanser hücreleri saptanabilir. Bunu belirlemek için hekim bel bölgesinden ince bir iğne ile beyin omurilik sıvısı almayı önerebilir. Az bir miktar sıvı bu inceleme için yeterlidir. Bu sıvının kimyasal yapısı ve hücre sayısı da değerlendirilir.
Evreleme vücutta tümörün yaygınlığını gösteren bir terimdir. Lenfoma dört klinik evreden birinde olabilir. Evre I ve II’de hastalık kaynaklandığı bölgede sınırlıdır, III ve IV ise ilerlemiş, yaygın hastalığı gösterir. Evrelemede A, B, E önemlidir. Tanı sırasında ateş, kilo kaybı, terleme gibi belirtilerin olması B, olmaması A olarak değerlendirilir. Hastalık lenf düğümünden bir organa yayıldığı zaman veya hastalık lenfatik sistem dışında bir tek organı tuttuğu zaman E ifadesi kullanılır.
Tedavi:
Lenfoma tedavisi radyoterapi ve kemoterapi ile yapılmalıdır. Erken evre Hodgkin dışı lenfomada cerrahi uygulanabilir. Lenfomada tedavi seçimi hastalığın evresine göre planlanacağı için evrelemenin doğru yapılması gereklidir. Biyopsi ile tanısı doğrulanan her hastaya uygun evreleme için göğüs, karın, kalça bilgisayarlı tomografik tetkikleri ve kemik iliği biyopsisi yapılmalıdır. Erken evrede uygun tedavi ile % 80’lere ulaşan şifa şansı ileri evrelerde de daha düşük bir oranda devam etmektedir.
Hodgkin hastalığında hastanın yaşı, hastalığın doku tipi, hastalığın evresi, B belirtilerinin varlığı tedavi başarısını etkileyen faktörlerdir. Hodgkin dışı lenfomada tedavi planı lenfomanın derecesi, hastalığın yaygınlığı gibi birçok faktöre göre yapılır. Hodgkin dışı lenfoma tedavisinde kemoterapi, radyoterapi veya bu tedavilerin kombinasyonu kullanılmaktadır. Kemoterapi rejimi belirli dozlarda, belirli bir sıra ile antikanser ilaçların birlikte verilişidir. Tek doz kemoterapi ile az sayıda tümör hücresi öldürülmüş olduğundan, tüm kanser hücrelerini öldürmek için tedaviyi birkaç doz halinde vermek gerekir.
Tedavi bloklarının sayısı tümör büyümesine fırsat vermemek, dirençli kanser hücrelerinin gelişimini önlemek için gereken sıklıkta olmalıdır. Kemoterapi genellikle sikluslar veya bloklar halinde verilir. Her bir tedaviyi birkaç haftalık ilaçsız istirahat dönemleri izler. Kemoterapi rejimine göre tedavi ağızdan ilaç vererek, damardan enjeksiyon ile veya damardan serum takılarak yapılır. Bazen HDL’lı hastalar için kök hücre nakli ile birlikte yüksek doz kemoterapi yapılması gerekir. Kemik iliği kök hücre denen akyuvar, alyuvar ve kan pulcuklarının kaynağını oluşturan olgunlaşmamış bir hücre içerir. Bazen kanser hücrelerini öldürmek için yüksek doz radyoterapi veya kemoterapi gerekir. Bu tedavi ile normal kemik iliği de yıkılır. Sağlıklı kemik iliği elde etmek için bir vericinin kemik iliği veya kök hücreleri kullanılır. Tekrarlayan tümörü olan hastalarda lenfoma tipi ve nüks zamanına göre yeni tedavi planlanır. Tam düzeldikten sonra yeniden lenfomanın ortaya çıkmasına nüks denir. Bazen nüks etmiş hastalara da yoğun tedaviler yapılmasını izleyerek kemik iliği veya kök hücre nakli yapılması gerekebilir.

Admin
06-07-2009, 12:36
Arzum Onan kanseri sevgiyle yendi

Bugüne kadar basına sadece küçük bir tiroit ameliyatı olduğunu söyleyen Arzum Onan'ın lenf kanseri olduğu ortaya çıktı. Bu hastalığın pençesinden kurtulan Onan, "Kanseri sevgiyle, inanarak yendik" dedi.

http://image.haber7.com/haber/34553.jpg

Tiroit bezlerindeki kist oluşumu nedeniyle iki ameliyat geçiren Arzum Onan, iki yıldır lenf kanserini yenmek için uğraştıklarını açıkladı. Lenf kanseri olduğunu ardından kanserin tiroide sıçradığını söyleyen Onan, "Lenf kanseriyle başladı. Sonra troid'e sıçradı. Ondan sonra ayrı ayrı iki operasyon geçirdim. Ve artık iyileştim. Şimdi çok şükür çok iyiyim. Allah kanser verecekse bile bu troid kanserini versin, çünkü çok küçük bir kanser bu" dedi. Onan'ın eşi Mehmet Aslantuğ ise, "İnsanların her gün bizim için dua ettiklerini biliyoruz. Bizim için dua edenlere şükran borçluyuz. Çok şükür ikinci operasyon da başarılı geçti. Eşim şimdi gayet iyi" açıklamasını yaptı.

ANNESİ DE AYNI AMELİYATI OLMUŞTU
Beş yıl önce annesinin de Troidektomi ameliyatı olduğunu anlatan Arzum Onan, "Lenf bezlerinde kistlere rastlandı. Bunu bir operasyonla hallettik. Çok başarılı geçen her iki operasyonu da Prof. Dr. Tarık Terzioğlu üstlendi. Düşük yüzde oranlarına rağmen troitin bu tür tümörlerinde genetik geçişler söz konusu olabiliyormuş. Son tetkiklerde hastalığın seyrini takip eden ve yönlendiren hocamız Prof. Dr. Faruk Alagöl, boyundaki lenf gonglionları ameliyatı için Prof Dr Nermin Beşerer'e yönlendirdi bizi ve gerçekten ikinci kez de zamanında ve başarılı bir operasyon sonrasında hastaneden sağlıklı bir şekilde ayrıldım. Hastalığım süresince bana yardımı dokunan, benden sevgisini esirgemeyen insanlara bir kez daha teşekkür ederim" diye konuştu.
04 Temmuz 2006

Admin
06-07-2009, 12:37
LENF KANSERLERİ (LENFOMA) NEDİR?

Cilt Lenfoması
Vücudumuzda "lenf" adı verilen renksiz sıvıyı taşıyan çok küçük damarlardan oluşmuş bir ağ vardır. Bu ağa "lenfatik sistem" denir. Lenf sıvısı içinde, vücudumuzdaki enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savaşan lenfosit adlı beyaz kan hücreleri (akyuvarlar) bulunur.

Vücudumuzdaki bu geniş ağın bağlantı noktaları bezelye büyüklüğündeki lenf düğümleridir. Lenf düğümleri koltukaltında, ensede, kasıkta, göğüste ve karında yoğunlaşmıştır. Lenf düğümleri, lenf sıvısını filtre ederek bağışıklık yanıtının oluşmasını sağlar. Dalak, timüs bezi, bademcikler ve kemik iliği de lenfatik sisteme dahil olan organlardır.

TANIM
Bazı durumlarda lenfositlerde kanser gelişebilir ve kanserli lenfositler çoğalarak normal yapıdaki lenfositlerin yerini almaya başlar. Sonuçta vücudun bağışıklık sistemi baskılanır ve görevini yerine getiremez hale gelir.

Tüm kanserlerin yaklaşık %5''ini oluşturur. Lenfoma, kolay tedavi edilen kanserler arasındadır. Farklı lenfoma tipleri vardır. Bazı lenfomalar 15-30 yaşlar arasında sık görülürken bazıları ise ileri yaşlarda görülür.


Tümörlerin etrafını kaplayan yumuşak doku
BELİRTİ ve BULGULAR
• Lenf düğümlerindeki büyümeye bağlı olarak ensede, koltukaltında ve kasıkta ele gelen yaygın, ağrısız, yüzeysel şişlikler
• Vücut genelinde şiddetli kaşıntı
• Ateş, titreme, gece terlemesi
• Sürekli halsizlik hissi, kilo kaybı, iştah kaybı
• Sürekli öksürme, nefes darlığı, göğüste rahatsızlık hissi
• Karaciğer ve dalakta büyüme
• Enfeksiyonlara karşı duyarlılığın artması

NEDENLERİ
Kesin olarak bilinmemektedir. Virüs gibi enfeksiyona neden olan bir mikroorganizmayı düşündüren bazı dolaylı kanıtlar ileri sürülmüştür.

TEŞHİS YÖNTEMLERİ
Şüpheli vakalarda aşağıdaki yöntemlerle tanıya gidilmeye çalışılır.
• Kan hücrelerinin çeşitli yöntemlerle incelenmesi
• Kemik iliği örneği alınması
• Kemik iliği biyopsisi
• İmmünolojik araştırmalar yapılması ve serumdaki immünglobulinlerin incelenmesi
• Radyolojik incelemeler: Akciğer ve iskelet sistemi filmleri, İVP, bipedal lenfanjiografi, ultrason ve bilgisayarlı tomografi (BT)
• Karın içi organların ameliyatla incelenmesi ve organ biyopsileri alınması

KLASİK TEDAVİ:
Lenfoma tipine ve evreye bağlı olarak radyoterapi ve/veya kemoterapi uygulanır. Kemoterapide uygulanan çeşitli ilaç protokolleri vardır.

Admin
06-07-2009, 12:37
Kanseri nasıl yendim? http://www.gazetevatan.com/pics/clear_pixel.gif

http://www.gazetevatan.com/pics/clear_pixel.gif Kurt politikacı Ali dinçer kanseri nasıl yendiğini VATAN'a anlattı: Saçsız, kaşsız, kirpiksiz acayip bir şey oluyor insan. Saçlarım diken diken yeniden çıkıyor, kaşlarım eskisi gibi gür olmasa da yine var, bıyıklarım bir delikanlınınki gibi terliyor


http://www.gazetevatan.com/pics/clear_pixel.gif 07.03.2006


Türkiye, Ali Dinçer'i 12 Eylül'den önce başardı bir mühendis, dinamik bir belediye başkanı ve siyasetin haşarı çocuğu olarak tanıdı. Ankara'ya metro yapmak için kolları sıvadı, dönemin Başbakanı'nın evinin önünde sabahladı, metronun temelini attı, temel daha sonra kapatıldı. Türkiye'nin müthiş sesiyle tanıdığı Bulgar sanatçı Yıldız Ibrahimova ile hayatı paylaştı, kızı Suna aralarına katıldı. CHP barajın altında kalınca uzak kaldığı Parlamento'ya dönüş yapmak için 2002 seçimlerinde milletvekili adayı oldu. Bursa'da günlerce gece gündüz demeden ve birkaç kez ağır grip geçirmesine rağmen çalıştı. Parlamentoya giren Dinçer'in önünde yeni bir süreç başlıyordu. Ama bu, onun düşündüğü gibi bir başlangıç olmadı. Çünkü siyasi rakiplerinden önce "yenmesi" gereken bir hastalık karşısına çıktı; Lenfoma. Üç yıl kanserle boğuşan ve onu alt eden Dinçer, artık tam olarak sağlığına kavuştu. Dinçer, "hastalık serüvenini" her yönüyle ilk kez VATAN'a anlattı.

'Griptir geçer' dedim, kanseri konduramadım

Hastalığınız ne zaman ortaya çıktı?
Son seçimler (2002) öncesinde, Bursa'da dört aya yakın yoğun bir kampanya süreci yaşadım. Ağırlıklı olarak da sorumluluk benim üzerimdeydi. Geniş de bir bölge. Uludağ yakınlarında kasabalar, köyler, Mudanya, Gemlik... İklim farklılıkları da olan geniş bir bölgede, gece gündüz demeden dolaşırken iki, üç kez grip oldum. Hepsini ayakta atlattım. Yatmadan 7 günde, yatarak bir haftada derler ya, bu çok yanlış. Grip olduğunda yatıp, dinlenmek gerekiyor. Çünkü dinlenmediğiniz zaman bağışıklık sisteminiz zayıflıyor. İşte o zaman ciddi rahatsızlıklara bile uğrayabiliyorsunuz.

Ne tip şikayetleriniz vardı?
Seçimi atlattık, Ankara'ya geldik, yemin ettik. Meclis çalışmaları başladı. Kısa bir süre sonra çenemin altında küçük, fındık kadar bir kitle oluştuğunu fark ettim. İltihaptan kaynaklanıyor olabilir, geçer diye düşündüm. Meclis'te olduğumuz bir gün Haluk Koç fark etti. Eliyle muayene etti. O ünlü bir hemotolog aynı zamanda, profesör. "Bu ciddi bir şey olabilir Ali, bir kontrol ettirelim" dedi. Bu sırada Meclis'teki bazı doktor arkadaşlar, "Tükürük bezlerinde bazen kireçlenme olabilir", "Bünye yapabilir, geçer merak etme" diyorlardı. Haluk ise "Seni ciddi bir kontrolden geçirelim" diye ısrar etti ve beni Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne gönderdi. Şimdi Ibn-i Sina Hastanesi'nin başhekimi olan Prof. Muhit Özcan tetkiklere başladı.

Doktor nedir bilmezdim

Neler yapıldı?
Detaylı muayene yapıldı. Kan tahlilleri sonrasında, çenemin altındaki kitleden parça alınıp, patolojiye gönderildi. Kemik iliğinden örnekler de aldılar. Nükleer tıbba girdim, arka arkaya tomografiler çekildi. Teşhis için gerekli tüm veriler toplandı. Başlangıçta da doktorlar olayın ciddi olduğunu bana söylediler. Sonra kulak-burun-boğaz, hematoloji ve ilgili diğer bölümlerin öğretim üyeleri konsültasyon yaptı. Teşhisi koydular, tedaviyi de belirlediler. Lenf kanseri olmuştum.

Kanser ihtimali aklınıza geldi mi?
Haluk Koç, "Lenf sistemiyle ilgili olabilir" demişti. O tabii çok tecrübeli... Ama benim o güne kadar hiç ciddi bir hastalığım olmamıştı. Doktora bile gitmemişim. Doğru dürüst ilaç kullanmayan bir adamım. Bünyem sağlam. Kolay kolay yorulmayan, 2-3 gün uykusuzluğa dayanabilen, 40 yıla yakın bir süredir siyasi çalışmalara dayanabilmiş bir adamım. Bu yüzden kanseri kendime konduramadım.

Teşhis konduğunda kaç yaşındaydınız?
58 yaşındaydım. Kabullenmek mümkün değil ama belli, var bu hastalık. Niye hasta oldum diye şaşırdım.

Eşiniz ne tepki verdi?
Doktora birlikte gittik. Lenf kanseri olduğumu duyunca şaşırdı, ne diyeceğini bilemedi. Gözleri doldu, dudağı sarktı. "Niye sen?" diye sordu. Ona daha ağır oldu. Ben bir ölçüde önce kabullenemedim ama zaten analizler yapılırken parça parça öğreniyordum.

"Aaa kaşsız mı olacaksın"

Kızınız Suna küçük. Hastalığınızı ve tedavi sürecinde ona fazla yaklaşamayacağınızı nasıl anlattınız?
Çok açık ve net söyledim. O zaman 6 yaşındaydı. "Böyle bir hastalık var, buna yakalanmışım" dedim. O yaramaz çocuk, akıllı akıllı beni dinledi. "Şimdiye kadar olduğu gibi fazla iç içe, kucak kucağa, sarmaş dolaş olmayacağız. Ben uzun bir tedavi süreci yaşayacağım. Bu süreçte tüylerim dökülecek. Saçlarım gidecek, kaşlarım kaybolacak" diye anlattım. İlk tepkisi' "Aaa kaşın mı olmayacak baba, kaşsız mı olacaksın?" oldu. Sonra ne fark ettim biliyor musunuz? Suna'nın o sorusunda bir gerçek payı var.

Yumurta gibi olmuştum

Kaşsız olmak saçsız olmaktan daha mı kötü?
Kemoterapi ilaçları, hızlı üreyen kanserojen hücreleri yok ediyor. Temel görevi o. Ama bu arada kurunun yanında yaş da yanıyor. İnsan bünyesinde hızlı üreyen diğer hücreleri de yok ediyor. Saç hücreleri de hızlı üreyen hücrelerden. Aynı şekilde deri hücreleri, tırnak hücreleri, parmak uçlarında sinir hücreleri hızlı üreyenlermiş. Kemoterapi ilaçları kanserli hücreleri yok ederken bu, hızlı üreyen hücreleri de azaltıyor. Deri inceü'yor, zaten bu yüzden güneşe çıkmamak gerekiyor. Saç hücreleri gittiği için bütün tüyler dökülüyor. Kaşlar, kirpikler... Böyle yumurta gibi cascavlak çıkıyorsunuz ortaya. Hiçbir şey kalmıyor, ne kaş, ne kirpik, ne de saç. Fakat en çok kaşlarını kaybetmek etkiliyor. Eskiden neredeyse tek kaştım ben, gür kaşlarım vardı. Aynaya baktığın zaman kaşsız halini çok yadırgıyorsun. Anladım ki kaş insana bayağı hava veriyor, karakter veriyor. Adam acayip bir şey olur, kaşsız, kirpiksiz... Belki de bu yüzden Suna, saçım, kaşım, kirpiğim gidecek dediğimde bir tek kaşımı sordu.

Ama yeniden çıkıyor...
Tabii sonra tekrar yerine geliyor. Benim tedavim haziran ayında bitecekti ama sürmesi gerekti. O sırada giden saçlarımın yerine yaz aylarında kıvırcık saçlar geldi. Fakat aralık-ocak aylarında, son kemoterapi seansında yeniden döküldüler. Şimdi diken diken yine çıkmaya başladılar. Artık tedavim bitti kaşım -eskisi gibi gür olmasa da- çıktı. Saçlarım çıkıyor, bıyıklarım terliyor. Çok mutluyum...

Admin
06-07-2009, 12:37
Yaşanmış Bir Öykü:
Gabriel Garcia Marquez’in veda mektubunu okuyordum.
Usta lenf kanserine yakalanmış ve artık son günlerin yakında olduğunun bilinci ile yaşama ve edebiyata vedayı kaleme almaya oturmuştu. Sonraki saatlerde internette gezindim, durdum. Kaç siteye girdim, fareyi kaç kere tıkladım bilinmez. İkinci sigara paketini açalı bir saati geçmişti ve çay bardağında kalan son damlaları da ağzımı ıslatmak için yudumladım. Hava aydınlanmak üzereydi. Büyük bir mutsuzlukla oturduğum masamdan neşe ile kalkabilirdim artık. Kanser değildim, sadece kedi tırmığı olmuştum ve doktorlar yanılmıştı.
İnanılır gibi değil ama bu öykü tamamıyla gerçek, sadece hastane ve doktor isimlerini saklı tutacağım. Banyo yaparken fark ettim. Sağ koltuk altımda iki beze oluşmuştu. Acaba dedim, ama üzerinde durmadım. Sonraki günlerde bezenin büyüdüğünü ve acı vermeye başladığını farkettim. Doktora gitmeye karar verdim. Doktor oldukça ünlü bir doktordu ve eski bir cumhurbaşkanımızın da doktoru olmakla edindiği bir ünü vardı. Durumumu anlattım, birlikte yaşadığım kedilerden bahsettim. Bir ultrason yapıldı. Enfeksiyon teşhisi konuldu ve Duocid denen antibiyotik verildi. Bitince kontrole gidecektim.
İki tüp Duocid’i bitirdim ve tekrar doktorun muayenehanesine gittim. Bezeler inmediği gibi büyümüş ve sertleşmişti. Doktorun telaşlandığını farkeder gibiydim. Gittiğim hastanede alışık olmadığım bir ilgi başladı. Tekrar ultrasona alındım. Bir kaç doktor daha geldi. Aralarında anlamadığım bir dilden konuşuyorlardı. Karar veremiyorlardı. Sevk kağıdımın üzerinde “lenfoma” yazılı idi ve yanına da kocaman bir soru işareti konulmuştu. Hiçbir ilaç verilmedi ve eve gidip bir hafta sonra gelmem tavsiye edildi. Durumda değişme olup olmadığını beklemeliymişim. Öyle de yaptım, ama önemsemediğim bu sağlık sorunumdan annemlere bahsettim. Bahsetmemle evin içi karıştı. Annem, babam ve ablam başka bir doktor için hemen randevu aldı.
Günlerden Cumartesi idi. Doktor bizi kabul etti. Ultrasonlara baktı ve kısa bir muayene yapıldı. Bu doktora da kedilerimi anlattım. Belki bir ilgisi olabilir diye düşünmüştüm. Doktor soğukkanlılıkla teşhis konusunda konuşmaya başladı. Üç ihtimal vardı : 1) Enfeksiyon 2) Lenf Kanseri 3) Zatüree. Sonra şöyle dedi : “1. ve 3. ihtimalin çok zayıf olduğunu söylemek zorundayım.” Yani bu lenf kanseri demekti ve ardından aynı soğukkanlılıkla lenf kanserine hastaların ne kadar iyi yanıt verebildiğini anlatmaya başladı. Yer ayağımın altından kayıyordu ama kendimi tutmak zorundaydım. Yüksek tansiyon hastası olan annemin yanakları kızarmaya ve kalp hastası olan babamın soluk alışı hızlanmaya başlamıştı. Doktordan nasıl çıktığımızı ve eve gelişimizi hatırlamıyorum desem yalan olmaz. Kimse konuşmuyor, konuşamıyordu. Herkes olayın önemini birbirinden saklamaya çalışıyordu. Pazartesi sabahı biopsi olacaktı ve biopsi raporunun alınması ile tam teşhis konulacaktı.
Annem ile babamı yalvar yakar evlerine gönderdim. Yalnız kalmak istiyordum, çünkü hayatımı alt üst edecek böylesi bir haberi henüz almıştım ve henüz nasıl mücadele edeceğimi bilmiyordum. Cumartesi ve Pazar’ı berbat geçirdim. Pazar gecesi artık lenf kanseri olduğuma ve bununla yaşamam gerektiğine (tabi yaşayabilirsem) kendimi ikna etmiştim. Bilgisayarın başına oturup lenf kanserini internetten araştırmaya karar verdim. Ne kadar ömür biçiliyordu, tedavi yöntemleri neydi vesaire bir sürü soru ile internette gezinmeye başladım. Gabriel Garcia Marquez’in veda mektubu dahil bir çok yaşanmış hikaye okudum ve hatta bu hastalığı geçirmiş Amerikalı bir beye e-posta gönderdim. Şaşılacak gibi ama bir kaç saat içinde de yanıt aldım. Beni teselli ediyor ve teşhisin doğru çıkmayacağına inanmak istediğini yazıyordu. Gece yarısını çoktan geçmişti. Amerikan Lenf Kanseri Hastaları Derneği’nin sitesinde küçük bir yazı dikkatimi çekti. “Lenf kanseri ile kedi tırmığı hastalığı karıştırılabilir.” Bu cümle ile araştırmalarımı “kedi tırmığı” üzerine yoğunlaştırdım. Nereleri gezmedim ki, tıp kitaplıklarını, dergileri, hastane forum köşelerini.. Şunu söyleyebilirim ki İngilizcem mükemmel olmasa da İngilizce tıp siteleri doktorlarımızın Türkçe’sinden daha anlaşılırdı. Sabaha karşı teşhisimi koymuştum. Neden mi?
• 1.5 aydır yavru kedilerim vardı ve acayip derecede pirelenmişlerdi. Ama henüz Front-line benzeri ilaçları bilmediğim için büyümeden pire temizliği yapmak yavrulara zarar verir diye bekliyordum. Yavru kediler her onlarla oynadığımda ellerimi bir güzel ısırıp çiziyorlardı.
• Kedi tırmığı hastalığı pirelerden kedilere, kedilerden insanlara geçiyordu. Kediden kediye, insandan insana geçmiyordu.
• Kedi tırmığı basit bir enfeksiyondu ve aslında Anadolu’da hayvanlarla uğraşan insanların sıkça geçirdiği bir rahatsızlıktı.
• Hastalığın en çok görüldüğü aylar Ağustos-Eylül ayı idi. Yani kedi yavrularının en fazla sayıda görüldüğü ay oluyordu ve biz Eylül’de idik.
• Kedi tırmığı hastalığında ateş düşüklüğü oluyordu ve optik sinir sistemini etkilerse gözde zaman zaman bulanma yaşanabiliyordu. Ateşimi ölçtüm 34,5’tu. Olması gerekenden yani 2 derece düşüktü. Gerçekten de bir kaç haftadır gözümde bir bulanma farkediyordum. Gözlerimin fazla çalışmaktan yorgun düştüğüne yormuştum.
• Bana verilen ilaç Duocid idi, ama bu antibiyotik kedi tırmığı için uygun ilaç değildi. Verilmesi gereken Klacid idi. Antibiyotik almış olsam da doğru antibiyotik kürü uygulanmadığı için enfeksiyon azalmamıştı.
• Öte yandan kedi tırmığı gibi bir hastalık için biopsi yapılmasının ciddi yan etkileri olabilir ve kronik lenf bezi enfeksiyonlarına davetiye çıkarılabilirdi.
Tüm okuduklarımı not aldım. Artık rahatlıkla uyuyabilirdim. Güzelce de uyudum. Kalktığımda ilk iş ailemi aramak oldu. Telaş etmemelerini ve bulduklarımı anlattım. Bana inanmak istiyorlardı ama ben doktor değildim. Ablam ile biyopsi için verilen saatte doktora gittik. Doktor telaşla yanımızdan geçerken ona bir kaç şey söylemek istediğimizi belirttim. “Ben biyopsi için hazırlıkları başlatıp geliyorum” dedi ve zamanı verimli kullanmamızı rica etti. Odasında beş dakika içinde bulduklarımı ve kaynaklarımı anlattım, amacımın ukalalık olamadığını da nedense belirtmek ihtiyacı duyarak. Doktorum kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra, ilk kez samimi bir ifade gösterdi ve anlattıklarımı ciddiye aldığını söyleyerek bir mikrobiyolog arkadaşını aradı. Sağlık hikayemi ve anlattıklarımı harfiyen telefondaki mikrobiyologa iletti. Mikrobiyologun sesini biz de duyabiliyorduk. “Adamı boşu boşuna kesmeyin. Haklı. Kedi tırmığı olmuş. Klacid verin.” dedi. Doktorum denileni aynen yaptı.. Ama işin ilginç tarafı ateşimi ölçmek gereği duymadı. Yani kedi tırmığı belirtilerini kendi de teyit etmek isteyebilirdi. Her neyse. Reçete yazıldı ve gerçekten de hastalık bir hafta sonra geçiverdi. Doktorun odasından nasıl çıktık bilmiyorum ama ablam müjdeli haberi annemlere iletirken hala sevincinden ağlıyordu. Ben ise şaşkın bir mutluluk içinde kendimi acayip hafiflemiş hissediyordum.
Bu yazıyı yazmaktaki amacım kesinlikle ülkemizin zor koşulları altında çalışan tıp adamlarını/kadınlarını yermek ya da küçümsemek değil. Ayrıca hepimiz ülkemizin sağlık koşullarını biliyoruz ve doktorlarımızın ne kadar özveri ile çalıştığını da. Ama galiba hastaların hikayesini tam dinlemek ve biraz araştırma yapmak gerek. Yazıyı yazmaktaki en temel amacım kedi tırmığı hastalığı konusundaki bilgisizliği azaltabilmek ve benim gibi benzeri sıkıntı yaşayabilecek kişilere bir öngörü sağlayabilmekti. Sadece söyleyeceğim buydu. Umarım okuyanlar için faydalı olmuştur.
Önemli Not : Şayet kedi sahibi iseniz veya kedilerle temas edip sizde benzeri sağlık sorunları söz konusu ise lütfen bu yazının etkisinde kalıp doktor kontrolü olmadan yine de bu yazıda geçen ilaçları kendi kendinize kullanmayınız. Herşeye karşın bir tıp adamından profesyonel yarım almalısınız.

Admin
06-07-2009, 12:37
Hodgkin olmayan lenf kanseri, vücudunuzun her yerini kaplayan ve hastalıklarla mücadele sistemi ağı olan lenf sisteminizden kaynaklanan kanserdir. Hodgkin olmayan lenf kanserinde tümörler akyuvarlardan (lenfositler) oluşur. Bu tümörler vücudunuzun çeşitli yerlerinde oluşabilir. Hodgkin olmayan lenf kanserinin 30’dan fazla çeşidi vardır.
Hodgkin olmayan lenfoma diğer genel lenfoma tipine göre yedi kat daha yaygındır — Hodgkin hastalığı. Hodgkin olmayan lenfoma Birleşik Devletler’de en hızlı şekilde artan kanser tiplerinden biri olmuştur ve 1970’lerden beri iki katından daha fazlasına artmıştır.
İyi haber, ortaya çıkma oranının yükselmesinin yanı sıra hayatta kalma oranının da yükselmekte olduğudur. Diğer kanserlerde olduğu gibi, Hodgkin olmayan lenfomada da
ne kadar erken teşhis konursa, başarılı bir tedavi şansınız o kadar fazla olacaktır.

Admin
06-07-2009, 12:37
http://www.roche.com.tr/roche/images/title/tedavi_alanlari/onkoloji_05_b.gif http://www.roche.com.tr/roche/images/dot.gif http://www.roche.com.tr/roche/images/dot.gif Lenf sistemi bedenin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Vucudun hastalıklar ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur. Lenfatik sistem ince lenf damarlarının oluşturduğu ve kan damarları gibi dokulara ulaşan ve bütün vucudu saran bir ağ oluşturmaktadır. Lenf damarları renksiz bir sıvı olan lenf sıvısı taşır. Lenf sıvısı enfeksiyonlarla savaşan ve lenfosit adı verilen hücreler içerir. Bu damarlar ağı içinde lenf bezleri adı verilen küçük organlar mevcuttur. Lenf bezleri kümeler halinde, başlıca kol altında, kasıkta, boyunda, göğüste ve karında bulunurlar. Dalak, timus, bademcikler ve kemik iliği de lenf sisteminin birer parçasıdır. Lenf dokusu ayrıca mide, barsaklar ve deri gibi bedenin diğer bölümlerinde de bulunur.
Kanser vücüdun temel yaşam birimi olan hücrede başlayan bir grup hastalığın ortak adıdır. NHL'yı anlamak için, normal hücreler hakkında bilgi sahibi olmak ve kanser durumunda neler değiştiğini bilmek yararlı olacaktır:
Beden pek çok değişik tipte hücreden oluşmuştur. Normalde, hücreler ancak gerek olduğu zaman büyür ve başka hücreler oluşturmak üzere bölünürler. Bu düzenli süreç vücudun sağlıklı kalmasını sağlar. Bazen yeni hücrelere gerek duyulmazken de hücreler bölünmelerini sürdürür. Bu durum o bölgede doku miktarının uygun olmayan biçimde artmasına, dokularda büyümeye, kalınlaşmaya ya da bir kitlenin ortaya çıkmasına yol açar. Bu kitleye tümör denir. Tümörler iyi huylu (kanserli olmayan) ya da kötü huylu (malin, kanserli) olur.
NHL'da, lenf sistemi içindeki hücreler anormal özellikler kazanır: Çok hızlı bölünür, düzensiz ve denetimsiz olarak büyürler. Yukarda anlatıldığı gibi lenf dokuları bedenin pekçok bölgesinde bulunmaktadır. NHL bu bölgelerden herhangi birinde ortaya çıkabilir: bu tek bir lenf bezi olabileceği gibi, bir lenf grubu da olabilir; bazen de lenf sisteminin kemik iliği veya dalak gibi bir başka bölümünde ortaya çıkabilir. Bu tip kanser bir lenften, bir lenf kümesinden bir sonrakine doğru düzenli bir yayılım gösterme eğilimindedir. Örneğin boyun lenf nodlarında ortaya çıkan NHL, önce köprücük kemiği üzerindeki, sonra göğüste kolların altındaki lenf bezlerine doğru yayılabilir. Bazı durumlarda hastalık tüm bedeni kaplayabilir.
Yukarda açıklandığı gibi NHL, tıpkı Hodgkin's hastalığı gibi lenf dokularının bir hastalığıdır ve diğer organlara yayılım gösterebilmektedir. Ancak NHL'nın nasıl bir seyir göstereceği, Hodgkin's hastalığına göre daha az öngörülebilmektedir. NHL, Hodgkin's hastalığına göre daha fazla oranda lenf dışı metastaz yapma eğilimi sergilemektedir. Hastalığın seyri (prognozu) histolojik tipine, evresine ve uygulanan tedaviye göre farklılıklar göstermektedir.

