PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hadis Külliyati- Fetevayi Rasulullah


DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:02
Çevirenden Birkaç Söz

Bismihi Tealâ
İnsanoğlu, yaratıldığı günden itibaren hür seçim serbestisi (istenç, irade) ve emanet denilen bir sorumluluk yüklenmiştir. Allah Azze ona iyilik ve kö­tülük yollarım öğretmiş ve sınırlı bir zaman diliminde yaşamasının ardından yaptıklarından sorumlu tutacağını açıkça anlatmıştır. Ortada herhangi bir ba-, hane olmasın ve her dönemde ve çeşitli yerlerde kendi emirlerini insanoğlu­na ulaştırsın diye elçilerini göndermiştir. Bu elçilerden sonuncusu Hz. Mu-hammed'dir (as). En kapsamlı ve nihaî dava O'nundur. Bu nedenle O'nun getirdiği şerîate uyanlar şu iki temel esası bilmek zorundadırlar: Kitap (Kur'an-i Kerim) ve Sünnet (tüm bir yaşantı). Kur'an'ın anlaşılabilmesi Resu-lullah'in (as) hayatının en küçük detayına kadar bilinmesine bağlıdır. Zira Kur'an-ı Kerim'İn -tabir caiz ise- ete kemiğe bürünmüş ve rahmet elbisesini giymiş somut haldeki varlığı Hz. Muhammed'dir. O'nun tüm hayatı bir sün­netler mecmuasıdır. Bu hususta pek çok eser yazılmıştır. Bunlardan biri de şu elinizdeki kitapçıktır. Fetava-yı Resulullah (Resulullah'ın Fetvaları) yakla­şık otuz bölümdür. Konu konu ayrılmış olmakla birlikte konular arasında ke­sin bir sınır yoktur. Çünkü Resulullah (as) bir taraftan "iman" olgusunu ta­nımlarken diğer taraftan "temizlik" hususunu belirtmektedir. Kitabı çevirirken gücüm yettiğince başka kaynaklara da başvurdum: İbnu'I Esir'İn en-Nihayetu Garibi'i Hadis'i, Sünen-i Tirmİzi, Sahih-i Buharî ve Müslim gibi. Çeviride özel hadis deyimlerine pek dokunmadım, mesela mürsel, muttefekun aleyh, sa­hih, hasen gibi. Bu tip hadis ıstılahları için bir hadis lügatine bakılmalıdır. Genelde Resulullah sözcüğünden sonra bir (as) koydum; bu, "aleyhisse-lam^seîam O'na olsun" dua sözünün kısaltılmışı olarak değerlendirilmelidir. Hacmi küçük olan bu eser kapsam itibariyle değerlidir. Seyyid el-CemÜî de­ğerli bir araştırmacı olduğundan kitaba topladığı hadisleri tek tek kaynakla olsa "ben derim ki" ifadesiyle kendi görüsünü
Eser pratik bir el kitabı olup okununca da görüleceği üzere büyük bir çabanın ürünüdür.
Değerlendirmeyi okuyucuya bırakarak, "beşer" denilen canlı olarak ya­ratılmış olmak platformundan çıkıp "insanlaşmak" aşamasına doğru yükse-Jenlere selam olsun diyoruz,
M. Emin Çimendağ[1] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn1)

Kitapta Ele Aldıklarımız


Allah'a hamd olsun Resulullah'ın (as) fetvalarını ve O'ndan rivayet edi­len kavlî, amelî ve takriri sünnetleri incelemeye koyulduk.
Şeyhülislam tbn-i Teymiye'nin kitabı el-Fetava ePKübra da bizlere bit­mek bilmeyen bir kaynak sunmuştur. Biz de fetvalarından bazılarına aslî ve orijinal kaynaklarını öğrendikten sonra güvenip itimad ettik.
Önceki kuşaklar hiçbir çalışmada herhangi bir kaynak göstermediklerin­den şu anki çalışmalarımız bizi bir hayli yormaktadır. Buradaki çalışmaları­mı?; fetvalarla ilgili olup kendine has bir öneme sahiptir. Bu nedenle -bu ko­nuyla- ilgili olan her şeyin ortaya çıkması ve insanları, alemlerin Rabbi olan Allah'a hesap vermek üzere mezarlarından kalktıkları kıyamet gününde bil­meden olsa da işlediğimiz bir suçtan dolayı Resulullah'ın (as) bizi kınamama­sı için orijinal başvuru kaynaklan üzerinde durmamız ve onları tüm açıklığıy­la incelememiz gerekir.
Bu hususta Resulullah'ın (as) birçok fetvasını kapsamına alan İbnu'l Kayyım el-Cevziyye'nin î'lâmu'lMuvakktîn an-Rabb'il Alemin adlı eserinden pek çok yararlandık ve bu eserin muhtevasına da güvendik. Aslında bu kita­bın muhtevasında kalbimizi büsbütün tatmin edecek haberler vardır.
Her halükârda Resulullah'tan (as) rivayet olunduğu kesin delillerle ispat-lanamamiş olan haberleri, doğru olanı bulalım, onun izinden gidelim diye a-raştırıyor kuşkulu olan hususları ortaya çıkarıp kesin bir konuma getiriyoruz. Bu nedenle fetvalardan bazıları, hadislerin ve haberlerin sağlam senetlerle incelenerek bir kitapta toparlanması hususunda kapsamlı boyutlara sahip görüş ve bilgi gerektirmektedir. Sünnet kitaplarının ve tefsir yakılarının pek ço­ğuna kaynak teşkil eden eserlerin araştırılmasında da L>u hususun gerekli o-lusu ortadadır. Bu tip kaynakların sayıları belirli konularla sınırlı kalmak şöy­le dursun korkunç boyutlara ulaşmıştır, Bazılarının bazılarıyla olan benzerlik­lerini gösterdik ve hadislerle çeşitli rivayetleri, zayıflarını ve doğru olanlarını belirleyelim diye uygunluk bakımından ineeledîk.
Kcsııluİlah'in (as) fetvalarının her biri için o fetva ile ilgili hadisin ihtiva ettiği kısa bir ibareyle isimler vermeyi tercih ettik. Bu hususta hadis içerisin­deki soru w cevapları da dikkate aklık. Bu çalışmamızda pek çok zorluklarla karşılaştık, ama -daimî hayırda- Allah Azzc kentli iradesiyle bizlere yardım etti de işlerimizi kolaylaştırdı. Bu husustaki pek çok zorluğu kolaylığa dö­nüştürdük. Ama kendimiz için mükemmellik iddiasında bulunmuyoruz. Zira mükemmel yalnızca tek başına olan Allah Azzedİr. Bizler beşeriz -insanoğlu-yuz-. Bizler etimizden gelen her türlü çabayı -şu ya da bu sonucu kesinkes beklemeden- ortaya koyarız. Allah Tcala tüm doğru gidişatların destekçisidir.
Bu çalışmamızı Allah Tcala yalnızca kendi rızasını kazanmaya yönelik bir emek ürünü kılsın ve tüm amellerin kendisine sunulduğu o günde kabul etsin.
Önemli bir not
Biz, hadis, fetva ve hükümler olarak ResuluUah'tah (as) her ne rivayet olunmuş ise kitaba alırken onları tırnak içinde C'...")gösterdik. Bunların dı­şında kalanlar ise kitabm hemen her yerinde bize aittir. Bunlar, bazen bir a-çıklama, bazen bir not ve bazen de .gerekli oian bir hususun belirtilmesinden ibarettir. [2] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn2)

Dr. Ali Abdulazîmin Önsözü


Elinizdeki kitabın yazan Üstad Dr. Seyyid el-Cemilî'yi tanıdığımda O'ndaki din özlemi gözümde öylesine büyüdü ki, hemen O'nun Kur'an-ı Ke-rim'e ve Resululluh'ın (as) sünnetine sıkı sıkıya yapıştığı, görerek ve bilinçli olarak bunlarla amel ettiği yargısına varmıştım.
Böylece pek çok eserini okudum. Onun emanete (İslam'a) oian hırsı, a-raştırmalarında kaynakları gösterme hususundaki ilmî sorumluluk karşısında gösterdiği hassasiyeti ve Resulultah'm (as) hadisi olarak rivayet edilen herşe-yi iyiden iyiye araştırarak doğruları eğrilerden ayırması beni şaşırttı. Nitekim Şeyh Muhammed Mütevelli eş-Şa'râvî'nin fetvalarını da on cilt halinde tahkik edip yayınlamıştı. Şeyh Şa'râvî'nin kendisine yöneltilen sorulara verdiği ce­vapların bir fetva külliyatı halinde olduğu hemen herkesçe bilinmektedir. Bu fetvalarda, önceki nesi! alimlerinin görüşlerini yansıtmak, bu fetvaları verir­ken ana kaynak ve dayanak noktası olarak ilk sırada yer verdiği ve kendisi­ne dayandığı Kur'anî ve aklî delillerle hadislerin senetlerini gündeme getir­mek ve onlara işaret etmek yerine hemen hepsinde kendi görüşleri hakim­dir. Çünkü Onun fetvaları -adeta- soyutlanmış olan kendi görüşlerinden iba­rettir. Bu hususta aklî ölçüler ihtilaf halinde olabilirler.
Çoğu alim, Seyyid cl-Cemilîyi, tslam hukuk bilginlerinin söz sahibi o-lanlannın bile fetva verdikleri zaman yalnızca kendi görüşlerine dayanmak­tan sakınmalarına rağmen, -gücü yettiği halde- fetva verirken serî bir nassı yahut aklî bir delili kendisine destek olarak almaksızın yalnızca kendi görüş­leriyle Fetva veren Mütevelli eş-Şa>âvî'nin fetvalarını nakletmesi dolayısıyla kınamışlardı. Bu hususta İmam Şafiî kendine tabi olan kimseleri kendisini taklid etmekten sakındırarak, maksızın ona tabi olan kimsenin yaptığı hu iş helal değildir" demiştir.
îmam Ali ise herhangi bir hususta fetva verdiği zaman, Öğrencilerine, "fetvayı hangi hususta verdiğimi araştırın, zira bu bir dindir. Şu ravdanın sahibi olan şahıs (yani Resulullah) dışında herkesin sözleri kabul veya red-dolunabilif diyerek nasihat ediyordu.
İbn-i Hazm, Hz. îmam Ali'nin vefatı yaklaştığı sıralarda şöyle dediğini ri­vayet etmektedir: "İslam şeriatı hakkında, Resulullah'tan (as) herhangi bir şey öğrendiğimde ona hiçbir eklemede bulunmadığım ve Resulullah 'in (as) sünnetine aykırı hareket etmediğim halde şu anda kendi fikrimle yargıladı­ğım ve hüküm verdiğim her mesele konusunda kırbaçlanarak dövülmeyi is­terdim ".
Şeyh Şa'râvî herhangi bir sebebe tutunmaksızm kendi dini kültürüne ve parlak zekâsına göre görüş bildirmekte ve fetva vermektedir. Dr. Cemilî Şa'ravTyi ilme dayanarak savunmak istemiş ve böylece İbn-i Teymiye, İbnu'l Kayyım el-Cevziyye ve Nasıh Hanbelî gibi büyük müftülerin fikirlerine baş­vurmuştu. Bu alimler hadis ilimlerinde ve rivayetlerde uzmanlaşmış kişilerdi. Hadislere yalnızca inceleyip araştırdıktan sonra, hadisin Resulullah'a (as) u-laşma biçimi, kopuklukları, sıhhat derecesi, neshe uğrayıp uğramadığı; Kur'an ayetlerinden herhangi birisiyle çatışıp çatışmadığı ve ravisinin herhan­gi bir suçlamaya hedef olarak unutkanlık veya hile yapmak gibi niteliklere sahip olup olmadığı gibi hususları araştırdıktan sonra güvenirlerdi.
Dr. Seyyid el-Cemüî, Şeyh Mütevelli eş-Şa'râvî'yi en güzel şekilde tanıt­mıştı. Oysa şimdi İslam toplumuna sunacağı şahıs peygamberlerin sonuncu­su ve tüm yaratıkların seyyidi olan bir kimse, yani efendimiz Muhammed b. Abdullah (as) idi.'O'na uyan, O'nu tasdik eden, Ö'nun rehberliğini kabulle­nen kimselerin zaten Şa'râvfye, Onu okumaya ve dinlemeye ihtiyaçları yok­tu.
Dr. Cemilî, Resulullah'ın (as) fetvalarını seçme, kıyaslama, bir ölçüye gö­re belirleme, güzel ve şık bir üslûpla insanlara sunma ve ince bir zevkle dü­zenleme hususlarında başarı göstermiştir. Bu nedenle bu kitabından hemen sonra sahabelerin, büyük İslam hukuk bilginlerinin ve îmam Malik gibi müf­tülerin fetvalarını da bu şekil bir çalışmayla kitap haline getirmesini temenni ediyorum. Mesela îmam Malik hakkında, "İmam Malik Medine'de fetva ver­memiştir" deniyor.
Gerçi öyle bir dönemde yaşıyoruz ki eline kalem alan yahut güzel yazı yazan hemen fetva vermeye başlıyor. Allah İçin şu satırları söyleyen şair de bunu belirlememiş midir: Hevaya uymuş hepsi dinlerini kınıyorlar/ Binlerce müftü, Medine'de bir tek Malik var.
"Hiçbir gölgenin olmadığı bir günde, Allah Azze'nin, gölgesiyle gölge-lendirmeyi vaad ettiği yedi kimse şunlardır; ...Allah Azze'ye itaat ederek yeti­şen genç de bunlardan biridir" diyen hadis-i şerifi her okuyuşumda Dr. Sey­yid el-Cemilî hatırıma geliyor; her okuyuşta O'nu hatırlıyorum. Çünkü kendi­si ilmî bakımdan yetişmesi ve pratik uzmanlığı yanında, dinî ilimlerde uzmanlaşma gibi ruhsal ö?.Icmfere de yöncklİ. Bu husustaki başarısı oeiki ü'C na ve babasından kaynaklanmaktadır. Zira onlar ta küçüklüğünden itibaren oğullarına ruhun durumuyla ilgili olan bazı meseleleri aşılamışlardır. Böylece oğullarının yazıda, konuşmada tatbikatta ilgi alanı hep psikoloji olup yıkmış­tı. Allah Azze bu uğraşılarını, Ona adeta olgun bir güle benzeyen güzel bir kız çocuğu vererek ödüllendirdi. O da çocuğun adını "Dua" koydu. Allah Azze onu verimli bir kimse, göz nuru ve kalb süruru kılsın, zürriyyetini şey­tanın şerrinden korusun.
Umuyorum ki bu kitap fetva kitaplarının ilki ya da sahabelerin, tabun a-limlerinin ve İbn-i Teymiyye, ibnuTKayyım el-Çevziyye, İbn-i Hacer el-Aska-lanî. Şeyh Muhammed Abduh, Şeyh Abdutmecid Selim, Kcşİd Rıza, Mahcnud Şeltııt, Şeyh Cadu'l Hak, Hasan. Me'mun gibi alimlerin fetvalarından oluşacak bir külliyatın başlangıcı olsun. Nitekim Seyyid Cemilî'nİn basılmış eserlerinin yeniden basılmasını da istemiştim. Zira yazarın bu eserleri verirken çektiği e-meği çoğu alim hemen hiçbir eserde çekmiş değildir. Bunlardan Sekretu'l Mevt, Met'âktfu Yevmi'l Kıyamet, Kitabu's Sibr ve Tasdirıl Ervah beyne'l Bi-da vel Hakâik ve tüm bunlardan daha öncelikli olan el-İ'câzu't Tıbbı Fİ'I Kur'an adlı eserlerini sayabiliriz.
Allah A/zc'den Onun kalemini İslam İçin bereketli kılmasını temenni e-cliyoıum. Selamlarım ve dualarım Dua'mn babasına olsun. O'na temizlik, gü­zellik, doğruluk, kurtuluş vç Allah korkusu ilham etsin. Allah duaları işiten­dir. [3] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn3)