Admin
06-07-2009, 12:38
HODGKİN (HOÇKİN) HASTALIĞI NEDİR?
Hodgkin (Hoçkin) hastalığı bir lenfoma türüdür. Vücudumuzdaki lenfatik sistemden (ak kan sistemi) kökünü alan habis tümörlerine "lenfoma" adı verilir. Lenfomalar, onkolojik tedaviler ile en başarılı sonuç alınan tümörlerin başında gelmektedir. Esas olarak iki grup lenfoma vardır.

* Hodgkın hastalığı,

* Hodgkın dışı lenfomalar. Lenfatik sistem hangi organlardan oluşur?
Lenfatik sistem, vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlayan bağışıklık sisteminin içinde yer alır. Bu sistemde, "lenf düğümleri" denilen, boynumuzda, koltuk altı ve kasık bölgelerimizde normalde ele gelmeyen küçük yapılar vardır. Ayrıca, bademcikler, dalak, karaciğer, kemik iliği ve göğüs boşluğumuzda bulunan ve çocuklukta aktif bir organ olan timus, lenfatik sistem içinde yer alan organlarımızdır. Bunların dışında mide, ince bağırsak ve cilt katmanları arasında da, lenfatik yapılar bulunmaktadır. Lenfoma dediğimiz hastalık, lenfatik organlardaki normal hücrelerin yerine, anormal, hızlı bölünen hücrelerin ortaya çıkması ile gelişir. Bu hücreler, dalağa, karaciğer ve kemik iliğine yayılma özelliği gösterebilmektedir.

Risk faktörleri
Hodgkin (hoçkin) lenfoma en çok 15 - 35 yaş arası gençlerde ve sıklıkla erkeklerde görülür. Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değildir. Birinci derece akrabalarında (anne, baba ya da kardeş) hodgkin hastalığı olanların bu hastalığa yakalanma riski daha fazladır. "Epstein-Barr" adlı virüsün hastalığa yakalanmayı artırdığı düşünülmektedir.

Belirtileri
En önemli belirti boyunda, koltuk altında veya kasıkta ağrısız, giderek büyüyen bir bezenin ortaya çıkmasıdır. Bu kitle, büyüyen bir veya birkaç lenf düğümüne aittir. Çoğunlukla da boynun bir yanında görülür. Bu duruma eşlik edebilen, ama her zaman olması gerekmeyen diğer belirtiler şunlardır:
* Sebebi açıklanamayan ateş,
* Gece terlemeleri,
* Açıklanamayan kilo kaybı,

* Vücutta kaşıntı,
* Yorgunluk, hâlsizlik. Kesin teşhis, büyümüş lenf düğümünün cerrahi olarak çıkarılıp patolog tarafından incelenmesi, yani "biyopsi" ile konur.

Hastalığın evreleri
Hodgkın hastalığının dört evresi vardır. Bu evreler, büyümüş lenf düğümlerinin vücutta bulunduğu bölgelerin yaygınlığına göre belirlenir. Meselâ, sadece boyunda büyümüş bir beze varsa bu, "evre 1" hastalıktır. Lenf düğümü dışında organlara (karaciğer, akciğer gibi) yayılmışsa "evre 4" olarak kabul edilir. Hastalığın hangi aşamada olduğunu belirlemek için, iyi bir fizik muayenenin yanı sıra, laboratuar tetkikleri, radyolojik tetkikler (akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografiler ve PET) ile kemik iliği incelemeleri yapılır.

Admin
06-07-2009, 12:38
Lenf rahatsızlıkları:
Lenf kandolaşımı (beyaz kan) sistemi, kandolaşımı sistemi kadar önemlidir. Kandolaşımı sisteminin görevi bütün hücrelere besleyici madde ve oksijen taşımaktadır ve buradaki artık maddeleri geri getirmektedir. Artık maddelerin geri taşınmasında lenf sistemide çok önemli roller oynar.

Lenf sistemi kısa ve etkilidir.
Lenf sistemi kan dolaşımı gibi doku ve hücrelerdeki artık maddeleri toplar , fakat lenf sisteminin bu trasport işlemi oldukca farklıdır. Kan dolaşımı atar ve toplar damarlardan oluşurken, lenf sistemi tek yönlü yol gibi sadece toplama işlemi yapar. Hücreler arasında kalan artık maddeleri lenf sistemi alarak ana lenf damarına (kanalına) ulaştırır, bu kanalda artık maddeleri toplar damarlara verir.

Lenf sistemi neleri transporteder?
1-) Su, günde 2-4 litre suyu taşır.
2-) Proteinları
3-) Hücre artıkları, ölü hücreler ve yıpranmış hücreler
4-) Yabancı maddeleri: toz gibi
5-) Bakterileri ve başka hastalık yapıcı maddeleri



6-) Yağlar, tam sindirilmemiş yağlar Lenfin narin kanalları bu artık maddeleri toplar ve büyük kanallara aktarır, onlarda bu artık maddeleri toplar damarlara verir. Lenf kanalları (damarları ) taşıma işlemi sırasında diğer bezelerine uğrarlar. Bezelerdeki artık maddelerde bu kanala aktarılır. Lenf bezleri vücudun filitresi gibidir. Toplar damarlardaki kanın geri dönüşünü önlemek için bulunan kapakcıklar burada lenf damarlarlarındada vardır ve böylece artık maddelerin geri dönmesi önlenir.
Başka görevleri nedir ?
Lenf bezeleri toplu iğne başından fasulye büyüklüğüne kadar çeşitli büyüklüklerde takriben 600 adet olurlar. İrili ufaklı tesbih gibi birbirlerine lenf damarları ile bağlıdır. Lenf bezeleri sadece transport işlemi yapamazlar ve aynı anda bağışıklık sisteminin en önemli organlarındandır. Akyuvarlar hücrelerinden (lenfositler) üretirler vede lenf kanallarındaki fazla suyu lenf bezeleri (düğmeleri) emerek alır.


En önemli lenf bezeleri ?
Koltukaltı lenf bezleri, boyun lenf bezeleri, kasık lenf bezeleri ve leğenkemiği bezeleri en önemlileridir. Lenf bezeleri iltihaplanınca şişerler ve basınca ağrıya sebep olurlar. İltihaplanan lenf bezelerinin mutlaka tedavisi gerekir. Vücudun sağ tarafındaki lenf kanalları köprücük kemiğinin altındaki toplar damara aktarılır ve solundaki lenflerde toplanan maddeler sol köprücük kemiği altından toplar damara aktarılır.

Lenf damarlarının zedelenmesi ?
Lenf damarlarının herhangi bir nedenle tıkanması halinde, tıkanmanın olduğu yerde şişkinlikler olur. Bu şişmeler genelikle el, kol, ayak, bacak, yüz ve hatta gövdede dahi şişmeler olabilir. Bu durumlarda mutlaka doktora gidilmelidir.

A-) Lenf ödemi ?
Lenf ödeminin oluşması lenf damarlarının doğuştan özürlü olması nedeniyle olabilir. Buna tıp dilinde primeri (ilk) lenf ödemi (su toplaması ) denir. Buradaki kişilerin hayatlarının ilk yarısında lenf ödemi görülebilir. Sekunder lenf ödeminde ise lenf sistemi sağlıklı olmasına rağmen dış etkenler nedeniyle tıkanmalardan dolayı ve lenf ödemi oluşur.

Bu etkenlerden bazıları:
1-) Lenf damarlarının bakterıler, parazitler veya virüsler tarafından iltihaplanması
2-) Büyük çaplı yaralanmalar ve yanıklar vede bunların kolay iyileşmemesi
3-) Kötü huylu lenf bezesinin amaliyatla alınmasından sonra uyğulanan ışınlama tedavisi sonucu lenf sistemi tahrip olur ve buda lenf ödemine sebep olabilir.

Sekunder lenf ödemi genelikle doktorların derideki kanserli uru tedavileri sonucu ortaya çıkar. Genelikle cinsel organlar, karnın alt kısmı veya kalça ve çevresinde oluşur. Kol lenf ödemi genelikle göğüs kanserinin amaliyatla alınmasından sonra uyğulanan ışın tedavisi sonucu görülür. Baş, boyun ve yüzde görülen sekunder lenf ödemi ise boyun, burun ve koltuktaki kanserli urun alınmasından sonra uyğulanan ışınlama tedavisi sonucu ortaya çıkar.

Lenf ödeminin başka faktörleri nelerdir?
1-) Toplar damar hastalıkları: Variz, trombüs ve verit (toplar damar iltihaplanması ) gibi
2-) Bağırsak, böbrek ve karaciğer hastalıkları
3-) Kalp hastalıkları
4-) Allerjik reaksiyonlar
5-) Hormon bozuklukları
6-) Deri altının aşırı yağlanması
7-) Yaralanma ve yanıklar
Lenf ödemi teşhis edildikten sonra tedavi edilebilir.

Lenf ödeminin sebep olabileceği komplikasyonlar!
1-) Ödemin sertleşmesi (Fibroz)
2-) Deri altındaki aşırı yağlanmalar
3-) İltihaplanmalar
4-) Ödemli bölğede kötü huylu urlar gelişebilir.
5-) El, kol, ayak ve bacaklarda duyğusuzluk
6-) Hareketlerini frenleme (ağrı nedeniyle)
7-) Ödemin sürekli büyümesi
Zamanında doğru teşhis ve müdehale ile tedavisi mümkündür.

B-) Lenf bezi kanseri, Morbus Hodgkin, Lenfom
Lenf kanseri nadiren görülen bir kanser türüdür. Heidelberg Kanser Araştırmalar Merkezine göre yılda 2000 kişide lenf bezi kanseri görülmektedir. Lenf bezi kanserinde (lenfom) önce lenf bezeleri ağrısız şiştir. Hastalık her zaman ortaya çıkabilir. Lenfom 20-40 yaşları arası veya 70 yaşından sonra görülür. Lenfom zamanında teşhis edilirse tedavisi mümkündür ve % 80 başarılı olunmaktadır.

Lenfom olanların % 40-60’ında Epstein Barr Virüsü olduğu tesbit edilmiştir. Bu nedenle kansere virüslerin sebep olduğu tahmin edilmektedir. Bu kanser türünü ingiliz asıllı doktor Hodgikin teşhis ettiğinden onun ismi ile anılmaktadır. Bu nedenle onun adı ilede anılır.

Lenfom nasıl oluşur?
Lenf bezi kanserine lenfadenom veya lenfom’da (lymphoma) ismi ile anılan kanser grubuna girer. Burada bütün vücuda yayılmış olan ve bunları bunları lenf damarları birbirine bağlar ve ayrıca dalak, timus bezi, ve omur iliklerde bağlantılıdır bu nedenle metazdazları bu organlarada yayılabilir.

B- Hücreleri (lenfosit, lymphocyte) lenf bezeleri tarafından salğılanır ve bunlar normal olarak plasma hücrelerine dönüşürler ve bunlar antikorlar salğılıyarak mikropları öldürür. T-Hücreleri ise dirkt olarak mikropları (bakteri, virüs ve mantarlar) zararsız hale getirir. Lenfom’da ise B-Hücreleri plasma hücresine değil Sternberg- Reed-Hücreleri denilen aşırı büyük ve anormal hücrelere (Dev-B-Hücreleri) dönüşür. Dev-B-Hücreleri diğer hücreler gibi zamanı gelince ölmezler ve sürekli Dev-B-Hücreleri üretirler. Dev-B-Hücrelerinin bu durma dönüşmesine Epstein-Barr-Virüsün sebep olduğu % 40-60 oranında tesbitedilmiştir.

Lenfom’un belirtileri nelerdir?
Lenfom ağrısız ve hissetirmeden büyüyen lenf bezelerinde özeliklede ense, boyun, göğüs ve karında kendini gösterir.
1-) Yorğunluk, döğülmüş gibi halsizlik ve güçsüzlük
2-) Ateşbasması, geceleri ateş basması
3-) Zayıflama, kilo kaybetme ve hatta ağırlığının % 10’undan fazla kilo kayıbı olabilir.
4-) İştahsızlık
5-) Kaşıntı
6-) Nadiren alkol içtikten sonra lenf beyelerinde ağrı hissedilirse
7-) Karaciğer ve dalak büyümesi
http://www.msxlabs.org/forum/images/smilies/msn_rolleyes.gif Kansızlık (anemi) görülür, şayet omuriliğe yerleşmişse
Lenfom ilerlemişse o zaman dalak ve omuriliğede kanserli hücre geçer ve metazdaza sebep olur.

Lenfom nasıl teşhisedilir?
Lenfomu teşjis için şişen lenfbezelerinde alınan bir miktar doku mikroskopla incelenir. Şayet normal B-Hücraleri Dev-B-Hücrelerine (Sternberg-Reed-Cell) dönüşmüşse o zaman lenfom (lenf bezi kansri) olduğu anlşılır. Ayrıca ultrason, komputertomografi veya omurilikbiyopsisi ilede teşhisler yapılabilir.

Lenfom’un beli yayılım devreleri vardı
1-) 1. Devre: Burada sadece bir lenf bezinde kanser oluşmuşsa
2-) 2. Devre: İ ki veya daha fazla lenf bezine kanser yayılmışsa
3-) 3. Devre: İki veya daha fazla lenf bezesinin diyaframın her iki tarafında olursa
4-) 4. Devre: Birden fazla organa yayılmışsa: akçiğer, karaçiğer ve omurilik gibi

Lenfom nasıl tedaviedilir?
Ortodoks tıppa göre birinci ve ikinci Devredeki lenfom ışınlama ve kemoterapi (chemotherapie) ile tedavi yapılır. Işınlama ve kemoterapinin yantesirleri oldukca büyüktür. Bu nedenle şayet hastalığın ilk devresinde erken teşhis konursa, bunun tedavisi Gökçek İksiriile mümkündür. Benim yıllardır sağ ve sol koltukaltı lenf bezelerim oldukca şişti, yani birer adet yumurta büyüklüğünde ikişer adet ceviz büyüklüğünde ve 5-6 adet fındık büyüklüğünde şişkinlikler vardı.

Aşının tehlikeleri üzerine 15 yıl önce arkadaşım bana bir kitap verdiğinde, bu kadarıda fazla diye itibaredip okumamaıştım. Gökçek İksirini kulanmaya başladıktan sonra sol dirseğimin üstünde altında çevresinde ve koltukaltındaki bezelerde vede sırtımda çıban gibi kırmızmısı kızarıklıklar oluştu. Doktoruma gittiğimde Virüsler dışarı vurmuştur dedi.

Neden 40 yıl önce yapılan aşı yerinin çevresinde bu tür problemler oluyor, çünkü aşıda bulunan canlı virüsler zamanla bulunduğu yerde çoğalmakta aradokularda ve lenf bezelerinde yuvalar oluşturmaktadır. Lenf bezelerinin neden bu kadar şiş olduğunu analamamıştım. Bundan 3 yıl önce noni kulandım 1 yıl kadar o zaman iyi geldiğini hissetim. Ama tam bir tedavi omadı, bir yılda 10 koli noni, yani 1500 € (avroya) mal oldu. Sonra bir yıl aloe vera ve sonrada bir yol çörek otu yağı kulandım, etkilerinin kalıcı değil geçici olduğunu gördüm. Tabii daha önce denediğim şifalı bitkilerin sayızı belirsiz.

Gökçek İksirini kulanamya başladıktan sonra lenf bezeleri 6 ay içinde hemen hemen tamamen iyileşti ve şuanda yumurta büyüklüğünde olanlar küçülerek badem büyüklüğü kadar oldu. Doktoruma yaptırdığım kan tahlinde kanımdaki akyuvarların normale döndüğünü söyledi, buna çok sevindim ve adeta dünyaalr benim oldu. Bilindiği gibi akyuvarların aşırı yüksek olması demek bağışıklık sisteminin çok amasız bir hastalıkla mücadele etiğini gösteri. Önceleri hasta olmadığım halde akyuvarlar sürekli olarak çok fazla idi. Yani ileride kanser tehlikesi demektir. Allaha şükür bu sıkıntıyı atlatım.

Aşı yerinde ve çevresinde çıkan sivilce ile çıban arası dobur dobur kırmızı kızarıklıklar 6 hafta sonra iyileşti. Aşının bu kadar büyük felaketlere sebep olabileceğini hayal bile edemezdim. ** aşıdan milyonlarca insanın öldüğü ve milyonlarca insanın sakat kaldığını kitap ve sitelerden öğrenice doğrusu çok şaşırdım.Ayrıca immün sistemini güçlendirmek için Gökçek İksiri kulanılır.

Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kandolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması vede mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek İksiri ile tedavi olmak mümkündür, tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Gökçek İksiri vücudu curuflar'dan arıtır, itihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü allerjiyi iyileştir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur. Siyah çay, kahve ve kola içmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler. Et ve et mamülerine 5-6 ay aravermek gerekir, çünkü asidoza sebep olur, buda birçok hastalığın ana kaynağıdır. Akşam yemeği yerine çok az yoğurt, meyve veya salata yenebilir veya sebze çorbası içilebilir. Hayvansal besinler, tahıl, bakliyat ve hamurlu yiyecekler akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur. Ne kadar hamurlu besin o kadar yağ oluşur, çünkü nişasta glukoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa döşerek vucutta depolanır.

Admin
06-07-2009, 12:40
Lenf sistemi, lenf damarları ve lenf düğümlerinden meydana gelmiştir. Lenf damarları ile taşınan ve içinde akyuvar bulunduran doku sıvısına lenf sıvısı denir.
Lenf damarları yapı olarak toplardamarlara benzerler. Lenf sisteminde atardamar yoktur, sadece toplardamarlardan oluşmuştur, ve bu damarların uçları kapalıdır. Doku sıvısını kaplı ucuyla alır.
Lenf düğümleri, lenf damarlarının dolaşım sistemi ile birleştiği yerlerde bulunan özel hücre kümeleridir. Bu yapılarda lenfosit denilen akyuvarlar meydana getirilirler. Lenf sıvısı, lenf düğümlerinin dar ve kıvrımlı kanallarından geçerken içinde bulunan bakterileri bırakır ve bakteriler burada yutularak yok edilir.
Lenf sisteminin vücutta gerçekleştirdikleri:
1.Doku sıvısı ile kan sıvısının dengede kalmasını sağlar. Bu görevi doku sıvısını kana getirerek gerçekleştirir.
2.Kılcalları terkeden az miktardaki proteini tekrar dolaşıma sokar.
3.Bağırsaktan emilen yağ asiti ve gliserolü sol köprücük altı toplardamarına götürür.
4.Vücudun savunmasında görev alır.

Lenf sistemi nedir? Lenf sistemi bedenimizin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenf sistemi mikrobik ve diğer pek çok hastalıklar ile mücadele eden akyuvarları üretir, biriktirir ve bedenimizin her köşesine taşır.
Lenf sistemini tüm bedenimizde dağılmış olan bir ağa benzetebiliriz. Bu ağda lenf damarları, lenf bezleri ve diğer lenf organ ve dokuları bulunmaktadır.
Lenf damarları da, kan damarları gibi, ama onlardan ayrı bir sistem içinde, bedenimizin tüm bölgelerine dağılır. Lenf damarlarında renksiz, suya benzeyen bir sıvı taşınmaktadır. Bu sıvıya lenf sıvısı denir. Lenf sıvısında yer alan akyuvar hücreleri, hastalıklar ile mücadele etmek üzere bedenin her noktasına ulaştırılmaktadır. Bu hücrelere genel olarak lenfosit de denmektedir. Lenfositlerin iki görevi çok önemlidir: Mikroplar ile savaşmak ve bedenimizdeki bir tümörün büyümesine engel olmak.
Bu ağın üzerinde bulunan önemli bir yapı da lenf bezleridir. Lenf bezleri fasulye benzeri bir yapıya sahip olan küçük organlardır. Bunlar bağışıklık sistemimiz için önemli hücrelerin üretilmesinden ve depolanmasından sorumludur.
Lenf bezleri bedenin belli bölgelerinde kümeler halinde bulunur: Bu bölgelere boyun, koltuk altları, kasıklar, göğüs kafesinin içi ve karın örnek verilebilir.
Lenf sisteminin diğer organları arasında bademcikler, dalak, kemik iliği de bulunmaktadır. Ayrıca mide, barsak ve cilt gibi bazı organlarımızda da lenf sisteminin özelliğini taşıyan doku bölümleri vardır.
İşte tüm bu yapıya, lenf damarlarına, lenf bezlerine, diğer lenf organ ve dokularına birlikte lenf sistemi denmektedir. Bu yapı içinde ortaya çıkan kanserlerin genel adı da, lenfomadır.

Admin
06-07-2009, 12:40
BOYUNDA KİTLE
Boyunda Kitle Ne Demektir: Boyun üstte çene, altta da köprücük kemiklerine kadar olan kısımdır. Bu bölge de çok sayıda lenf bezi bulunur. Bu lenf bezleri normalde dıştan görülmez ve elle hissedilmezler. Ancak iltihap, tümör gibi durumlarda büyürler ve gözükür hale gelirler. Boyunda kitle tabiri bu lenf bezlerinin büyümesi, ya da boyundaki lenf bezi dışındaki organların iltihabı, tümörü ve kistlerine bağlı olarak gelişen, dıştan görülebilen veya doktorun elle muayenesinde ortaya çıkan şişliklere denir.
Boyunda Kitle Neden Oluşur: Boyunda kitle oluşmasının en sık sebebi lenf bezlerinin iltihap ya da tümöre bağlı olarak büyümesidir. Lenf bezleri çevre dokulardaki hastalıklar sonucu kolayca büyürler. Cilt, ağız içi, dil, bademcik, boğaz, burun, geniz bölgesi, kulak, gırtlak, akciğerler hatta bazen mide ile ilgili rahatsızlıklar boyundaki lenf bezlerinde büyümeye yol açarlar. Tüm vücuttaki lenf bezlerinin üçte biri boyunda bulunur. Boyunda kitle oluşturacak hastalıklar olarak lenf bezleri dışında tükrük bezleri, tiroid bezi, gırtlak, kas dokusu ve diğer dokulara ait kistler ve tümörler ile bazı doğuştan gelen problemlerin sonradan ortaya çıkmasına bağlı hastalıklar da boyunda kitle yapabilir.
Teşhis Nasıl Konur: Boyunda kitle oluşturan hastalığın gerçek sebebini bulmak her zaman kolay değildir. Bazen sadece muayene ile kitlenin nedeni hakkında bilgi edinilebilir. Eğer kitle ile beraber bademcik iltihabı ya da buna benzer bir hastalık bulunduysa öncelikle bu tedavi edilir ve kitlenin iyileşip iyileşmediğine bakılır. Ya da ilk muayene sırasında kitlenin özelliklerine göre ciddi olabilecek bir hastalığa bağlı olmadığı düşünülürse belli bir süre takip edilebilir. Fakat kitlenin sebebi ile ilgili bir fikir edinilemiyorsa ya da ciddi olabilecek bir hastalığa bağlı olduğu düşünülüyorsa mutlaka sebebi bulmaya yönelik bazı incelemeler yapılmalıdır. Özellikle çocuklarda boyunda çok sayıda lenf bezi bulunabilir. Bunlar genellikle önemli olmayan ve daha önce geçirilimiş iltihaplara bağlıdır. Ancak mutlaka bir KBB uzmanı muayene edip tetkik gerekip gerekmediğine karar vermelidir.
Ne Gibi Tetkikler Yapılmalıdır: Boyunda kitle sebebini araştırmak için yapılabilecek bir çok tetkik vardır. Hangi tetkikin yapılacağı genellikle muayene sırasında şüphelenilen duruma göre belirlenir. Bazen de bir tetkikin sonucu bir başka tetkiki gerektirir. Bazı hastalarda hangi tetkik yapılırsa yapılsın kesin sebep belirlenemeyebilir. Kitlenin çıkarılıp patolojide incelenmesi bazen tetkik yöntemi olabilmektedir. En sık yapılan tetkikler şunlardır:
-Kan sayımı ve diğer kan tahlilleri
-Akciğer grafisi
-Endoskopik muayene
-Boyun ultrasonu
-Bilgisayarlı tomografi (BT)
-Manyetik resonans (MR)
-İğne biopsisi (İğne ile parça alınması)
-İnsizyonel biopsi (küçük bir operasyonla kitleden bir parça alınması): Bu tetkik çok nadiren uygulanmaktdır. Çünkü eğer kötü huylu bir hastalık varsa bunun yayılmasına yol açabilir.
-Kitlenin çıkarılması: Kitle çıkarılarak patolojik olarak incelenir ve kesin sebep belirlenir.
Bu tetkik ve muayene bulgularına göre şüphelenilen duruma göre yeni tetkikler gerekebilir.

Nasıl Tedavi Edilir: Boyunda kitlenin nasıl tedavi edileceği, kitlenin sebebine bağlıdır. Başka bölgedeki iltihaplara bağlı lenf bezi büyümelerinde, o bölgenin tedavisi kitlenin de tedavi olmasını sağlar. Kist gibi kitleler, bu kitlenin çıkarılması ile tedavi edilir. Eğer tümör varsa, nasıl tedavi edileceği bu tümörün yerine ve yayılımına göre belirlenir. Lenf bezi kanserlerinde kemoterapi ya da radyoterapi tedavi seçeneğidir. Ancak birçok kanserin tedavisinde, kanserin kaynaklandığı doku ile beraber lenf bezleri de ameliyatla çıkarılır.

Admin
06-07-2009, 12:40
Lenf bezleri nedir?
Bunlar lenf kanallarının drenajını yapan oval biçimde küçük yapılardır. Bunlar insan vücudunun her yerinde bulunur ve boyundaki cilt altında, koltuk altında, kasıkta vb. hissedilebilir. Boylan üç milimetre ile 1,25 santimetre arasında olur.

Lenf bezlerinin fonksiyonları nelerdir?
Çok sayıda beyaz hücreler bulunmakta olan lenf dokularından meydana gelen lenf bezleri enfeksiyon veya hastalığa ya da bunların yayılmasına karşı korunma organlarıdır.
Bakteri veya toksinler lenf bezlerine vardıkları zaman ne olur?
“Lenfadenit” diye adlandırılan bez iltihaplanması meydana gelir.
Lenfanjit nedir?
Lenf bezlerine inen lenf kanallarının iltihaplanması.
Lenf kanallarında bir iltihaplanma (lenfanjit) olduğu nasıl anlaşılır?
Lenf kanalı yönü üzerinde ciltte kırmızı çizgiler görülür. Bir el veya ayakta olan bir enfeksiyondan kollar veya bacaklar üzerinde bu kırmızı çizgilerin uzadığı görülür.
Lenfanjit’in tedavisi nedir?
Nedeninin, ilk enfeksiyon yaptığı yerde cerrahî ensizyon yoluyla ve drenajla ortadan kaldırılması. Ayrıca, lenf kanalı içerisindeki bir iltihaplanma çok kez antibiyotiklerle de kontrol altına alınabilir.
Enfeksiyon lenf bezlerini sardığı taktirde ne meydan gelir?
a. Bez büyür ve kolay incinir.
b. Muayyen bir süre bezler içerisindeki hücreler iltihaba başarı ile mücadele gösterebilirse, enfeksiyon geçer ve guddelerdeki şişkinlik söner.
c. Enfeksiyon lenf bezlerinde durdurulmuş olmasına rağmen lenfler ciddî şekilde yıpranmış olabilir. Böyle olduğu takdirde bir lenf bezi apsesi gelişir.
d. Eğer enfeksiyon çok ciddî ise lenf bezinden geçerek bezin öte tarafında bulunan lenf kanallarına varır ve oradan da kan akımına girerek septisemiye yol açar.
Lenf bezleri apse teşekkül etmesinde alâkalı iseler ne yapılmalıdır?
Apsenin cerrahî müdahale yoluyla yarılması ve drenaja tâbi tutulması gereklidir.
Lenf bezi iltihaplanması ilâçla başarılı bir şekilde tedavi edilebilir mi?
Vakaların büyük bir kısmında antibiyotikler lenf bezlerinin iltihaplanmasını kontrol altına alabilir. Ancak cerahat geliştiği takdirde cerrahî müdahale gerekir.
Lenf bezi iltihaplanması genellikle nerede görülür?
a. Kafatasını kaplayan deri iltihaplandığı zamanlarda boynun arkasında büyümüş olan lenf bezlerine rastlanacaktır. Kulak iltihaplandığı hallerde ise kulağın önünde ve arkasındaki bezler büyümüş olacaktır. Yüz, burun ve boğaz iltihaplandığı hallerde boyundaki bezler büyüyecek ve kolaylıkla incinebilecektir.
b. Ayak parmaklarında veya ayakta meydana gelen bir iltihap kasıkta büyümüş olan bezler meydana getirecektir.
c. Parmaklarda veya ellerde olagelen bir iltihap koltuk altında büyümüş olan bezlere neden olacaktır.
Lenf bezelerinin büyümeleri, iltihaplanmadan başka nedenlerden olabilir mi?
Evet. Kanserin en genel yayılma şekillerinden biri lenf kanalları yoluyladır. Böylece kanser çok kez lenf bezlerine yayılır ve bunların büyümesine neden olur.
Kanserin yayılmasıyla en çok hangi bezler etkilenir?
Göğüsten yayılan bir kanser çak kez koltuk altlarındaki lenflere tesir eder. Burun, boğaz veya tiroid guddesinden yayılan bir kanser çok kez boyundaki lenflerde kendisini gösterir. Vücudun alt kısımlarından yayılan bir kansere kasıktaki lenflere tesirli olabilir. Bütün iç organların bitişik lenf bezleri vardır ve bunlar çok kez kanserin yayılmasıyla bulaşabilirler.
Veremle lenf bezlerinin bir ilişkisi olabilir mi?
Evet. Birçok durumlardaki tedavi usullerinde bir lenf bezinin çıkarılması tavsiye edilebilir.

Admin
06-07-2009, 12:41
Lenfödem Nedir?