ÖNSÖZ


Bismihi Teala
Hamd alemlerin Rabbı olan Allah'a özgüdür. O, bir ve tektir. Ortağı ol­madığı gibi O'ndan başka ne bir güç ne de bir güç kaynağı yoktur. Yüce o-lan Allah, başlangıcı olmayan ezelî ve sonu olmayan ebedîdir.'Ey Allahim! Evveli ve ahiri olmayan sermedi sensin.
Muhammed'in (as), Allah'ın kulu, elçisi ve yaratıklar arasından seçtiği dostu olduğuna tanıklık ederim. Allah Azze, elçisi Muhammed'i (as), inkarcı­lar çirkin karşılayıp kabul etmeseler de İslam'ın tamamını insanlara açıklasın diye hidayet ve hak din (İslam) ile göndermiştir.
Allah Teala A'raf suresi 157. ayetinde, "hemen yanıbaşında -ellerinde-bulunan Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları ve kendilerine iyiliği emredip kötülükten sakındıran, güzel şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılan, ü-zerlerine olan ağırlığı (günahı) ve boyunduruğu kaldıran resul ve nebi olan ümmi elçiye inananlara rahmetimi yazacağım..." buyurmuştur.
Resulullah (as) ise şöyle buyurmaktadır: "Helal de haram da açıkça an­laşılır. Bu ikisi arasında ise henzeşimli şeyler vardır. Tıpkı sürüsünü bir ko­runun hemen civarında otlatan çoban gibidir ki (sürüyle beraber) koruya düşecek gibi olur. (Helal mi haram mı olduğu) kuşkulu olan -benzeşimli-şeyleri îerkeden, malını, dinini ve ırzını korumuş demektir".
Yapılan işlerde böylesi bir karışıklık ve zanların oluşturduğu bir kuşku­lanma olduğu zaman böyle şeyleri terketmek, bunlardan ve bunların güzergahlarından uzakta durmak bu hususta gösterilecek en tedbirli ve en uygun davranıştır.
Fetva istemenin anlamı, bir açTÎTSfca ve bir proDieme çozum getirilmesini temektir. Kötülenmemiş, yani haram olduğu kesinlikle belirtilmemiş her-angi bir şeyin hükmü bu şey hakkında problemine çözüm arayan kişinin ururnuna göre verilir. Bu hususta kendisine soru sorulup cevap istenen kişi )ru soran ve çözüm isteyenden daha bilgili olmayabilir.
Zaten ötedenberi helal ve haram kılma ikilemi hurafelerden ve. delilikle zdeşleşmiş ve onunla -âdeta- bir terkib oluşturmuş delilik alametleri olan ıçmahklann başgöstermesinden kurtulabilmiş değildir.
Helal ve haram kılma olgusu hemen her millette çağdaş ilerlemeden al­ığı nasibe göre anlık bir tutuma sahiptir. Yani zamana ve zemine göre deği-r. Ama tevhid olgusu pek çok toplumda tek bir değere sahiptir. Nübüvvet LÜessesesi her gittiği topluma bir zaman dilimiyle sınırlandırılmış, yere ve imana göre değişebilen -helal, haram yasaları ve inanç temelleri gibi- yeni sni şeriatlar getirmekteydi. Bu nedenle de yeryüzünün çeşitli bölgelerinde ışayan insanlara aynı çağ içerisinde pek çok Allah elçisi gelmişti. Mesela a'kub efendimiz (as) Allah'ın bir elçisi iken efendimiz Yusuf da (as) Allah'ın çişi idi. Nitekim -her ikisinin uyguladığı yasalar farklı olsa da- Hz. Yusuf apiste iken bile tevhide (Allah'ı birlemeye) ve Allah'a eş koşulanları kaldırıp :maya davet ediyordu. Bu kuşaktan olan İshakoğullarmdan da Allah elçisi [anların bulunduğu söylenmiştir.
Dünyanın şu kalan Ömrü içerisinde İnsanoğlunu mutlu etmek üzere ge-:n İslam'ın -bugünlerde aşağı yukarı hesaplayabildiğimiz- şu ana kadarki unvanın geride kalmış ömrü sınırlarında insanoğlunun mutluluğuna yönelik erşeyde bir helal-haram dengesi kurması kaçınılmazdı. Bu nedenle İslam îriatı bir hayat programı ve düsturu olarak toplumun destekleyicisi ve ihti-jçlarını gidericisidir.
Allah Azze Şöyle buyurmuştur: "Ve Tevrat'ta bulunanı tasdik ederek ve zin için haram kılınmış olan bazı şeyleri helal kılmak üzere gönderildim". U-i İmran 50)
Gerçekten uzun bir sı" re gazetecilikle uğraşmış olmanın yanında çokça kumuş, çeşitli araştırmalar yapmış ve topyekün bir etüdle uğraşmış olmam edeniyle Resulullah'ın (as) fetvalarına ve açıklamalarına çok şey borçlu ol­uğumu gördüm. Her çeşit durumda bıkmadan, yorulmadan ve usanmadan ir emir, bir yasaklama, bir yasa koyma, bir açıklama, ve bir mensuh yahut ir nasih vs. gibi bir hususu belirten Resulullah'ın (as) bunlarla gerçekten ne-i kastettiğini anlayıncaya kadar sürekli olarak araştırma ve incelemeler yap-lamız kaçınılmazdı.
Belki de hadislerin nüzul sebepleri, illetleri, müşkilleri, Kur'an-ı Kerim'in inneti neshetmesi (hükümsüzleştirmesi) ve sünnetin Kur'an neshi[4] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn4) gibi im benzeri hususların herşeyden önce araştırılması, incelenmesi gerekir. Ki-ıplann, yazıların tefsir sayfalarının ve hadislerin ana kaynaklarına yönelip aşvurmakla birlikte sahih olanları esas tutularak çeşitli konuların ve Resulullah Kur'an ayetlerinin -bir çözüme kavuşturup- koruduğu meseleler hakkın­da çekişmek asla helal değildir. Onu kaldırıp bir kenara atmak yahut onun hakkında bir takım hileler düzmek ne şekilde olursa olsun imkansızdır. Bu hususta mecaz yapılamayacağı gibi, gerekmedikçe yorum da yapılamaz ve İçtihad da söz konusu değildir. Nitekim kural, "nassın yanında içtihad yok­tur" demektedir.
Haklarında kesin bir nass (ayet) getirilemediğinden bir sonuca ulaşma­mış olan durumlarda, güvenilirliği ve senetlerinin sağlamlığı kesinlik kazan­mış sahih hadislere başvuruyoruz. Buradaki problemin çözümünü, özellikle kasdettiğimiz herhangi bir yargıyı bulamaz isek içtihad etmek gerekecektir.
Hadis alimlerine göre sünnet, Resulullah'ın (as) sözleri ve uygulamaları­dır. Allah Azze, "(Peygamber) kendi hoş arzu ve isteklerine uyarak konuş­maz. (Konuştuğu) o şey, yalnızca kendisine vahyedilen bir vahiydir" buyur­muştun (Necm 3-4)
Bir başka ayette ise, "Resul size ne vermişse onu alın, neden nehyettiyse ondan sakının" denilmektedir. (Haşr 7)
Bazı alimlerin ise, "sahabenin Resuluttah 'ö (as) uyan söz ve hareketleri de sünnet sayılmaktadır" dedikleri görülmektedir.
Resulullah (as), "benim sünnetime ve benden sonra da doğru yola götü­ren raşid halifelerin sünnetine aynlmaksızın sıkıca tutunun" buyurmuştur.
Hadisi Ebu Davud ve Tirmizî rivayet etmişler. Tirmİzî hasen olarak de­ğerlendirmiştir.
İmam Malik şöyle diyor: "Herkesin sözünden alınanlar da olur atılan­lar da; Resulullah (as) ise bunun dışındadır".
İşte bu delillerle kanıtlanmış olan şanı yüce davanın gecesi gündüz gibi­dir. Bundan asla vazgeçilemez. Bu davayı terkeden yalnızca helak olur.
Resulullah'ın (as) sünneti, icma ile birlikte Kur'an-ı Kerim'den sonra i-kinci esastır. Eğer Sünnet-i Nebeviyye olmasaydı pek çok Kur'an ayetini an­lamamız bir hayli zorlaşırdı.
Allah Azze, "Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş demektir." (Nisa 80), "Allah'a itaat edin ve Resule de." (Nisa 59), "Allah'a ve Resulüne itaat edin." (Al-i İmran 32) ve "ve Resule itaat edin" (Nur 56) buyurmaktadır.
İmam Ahmed şöyle diyor: "Sünnet, şeriatın (Kur'an'm) yasalarından kaynaklanır. Mesela balık cinsinden ölü bulunmuş birdeniz hayvanının he­lal oluşu, parçalayıcı dişi olan her yırtıcının ve pençeli olan kuşların etleri­nin yenilmesinin haram kılınışı bunlardandır".
El-Hakim, Müstedrek adlı hadis kitabında Abdullah b. Salih'ten, O, İbn-i Mehdi'den, ikisi Muaviye b. Salih'ten şöyle rivayet etmiştir: Bana Hasan b. Cabir rivayet etti, bu hadisi Mikdam b. Ma'dikerb'den duymuş, diyor ki, "Hayberin fethi günü Resulullah (as) bazı şeyleri haram kıldı; ehil eşeklerin etlerinin yenmesinin yasaklanması ve daha başka hususlar bunlar arasın­daydı". Resulullah (as), "içinizden biri koltuğuna yaslanmış bir halde iken
Hiâselâ söruldllgtlfUJBl^tratoızda Allah Azze'nin kitabı hakem* ir. Orada neyi helal bulursak onu helal ve neyi de haram bulursak onu ha-xm sayarız' derse dikkat edin, Resulullah'in haram kıldığı da Allah'ın ha-ım kıldığı gibidir" buyurmuştur.
Bu nedenle sünnet Kur'an nassı ile birlikte delil oluşturmaktadır.
Resulullah (as) Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken O'na sorduğu so-ılara aldığı cevaplar çok hoşuna gitmişti: Resulullah (as), "sana bir olay in~ kal edecek olursa ne ile hüküm verirsin?" dediğinde, Muaz, "Allah'ın kıla­nda bulduğum hükümlerle" diye cevap verdi. Resulullah (as), "aradığını Uah'ın kitabında bülamazsan?" diye sordu. Muaz cevap olarak, "Resulul-h'ın sünnetiyle"dedi. Resulullah (as), "ya Resulullah'tn sünnetinde de bu-mazsan?" deyince, Muaz, "kendi reyimle (görüşümle) hükmümü veririm, :iz de kalmam" dedi. Muaz diyor ki, "Resulullah (as), bunun üzerine be­nt göğsüme şöyle bir vurdu ve 'Resulullah'tn (as) razı olduğu şekilde îsuluUuh't (as) başarıya götüren Allah'a hantdolsun' dedi". Bu hadisi rica Şu'be Muaz'ın senediyle rivayet etmiştir.
Resulullah (as), "bizden bir söz işitip onu insanlara tebliğ eden kimseye lah Azzeyardım etsin"dedi.
İbn-i Kudame kitabında şunları söylemiştir: "İçtihadın şartlan altıdır, ınlar; Kitap, sünnet, icma, ihtilaflar, kıyas ve Arap dilidir",
Ali b. Şekik ise şöyle diyor: Abdullah b. el-Mübarek'e, "bir kimse ne za-an fetva verir?" diye soruldu. Abdullah, "hadis ilmini bilir ve görüşünde i-betli kararlar verirse" dedi.
Yahya İbn-i Eksem'e, "bir adamın ne zaman fetva vermesi gerekir?" di-sorulunca, "görüşleri kuvvetli ve hadis ilmini iyi bilirse" dîye cevapladı.
İbn-i Abbas, fetvaları çok iyi bilir ve bu hususta çok titiz davranırdı. Re-Eullah (as) O'nu çağırarak, "ey Allahım, bunu dinde hukuk bilgini kıl ve na te'vüi öğret" diye dua etti. Burada "te'vil"den kasıt, aramızda bilinen ge-leksel anlamdaki te'vil değildir. Öteden beri bilinen anlam, te'vil'in tefsir, ni açıklama ve yorum anlamına geldiğidir. Bu nedenle bir tek hukuk bilgi-fakih, şeytan için bin âbidden daha şiddetlidir.
Allah Azze kendisinden korktuğumuz, kendisine yöneldiğimizdir. Huşu-ımız O'na, korkumuz O'ndan ve kulluğun tatlılığı da Ondandır.
Ey Allahım, kuşkusuz sen acısan da azab etsen de, gerek rıza gerekse eab anında senin mutlak adaletli olduğuna şehadet ediyoruz.
Allahım! Zenginin nimete nankörlük etmesinden ve yoksulun aşağılan-sından sana sığınırız.
Ey Allahım! Uzun süren gafletten ve fitnenin aşırılığından sana sığınırız. ;i söylediklerini yapmayan ya da yapmadıklarını söyleyenlerden kılma, a-ilerimizi hayra ulaştır ve hayır içerisinde tut. Ömrümüzün son demlerin-amellerimizm kötülüklerinden bizi uzak tut.
Allahım! Günahlarımızı bizden uzak kıl, zira günahların en şiddetlisi gü-ıı işleyen kimsenin küçük gördüğü günahtır. Küçük günahlarımızın de­fi etmesini ve büyük günahlarımızın tevbesiz olmasını nasip etme.
Allahım! îki bedduadan korkuyorum: Biri kendisine yardım ettiğim bir mazlumun ve diğeri de kendisine haksızlık ettiğim zayıf kimsenin.
Allahım! Salih temiz insanlar ölüp gittikten sonra bizi geride bırakma.
Alin hım! Dünyaya muhtaç etmemekle bize yardımcı ol. Ahiretteh de korkmamıza karşılık bize ahirete karşı yardım et. Amellerin derecelerine ula­şıp karşılıklarını almak için bizi amellerin salih olanlarıyla gıdalandır.
Allahım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana layık olduğun şekilde ibadet etmek İçin bize yardım et.
Allahım! Bir göz kırpması'süresinde de olsa bizi nefislerimize emanet et­me.
Allahım! Bana dualarında bile sürekli olarak düşkünlüğünü ifade eâen anneme rahmet et, onu naim cennetine mirasçı eyle.
Allahım! Müslümanlardan ölmüş olanlara da diri olanlara da rahmet et. Çünkü onlar senin rahmet ve affına salih amellerinden çok daha muhtaçlar.
Allahım! Bizden yaşattıklarını Müslüman olarak yaşat, öldürdüklerini i-man etmiş mü'minler olarak öldür.
Davamızın sonu alemlerin rabbına hamd etmektir. [5] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn5)

Seyyid El-Cem İliallah Subhanehu Ve Teala'nın Kıyamet Gönünde Görülmesi


Acaba Rabbımız Teaİa'yı kıyamet gününde görecek miyiz?
Resulullah'a (as), mü'minlerîn kıyamet gününde Ailah Azze'yi görmesi hususu .sorulduğunda Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Bulutsuz bir gecede a-yın ondördünde dolunayı görmekte herhangi bir zorluğa düşer misiniz?"7 "Hayır", dediler. Resululİah (as): "İşte Allah Azze ve Celle'yi de böyle görecek­siniz" buyurdu.
Bu hadis müttefekun aleyhtir. [6] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn6)


Biz İnsanlar Yeryüzünü Dolduracak Kadar Çok Sayıdayız, Allah İse Bir Ve Tektir, O'nu Nasıl Görebiliriz Ki?



Resuİulİah'a (as) bu husus sorulduğunda şöyle cevapladı: "Bu hususu Allah'ın ayetlerinden size açıklayayım; güneş ve ay Allah Azze'nin ayetlerin­den yalnızca iki küçük ayet(İşaret)tirler; ama onları -basitçe- görüyorsunuz. Bu iki ayet ayttt anda sizlere sunuluyor, siz ise onları hiçbir zorluğa düşme­den görebiliyorsunuz. Hayata andolsun ki, ilahınız Allah size görünme hu­susunda daha da güçlüdür, böylece siz de O 'nu görürsünüz".
Bu hadisi İmam Ahmed kendi kitabında zikretmiştir. [7] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn7)

Cennetteki İlk Yemek


Resulullah'a cennettekÜcrin ilk yiyeceklerinin ne olduğu sorulduğunda şöyle cevapladı: "Balık ciğerinin yağıdır". Sonra şöyle soruldu: "Bunun ar­kasından yedikleri gıdaları nedir?" Allah elçisi: "Cennette kendine özgü yerlerden (ya da kendi etrafından veya yüceliklerden) otlanan bir cennet ökü­zü onlar için boğazlanır". Buyurdu. Sonra şöyle .sordular: "Bu yiyecekten sonra onların içecekleri nedir?7' Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Cennette a-dına Selsebil denen bir gözeden onlara içecek sunulur". Bu hadisi İmam Müslim kendi kitabında zikretmiştir. [8] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn8)

Cennete Girmesi Vacip Olan Kimseler


Kimin cennete girmesi gerekli olur ya da kime cennet vacip olur?
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Rabb olarak Allah Azze'yi, din olarak islam % Nebî ve Resul (Allah elçisi) olarak Mubammed'İ seçtim ve bunları ka­bullenip bunlardan hoşnut oldum diyen kişiye Cennet'e girmek gerekli (va­cip) olur".
Bu hadisi İmam Ebu Dâvûd ve İmam Ahmed kendi hadis kitaplarında rivayet etmişlerdir. [9] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn9)

Cennet Toprağı Temizdir Ve (Etrafı Tepelerle Çevrili) Ovalardır


Cennetin sıfatlan nelerdir?
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Miraca çıkarıldığım gece İbrahim (a) bana gelerek, 'ya Muhammedi Ümmetine selamlarımı ilet ve onlara cennetin toprağının temiz, sularının tatlı, (etrafı tepelerle çevrili) vadiler (ovalar) ve buraya dikilen fidanların, sübhanallah, elhamdülillah, lailaheillallah ve Al­lah uekber olduğunu söyle' dedi".
Bu hadisi İmam Tirmizî kitabına almıştır. [10] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn10)


Acaba Resulullah (As) Allah'ı Görmüş Müdür?


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Ey Resulullah, Rabb'tn olan Allah Az­ze'yi gördün mü?"
Şöyle buyurdu: "O (cc) bir nurdur, Ö'nu nasıl göreyim?"'[11] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn11)
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah (as) burada, sorulan soruya verdiği cevabında Allah Azze'yi görmeyi engelleyen engelden bahsetmiş ve Rabb Sübhanehu ve Teala'nın bir hicabı (görüşü engelleyen bir örtüsü) bulunan bir nur olduğunu hatırlatmış­tır. [12] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn12)

Rabbımız Bizi Nasıl Toplayacak?



Resulullah'a soruldu: "Ya Resulullah! Rüzgarlar, çürütüp yokeden fak­törler ve canavarlar bizleri parçalayıp yokederek ortadan kaldırdıktan sonra Rabbımız (olan Allah) bizleri nasıl biraraya getirecektir?"
Resulullah bu soruyu sorana şöyle buyurdu: "Bunun için Allah Azze'nin ayetleri arasından birini sana örnek olarak göstereyim; bu, yeryü­züdür. Gök onun üzerine açılarak aydınlatmakta, o da bir yandan (bağrı­na ekilen herşeyi bol bol bitiren) münbit bir şey hem de (bağrına düşen veya gömülen ölüleri) çürüten bir şey olarak varlığını sürdürmektedir". Bunun ü-zerine (soruyu sorana dönerek) şöyle dedi: "Yeryüzü (toprak) asla çatılana-tnazdi, ama Rahbın (olan Allah) onun üzerine göğü çekmiştir. Gök üzeri­nizde (sonsuza dek değil de uzun gözükmekle beraber kısa olan) pek çok gün kalacaktır. Sonra gök yeryüzüne rahmetini indirmiştir. Bu, yeryüzünün (canlanmak için) bir tür -veya bir kez- içmesi demektir. Yemin olsun ki, yal­nızca ilahımız (olan Allah Teala) yefin bitkileri bir yana, bütün her şeyi su* lardan biraraya toparlamaya güç yetirmektedir." Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır. [13] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn13)

Kıyamette Hesabı Didik Didik Edilenler Azabı Hak Ederler


Aişe'den rivayet olunduğuna göre Nebî (as) şöyle buyurmuştur: "(Kıya­mette) hesabı inceden inceye didik didik edilen kimselere azab olunmuş de­mektir". Ben dedim ki: "Allah Azze ve Celle, 'Kitabı sağ tarafından verilenler kolay bir tarzda hesaba çekilecekler ve (cennetteki) ailelerinin yanına mem-nun-hoşnut bir halde döneceklerdir.' (İnşikak 7) diye buyurmamış mıdır?" Nebî (as): "Bu yalnızca bir belirti ve bir hususun arzedilmesidir. Zira kıya­met gününde hesaba çekilip de helak olmayacak hiç kimse yoktur."
Bu hadisi Seyhan (İmam Buharı ve İmam Müslim) rivayet etmişlerdir. [14] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn14)

Kıyamet Gününde İlk Yargı



Allah Azze'nin kıyamet gününde ilk yargılayacağı şey nedir?
İbn-i Mesud'dan (ra) rivayet olunduğuna göre Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "Allah'ın kıyamet gününde insanlar arasında yargılayacağı ve hük­münü vereceği ilk şey kandır."
Hadisi İmam Buhari rivayet etmiştir. [15] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn15)

Kıyamet Gününde Üç Türlü Sunulma


Kıyamette yaratıklar, şanı yüce olan Rabb AİIah Teala'ya ne tarzda (kaç şekilde) arzolunurlar?
Resulullah (as): "İnsanlar kıyamet gününde üç şekilde arzolunurlar" buyurdu, "bunlardan ilk iki şeklin biri çekişmeli, münakaşalı ikincisi maze­retlidir. Üçüncüsü ise direticidir. Bu esnada sahifeler (amel defterleri) ellere teslim edilir; kimi sağından kimisi de sol tarafından alır".
Bu hadisi İmam Tİrmİzİ rivayet etmiştir. [16] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn16)

Kıyamet Gününde İnsanlar Nasıl Toplanırlar?


Atşe dedi ki, Resuluüah'tan işittim, şöyle diyordu: "Kıyamet gününde insanlar yalınayak, çıplak ve gevşek-ölgün bir şekilde toplanırlar (haşrolu-nurlar)" Ben şöyle dedim: "Ey Allah'ın elçisi Kadınlar ve erkekler bu du­rumda birbirlerine bakar dururlar", Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Ey Aişe insanların o anda içinde bulundukları durum, onlardan birilerinin diğerle­rine bakacakları halden çok daha çetindir".
Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. [17] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn17)

Allah Teala'nın Müsamahası


Aişe'den rivayet olunmuştur. Kendisi, Resuluüah'ın bazı namazlarında şöyle söylediğini işitmiş: "Ey Allah'ım beni kolay bir şekilde hesaba çek. (Ahi-ret hesabımı kolaylaştır)" Ben şöyle dedim: "Ey Resulullah/ Kolay hesap ne­dir ki?'^ Şöyle dedi: "Kişinin amel defterine (kitabına) şöyle bir bakılması ve Allah Azze'nin o kişiye müsamaha edip hatalarını bağışla maşıdır. Hesabı inceden inceye didik didik edilerek hesaba çekilenler o gün helak olmuşlar demektir ey Aişe".
Bu hadisi tmam Ahmed ve İbni Mâce rivayet etmiştir. [18] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn18)

Güneş Ve Ay Ortadan Kaldırıldığında Hangi Şeyden Yararlanarak Görebileceğiz?


Resulullah'a soruldu: "O gün güneş ve ay ortadan kaldırılacağı için ne aracılığıyla görebileceğiz?" Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Şu anda sahip olduğunuz gözlerinizin -ve göz ışığınızın- benzerleriyle. Bu, güneşin doğuşu ile beraber yeryüzünün aydınlanması ve daha sonra da dağların güneş ışık­larını engellemesi gibi bir şeydir."
Resulullah'a (as) şöyle soruldu: u Cennette su olacak mı?" Resulullah (as) şöyle cevapladı: "Duru ve katıksız bal nehirlerinden, başağrtsı yapmayan, sıkıntı ve pişmanlık vermeyen kadehlerden, tadı değiş­meyen ve bozulmayan süt nehirlerinden, tadı değişmeyip bozulmayan sular­dan ve meyvalardan sular elde edilecektir. Yemin olsun ki, şu anda bildikle­rinizle birlikte daha hayırlıları ve daha güzellerinin bulunmasının yanışım Müslümanlar için temiz eşler de olacaktır".[19] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn19)

Kıyamet Gününde İnsanların Azap Bakımından En Şiddetli Olanları


Nebi (as) şöyle buyurdu: [20] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn20)"Kıyamet gününde insanlar içerisinde en çe­tin azaba uğrayacak olanlar; resullerden herhangi birisinin öldürdüğü ve­ya resullerden herhangi birini öldürenler, sapıklığın ve sapıkların elebaşlan ve onların temsilcilerinden olanlardır".
Bu hadisi İmam Ahmed ve "El-Mucemul Kebîr" adlı eserinde Tabaranî rivayet etmişlerdir. [21] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn21)

Cennette Sevişip Cinsel İlişkide Bulunacak Mıyız?


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Acaba cennette sevişip cinsel ilişkide bulunacak mıyız?" Resulullah, "evet, nefsimi elinde tutan Allah Teala'ya ye­min olsun ki, hem de sık sık ve tüm arzu ve istekle; üstelik sevişmenin hemen sonrasında eşler bakirelikleriyle ve temiz halleriyle size tekrar dönecekler".
Bu hadisi bazıları tbn-i Hibban'ın Sahih'inin koşullarına isnad ederler. [22] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn22)

Cennette Nikah


Nebi'ye (as), "cennettekiler nikahlanırlar mı?" diye sorulunca şöyle ce­vap verdi: "Senliğini yitirmeyen bir erkeklik uzvu, kesilmek bilmeyen bir şeh­vet ve tüm. istek ve arzuyla".
Bu hadis Tabaranî'nin Mu'cem'inde yer almaktadır.
Cevheri şöyle dedi: Bu hadiste geçen (ve "tüm istek ve arzuyla" şeklin­de çevrilen-çev.) D.H.M. sözcüğü "sarılıp şiddetle, tüm sertlikle itmek" de­mektir. Bu hususta yine Resulullah'a (as) şöyle sorulmuştur: "Cennettekler cinsel ilişkide bulunurlar mı?'' Resulullah (as): "Evet, ama ne meni (döl, erlik suyu ve sperm) ne de dişilik suyu veya ölüm yoktur".
Yine şöyle soruldu: "Cennettekiler uyurlar mı?" Resulullah (as): "Hayır, uyku ölümün kardeşidir, onlar uyumazlar" buyurdu. [23] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn23)

Cennette Atlar Olacak Mı?