Vücudumuzu oluşturan hücreler bir sıvı ortamında bulunmaktadırlar. Bu sıvının içinde hücreler için gerekli olan besin ve oksijen yer almaktadır. Hücreler ihtiyaçları olan maddeleri buradan alırlar ve bunları kullandıktan sonra atık maddeleri tekrar bu ortama verirler. Buradaki sıvı lenf kanalları yoluyla damar sistemine oradan da genel dolaşıma geçmektedir. Lenf sıvısı lenf kanalları yoluyla taşınırken lenf düğümleri denen bölgelerde süzülerek tekrar lenf dolaşımına katılmaktadır.
Lenfödem, lenfatik sıvının hücreler arası dokuda birikerek, sıklıkla kollarda veya bacaklarda, ara sırada gövde de şişmeye neden olmasıdır.
Lenfödem, lenf sistemi damarlarının yapısal olarak eksikliğinden veya bozukluğundan primer, lenf damarları zedelendiğinde veya lenf nodları çıkarıldığında sekonder meydana gelir.
Lenfatik sıvı, lenfatik transport kapasitesini aşınca, etkilenen bölgede proteinden zengin anormal sıvı birikimi meydana gelmeye başlar. Tedavisiz bırakılan vakalarda artan şişmeye bağlı doku oksijenlenmesi azalır, yara iyileşmesi bozulur. Proteinden zengin sıvı bakterilerin beslenmesine oldukça iyi ortam hazırlar.Lenfanjit denilen yumuşak doku iltihabına neden olur.
Lenfödem, venöz yetmezlik sonucu oluşan ödemle karıştırılmamalıdır. Bununla beraber tedavi edilmeyen venöz yetmezlik kombine venöz lenfatik sistem yetmezliğine dönüşür ve lenfödem şeklinde tedavi edilir.
Lenfödemin nedenleri :
Primer lenfödem, bir veya daha çok ekstremiteyi veya vücudun bir kısmını etkiler. Doğumda, ergenliğin başlangıcında veya yetişkinlik çağında sebebi bilinmeyen şekilde başlayabilir, veya vasküler anormalliklerle birliktedir.
Sekonder lenfödem veya edinilmiş lenfödem, cerrahi sonrası radrasyon, enfeksiyon veya travma sonrası gelişebilir. Spesifik cerrahiler, örneğin melenom veya meme, jinekolojik, baş ve boyun, prostat veya testiküler, mesane, kolon kanserleri veya lenf nodlarının alınması lenf ödem açısından daima risk taşır.
Sekonder lenfödem :
Malin hastalık veya tedavisi sonrasında mastektom sonrası kol şişmesi veya abdominal operasyon sonrası bacak şişmeleri
Enflamasyonlar
Ven hastalıkları
Travma ve skar dokuları
Böcek ısırmaları veya zehirli otlar
Mantar hastalıkları, parazitik hastalıklar
Radyasyon zedelenmesi
Lenfödem Belirtileri Nelerdir?
Kol veya bacakta dolgunluk hissi;
Deride gerginlik;
El bileği veya ayak bileği ve parmakların hareketliliğinin azalması;
Giysi, bilezik, saat, yüzük, ayakkabı, çorap, gibi eşyaların dar gelmesi, iz bırakması;
Bu belirtilerin biri bile dikkatinizi çektiğinde, derhal doktorunuza başvurmalısınız.
Hastalığın ciddiyeti:
Lenfödemin klinik tablosu ciddiyetine göre 3 döneme ayrılır. 4. dönem de literatürde yer alır.
Dönem 1
Reversıbl lenfödem (Geri dönebilen lenfödem)
Ödem gün içinde giderek artar geceden sonra dağılır.
Kesin tanımlamayan yakınmalarla birlikte geçici şişme görülür
Dönem 2
Kronik geri dönmeyen lenf ödem
Sürekli şişlik, ağır hissetme
Ağrı, yanma ( etkilenen ekstremitede)
Hareket kısıtlanması
Hastanın günlük rutin yaşamında ödemin önemsiz şekilde etkilenmesi
Konnektif dokunun artmasına yatkınlık
Dönem 3
Lenfostatik Elafantiasis
Zaman geçtikce artan ekstremite deformasyonu
Önemli ölçüde hareket ve fonksiyon kısıtlanması
Ciddi ağrılar
Dönem 4
Steward Treves sendromu
Lenfenjiosarkom, daima öldürücü

Admin
06-07-2009, 12:41
Lenfomalar
LENFOMA NEDİR ?
Lenfoma ,diğer grup onkolojik hastalıklar içinde yaşamın uzatılması ve daha kaliteli
yaşam sağlanması ve hastaların kurtarılmaları açısından daha fazla başarı elde edilmiş
bir hastalıktır. Lenf sisteminden köken alan habis bir hastalıktır. Lenfomalar öncelikle 2
gruba ayrılır. Hastaların az bir kısmı Hodgkin Hastalığı denilen lenfoma türüne sahiptir.
Çoğunluk, Hodgkin dışı (Nonhodgkin) denilen lenfoma grubunda yer alır ve hastaya
sadece lenfoma deniliyorsa genellikle bu grup kastedilmektedir.
LENFATİK VE İMMÜN SİSTEM HANGİ ORGANLARDAN OLUŞUR?
Lenfatik ve immun sistem , vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlayan
sistemin içinde yer alır. Lenfatik sistemde lenf bezeleri denilen boyun, koltuk altı, kasık
bölgelerimizde normalde erişkinlerde genellikle ele gelmeyen küçük yapılar vardır.
Ayrıca lenfatik sisteme dahil olan organlar vardır. Bunlar bademcikler, dalak, karaciğer,
kemik iliği ve göğüs boşluğumuzda bulunan ve çocuklukta aktif olan bir organ timusdur.
Ayrıca mide, ince barsak ve cildimiz katmanları arasında bu lenfatik yapılar yer
almaktadır. Hastalık , yukarda bulunan lenfatik yapılardaki normal hücrelerin yerinde
anormal şekil, yada hızlı bölünme özellikleri olan hücrelerin ortaya çıkması ile
gelişmektedir. Bu hücreler ayrıca dalağa, karaciğer ve kemik iliğine yayılma özelliği
gösterebilmektedir.
HODGKİN DIŞI LENFOMALAR
BELİRTİLERi NELERDİR ?
En sık görülen belirti boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerindeki lenf bezelerinin ağrısız
şişerek ele gelmesidir. Hastalarda diğer bulunabilen belirtiler ise şöyledir; sebebi tam
açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik, ciltte kaşıntı.... Bu şikayetler,
grip gibi başka hastalıkların seyrinde de görülebilir. Bu nedenle bu tür bulguları olan
hastalarda lenfoma teşhisini ancak doktor koyabilir.
TANI NASIL KONUR ?
Lenfoma olasılığı düşünülen hastada kesin tanı konulabilmesi için büyüyen lenf bezinin
tümünün çıkartılması ya da her hangi bir organda yerleşmiş ise parça alınması ilk
işlemdir. Yapılan bu işleme biyopsi denir. Elde edilen dokuların patolog tarafından çeşitli
işlemlere tabi tutularak mikroskop altında incelenmesiyle tanı konur.
Hodgkin dışı lenfoma için çok farklı sınıflamalar vardır. Patolog tarafından hangi tipi
olduğu tanı raporunda verilir. Bu tiplerin önemi; hangi tedavi seçeneğinin hasta için
uygun olacağını göstermesidir. Doktor hangi tedavi seçeneğini uygulayacağına patoloji
raporunda belirtilen tiplemeye göre karar verir.
EVRELEME NEDİR ve NASIL YAPILIR ?
Evreleme hastalığın yaygınlığının belirlenmesi işlemidir. Hastada lenf bölgeleri
taranmalıdır. Hastanın el ile saptanabilecek boyun, koltuk altı, kasık vb bölgelerindeki
lenf bezlerine muayene sırasında bakılır. Elle saptanamayan diğer bölgelerinde ise basit
direkt röntgen grafileri, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi (BT) yada magnetik
rezonans görüntüleme (MRG) gibi çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılır. Görüntüleme
yöntemleri ile genellikle boyun, göğüs (toraks), karın (abdomen) ve alt karının (pelvis)
bölgeleri incelenir. Ayrıca kemik iliği biyopsisi yapılarak kemik iliğinde yayılım olup
olmadığı araştırılır.
Nasıl Tedavi Edilir?
Her lenfoma hastası için tedavi kendine özgündür. Çünkü hastalığın evresine, hücre
tipine, hastanın yaşına, hastanın tedaviyi kaldırıp kaldıramayacağına ve lenfoma tipinin
hızlı yada yavaş seyirli oluşuna göre doktor tedavinin şeklini ve verilecek ilaçları belirler.
Hodgkin dışı lenfomanın tedavisi ilaçlarla (kemoterapi), ışın tedavisiyle (radyoterapi)
veya ikisi birlikte olarak yapılmaktadır. Ayrıca hastadan kök hücre toplanarak yüksek
doz kemoterapi sonrası bu kök hücreleri tekrar hastaya verme işlemi (yüksek doz
kemoterapi ve otolog periferik kök hücre transplantasyonu), biyolojik ilaçlarlai ve cerrahi
olarak da tedavi edilebilmektedir. Bazen yavaş seyirli lenfomalarda hastaya tedavi
verilmez ve hasta belli aralarla doktor tarafından kontrol edilerek izlenir. Hastanın
tedavisine karar veren uzmanlar tıbbi onkolog ve radyasyon onkoloğu olmaktadır.
TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ NELERDİR ?
Tedavi sırasında kullanılan ilaçları tipine ve dozuna göre bazı istenmeyen etkiler
olabilmektedir. Bunlara yan etkiler denir. Burada sık görülenler belirtilecektir. Ancak siz
bu tedaviler sırasında fark ettiklerinizi doktorunuza bildirerek bunlarında
değerlendirilmesini ve bunlar için yapılabilecek tedavileri öğreneceksiniz.
Hodgkin dışı lenfoma tedavisinde kullanılan ilaçların bulantı ve kusma yan etkisi
genellikle hafif ve kısa süreli olmaktadır. Saç dökülmesi bazı tedavilerde hafif bazılarında
tamamen dökülme tarzındadır. Ancak tedavi bittikten sonra 6 ay içerisinde genellikle
eskisi kadar güzel saçlarınızın geri geleceği bilinmelidir. Kemoterapi sırasında kan
hücrelerinin üretim yeri olan kemik iliği de tedaviden etkilenmektedir. Bu karşımıza
kırmızı küreciklerin azalması (anemi), beyaz kürelerimizin azalması (lökopeni),
enfeksiyonlarla savaşan beyaz küreler içinde önemli bir grup olan nötrofillerin azalması
(nötropeni) ve kanama olmasını önleyen trombosit denilen küçük kan hücrelerinin
azalması (trombositopeni) olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu kan hücrelerindeki
azalma, doktorunuz tarafından belli aralarla yapılan kan sayımları ile izlenecek ve gerekli
görülen kan ürünleri başkasından elde edilerek size verilecektir. Kemoterapi böbrek ve
karaciğer işlevlerini etkileyebilir ; bu durum gerekli kan tetkikleri ile izlenir. Hastalarda
iştahsızlık, damak tat alımında değişiklik, cilt ve tırnaklarda renk koyulaşması, geçici
yada kalıcı fertilite(üreyebilirlik) değişiklikleri olabilmektedir. Burada bildirilmiş olan yan
etkiler her hastada mutlaka olacak belirtiler olarak düşünülmemelidir.
Radyoterapiye bağlı yan etkiler, ışın yapılan bölge ve verilen doza göre değişkenlik
gösterir. Genellikle hastalarda radyoterapinin ilerleyen günlerinde yorgunluk hali
gelişmektedir. Hastaya dinlenmesi, yapabildiği kadar hareket etmesi önerilir.
Radyaterapi yapılan alanlarda kıl ve saç kaybı, kızarma, kuruluk, duyarlılık ve kaşıntı,
cilt koyulaşması sık görülen yan etkilerdir. Boyun ve göğüs bölge radyoterapisi sonrası
boğazda kuruluk ve yutma güçlüğü olmaktadır. Karın bölgesine yapılan radyoterapilerde
bulantı, kusma, ishal ve idrar şikayetleri ortaya çıkabilmektedir. Kan hücreleri
etkilenebileceğinden kan sayımları ile yakın takip edilir.
Ateş yükselmesi ve beklenmeyen kanamalar olduğunda takip eden doktorun hastalar
tarafından uyarılması gerekir.
Biyolojik tedaviler aşı tarzında (interferon) uygulanır. Bunların yan etkileri soğuk
algınlığı bulgularını andırır. Kırıklık, yorgunluk, titreme, ateş, kas ve eklem ağrıları, iştah
kaybı, bulantı, kusma ve ishal olabilir.
Yüksek doz kemoterapi ve periferik kök hücre transplantasyonunda yan etkiler normal
dozda kemoterapi tedavisinden daha fazladır. Hastalar kanama, infeksiyon organ yan
etkileri açısından yakın takibe alınır.
HODGKİN HASTALIĞI
Lenfomalar içinde yer alan bir alt gruptur. Diğer lenfomalara hodgkin dışı lenfomalar
denir. Hodgkin hastalığı lenfomaların yaklaşık dörtte birini ,yani oldukça azını
oluşturmaktadır. Vücudumuzdaki lenf organlarından köken alır, genellikle tek veya
birkaç adet lenf bezesinin büyümesi hasta tarafından fark edilen ilk olaydır.
RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değildir. Kardeşlerinde hodgkin
hastalığı olanların bu hastalığa yakalanma riski daha fazladır. Ebstein Barr adlı virüsün
hastalığa yakalanmayı arttırdığı düşünülmektedir. Hastalar genellikle 15 ile 34 yaşları
arasındaki genç erişkinlerdir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ TANISI VE TEDAVİSİ
Hodgkin hastalığının belirtileri, tanısı, evrelemesi ve tedavisi (kemoterapi ve
radyoterapi) ve yan etkileri Hodgkin dışı lenfoma ile benzerdir (bakınız lenfoma).
Ancak tedavide kullanılan ilaç ve şemalar, veriliş zamanları farklıdır. Hastalığın genel
seyri hodgkin dışı lenfomalara nazaran daha iyidir. Hastaların büyük çoğunluğu uygun
tedaviyle iyileşmektedir.

Admin
06-07-2009, 12:41
Kanser Türleri

Günümüzde kanser, her yıl ortaya çıkan 10 milyondan fazla vaka ile yeryüzünün en yıkıcı hastalığıdır. Ancak; kanserle ilgili göz ardı edilmemesi gereken gerçek, etkili tütün kontrolü ve sağlıklı beslenme ile kanserlerin üçte ikisinin önlenebileceği, erken teşhis edildiğinde de bazı kanserlerin etkin bir şekilde tedavi edilebileceğidir. Her yıl teşhis edilen kanser hastalıklarının önemli bir bölümü erken tanı ile etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir.
Lenfoma nedir?
Lenfoma, “lenf sisteminden” kaynaklanan kanserlerin ortak adıdır. Lenfoma erken tanındığında ve doğru tedavi uygulandığında şifa ile sonuçlanan bir hastalıktır.
Lenf sistemi nedir?
Lenf sistemi bedenimizin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenf sistemi mikrobik ve diğer pek çok hastalıklar ile mücadele eden akyuvarları üretir, biriktirir ve bedenimizin her köşesine taşır.
Lenf sistemini tüm bedenimizde dağılmış olan bir ağa benzetebiliriz. Bu ağda lenf damarları, lenf bezleri ve diğer lenf organ ve dokuları bulunmaktadır.
Lenf damarları da, kan damarları gibi, ama onlardan ayrı bir sistem içinde, bedenimizin tüm bölgelerine dağılır. Lenf damarlarında renksiz, suya benzeyen bir sıvı taşınmaktadır. Bu sıvıya lenf sıvısı denir. Lenf sıvısında yer alan akyuvar hücreleri, hastalıklar ile mücadele etmek üzere bedenin her noktasına ulaştırılmaktadır. Bu hücrelere genel olarak lenfosit de denmektedir. Lenfositlerin iki görevi çok önemlidir: Mikroplar ile savaşmak ve bedenimizdeki bir tümörün büyümesine engel olmak.
Bu ağın üzerinde bulunan önemli bir yapı da lenf bezleridir. Lenf bezleri fasulye benzeri bir yapıya sahip olan küçük organlardır. Bunlar bağışıklık sistemimiz için önemli hücrelerin üretilmesinden ve depolanmasından sorumludur.
Lenf bezleri bedenin belli bölgelerinde kümeler halinde bulunur: Bu bölgelere boyun, koltuk altları, kasıklar, göğüs kafesinin içi ve karın örnek verilebilir.
Lenf sisteminin diğer organları arasında bademcikler, dalak, kemik iliği de bulunmaktadır. Ayrıca mide, barsak ve cilt gibi bazı organlarımızda da lenf sisteminin özelliğini taşıyan doku bölümleri vardır.
İşte tüm bu yapıya, lenf damarlarına, lenf bezlerine, diğer lenf organ ve dokularına birlikte lenf sistemi denmektedir. Bu yapı içinde ortaya çıkan kanserlerin genel adı da, lenfomadır.
Lenfoma kimlerde görülür?
Lenfoma hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülen bir hastalıktır.
Lenfoma konusunda risk faktörleri biliniyor mu?
Saptanmış bazı riskler vardır. Bunlar:
• Uzun süren (kronikleşmiş) mikrobik hastalıklar
• Bağışıklık sistemini zayıflatıcı durumlar
• Bazı kimyasal maddelere maruziyet (Böcek öldürücü ilaçlar gibi)
• Bazı virüslerden kaynaklanan hastalıklar
Lenfomanın belirtileri nelerdir?
En sık belirti boyunda, koltuk altında ya da kasıklardaki lenf bezlerinin ağrı vermeyen şişliğidir. Ayrıca:
• Açıklanamayan ateş,
• Gece terlemeleri,
• Geçmeyen bitkinlik hali,
• Açıklanamayan kilo kaybı,
• Ciltte kaşıntı,
• Ciltte geniş, kırmızı döküntüler de görülebilir.
Bu belirtiler ortaya çıktığında ne yapılmalı?
Mutlaka hekime başvurunuz. Ancak unutmayın, bu belirtilerin hiçbiri lenfomaya özgü değildir; pek çok başka hastalıkta da benzer belirtiler görülebilmektedir. Tanıyı sadece hekim kesinleştirebilir.

Admin
06-07-2009, 12:41
Lenfomalar
LENFOMA NEDİR ?
Lenfoma ,diğer grup onkolojik hastalıklar içinde yaşamın uzatılması ve daha kaliteli
yaşam sağlanması ve hastaların kurtarılmaları açısından daha fazla başarı elde edilmiş
bir hastalıktır. Lenf sisteminden köken alan habis bir hastalıktır. Lenfomalar öncelikle
2 gruba ayrılır. Hastaların az bir kısmı Hodgkin Hastalığı denilen lenfoma türüne
sahiptir. Çoğunluk, Hodgkin dışı (Nonhodgkin) denilen lenfoma grubunda yer alır ve
hastaya sadece lenfoma deniliyorsa genellikle bu grup kastedilmektedir.
LENFATİK VE İMMÜN SİSTEM HANGİ ORGANLARDAN OLUŞUR?
Lenfatik ve immun sistem , vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlayan
sistemin içinde yer alır. Lenfatik sistemde lenf bezeleri denilen boyun, koltuk altı,
kasık bölgelerimizde normalde erişkinlerde genellikle ele gelmeyen küçük yapılar
vardır. Ayrıca lenfatik sisteme dahil olan organlar vardır. Bunlar bademcikler, dalak,
karaciğer, kemik iliği ve göğüs boşluğumuzda bulunan ve çocuklukta aktif olan bir
organ timusdur. Ayrıca mide, ince barsak ve cildimiz katmanları arasında bu lenfatik
yapılar yer almaktadır. Hastalık , yukarda bulunan lenfatik yapılardaki normal
hücrelerin yerinde anormal şekil, yada hızlı bölünme özellikleri olan hücrelerin ortaya
çıkması ile gelişmektedir. Bu hücreler ayrıca dalağa, karaciğer ve kemik iliğine
yayılma özelliği gösterebilmektedir.
HODGKİN DIŞI LENFOMALAR
BELİRTİLERİ NELERDİR?
En sık görülen belirti boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerindeki lenf bezelerinin ağrısız
şişerek ele gelmesidir. Hastalarda diğer bulunabilen belirtiler ise şöyledir; sebebi tam
açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik, ciltte kaşıntı.... Bu şikayetler,
grip gibi başka hastalıkların seyrinde de görülebilir. Bu nedenle bu tür bulguları olan
hastalarda lenfoma teşhisini ancak doktor koyabilir.
TANI NASIL KONUR?
Lenfoma olasılığı düşünülen hastada kesin tanı konulabilmesi için büyüyen lenf
bezinin tümünün çıkartılması ya da her hangi bir organda yerleşmiş ise parça alınması
ilk işlemdir. Yapılan bu işleme biyopsi denir. Elde edilen dokuların patolog tarafından
çeşitli işlemlere tabi tutularak mikroskop altında incelenmesiyle tanı konur.
Hodgkin dışı lenfoma için çok farklı sınıflamalar vardır. Patolog tarafından hangi tipi
olduğu tanı raporunda verilir. Bu tiplerin önemi; hangi tedavi seçeneğinin hasta için
uygun olacağını göstermesidir. Doktor hangi tedavi seçeneğini uygulayacağına
patoloji raporunda belirtilen tiplemeye göre karar verir.
EVRELEME NEDİR ve NASIL YAPILIR?
Evreleme hastalığın yaygınlığının belirlenmesi işlemidir. Hastada lenf bölgeleri
taranmalıdır. Hastanın el ile saptanabilecek boyun, koltuk altı, kasık vb bölgelerindeki
lenf bezlerine muayene sırasında bakılır. Elle saptanamayan diğer bölgelerinde ise
basit direkt röntgen grafikleri, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi (BT) yada
magnetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılır.
Görüntüleme yöntemleri ile genellikle boyun, göğüs (toraks), karın (abdomen) ve alt
karının (pelvis) bölgeleri incelenir. Ayrıca kemik iliği biyopsisi yapılarak kemik iliğinde
yayılım olup olmadığı araştırılır.
NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
Her lenfoma hastası için tedavi kendine özgündür. Çünkü hastalığın evresine, hücre
tipine, hastanın yaşına, hastanın tedaviyi kaldırıp kaldıramayacağına ve lenfoma
tipinin hızlı yada yavaş seyirli oluşuna göre doktor tedavinin şeklini ve verilecek
ilaçları belirler.
Hodgkin dışı lenfomanın tedavisi ilaçlarla (kemoterapi), ışın tedavisiyle (radyoterapi)
veya ikisi birlikte olarak yapılmaktadır. Ayrıca hastadan kök hücre toplanarak yüksek
doz kemoterapi sonrası bu kök hücreleri tekrar hastaya verme işlemi (yüksek doz
kemoterapi ve otolog periferik kök hücre transplantasyonu), biyolojik ilaçlarla ve
cerrahi olarak da tedavi edilebilmektedir. Bazen yavaş seyirli lenfomalar da hastaya
tedavi verilmez ve hasta belli aralarla doktor tarafından kontrol edilerek izlenir.
Hastanın tedavisine karar veren uzmanlar tıbbi onkolog ve radyasyon onkologu
olmaktadır.
TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ NELERDİR?
Tedavi sırasında kullanılan ilaçları tipine ve dozuna göre bazı istenmeyen etkiler
olabilmektedir. Bunlara yan etkiler denir. Burada sık görülenler belirtilecektir. Ancak
siz bu tedaviler sırasında fark ettiklerinizi doktorunuza bildirerek bunlarında
değerlendirilmesini ve bunlar için yapılabilecek tedavileri öğreneceksiniz.
Hodgkin dışı lenfoma tedavisinde kullanılan ilaçların bulantı ve kusma yan etkisi
genellikle hafif ve kısa süreli olmaktadır. Saç dökülmesi bazı tedavilerde hafif
bazılarında tamamen dökülme tarzındadır. Ancak tedavi bittikten sonra 6 ay içerisinde
genellikle eskisi kadar güzel saçlarınızın geri geleceği bilinmelidir. Kemoterapi
sırasında kan hücrelerinin üretim yeri olan kemik iliği de tedaviden etkilenmektedir.
Bu karşımıza kırmızı küreciklerin azalması (anemi), beyaz kürelerimizin azalması
(lökopeni), enfeksiyonlarla savaşan beyaz küreler içinde önemli bir grup olan
nötrofillerin azalması (nötropeni) ve kanama olmasını önleyen trombosit denilen
küçük kan hücrelerinin azalması (trombositopeni) olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu
kan hücrelerindeki azalma, doktorunuz tarafından belli aralarla yapılan kan sayımları
ile izlenecek ve gerekli görülen kan ürünleri başkasından elde edilerek size
verilecektir. Kemoterapi böbrek ve karaciğer işlevlerini etkileyebilir ; bu durum gerekli
kan tetkikleri ile izlenir. Hastalarda iştahsızlık, damak tat alımında değişiklik, cilt ve
tırnaklarda renk koyulaşması, geçici ya da kalıcı fertilite(üreyebilirlik) değişiklikleri
olabilmektedir. Burada bildirilmiş olan yan etkiler her hastada mutlaka olacak belirtiler
olarak düşünülmemelidir.
Radyoterapiye bağlı yan etkiler, ışın yapılan bölge ve verilen doza göre değişkenlik
gösterir. Genellikle hastalarda radyoterapinin ilerleyen günlerinde yorgunluk hali
gelişmektedir. Hastaya dinlenmesi, yapabildiği kadar hareket etmesi önerilir.
Radyoterapi yapılan alanlarda kıl ve saç kaybı, kızarma, kuruluk, duyarlılık ve kaşıntı,
cilt koyulaşması sık görülen yan etkilerdir. Boyun ve göğüs bölge radyoterapisi
sonrası boğazda kuruluk ve yutma güçlüğü olmaktadır. Karın bölgesine yapılan
radyoterapilerde bulantı, kusma, ishal ve idrar şikayetleri ortaya çıkabilmektedir. Kan
hücreleri etkilenebileceğinden kan sayımları ile yakın takip edilir.
Ateş yükselmesi ve beklenmeyen kanamalar olduğunda takip eden doktorun hastalar
tarafından uyarılması gerekir.
Biyolojik tedaviler aşı tarzında (interferon) uygulanır. Bunların yan etkileri soğuk
algınlığı bulgularını andırır. Kırıklık, yorgunluk, titreme, ateş, kas ve eklem ağrıları,
iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal olabilir.
Yüksek doz kemoterapi ve periferik kök hücre transplantasyonunda yan etkiler
normal dozda kemoterapi tedavisinden daha fazladır. Hastalar kanama, enfeksiyon
organ yan etkileri açısından yakın takibe alınır.
HODGKİN HASTALIĞI
Lenfomalar içinde yer alan bir alt gruptur. Diğer lenfomalara hodgkin dışı lenfomalar
denir. Hodgkin hastalığı lenfomaların yaklaşık dörtte birini ,yani oldukça azını
oluşturmaktadır. Vücudumuzdaki lenf organlarından köken alır, genellikle tek veya
birkaç adet lenf bezesinin büyümesi hasta tarafından fark edilen ilk olaydır.
RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değildir. Kardeşlerinde hodgkin
hastalığı olanların bu hastalığa yakalanma riski daha fazladır. Ebstein Barr adlı virüsün
hastalığa yakalanmayı arttırdığı düşünülmektedir. Hastalar genellikle 15 ile 34 yaşları
arasındaki genç erişkinlerdir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ TANISI VE TEDAVİSİ
Hodgkin hastalığının belirtileri, tanısı, evrelemesi ve tedavisi (kemoterapi ve
radyoterapi) ve yan etkileri Hodgkin dışı lenfoma ile benzerdir (bakınız lenfoma).
Ancak tedavide kullanılan ilaç ve şemalar, veriliş zamanları farklıdır. Hastalığın genel
seyri hodgkin dışı lenfomalara nazaran daha iyidir. Hastaların büyük çoğunluğu uygun
tedaviyle iyileşmektedir.

Admin
06-07-2009, 12:42
Lenfomalar
Hodgkin Hastalığı ve Hodgkin Dışı Lenfomalar

Risk faktörleri
-Ailede lenfoma varlığı
-Kalıtsal veya edinsel bağışıklık yetersizliği hastalıkları
-Bazı kromozom bozuklukları
-Epstein-Barr Virüs enfeksiyonu

Riski azaltan faktörler
-Bağışıklık sistemini güçlendirmek (Beslenme ve enfeksiyonlardan korunmak)

Görülme yaşı
-En sık 5-15 yaş arası

Uyarıcı belirtiler
-Boyun, koltuk altı, kasık bölgelerinde lenf bezlerinde ağrısız şişlikler
-Kuru ve inatçı öksürük
-Solunum sıkıntısı
-Solukluk
-Halsizlik, yorgunluk
-Terleme
-Kilo kaybı
-Sık ateşlenme
-Karın ağrısı, karında şişlik, gerginlik
-Kusma, ishal
-Kanlı dışkı
-Barsak tıkanıklığı
-İdrar yapmada zorluk
-Kemik ve eklem ağrıları

Erken tanı
-Uyarıcı belirtilerin varlığında acilen doktora başvurmak

Tedavi
-Lenfomaların tipine göre tedavi değişir.
-Hodgkin Hastalığı hem ilaç tedavisine hem de ışın tedavisine duyarlı olduğundan; tüm hastalarda ilaç tedavisi ve ardından da ışın tedavisi yapılır.
-Hodgkin Dışı Lenfomalar çok hızlı ilerler. Acilen tedaviye başlamak gerekir, temel tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. Işın tedavisi ve cerrahi yaklaşım ancak bazı özel durumlarda uygulanmaktadır.
-B hücreli Hodgkin Dışı Lenfomada tedavi lösemi tedavisi gibidir.

Admin
06-07-2009, 12:42
Lenfoma, “lenf sisteminden” kaynaklanan kanserlerin ortak adıdır. Lenfoma erken tanındığında ve doğru tedavi uygulandığında şifa ile sonuçlanan bir hastalıktır.

Lenf sistemi nedir?

Lenf sistemi bedenimizin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenf sistemi mikrobik ve diğer pek çok hastalıklar ile mücadele eden akyuvarları üretir, biriktirir ve bedenimizin her köşesine taşır.

Lenf sistemini tüm bedenimizde dağılmış olan bir ağa benzetebiliriz. Bu ağda lenf damarları, lenf bezleri ve diğer lenf organ ve dokuları bulunmaktadır.

Lenf damarları da, kan damarları gibi, ama onlardan ayrı bir sistem içinde, bedenimizin tüm bölgelerine dağılır. Lenf damarlarında renksiz, suya benzeyen bir sıvı taşınmaktadır. Bu sıvıya lenf sıvısı denir. Lenf sıvısında yer alan akyuvar hücreleri, hastalıklar ile mücadele etmek üzere bedenin her noktasına ulaştırılmaktadır. Bu hücrelere genel olarak lenfosit de denmektedir. Lenfositlerin iki görevi çok önemlidir: Mikroplar ile savaşmak ve bedenimizdeki bir tümörün büyümesine engel olmak.

Bu ağın üzerinde bulunan önemli bir yapı da lenf bezleridir. Lenf bezleri fasulye benzeri bir yapıya sahip olan küçük organlardır. Bunlar bağışıklık sistemimiz için önemli hücrelerin üretilmesinden ve depolanmasından sorumludur.

Lenf bezleri bedenin belli bölgelerinde kümeler halinde bulunur: Bu bölgelere boyun, koltuk altları, kasıklar, göğüs kafesinin içi ve karın örnek verilebilir.

Lenf sisteminin diğer organları arasında bademcikler, dalak, kemik iliği de bulunmaktadır. Ayrıca mide, barsak ve cilt gibi bazı organlarımızda da lenf sisteminin özelliğini taşıyan doku bölümleri vardır.

İşte tüm bu yapıya, lenf damarlarına, lenf bezlerine, diğer lenf organ ve dokularına birlikte lenf sistemi denmektedir. Bu yapı içinde ortaya çıkan kanserlerin genel adı da, lenfomadır.

Lenfoma kimlerde görülür?

Lenfoma hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülen bir hastalıktır.

Lenfoma konusunda risk faktörleri biliniyor mu?

Saptanmış bazı riskler vardır. Bunlar:

• Uzun süren (kronikleşmiş) mikrobik hastalıklar
• Bağışıklık sistemini zayıflatıcı durumlar
• Bazı kimyasal maddelere maruziyet (Böcek öldürücü ilaçlar gibi)
• Bazı virüslerden kaynaklanan hastalıklar

Lenfomanın belirtileri nelerdir?

En sık belirti boyunda, koltuk altında ya da kasıklardaki lenf bezlerinin ağrı vermeyen şişliğidir. Ayrıca:
• Açıklanamayan ateş,
• Gece terlemeleri,
• Geçmeyen bitkinlik hali,
• Açıklanamayan kilo kaybı,
• Ciltte kaşıntı,
• Ciltte geniş, kırmızı döküntüler de görülebilir.

Bu belirtiler ortaya çıktığında ne yapılmalı?

Mutlaka hekime başvurunuz. Ancak unutmayın, bu belirtilerin hiçbiri lenfomaya özgü değildir; pek çok başka hastalıkta da benzer belirtiler görülebilmektedir. Tanıyı sadece hekim kesinleştirebilir.

Admin
06-07-2009, 12:42
Lenfoma nedir?
Erken tanı konulduğunda tamamen tedavi edilebilen bir hastalık olan lenfoma, insanların bu konuda bilinçsiz olması nedeniyle çoğunlukla teşhis edilemiyor.

Lenfoma Koalisyonu tarafından yapılan bir araştırmada, lenfoma hastası olan insanların yüzde 42’si bu hastalığın tedavi edilebilir olduğunu bilmiyor. Yine lenfoma hastası olanların yaklaşık yüzde 55’i teşhis konulmadan önce bu hastalığın farkında bile değil. Türkiye’de ise hastalık konusundaki bilinç çok düşük. Yapılan son araştırmalar Türk insanının sadece yüzde 2.6’sının lenfoma ile ilgili bilgi sahibi olduğunu gösteriyor.

Dünyada her yıl 360 binden fazla insan lenfomaya yakalanıyor. Her gün ortalama bin kişiye lenfoma teşhisi konuyor. Erken teşhis ile tedavisi mümkün bir hastalık olduğu halde geç kalınırsa 6 ay içinde ölümcül hale gelebiliyor.

Erken teşhis edin, lenfoma’yı yenin!

Lenfomanın ana belirtileri boyun, koltuk altı veya kasık lenf bezlerinde ağrısız şişlikler, nedeni açıklanamayan ateş, gece terlemesi süreklilik gösteren yorgunluk hali, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, kaşıntı ve ciltte kırmızı lekeler.

Ancak bu belirtiler mutlaka lenfoma hastası olduğunuzu göstermiyor. Başka nedenlerle de benzer belirti ve bulguların ortaya çıkması mümkün. Yukarıda sayılan belirtiler görüldüğünde mutlaka doktora başvurmak gerekiyor.

Admin
06-07-2009, 12:42
Beze Nedir? Nerelerde Bulunur ?
Bezeler (lenf Nodları) dışarıdan vücudumuza giren mikroorganizmalarla vücudun savaştığı, direnç gösterdiği savunma yapılarımızdır. Boyunda, koltukaltında, kasıklarda, ensede kulak çevresinde, dirsek bölgesinde ve hatta karın içi organlar ile göğüs boşluğunda normalde bulunurlar. Bademciklerimizde birer bezedir. Sağlam kişilerin %50-60'ında ciddi bir rahatsızlık olmadan normal boyutlarda bezelerle karşılaşmaktayız. Bulaşıcı hastalıkların (enfeksiyon hastalıkları) seyiri esnasında bezeler büyüyebildiği gibi; bazı kanserlerle beraber bulunması nedeni ile hem korkutucu olabilmekte hemde erken tanısının konması önem arzetmektedir.

Bezelere Ne Zaman Dikkat Edilmeli ve Hastalık Yönünden Araştırılmalı ?
Bir santimetreden küçük bezeler genellikle hastalık bulgusu değildir. Fasülye tanesi boyutundaki bezelerin başka bir bulgusu yoksa üzerinde durulması gerektiği, bir çok insandada bulunabileceği bilinmelidir. Boyutunda 1,5 cm üzeri, dirsek bölgesinde 0.5 cm, kasıkta 1,5 cm üzeri beze büyüklükleri ise hastalık belirtisi olup araştırılması gerekmektedir. Ancak boyutu ne olursa olsun omuz üseri bezeler aksi ispat edilene kadar ciddi hastalıklara işaret eder. Ense ve kulak bölgesi bezeleri ise çoğunlukla enfeksiyöz hastalıklar arasında görülür.
Beze Büyümelerine Eşlik Edebilen Bulgular Nelerdir?
2 haftadan kısa süreli beze büyümeleri çoğunlukla enfeksiyöz kaynaklıdır. 2. haftayı aşan bir öyküde ise tüberküloz, viral enfeksiyonlar, kanserler akla gelmelidir. Uzun süreli kullanılan ilaçlar (difenilhidantoin, karbamezapin, primidon, suksinatlar, altın tuzları, sulfasalazin, kaptopril, atenolol, kinidin, allopurinolsefalosporin, primetamin) beze büyümelerine yol açabilir.Ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri gibi eşlik egen bulgular lenfoma denen beze kanserleri ile beraber bulunabilir. Son günlerde geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonları, döküntülü hastalıklar, diş ve dişeti rahatsızlıkları enfeksiyon hastalıklarına işaret eder.
Bezlerin Muayenesinde Diğer Bulgular Nelerdir?
Bezelerin ağrılı, hassas ve kızarık olması enfeksiyonların bir bulgusudur. Hodgkin hastalığı denilen beze kanserinde bezeler ağrısız, yumuşak, hareketli ve lastik kıvamındadır. Başka tip beze kanseri olan Hodgkin dışı lenfomalarda ise sert ve ağrılı olur.
Eşlik Eden Bulgular Nelerdir?
Bademcik iltahapları, çürük bir diş boyun bölgesi bezelerinin nedeni olabilir. Cilt döküntüleri kızıl, kızamık, kızamıkçık ve diğer viral enfeksiyonlarda görülür. Yeni ortaya çıkan ciltte solukluk, kanamalar ve morarmalarda aksi ispat edilene kadar kanserler akla gelmeli ve hemen ileri tetkiklerin yapılması için doktora başvurulmalıdır. Karaciğer ve dalak büyüklüğün de çoğunlukla kanserlerle beraber olup üzerinde önemle durulmalıdır. Enfeksiyöz mononükleozis dediğimiz bazı viral sistemik enfeksiyonlarda lenfadenopati (lenf bezi büyümesi), cilt döküntüleri, karaciğer ve dalak büyüklüğü yapabilir.
Boyun Bölgesi Bezelerinin Nedenleri Nelerdir ?
Boyun, çene altı, ense ve kulak çevresi lenf bezleri çoğu hastada baş-boyun enfeksiyonuna ikincildir. Uzun süreli boyun bölgesi beze büyümelerinde tüberkülozonda düşünülmesi gereklidir. Beze kanserleri de boyun bölgesinden başlayabilir. Eğer omuz üstü bölgede de varsa tümörler ilk planda düşünülmelidir. Lösemiler genellikle yaygın beze büyüklükleri yapar. Koltuk altı ve kasık bölgesi lenf bezeleri sıklıkla enfeksiyonla beraber olup kol, uyluk ve bacağın cilt enfeksiyonları için ayrıntılı beze muayenesi gerekir. Ülkemizde çocukluk çağında aileler sıklıkla sol koltuk altı beze yakınması ile doktora başvururlar. Genellikle BCG(verem aşısı) aşısına ikincil gelişip tedavi gerektirmezler.
Vücudun Birçok Yerinde Birden Görülen Beze Büyümeleri Neden Olabilir ?
Yaygın beze büyümeleri daima ciddi hastalıklarala beraberdir. Ayrıntılı bir öykü ve fizik muayene inceleme tanıda çok yararlıdır.
Viral enfeksiyonlarla, lösemiler ve ileri evre beze kanserleri yaygın lenfadenopati (lenf bezesi büyümesi) yaparlar
Beze Büyümeleri Nasıl Takip Edilmelidir ?
Lenf bezi büyümelerinin izlemi aşama aşama aşağıdaki şekildedir.
a) Eşlik eden anlamlı fizik inceleme bulgusu varsa mutlaka ciddi hastalıklara araştırılmalıdır.
b) Eşlik eden bulgu yoksa 2 veya 3 hafta gözlenir. Bu arada antibiyotik kullanılabilir.
c) 2-3 haftalık gözlem sonunda bezeler tekrar değerlendirilir. Boyutta artışlar var ise ileri tetkikler yapılır.
d) 2-3 haftalık izlemde beze aynı boyutta sebat ediyorsa bir 2-3 hafta daha izlenir. Beze kayboldu ise takipten çıkarılır.
e) İzlem sonunda beze aynı boyutta ise yine ileri tetkikler yapılmalıdır. Gerekirse tanı için beze biyopsisi alınmalıdır.

Admin
06-07-2009, 12:43
BİR BAŞKA ÜRETİM MERKEZİ: LENF BEZLERİ
İnsan vücudunda bütün bedene yayılmış bir jandarma ve jandarma istihbarat teşkilatı vardır. Bu sistemin içinde nöbetçi jandarmalar bulunduran, gerektiğinde yeni jandarmalar üreten karakollar da bulunur.
Sözünü ettiğimiz sistem lenf sistemi, jandarma karakolları da lenf bezleridir. Sistemin jandarma erleri lenfosit hücreleridir.
Lenf sistemi başlı başına insanın emrine verilmiş bir mucizedir. Bu sistem bütün vücuda yayılmış lenf damarları, bu damarların belirli yerlerine yerleştirilmiş lenf bezleri, lenf bezlerinin ürettiği ve lenf damarlarında devriye görevi yapan lenfosit hücreler ve bu hücrelerin içinde yüzdüğü, lenf damarlarında dolaşan lenf sıvısından oluşur.
Sistem şöyle çalışır: Bütün vücuda yayılmış olan lenf damarlarının içindeki lenf sıvısı, kılcal lenf damarları çevresinde bulunan dokularla temas eder. Bu temas sonrasında tekrar lenf damarlarına dönen lenf sıvısı beraberinde bu dokulara ait bazı bilgileri getirir. Bu bilgiler lenf damarları boyunca bulunan en yakın lenf bezine ulaştırılır. Eğer dokularda bir düşman hareketi başlamışsa bunun da bilgisi lenf sıvısı aracılığıyla lenf bezine getirilmiş olur.
Düşmana ait bilgi incelendikten sonra eğer bir tehlike varsa alarm durumu verilir. Lenf bezlerinde hızlı bir şekilde lenfosit ve diğer bazı savaşçı hücrelerin üretimine başlanır.
Üretim aşamasından sonra sıra, yeni askerleri savaşın olduğu cepheye sevketmeye gelmiştir. Yeni askerler lenf bezlerinden lenf sıvısı yardımıyla lenf damarlarına geçerler. Lenf damarlarından da kan dolaşımına geçen askerler savaşın olduğu bölgeye ulaşırlar. Bu yüzden enfeksiyon olan bölgedeki lenf bezleri öncelikle şişer. Bu o bölgedeki lenfosit üretiminin arttığını gösterir.
Şimdi mevcut sistemi bir özetleyelim:
- Bütün vücudu baştan aşağı saran özel bir ulaşım sistemi.
- Vücudun birçok bölgesine yerleştirilmiş lenf bezi karakolları.
- Düşman askerlerin istihbaratının yapılması.
- Bu istihbarat doğrultusunda asker üretimi yapılması.
Tek bir parçası bile eksik olsa işlemeyecek olan bu sistemin, zaman içinde aşama aşama gelişerek var olmasına imkan yoktur. Örneğin lenf bezleri ve lenfositleri olan ancak lenf damarları yaratılmamış bir sistem işe yaramaz. Sistemin çalışması ancak bütün elemanların aynı anda yaratılmış olmasıyla mümkündür.

Admin
06-07-2009, 12:43
Burkitt lenfoma ve tedavisi
Küçük çentiksiz hücreli lenfoma, Burkitt ve Burkitt benzeri
lenfoma olarak iki gruba ayrılır. Burkitt benzeri lenfomada
çekirdek düzensizliği daha belirgindir ve erişkinlerde daha sıktır.
Klinik olarak benzer özelliklere sahiptir. L3 ALL den Burkitt
Lenfomanın farkı, ikincisinin %50 den daha az kemik iliği
infiltrasyonu ve kemik iliği dışı tutulumun daha az yoğun
olmasıyla ayrılır. Diffüz büyük hücreli lenfomadan farkı, daha
hızlı prolifere olması, daha fazla CD 10 ekspresyonu, “CD
44 homing” reseptöre daha az sahip olmasıyla ayrılır. %80 +
(8;14) translokasyonu vardır. Medyan sağkalım 1-2 yıldır.
1980’li yıllarda, büyük hücreli lenfomalarda uygulanan rejimlerle
(MACOP –B gibi) tam yanıt %30-40 ve devamlı yanıt
%20 oranlarında bulunmuştur. Ancak NCI’da (PNOMACE
temelli rejim) yapılan bir çalışmada %60 hastalıksız
sağkalım ve %35 genel sağkalım elde edilmiştir.
Çocuklarda kullanılan yoğun doz tedaviler erişkinlerde
uygulanmaya başlanınca tam yanıt oranı %80, sağkalım oranı
ise %50 lere yükselmiştir.
Bu tedavilerde amaç düşük doz siklofosfamid, prednizon,
vinkristin ile kitleleri küçülterek ve tümör lizisi engellemek, ardından
orta yüksek doz metotreksat, sitozin arabinosid, etoposit
( veya VM 26) doksorubisin ve vinkristin ile sağaltımı
sağlamaktır. Peşinden kraniyal ışınlama, intratekal tedavi ve
yüksek doz metotreksat santral sinir sistemi relapsı engellenmeye
çalışılır. Böylece ileri evrelerde bile kür oranı %70 lere
ulaşmıştır.
Başlangıçta santral sinir sistemi tutulumu olan Burkitt
Lenfomada; metotreksat daha yüksek (5-8 gr/m2) dozda verilerek,
daha sık intratekal tedavi (sitozin arabinosid, metotreksat,
hidrokortizon), etoposid ve yüksek doz sitozin arabinosid
ve kraniyal ışınlama ile kür oranları %70 lere ulaşmıştır.
Burkitt lenfomada ilk remisyonda yoğun doz tedavi çalışmaları
yeterli değildir. Tam yanıt alınmayan ya da erken relaps
olgularında özellikle kurtarma tedavilerine yanıt alınan
olgularda transplantasyonun yararlığını gösteren çok az çalışma
mevcuttur.
Lenfoblastik lenfoma ve tedavisi
Tüm non Hodgkin lenfomaların %3’ünü oluşturur. Genelikle
T hücreli lenfoblastik lenfoma görülür. T-ALL’den farklı
olarak kemik iliğinde %25 den daha az infiltrasyon görülür.
Lenfoblastik lenfoma daha ileri yaşta görülür (İkinci dekatta).
Mediastinal tutulum sıktır. Çoğu hasta tanı anında ileri evrededir.
T-ALL’de lenfodenopati ve mediastinal kitleye daha az
rastlanır. Splenomegali ALL’de belirgindir. B hücreli lenfoblastik
lenfoma daha nadirdir. Mediastinal kitle yoktur. Primer
cilt tutulumuna rastlanır ve daha az agresif gidişlidir. Lenfoblastik
lenfomalarda ileri yaş yüksek tümör varlığı, hiperlökositoz,
ileri evre LDH yüksekliği, B semptomları kötü prognozu
gösterir.
T ve B hücreli tipi ayrılmadan; Konvensiyonel non Hodgkin
lenfoma protokolleri 1980’li yıllardan önce kullanılmıştır.
Bu protokollerle tam yanıt oranları %50-80 bulunmuştur.
Ancak özellikle santral sinir sistemi relapsı sık görülmüştür.
1980’li yıllarda yoğunlaştırılmış CHOP (LS A2-L2) rejimi,
santral sinir sistem profilaksisi ve konsolidasyon idame tedavisi
ilavesiyle tam yanıt %80 hastalıksız, sağ kalım %50 bulunmuştur.
Devam eden çalışmalarda ALL tedavisinde uygulanan
rejimlerle tam yanıt oranları %80-100 ve hastalıksız sağ kalım
%50-70 oranında bulunmuştur.
Özellikle kötü prognozlu hastalarda görülen erken relaps
nedeniyle araştırıcılar ilk tam yanıt sonrası yoğun doz tedavi
ve transplantasyonu araştırmışlardır. Yapılan retrospektif çalışmalar
ilk remisyonda yoğun doz tedavileri yararlılığı ile ilgili
çelişkili sonuçlar vermiştir. Yapılan bir prospektif çalışmada
hastalıksız sağ kalım yoğun doz, tedavide daha iyi bulunurken
genel sağkalım aynı bulunmuştur. Otolog ve allojenik transplantasyon
karşılaştırmalarında ise allojenik grupta daha fazla
mortalite ancak daha az relaps görülmüştür. Birbirine üstünlüğü
gösterilmemiştir. Bu nedenle ilk remisyonda yüksek doz tedavi
ile konsolidasyon standart kabul edilmemektedir.
Relaps sonrası tedaviye tam yanıt alınan olgularda yüksek
doz tedaviyle 6 yıllık hastalıksız sağlık kalım %30, rezistan olgularda
%15 bulunmuştur.
Sonuç olarak lenfoblastik lenfomalarda tedavisinde pediatrik
ALL protokolleri uygulanmaktadır. Yüksek risk gruplu hastalarda
yüksek doz tedavi klinik çalışmalarla araştırılmalıdır.

Admin
06-07-2009, 12:43
LENFOMA NEDİR ?

Lenfoma ,diğer grup onkolojik hastalıklar içinde yaşamın uzatılması ve daha kaliteli yaşam sağlanması ve hastaların kurtarılmaları açısından daha fazla başarı elde edilmiş bir hastalıktır. Lenf sisteminden köken alan habis bir hastalıktır. Lenfomalar öncelikle 2 gruba ayrılır. Hastaların az bir kısmı Hodgkin Hastalığı denilen lenfoma türüne sahiptir. Çoğunluk, Hodgkin dışı (Nonhodgkin) denilen lenfoma grubunda yer alır ve hastaya sadece lenfoma deniliyorsa genellikle bu grup kastedilmektedir.

LENFATİK VE İMMÜN SİSTEM HANGİ ORGANLARDAN OLUŞUR?

Lenfatik ve immun sistem , vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlayan sistemin içinde yer alır. Lenfatik sistemde lenf bezeleri denilen boyun, koltuk altı, kasık bölgelerimizde normalde erişkinlerde genellikle ele gelmeyen küçük yapılar vardır. Ayrıca lenfatik sisteme dahil olan organlar vardır. Bunlar bademcikler, dalak, karaciğer, kemik iliği ve göğüs boşluğumuzda bulunan ve çocuklukta aktif olan bir organ timusdur. Ayrıca mide, ince barsak ve cildimiz katmanları arasında bu lenfatik yapılar yer almaktadır. Hastalık , yukarda bulunan lenfatik yapılardaki normal hücrelerin yerinde anormal şekil, yada hızlı bölünme özellikleri olan hücrelerin ortaya çıkması ile gelişmektedir. Bu hücreler ayrıca dalağa, karaciğer ve kemik iliğine yayılma özelliği gösterebilmektedir.

HODGKİN DIŞI LENFOMALAR

BELİRTİLERi NELERDİR ?

En sık görülen belirti boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerindeki lenf bezelerinin ağrısız şişerek ele gelmesidir. Hastalarda diğer bulunabilen belirtiler ise söyledir; sebebi tam açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik, ciltte kaşıntı.... Bu şikayetler, grip gibi başka hastalıkların seyrinde de görülebilir. Bu nedenle bu tür bulguları olan hastalarda lenfoma teşhisini ancak doktor koyabilir.

TANI NASIL KONUR ?

Lenfoma olasılığı düşünülen hastada kesin tanı konulabilmesi için büyüyen lenf bezinin tümünün çıkartılması ya da her hangi bir organda yerleşmiş ise parça alınması ilk işlemdir. Yapılan bu işleme biyopsi denir. Elde edilen dokuların patolog tarafından çeşitli işlemlere tabi tutularak mikroskop altında incelenmesiyle tanı konur.

Hodgkin dışı lenfoma için çok farklı sınıflamalar vardır. Patolog tarafından hangi tipi olduğu tanı raporunda verilir. Bu tiplerin önemi; hangi tedavi seçeneğinin hasta için uygun olacağını göstermesidir. Doktor hangi tedavi seçeneğini uygulayacağına patoloji raporunda belirtilen tiplemeye göre karar verir.

EVRELEME NEDİR ve NASIL YAPILIR ?

Evreleme hastalığın yaygınlığının belirlenmesi işlemidir. Hastada lenf bölgeleri taranmalıdır. Hastanın el ile saptanabilecek boyun, koltuk altı, kasık vb bölgelerindeki lenf bezlerine muayene sırasında bakılır. Elle saptanamıyan diğer bölgelerinde ise basit direkt röntgen grafileri, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi (BT) yada magnetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılır. Görüntüleme yöntemleri ile genellikle boyun, göğüs (toraks), karın (abdomen) ve alt karının (pelvis) bölgeleri incelenir. Ayrıca kemik iliği biyopsisi yapılarak kemik iliğinde yayılım olup olmadığı araştırılır.

NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

Her lenfoma hastası için tedavi kendine özgündür. Çünkü hastalığın evresine, hücre tipine, hastanın yaşına, hastanın tedaviyi kaldırıp kaldıramayacağına ve lenfoma tipinin hızlı yada yavaş seyirli oluşuna göre doktor tedavinin şeklini ve verilecek ilaçları belirler.

Hodgkin dışı lenfomanın tedavisi ilaçlarla (kemoterapi), ışın tedavisiyle (radyoterapi) veya ikisi birlikte olarak yapılmaktadır. Ayrıca hastadan kök hücre toplanarak yüksek doz kemoterapi sonrası bu kök hücreleri tekrar hastaya verme işlemi (yüksek doz kemoterapi ve otolog periferik kök hücre transplantasyonu), biyolojik ilaçlarlai ve cerrahi olarak da tedavi edilebilmektedir. Bazen yavaş seyirli lenfomalarda hastaya tedavi verilmez ve hasta belli aralarla doktor tarafından kontrol edilerek izlenir. Hastanın tedavisine karar veren uzmanlar tıbbi onkolog ve radyasyon onkoloğu olmaktadır.

TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ NELERDİR ?

Tedavi sırasında kullanılan ilaçları tipine ve dozuna göre bazı istenmeyen etkiler olabilmektedir. Bunlara yan etkiler denir. Burada sık görülenler belirtilecektir. Ancak siz bu tedaviler sırasında fark ettiklerinizi doktorunuza bildirerek bunlarında değerlendirilmesini ve bunlar için yapılabilecek tedavileri öğreneceksiniz.

Hodgkin dışı lenfoma tedavisinde kullanılan ilaçların bulantı ve kusma yan etkisi genellikle hafif ve kısa süreli olmaktadır. Saç dökülmesi bazı tedavilerde hafif bazılarında tamamen dökülme tarzındadır. Ancak tedavi bittikten sonra 6 ay içerisinde genellikle eskisi kadar güzel saçlarınızın geri geleceği bilinmelidir. Kemoterapi sırasında kan hücrelerinin üretim yeri olan kemikiliği de tedaviden etkilenmektedir. Bu karşımıza kırmızı küreciklerin azalması (anemi), beyaz kürelerimizin azalması (lökopeni), enfeksiyonlarla savaşan beyaz küreler içinde önemli bir grup olan nötrofillerin azalması (nötropeni) ve kanama olmasını önleyen trombosit denilen küçük kan hücrelerinin azalması (trombositopeni) olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu kan hücrelerindeki azalma, doktorunuz tarafından belli aralarla yapılan kan sayımları ile izlenecek ve gerekli görülen kan ürünleri başkasından elde edilerek size verilecektir. Kemoterapi böbrek ve karaciğer işlevlerini etkileyebilir ; bu durum gerekli kan tetkikleri ile izlenir. Hastalarda iştahsızlık, damak tat alımında değişiklik, cilt ve tırnaklarda renk koyulaşması, geçici yada kalıcı fertilite(üreyebilirlik) değişiklikleri olabilmektedir. Burada bildirilmiş olan yan etkiler her hastada mutlaka olacak belirtiler olarak düşünülmemelidir.

Radyoterapiye bağlı yan etkiler, ışın yapılan bölge ve verilen doza göre değişkenlik gösterir. Genellikle hastalarda radyoterapinin ilerleyen günlerinde yorgunluk hali gelişmektedir. Hastaya dinlenmesi, yapabildiği kadar hareket etmesi önerilir. Radyaterapi yapılan alanlarda kıl ve saç kaybı, kızarma, kuruluk, duyarlılık ve kaşıntı, cilt koyulaşması sık görülen yanetkilerdir. Boyun ve göğüs bölge radyoterapisi sonrası boğazda kuruluk ve yutma güçlüğü olmaktadır. Karın bölgesine yapılan radyoterapilerde bulantı, kusma, ishal ve idrar şikayetleri ortaya çıkabilmektedir. Kan hücreleri etkilenebileceğinden kan sayımları ile yakın takip edilir.

Ateş yükselmesi ve beklenmeyen kanamalar olduğunda takip eden doktorun hastalar tarafından uyarılması gerekir.

Biyolojik tedaviler aşı tarzında (interferon) uygulanır. Bunların yan etkileri soğuk algınlığı bulgularını andırır. Kırıklık, yorgunluk, titreme, ateş, kas ve eklem ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal olabilir.

Yüksek doz kemoterapi ve periferik kök hücre transplantasyonunda yan etkiler normal dozda kemoterapi tedavisinden daha fazladır. Hastalar kanama, infeksiyon organ yanetkileri açısından yakın takibe alınır.

HODGKİN HASTALIĞI

Lenfomalar içinde yer alan bir alt gruptur. Diğer lenfomalara hodgkin dışı lenfomalar denir. Hodgkin hastalığı lenfomaların yaklaşık dörtte birini ,yani oldukça azını oluşturmaktadır. Vücudumuzdaki lenf organlarından köken alır, genellikle tek veya birkaç adet lenf bezesinin büyümesi hasta tarafından fark edilen ilk olaydır.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değidir. Kardeşlerinde hodgkin hastalığı olanların bu hastalığa yakalanma riski daha fazladır. Ebstein Barr adlı virusun hastalığa yakalanmayı arttırdığı düşünülmektedir. Hastalar genellikle 15 ile 34 yaşları arasındaki genç erişkinlerdir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ TANISI VE TEDAVİSİ

Hodgkin hastalığının belirtileri, tanısı, evrelemesi ve tedavisi (kemoterapi ve radyoterapi) ve yan etkileri Hodgkin dışı lenfoma ile benzerdir (bakınız lenfoma).
Ancak tedavide kullanılan ilaç ve şemalar, veriliş zamanları farklıdır. Hastalığın genel seyri hodgkin dışı lenfomalara nazaran daha iyidir. Hastaların büyük çoğunluğu uygun tedaviyle iyileşmektedir.

Admin
06-07-2009, 12:43
LENF HASTALIKLARI VE CERRAHİ TEDAVİLERİ
Lenfatik sistem interstisyel sıvıdan kan dolaşımına sıvı transferi sağlayan ve immün
sistem ile beraber çalışarak yabancı cisim invazyonuna karşı koruyucu filtre görevi gören bir
sistemdir.
TARİHÇE
İlk kez Hipokrates tarafından tanımlanmıştır (mö 460-377).Aristo (mö 384-322) beyaz kan
damarı olarak tarif etmiştir.Erasistratus (mö 310-250) ‘süt dolu’ mezenterik arterlerden
bahsetmiştir.Eustachius 1563’te bir diseksiyon sonucu torasik ductusu tespit etmiştir ancak
önemini kavrayamamış ve ‘vena alba torasicis’ olarak isimlendirmiştir.Gasparo Asellius
1622’de bir köpek diseksiyonu sırasında mezenterik lenfatikleri tespit etmiş ve ‘vasa
lactae’olarak isimlendirmiştir.Bu damarların barsaklardan chyle absorbe ettiklerini
saptamıştır.Ancak lenfatiklerin karaciğerde sonlandığını düşünmüştür.Jean Pecquet 1651’de
mezenterik drenajın ‘receptaculum chyli’ ve oradan da torasik ducta doğru olduğunu
saptamıştır.Bu damarlar Bartholin tarafından lenfatik olarak isimlendirilmiştir.Entegre sistem
olarak lenfatikler 18.yy sonunda William Hunter tarafından tarif edilmiştir.‘Açık uç teorisi’ von
Kölliker ve von Recklinghausen tarafından keşfedilmiştir.Modern lenfatik anlayışı Starling ile
başlar.(Hidrostatik basınç ve plasma proteinlerinin onkotik basıncı arasındaki ilişki) .1950’lerde
Kinmonth Kontrast Lenfangiografi tekniğini geliştirmiştir.
Lenfatik taşıma kapasitesi aşıldığında, anormal lenfatik damar veya lenf nodlarına bağlı
obstrüksyon gibi problemler neticesinde proteinden zengin interstisyel sıvı birikimi oluşur.Bu
duruma Lenfödem denir.
Lenfödem kozmetik, bakteriyel-fungal enfeksiyonlar, kronik inflamasyonve malignensi
gibi komplikasyonlara yol açabilir.İnterstisyel sıvı Starling onkotik ve hidrostatik kuvvetlerine
göre düzenlenir.Hidrostatik basınç kan plasma ultrafiltratını interstisyel alana taşır.Bunun büyük
çoğunluğu venöz kapiller tarafından geri emilir.24 saatlik periodda 2-4 litrelik proteinden zengin
(75-150 gr) sıvı lenfatik sistem tarfından taşınır.Lenfatik disfonksiyonu, oklüzyon veya travma
neticesinde lenfödem oluşur.Lenfödem oluşması için tüm kollateral ve kompensatuar
mekanizmaların aşılması gerekmektedir.
Lenfödem’de proteinden zengin sıvı, lenfosit, çeşitli plasma proteinleri, immünglobinler
ve sitokinler birikir. Bu maddeler cilt-ciltaltında kronik inflamatuar değişikliklerin oluşmasına
neden olurlar.
Lenfatik Anatomisi ve Histolojisi
Periferik lenf damarları
Lenf Nodları
Majör lenfatik trunklar
Lenfatik Kapillerler
Tek katlı endotelden oluşur.Bazal memranı olmamasına rağmen arteriyel-venöz
kapillerlere benzerler.Lenfatik sistemde tek yönlü akım mevcuttur:bu biküspid valfler ve
başlangıç lenfatiklerindeki endotel hücreler ve çevre interstisyel doku arasındaki destekleyici
mikrofibriller ile sağlanır.Endotel hücreleri arasındaki geniş gap junction varlığı büyük molekül
emilimine müsade eder.Daha küçük lenf komponentleri ise endotelden aktif fagositoz ile alınır.
Daha büyük lenf damarları arter ve venlerden oldukça farklıdır: Venöz sistem tamamen sıvı ile
doludur ve basınç ya da direnç değişikliklerine anında yanıt verir ancak lenf sistemi tamamen sıvı
ile dolu değildir.Lenfatikler yalnızca uzun süren staz sonrası tam doludur.Oluşan lenf afferent
lenf damarları ile önce lenf nodlarına taşınarak filtre edilir ve daha sonra da efferent lenfatik
kanallara gönderilir.
Süperfisyel Medial Lenfatik Sistem
–Alt extremite lenfatik akımının % 80’inden sorumludur