Resulullah'a (as), "cennette at olacak mı?" diye sorulunca soru sahibine, "eğer cennete girersen sana yakuttan yapılma kanatlan olan bir at getirirler, sen de ona binersin ve cennette dilediğin yere uçarsın"buyurdu. [24] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn24)

İnkarcılar Yüzüstü Sürülerek Toplanırlar


ResuluİIah'a (as), "kıyamet gününde inkarcılar nasıl yüzüstü sürülerek toplanırlar?" diye sorulunca şöyle cevap verdi: "Onları (insanoğlunu) dün­ya hayatında iki ayağının üzerinde yümîen (Allah Teala) ahirette de onlan yüzlerinin üstünde yürütmeye kadir değil midir?" [25] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn25)

Kıyamet Gününde Kişinin Aile Bireylerini Hatırlaması


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: 'Ahirette aile bireylerinizi hatırlayacak mısınız?" O (as), "yalnızca üç yerde kimse kimseyi hatırlayacak durumda değildir; Herkesin sevaplarının mı günahlarının mı daha ağır bastığını (da­ha çok olduğunu) ortaya koymak için mizan (tartı, terazi) ortaya konuldu­ğunda, sağından mı, solundan mı yoksa arkasından mı alacağı (cennetlik­lerden mi yoksa cehennemliklerden mi olacağı) belli olsun diye amel defter­leri dağıtıldığında ve cehennemden kurtulup kurtulmadıkları (cenneti hak e-dip etmedikleri) bilinsin diye Allah Azze'nin yaratıklarından dilediğini hap­settiği ve iki tarafında dikenlerin ve mahmuzların (engellerin) bulunduğu cehennem köprüsü üzerinde 'sırat'kurulduğunda.."buyurdu. [26] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn26)

Bir Toplumu Seven, Ama Onların Yaptıklarını Yapmayan İnsanın Durumu Nedir?


Resulullah'a (as) soruldu: "Ey Resulullah! Bir kimse bir toplumu seviyor, ama onların yaptıklarını yapmıyor, (bunun hakkında ne dersiniz)?" O (as) şöyle buyurdu: "Kişi sevdiği ile beraberdir." [27] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn27)

İnsanları Genel Olarak Cennete Ya Da Cehenneme Sokan Şey Nedir?


Resulullah'a soruldu: "İnsanları cehenneme en fazla sokan faktör ne­dir?" Resulullah (as): "Bu faktör iki boşluktur; ağız ve (özellikle kadınların) cinsiyet organları" diye buyurdu. "Ya Resulullah! insanları çoğunlukla cen­nete götüren etkenler hangileridir" denildiğinde ise, "Allah Teala'dan kork­mak (takva) ve güzel ahlaktır" diye cevapladı. [28] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn28)

Ey Resulullah Bize Durumumuzu Anlat (Ne Olacağız?)


Saraka b. Malik, Resulullah'a (as) sordu: "Ey Allah'ın elçisi bize adeta gözümüzü dikerek baktığımız ve 'ne olacak?' deyip durduğumuz durumu­muzu anlat; kalemler yazacaklarını yazdılar mı, ölçüler belirleyeceklerini belirlediler mi (yani kader ve kaza belirlenip bitti mi bizim yapacaklarımı­zın durumları nedir?) ya da bunların yeniden yapılması ne ile istenebilir?" Peygamber (as), "hayır, durum böyle değil; kalemlerin yazdığı ve ölçülerin belirlediği şeyler vardır (kaza ve kader bazı hususlarda kesindir)" deyince Saraka, "o halde tüm bu çalışmalar, amel etmeler nedir, neye yararlar?" de­di. Resulullah (as): "Çalışıp çabalayınız, amel işleyiniz, zira tüm ameller ve çalışmalar kolaylaştırıcıdırlar" dedi. Bunun üzerine Saraka, "öyleyse bundan sonra sonsuza dek amelî (pratik) konulardaki içühadlarda benden daha çe­tini bulunmayacaktır" dedi. [29] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn29)

El-Hur El-Ayn'ların Nitelikleri


Tabaranînin Mu'cemi'nde Ümmü Seleme'nİn Resulullah'a (as) şöyle sor­duğu rivayet olunmaktadır: "Ey Allah'ın elçisi Allah Azze'nin ayetindeki 'hû-run aynun' ne demektir?" Resulullah (as), "hür, beyaz; ayn, gözlerin en irisi
demektir. Cennet hurilerinin bir tek kılı kerkenez kuşunun kanadı gibidir" buyurdu. Ben, "Allah Azze'nin 'onlar gizlenmiş (eldeğmemiş) inciler gibidir­ler' ayeti ne anlam ifade eder?" dedim. Resulullah (as), "onların arı duru saflıkları, eldeğmemiş sedefler içerisine gizlenmiş olan incilerin an duruluğu gibidir" buyurdu. Ben, "Allah Azze'nin 'onların içlerinde (ya da araların­da) iyi huylu güzel yüzlü hanımlar var' ayeti hakkında ne diyorsun? dedim. Resulullah (as), "hayrat, iyi huy; ahlak ve hisan ise yüzler demektir" buyur­du. Ben şöyle sordum: "Onlar gizli kalmış yumurta gibi bembeyazdırlar ne anlam ifade eder?" Resulullah (as) şöyle cevapladı: "Onların incelikleri ve narinlikleri, vücuda yapışan ince bir elbise gibi, beyazlığından içini görebil­diğin (hassas) bir derinin inceliği gibidir." ¥>er\ devam ederek, "ey Allah Az­ze'nin elçisi! Allah Azze'nin 'eşlerine sevgilerle bağlı olan yaşıt sevgililer' aye­ti konusunda bize bilgi ver" dedim. Resuluîlah (as), "hu hanımlar, dünyada saçları beyazlaşmış, pek ihtiyarlamış olan ve yaşlı iken vefat eden hanımlar­dır. Allah Azze onları ihtiyarlıklarından sonra genç yaratarak bakireler ha­line dönüştürmüştür. Uruben (eşlerine sevgiyle bağlı hanımlar) sözcüğü, bağlı aşıklar ve sevgililer; etrab (yaşıt) sözcüğü de, aynı zamanda doğanlar demektir" diye cevapladı. Ben, "ey Allah Azzenin elçisi! Dünyadaki hanım­lar mı yoksa el-Hûr el-Ayn (denen ahiret) hanımları mı daha erdemlidir''1" diye sordum. Resulullah (as), "hayır; görünürde olan bir şeyin, görünmeyen ve bâtında bulunan bir şeye olan üstünlüğü gibi, dünyadaki hanımlar da el-Hûr el-Ayn'dan daha üstündürler" buyurdu. Ben, "ey Allah'ın elçisi bu­nun nedeni nedir?" diye sorunca, O (as), "dünya hanımlarının namaz kıl­maları, oruç tutmaları ve Allah'a kulluk etmeleridir. el-Hûr el-ayn olanlarsa, Allah Azze onların yüzlerini nurlandırmış ve vücutlarına ipekler giydirmiş-tir, renkleri beyazdır, elbiseleri yeşil (zümrütten), süs takıları sarıdır, buhur­danlıkları (mangalları) incidir ve taraklan da altındandır. Onlar, 'biz ö~ lümsüz olarak kalıcılardanız, bizler nimetlere kavuşacağız ümitsizliğe düş­meyeceğiz, kendisine ait olduğumuz kişiye ve bize ait olan kişiye ne mutlu' derler" diye cevap verdi. Ben şöyle sordum: "Ya resulullah bizden bir ha­nım iki, üç, dört vs. evleniyor daha sonra da ölüyor ve cennete giriyor. Dün­yada evlendiği erkekler de cennete girerlerse onlardan hangi biri onun eşi o-lacaktır?" Bunun üzerine Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Ya Ümtvü Seleme! Bu hanım serbesttir, dünyada evlendiği eşlerinden en ahlaklısını seçer ve şöyle der.- Ya Rabbım bu onların ahlakı en güzel olanı ve bana en iyi davra­nanı idi beni onunla evlendir. Ya Ümmü Seleme! Güzel ahlak dünya ve ahi-retin tüm hayrını ve iyiliğini birlikte götürür".[30] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn30)

Cennette Deve Vardır


Resuluîlah'a (as) şöyle soruldu: "Cennette deve olacak mı?" O (as): "E-ğer Allah Azze seni cennete sokarsa orada canının dilediği ve gözünün do­yacağı kadar deven olacaktır" buyurdu. [31] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn31)

İmanın Hakikati


Resulü Hah'a (as), "imanın durumu nedir?" diye soruldu. O (as), "iyilik­lerin seni sevindiriyor ve kötülüklerin de üzüyorsa sen Allah'a inanmış mü 'ininsin demektir" dedi. [32] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn32)

Günah Nedir?


Resulullah'a (as), "günah nedir?" diye soruldu. O (as), "eğer kalbini bir şeyler tırmalıyor ve kazıyorsa onları terket" buyurdu. [33] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn33)

Birr (İyilik, Hayır, Sevap) Ve Günah


Resulullah'a (as), "birrve isnı (günah) nedir?" diye sorulduğunda şöyle cevapladı: "Btrr, kalbin ve nefsin kendisiyle bir doyumsamaya, kanıksamaya (İtminana) ve rahatlığa ulaştığı şeydir, hm (günah) ise kalbi tırmalayan, kö­tü yönde onu etkileyen ve gönülde tereddüt, kararsızlık uyandıran şeydir"[34] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn34)

Kendinizi Koruyun (Kendinizden Sorumlusunuz)


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Allah Azze'nin 'ey inananlar, siz ken­dinize hakin (kendinizden sorumlusunuz)' ayetinin anlamı nedir?" Resulul-lah (as) şöyle buyurdu: "İnananlar, Allah Azze'nin 'iyiliği emir, kötülüğü yasaklama' kuralına uyarak buyrukları yerine getirip haram ve yasaklardan kaçınan kimselerdir. Hatta önem verilip boyun eğilen bir cimrilik, adım a-dım uyulan boş arzular, etkileyici bir dünya ve her görüş sahibinin kendi görüşleri karşısında gösterdiği şaşkınlığı gördüğün zaman özellikle kendi nefsine dikkat et ve kendi sorumluluğunu bil, diğer insanların işlerini ve hallerini kendilerine bırak".[35] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn35)

İlaç Kaderden Bîr Bölümdür


Resulullah'a (as), "ilaçla tedavi ve büyü hakkında ne diyorsun, bunlar kaderden herhangi bir şeyi değiştirebilirler mi?" diye sorulduğunda, Resulul-lah (as): "Bu da kaderden bir bölümdür (kaderdendir)" dedi. [36] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn36)

Allah Azze'ye Ortak Koşanların Çocukları


Resulullah'a .(as), Allah Azze'ye ortak koşanların çocuklarından küçük yaşta ölenleri hakkında sorulduğunda, Resulullah (as), "Allah onların ne yapmakta ve ne durumda olduklarını en iyi bilendir"diye buyurdu.
Bu açıklama bazı kişilerin bu konudaki zanlarını dektekler mahiyette ol­madığı gibi, Allah Teala'nın, kendi ilmi nedeniyle onların yaptıklarının karşı­lığı olarak çocuklarına bir ceza verdiğinin açıklaması da değildir. Eğer ölmüş olan bu çocuklar yaşamış olsalardı kesin bir cevap verilebilirdi. Ama Allah
Azze onların yapmış olduklarını bilir, bu bilgisi doğrultusunda da yaptıkları­nın karşılığını kıyamet gününde verecektir. Bu işlem yalnızca İlme (bilmeye) dayanmaz. Hadis alimleri, küçük yaşta Ölen müşrik çocuklarının ahirette im­tihan edilecekleri ve Allah Azze'nin buyruk ve yasaklarını gereği gibi ifa e-denlerin cennete, Allah Azze'ye isyan edenlerin de cehenneme'girecekleri konusunda hemfikirdirler. [37] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn37)

Ehlu'd Dâr Olan Müşrikler


İslam ülkesinde oturan (kendilerine ehlu'd Dâr denen) müşrikler İslam ülkesinde evleniyor, hanımları ve çocukları oluyor; bunların hükmü nedir-di­ye sorulunca, Resul (as), "çocukları ve hanımları onlardan birer parçadır" buyurdu. Bu hadis sahihtir. Çocukların ve hanımların onlara ait oluşu, uyruk meselesi İle ilgili dünya işlerine ait kararlardandır ve ahiretteki durum ile bir bağlantısı yoktur. Ahirette bir cezaya uğramak ise bir kanıta dayanmaktadır. Nitekim Allah Azze kesin bir kanıt göstermeden! ve ortaya koymadan hiç kimseye azab etmez. [38] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn38)

Resuiullah'ın (As), İkinci İnişinde Cebrail'i Görmüş Olması


Resul'e (as), "Allah Azze'nin 'hiç kuşkusuz O'nu (Cebrail'i) bir başka i-nişinde de gördü' ayeti hakkında ne diyorsunuz?" diye soruldu. Resul (as): "Bu inen Cebrail (a) idi. O'nu, iki kez hariç yaratıldığı şekliyle hiç görme­dim" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır. [39] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn39)

"Sen Öleceksin, Onlar Da.."


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin "sen öleceksin onlar da. Sonra kı­yamet gününde Allah Azze'nin huzurunda birbirlerinizden davalaşa-caksımz" ayeti indirildiğinde Resul'e (as), "günahların özelliklerine (karşı­lıklarının ödenmesine) rağmen şu dünyada aramızda olanlar kıyamette de yinelenecek mi?" diye sorulduğunda: Resul (as), "evet, her haklının hakkı kendisine ödeninceye kadar burada olanlar ahirette de aranızda olacaktır" buyurdu.
Bunun üzerine Zübeyr, "Allah'a yemin ederim ki, bu iş gerçekten çok çetin " dedi. [40] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn40)

Toprak Parçası Mı, Kadın Mı?