Süperfisyel Lateral Lenfatik Sistem
–VS Parvaya yakın yerleşir

Derin Lenfatik Sistem
– Tibial ve Peroneal damarlara yakın bir ağ yaparlar ve Popliteal LN’larından derin Femoral
LN’larına bağlantı sağlarlar
İnguinal LN’larında süperfisyel ve derin lenfatikler birleşerek önce Aortailiak LN’larına
buradan ise IVC ve Aorta arasında L1–L2 seviyesinde bulunan Cysterna Chyli’ye drene olurlar.
Bu seviyede mezenterik, pelvik ve alt extremite LN’ları birleşerek Cysterna Chyli’yi oluştururlar.
Torasik Duct cysterna chyli’yi drene ederek sol subklavyen vene dökülür.
LENFÖDEM PATOFİZYOLOJİSİ
BULGU VE BELİRTİLER
-Artan, ağrısız alt extremite şişliği
-Gode bırakmayan distalden proximale doğru azalan ödem
-Hiperkeratoz, cilt fissürleri, onychomikozlar
-Ayakta metatarslar üzerinde tipik buffalo hump ödemi
-Kare şeklinde parmaklar; Stemmer işareti
Lenfödem lenfatik taşıma kapasitesi aşıldığında ve sonrasında kompensatuar
mekanizmalar tükendiğinde ortaya çıkar.Bu kompensatuar mekanizmalar:
Kollateral lenfatik dolaşım
Spontan lenfovenöz fistüller
Artmış doku makrofaj aktivitesi
Eğer travma ya da obstrüksyona bağlı lenf dolaşımı bozulursa kompensatuar
mekanizmalar uzun süre effektif olarak çalışırlar.(Alt veya üst extremite lenfödemi inguinal ya
da axiller disseksiyonu takiben yıllar boyunca gelişmeyebilir ).Yüksek proteinli lenf birikimi
kronik, gode bırakmayan ödemle sonuçlanır.Bu yüksek protein miktarı subkutan dokuda fibrotik
reaksiyona neden olur.Oluşan skar dokusu lenf damarlarının daha da fazla zarar görmesine neden
olur;
Fibrozis permeabilitenin ve intrinsik kontraktilitenin azalmasına sebep olur
Lenf damarlarının dilatasyonu valvüler inkompetansa, fibrosis ve inflamasyon ise kapaklarda
kalıcı hasara neden olur.
Hastalık progresyonu devam ettikçe LN ve Majör Lenf damarları da fibroze olur
Zamanla oluşan kollateraller de fibrozdan etkilenir ve tükenir
Çoğu zaman Dermal lenfatikler lenfödemin kronik fazında tek drenaj yolu olurlar
Lenfödemde lenfatiklerin filtre fonksiyonları da ortadan kalkar; sonuçta yabancı cisim,
enfeksiyöz ajan ve makromolekül filtrasyonu bozulur ve doku enfeksiyonlara açık hale gelir.
Obstrüktif lenfanjit de hastalığın seyrinde önemli rol oynar.
LENFÖDEM SINIFLANDIRMASI
Sınıflandırma
–etiolojiye (1°-2°)
– genetiğe (familiyal-sporadik)
– ödem başlangıç zamanına göre (konjenital,precox,tarda) yapılabilir.
Ancak bu sınıflandırmalar tedavide etkin değildir;tedavi anatomik anomalinin durumuna
göre planlanır.
1° Lenfödem:
Gelişimsel anomalidir ve konjenital olabilir.Hayatın 2-3. Dekadında ortaya çıkabilir
(precox) veya 35 yaşından sonra oluşabilir (tarda).En sık precox tiptedir.Kadınlarda daha sıktır ve
ödem puberte veya gebelik ile beraber başlar.Hikayede yavaş ancak devamlı artan ayak bileği ve
bacak ödemi vardır.Aile hikayesi + olabilir (familial)
2° Lenfödem:
Edinsel problemdir.Enfeksiyon, travma, radyasyon, tümör, lenfoproliferatif hastalıklar ya
da yaralanmaya bağlı gelişir.Daha sıktır.En sık bölgesel LN disseksiyonuna bağlıdır.Rtx,
enfeksiyon, travma, malign obstrüksyon diğer önemli etkenlerdir.3.Dünya ülkelerinde Filariazis
en sık 2° lenfödem nedenidir.ABD’de malignensi, Rtx en sık sebeplerdir.
TANI
Hikaye
FM
Görüntüleme Yöntemleri
Fizik Muayene
Kompensatuar mekanizmaların çalıştığı henüz tükenmediği durumda ödem gode bırakır
tarzda olabilir.Daha sonraki evrelerde gode bırakmaz hale gelir ve uzun süreli elevasyonla dahi
düzelmez.Ödem genelde distalde , perimalleolar alanda başlar, ayağın dorsal yüzeyinde
metatarsların üzeri genelde etkilenir; bu tipik buffalo hump deformitesidir.Erken dönemde hafif
ısı artışı ve pembe renk değişikliği , ciltte hiperkeratotik alanlar ve likenifikasyon (Peau’d
orange),kare şeklinde parmaklar görülebilir.(Stemmer belirtisi), egzematöz dermatit oluşabilir,
cilt ülserleri , tırnaklarda sarı renk değişikliği ve clubbing görülebilir. Ağrı yoktur, ağırlık hissi
olabilir,ağrı varsa venöz hastalık veya enfeksiyon düşünülmelidir.
Görüntüleme Yöntemleri
–Lenfosintigrafi
–CT
–MRI
–Lenfangiografi
1-Lenfosintigrafi
Tercih edilen tanı yöntemidir.Non-invaziftir.Tc 99m işaretli insan serum albumini
interstisyel alana enjekte edilerek yapılır ve çift başlı Gamma sayacı ile işaretli malzemenin
dağılımına göre disfonksiyon veya obstrüksiyon belirlenir.Enjeksiyon 2-3. Parmaklar arasından
tübercülin iğnesi ile bilateral yapılır.Hastaya 1 saat boyunca her 5 dakikada 1 dk egzersiz
yaptırılır.1 saatte 12 görüntü alınır.1. Saat ve 3. Saatte 20 dakikalık tüm vücut taraması
yapılır.Bölgesel LN aktivitesi 15-60 dakikalar arası maximum olmalıdır.(daha uzun süre patoloji
göstergesidir.) Bir lenfosintigrafi anormaldir:
-Enjeksiyon bölgesinden alınmayan veya geciken madde varlığında
-Dermal geri akım mevcutsa(Kutanöz patern; dermal kollateraller ile)
-Azalmış, zayıf veya hiç olmayan bölgesel LN varlığında
-Extravazasyon, lenfosel, lenfangiektazi gibi durumlarda anormal lokalizasyonlu birikim
varlığında
1° Lenfödem 2° Lenfödemden ductus hipo-aplazisi ile ayırtedilebilir.
Lenfödem için işlemin sensitivitesi %92, spesifisitesi %100’ e yakındır
2-CT
Kitle veya tümör ayırıcı tanısında önemlidir.
3-MRI
2° lenfödemde kitle basısı için,vasküler malformasyon,yumuşak doku tümörlerinde
tanı,lipedema, kronik venöz ödem- lenfödem ayırıcı tanısında kullanılır.Lipedemada
1-subkutan yağ dokusunda artış varken damarlanmada artış olmaz
2-süperfisyel/derin lenfatik oranında venöz ödem ve lenfödemin aksine artış vardır
LN ve geniş lenfatiklerin anatomisini ortaya koyar
4-Lenfangiografi
Subkutan dokuya verilen kontrast madde subdermal ve süperfisyel dermal lenfatikler
tarafından hızla toplanır.Lokal anestezi kullanılarak yapılan invazif bir işlemdir.1 ml isosulfan
mavisi (Lyphazurine) 1-2. Parmaklar arasına enjekte edilir.Küçük transverse bir insizyon
yapılarak lenf damarı disseke ve kanüle edilir (30 G kateter ile).Yağda çözünür kontrast olan
ethiodize yağ 1-7 ml/8 saatte tatbik edilir.Eğer tam obstrüksyon varsa kontrast madde birkaç
hafta ya da ay boyunca ilk bölgede kalabilir.İnvazif olduğu için çok tercih edilen bir yöntem
değildir:
–Mikrovasküler lenfatik rekonstrüksyon planlanan hastada
–Lenfangiektazilerde
–Şilöz reflüde
–Şilöz ascitesde
–Şilotoraksta uygulanabilir
Komplikasyonları içerisinde:iyot allerjisi,obstrüktif lenfangitis,pulmoner emboli (spontan
lenfovenöz fistüllerden doğru) sayılabilir ve işlem sırasında ağrı görülebilir.
Ayırıcı Tanı
Sistemik sebepler
–Bilateral gode bırakan ödem yaparlar
–Kardiak ödem sebepler (KKY, kronik konstrüktif perikardit, triküspid yetmezliği vb)
–Hepatik ödem sebepler
–Renal ödem sebepler
–Endokrin ödem sebepler
Lokal sebepler
–En sık tek taraflı extremite şişliği venöz hastalıklarda ve özellikle de kronik venöz yetmezlikte
görülür ve lenfödem ayırıcı tanısında en çok bunlar karışır.
–DVT hikayesi veya ayak bileğine yakın bölgede venöz staz ülseri venöz yetmezlik lehinedir.
–Yüzeyel varisler olabilir
–Gode bırakır
–Dermatit eşlik edebilir
–Ağrılıdır
–Noninvazif çalışmalardan impedans pletismografi ve/ya duplex USG ayırıcı tanıda kullanılabilir
Klippel Trenaunay sendromu
–Lenfödemi taklit edebilir.
–Port wine lekeleri +
–Etkilenen extremitede hipertrofi +
–Atipik lateral varisler +
–Derin venöz sistem anomalisidir.
Parkes-Weber sendromu gibi AV fistüllü diğer hastalıklarda da üfürümlü, pulsatil, dilate
süperfisyel venöz sistem görülür
TEDAVİ
Profilaktik Tedavi
Tıbbi Tedavi
Mekanik Redüksiyon
Cerrahi Tedavi
A-Profilaktik Tedavi
Geri dönüşümsüz, fibrotik değişiklikler oluşmadan lenfödem tedavisi daha kolay ve
efektiftir.2° lenfödem dikkatli , erken ve uygun tedavi ile önlenebilir.Filarial hastalıkta
antiparazitik tedavi (dietilkarbonat veya ivermektin) lenfatik hasarı sınırlar.Malignensi için
yapılan LN disseksiyonları mümkün olduğu kadar minimumda tutulmalıdır.Adjuvan Rtx
kullanımı dikkatli yapılmalıdır.2° enfeksiyon agresif tedavi edilmelidir ve yeni enfeksiyonların
oluşumu metikülüs hijyen ile engellenmelidir.(Topikal fungal enfeksiyonlar da önlenmelidir.)
Ciltte travma koruyucu giysiler tercih edilmelidir.Rekürren enfeksiyonu olan hastalarda günlük
AB profilaksisi gerekebilir
B-Tıbbi Tedavi
Diüretik kullanımı ve sıvı azaltılması tartışmalıdır çünkü; etkisi geçicidir.Sekonder
hemokonsantrasyon olur ve bu ciddi yan etkilere sebep olabilir.Diüretik malign hastalıkların
terminal fazdaki akut hecmelerinde,akut lenfödemdeve lenfödemi menstrüel döngüye bağlı
olanlarda kullanılabilir.Diyetteki tuz miktarı az olmalıdır.Benzopyron kronik lenfödemde doku
makrofajlarının proteolitik etkilerini arttırarak faydalı olabilir.Böylece proteinler interstisyel
alandan farklı bir yöntemle uzaklaştırılabilirler.Teorik olarak interstisyel alandaki protein
uzaklaştırılabilirse lenfatik sıvı da kaybolacaktır.
C-Mekanik Redüksiyon
Lenfödemin cerrahi olmayan tedavilerinde asıl olan extremitenin hacmini
düşürmektir.Erken tedavi verilirse bu sağlanabilir ve korunabilir.Fibrosis geliştikten sonraki
kronik lenfödemde tam anlamıyla normale dönüş olamamaktadır.
Bacağın 45° açıyla elevasyonu basit ve etkili bir yöntemdir. Efektif tedavi için yatak istirahati
gerekir. Bu nedenle genelde hospitalize hastalarda etkilidir.
Manuel Lenfatik Drenaj basit düzenli masaj lenfatik drenajı artırır ve dokuları yumuşak ve
dekomprese tutar.Sekansal olarak 4 kadranda (üst, alt, sağ, sol) sırayla yapılır.Ödemin olduğu
lokalizasyonun kontralateraline masaj yapılır böylece sağlam lenfatik drenaj olan kısımda akım
hızlandırılır ve komşu ödemli dokudan lenf çekilmiş olur.İşlem haftada 2-3 kez proximalden
distale doğru yapılmalıdır.İşlem sonrası elastik kompresyon çorabı giyilmelidir.
External Kompresyon yüksek basınçlı (40-50 mmHg)ve ödemli alanı tamamen kapsayacak
kadar uzun olmalı, hasta yatmadığı sürece bu çorapları giymelidir.
Sekansal Hava Kompresyon Cihazları ödem sıvısını extremiteden ‘sağmak’ için
kullanılır.Sağlam lenfatik drenajlı alandan 90-100 mmHg basınçla 1:3
kompresyon/dekompresyon oranı ile ödem boşaltılır.Günde 6-8 saat haftada 2-3 gün devam
edilir.6ay içinde %20’lik gerileme sağlanabilir.Akut enfeksiyon, DVT ya da KKY’nde
kontrendikedir
D-Cerrahi Tedavi
Tüm hastaların %5-10’una uygulanır
Endikasyonlar
Bozulmuş fonksiyon ve azalmış hareket kapasitesi
Tekrarlayan selülit ve lenfanjit
Geçmeyen ağrı
Lenfangiosarcoma
Kozmetik nedenler
A- Eksizyonel operasyonlar
Charles Prosedürü
Modifiye Homans Prosedürü
Thompson Prosedürü
B- Lenfatik Rekonstrüksyonlar
Lenfovenöz Anastamozlar
Lenfatik Greftleme
Eksizyonel Operasyonlar
Lenfödemli cilt altı dokusu ve bir miktar cildin eksizyonudur.
Charles Prosedürü
Tibial tuberositeden malleole kadar tüm cilt ve cilt altı dokusunun eksizyonudur.En
radikal eksizyonel operasyondur.Yoğun fibrosis varsa derin fasya da eksize edilir.Yara genelde
etkilenmemiş bir başka extremiteden alınan split kalınlığında ya da tam kat cilt grefti ile kaplanır.
Sık geçirilmiş selülit, hiperkeratoz, dermatit gibi problemler nedeniyle güç işlemlerdir.Bu teknik
rekonstrüksyon ya da flap prosedürü uygulanamayan hastalara saklanmalıdır.Uzun dönem
sonuçları orta-kötüdür.
Modifiye Homans Prosedürü
Üstte cilt dokusu bırakılacak şekilde fibrotik subkutan dokunun
eksizyonudur.Proksimalde pnömatik bir turnike ile işlem esnasında hemostaz sağlanır.Tibial
sınırın 1 cm posteriorundan uzunlamasına medial bir insizyon yapılır.Orta kalınlıkta (1-1.5cm)
subkutan doku baldırın orta-sagital ekseninin anterior ve posteriorundan eksize edilir.Fazla
miktardaki cilt çıkarılır ve yara flepleri alttaki fasyaya kesintisiz temas edecek şekilde
kapatılır.Subkutan ya da dermal sütur kullanılmaz.Sonuçlar eksize edilen doku miktarına bağlıdır
genelde %65-80 oranında yeterli büyüklük redüksiyonu sağlanır
Thompson Prosedürü
Subkutan flap prosedürüdür.Amaç normal fonksiyonlu bir lenfatik dokunun hastalıklı sahaya
kaydırılmasıdır.Bir miktar fibrotik dokunun eksizyonu da beraberinde yapılır.Cilt altı dokusunun
eksizyonundan sonra derin kas kompartmanının içine flap ucu deepitelize edilir ve gömülür
(sütur ile).Teoride bu gömülen flap kendi subdermal lenfatik plexusu ile derin lenfatik kanallar
arasında bağlantı sağlayacaktır.Ancak bu gösterilememiştir.Asıl faydası ödemli cilt ve cilt altı
dokusunun eksizyonundan kaynaklanmaktadır.Sonuçta Modifiye Homans Prosedüründen daha
iyi sonuçları yoktur.
Lenfatik Rekonstrüksyonlar
Lenfatik obstrüksyon tedavisinin en direkt ve fizyolojik metodu lenfatik transportunun
iyileştirilmesidir.Geçmişte Omentum yerleştirerek veya lenfödemli bölgeye bir ileum segmenti
taşıyarak (mezenterik köprü op.) yapılan lenfatik bağlantılar çok marjinal sonuçlar elde
etmiştir.Günümüzde mikrovasküler tekniklerdeki son gelişmeler lenfatik kanalların doğrudan
rekonstrüksyonuna izin vermektedir.Ancak bu işlem lenf obstrüksyonu extremitenin
proximalindeyken yani distaldeki lenfatikler intaktken uygulanabilmektedir.1° lenfödemde
hastalık genelde yaygın olduğundan bu hastalar rekonstrüksyon için zayıf adaylardır.
Lenfovenöz Anastamozlar
Değişik derecede başarı oranları vardır.Lenfangiografi ile spontan lenfovenöz fistül
oluşumu gösterilince gündeme gelmiştir. (Doğal kompensatuar mekanizmalar).Bu teknik
subkutan fibrozis gelişmeden ve lenfatik skleroz oluşmadan yapılmalıdır.Mikrovasküler cerrahi
teknikleriyle 2mm damar anastamozları mümkün olabilmektedir.
Endikasyonlar
Yeni başlamış sekonder lenfödem
Daha önceden selülit ya da lenfanjit geçirmemiş olmak
Konsevatif yöntemlerden fayda görmemiş olmak
Venöz HT olmaması (akımı tersine çevirebilir)
Preoperatif olarak Lenfosintigrafi uygulanmalıdır.Seçilmiş vakalarda direkt-kontrastlı
Lenfangiografi uygulanabilir.İdeal hasta grubu proximal pelvik lenfatik obstrüksyonu ve dilate
infrainguinal lenf damarları olan hastalardır.Hastalar 24-48 saat önceden hospitalize edilir.Bacak
elevasyonu ve/ya intermittan kompresyon uygulanır.Post operatif kompresyon bandajı ve 30°
elevasyon uygulanır.Süperfisyel medial lenfatik dokunun damarları disseke edilir (5x40
mikroskop ile).İzosulfan mavi de kullanılabilir.(Küçük sinirler ve fibröz bandların ayırımında
yararlıdır).6-8 adet 11/0 monofilaman dikişlerle anastamoz tamamlanır.Her hasta için 2-4 adet
anastamoz yapılır.
Sonuçlar
Deneysel çalışmalara göre 3-8 ay sonra %50 , 46 ay sonra 5/14 anastamoz patent bulunmuştur
(4’ü sekonder,biri primer lenfödem)
90 hastalık bir seride %73 subjektif iyileşme, %42 uzun dönem iyileşme saptanmıştır.
Post operatif takipte
–bacak çevre ölçümü
–Lenfosintigrafi
–Cine lenfangiogram kullanılabilir
Lenfatik Greftleme
Venöz HT nedeniyle geri akım gibi problemler görülmediğinden çekici bir tekniktir.Kan
ile ilişkisi olmadığından (trombosit ve prokoagulan faktörler) venöz anastamozlardan daha iyi
patensi sonuçları vardır.Preop değerlendirme lenfovenöz anastamozdaki gibidir.(Lenfosintigrafi)
Bu teknik özellikle unilateral sekonder lenfödemde (postmastektomi gibi) ya da proximal alt
extremite obstrüksyonunda kullanılır.Donör bacakta normal bir lenfatik sistem olduğu preop
gösterilmelidir.Postmastektomi lenfödeminde bacak medial lenfatiğinden alınan majör sağlam
lenfatik doku kola ototransplante edilir.Distal anastamoz ön kolda epifasyel ve subfasyel lenf
damarları ile ucuca yapılır.Proximal anastamoz ise en iyi boyunda torasik ductusun geniş
dessandan lenf damarlarından birine yapılır. Alt extremitede işlem transpozisyon şeklindedir.
(sağlam dokudan hasta dokuya doğru).Kros femoral greftleme:Uzunlamasına bacak insizyonu ile
2-3 lenfatik damar expose edilir, distalden ligate edilerek transekte edilir ve pubisin üstünden
subkutan tünel oluşturularak kontralateral tarfa taşınır, ucuca anastamoz edilir.
Çalışmalar 3 yıl sonunda %80 başarı göstermektedir.Uzun dönem patensisi
bilinmemektedir.
Komplikasyonlar
Enfeksiyon:selülit ve lenfanjit riski artmaktadır
Cilt altı yabancı cisim ve mikroorganizma klirensinin azalmasına bağlıdır.
Ayrıca protein birikimi bakteri için kültür ortamı oluşturmaktadıır.
En sık etken β hemolitik sterptokoklar ve stafilokkoklardır.
Lenfanjit hızla proximale yayılarak daha büyük lenf damarlarına zarar verebilir.
Venöz sisteme ulaşınca sepsise neden olabilir.
2-Lenfangiosarcoma:
uzun süren lenfatik staz,kronik inflamasyon,lokal azalmış immün sistem sonucunda malign
dejenerasyon oluşur.Persistan, iyileşmeyen morluk ve kırmızı-mor lekeler şüphelendirmelidir.
Oldukça agresif bir seyri vardır.Amputasyon yapılmalıdır.Uzun dönem sürvi düşüktür.
Prognoz
Tedavi edilmemiş kronik lenfödem, geri dönüşümsüz, difüz, subkutan fibrozis ve sonuçta
extremitede ağırlık artışına neden olur.Bazı hastalarda Elafantiazise kadar ilerleyebilir.Çoğu hasta
konservatif tedaviye iyi yanıt verir.Ne yazık ki çoğu hasta hiçbir zaman tam olarak normal
fonksiyon ve görünüşe tekrar dönemez.%5-10 hastanın cerrahiye gereksinimi olur.Erken tedavi
edildiğinde sekonder lenfödem sonuçları daha iyidir.
Vasküler Cerrahi Sonrası Lenfatik Komplikasyonlar
Arteriyel ve venöz sistemlere yakınlığı nedeniyle lenfatik yaralanması sıktır.
LN yaralanması da sıktır
Rejenerasyon kapasitesi olduğundan minör travmalardan sonra genelde sorun oluşmaz
Sık oluşan Komplikasyonlar
Post Bypass Ödem
Lenfatik Fistül
Lenfosel
Şilöz Ascites
Şilotoraks
Post Bypass Ödem:
İnfrainguinal bypass sonrası alt extremite ödemi %50-100 görülebilir.Ödem hasta
mobilize olduktan sonra ortaya çıkar.Ödem gode bırakmaz ve ağrısızdır.DVT
ayırtedilmelidir.Non-operatif tedavi tercih edilir:Extremite elevasyonu,kompresyon çorabı(30-40
mmHg basınçlı) uygulanmalıdır.Pedal anastamoz yapıldıysa çorap kotrendikedir.
Diüretik,mannitol,steroid tedavisi başarılı değildir.
Lenfatik Fistül
Operasyon sonrası berrak-sarı sıvının kasık insizyonundan devamlı akması diagnostiktir
Operasyondan aylar sonra ortaya çıkan fistül prostetik greft enfeksiyonunu düşündürmelidir.
CT veya Lenfangiografi ile tanı konur.Tedavide öncelikle konservatif yöntemler denenmelidir:
Lokal yara bakımı
Sistemik AB
Yatak istirahati
Bacak elevasyonu
Birkaç günlük konservatif tedavi sonrası fistülden gelen miktarda azalma yoksa operasyon
endikedir.Sızdıran lenfatiğin saptanması için ayağın 1-3. parmakları arasından izosulfan mavisi
zerkedilir. Lenf damarı ligate edilir, uçları dikilir ve yara sıkıca sarılır.
Lenfosel
Psödokapsüllü, lokalize lenf kolleksiyonudur.Yumuşak, gerilimsiz bir şişliktir ve genelde
post bypass kasıkta ortaya çıkar.Ek olarak fistül mevcutsa intermittan akım mevcuttur.Çok büyük
lenfoseller bölgesel rahatsızlık, ağrı ve extremite ödemine (lenfatik veya venöz kompresyon
nedeniyle) neden olabilir.Seromaların aksine lenfoseller bir ya da daha fazla lenf kanalı ile
iletişim halindedir.Lenfosintigrafi veya CT ile tanı konur.Kasık en sık görülen bölgedir.USG
ayırıcı tanı için kullanılır. (hematom/enfeksiyon).Retroperitoneal lenfoseller nadirdir.Aortik
rekonstrüksyon sonrasında 1/1000 sıklıkta oluşur.Bu hastalarda sebebi bilinmeyen karın ağrısı,
distansiyon ve bulantı görülebilir.Çok geç ortaya çıkarsa greft enfeksiyonu düşünülmelidir.
Tedavi
Aspirasyon
Tekrarlarsa cerrahi(Kaçak yapan lenfatik tespit edilir, ligate edilir ve lenfosel rezeke edilir.)
Retroperitoneal lenfosellerde seri USG-CT’lerle hastalığın ilerlemesi takip
edilmelidir.Büyüyorsa, bölgesel rahatsızlık veriyorsa USG-CT guided aspirasyon
yapılmalıdır.Greft enfeksiyonu R/O edildikten sonra tekrarlayıp tekrarlamadığı tespit
edilmelidir.Tekrarlarsa cerrahi ile rezeke edilir ve lenf ligate edilir.
Şilöz Ascites
Aort rekonstrüksyonu sonrası nadir ancak önemli bir komplikasyondur. (Hasar
intraabdominal veya mezenterik lenfatiklerdedir ).Artan karın ağrısı, distansiyon, bulantı en sık
bulgulardır.Tanı CT ve parasentez ile konur
Tedavi
–Non-operatif Diyet
(orta zincirli yağ asitlerinden zengin)
Seri parasentez

–Cerrahi
Direkt ligasyon/owersewing
Şilotoraks
Toraks boşluğunda aorta rekonstrüksyonu esnasında lenfatik hasar nadirdir.Özefajeal
rezeksiyon gibi girişimler sonrasında görülme ihtimali daha yüksektir.Translumbar aortografi
sonrasında ve konjenital vasküler anomali tamiri sonrasında görülebilir (En sık Aort
Koarktasyonu tamiri sonrasında).
Tanı
X-Ray (effüzyon görülmesi)
Effüzyon Örneklemesi
Tedavi
–Tüp torakostomi ve drenaj
–Diyet
–Cerrahi (Drenaj azalmıyorsa ya da metabolik problem oluşursa)
Direkt Torasik duct ligasyonu
Torasik Duct’un diafram seviyesinde ligasyonu (İnflamasyon nedeniyle eğer direkt ligasyon
mümkün değilse)
Torasik Duct Azygos ven anastamozu
Mekanik Pleurodez (Kimyasal pleurodez etkili değildir.) ligasyonla sorun çözülemezse tatbik
edilir.
Koruyucu Önlemler
Fistül, lenfosel, post bypass lenfödem gibi komplikasyonları engellemek için dikkat
maximum seviyede olmalıdır.Vertikal kasık insizyonu femoral arter lateralinden yapılmalıdır ve
inguinal LN’ları mediale retrakte edilmelidir.Femoral ven ve arter vasküler kılıfları vertikal
açılmalıdır.Damar etrafındaki lenf-adipoz doku minimal disseke edilmelidir.Lenf hasarı oluşursa
kaçağı engellemek için ligasyon/koterizasyon yapılmalıdır .Kasık insizyonu yapılan ve safen için
daha distal insizyon yapılacak hastalarda arada cilt köprüsü bırakılmalıdır. (Böylece süperfisyel
lenfatikler daha iyi korunur).Aynı koruyucu önlemler intraabdominal ve torasik disseksiyonlarda
da alınmalıdır.Karında Cysterna Chyli’ye zarar verilmemelidir. (%50 hastada IVC ile Ao
arasında L2 seviyesinde bulunur).Cysterna Chyli veya Torasik Duct zedelenirse 7/0
monofilament sütürlerle tamir edilmelidir.Hasarlı büyük lenfatik damarlar (lumbar-paraaortikmezenterik)
ligate edilmeli/kliplenmeli ya da koterize edilmelidir.

Admin
06-07-2009, 12:43
Lenfödem Nedir?

Vücudumuzu oluşturan hücreler bir sıvı ortamında bulunmaktadırlar. Bu sıvının içinde hücreler için gerekli olan besin ve oksijen yer almaktadır. Hücreler ihtiyaçları olan maddeleri buradan alırlar ve bunları kullandıktan sonra atık maddeleri tekrar bu ortama verirler. Buradaki sıvı lenf kanalları yoluyla damar sistemine oradan da genel dolaşıma geçmektedir. Lenf sıvısı lenf kanalları yoluyla taşınırken lenf düğümleri denen bölgelerde süzülerek tekrar lenf dolaşımına katılmaktadır.
Lenfödem, lenfatik sıvının hücreler arası dokuda birikerek, sıklıkla kollarda veya bacaklarda, ara sırada gövde de şişmeye neden olmasıdır.
Lenfödem, lenf sistemi damarlarının yapısal olarak eksikliğinden veya bozukluğundan primer, lenf damarları zedelendiğinde veya lenf nodları çıkarıldığında sekonder meydana gelir.
Lenfatik sıvı, lenfatik transport kapasitesini aşınca, etkilenen bölgede proteinden zengin anormal sıvı birikimi meydana gelmeye başlar. Tedavisiz bırakılan vakalarda artan şişmeye bağlı doku oksijenlenmesi azalır, yara iyileşmesi bozulur. Proteinden zengin sıvı bakterilerin beslenmesine oldukça iyi ortam hazırlar.Lenfanjit denilen yumuşak doku iltihabına neden olur.
Lenfödem, venöz yetmezlik sonucu oluşan ödemle karıştırılmamalıdır. Bununla beraber tedavi edilmeyen venöz yetmezlik kombine venöz lenfatik sistem yetmezliğine dönüşür ve lenfödem şeklinde tedavi edilir.
Lenfödemin nedenleri :
Primer lenfödem, bir veya daha çok ekstremiteyi veya vücudun bir kısmını etkiler. Doğumda, ergenliğin başlangıcında veya yetişkinlik çağında sebebi bilinmeyen şekilde başlayabilir, veya vasküler anormalliklerle birliktedir.
Sekonder lenfödem veya edinilmiş lenfödem, cerrahi sonrası radrasyon, enfeksiyon veya travma sonrası gelişebilir. Spesifik cerrahiler, örneğin melenom veya meme, jinekolojik, baş ve boyun, prostat veya testiküler, mesane, kolon kanserleri veya lenf nodlarının alınması lenf ödem açısından daima risk taşır.
Sekonder lenfödem :
Malin hastalık veya tedavisi sonrasında mastektom sonrası kol şişmesi veya abdominal operasyon sonrası bacak şişmeleri
Enflamasyonlar
Ven hastalıkları
Travma ve skar dokuları
Böcek ısırmaları veya zehirli otlar
Mantar hastalıkları, parazitik hastalıklar
Radyasyon zedelenmesi
Lenfödem Belirtileri Nelerdir?
Kol veya bacakta dolgunluk hissi;
Deride gerginlik;
El bileği veya ayak bileği ve parmakların hareketliliğinin azalması;
Giysi, bilezik, saat, yüzük, ayakkabı, çorap, gibi eşyaların dar gelmesi, iz bırakması;
Bu belirtilerin biri bile dikkatinizi çektiğinde, derhal doktorunuza başvurmalısınız.
Hastalığın ciddiyeti:
Lenfödemin klinik tablosu ciddiyetine göre 3 döneme ayrılır. 4. dönem de literatürde yer alır.
Dönem 1
Reversıbl lenfödem (Geri dönebilen lenfödem)
Ödem gün içinde giderek artar geceden sonra dağılır.
Kesin tanımlamayan yakınmalarla birlikte geçici şişme görülür
Dönem 2
Kronik geri dönmeyen lenf ödem
Sürekli şişlik, ağır hissetme
Ağrı, yanma ( etkilenen ekstremitede)
Hareket kısıtlanması
Hastanın günlük rutin yaşamında ödemin önemsiz şekilde etkilenmesi
Konnektif dokunun artmasına yatkınlık
Dönem 3
Lenfostatik Elafantiasis
Zaman geçtikce artan ekstremite deformasyonu
Önemli ölçüde hareket ve fonksiyon kısıtlanması
Ciddi ağrılar
Dönem 4
Steward Treves sendromu
Lenfenjiosarkom, daima öldürücü

Admin
06-07-2009, 12:44
Hodgkin Hastalığı
http://www.hastarehberi.com/dahiliye/dahiliye12/ilac4.jpg
Alternatif isimler

Hodgkin lenfoma

Tanım

Lenf düğümleri , dalak , karaciğer ve kemik iliğinde bulunan lenfoid dokunun habasetidir.

Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri

Bilinen bir sebep olmaksızın lenf düğümlerinde büyüme olursa hastalığın varlığından şüphelenilir.
Hastalık komşu lenf düğümlerine yayılır , geç dönemde kana yayılım olabilir.
Hücrelerin mikroskopik çalışmasıyla ( histolojik değerlendirme ) karakteristik Reed-sternberg hücreleri görülebilir.
Hastalığın sebebi ve risk faktörleri bilinmemektedir.
Hastalık 10.000 kişinin 2 sinde görülmektedir. En sık görüldüğü yaşlar 15-35 yaş ve 50-70 yaş arasıdır.

Korunma

Bilinmiyor.