Resulullah'a (as), "Sehe sözcüğü bir kadının adı mı yoksa bir yer adı mı?" diye sorulunca şöyle cevapladı: "Sebe ne bir kadındır, ne de bir yer adı; Araplardan on kişiye sahip olan bir kimsedir. Bu on adamdan altı ianesi sağ tarafa, yani Yemen taraflarına, diğer dördü ise Şam taraflarına gitmiştir.
Şam taraflarına gidenler Felham, Cüzzanı, Gassan ve Amile kabileleri­ni oluşturdular. Sağ tarafa (Yemen'e) gidenler ise Ezd, Eş'arî, Hımyer, Kinde, Müzbac ve Enmar kabilelerini oluşturdular."
Bunun üzerine birisi şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi 'Enmâr' ne­dir?" Resulullah (as): "Kendilerinden 'Has'am' ve 'Buceyle' kabilelerinin o-luştuğu kesimdir" diye buyurdu. [41] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn41)

Onlar İçin Dünyada Ve Ahirette Müjdeler Vardır


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin "dünya ve ahirette onlar için müj­deler vardır" ayetinin anlamı sorulunca şöyle buyurdu: "Buradaki müjde Allah Azze'ye inanan kimselerin gördükleri ya da kendilerine gösterilen sa­dık rüyalardır"[42] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn42)

Kölelerin Erdemlesi


Resulullah'a (as) kölelerin en üstünü (erdemlisi), daha doğrusu hürriyet bahşedilmeye en layık olan köle hakkında sorulunca şöyle buyurdu: "Bizzat ailesinin yanında azad olunmaya en layık ve değeri en yüksek olandır." [43] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn43)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:03
Hicret Sanadır


İmam Ahmed "Sünen" adlı eserinde şöyle aktarıyor: Bir Bedevî Resulul-iah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi nerede olursan ol sana yapı­lan hicreti bana anlat; bu hicret yalnızca bir topluma (ulusa) mı özgüdür, yoksa bilinen bir yere mi yapılır, sen öldüğünde ise durum ne olacak?"
Bedevî sorusunu üç kez yineledi ve sonra oturdu. Resul (as) az bir süre sustuktan sonra şöyle dedi: "Bu soruyu soran kişi nerede?" Bedevî: "İşte bu­radayım" dedi. Resulullah (as): "Hicret; kötülüğün her türünden (fuhşiyat-tan) kaçınman, onlardan uzak katmandır; ister gizli olanı olsun, ister aşi­kâr olanı. Namazı kılman ve zekâtı vermendir. Bunları yaparsan ister bir yerde yerleşik olarak, ister seferde olduğun halde öl, sen (Allah ve Resulüne) hicret eden muhacirlerdensin" buyurdu.
Bir başkası: "Ey Allah'ın Peygamberi, bana cennet- ehlinin giyeceklerin­den haber ver; orada giyecekler yaratılacak mı yoksa dokuma suretiyle mi hazırlanacak?" diye sorunca oradakiler gülüştüler. Bunun üzerine Resulullah (as): "Bilmeyen bir kimsenin bilen birisine sorduğu soruya mı gülüyorsu­nuz?",diye buyurdu. Resulullah (as) bir saat kadar sustuktan sonra, "cennet-tekilerin giyeceklerini soran kişi nerede?" diye sordu. Adam, "buradayım ya Resulullah'' dedi. Resulullah (as), "hayır (cennettekilerin giysileri ne yaratılır ne de orada dokuma suretiyle hazırlanır) aksine cennetteki ürünler onlar nedeniyle üç kez yarılırlar" buyurdu. [44] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn44)

Ey Harun'un Kardeşi


Resulullah'tan (as), Allah Azze'nin "ya Harun'un (kız) kardeşi" ayeti­ni ve İsa ve Musa (a) arasındaki durumları açıklaması istenince, Resulullah (as), "onlar (Yahudiler ve Hrisiiyanlar) kendilerine gönderilen nebileri ve daha önceleri de iyi insanları böyle adlandırıyorlardı"buyurdu. [45] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn45)

Kıyametin İlk Şartı Nedir?


Resulullah'a (as), "kıyametin (kopmasının) ilk koşulu nedir?" diye sorul­duğunda şöyle buyurdu: "Bir ateş (nâr) doğudan batıya insanları toparlar" .
İşte Abdullah İbn-i Selam'ın üç probleminden birisi bu idi. İkincisi, cen­nettekilerin ilk yiyecekleri nedir? Üçüncüsü İse, çocuğun anne ve babasına benzemesinin nedeni idi. Bu nedenleri ortaya atanlar bir takım yalancılardır, Bunlar bu üç roblemi bağımsız bir kitap haline getirdiler ve adına "Abdullah b. Selam'ın Risaleleri" dediler.
Bu üç problem de Buhari'nin Sahihi'nde ye raim akta d ir. [46] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn46)

İslam'ın, İmanın Ve İhsanın Temelleri


Resulullah'a (as) İslam sorulduğunda, "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammet'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek, namazı kıl­mak, zekâtı vermek, oruç tutmak ve Kâbeyi tavaf etmektir" diye cevaplads
İman nedir denildiğinde, "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine ve ölümden sonra dirilmeye inanmandır" buyurdu.
İhsan nedir? denildiğinde, "Allah'ı görüyormuşçasına kulluk etmendir. Sen ö'nu görmeseri de O seni görür" dedi. Devamla, "temiz kadınlar temiz erkekler içindir. Siz onları tatlı bulduğunuz gibi onlar da sizi tatlı bulurlar ve sizden de tat alırlar. Çocuklarınızı doğurup soyunuzu sürdürmeleri de cabası" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [47] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn47)

Vahiy Nebî'ye (As) Nasıl Geliyordu?


Resuluİlah'a (as) vahyin geliş şeklinin nasıl olduğu konusu sorulduğun­da şöyle dedi: "Vahiy bazen çan tıngırtısı biçiminde gelir; bu şekil bana en ağır, en çetin vahiy geliş tarzıdır. Beni âdeta sağırlaştınr, ama hana söylene­ni anlarım. Bazen de bir melek erkek biçiminde gelir." Bu hadis muttefekun aleyhtir. [48] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn48)

Çocuğun Anne Ve Babasına Benzemesi


Resulullah'a (a), çocukların kiminin anneye, kiminin de babaya benze­mesinin nedenleri sorulduğunda şöyle söyledi: "Eğer erkeğin suyu (genleri) kadının suyunu geçerse çocuk erkeğe benzer; eğer kadının suyu erkeğin su­yunu geçerse çocuk kadına benzer."Bu hadis muttefekun aleyhtir.
imam Müslim'in "Sahih"inde geçen hadiste ise şöyle buyuru İm akta d ir: "Eğer erkeğin suyu kadının suyunu geçerse çocuk Allah'ın izniyle erkeğe benzer, (veya doğan çocuk erkek olur), yok eğer kadının suyu erkeğin suyu­na galip gelirse doğacak çocuk Allah 'in izniyle kadına benzer (veya kız ço­cuğu olur)". "Hadiste üstad olanlarımız Özellikle bu hadisin İlk sözcüğünün üstünde duruyorlar. Çocuğun erkeğe benzemesi, erkek olması veya kadına (anneye) benzemesi, kız çocuğu olması aslında doğal bir nedene bağlı değil­dir. Çocuğun erkek ya da kız olması yalnızca Allah Azze'nin dilediği cinsi­yette ya da biçimde yaratmasına bağlıdır. Bu nedenle de bu husus rızıkla, e-celle, cennetlik ya da cehennemlik olmakla birlikte değerlendirilmiştir.
Hadisçilerİn bu değerlendirmesine karşılık şöyle denilmiştir: Eğer bu a-çıklama cümlenin ilk sözcüklerini ifade etmekteyse, bu demektir ki, hadisin ilk sözcükleriyle bunlar arasında herhangi bir çelişki sözkonusu değildir. Ya­ni erkeğin veya kadının sularının (genlerinin) birbirlerine üstünlük sağlama­ları çocuğun cinsiyetinin belirlenme nedeni olması hususu hadislerle bir zıt­lık arzetmemektedir. İşlerin içyüzünü en iyi bilen Allah Azze'dir. [49] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn49)

Kıyamet Gününde "La İlahe İllallah" Sözcüğüne Karşı Ne Yapacaksın?



Cundep b. Abdullah'tan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) müş­riklerden bir topluma Müslümanlardan bir elçi grubu gönderdi. Onlar bir a-raya geldiler. Müşriklerden biri Müslümanlardan birisine doğru gitti ve onu öldürdü. Bunun üzerine Müslümanlardan birisi de o mürik kimseye yöneldi ve onu yakalayıverdİ. Bize göre bu kişi Usame b. Zeyd'ti. kılıcını kaldırdığın­da o müşrik kişi Ha ilahe illallah"dedi, ama buna rağmen o adamı öldürdü. Daha sonra bu haber Resulullah'a (as) ulaştı. Resulullah (as) olayı sordu ve haberi araştırdı. Müslüman kişinin, "la ilahe ilallah" diyen, ama az önce bir Müslümanı öldürmüş bulunan o müşrik kişiyi öldürmesi olayı kendisine an­latıldı. Resulullah (as) o Müslümanı çağırttı ve O'na olayın nasıl cereyan etti­ğini sordu. O da, "ey Allah'ın elçisi, o adanı Müslümanlara aniden saldırdı ve zayiat verdi. Filan kimseyi ve şunu şunu öldürdü. Adına "Nefer" denilen bir kimseydi. Ben de O'na aniden saldırdım. Kılıcı görüp öleceğini anlayın­ca 'la ilahe illallah' dedi" şeklinde olayı anlattı. Resuluüah (as), "O'nu öldür­dün mü?" diye sordu. O, "evet" dedi. Resulullah (as), "kıyamet günü geldi­ğinde 'La ilahe illallah' sözcüğüne karşı nasıl davranacaksın? (Onun karşı­sında ne yapabileceksin?)" dedi. Bu sözünün üzerine herhangi bir şey ekle­medi..
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [50] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn50)

Cehennemde Yetmiş Sonbahar


E bu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Biz Resulullah İle beraber i-dik, ansızın bir düşme sesi duyuldu. Resulullah (as), "bunun ne olduğunu biliyor musunuz?" dedi. Biz, "Allah Azze ve Resulü en iyisini bilendir" dedik. Dedi ki, "hu, yetmiş sonbahar Önce nâra (cehenneme, ateşe) atılmış olan bir taştı. Şu anda ateşin dibine kadar düştü. îşte siz onun bu düşüşünün sesini işittiniz."
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir. [51] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn51)

Resulullah'ın (As) Bildiklerini Biz Bilseydik Acaba Ne Yapardık?


Ebu Zerr'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyurdu ki, "ben sizin göremediklerinizi görüyorum; gök, yükünü çekemez olmuş, neredeyse çökecek, hem de çökmek onun hakkı olmuştur artık. Melekler Allah Azze'ye secde etmek üzere başlarını göğün her tarafına koymuşlar, öyle ki, gökte bir­kaç parmaklık dahi yer kalmamıştır, Allah Azze'ye yemin ederim ki, benim bildiklerimin birazcığını bile bilseydiniz o kadar çok ağlardınız ki, yatakla­rınızda hanımlarınızdan bile tat alamaz hale gelir, dağlara tırmanır ve Al­lah Azze'ye sığınırdınız".
Bu hadisi îmam Tirmizî rivayet etmiş ve hasen olduğunu söylemiştir[52] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn52)

Kıyamet Gününde Nelerden Sorgulanacağız?


Ebu Berze Nasla b. Ubeyd el-Eslemî'den şöyle rivayet olunmuştur: Re­sulullah (as) buyurdu ki, "kıyamet gününde ömrünü ne ile tükettiği, ilmiyle, öğrendikleriyle amel edip etmediği, malını nereden ve nasıl kazanıp nasıl ve ne uğrunda harcadığı ve vücudunu nerelerde ve nasıl eskittiği sorulmadan hiçbir kulun ayakları kımıldamaz. (Yani kul cezalandırılmaz)"
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiştir. [53] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn53)

Cennetin Bahçeleri Mescidlerdir



Resul'e (as) Cennetin bahçeleri konusu sorulduğunda şöyle cevap verdi: "(Cennetin bahçeleri) mescidlerdir". Mescidlerdeki namaz (dua, ibadet, rü­ku) sorulduğunda İse, "suhhanallah, elhamdülillah, la ilahe illallah ve Alla-bu ekberdir" buyurdu.
Hadisi îmam Tirmizî rivayet etmiştir. [54] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn54)


Akrebin İlacı


Resulullah (as), kendisine gelip "beni akrep soktu" diyen bir kimseye şöyle söylemesi yolunda fetva verdi (çözüm önerdi): "Onu yaşatan, akşama da ulaştırsın. Allah Azze'nin yarattıklarının şerrinden (kötülüklerinden) Al­lah Azze'nin mükemmel isimlerine sığınırım"
Bu hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir. [55] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn55)


Allah Azze'ye Sığınarak


Bir adam Resulüllah'a (as) gelerek, Allah'a sığınabileceği sözcükler öğ­retmesini İstedi. Resul (as) O'na, şöyle söylemesini salık verdi: "Ey Allahtmf Kulağımın, gözümün, dilimin, kalbimin ve diğer azalarımın şerrinden sana. sığınırım"
Nesâî bu hadisi kitabına almıştır. [56] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn56)


Günahları Ancak Allah Azze Affeder


Ebubekir, Resulullah'tan (as), kendisine namazda okuyacağı bir dua Öğ­retmesini istedi. Resulullah (as) O'na şöyle dedi: "Deki, eyAllahım!Ben çok­ça haksızlık yaparak nefsime zulmettim, günahları ise senden başka hiç kimse affedemez; beni katından bir mağfiretle bağışla ve bana rahmet et. Zi­ra sen bağışlayıcı ve rahmet edicisin." Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Resuluüah'ın (as), "Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, ortağı yoktur. Allah en büyüktür, tüm şükürler O'na özgüdür, alemlerin rabbı olan Allah'a eksik ve yaraşmaz nitelikler vermeyiz. Yüce ve yargı sahibi Allah'tan başka güç ve kudret sahibi yoktur" demeyi öğrettiği bedevi, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Bunlar Rabbım içindir, peki benim için ne yar?" Resulullah (as),' "öy­leyse şunları söyle" dedi; "Allahım! Beni bağışla, bana rahmet et, beni doğru yola ilet, beni nzıklandır ve bana sıhhat ve selamet ver" ve ekledi, "hiç kuş­kusuz bu saydıklarının tümü sana dünya ve ahirette bir arada verilir".
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [57] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn57)


Ey Allah'ın Elçisi, Bana Yarar Sağlayacak Şeyleri Öğret!