Belirtiler boyun , koltukaltı ve kasıktaki lenf düğümlerinde ağrısız büyüme ateş ve titreme gece terlemesi yorgunluk kilo kaybı iştahsızlık yaygın kaşıntı aşırı terleme boyun ağrısı saç dökülmesi ( kaybı ) deride kızarıklık dalak büyümesi böğür ağrısı el ve ayak parmaklarında çomaklaşma

Tanı/Teşhis lenf düğümü biyopsisi kemik iliği biyopsisi şüpheli dokunun biyopsisi biyopsi materyalinde Reed-Sternberg hücrelerinin görülmesi

Tümörün evrelemesi için ( evreleme: tümörün yayılım derecesinin değerlendirilmesi ) şunlar yapılır: fizik muayene karın bilgisayarlı tomografisi lenfanjiogram ( lenf sisteminin kontrast madde yardımıyla görüntülenmesi ) eksploratris laparotomi ( karnın cerrahi olarak açılıp incelenmesi ) veya karaciğer biyopsisi göğüs filmi kan kimyasıyla ilgili çalışmalar gerektiğinde manyetik rezonans veya diğer görüntüleme yöntemleri

Hastalığın gidişini aşağıdaki test sonuçları değiştirebilir: T lenfosit sayımı ince barsak biyopsisi periton sıvısı analizi mediastinoskopi ve biyopsi galyum sintigrafisi ferritin plevra sıvısının hücresel analizi kriyoglobülinler kemik iliği aspirasyonu Schirmer testi ACE düzeyi (ACE: anjiotensin dönüştürücü enzim ) beyaz kan hücrelerinin sayılması

Tedavi Tedavi şemasını oluşturmak için evre değerlendirilmesi yapılmalıdır. evre 1 : bir lenf düğümü tutulumu evre 2 : diyaframın aynı tarafında iki lenf düğümü tutulumu evre 3: diyaframın her iki tarafındaki lenf düğümlerinin tutulumu evre 4: hastalığın kemik iliği veya karaciğere yayılımı tedavi hastalığın evresine göre değişir. evre 1 ve evre 2 de (sınırlı hastalık ) lokal radyoterapi uygulanır. evre 3 ve evre 4 ( yaygın hastalık ) kemoterapi ile tedavi edilir. herhangi bir dış kanamada basınç ve buz uygulanır. Kişisel temizlik için yumuşak diş fırçası ve elektrikli traş makinesi kullanılmalıdır. diyetteki protein ve karbonhidrat miktarının arttırılması kemoterapiye bağlı yan etkilerin azalmasında yardımcı olabilir. Dinlenme periyotları ve günlük aktivitelerin programlanması anemiye bağlı yorgunluğu önlemede faydalı olabilmektedir.

Prognoz/Hastalığın gidişi

Tedavi sonrası evre 1 veya evre 2 hodgkin’li hastaların %70-80 inde yaşam süresi en az 10 yıldır. Yaygın hastalıkta 5 yıllık yaşam oranı %20-50 dir.

Komplikasyonlar/Riskler olası bir non-hodgkin lenfoma karaciğer yetmezliği radyoterapi ve kemoterapiye bağlı yan etkiler olası bir akut non-lenfositik lösemi ( ANLL )

Doktorunuza başvurun hodgkin hastalığı belirtileri varsa hodgkin hastalığı için tedavi görüyorsanız ve radyoterapi-kemoterapinin bulantı , kusma , iştahsızlık , ishal , ateş veya kanama gibi yan etkileri oluşmuşsa ...

Admin
06-07-2009, 12:44
Lenfomalar ,lenfoid doku kökenli hücrelerin yani lenfositler makrofajlar,bunların öncülleri ve bunlardan türemiş olan hücrelerin malign neoplazmalarıdır.Yani bu kanserler vücudumuzdaki bağışıklık sisteminin anormal çoğalması sonucu gelişir.

İki geniş lenfoma türü vardır:

1. Hodgkin lenfoma(Hoçkin lenfoma)
2. Non-Hodgkin Lenfoma

Her ikiside lenfoid dokudan köken almasına rağmen hodgkin hastalığı lezyonlarında REED_STERNBERG dev hücreleri vardır.

Bu girişten sonra bu haftaki konumuz olan NON-Hodgkin hastalığının deri tutulumu ile karakterize iki türü olan Mikozis fungoides ve Sezary sendromu hakkında.Her iki hastalıkta T lenfositkökenlidir. (en sık CD4 fenotipinden) mukozis fungoides inflamatuar premikotik dönemle kendini gösterir.Sonra PLAK dönemi ve tümör dönemi şeklinde ileleme olur.Histolojik olarak,neoplastik T hücrelerinin epidermiste ve üst dermiste ifiltrasyon oluşturduğu görülür. Bu hücreler nükleer membranın belirgin kıvrımlar oluşturması ile karekterize serebriform nükleuslara sahiptir. Hastalık ilerledikçe lenf nodlarına ve organlara yayılım görülür.Mukozis fungoidesin tanısı lenf ve doku biopsisi ile konulur.Sezary Sendromu ,deri tutulumunun jeneralize(yaygın)eritrodermi ile kendini gösterdiği ve serebriform nükleuslara sahip Sezary hücrelerinin lösemik yayılımının görüldüğü bir durumdur.Sezary hastalığının tanısı;periferse Sezary hücrelerinin görülmesi ile konur.Plak yada tümör dönemindeki mikozis fungoides vakalarının %25'inde dolaşımda Sezary hücreleri mevcuttur. Tedavilerİ alkilleyici bir kemoterapötik ilaç Nitrojen Mustard ve Psoralen ve ultraviyole A'(PUVA) nın birlikte kullanılması ile yapılır.Bu tümörlerlü hastalaarın ortalama yaşam süresi 8-9 yıldır.

HODGKİN'S DIŞI LENFOMALAR Non-Hodgkin Lenfoma

Lenf sistemi bedenin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Vücudun hastalıklar ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur. Lenfatik sistem ince lenf damarlarının oluşturduğu ve kan damarları gibidokulara ulaşan ve bütün vücudu saran bir ağ oluşturmaktadır. Lenf damarları renksiz bir sıvı olanlenf sıvısı taşır. Lenf sıvısı enfeksiyonlarla savaşan ve lenfosit adı verilen hücreler içerir. Bu damarlar ağı içinde lenf bezleri adı verilen küçük organlar mevcuttur.Lenf bezleri kümeler halinde, başlıca kol altında, kasıkta, boyunda, göğüste ve karında bulunurlar.Dalak, timus, bademcikler ve kemik iliği de lenf sisteminin birer parçasıdır. Lenf dokusu ayrıca mide, barsaklar ve deri gibi bedenin diğer bölümlerinde de bulunur.Kanser vücüdun temel yaşam birimi olan hücrede başlayan bir grup hastalığın ortak adıdır. NHL'yı anlamak için,normal hücreler hakkında bilgi sahibi olmak ve kanser durumunda neler değiştiğini bilmek yararlı olacaktır:

Beden pek çok değişik tipte hücreden oluşmuştur. Normalde, hücreler ancak gerek olduğu zaman büyür ve başka hücreler oluşturmak üzere bölünürler. Bu düzenli süreç vücudun sağlıklı kalmasını sağlar. Bazen yenihücrelere gerek duyulmazken de hücreler bölünmelerini sürdürür. Bu durum o bölgede doku miktarınınuygun olmayan biçimde artmasına, dokularda büyümeye, kalınlaşmaya ya da bir kitlenin ortaya çıkmasına yol açar. Bu kitleye tümör denir.

Admin
06-07-2009, 12:44
Hodgkin Hastalığı
http://www.hayatadahiliz.biz/images/stories/hastaliklar/hodgkin.jpg
LENFOMALAR (Mikozis Fungoides ve Sezary Sendromu)

Herbalist Atabay Güveloğlu 1986 dan bu yana,içerisinde doktor hastaların da bulunduğu yüzlerce yaşlı ve genç insanı LENFOMA türü hastalıklardan bitkisel ilaçları ile kurtarmıştır.Hastalar iyileştikten sonra hiç bir tedavi görmeden sağlıklı şekilde 10 yılı aşmış sürede yaşamaktadırlar.Böyle bir sorunla karşı karşıya olanların,kemoterapilerle birlikte veya hemen akabinde 6 ay mutlaka Güveloğlu'nun bitkisel formüllerini ulgulamalıdırlar...

Lenfomalar ,lenfoid doku kökenli hücrelerin yani lenfositler makrofajlar,bunların öncülleri ve bunlardan türemiş olan hücrelerin malign neoplazmalarıdır.Yani bu kanserler vücudumuzdaki bağışıklık sisteminin anormal çoğalması sonucu gelişir.

İki geniş lenfoma türü vardır:

1. Hodgkin lenfoma(Hoçkin lenfoma)
2. Non-Hodgkin Lenfoma

Her ikiside lenfoid dokudan köken almasına rağmen hodgkin hastalığı lezyonlarında REED_STERNBERG dev hücreleri vardır.

Bu girişten sonra bu haftaki konumuz olan NON-Hodgkin hastalığının deri tutulumu ile karakterize iki türü olan Mikozis fungoides ve Sezary sendromu hakkında.Her iki hastalıkta T lenfositkökenlidir. (en sık CD4 fenotipinden) mukozis fungoides inflamatuar premikotik dönemle kendini gösterir.Sonra PLAK dönemi ve tümör dönemi şeklinde ileleme olur.Histolojik olarak,neoplastik T hücrelerinin epidermiste ve üst dermiste ifiltrasyon oluşturduğu görülür. Bu hücreler nükleer membranın belirgin kıvrımlar oluşturması ile karekterize serebriform nükleuslara sahiptir. Hastalık ilerledikçe lenf nodlarına ve organlara yayılım görülür.Mukozis fungoidesin tanısı lenf ve doku biopsisi ile konulur.Sezary Sendromu ,deri tutulumunun jeneralize(yaygın)eritrodermi ile kendini gösterdiği ve serebriform nükleuslara sahip Sezary hücrelerinin lösemik yayılımının görüldüğü bir durumdur.Sezary hastalığının tanısı;periferse Sezary hücrelerinin görülmesi ile konur.Plak yada tümör dönemindeki mikozis fungoides vakalarının %25'inde dolaşımda Sezary hücreleri mevcuttur. Tedavilerİ alkilleyici bir kemoterapötik ilaç Nitrojen Mustard ve Psoralen ve ultraviyole A'(PUVA) nın birlikte kullanılması ile yapılır.Bu tümörlerlü hastalaarın ortalama yaşam süresi 8-9 yıldır.

HODGKİN'S DIŞI LENFOMALAR Non-Hodgkin Lenfoma

Lenf sistemi bedenin bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Vücudun hastalıklar ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur. Lenfatik sistem ince lenf damarlarının oluşturduğu ve kan damarları gibidokulara ulaşan ve bütün vücudu saran bir ağ oluşturmaktadır. Lenf damarları renksiz bir sıvı olanlenf sıvısı taşır. Lenf sıvısı enfeksiyonlarla savaşan ve lenfosit adı verilen hücreler içerir. Bu damarlar ağı içinde lenf bezleri adı verilen küçük organlar mevcuttur.Lenf bezleri kümeler halinde, başlıca kol altında, kasıkta, boyunda, göğüste ve karında bulunurlar.Dalak, timus, bademcikler ve kemik iliği de lenf sisteminin birer parçasıdır. Lenf dokusu ayrıca mide, barsaklar ve deri gibi bedenin diğer bölümlerinde de bulunur.Kanser vücüdun temel yaşam birimi olan hücrede başlayan bir grup hastalığın ortak adıdır. NHL'yı anlamak için,normal hücreler hakkında bilgi sahibi olmak ve kanser durumunda neler değiştiğini bilmek yararlı olacaktır:

Beden pek çok değişik tipte hücreden oluşmuştur. Normalde, hücreler ancak gerek olduğu zaman büyür ve başka hücreler oluşturmak üzere bölünürler. Bu düzenli süreç vücudun sağlıklı kalmasını sağlar. Bazen yenihücrelere gerek duyulmazken de hücreler bölünmelerini sürdürür. Bu durum o bölgede doku miktarınınuygun olmayan biçimde artmasına, dokularda büyümeye, kalınlaşmaya ya da bir kitlenin ortaya çıkmasına yol açar. Bu kitleye tümör denir.

Tümörler iyi huylu (kanserli olmayan) ya da kötü huylu (malin, kanserli) olur.

NHL'da, lenf sistemi içindeki hücreler anormal özellikler kazanır: Çok hızlı bölünür, düzensiz ve denetimsiz olarak üyürler. Yukarda anlatıldığı gibi lenf dokuları bedenin pekçok bölgesinde bulunmaktadır. NHL bu bölgelerdenherhangi birinde ortaya çıkabilir: bu tek bir lenf bezi olabileceği gibi, bir lenf grubu da olabilir; bazen de lenf sisteminin kemik iliği veya dalak gibi bir başka bölümünde ortaya çıkabilir. Bu tip kanser bir lenften, bir lenfkümesinden bir sonrakine doğru düzenli bir yayılım gösterme eğilimindedir. Örneğin boyun lenf nodlarında ortaya çıkan NHL, önce köprücük kemiği üzerindeki, sonra göğüste kolların altındaki lenf bezlerine doğru yayılabilir. Bazı durumlarda hastalık tüm bedeni kaplayabilir.

http://www.hayatadahiliz.biz/images/stories/hastaliklar/hodgkin2.jpg
Yukarda açıklandığı gibi NHL, tıpkı Hodgkin's hastalığı gibi lenf dokularının bir hastalığıdır ve diğer organlara yayılım gösterebilmektedir. Ancak NHL'nın nasıl bir seyir göstereceği, Hodgkin's hastalığınagöre daha az öngörülebilmektedir. NHL, Hodgkin's hastalığına göre daha fazla oranda lenf dışı METASTAZ yapma eğilimi sergilemektedir. Hastalığın seyri (prognozu) histolojik tipine, evresine ve uygulanan tedaviye göre farklılıklar göstermektedir. RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
NHL'nın sıklığında son on-yıllarda büyük bir artış gözlenmiştir. Bu hastalık ABD'de en seyrek kanserler
arasında iken bu artış nedeniyle en sık karşılaşılan 5. kanser olmuştur. Halen bu artışa nelerin yol açtığına ilişkin yeterli bilgi bulunmamaktadır. Hastalığın nedenleri de tam olarak bilinmemekte, bir kişi bu hastalığayakalanırken bir diğerinin neden yakalanmadığı tam olarak açıklanamamaktadır. Toplum düzeyinde yürütülen kanser araştırmalarında, NHL'ya yakalanan insanlarda yakalanmayanlara göre daha fazla
olduğu gözlenen bazı risk faktörleri aşağıda sıralanmaktadır. Ancak burada da tam bir açıklık bulunmamaktadır: Bu risk faktörlerine sahip pekçok insan NHL'ya yakalanmazken, # bu risk faktörlerinden hiçbirisini taşımayan pek çok insanda da bu hastalık karşımıza çıkmaktadır. Yaş/Cinsiyet: NHL yaş ilerledikçe daha fazla sıklıkta görülmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla orandadır.

# Zayıflamış Bağışıklık Sistemi: NHL, doğumsal bağışıklık sistemi sorunu bulunan kişilerde, otoimmün
hastalıklarda, HIV/AIDS varlığında ve organ transplantasyonu nedeniyle bağığıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlarda daha fazla görülmektedir.

# Virüs: HTLV-1 (insan T-lenfotropik virüsü) ve Epstein-Barr virüsleri, NHL'ya yakalanma olasılığını artıran
enfeksiyon ajanlarıdır.

# Çevre: Pestisitler, solventler gibi belirli kimyasal maddelerle çalışan ya da bunlara yoğun biçimde
maruz kalan kişilerde NHL'ya yakalanma olasılığı yükselmektedir.

NHL konusunda, kendi durumuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak ve varsa endişelerini gidermek isteyen kişilerin, doktorlarıyla bu duygu ve düşüncelerini paylaşmaları son derece yararlı olacaktır
BELİRTİLERİ NELERDİR?

# NHLnın belirtileri sıklıkla aşağıdaki biçimlerde ortaya çıkmaktadır: Nedeni açıklanamayan ateş ,gece terlemesi,süreklilik gösteren yorgunluk hali,nedeni açıklanamayan kilo kaybı,deride kaşıntı,ciltte kırmızı lekeler,bu ve benzeri belirtilerin mutlaka NHL'nın var olduğu anlamına gelmediği, başka nedenlerle de benzer belirti ve bulguların ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır.

Bu belirtilerin varlığında kişi doktoruna başvurmalıdır.

Böylelikle hastalık ne olursa olsun erken dönemde tanı ve tedavisi mümkün olabilecektir.

Önemli bir nokta da şudur: Kanser ile ağrı başlangıçta birlikte ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle örneğin boyun,
koltuk altı ve kasıklardaki şişlikler için mutlaka ağrının ortaya çıkması beklenmemelidir. NHL'nın erken
aşamalarında ağrı bulunmayabilir.

HODGKİN DIŞI LENFOMA TİPLERİ

Doktorlar yıllar içinde farklı NHL tiplerini tanımlamak için çaba harcamıştır: İki önemli kriter bu tanımlamada etkili olmaktadır: İlki, kanser hücrelerinin mikroskop altında görünüşü. İkincisi de kanserin büyüme ve yayılma hızı. Orta ve yüksek dereceli lenfomalar olarak da bilinen "agresif lenfomalar" hızlı bir yaygınlaşma ve ilerleme eğilimigösterir. Düşük dereceli lenfomalar ise yavaş seyirlidir ve daha az belirtiye yol açar.

HODGKİN HASTALIĞI

Hodgkin hastalığı günümüzde,tanının ilerlemesi, evreleme ve tedavideki gelişmeler sonucu hastaların çoğunda iyileşterilebilen bir hastalık haline gelmiştir.40 yıl önce tedavi edilemeyen sürvi bir yılın altında iken ,tıbbın ileremesiyle tüm kür oranı %20 den %74 ‘e yükselmiştir.

PATOLOJİ:

HH.Muhtemelen T-lenfosit orjinli bir hastalıktır.Tanı Reed-Stenberg hücresi görülerek gerçekleşir.(İki veya daha fazla çekirdekli ve herbiri belirgin hükleos’ludur.Hücreler büyüktür.)Günümüzde kullanılan tasnife göre;lymphosit predominal nodüller sklerozan,mikst süllüler ve lenfosit depletion şeklinde klasifiye edilirler.Hastaların %70-80 ‘ini nodüller sklerozan ve mikst sellüler tip şekil eder.

KLİNİK GİDİŞ:En sık 15-34 yaşları arası ve 50 yaş üzerinde olmak üzere iki yaş grubunda yükseklik gösterir.Non-Hodgkin lenfomalarının aksine olarak H.H. genellikle lokalizedir.ve aksiyal odları tutar.Hastalaın %50 ‘sinde mediasten tutulur.Periferik nod yayılımı ,Waldeyer halkası ve mezenterik nod tutulması nadirdir.B semptomu olmayanlarda karaciğer ve kemik iliğide yayılımı da nadirdir. Eğer karaciğer tutulmuşsa dalakta da daima hastalık bulunur. Evre I %15, II %40, II %35, IV %10 civarında olmak üzere hastalar dağılım gösterir. Evre I hastalıkta B semptomu %10’un altında iken Evre IV te %80 oranda bulunur.

Erken evredekilerin çoğu lenfosit predominans ve nodüller sklerozan geç evredekinlerin çoğu ise genellikle lenfosit deplesyon tipindedir.

Evreleme:

Ann Arbor klasifikasyonuna göre IV evreye ayrılır.Sistemik semptomların bulunmasına göre A ve B subgrubuna ayrılır.Ekstra nodal hastalık (E), dalak tutulması http://www.msxlabs.org/forum/images/smilies/msn_moon.gif ile gösterilir.

Evreleme ve Tanı Çalışması:

1)Hikaye 2) Fizik Muayene(Lenf nod ,karaciğer ,dalak dikkatli muayene) 3)Biopsi 4)Radyolojik çalışma (Akciğer granifisi ,İVP.Lenfonjiografi,iskelet taraması 5)Labrotuvar çalışması (Tam Kan sedimantasyon,Alkalen fosfatas BUN,SGOT,SGPT) 6) Karaciğer sinti grafisi bunlara ek olarak özel çalışmalar 1)Akciğer Tomografisi 2)Toraksin kapüterize tomografisi 5)Staging Laporatomi: Klinik evreyi %25-30 olguda büyütür. %10 olguda ise alt evreye geçirir. Birlikte yapılan splenektomi dalak yayılımını ,karaciğer ve lenfatik yayılımını ortaya çıkartabilir. Ayrıca dalak çıktığı için tedavi alanı küçüleceğinden yan etkiler azalır.Laparatomi; hastalığın evresini değiştirebilecek ise yapılmalıdır. Örneğin Evre IV veya III te gereksizdir. Laparatomide A)Karnın içinin inceleme ve palyasyonu B)Splenektomi C) Karaciğerin her lobunda biopsi d)nodlardan biopsi e)Ofaropeks’yi içerir.Spelnik pedikül ve biopsi alınan şüpheli nodül bölgelerine Klips konur. Bu radyoterapiste yardımcı olur.Ooferopeksi yeri de klipsle işaretlenmelidir.Laparatominin gereksiz olduğu durumlar; a)Klinik Stage III ve IV b)Stage I üst servikal nodülü veya mediasten hastalığı (özellikle geniş mediastinal hastalıkta ) c)10 yaşın altındaki çocuklarda

TEDAVİ VE SONUÇLARI

Genellikle ilk tedavi radyoterapi ile yapılmaktadır.Radyoterapi uygulamasında a)Kopüterize dozimetrik planlama b)Megavoltaj cihaz (4-6 MeV accelatör) c)Kostumayad alloy blok avantajlar sağlamaktadır.

Hastalar karşılıklı paralel alanradan tedavi edilirler.(Ön-arka) günlük doz rad ve total doz 3600-4400 rad civarındadır.Klinik olarak (-) nodüllere 4000 rad verilir.

Hodgkin hastalığı radyoterapisinde değişik bölgeleri bir alan içerisine sokmak için özel alanlar tarif edilmiştir. a)Mantle Field (Mediasten ,hilar ,servikal, aksiller, supraklaviküller, infraklaviküller nodüller) b)mini mantle: (Mediasten veya hiluslara ) verilmeden mantle tedavisi. c)Extented mantle:Mantle tedaviye L3-L4 e kadar paraortik ,iliac ve femoral nodlar.


http://www.hayatadahiliz.biz/images/stories/hastaliklar/hodgkin3.jpg
e)Pelvis:Kommen ve external ilyak,inguinal ve fermoral nodlar. f)paraaortik ve splenik pedikül (L4 seviyesine kadar) g)Waldeyer halkası: Bu yöntemler arka arkaya hastanın durumu ve kan tablosu imkan verirse kullanılabilir.h)Total Nodal ışınlama(mantle ve inverted Y) i subtotal nodal ışınlama (mantle paraotrik ve splenik pedikül). Bu yöntemle hastalığın evre ve yayılıma göre saptanır.

ERKEN HASTALIKTA TEDAVİ (Evre I veII)

Erken Hodgkin Hastalığında mantle veya paraaotrik, splenik pedikül ışınlaması tercih edilir. Sonuçta %75-85 5 yıl hastalıksız sürvi sağlanır.Nükste kemoterapi hastaların çoğunda etkindir.Tüm 5 yıl sürvi %90’dır. Diafragma altı hastalık daha az görülür, radyoterapi ile sonuçlanan sonuç iyidir.Supradiyagfrakmatik lezyonda: Geniş mediatinal kitle (6 cm den büyük) görüldüğünde sadece radyoterapiden sonra nüks ihtimali daha yüksektir.Ayrıca bunlara staging laparatomi yapmaya gerek yoktur.Lenfanjiyografi dahil yapılmaz hava yoluna bası vardır. Bunlarda tedavi mantle-field radyoterapi yapılır. Akciğer yayılımı varsa alana dahil edilir.(150 rad /günde1500 rad ) iki hafta sonra tümör küçülünce daha daraltılır. Ve 4000 rad ‘a ulaşır.Eğer küçülme olmazsa radyoterapi kesilerek 1500 rad dan sonra kemoterapiye başlanır.Eğer gerekiyorsa laparatomi tümörü radyoterapi ile kaybolanlarda yapılabilir. Başlangıçta tümörün büyük olduğu durumlarda kemoterapiyle başlanır ve tümör küçültükten sonra radyoterapi uygulanır.Bu da radyoterapi alanının Pedieatrik Hodgkin H.da kemoterapiyle başlanıp düşük doz radyoterapi verilmesi uygundur.Çünkü pubedte öncesi çocuklarda radyasyon etkilidir. Bu kombinasyonla iyi sonuç alınmıştır ancak kemoterapiyle bağlı sterlitenin önüne geçilemez.

İLERLEMİŞ HASTALIKTA (EVRE III-IV)

Kemoterapi kombinasyonu ile sonuçlar iyiye gidilmiştir.(5 yıl sürvi Evre III te %50-90,IV te %50-60 tır.) Seçilmiş evre IIIA hastalarda radyoterapi değerini kaybetmemiştir.Ayrıca radyoterapi kemoterapi ile eklenince remisyon süresi uzamaktadır.

Stage IIIA: Sadece radyoterapi ile nüks alanı %50 dir.Radyoterapi bu hastalarda a)hastalığın üst abdomende, dalak tutulması ve splenik hilus, çölyak,veya portal nodüllerde olduğunda b) Hastalığın paraaortik, ilyakve mezenterik nod tutulması olduğunda uygulanır. Bunlarda da hastalığın çok odaklı olduğunda splenik nodüllerin 5’ten fazla olduğu hallerde gene kemoterapi tercih edilir.

Stage IIB-IV: En iyi kemoterapi kombinasyonu ile tedavi edilirler.(MOPP,ABVD vs). Kemoterapiyle remisyona giren hastalarda ;klinik yayılım bölgelerine 1500-2000 rad radyoterapi verilmesinin remisyon süresini uzattığı idda edilmektedir.

YAN ETKİLERİ(RADYASYON A BAĞLI MORBİDİTE)

En çok yan etki mantle-field tedavide görülür. Yan etkiyi azaltmak için LARENKS, Kalp apeksi,spinal kord ve humerus başı korunur.

AKUT REAKSİYONLAR:

a)Xderi Reaksiyonu:kalıcı değildir.Hafiftir.Kuru deskuamasyon,eritem ve pigmentasyon görülür.Nadiren sulu deskuamasyon olur.

b)Xerostomi: Radyoterapi sırasında görülür,kalıcı değildir.

c)Odinofaraji: Hafiftir ve kelıcı değildir.Mantle tedavinin 2. ve 3.haftasında görülür,tedaviden sonra düzelir.Şikayeti azaltmak için anastezik (mesela Oxain) ANALJEZIK verilebilir.

d)Bulantı: Daha erken görülebilir.Antiemetik ve cannabinoidlerle düzelir.

e)Saç Dökülmesi:Kalıcı değildir.Daha çok ense ve axillda görülür.

f)Myelosupressyon: Belirli bir kemik iliği tedavi alanına girince görülür. Genellikle hafif ve düzenleyicidir.Sadece mantle-field veya diyafragma altı alanın ışınlanmasında hafif lökopeni terapiyle ardarda kullanıldığında bu durum şiddetli olabilir. Bunlarda kan tablosunun sık sık kontrolü gerekir.

KRONİK REAKSİYON

1.Pnömöni: Mantle Field tedavisinde semptomatik pnömöni hastalarının %2-5 inde görülür.

2.Kardit : Hastaların kalbi radyasyon alanına girdiğinde %3 ten daha az olmak üzere perikardit görülebilir.Bu non-konstruktif akut perikardit radyoterapiden haftalar aylar sonra görülür. Ortaya çıkışı genellikle ateş,taşikardi,substernal ağrı ve sürtmesesi ile birlikte perikardial effüzyon şeklinde olur.3000 rad ‘ın üzerindeki doz tüm kalbe verilirse %50 oranında perikardit görülür. Kalbin ışınlanması gerekli ise 1500-2000 rad doza erişilince kalp apeksi radyasyon alanı dışına çıkarılmalıdır.Konstrüktif perikardit tedaviden 6 ay veya yıllar sonra görülür.Akut perikarditten önce veya sonra çıkabilir. Tedavide kortizon kullanılır. Radyasyon myokardit veya kroner arter hastalığı yapması nadirdir.

3.Kısırlık: Saçılan radyasyon nedeniyle pelvis ışınlamalarında hafif oligospermi veya over disfanksiyonu görülebilir.Kendiliğinden düzelebilir.Erkeklerde skrotum korunmasıyla doz 100 rad ın altındadır.ve kalıcı oligasperm nadir görülür.

Kadında midline Ooferopeksi ve orta bölgenin korunması (10 HVL Blok) ile over dozu minimal olur.Geçici menstruasyon bozukluğu sıktır.Sonradüzelir.Fakat inverted Y tedavisi gören hastalarda %20 sinden azında devamlımenstrual düzensizlik ve infertilite gelişebilir.

LHERMİTTE BELİRTİSİ: Mantle irradyasyonu gören hastaların %15’inde görülen düzelici bir komplikasyondur. Uyuşukluk ,sızlamave baş fleksiyonda iken elektiriklenme hissi şeklindedir.Standart radyasyon dozlarında norölojik problem çıkarmaz.

HİPOTİROİDİ:Mantle tedavi gören hastaların %10’undan daha azında klinik hipotiroidi oluşur.Bu lenfanjiyografi yapılanlarda daha çoktur.Kimmyasal tiroid fonsiyon bozukluğu özellikle yüksek TSH sık görülür.Tüm hastalarda tiroid fonsiyonlardaki bozukluğu değerlendirmek için T3T4 ve TSH seviyesi esas alınır.

LÖSEMİ:Hodgkin hastalığında radyoterapi ve kemoterapi kombinasyonu kullanılmasına takiben lösemi gelişebilir.Başarıyla tedavi edilen hastaların %7-10 ‘unda ANLL fetal görülebilir.Bu komlikasyon yıllar sonra ortaya çıkar.

KEMİK GELİŞİMİNDE DURMA:Çocuklarda epifizlerin tedavi alanına girmesi sonucu kemiklerde gelişme geriliği ve deformite oluşabilir.

NON-HODGKİN LENFOMA

GENEL BİLGİ:

Bu grup hastalıklar patoloji, klinik gidiş veya tedaviye cevapta Hodgkin Hastalığından farklıdır.Bunlarda da Ann Arbor Evreleme sistemi kullanılır. Ancak sıklıkla radyoterapi ve kemoterapiye oldukça iyi cevap vermesine rağmen daha az kürabldır.

PATOLOJİ:

Bu hastalıkta kullanılan en yaygın patalojik klasfikasyon sistemi Rappaport sistemidir. Bu sistem yapısal şekil (nodüller veya diffüz) ve hücre tipi (iyi difransiye lonfositik) , kötü difransiye lenfositik ,histiositik veya mikst) esasına dayanır. Bu sistemin klinik olarak faydalı olmasına rağmen itirazlar vardır. Çünkü çıkış hücresini doğru tarif etmez veya bugünkü imminolojik Konseptlere uyum sağlamaz.

Bu amaca yönelik Working formulation önerilmiştir.Lenfomalar klinik davranışlarına göre üç grade ayrılırlar.Her grade’in ise 3-4 subtipi vardır.

Hastaların yarsı nodüller lenfomadır.Ancak nodüller lenfomalı hastalırın çoğunluğu hastaların tabii hikayesinin bir parçası olarak difüz paterne dönüşür.Nodüller lenfomaların çoğunu teşkil eden küçük tembel lenfositler gitgide histiositik lenfomanın geniş transforme lenfositlerine dönüşebilir.Histiositik lenfomalırın sık sık lokalize görülüşünün aksina lenfositik lenfomaların yaygın görülüşüde küçük transforme olmamış lenfositlerin dolaşıma geçme yatkınlığı artar.