Bir adam Resulullah'tan (as) fetva istedi ve şöyle dedi: "Ben Kur'an-ı Kerim'den hiçbir şey öğrenemiyorum (anlayamıyorum), bana yarar sağla­yacak bir şeyler öğret". Resulullah (as): "De ki, subhanallah, velhamdu lillah ve la ilahe illallah, vallahü ekber ve la havle ve'la kuvvete illa billab (yani, Allah'a eksik ve yaraşmaz nitelikler vermeyiz, O'nu tenzih ederiz, şükür Al­lah'a özgüdür, Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür ve Allah'tan başka güç ve kudret yoktur)" dedi. Adam, "ey Allah'ın'elçisi bunlar Allah Azze içindir. Peki benim için ne var?" diye sorunca Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "De ki, ey Allahtm! Bana rahmet et, hana sıhhat ve selamet ver, beni doğru yola hidayet et ve bana rtzık ver." Adam şöyle dedi: "Bunlar Allah Az-ze'nin elindedir ve onları sıkıca tutmuştur." Resulullah (as), "ama Allah Az­ze elini hayırla doldurmuştur" buyurdu.
Bu hadîsi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre hurma ağacı fidanları dikerken Resulullah (as) O'na uğradı ve şöyle dedi: "Şu ektiğin fidanlardan daha hayırlısını göstereyim mi? Sub­hanallah velhamdülillah ve lailahe illa la h, vallahu ekber.. İşte bu (duanın) her bir parçası (sözcüğü ve harfi) için sana cennette bir ağaç dikilir."
Bu hadisi lbn-i Mâce rivayet etmiştir.
Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Hergün bin iyiliğin sevabını (hin hase­natı) nasıl kazanabiliriz?" O (as) şöyle cevapladı: "Yüz teşbih çekerseniz (yani subhanellah derseniz) sizin için bin basene (iyilik sevap) yazılır ya da bin hatanız siliniz." [58] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn58)


"Keler"İn (Zehirli Kertenkele) Öldürülmesi


Resulullah'a (as) kelerin öldürülmesi hususu sorulunca, öldürülmesini emretti;
Hadisi İbn-İ Mace rivayet etmiştir. [59] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn59)


Namazı Vaktinde Kılınız


Resulullah'a (as), namazı vaktin sonuna erteleyen yöneticilere karşı nasıl bir tepki gösterilmesi gerektiği sorulduğunda şöyle cevapladı: "Namazınızı vaktinde kılın, sonra da onlarla birlikte (bir kez daha) kılın, bu sizin için nafile bir namaz olur."
Bu hadis sahihtir. [60] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn60)


Keşke Çocukları Olmaksızın Ölseydi


Resululullah (as), ölen bir sahabesinden bahsederken, "keşke çocuksuz olarak ölseydi" dedi. Bunun nedeni sorulunca şöyle buyurdu: "Eğer bir kim­se çocuksuz olarak Ölürse cennette onun ölümüne ağlayacak çocuklarından kimsesi olmaz".
Bu hadisi Ebu Hasan İbn-i Hibban "Sahih" adlı eserinde rivayet etmiştir. [61] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn61)


Ehil Eşeklerin Eti


Resulullah'a (as), ehil eşeklerin etinin durumu sorulduğunda, "benim Allah Azze'nin elçisi olduğuma tanıklık eden (şehadet getiren) ve buna ina­nan kişiye ehil merkeplerin etleri helal değildir" buyurdu. [62] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn62)


"Namaz Kılarsam Beni Dövüyor, Oruç Tutarsam Orucumu Bozduruyor"


Safvan b. Muattal es-Sülemî'nin hanımı, Resulullah'a (as) gelerek şöyle dedi: "O (yani kocam) namaz kılacak olsam beni dövüyor, oruç tutsam boz­duruyor ve güneş doğuncaya kadar sabah namazını kılmıyor" Resulullah (as) kadının anlattıklarını kocasına sordu. Safvan şöyle dedi: "(Hanımını) namaz kıldığında, kendisini dövdüğümü söylüyor. (Doğru çünkü) O, namaz kıldığında okumasını yasak ettiğim halde iki sureyi okuyor. (Oysa) Resulul­lah (as), 'bir tek sure dahi olsaydı insanlara yeterdi' buyurmuştur". Safvan konuşmasına devam ederek, "oruç tuttuğunda ona orucunu bozdurmam i-se, ne zaman boş kalsa oruç tutması, benimse genç bir insan olmam pe sab-redememem yüzünden" dedi. Resulullah (as), "bu durumda, kadın ancak kocasının izniyle (nafile) oruç tutar" buyurdu. Safvan, "benim güneş doğ­duğunda namaz kılmama gelince; biz ev balkı olarak ancak güneş doğdu-ğunda kalkabiliyoruz, (daha önce uyanamıyoruz)" dedi. Resulullah (as), "öyleyse uyandığında kıl"buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce rivayet etmiştir.
Ben diyorum ki, Ümmüİ Mü'minîn (inananların annesi) Hz. Aişe'ye (yu­karıdaki rivayette adı geçen Safvan'la zina ettiği yolunda-çev,) iftira edilmesi olayını nakleden (ve buna cevap olarak Safvan'ın cinsel iktidarı bulunmayan birisi olduğuna dikkat çeken-çev.) rivayetle burada anlatılan hadisin sözleri çelişki arzetmez. [63] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn63)

Geçiminden Sorumlu Olduğun Kişilerden Başla


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Hangi sadaka daha iyi ve üstündür?" Resul (as), "bağışlar-, (yani) sizden birinizin para, yahut (kullanmak veya bağış olarak) binek hayvanı yahut koyun veya inek sütü (gibi herhangi bir şeyi) insanlara karşılıksız vermesidir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed nakletmiştir
Resul'e (as) yine bu konuda aynı soru sorulduğunda, (O) şöyle buyur­du: "Çok fakir olduğu için çokça çaltşĞnın, çaba harcayanın verdiği sadaka en üstün sadakadır. Şimdi sen, geçimi senin üzerinde olanlardan başla."
Bu hadisi Ebu Davud kitabında nakletmiştir.
Yine bu konuda Resulullah'a (as) aynı tarzda bir başka soru soruldu­ğunda, "eğer İasadduk edersen (sadaka verirsen) doğrusun, ama cimriysen fakirlikten korkuyor, zenginliği arıyorsun demektir" buyurdu.
Bir başka soruyu ise, "sadakanın en değerlisi su vermektir, sulamaktır" diye^cevapladı.
Suraka b. Malik, Resulullah'a (as), "adet halindeki deveye su vermekte herhangi bir sevap var mıdır?" diye sorunca, Resulullah (as), "evet, her ciğer sahibine (her canlıya) yapılan iyiliklerde sevap vardır" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında nakletmiştir.
Yine bu cümleden olarak, iki hanımın, eşlerine yapacakları (veya yap­tıkları) sadakaların sevabı olup olmadığını sorduklarında Resulullah (as), "e-vet kocalarınıza yaptığınız iyiliklere hem (nikâh dolayısıyla) yakınlık, hem de (normal olarak) sadaka sevabı vardır" buyurdu.
Bu hadis müttefekun aleyhtir. [64] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn64)


Sadakayı Nasıl Veririm, Nasıl Vermem?


Bir adam Resulullah'a (as) gelerek, "ben varlıklı, çok zengin bir kimse-yim. Ailem, arkabalarım, çocuklarım ve aşiretim kalabalıktır. Şimdi ben na­sıl sadaka verebilirim ve nasıl dermem?" diye sordu. Resulullah (as), "malın­dan zekât hakkını ayırırsın. Zekât temizleyicidir, seni temize çıkarır, sen de bu sayede hem (doğumdan olan) yakın akrabalarınla hem de uzak arkaba-lartnla yakınlık kurar, iletişim içerisinde olursun. Buna ek olarak dilenenlerin, komşuların ve miskinlerin haklarının ne olduğunu anlarsın" diye bu­yurdu. Adam şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi zekât olarak verilecek bu ise ba­na göre azdır". Resulullah (as), "akrabanın, miskinlerin, yolcunun hakları­nı ver, ama saçıp savurarak israf etme" diye buyurunca, adam, "bu bana ye­ter" dedi ve devam etti, "ey Allah'ın elçisi! Senin gönderdiğin elçine (zekât memuruna) zekâtı verirsem, malın ayıbından ve yükünden kurtulup Allah ve Resulüne yaklaşır mıyım?" diye sordu. Resulullah (as), "evet, gönderdiğim elçime (zekât memuruna) eğer zekâtını verirsen bunun sorumluluğundan kurtulmuş olursun, bunun de sevabını alırsın. Malın günahı onu saçıp sa­vuran israf edenlerin boynundadır" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır.
Hz. Ömer Hayber'den kendisine verilen arazilerin durumunu Allah Re-sulü'ne (as) sordu ve bu arazileri Allah Azzeye yakınlaşmak amacıyla kullan­mak istediğini açıklayarak bu hususta fetva istedi. Resulullah (as), "eğer isti­yorsan, vakfetmekle beraber sadaka olarak da verebilirsin" buyurdu. O da öyle yaptı. Abdullah b. Zeyd, etrafına duvar çevirerek mülk edindiği ölü ara­zisini sadaka olarak dağıttı. Bunun üzerine anne ve babası Resulullah'a (as) gelerek şöyle dediler: "Ey Allah'ın Elçisi! Bizim, Abdullah'ın sadaka olarak verdiği bu araziden başka hiçbir malımız yok; o bizim el emeğimiz göz nu-rumuzdur". Resulullah (as) Abdullah'ı yanına çağırarak ona şöyle dedi: "Hiç kuşkusuz Allah Azze bu araziyi sana, sadaka olarak dağıtmandan önce sa­daka olarak vermiştir. O halde sen de bu araziyi babana ve annene tekrar fer."Bu arazi onlardan sonra da miras olarak sonraki kuşaklara kalmıştır.
Bu hadisi İmam Nesâî kitabına almıştır. [65] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn65)


Kabir Fitnesi (Azabı) Gerçektir


Bu husustaki Nebevî hadisler pek çoktur. Bu konuyla ilgili hadisler ara­sında uydurma olanlar da vardır. Buna karşılık sahih olan hadisler tevatür[66] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn66) aşamasına kadar ulaşmıştır. Bunlardan biri de Enes'in hadisidir. Bu hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah (as) buyurdu ki, "kul ölüp kabrine konuldu­ğunda arkadaşları (onu gömdükten sonra) çekilip giderler, bu sırada ölü onların ayak seslerini duyar. Kendisine iki melek gelir ve yanına oturur. Şöy­le derler: 'Şu Muhammed denen adam hakkında ne diyordun?' Eğer ölü Al­lah'a inanan bir kimse ise şöyle söyler: 'Şehadet (tanıklık) ederim ki, O, Al­lah'ın kulu ve elçisidir.' Ona: 'Bak işte ateşteki (cehennemdeki)yerin orası i-di, ama Allah Azze bu (kötü) yeri giderip cennetten sana bir yer verdi' der­ler, o da her ikisine birden bakar, durur". Katade, bu inanan ölü için, "kabri genişler (rahatlık olur)" dedi ve yine Enes'in hadisine döndü; şöyle dedi: "Eger ölen kişi inanan bir kimse değil de kâfir ve münafık ise, ona, 'şu Mıı-hammed denen adam hakkında sen ne diyordun?' diye sorulduğunda, 'bil­miyorum, (dünyada iken) insanlar onun hakkında her ne söytüyorlarsa ben de aynını söylüyordum' der. Ona derler ki, 'sen (dünyada iken) ne onu ta­nıdın ne de ona tabi oldun' ve hemen demir bir çekiçle ona vururlar. Ona ' bir tek darbe vururlar, öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinler (sekaleyn) ha­ricinde ona yaklaşan ve yakın olan herşey bu haykırışı duyar". Abdullah b. Ömer'in hadisinde ise şöyle geçmektedir: Resulullah (as) buyurdu ki, "in­sanlardan herhangi birisi öldüğünde, eğer cenneti hak etmiş birisi ise sabah akşam ona hak ettiği yer gösterilir. Eğer cehennemi hak etmiş cehennemlik­lerden ise, ona, 'işle şurası Allah Azze'nin kıyamet gününde seni dirilteceği zamana kadar hak ettiğin yerindir' denir".
İçlerinde gömülü olan kişilerin azap gördüğü iki kabir hadisi ve Ebu Ey-yub'un hadisinde şöyle geçmektedir: Nebî (as) ile birlikte çıkmıştık. Güneş battığında bir ses duyuldu. Resulullah (as), "Yahudiler kabirlerinde azab çe­kiyorlar, (bu o azabın sesidir)" dedi. Burada anlatılan kabirlerdeki azabın se­sini duyma hususu yalnızca Resulullah'a (as) özgü bir şeydir, yoksa diğer in­sanların böyle bir özelliği yoktur
Esma'nın hadisinde ise şunlar aktarılmaktadır: Resulullah (as) konuşmak üzere kalktı ve insanın işkence ve eziyet gördüğü kabir azabı hakkında açık­lamalarda bulundu. Bunun üzerine Müslümanlar feryad ettiler. Aişe (a) şöyle dedi: "Resulullah'in (as) namaz kılıp da (sonrasında) kabir azabından Al­lah Azze'ye sığınmadığı hiçbir zaman görülmemiştir. Güneş tutulması ola­yında Resulullah (as), Müslümanlara kabir azabından Allah Azze'ye sığın­malarını emretmişti".
Sahih hadis kitaplarında yeralan bu tip hadislerden pek çoğunu çeşitli yerlerde ve belirli metodlarla sunduk; şöyle; "Ey Allah'ım! Biz, kabir azabın­dan ve sıkıntılarından, hayalın ve ölümün fitnelerinden (şeytanın gerek ya­şarken, gerekse ölüm anında insanın aklını fikrini çalmaya çalışmasından), deccal mesihin fitnesinden sana sığınıyoruz." [67] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn67)