Klinik Özellikler:

Teşhis ortalama yaşı 50-60’tır.Non-Hodgkin lenfomaların çoğu B hücreli veya null hücrelerinden (lenfoblastik lenfoma hariç) kaynak alırlar.Nadiren lokalizedirler.(%10’un altında ) arasıra mediasten’i tutarlar (%20’nin altında) ve hodgkin hastalığının aksine periferik nodal alanları (örneğin epitroklear ve Waldeyer halkası) ve mezenterik nodları tutmaya yakındır. Özellikle nodüler lenfomalılarda kemik iliği ve karaciğer tutulumu sıktır.

Sistemik semptomlar Hodgkin lenfomaya göre Non-Hodgkin lenfoma da daha az sık olup,prognostik olarak önemli değildir.

Non-Hodgkin Lenfomalar “Favorabl tembel histolojiler (NLİD,DLKD,NM)” ve “ Unfavorabl-agressiv hisitilojili (DH,DLKD)” olmak üzere gruplanabilir.Favorable (olumlu) histoloji hastalarda genellikle yavaş ilerleyen lenfadetolojili ve %90’ın üzerinde ilerlemiş evre II ve IV hastalık vardır.

Unfavorable (olumsuz) histolojili hastalarda genellikle hızlı ilerleyicili lenfaadenopati olmasına karşın %30-45 ‘i evre I veya II hastalıklıdır.

Lenfoblastik Lenfoma: Be lenfoma genelikle T-Cell orijinlidir ve genç erkekte tipik mediastinal kitle şeklindedir.Hematolojik,kemik iliği ve merkezi sinir sistemi tutulumu sıklıkla mevcuttur.

Burkitt Lenfoması: Bu B-Cell Lenfoması sıklıkla çocuklarda görülür. Afrikalı çocuklarda genellikle masilla veya alt çenede bir kitle ile sergilenmesine rağmen,Amerikalılarda sıklıkla yaygın intraabdominal hastalık olarak görülür.Amerikan tipinde daha az olmakla beraber Afrika tipinde Ebstein-Barr virüs antijeni sıklıkla tespit edilebilir.Hastalık sadece iki gün olan iki katı zamanı ile çok agrasivdir.

EVRELEME

Hodgkin hastalığının aynıdır.Ann Arbor sistemi kullanılır.

WORK-UP (ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARI)

Hikayesi ve fiziksel değerlendirmeye ek olarak primer değerlendirme de şunlar içermelidir.:

Radyolojik Çalışmalar:Göğüs radyogramı, lenfanjiogram ve/veya abdominal CT taraması

Labratuvar Çalışmaları: CBC-Tam kan Sayımı,Sedimantasyon hızı,SGOT,SGPT,Alkalen fosfataz,BUN,Kreatenin,Ürik Asit

Kemik İyiği Biopsisi: Favorable (olumlu) lenfomalarda tek bir biopsi ile numüneleme hatası %10-15 olacağından Bileteral iliak kanat biopsilerine ihtiyaç vardır.

DİĞERLERİ

IVP,Retroperitoneal büyük lenfadenopati bulunduğunda .Üstgastrointestinal ince bağırsak dahil eğer Waldeyer halkası tutulmuşsa.Çünkü hastaların %10 unda birlikte tutulum olabilir.Karaciğer biopsisi :Evre III hastalarda eğer hepatik yayılım tedaviyi değiştirecekse uygulanır.Serebro Spinal Mayii değerlendirilmesihttp://www.msxlabs.org/forum/images/smilies/msn_tongue.gifediatrik ,indifransiye ve lenfoblastik lenfomalarda ,direkt Coombs Testi: Özellikle anemini hastalarda yapılmalı,çünkü NHL’larda otoimmün homolitik ANEMI görülebilir.

Stagini Taparotomy: Tedavi kararını nadiren etkilediği için vakaların çoğunda endike değildir. Özellikle laporatomiden genellikle kaçınılmalıdır. Çünkü yukarıda sıralanan sınırlamalar ,özel lenfanjiografiye ek olarak CT veya CT olmaksızın ,kemik iliği biopsisi ve karaciğer biyopsisi sadece olguların %10’unda yalnış negatif çıkması nedeniyle evrelemede oldukça doğru sonuç alınır.

TEDAVİ VE SONUÇLAR

Radyoterapi Non-Hodgkin lenfomalı hastaların bazılarında küratif bir potansiyele sahiptir.Özellikle erken hastalıkta bu geçerlidir.2500-3500 rad lık bir dozda difüz histiositik lenfoma dışında hepsinde %90’ın üzerinde bir derecede lokal kontrol sağlanır.

Diffüz histiositik lenfomalılarda radyoterapistlerin çoğu daha yüksek dozlar (4500-5000 rad )’ı lokal kontrol için kullanırlar.

TEK ALAN VE KOMBİNASYON KEMOTERAPİSİ

Non-Hodgkin lenfomaların tedavisinde geniş şekilde kullanılır.Kombinasyon kemoterapi rejimleri çok çeşitlidir.Bunlardan en çok bilinen birkaçı MOPP,C-MOPP (Sitoksan,Vincristin,Prednizon) ve CHOP (Sitoksan ,Doxorubicin,Vincristin,Prednizon). Kombinasyon kemoterapisi ilerlemiş evrelerdeki Difüz histiositik lenfomalı hastalarda küratif bir potansiyel taşır.

KOMBİNE MODALİTE

Tutulmuş alan veya genişletilmiş alan irradyasyonun kemoterapi ile kullanımının yaklaşımının üstünlüğü henüz gösterilmemiştir.Bu yaklaşım etkin olduğu hastaların idantifiye edilmiş sub grupları üzerindeki araştırmalar devam etmektedir.

ERKEN HASTALIK

Genel olarak lokalize hastalık (Evre I ve Contiquous ve Evre II ) veya lokalize sınır dışı lenfoma AvreIe sadece radyoterapi ile tedaviedilebilir.Bunlarda küçük,ortaveya geniş radyasyon alanı kullanımı arasında sürvi açısından önemli bir fark yoktur.

FAVORABLE (OLUMLU ) HİSTOLOJİLER

Erken evrede favorable histolojisindeki lenfoma seyrek görülür ve tedavinin yeterliliği bakımındanuzun süre takibi gereken yavaş klinik gidişi vardır.Radyoterapi son derece seçkin tedavidir ve etkinliği ispatlanmıştır. Radyoterapiyi takiben nüksüz yaşam 5 yılda %60 iken 10 yılda %50 ye düşür.Nüks genellikle total nodal ışınlamadan daha dar tedavi verilenlerde görülür.Total lenfatik ışınlama verildiğinde bunun tersine ekstralenfatik nüks görülür.Yaklaşık %50 kür oranı ortaya koyan bir nüks eğrisi düzleşmesi mevcuttur.

UNFAVORABLE (OLUMSUZ ) HİSTOLOJİ:

Bunların erken evresinde çoğunlukla diffüz histiositiktir ve hetorejen bir gruptur.Tedavi sonucunu etkileyebilecek faktörler:Hastalık çıkış bölgesi ,nodal veya ekstra nodal oluşu hastalığın büyüklüğü, hastanın yaşı, klinik veya patolojik evreleme gibi durumları içerir.Genelde radyoterapi seçkin tedavidir.Ancak erken evre diffüz histiositik lefoma tedavisinde kemoterapi ilavesi değerli olabilir.

Mide, kemik veya baş boyun tutulumu hastaların çoğunluğu radyoterapi tedavi edilebilir.Santral sinir sistemi tutulumu nadiren kürabl dır.Genellikle ekstra nodal tutulum ve evre I hastalık daha iyi sürviye sahiptir.4 tutulum bölgesinden az hastalık veya 2,5 cm den daha küçük hastalıkta başarısızlık daha azdır.2.5 cm den daha büyük (bulky) tümörlü 60 yaşın altındaki hastalar 60 yaşın üzerindekilerden daha iyidir.Lokalize unfavorable lenfomaların küçük bir bölümünde karın tutulumu laporatomi ortaya koyabilir.Çünkü klinik ve patolojik evreleme bütünüyle eşit değildir.Kemoterapinin tekbaşına veya kombine model tedavisi Evre I-II unfavorable histiloji (Özellikle DHL) malign lenfamalarda araştırılmaktadır.

İLERİ HASTALIK (Evre III-Iv)

Favorable Histoloji: İleri evre tembel hastalıkta tedavi yaklaşımı sadece palyatiftir. Asemptomatik hastalık palyatif tedavi gerekinceye kadar ortalama 3 yıl katip edilebilir. Bunlarda ortalma sürvi 10 yıldır.Semptomatik hastalar tek alkatyting ilaca cevap verir, %50-60 tam cevap vardır.Bu cevap kombine kemoterapide %70, tüm vücut ışınlamasında %60 tır.Tedavi palyatif olduğudan bilinçsiz şekilde devam edilmemesi önemlidir.Ancak tam remisyon elde edildiğinde kesilebilir.

Tedavinin şekli tüm vücut ışınlamasıdır.Haftada 2 defa 15 rad olarak 75 Rad uygulanır,bunu takiben platelet sayısını düseltmeyi sağlamak için tedaviye ara verildikten sonra total doz 150 rad ‘a tamamlanmak üzere ışınlama tekrarlanabilir.

UNFAVORABLE HİSTOLOJİSİ:

Sistemik kombinasyon kemoterapisinin Evre II-Iv diffüz histiositik lenfomada hastalarda küratif potansiyel olduğu idda edilir.%40-60 tam remisyon oranının 2-5 yıl destekle oluştuğu bildirilmiştir.Kemoterapi ve radyoterapi birlikt kullanılarak yapılan kombine tedavi sonuçları Evre III hastalıkla hastaların sürvisinde iyileşme sağlayabilir.

DİĞERLERİ:

Burkit Lenfoma: Tedavi primer olarak sistemik kemoterapidir.Cerrahi geniş intraabdominal hastalıkta debulking (küçültme) de faydalı olabilir.Radyoterapi sık sık proflaktik kranial tedavi için kullanılır ve büyük tümör bölgesinde pekiştirme tedavisi olarakta faydalı olmaktadır.Hastaların hidrate edilmesi ve allopurimal’ün kemoterapiye başlamadan verilmesi çok önemlidir.Çünkü tümörün hızlı cevabı nedniyle ürik asit nefropatisi ve metobolik dengesizlik özellikle hiperkalsemi ortaya çıkarabilir.

LYMFOBLASTİK LENFOMA:

Bu lenfomalar bir T-Cell lösemi gibi multi ajan kemoterapi ,intratekal metotrexate ve kranial ışınlama ile tedavi edilmelidir.

SOLİTER PLAZMOSİTOM

Soliter plazma hücreli tümörler ,myelomaların %10’undan daha azı oluşturur.Bunlar genillikle myelomaların erken evresinde kemikte görülür.Eğer uzun sürede yeterli derecede takip edilirse büyük çoğunluğunun ilerleyerek multiple myelomaya dönüştüğü görülür.Bunun tersine soliter ekstra medüller plazmastomlar sıkılıkta gerçekten lokalizedirler ve 4500 5000 rad lokal radyoterapi verilirse yaklaşık hastaların %80’i tedavi edilebilir.

MULTİPLE MYELOMA

Radyoterapi bu hastalıkta ancak palyatif amaçla kullanılır.Kemik ağrılarının palyasyonunda lokal olarak 2000 4000 rad uygulaması etkin olarak kullanılır.

LÖSEMİLER:

Lösemilerin tedavisi primer olarak kemoterapi ile yapılır ancak radyoterapi bu hastalıkta bir çok yerde rol alır.

AKUT LÖSEMİ:

Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL):

Proflaktik karniyal ışınlama:Lökositi başlangıçta 50.000 ‘nin üzerine veya yaşı 2’den küçük 7’den büyük olanlarda SSS rölapsı başta olmak üzere nüks açınsından yüksek riskli kabul edilirler.

Diğer Kötü Prognoz Faktörleri: T-Cell ve Ph Kromozom (+) liği ırk (siyahlarda kötü) ve lenfoma semptomu (Lenfaadonopati + splenomegali) dir.

İndüksiyon kemoterapisinin tamalanmasından sonra yüksek riskli hastalarda SSS nüksünü önlemek için kranyal ışınlama 1800 rad ve intratekal methotraxate uygulanır.İndüksiyon sonrası kemik iliği remisyona giren hastalarda (en az %50 sinde ) proflaktik ışınlama yapılmayanlardan SSS nüksü olur.Radyoterapi tüm kraniuma,retroorbital bölge ve C2 seviyesine kadar servikal spine verilir.Tedavi süresince uygulanması kranyal proflaxide radyoterapivisi süresince uygulanması kranyal proflaxide radyoterapi gibi etkin değildir, fakat standart risk gurubu hastalarda sistemik nüksü önlemede daha iyi proflaksi sağlayabilir.

TESTİKÜLER IŞINLAMA

Testiküler nüksü tedavi için 1800-2400 rad dozda ışınlama kullanılır.Hastaların 2 yılda bir rutin testis biopsisi yapılır.(o idame kemoterapi kesmeden önce).Eğer biopsi mikroskopik olarak testisinde nüks olanlarda testis ışınlaması ve yeniden indiksiyon kemoterapisi gereklidir ve tedavi seyrek olarak başarılı olur.

Akut Non-Hodgkin-Lymfositik Lösemi (ANLL)

Proflaktik kranyal ışınlama SSS nüksünün önlemede değerli olabilir.Yaklaşık 1000 rad ‘lık yan: 333x3 rad ‘lık fraksiyone tüm vücut ışınlaması endoxan ile birlikte kemik iliği aplazisini sağlamak ve GVH reksiyonuna mani olmak için KİT’den önce kullanılır.

KronikLÖSEMİ :

Kronik Lenfotik Lösemi (KLL)

Alkile edici alaçlara alternatif olarak tüm vücut ışınlaması düyük fraksiyonlarda ,yani 75-100 rad her fraksiyonda 15 rad olmak üzere KLL’de tedavi için kullanılabilir.Hastaların yaklaşık 1/3’ünde tam remisyona girer.Tüm vücut ışınlamasıyla tedavi edilen KLL ‘li hastaların ortalama sürvisi yaklaşık 5 yıldır.

Kronik Myloid Lösemi(KML)

Kronik Mlyeloid lösemi alkile edicilerde tedavi edilir,Özellikle KML’de splenomegaliyi tedavi etmede ilaçlara alternatif olarak dalak ışınlaması kullanılır.Sıklıkla obskopal bir etki (Bu ışınlamanın dışında dokulardaki cevap dolaşan kan elemanlarında görülür.) 25-50 rad lık günlük birkaç dozlar dalağı küçültmeye yeterli olabilir,ancak pansitopeni oluşturmaktan kaçınarak doz düşük tutulmalıdır.Blastik faz süresince radyasyon genillikle az değer taşır.

Admin
06-07-2009, 12:44
Hodgkin (Hoçkin) hastalığı olarak da bilinen Hodgkin Lenfoma, tedaviye yanıt veren bir lenf bezi çoğalması ile seyreden kronik (süregen) bir hastalıktır. Aslında bir çeşit iyi huylu kanserdir ve nedeni bilinmemektedir.

Boyunda ve mediastende (göğüste) lenf bezi büyümeleri olur. Hastalık hızlı ilerleyebileceği gibi yavaş da ilerleyebilir, hatta herhangi bir bulgu olmadan sessiz bile kalabilir.

Çeşitli safhaları vardır, buna göre tedavisi de değişir. Hemen hemen bütün hastalar kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) ile iyileşebilir.

Hodgkin hastaları özellikle enfeksiyonlardan uzak durmalıdır. Grip, nezle; boğaz, kulak,idrar yolu,akciğer vs enfeksiyonuna yakalanmamak için çok dikkatli olmalıdır. Hasta olmamak için; bağışıklık sistemini güçlü tutmak gerekir. Bol C vitamini almalı, soğuktan korunmalı, gripli kişilerden uzak durmalıdır. Enfeksiyon kapabileceği kalabalık ortamlardan uzak durmalıdır.

Admin
06-07-2009, 12:45
Büyümüş Lenf Bezleri

Çocuklarda lenf bezleri, genelde enfeksiyonlar sırasında şişerek özellikle boyunda gözle görülen, ele gelen kitlelere yola açarlar. Bu durum, anne babayı kaygılandırır, kötü olasılıkları akla getirir. Bu yazıda, büyümüş lenf bezleri hakkında bilinmesi gereken önemli noktalara değineceğiz.
Lenf bezleri, vücudumuzun savunma sisteminin önemli bir parçasıdır. Enfeksiyonlarla savaşmak için gerekli antikorları üreten hücreler, bu bezlerde bulunur. Bir enfeksiyon sırasında, o bölgeye yakın lenf bezleri aktifleşir, büyürler ve savunma hücreleri ve antikorların üretimi artar. Böylece, vücut enfeksiyon etkenine karşı korunmuş olur. Çocukların bağışıklık sistemi, sık sık önceden karşılaşmadığı mikroplarla karşılaşmakta, onlarla baş etmeye çalışırken vücudun normal bir reaksiyonu olarak lenf bezleri büyümektedir.
Belli bir bölgede büyümüş lenf bezleri, genellikle çevre dokulardaki enfeksiyonlara veya o bölgedeki cilt bütünlüğünü bozan kesik, yanık, çizik, sinek ısırığı gibi olaylara bağlıdır. Baş, boyun bölgesi çocuklarda büyümüş lenf bezlerinin en sık görüldüğü yerlerdendir. Anjin, diş veya dişeti enfeksiyonları, ağız içindeki başka enfeksiyonlar buna neden olur. Kafatasının arka bölümü, kulak arkasındaki bezlerde büyüme; bu bölgeyi ilgilendiren enfeksiyonlarda, kızamıkçık gibi bazı döküntülü hastalıklarda görülür.
Eğer vücuttaki lenf bezlerinde yaygın bir büyüme saptanırsa, bu durumun nedenleri
Enfeksiyonlar
Bazı romatizmal hastalıklar
İlaçlara reaksiyon
Lösemi gibi hastalıklar olabilir.
Bazen de lenf bezleri kendileri iltihaplanabilir ( bu duruma lenfadenit denir ). Bu durumda lenf bezi hızla büyür, üstünde kızarıklık, ısı artışı fark edilir. Antibiyotikle tedavi edilmesi gerekli olur.
Eğer lenf bezi şişmiş, ısı artışı veya kızarıklık yoksa izleme alınır. Neden olan enfeksiyon geçtikten 1-2 hafta sonra, küçüldüğü görülür. Ancak küçük çocuklarda, bu süreç bazen aylar alabilmektedir.
Eğer tüm vücutta lenf bezlerinde büyümeler varsa
Beraberinde ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri varsa
Şişmiş lenf bezi giderek büyüyorsa
Ele sert ve hareketsiz geliyorsa
Büyüklüğü 1 cm�den fazlaysa,
gerekli araştırmaların yapılabilmesi için zaman kaybetmeden doktora başvurmak gereklidir.

Admin
06-07-2009, 12:45
Lenf bezi bölgesinin cerrahi tedavisi:
Büyümüş lenf bezleri varlığında: Melanoma yakın lenf bezlerinde elle muayenede büyüme tespit edilir ise, ince iğne biyopsisi ile bu lenf bezlerinde yayılma olup olmadığı kontrol edilir, yayılma tespit edilirse lenf bezlerinin tamamı ameliyatta temizlenir.
Büyümüş lenf bezi yoksa: Melanoma yakın lenf bezlerinde büyüme yoksa ve melanomun kalınlığı bir milimetreden fazla ise, ilgili lenf bölgesindeki bezlerden özel bir yöntemle örnek alınır (bekçi lenf bezi biyopsisi, sentinel lenf nodu biyopsisi, sentinel lenfadenektomi). Bu işlemin yapılması için ameliyattan 2-3 saat önce lenf yollarını ve lenf bezlerini görünür hale getirmek için, tümör veya biyopsi izi çevresindeki derinin içine bir radyoaktif madde olan Tc99 enjekte edilir ve kamera ile görüntü alınır. Bu sadece bir yol haritasıdır. Ameliyatın başında tümör veya biyopsi izi çevresindeki derinin içine boya enjekte edilir. Maviye boyanan ve/veya yüksek radyoaktivite sayımı veren lenf bezi veya bezleri (bekçi, nöbetçi, sentinel lenf bezi) çıkarılır ve inceleme için patolojiye gönderilir. Mikroskopik incelemede lenf bezlerinde yayılma (sıçrama) tespit edilirse lenf bezlerinin tamamı ameliyatta temizlenir. İncelemede yayılma tespit edilmezse, ilave bir ameliyata gerek yoktur.
http://www.estet.net/melanom06.jpg http://www.estet.net/melanom07.jpg
Sternum üzerinde biyopsi ile çıkarılmış melanom hastasında ameliyattan 2-3 saat önce Tc99 ile yapılan lenfosintigrafide her iki koltuk altında bekçi lenf bezlerinin görünür hale gelmesi.

Bazı hallerde, ameliyat tek başına hastalığın kontrolünde yeterli değildir, aşı veya ilaç tedavisi gibi yardımcı tedavilere ihtiyaç vardır. Bu yardımcı tedavilerin amacı, tespit edilemeyen ve vücutta kalması muhtemel kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Bu tedaviler;
a) Kemoterapi: Kanser hücresinin öldürülmesi için, kansere karşı ilaçların kullanılmasıdır, çoğu kez damar içine ilaç veya ilaçların verilmesi şeklindedir.
b) Biyolojik tedavi: Interferon – alfa bu amaçla kullanılır. İnterleukin-2 ve tümör aşıları halen çalışma aşamasındadır.

Admin
06-07-2009, 12:45
Lenf Bezi İltihabı



Belirtileri
Enfeksiyon durumunda şişerler ve olay çok şiddetliyse, patlayıp dışarı cerahat akıtabilirler. Elin şiddetli bir enfeksiyonunda lenf damarlarının kırmızı çizgiler halinde koldan yukarı uzandıkları ve koltuk altı bezlerinin şişip, ağrılı oldukları görülür. Ayak ve bacak enfeksiyonlarında da buna benzer değişikliklere, kasık lenf bezlerinde rastlanır. Boyun ve kulak ağrılarında bölgedeki lenf bezlerinin şiştiğini herkes bilir. Bu nedenle bezlerin şişmesine adenit denir. Bu durumun düzeltilmesi enfeksiyonun kaynağının tedavisine bağlıdır.
Tedavi
Bir miktar güneş altında toplanmış binbirdelik otu ince kıyıldıktan sonra bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Gerektiğinde şişe çalkalanarak, şiş ve ağrılı bölgeye hafifçe yedirilerek sürülür. * Bir litre suyun içine bir avuç minik parçalara ayırılmış karaçam kozalağı katılıp kaynatılmasının ardınhdan süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer kahve fıncanı içilir. * Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılraış bir çay kaşığı kuru çadır uşağı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir. * Bir adet iri soğan mikserden geçirilerek suyu sıkılın ve elde edilen bu soğan suyu günde üç öğün birer tatlı kaşığı içilir.

Admin
06-07-2009, 12:45
Lenf Bezi Lenf damarları üzerinde bulunan mikroskopik büyüklükten üç cm'ye kadar çapı olabilen yuvarlak oval biçimli cisimler.

Lenf bezleri, genellikle gruplar halinde bulunurlar. En dıştan bir kapsül ile sarılmışlardır. Lenf bezi, içindeki lenfositlerin yerleşme bölgelerine ve mikroskopik yapılarına göre “kortex” ve “medulla” denilen bölümlere ayrılır. Lenf bezlerine giren ve çıkan lenf damarları ve kan damarları vardır. Lenf damarları ile lenf bezine gelen yabancı (vücudun bağışıklık sistemini uyarıcı) maddeler burada makrofajların yardımıyla lenfositler tarafından tanınır ve gerekli bağışıklık cevabı ortaya çıkar. Belli grup lenf düğümleri vücudun belli bölgelerinden gelen lenfatik damarların uğrak yeri olduğundan bunların muayene ile büyüdüklerinin tesbit edilmesi o bölgelerde iltihabi bir olayın olduğunu gösterir. Kanser yayılımlarında da lenf bezlerinde kanser hücreleri veya bağışıklık hücrelerinin çoğalmasına bağlı büyüme görülebilir. Bu durum teşhiste çok önemlidir.

Admin
06-07-2009, 12:45
Lenf bezi kanserinde yeni umut: Radyoimmünterapi

http://www.kenthaber.com/Resimler/2004/12/22/kans.jpgKanser tedavisinde yepyeni bir yaklaşım olan radyoimmünterapi Türkiye’de Acıbadem Hastanesi Kozyatağı’nda uygulandı.

Son 10 yılda giderek artan bir hızla kanser tedavisinde yepyeni yaklaşımlar geliştiriliyor. Bu yöntemlerden biri de moleküler hedefli ve kanserin büyümesini, yayılmasını engelleyen "radyoimmünterapi" adlı tedavi. Avrupa ve Amerika’da iki senedir gündemde olan bu tedavi Türkiye’de Acıbadem Hastanesi Kozyatağı’nda bir hastaya uygulandı. Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Siret Ratip radyoimmünterapinin, sağlıklı hücrelere zarar vermeden tümörü yok etmeye yönelik bir tedavi olduğu için 21. yüzyılın kanser tedavi metodu adaylarından biri olduğunu söyledi. Ratip, bugün için sadece Hoçkin dışı lenfomalarda kullanılan bu yöntemin, gelecekte diğer kanser türlerinde de kullanılabileceğinin altını çizdi.

Geleneksel tedavi yöntemleri

Radyoimmünterapinin, Hoçkin dışı lenfomalar grubu içerisinde uygun moleküler hedefi taşıyan onlarca çeşit lenf bezi tümörünün tedavisinde kullanılabildiğini ifade eden Ratip , bu tedavinin hastaya getirdiği avantajları görmek için öncelikle rutin olarak uygulanan tedavileri bilmek gerektiğinin belirtti. Ratip, şöyle devam etti:
"Bu tür hastalarda sıklıkla kullanılan yöntem yüksek doz kemoterapidir. Buna rağmen tedaviye yanıtsız olan hasta grupları fazladır. Son zamanlarda bu kanser türünün tedavisi için yeni bir yöntem uygulanmaya başladı. Bu tedavide lenf bezi tümörlerinde bulunan bazı moleküller hedef alınmıştır. İmmün tedavi adı verilen bu metot moleküler tedavi yöntemlerinin başlangıçlarından biridir. Lenf bezi tümörlerinin bir kısmı üzerinde CD20 dediğimiz bir yapı bulunmaktadır. Immün tedavi damardan hastaya verilen bu CD 20 adlı yapıya veya diğer spesifik yapılara verilen bir antikordan oluşur. Hedef bu CD20’ye hekim tarafından gönderilen antikorun gidip yapışması ve onu yok etmesidir. Ancak bu yöntemin çok önemli bir dezavantajı var. CD 20 sadece tümörün değil sağlıklı hücrelerin de üzerinde bulunuyor. Bu nedenle gönderilen immün tedavi hem tümördeki hem de sağlıklı hücrelerdeki CD20’yi yok ediyor. Bu durumun bağışıklık sistemini geçici olarak zarara uğratması ve yaratabileceği alerjik etkiler gibi bir dezavantajı olsa da ilaç genellikle hasta tarafından iyi tolere ediliyor. Radyoimmünterapi ise gelinen noktayı bir ileri kademeye çıkarma özelliği ile dikkat çekiyor."

Radyoimmünterapi farkı

Bu yeni tedavi yönteminde immün tedaviye iliştirilmiş küçük radyoaktif izotoplar kullanılıyor. Doç. Dr. Siret Ratip "Anti CD 20’ye iliştirilmiş Yttrium - 90 radyokatif maddesi tümörün üzerindeki CD20’ye yapışma gerçekleşince beraberinde radyoaktif madde olduğu için o hücrenin çevresine çok minik bir radyoterapi yapıyor ve bu da sağlıklı dokulara klasik radyoterapiler gibi zarar vermiyor. Sadece tümöre verilen bir radyoterapi yöntemi olması tedavinin en önemli özelliğini oluşturuyor."

Admin
06-07-2009, 12:45
LENFOPROLİFERATİF BOZUKLUKLAR
Lenfomalar lenf sisteminde oluşan kanserlerdir. Lenf sistemi ise birbirine ince
lenf damarlarla bağlanmış lenf nodüllerinden oluşmaktadır. Lenf sisteminin görevi enfeksiyonlarla savaşmaktır ve bu görevi üç tip kan hücresi kullanarak yapar: T-lenfositleri, B-lenfositleri ve Natural Killer hücreler (NK).
NON HODGKİN LENFOMASI ve HODGKİN HASTALIĞI
Lenfositler genelde lenf nodlarında yer almakla birlikte kemik iliği, dalak ve
kanda da bulunabilirler. Non Hodgkin Lenfoması� nda(NHL) lenfositler kanser hücrelerine dönüşürler ve bu hücreler çoğalarak çok sayıda kanser hücresi meydana getirir. Bu kanser hücreleri bir araya gelerek, lenf nodülleri ve vücudun diğer bölgelerinde tümörler (lenfomalar) oluştururlar. Lenfositlerdeki bu değişimin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Çeşitli kimyasallar, özellikle pestisit ve herbisitlere maruz kalma gibi durumların NHL oluşumunda etkili olabileceği düşünülmektedir.
NHL çocuklarda pek görülmez. NHL� nin görüldüğü yaş ortalaması 50-60� tır.

Semptomlar:

NHL� nin en genel semptomu kol altında, kasıkta, boyunda, göğüste ve karındaki lenf nodüllerinde oluşan şişliklerdir. NHL hastası kendini halsiz hissedebilir; sık sık ateşi çıkar, gece terlemeleri olur, iştahını kaybeder ve hastanın dalağı büyür. NHL vakalarının %40� ında tümörler lenf nodları dışında kemiklerde, akciğerlerde, karaciğerde ve derinin hemen altında kitleler halinde oluşabilir. Her lenf nodu şişmesi NHL semptomu olarak düşünülmemelidir, çünkü vücut enfeksionlarla savaşırken de lenf nodları şişer.


Tanı:

Lenfomalara ancak bir biyopsi sonrasında, yani hastadan alınan lenfosit örneğinin mikroskop altında incelenmesi sonucunda pek çok kanserli hücre ile karşılaşılması durumunda teşhis konabilir. Biyopsi için örnekler lenf nodlarından ya da lenfoma şüphesi taşıyan vücudun herhangi bir bölgesinden alınabilir. Eğer bir biyopsi sonucu hastaya lenfoma tanısı konmuş ise doktoru anormal hücre ya da dokuların tiplerine bakarak, onların büyüme ve yayılma hızlarını inceleyerek NHL alt tiplerini belirler. NHL Tedavisi:

NHL tedavisinde amaç hastanın remisyona girmesini sağlamaktır. Remisyon olabildiğince çok sayıda kanser hücresinin öldürülmesi ile sağlanır. Kullanılan tedavi yöntemleri kemoterapi, radyoterapi ve kök hücre naklidir. Hasta için en uygun tedavi şekli, hastanın kesin tanısına, hastalığın geldiği aşamaya, lenfomasının ilerleme hızına, tümörlerin sayısı ve lokasyonlarına, son olarak da hastanın genel sağlık durumu ve yaşına bağlı olarak belirlenir.
-Kemoterapi ve Radayson Terapisi:
Kemoterapide kanser hücrelerini öldürmek için çok güçlü ilaçlar kullanılır. Genellikle hastalar döngüsel olarak 3-4 hafta süren ilaç kombinasyonlarına tabi tutulur. Kemoterapinin tamamlanması 12 ay kadar sürebilir. Kemoterapi sağlıklı hücrelerin de ölümüne yol açar, bu nedenle NHL hastalarında bulantı, halsizlik, yüksek enfeksiyon riski gibi yan etkiler görülür.

NHL tedavisinde radyoterapi bazen kemoterapi ile birlikte kullanılır. Radyoterapinin amacı vücudun belli bölgelerinde bulunan kanser hücrelerini öldürmektir. Her ne kadar radyoterapi Hodgkin hastalığında çok sık uyulanan bir tedavi şekli olsa da, NHL hastalarında nadiren kullanılır.

-Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu:
Kök hücre nakilleri Hodgkin hastalarına nadiren uygulanır çünkü bu hastalık kemoterapi ve/veya radyoterapi ile tedavi edilebilmektedir. NHL hastalarında ise kök hücre nakli hastaya kemoterapi ile daha ileri tedavi sağlanamıyorsa uygulanır.