Naciye Fırkası (Kurtulan Toplum)


Resulullah'a (as) şöyle buyurdu: "Yahudiler yetmiştir veya yetmişiki fraksiyona (fırkaya, kısma, lakıma veya gruba) ayrıldılar. Hristiyanlar da yetmişbirya da yetmişiki fraksiyona ayrıldılar. Benim ümmetin ise yetmişüç fraksiyona ayrılacaktır. Bunlardan bir tanesi dışında diğerleri cehennemde­dir, kurtulan fraksiyonun dışındakilerle ne benim, ne de ashabımın herhan­gi bir ilişkisi ve bağı yoktur."
Bu hadisi Ebu Davud ve lbn-i Hayyan "Sahih" adlı eserinde nakletmektedir. [68] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn68)


Cihadın En Üstünü


Resulullah'a (as) en üstün cihadın ne olduğu sorulduğunda şöyle dedi:
"(En üstün cihad) soylu atı (Allah Azze uğrunda mücadele verirken) ölen ve kanını bu uğurda akıtanın (yaptığı) cihadıdır." [69] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn69)


Resulullah Bile Bilemiyor


Buharfnin ve Müslim'in "Sahihlerinde bulunan bir hadiste şöyle geç­mektedir: Resulullah (as) buyurdu ki, "Allah'a yemin ederim ben Allah'ın peygamberiyim; bununla beraber (ahirette) bana bile ne olacağım bilemiyo­rum. "
Resulullah Allah Azze'nin peygamberi olduğu halde kendisine ahirette ne olacağını bilemiyorken, acaba, "Allah, onların kendisine ortak koş­tukları şeyden uzaktır, yücedir" diyen Allah Azze'nin gaybı (bilinmezi) konusunda konuşmaya cesaret gösterip küstahlık eden, terbiye ve güzel ah­lakı bozan haddi aşmış bozguncu sûfîliğin bazı sapıklarının, bildiklerini iddia ve tevehhüm ettikleri gibi biz de (ahirette) bize ne olacağını bilebileceğimizi söyleyebilir miyiz? [70] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn70)

Resulullah'ın Nübüvveti [71] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn71)


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Sana ne zaman nübüvvet (gerekli gö­rülerek) verildi?" Bir başka ifadede ise: "Ne zaman nebi oldun?" Resulullah (as): "Adem (as) henüz ruhla ceset arasında iken". Bu anlatım, sahih olan şekildir. Halk (avam) ise burada "su ve çamur arasında i^en" ifadesinin doğ­ru olduğu görüşündedir.
Hocamız (İbn Teymiyye) şöyle buyurdu: "Halkın bu açıklaması geçer­sizdir. Zira suyla çamur arasında herhangi bir aşama (merhale) yoktur. Doğru söz, daha önce denildiği gibidir." [72] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn72)


"Kevser'in Anlamı


Resulullah (as), "Kevser nedir?" diye sorulduğunda şöyle buyurdu: "Kev­ser bana Rabbım'ın cennette vereceği bir şeydir; sütten daha beyaz ve bal­dan daha tatlıdır. İçinde kuşlar vardır ki, boyunları kesim hayvanlarının boyunlarına benzer." Şöyle denildi: "Ey Allah 'in Resulü, öyleyse onlar hoş görünümlü ve tatlıdırlar." Resulullah (as), "onların en hoş ve en tatlıların­dan yerim" buyurdu. [73] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn73)


Kadının (Ahirette) İki Veya Üç Erkekle Evlenmesi


Resulullah'a (as), kıyamet gününde kadınların iki ya da üç erkekten hangisiyle evleneceği hususu sorulduğunda, "bunlardan ahlâk bakımından en temiz olanını seçer" buyurdu. [74] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn74)


Hangi Günah Büyüktür?


ResuJullah'a (as) hangi günahın en büyük günah olduğu sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Senin yaratıcın olduğu halde Allah Azze'ye eş koşnıan-dır", buyurdu. "Sonra hangi günah büyüktür?" diye soruldu; şöyle cevapla­dı: "Senin rızkına ortak olacak diye çocuğunu öldürmendir". "Sonra hangi­si?" denildiğinde, Resulullah (as), "komşunun karısıyla zina etmendir" bu­yurdu. [75] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn75) . .


Ey İtminana Ermiş Nefis!


Said b. Zeyd'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'ın (as) yanında bir adam, "ey itminana ermiş nefis.." ayetini okudu. Ebubekir şöyle dedi: "Ey Allah 'in elçisi bu ne güzel (söz)!" Resulullah (as), "ey Ebubekir! Melik (o-lan Allah Azze) bu sözü sana (kıyametle) söyleyecektir" buyurdu. [76] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn76)


Allah'ın En Sevdiği Amel Hangisidir?


"Allah Azze'nin en sevdiği amel hangisidir" diye sorulunca, Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Vaktinde kılınan namaz". Bir başka rivayette ise "vak­tinin evvelinde" İbaresi geçmektedir. "Sonra hangi ameldir?" denildi. Resu­lullah (as), "Allah yolunda cihaddır"buyurdu. "Sonra hangisi?" denildi. Re­sulullah (as) "Anaya babaya iyilik etmektir" buyurdu. [77] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn77)


Niçin Kalpleri Korkar?


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin, "onlar ki, kalpleri korku içinde o-larak vereceklerini verirler" ayetinin anlamı hakkında ne dediği sorulun­ca, "onlar; oruç tutanlar, namaz kılanlar, tasadduk edenler (sadaka veren­ler) ve (Allah Azze'den) korkanlardır" buyurdu ve sordu, "onların yaptıkları bu işler kabul olunmaz mı?" Oradakiler, "elbette kabul olunur" dediler.
Resulullah'a (as), "Allah Azze'nin, 'Rabbtn Ademoğlunun sırtından (belinden) zürriyetini (çocuklarım, neslini) alarak onları kendi ne­fislerine tanık olarak tuttu ve -ben sizin Rabbınız değil miyim?- dedi. Onlar ise, -elbette ki sen bizim Rabbtmızsın- dediler' ayeti konusunda ne diyorsun?" diye sordular. Resulullah (as), "kuşkusuz ki, Allah Azze ve Cel-le Adem 'i yaratınca onun sırtını (belini) sağı ile sıvazlayarak Ademin zürri­yetini çıkardı ve şöyle buyurdu: Ben bunları cennet için yarattım, zira bun­lar cenneti hak eden cennet ehlinin işlediği işleri, fiilleri ve amelleri yapa­caklar... Sonra sırtını (tekrar) sıvazlayarak yine zürriyetini çıkardı ve şöyle buyurdu: Bunlar cehennem içindir. Zira bunlar cehennemliklerin yaptıkları işleri işleyecekler" buyurdu.
Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi eğer durum böyleyse (yani cennetlikler ve cehennemlikler önceden belirlenmişlerse) ame­lin ne yaran var, ne diye çabalar harcıyoruz?" Resulullah (as), "kuşkusuz Allah Azze bir kulunu cennet için yarattığında cenneti hak eden kimselerin yaptığı herhangi bir işi yapar ve ölünceye kadar cennet ehlinin yaptıkları iş­leri yapmağa devam eder; eğer kul cehennem için yaratılmışsa ölünceye ka­dar cehennem ehlinin yaptığı işleri yapmaya devam eder, böylece cehenne­me girer" buyurdu. [78] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn78)


İyiliği Emreden, Ama Kendisi İyilik Yapmayan


(İnsanlara) iyiliği emreden, ama kendisi iyilik adına birşeyler yapmayan; kötülüğü yasaklayan, ama kendisi kötülük işlemekten geri durmayan kişinin cezası nedir?[79] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn79) Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde bir adam getirilir ve ateşe atılır, susuzluktan bağırsakları kurur." Bir başka rivayette İ~ se şöyle geçmektedir: "Karnındaki bağırsakları kurur. Ateş içerisinde dolap beygiri gibi dolanır durur. Cehennemlikler onun etrafında toplanır ve şöyle seslenirler: Ey falan kimse ne haldesin, bu durumun da nesi? Sen dünyada iken bizlere iyiliği emredip kötülüğü yasaklamıyor muydun?.. Şöyle der: Evet, ben sizlere iyiliği emrediyordum, ama kendim iyilik adına bir şey yapmıyor­dum; sizlere kötülüğü yasaklıyordum, ama kendim yapmaktan geri durmu­yordum."
Bu hadisi Buharî ve Müslim kitaplarına almışlardır. [80] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn80)


Cehennem Köprüsü Üzerinde


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Ben Resulullah'a (as), "Allah Az­ze'nin, 'kıyamet gününde bütün yeryüzü O'nun eli altında ve gökler de O'nun sağında dürülü bir durumdadır' ayeti hakkında ne dersin, o gün insanlar nerededir ey Allah'ın elçisi!" dediğimde şöyle cevapladı: "Bu esna­da insanlar cehennem köprüsü üzerindedirler."
Bu hadisi imam Ahmed kitabına almıştır. [81] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn81)


Nebi'nin (As) Amcası Da Ateşte(Cehennemde)Dir


Ebu Said el-HudrîMen şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'ın (as) ya­nında amcası Ebu Talib'in lafı edildiğinde şöyle buyurdu: "Umuyorum ki, kı­yamet gününde şefaatim ona yarar sağlar. Çünkü onu cehennemde (ateşte) azıcık bir suyun içerisine koyacaklar. Bu su beynini kaynatacak, oysa su, ancak (ayak) aşıklarına gelecek kadar bir derinliğe sahip olacak",
Bu hadisi îmam Müslim, Ahmed, İbn-İ Asâkîr ve Ebu Ya'Ia "Müsned" adlı kitabında rivayet etmişlerdir. [82] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn82)


Ateşten (Cehennemden) Bir Parça Suyun İçerisinde


Abbas b. Abdulmuttalİb'ten şöyle rivayet olunmuştur: "Ey Allah'ın elçisi acaba Ebu Talib'e herhangi bir şey fayda verecek mi? Zira o sağken seni ko­ruyor ve senin için insanlara kızıyordu?" Resulullah (as), "evet, O, ahirette cehennemden (ateşten) bir parça su içerisine oturtulacaktır, eğer ben (yani şefaati) olmasaydım cehennemin en dip köşesine gidecekti" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim ve İmam Ahmed rivayet etmişlerdir. [83] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn83)


Kader (Sınırları) İçerisinde İnsanların Yapacakları Şeyler


Resulullah'a (as) kader ve insaniarın onun sınırları içinde yapabilecekle­ri şey hakkında soruldu ve "acaba kader (kararlaştırılıp) bitirilmiş, değişmez ve değiştirilemez bir şey midir, yoksa yeniden ele alınıp başlanabilecek, de­ğiştirilebilecek bir şey midir?" denildi. Resulullah (as), "kader, kararlaştırıl­mış, geçmiş ve değiştirilemez bir şeydir" buyurdu.
O sırada şöyle soruldu: "Durum bundan ibaret ise amel, çalışma ve ça­balama neye yarar?" Resulullah (as)* "çalışınız, tüm çalışma ve çabala mala-rınız sizin için yaratılanların gerçekleşmesini kolaylaştıracaktır. Eğer mutlu­luk (cennet) ehlinden birisi çalışır, çabalarsa bu onun mutluluk ehlinden o-luşunu kolaylaştırır, eğer cehennem ehlinden biri çalışırsa bu onun cehen­nemliklerin amellerini yapmasını kolaylaştırır" dedi ve Allah Azze'nin, "(malından) verip de (Allah Azze'den) korkanlar ise..." ayetini iki aye­tin sonuna kadar okudu.
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. [84] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn84)


Eğer Allah'a Tevekkül Etseydiniz


Ömer b. el-Hattab'dan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'ı (as) şöyle söylerken işittim: "Eğer sizler gerçekten gereği gibi Alah Azze'ye tevekkül et­seydiniz kuşların rızıkland irildiği gibi nzıklandtnlırdınız; (baksanıza) yu­valarından aç olarak çıkıyorlar ve gıda ile dolu dolu (tok) olarak dönüyor­lar".
Bu hadisi İmam TirmiEÎ ve Hakîm eserlerinde nakletmişlerdir. [85] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn85)


Allah Azze Ve Celle İnsanların Sakladıkları Herşeyi Bilir


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin İnsanların kalplerinde (vicdanlarında ve gizliliklerinde) sakladıkları herşeyi bilmesi hususu sorulduğunda şöyle bu­yurdu:. "Evet, (Allah Azze gizli veya açık herşeyi bilir)".
Bu hadisi İmam Müslim kitabında rivayet etmiştir. [86] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn86)


Gökleri Ve Yeri Yaratmazdan Evvel Rabbımız Allah Neredeydi?


Resulullah'a (as), "Rabhvmız olan Allah gökleri ve yeryüzünü yaratmaz­dan evvel nerede İdi?" diye sorulduğunda bu soruyu soran kişiyi ayıplama­dan ve böyle şeyler sormaktım men etmeden şöyle cevap verdi: "Allah Azze o zamanlar bir bulutun üzerinde idi. Ne. altında ne de üstünde bava yoktu". Bu hadisi İmam Ahmed "Müsned"İnde nakletmiştir. Ne var ki İmamın bura­da "idi" (kâne) sigasıyla hadisi vermesi bizi mutmain etmiyor, rahat edemiyo­ruz. Bİz diyoruz ki, yalnızca Allah Azze'nin varolduğu zamanlar O'ndan baş­ka hiçbir şey yoklu, (yok İdi). Zira. bu gibi hususlarda sınır koymamak en doğrusu olacaktır. [87] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn87)


Alemin Yaratılması


Resulullah'a (asi, "alem nasıl yaratıldı?" diye sorulunca şöyle cevap ver­di: ''Allah var iken hiçbir şey yoktu, O'nun arş[88] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn88) su üzerinde idi. Allah her şevi zikrin[89] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn89)içerisine yazmıştır."
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında aktarmıştır. [90] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn90)


Yeryüzü (Yerine Başka Bir Şey Getirilmek Üzere) Değiştirildiği Gün İnsanlar Nerede Olacaklar?