Kök hücreler üç tip kan hücresine-eritrosit(kırmızı kan hücresi), lökosit(beyaz kan hücresi) ve trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan olgunlaşmamış hücrelerdir. Kök hücre nakillerinde kaynak olarak periferik kan, kemik iliği ve kordon kanı kullanılmaktadır.

İki tip Kök hücre transplantasyonu söz konusudur ve ikisi de NHL tedavisinde kullanılmaktadır:

Otolog kök hücre transplantasyonunda hastanın kendi kök hücreleri kullanılmaktadır.
Allojeneik kök hücre nakillerinde ise bir vericiden alınan kök hücreleri kullanılmaktadır.Genellikle NHL tedavisinde otolog kök hücre nakilleri yapılır. Otolog kök hücre nakline hazırlık aşamasında hastadan kök hücreleri kanından ya da kemik iliğinden toplanır. Daha sonra kök hücreleri içerebileceği kanser hücrelerini uzaklaştımak üzere işleme tabi tutulur ve dondurulup saklanır. Bu arada hastaya kemik iliğini tahip etmek üzere yüksek doz kemoterapi uygulanır. Son olarak da hastadan toplanıp saklanan sağlıklı kök hücreler hastanın kan dolaşımına geri aktarılır.

Allojeneik kök hücre nakilleri, kanser hücreleri lenf nodlarından akciğer, karaciğer ya da kemikler gibi diğer organlara atlamış olan NHL hastalarına uygulanır. Bu nakil tipi ayrıca kemoterapi sonrası tekrar yavaş da olsa büyüyen lenfoma hücrelerinin oluştuğu NHL hastarları için de uygulanır. Allojeneik kök hücre nakilleri için hastanın doktoru hastayla uyulmlu doku tipine sahip bir verici bulmalıdır. NHL hastalarının 1/4� ü için akrabalarından uygun bir verici bulunabilmektedir. Eğer akrabalardan herhangi birinde hasta ile uyum görülmez ise hastanın doktoru Kemik İliği Bankamıza ve bankamız aracılığı ile Dünya Kemik İliği Bankasına uygun verici için başvuruda bulunur.

Admin
06-07-2009, 12:46
LENFOMALAR


LENFOMA NEDİR ?

Lenfoma ,diğer grup onkolojik hastalıklar içinde yaş**ın uzatılması ve daha kaliteli yaş** sağlanması ve hastaların kurtarılmaları açısından daha fazla başarı elde edilmiş bir hastalıktır. Lenf sisteminden köken alan habis bir hastalıktır. Lenfomalar öncelikle 2 gruba ayrılır. Hastaların az bir kısmı Hodgkin Hastalığı denilen lenfoma türüne sahiptir. Çoğunluk, Hodgkin dışı (Nonhodgkin) denilen lenfoma grubunda yer alır ve hastaya sadece lenfoma deniliyorsa genellikle bu grup kastedilmektedir.

LENFATİK VE İMMÜN SİSTEM HANGİ ORGANLARDAN OLUŞUR?

Lenfatik ve immun sistem , vücudun enfeksiyonlara karşı mücadele etmesini sağlayan sistemin içinde yer alır. Lenfatik sistemde lenf bezeleri denilen boyun, koltuk altı, kasık bölgelerimizde normalde erişkinlerde genellikle ele gelmeyen küçük yapılar vardır. Ayrıca lenfatik sisteme dahil olan organlar vardır. Bunlar bademcikler, dalak, karaciğer, kemik iliği ve göğüs boşluğumuzda bulunan ve çocuklukta aktif olan bir organ timusdur. Ayrıca mide, ince barsak ve cildimiz katmanları arasında bu lenfatik yapılar yer almaktadır. Hastalık , yukarda bulunan lenfatik yapılardaki normal hücrelerin yerinde anormal şekil, yada hızlı bölünme özellikleri olan hücrelerin ortaya çıkması ile gelişmektedir. Bu hücreler ayrıca dalağa, karaciğer ve kemik iliğine yayılma özelliği gösterebilmektedir.

HODGKİN DIŞI LENFOMALAR

BELİRTİLERi NELERDİR ?

En sık görülen belirti boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerindeki lenf bezelerinin ağrısız şişerek ele gelmesidir. Hastalarda diğer bulunabilen belirtiler ise söyledir; sebebi tam açıklanamayan ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik, ciltte kaşıntı.... Bu şikayetler, grip gibi başka hastalıkların seyrinde de görülebilir. Bu nedenle bu tür bulguları olan hastalarda lenfoma teşhisini ancak doktor koyabilir.

TANI NASIL KONUR ?

Lenfoma olasılığı düşünülen hastada kesin tanı konulabilmesi için büyüyen lenf bezinin tümünün çıkartılması ya da her hangi bir organda yerleşmiş ise parça alınması ilk işlemdir. Yapılan bu işleme biyopsi denir. Elde edilen dokuların patolog tarafından çeşitli işlemlere tabi tutularak mikroskop altında incelenmesiyle tanı konur.

Hodgkin dışı lenfoma için çok farklı sınıflamalar vardır. Patolog tarafından hangi tipi olduğu tanı raporunda verilir. Bu tiplerin önemi; hangi tedavi seçeneğinin hasta için uygun olacağını göstermesidir. Doktor hangi tedavi seçeneğini uygulayacağına patoloji raporunda belirtilen tiplemeye göre karar verir.

EVRELEME NEDİR ve NASIL YAPILIR ?

Evreleme hastalığın yaygınlığının belirlenmesi işlemidir. Hastada lenf bölgeleri taranmalıdır. Hastanın el ile saptanabilecek boyun, koltuk altı, kasık vb bölgelerindeki lenf bezlerine muayene sırasında bakılır. Elle saptanamıyan diğer bölgelerinde ise basit direkt röntgen grafileri, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi (BT) yada magnetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılır. Görüntüleme yöntemleri ile genellikle boyun, göğüs (toraks), karın (abdomen) ve alt karının (pelvis) bölgeleri incelenir. Ayrıca kemik iliği biyopsisi yapılarak kemik iliğinde yayılım olup olmadığı araştırılır.

NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

Her lenfoma hastası için tedavi kendine özgündür. Çünkü hastalığın evresine, hücre tipine, hastanın yaşına, hastanın tedaviyi kaldırıp kaldıramayacağına ve lenfoma tipinin hızlı yada yavaş seyirli oluşuna göre doktor tedavinin şeklini ve verilecek ilaçları belirler.

Hodgkin dışı lenfomanın tedavisi ilaçlarla (kemoterapi), ışın tedavisiyle (radyoterapi) veya ikisi birlikte olarak yapılmaktadır. Ayrıca hastadan kök hücre toplanarak yüksek doz kemoterapi sonrası bu kök hücreleri tekrar hastaya verme işlemi (yüksek doz kemoterapi ve otolog periferik kök hücre transplantasyonu), biyolojik ilaçlarlai ve cerrahi olarak da tedavi edilebilmektedir. Bazen yavaş seyirli lenfomalarda hastaya tedavi verilmez ve hasta belli aralarla doktor tarafından kontrol edilerek izlenir. Hastanın tedavisine karar veren uzmanlar tıbbi onkolog ve radyasyon onkoloğu olmaktadır.

TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ NELERDİR ?

Tedavi sırasında kullanılan ilaçları tipine ve dozuna göre bazı istenmeyen etkiler olabilmektedir. Bunlara yan etkiler denir. Burada sık görülenler belirtilecektir. Ancak siz bu tedaviler sırasında fark ettiklerinizi doktorunuza bildirerek bunlarında değerlendirilmesini ve bunlar için yapılabilecek tedavileri öğreneceksiniz.

Hodgkin dışı lenfoma tedavisinde kullanılan ilaçların bulantı ve kusma yan etkisi genellikle hafif ve kısa süreli olmaktadır. Saç dökülmesi bazı tedavilerde hafif bazılarında tamamen dökülme tarzındadır. Ancak tedavi bittikten sonra 6 ay içerisinde genellikle eskisi kadar güzel saçlarınızın geri geleceği bilinmelidir. Kemoterapi sırasında kan hücrelerinin üretim yeri olan kemikiliği de tedaviden etkilenmektedir. Bu karşımıza kırmızı küreciklerin azalması (anemi), beyaz kürelerimizin azalması (lökopeni), enfeksiyonlarla savaşan beyaz küreler içinde önemli bir grup olan nötrofillerin azalması (nötropeni) ve kanama olmasını önleyen trombosit denilen küçük kan hücrelerinin azalması (trombositopeni) olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu kan hücrelerindeki azalma, doktorunuz tarafından belli aralarla yapılan kan sayımları ile izlenecek ve gerekli görülen kan ürünleri başkasından elde edilerek size verilecektir. Kemoterapi böbrek ve karaciğer işlevlerini etkileyebilir ; bu durum gerekli kan tetkikleri ile izlenir. Hastalarda iştahsızlık, damak tat alımında değişiklik, cilt ve tırnaklarda renk koyulaşması, geçici yada kalıcı fertilite(üreyebilirlik) değişiklikleri olabilmektedir. Burada bildirilmiş olan yan etkiler her hastada mutlaka olacak belirtiler olarak düşünülmemelidir.

Radyoterapiye bağlı yan etkiler, ışın yapılan bölge ve verilen doza göre değişkenlik gösterir. Genellikle hastalarda radyoterapinin ilerleyen günlerinde yorgunluk hali gelişmektedir. Hastaya dinlenmesi, yapabildiği kadar hareket etmesi önerilir. Radyaterapi yapılan alanlarda kıl ve saç kaybı, kızarma, kuruluk, duyarlılık ve kaşıntı, cilt koyulaşması sık görülen yanetkilerdir. Boyun ve göğüs bölge radyoterapisi sonrası boğazda kuruluk ve yutma güçlüğü olmaktadır. Karın bölgesine yapılan radyoterapilerde bulantı, kusma, ishal ve idrar şikayetleri ortaya çıkabilmektedir. Kan hücreleri etkilenebileceğinden kan sayımları ile yakın takip edilir.

Ateş yükselmesi ve beklenmeyen kanamalar olduğunda takip eden doktorun hastalar tarafından uyarılması gerekir.

Biyolojik tedaviler aşı tarzında (interferon) uygulanır. Bunların yan etkileri soğuk algınlığı bulgularını andırır. Kırıklık, yorgunluk, titreme, ateş, kas ve eklem ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal olabilir.

Yüksek doz kemoterapi ve periferik kök hücre transplantasyonunda yan etkiler normal dozda kemoterapi tedavisinden daha fazladır. Hastalar kanama, infeksiyon organ yanetkileri açısından yakın takibe alınır.

HODGKİN HASTALIĞI

Lenfomalar içinde yer alan bir alt gruptur. Diğer lenfomalara hodgkin dışı lenfomalar denir. Hodgkin hastalığı lenfomaların yaklaşık dörtte birini ,yani oldukça azını oluşturmaktadır. Vücudumuzdaki lenf organlarından köken alır, genellikle tek veya birkaç adet lenf bezesinin büyümesi hasta tarafından fark edilen ilk olaydır.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Hastalığın sebebi tam olarak bilinmemektedir. Bulaşıcı değidir. Kardeşlerinde hodgkin hastalığı olanların bu hastalığa yakalanma riski daha fazladır. Ebstein Barr adlı virusun hastalığa yakalanmayı arttırdığı düşünülmektedir. Hastalar genellikle 15 ile 34 yaşları arasındaki genç erişkinlerdir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ TANISI VE TEDAVİSİ

Hodgkin hastalığının belirtileri, tanısı, evrelemesi ve tedavisi (kemoterapi ve radyoterapi) ve yan etkileri Hodgkin dışı lenfoma ile benzerdir (bakınız lenfoma).
Ancak tedavide kullanılan ilaç ve şemalar, veriliş zamanları farklıdır. Hastalığın genel seyri hodgkin dışı lenfomalara nazaran daha iyidir. Hastaların büyük çoğunluğu uygun tedaviyle iyileşmektedir.

Admin
06-07-2009, 12:46
LENFOMA
Lenfoma, lenf (akkan) dokusunun habis hastalığına verilen genel bir isimdir. Hodgkin hastalığı ve Hodgkin dışı lenfoma (HDL) adı altında iki büyük gruba ayrılır. İlk kez tarif eden Thomas Hodgkin'in adı ile anılan bu hastalığın nedeni kesin olarak bilinmemektedir. HDL gelişimini kolaylaştıran bazı risk faktörleri olduğu kabul edilmektedir. Ebstein-Barr virüsü gibi bazı virüslerle hastalık geçirmiş kişilerde, bağışıklık durumu doğuştan bozuk bireylerde, AIDS hastalarında, bazı kimyasal maddelerle ilişkisi bulunanlarda sık görülür.
Her yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte daha çok genç erişkinlerde görülür. Erkeklerde daha sık ortaya çıkar. İlk şikayet çoğu kez boyunda ortaya çıkan ağrısız bir şişliğin fark edilmesi şeklindedir. Hodgkin hastalığında bu şişlik özellikle solda köprücük kemiği üzerinde yerleşimlidir. Koltuk altı ve kasıktaki lenf düğümü bölgelerinde de büyüme olabilir. Az sayıda hastada ise lenf düğümü büyümesinin yaygın olduğu görülür. Göğüs kafesi içinde veya karın boşluğu içindeki lenf düğümlerinde büyüme olabilir. Bunlar bası nedeni olacak büyük kitleler halindeyse nefes darlığı, yüzde ve boyunda şişme veya karında şişlik, ele gelen kitle, karın ağrısı olması gibi şikayetlere yol açarlar. Fizik muayenede karaciğer veya dalak büyüklüğü saptanabilir.
Hastalık lenf düğümü dışındaki dokuları da tutabilir. Akciğer, karaciğer, kemik, kemik iliği tutulumu en sık lenf düğümü dışı tutulum yerleridir. Hastaların bir kısmında ateş, gece terlemesi, son 6 ayda vücut ağırlığının % 10’undan fazla kilo kaybı olabilir. Ateşin nedeni enfeksiyon değildir. Hodgkin hastalığında kaşıntı da olabilir.
Bademciklerin hastalık göstermesi Hodgkin dışı lenfomada daha sık olmaktadır. Lenfomalı hastaların az bir kısmınının fizik muayenesinde büyümüş bir lenf bezine rastlanmayabilir.
Lenfoma tanısı koymak için mutlaka tutulmuş bölgeden biyopsi yapmak gerekir. Kesin tanı doku incelemesi ile konur. Bu nedenle lenf düğümü büyümesi olan hastalarda lenf düğümünün cerrahi olarak çıkarılarak, tetkik edilir. Lenfoma tanısı konan her hastaya, hastalığın evresini belirlemek için kemik iliği biyopsisi de gerekebilir. Hastalığın kemik iliği tutulumunun olup olmadığının belirlenmesi uygun tedavi şeklini kararlaştırmada yol göstericidir.
Hastalığın yaygınlığını belirlemek için farklı muayene ve testler yapılmalıdır. Klinik değerlendirme bir onkolog veya hematolog tarafından yapılmalıdır. Hastalığın hikayesi, fizik muayene bulguları, görüntüleme ve laboratuar bulguları değerlendirilerek iyileşme sağlayacak en iyi tedavi planlanlanır.
Biyopsi:
Biyopsi kanser şüphesi olan alandan doku parçası alınması işlemidir. Biyopsiler lokal veya genel anestezi yapıldıktan sonra bir iğne ile küçük bir doku parçası alınarak yapılır. Ancak bu yöntemle bazen tanı için yeterli doku alınamayabilir. Karın içinde bir hastalık varsa laparoskopi veya laparatomi denen cerrahi yöntemlerle karın içindeki şüpheli bölgeden parça almak gerekir. Çıkarılan doku örnekleri patolog tarafından değerlendirilir.
Görüntüleme:
Anestezi gerektirmeyen çoğu kez ağrısız bir işlemdir. Direkt röntgen filmleri, boyun, akciğer, karın ve/veya kalça bilgisayarlı tomografisi (BT) çekilmelidir. Magnetik rezonans görüntüleme (MR) özellikle beyin ve omurilik tutulumu düşünülüyorsa planlanmalıdır. Galyum sintigrafisi lenfomada kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. Ayrıca, PET (pozitron emisyon tomografisi) son yıllarda lenfomalarda başarı ile kullanılan bir tetkik yöntemidir.
Kan sayımı:
Alyuvar, akyuvar ve kan pulcuklarını içeren kan hücrelerinin sayısının ve görünümünün değerlendirilmesi gerekir.
Biyokimyasal tetkikler:
Tümörün karaciğer, böbrek veya vücudun diğer kısımlarındaki tutulumları göstermede bilgi verir.
Kemik iliği muayenesi:
Kemik iliği, kemiklerin içinde bulunan bir madde olup vücuttaki akyuvar, alyuvar ve kan pulcuklarının yapıldığı yerdir. Alyuvarlar dokulara oksijen taşınmasında rol oynar; akyuvarlar enfeksiyondan korur; kan pulcukları ise kanamanın durdurulmasına yardım ederler. Kemik iliğine yayılan veya kemik iliğinden kaynaklanan lenfomada tanıya gitmek için kemik iliği değerlendirilmelidir.
Santral sinir sistemi muayenesi:
Lenfoma bazen sinir sistemine yayılabilir. Bu durumda omurilik ve beyinde bulunan beyin omurilik sıvısında anormallik olabilir, bu sıvıda kanser hücreleri saptanabilir. Bunu belirlemek için hekim bel bölgesinden ince bir iğne ile beyin omurilik sıvısı almayı önerebilir. Az bir miktar sıvı bu inceleme için yeterlidir. Bu sıvının kimyasal yapısı ve hücre sayısı da değerlendirilir.
Evreleme vücutta tümörün yaygınlığını gösteren bir terimdir. Lenfoma dört klinik evreden birinde olabilir. Evre I ve II’de hastalık kaynaklandığı bölgede sınırlıdır, III ve IV ise ilerlemiş, yaygın hastalığı gösterir. Evrelemede A, B, E önemlidir. Tanı sırasında ateş, kilo kaybı, terleme gibi belirtilerin olması B, olmaması A olarak değerlendirilir. Hastalık lenf düğümünden bir organa yayıldığı zaman veya hastalık lenfatik sistem dışında bir tek organı tuttuğu zaman E ifadesi kullanılır.
Tedavi:
Lenfoma tedavisi radyoterapi ve kemoterapi ile yapılmalıdır. Erken evre Hodgkin dışı lenfomada cerrahi uygulanabilir. Lenfomada tedavi seçimi hastalığın evresine göre planlanacağı için evrelemenin doğru yapılması gereklidir. Biyopsi ile tanısı doğrulanan her hastaya uygun evreleme için göğüs, karın, kalça bilgisayarlı tomografik tetkikleri ve kemik iliği biyopsisi yapılmalıdır. Erken evrede uygun tedavi ile % 80’lere ulaşan şifa şansı ileri evrelerde de daha düşük bir oranda devam etmektedir.
Hodgkin hastalığında hastanın yaşı, hastalığın doku tipi, hastalığın evresi, B belirtilerinin varlığı tedavi başarısını etkileyen faktörlerdir. Hodgkin dışı lenfomada tedavi planı lenfomanın derecesi, hastalığın yaygınlığı gibi birçok faktöre göre yapılır. Hodgkin dışı lenfoma tedavisinde kemoterapi, radyoterapi veya bu tedavilerin kombinasyonu kullanılmaktadır. Kemoterapi rejimi belirli dozlarda, belirli bir sıra ile antikanser ilaçların birlikte verilişidir. Tek doz kemoterapi ile az sayıda tümör hücresi öldürülmüş olduğundan, tüm kanser hücrelerini öldürmek için tedaviyi birkaç doz halinde vermek gerekir.
Tedavi bloklarının sayısı tümör büyümesine fırsat vermemek, dirençli kanser hücrelerinin gelişimini önlemek için gereken sıklıkta olmalıdır. Kemoterapi genellikle sikluslar veya bloklar halinde verilir. Her bir tedaviyi birkaç haftalık ilaçsız istirahat dönemleri izler. Kemoterapi rejimine göre tedavi ağızdan ilaç vererek, damardan enjeksiyon ile veya damardan serum takılarak yapılır. Bazen HDL’lı hastalar için kök hücre nakli ile birlikte yüksek doz kemoterapi yapılması gerekir. Kemik iliği kök hücre denen akyuvar, alyuvar ve kan pulcuklarının kaynağını oluşturan olgunlaşmamış bir hücre içerir. Bazen kanser hücrelerini öldürmek için yüksek doz radyoterapi veya kemoterapi gerekir. Bu tedavi ile normal kemik iliği de yıkılır. Sağlıklı kemik iliği elde etmek için bir vericinin kemik iliği veya kök hücreleri kullanılır. Tekrarlayan tümörü olan hastalarda lenfoma tipi ve nüks zamanına göre yeni tedavi planlanır. Tam düzeldikten sonra yeniden lenfomanın ortaya çıkmasına nüks denir. Bazen nüks etmiş hastalara da yoğun tedaviler yapılmasını izleyerek kemik iliği veya kök hücre nakli yapılması gerekebilir.

Admin
06-07-2009, 12:46
Lenfadenopatili Hastaya Yaklaşım

Lenf nodları, lenfatik sistemin ikincil organlarından olup, lenfatik damar sistemi boyunca vücudun değişik bir çok bölgesine dağılmıştır. İmmün yanıt gelişiminde önemli rol üstlenen lenf nodlarının, patalojik tüm durumları için "lenfadenopati", büyümeleri için "lenfadenomegali" terimleri kullanılır. Ancak pratik güncel uıygulamada, lenf nodu patalojik büyümeleri için bu iki terimde kullanılmaktadır.

Lenf damar yolu ile gelen antijenik uyarıya karşı, humoral B hücre ya da hücresel T hücre yanıtı lenf nodunda oluşur. Follikül yapılarındaki B lenffositler, antijenik bir uyarı ile karşılaştığında prolifere olur ve morfolojik değişim gösterir. Bazı ara basamaklardan sonra küçük B lenfositler, immünoblast denilen daha büyük hücrelere dönüşür Bunlardan da humoral yanıtın temel elemanı immünglobulinleri sentezleyen plazma hücreleri gelişir.

T hücreleri uyarıcı bir antijenle karşılaştığında, parakortikal alanda prolifere olur ve sitotoksisite özelliği ile kendileri ya da salgısal lenfokinler aracılığıyla hücresel immün yanıtın oluşmasını sağlar.

Lenf nodları sinüslerinde bulunan makrofajlar, maikroorganizma, yabancı madde ve hücre artıklarını fagosite eder ve sindirir. Aynı zamanda içeri alınan antijenleri işler ve lenfositelere sunar. Böylece, özgül immün yanıt oluşumuna önemli katkı sağlar.

Lenf nodları, değişik anatomik bölgelere yerleşmiştir. Lenfadenopati ya da lenfadenomegali dendiğinde, en büyük çapı 1 cm. üzerine çıkmış lenf düğümlerinden söz edilmektedir. Başka hiçbir büyümüş lenf nodu olmayan bireylerde, inguinal lenf düğümlerinin çapı 1,5 hatta 2 cm'e kadar normal kabul edilebilir.

Periferik lenf nodu alanları:

* Oksipital
* Kulak arkası
* Kulak önü
* Arka servikal
* Ön servikal
* Submandibüler
* Submental
* Supraklaviküler
* Koltuk altı
* Epitroklear
* İnguinal
* Femoral
* Popliteal


Derin lenf nodu alanları:

* Mediastinal
* Karın içi
a)Mezenterik
b)Paraaortik
c)Damar etrafı diğer alanlar

* Periton arkası
* Dalak

Tablo 1: Lenf nodu anatomik dağılım alanları.


Ancak lenfadenopati etiyolojisi değerlendirildiğinde, sadece %1-5 kadarını, gerçek metastik gerekse birincil lenfoproliferatif hastalıklar olamak üzere malign patolojiler oluşturmaktadır.

1- İnfeksiyöz sebepler:

a) Viral infeksiyonlar: Hepatit, infeksiyöz mononükleoz, AIDS, herpes zoster, varicella...
b) Bakteriyel infeksiyonlar: Streptokok, stafilokok, salmonella, brusella..
c) Fungal infeksiyonlar
d) Klamidyal infeksiyonlar
e) Mikrobakteriyal infeksiyonlar: Ülkemizde aksi kanıtlana kadar fistülize lenfadenopati, tüberküloz lenfadenit olarak değerlendirilmeltedir.
f) Parazitik infeksiyonlar: Toksoplazma, ...
g) Spiroketal infeksiyonlar: Sifiliz

2 - İmmünolojik sebepler:

a) Sistemik lupus eritematozus
b) Romatoid artit
c) Dermatomyozit
d) Sjogren sendromu
e) Karışık bağ doku hastalığı
f) Serum hastalığı
g) Hashimototiroditi
h)Primer biliyer siroz
i) Graft versus host hastalığı
j) İlaç reaksiyonları: Bazı kullanımda olan ilaçların ve yeni kullanıma giren bazı ilaçların benzer bir sonuca yol açabileceği akılda tutmak ve dikkatli olmak gerekir.
k) Anjiommünoblastik lenfadenopati


3- Malign sebepler:

a) Hematolojik: Hodgkin lenfoma, Non-Hodgkin lenfomalar, akut ve kronik lösemiler, malign histiyositoz

b) Metastik hastalıklar: Malign melanom, nöroblastom, seminom, akciğer, meme, prostat, böbrek, baş ve boyun tümörleri, gastrointestinal tümörler.


4 - Endokrin sebepler:

Hipertiroidi, Addison hastalığı


5- Lipid depo hastalıkları:

Gaucher hastalığı, Niemann-Pick hastalığı

6 - Diğer:

Castelman hastalığı, Sarkoidoz, Amiloidoz, Kawasaki hastalığı, Kikuchi hastalığı, Ailevi Akdeniz ateşi...

Lenfadenopati nin ayırıcı tanısında oldukça geniş bir dağılım söz konusudur. Bu nedenle, çok iyi alınmış bir anamnez, hastalık öyküsü ve bunun üzerine geliştirilen "tam sistemik fizik inceleme", lenfadenopatili hastaya yaklaşımda vazgeçilmezdir. Ancak, bu bakış açısı ile tüm lenfadenopatili hastalara "bekle gör" ya da "geniş etkinlikli antibiyotik ile izle" yaklaşımda doğru olmayacaktır. Bu konudaki temel yaklaşımı, hekimin görüşü oluşturur. Diğer bulgular ile etiyoloji açıklanmaya çalışılır.

Burada dikkat edilmesi gereken konular şunlardır:
1- Lenfadenopati lokalize mi, sistemik mi?

2- Eşlik eden yakınma ve bulgular nelerdir?

3- Lenfadenopati fizik inceleme bulguları:

a) Kıvam: Kural olmamakla birlikte, taş gibi sert bir nod metastik hastalığı; lastik kıvamı ise lenfomayı düşündürür.

b) Ağrı: Ağrılı lenf nodları, genellikle infeksiyöz sebepleri akla getirir. Ancak inflamasyonun malign hastalıklarda da olabileceği unutulmamalıdır.

c)Hareketlilik: Etraf dokuyu infiltre ve hareketliliği kısıtlı lenf nodları, metastatik hastalığı akla getirir.

d) Lokal ısı artışı: Kzarıklık ve inflamasyon infeksiyöz nedenleri desteklemektedir.

e) Sebebi açıklanamayan bezeler..


Lenfadenopati ayrıcı tanısında, derin lenf nodu alanları ya da daha detaylı değerlendirme için görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. Bu amaçla, genellikle direkt grafiler yol gösterici olmazken, kolay ulaşılabilen ultrasonografi yaygın olarak tercih edilmektedir. Daha ileri inceleme için bilgisayarlı tomografiye başvurulabilir.

Kesin tanı için lenf nodu histopatolojik deperlendirilmesi, " eksizyonel biyopsi " ile yapılır. Güncel pratikte aspirasyon, insizyonel veya tru-cut biyopsiyelr, tanı konulmasına sıklıkla katkıda bulunmadığı gibi kafa karıştırıcı olabilmektedir. Bu nedenle, tüm lenf nodu anatomisinin incelenebildiği eksizyonel biyopsi önerilir. Uygun lenf düğümü seçimi açısından, servikal ya da supraklaviküler lenf nodları tercih edilir. En kolay ulaşılan en derindeki en büyük lenf nodu tercih edilmelidir.

Eğer mümkünse, lenf nodu henüz fiksasyon işlemine uğramadan, dokunma preparatı " imprint" hazırlanması patalog için çok yardımcı olucaktır. Lenf nodundan hücre süspansiyonu hazırlanıp, akım sitometrik inceleme ile immünfenotiplendirme, tanının alt guruplara kadar yapılabilmesi için faydalı olucaktır.

Lenfoma:

Lenf nodlarının malign hastalığına lenfoma denir. Tipik bir kanser olmamakla beraber, lenf kanseri olarak bilinir.
Lenfoma Hodgkin ve Hodgkin dışı olmak üzere iki başlıkta incelenir. Hodgkin hatalığı ilk tanımlanan lenfoma olmasına karşın Hodgkin dışı lenfomalar (HDL) daha sık rastlanır. HDL lenf bezlerini (nodal hastalık) ve/ veya ekstranodal dokuları tutar. Karaciğer, dalak ve kemik iliği tutulumu tabloya eşlik edebilir.

Lenfomanın tedavisinde, kemoterapi, radyoterapi, monoklonal antikorlar ve otolog ve allojeneik hematopoietik kök hücre transplantastayonu (geleneksel adıyla kemik iliği nakli) uygulanabilmektedir.

Türk Hematoloji Derneği yayınlarından tarafımdan(kompetankedi) metine dökülmüştür.

Admin
06-07-2009, 12:46
LENF NODÜLÜ BİYOPSİSİ ALINMASINDA ÖNEMLİ UYARILAR:

Cerrahi Girişim Öncesi:

1- Biyopsi yapılacak nodülün, patolojik boyuta ulaşmış, ovoid şeklini yitirmiş, son dönemde ortaya çıkmış ya da yavaş yavaş veya hızlı, ancak progretif büyüme gösterenlerden seçilmesi önemlidir.

Cerrahi girişim Sırasında:

1- Lenf nodülü, kapsülü ile birlikte bir bütün halinde, parçalanmadan eksizyonel olarak çıkarılmalıdır.

2- Parankimde ısıya bağlı hasara (koterizasyon hasarına) ve travmatik hasara (ezilme, burulma vb.) yol açacak işlemlerden kaçınılmalıdır.

3- Parankimde hemoraji veya ağır derecede vasküsler staza yol açacak işlemlerden kaçınılmalıdır.


Materyalin Gönderilmesi:

1- Materyalin tamamı tek bir pataloji labaratuvarına gönderilmelidir. Farklı merkezlerde inceleme için bölünerek materyalin bütünlüğü bozulmamalıdır.
2-Materyal, özel yöntemler uygulanmayacaksa derhal ve mutlaka tespit solüsyonu içine alınmalıdır. Tespit solüsyonuna bırakıldığı saat ve tarih, materyalin üzerinde belirtilmelidir.

3- Tespit solüsyonu olarak genelde tamponlanmış veya tamponlanmamış %4 ' lük formaldehid solüsyonu kullanılmaktadır. Piyasadaki %40 'lık formalin solüsyonları 1/10 oranında sulandırılarak bu solüsyona elde edilir.

4- Materyal, tespit solüsyonuna konulmadan önce kapsülün difüzyon hızını azaltması nedeniyle, uzun eksen boyunca ekvatoryal düzlemde yapılacak kesitle ikiye bölünürse daha iyi tesbit sağlanır.

5- Materyal, kesinlikle tespitsiz veya kuru ortamda gönderilmemelidir.

6- Materyal ile birlikte hastanın ve ilgili hekimlerin kimlik-iletişim bilgilerinin, hastaya ait klinik epikriz bilgilerin, örneğin alındığı bölge ve kullanılan yöntemin, ön tanı(ların) belirtildiği pataloji istem formu mutlaka gönderilmelidir.


masalca.net Gizlilik Politikası