Resulullah'a (as), "yeryüzü (yetine başka bir şey getirilmek üzere) değiş­tirildiğinde insanlar nerede olacaklar?" diye sorulduğunda, "Sırat (köprüsü) üzerinde olacaklar" diye cevapladı. Bir başka ifade de İse, "o sırada insan­lar karanlıklar içerisinde olacaklar, köprüde değil" anlatımı vardır.
Resulullah'a (as), "(kıyamet gününde) ilk ödüllendirilecek kimse kim­dir?'" diye sorulunca, "muhacirlerin (Allah için göç edenlerin) fakirleridir" buyurdu. Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. Yukarıda'hadisin başında Verilen iki ayrı cevap birbirleriyle çatışmam aktadır. Zira karanlık Sırattan ön­cedir. [91] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn91)


Rabbımıza Ulaştığımız Zaman Bize Ne Yapacak?


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Ey Allah in elçisi biz Rabbımız olan Al­lah'a kavuştuğumuz zaman bize ne yapacak?" Resulullah (as), "sizler Rab-hıntza apaçık sunulursunuz. Geçirdiğiniz tüm dönemler Onun için apaçık ortadadır, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz. Rahhınız, eliyle bir avuç su alır ve o-riu önünüze serper. Allah a yemin ederim ki, setptiği bu sudan hiçbir damla sizlerden hiçbirinizin yüzlerine (ulaşmakta) hata etmez. Ama Allah Azze'ye inananların yüzlerine beyaz bir peçeye benzeyen bir örtü konur. Kâfirin ise yüzüne kara, sıcak suya benzer bir şey çekilir. (Örtülür veya serpilir)" buyur­du.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında rivayet etmiştir. [92] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn92)


Cennette Kadınlarımızla Cinsel İlişkide Bulunacak Mıyız?


Resulullah'a (as), "cennette kadınlarımızla cinsel ilişkide bulunacak mı­yız?", bir başka anlatımda, "cennette hanımlarımıza kavuşacak, onlarla bu­luşacak mıyız?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Evet, nefsimi elinde (yedinde, kudretinde, gücünde) tutan Allah'a yemin ohun cennet ehlinden bir kişi (kısacık) bir kuşluk vakti içerisinde yüz bakireyle cinsel ilişkide bulu­nacaktır." Hafız Ebu Abdullah el-Makdisî, "bu hadisin rivayet zincirindeki şahsiyetler hadisin bana göre sahih olmasının koşuludur" demiştir. [93] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn93)


Amellerde Acele Ediniz (Amellerde Yarışınız)


Resulullah (as), "karanlık bir geceyi kateder gibi amellerde acele edin (veya adeta karanlık bir geceyi -çarçabuk- aşıp bitirecek gibi amellerle yarı­şınız). Zira insan mü'min olarak sabahlar, ama kâfir olarak akşam eder ve­ya mü'min olarak akşamlar, ama kâfir olarak sabaha ulaşır. Çünkü dünya­lık bir menfaat (bir amaç, bir hırs, bir garaz) uğruna insanoğlu dinini sa­tar" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır.
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Sizden birinize şeytan gelir ve 'seni kim, yarattı?' der. O, 'Allah' der. Şeytan, "peki ama Allah'ı kim yarattı?' der. Eğer sizden biriniz böyle bir durumla karşılaşacak olursa 'âmentu billahi ve ru-sulihi' (Allah'a ve Elçilerine inandım) desin; şeytanın kendisinden uzaklaşa­cağını görecektir", Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır.
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze amellerin (işlerin, fiillerin, çabaların, çırpınışların) yalnızca kendisinin zâtı (vechi, ta kendisi) kastedi­lerek (Allah'ın rızası amaçlanarak) içtenlik ve samimiyetle yapılanlarını, ka­bul eder".
İmam Nesâî bu hadisi kitabının "cihad" kısmında rivayet etmiştir, c.2, sh.59. [94] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn94)


Kabirlerin Korkunçlukları (Dehşetleri)


Resulullah (as), "eğer gizlediğiniz sırlarınız olmasaydı kabirlerdeki a~ zaplardan (dehşetlerden, ürkütücülüklerden) benim duyduklarımı sizlerin de duymanız için Allah Azze'ye dua ederdim" buyurdu. Hadisi İmam Ah­med kitabına almıştır.
İmam Ahmed ve İmam Tirmizî Resulullah'tan (as) şöyle rivayet ettiler: Resulullah (as), "kabir (mezar) abiretin molalarının (menzillerinin) ilkidir" buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce, ve Hâkim "hasen"[95] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn95)olarak değerlendirirken, Hz. Osman b. Affân'dan merfu olarak (yani filandan falandan duydum demeden, direkt olarak Osman dedi ki, Resulullah (as) şöyle buyurdu... diyerek-çev.) naklettikten sonra onu "sahih" olarak değerlendirenler de vardır. Bu nakilde şunlar aktarılmaktadır: Osman b. Affân herhangi bir mezar gördüğünde ora­da durur sakalları ıslamncaya kadar ağlardı. Kendisine "cennet ve cehennemi hatırladın da onun için mi ağlıyorsun?" diye sorulduğunda şöyle dedi: "Re­sulullah (as) şöyle buyurdu: ...(yukarıdaki hadisi nakletti)"[96] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn96)


Allah Azze'nin Yarattıkları (Yaratması) Hakkında Düşününüz,Ama Allah Azze'nin Zâtı (Ne Olduğu) Hakkında Düşünmeyiniz


Ebu Naîm'in "el-Hılye"sİnde ve İbn-i Ebi Şeybe'nin "Kitabul Arş" adlı e-serinde İbn-i Abbas'tan ve Isbahanî'nin "Tergib" adlı eserinde rivayet etlikleri hadiste şöyle denmektedir: Resulullah (as) ashabının arasına gelerek "neden toplandınız?" diye sordu. Onlar, "Rabbımızt hatırlayalım ve O'nun azameti­ni (büyüklüğünü) düşünelim diye toplandık" dediler. Bunun üzerine Resu­lullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze'ninyaratttklan (yaratması) hakkında düşününüz, ama zâtı (kendisi, ne ve nasıl olduğu) hakkında düşünmeyiniz (fikir yürütmeyiniz). Zira sizler O'nun değerini (nasıl ve nice olduğunu) takdir edemezsiniz." [97] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn97)


Tevhid Sözcüğü


Resulullah (as) şöyle buyurdu: "sizinle, şehadel (tevhid) sözcüğü olan eşhedü en lâ ilahe illallah arasına ölüm girmezden, yani ölmezden evvel çokça şehadet (ve tevhid) ediniz. Ölülerinize de kelime-i şehadet ve tevhid sözcüğüyle telkin veriniz."
Bu hadisi Ebu Hureyre rivayet etmiş ve îbn-i Asâkir ve İbn-i Adiyy de kitaplarına almışlardır. [98] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn98)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:04
(Önce) Allah'ın Dilediği Sonra Sizin


Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah'ın dediği olur, bizim dileğimiz ise sonradtr."Ve şöyle dedi: "Kabe'nin rabbınayemin olsun ki, ..."deyiniz.
Bu hadisi Tahâvî "el-Müşkil"mde ve el-Hâkim de "el-Müstedrek"inde ri­vayet etmişlerdir. [99] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn99)


"Allah'ın Dediği Olur, Filan Kimsenin De Dediği Olur" Demeyiniz


Resulullah (as) şöyle buyurdu: 'Allah'ın dediği olur filan (veya fa­lan) kimsenin de., demeyiniz. Ama, öncelikle Allah'ın dediği olur, son­ra da filan ya da falan kimsenin dediği, .diyebilirsiniz."
Bu hadisi Beyhakî ve Ebu Dâvûd rivayet etmişlerdir. [100] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn100)


Beni Allah İle Birlikte Bir Eş Mi (Ortak Mı) Edindiniz?


(Bir rivayette de, "Allah ile bir mi tutuyorsun?")
Resuluüah'a (as) bir adam gelerek bazı hususlarda müracaat etti ve şöy­le dedi: "Allah'ın ve senin dediğin (dilediğin) olur". Bunun üzerine Resulul­lah (as) ona şöyle dedi: "Beni Allah'a denk mi tutuyorsun? (Bir rivayette: "Eş mi koşuyorsun?) Hayır, yalnızca Allah'ın dediği ve dilediği olur" buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce, Beyhakî ve Ahmed rivayet etmişlerdir. [101] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn101)


İnananlara Şaşıyorum


Resulullah (as), "şu inananlara şaşıyorum (bu benim hoşuma gidiyor); Allah Azze'nin onlar hakkında verdiği her karar her yargı sürekli olarak on­ların hayırlarına (ve iyiliklerine) oluyor" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Ya'lâ "Müsned"inde îbn-i Ahmed ise babasının "Müsned"inde rivayet etmektedir.
Dua, kazayı (verilen hükmü, yargıyı) çevirebilir
Resurullah (as), "(Allah Azze'nin verdiği) kaza (yargı) yalnızca dua ile değiştirilebilir, ömür de yalnızca birr (iyiliklerle) uzatılabilir" buyurdu. B,u hadisi Tirmizî ve Tahâvî kitaplarına almışlardır. [102] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn102)


Rüyaların Anlatılması


Resulullah (as), "rüyalarınızı yanlızca alim yahut temiz bir insandan başkalarına anlatmayınız" buyurdu.
Tirmizî ve Dârtmî bu hadisi kitaplarına almışlardır. [103] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn103)


Adem'in (As) Yaratılması



Resulullah (as) şöyle buyurdu: 'Allah Azze ve Celle Adem'i yarattı, son­ra da onun sırtından (arkasından) (diğer) yaratıkları çıkardı ve şöyle dedi: Ben aldırmam, şunlar cennete; ben aldırmam, bunlarda cehenneme". Birisi şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! (durum böyle ise, yani cennetlikler ve cehen-
nemlikler ta o zamandan belirli ise) bizim amellerimizin çalışmalarımızın temeli, dayanağı nedir, ne diye çalışıyoruz?" Resulullah (as), "amellerinizin dayanağı kaderin gerçekleridir. (Sizler -tüm insanlar- kaderin -Allah Azze'nin insanı değerlendirmesinin- kapsadığı gerçeklerin ortaya çıkması i-çin çalışırsınız) " buyurdu.
Bu hadisi Ahmed, İbn-i Hibban ve "Tabakât" adlı eserinde Sa'ad rivayet etmişlerdir. [104] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn104)


Sihir (Büyü)



Resulullah (as), "okuyup üfleyerek efsun yapmak, nazar boncuğu, nus-kalar, büyü ve sihir yapmak Allah'a eş koşmaktır (müşrikliktir)" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Dâvûd, İbn-i Mâce, îbn-i Hibban ve İmam Ahmed rivayet etmişlerdir. [105] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn105)


Adak Adamanın Hikmeti


Resulullah (as) dedi ki, "Allah Azze şöyle buyurdu,- Adak adamak (nezr) ademoğluna benim değerini belirlemeyeceğim hiçbir şey yüklemez. A-ma nezr, kendisi sayesinde cimri kimselerden bir şeyler çıkarmak istodiğim bir şeydir. Cimri kimse bana (direkt olarak) sunmaktan hoşlanmadığı ve ra­zı olmadığı bir şeyi nezr (adak) sayesinde (dolaylı olarak) hoşnutlukla su­nar, nezr işte böyle bir şeydir". Bir rivayette de: "Bana daha önce sunmadığı, sunmaktan hoşlanmadığı bir şeyi -nezr adı altında- sunar, denilmektedir.
Bu hadisi Nesâî ve Müsned adlı eserinde İmam Ahmed rivayet etmekte­dir. [106] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn106)


Nezr İki Adaktır


Resulullah (as), "nezrin hakikati (gerçeği) ne'dir?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Nezr iki nezr'dir (yani iki adaktır). Allah için olanının keffareti vefadır, sadakattir (yani adanan adağın -nezrin- söz verildiği za­man ve koşullarda yerine getirilmesidir). Şeytan için olanında verilen söz ye­rine getirilmez (Allah'ın haricinde herhangi birine yapılan adak şeytana ya­pılmış demektir, bu nedenle verilen söz yerine getirilmez). Böyle bir adak a-dayan, yalnızca, yemin edip yemininden dönmek isteyen kişinin ödediği ye­min keffaretini öder (üç gün oruç tutmak gibi)".
Bu hadisi Beyhakî kitabına almıştır. [107] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn107)


Allah'a İnananların En Mükemmeli


Resulullah'a (as), "Allah'a iman bakımından mü'minlerin en mükem­meli hangisidir?" diye sorulunca, "iman bakımından mü'minlerin en mü- ahlaken en güzel olanlarıdır. Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en İyi (hayırlı) olanıntzdır" buyurdu.
Bu hadisi Tirmizî ve İmam Ahmed rivayet etmişlerdir. [108] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn108)


Hayır Olarak (Borç Verir Gibi) Önceden Yaptıklarına Teslim Olursun


İbn-i Hazm, "Müslüman iken mûrted olan (din değiştiren) biri ve daha önceden Müslüman olmamış bir kâfir Müslüman olduğunda daha önceden hayır adına her ne yapmışlarsa onlara teslim olunur, bu doğrudur" dedi.
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Allah Resulüne sordum,
"ey Allah'ın elçisi!îbn-i Ced'ân cahiliyye (İslam öncesi) döneminde tüm akraba ve yakınlarını ziyaret eder (sıla-i rahm'i gözetir) ve miskinleri doyu­rurdu; şimdi, acaba onun yapmış olduğu tüm hu iyilikler ona yarar sağla­yacak mı?" Resulullah (as), "hayır ya Aişef Zira O, bir gün dahi olsun Rab-bım kıyamet gününde (din gününde) hatalarımı bağışla affet beni' demiş bir kimse değildi" buyurdu.
Bu hadisi Müslim "Sahih"inde ve îmam Ahmed Müsned'inde rivayet et­mişlerdir. [109] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn109)


Dünyada (Sürekli) Yaparak Devam Ettiği Bir Amel Üzere Ölen Kimse Ahirette De O Hal Üzere Dirilir


Resulullah (as), "kişi dünyada ne hal üzere ölürse ahirette Allah Azze o-nu o hali üzere yeniden diriltir" buyurdu.
Bu hadisi Hâkim rivayet etmiştir. Hadis, Müslim'in koşullarına göre de "sahih"tir. [110] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn110)


Umulur Ki Allah Azze Onu Affeder


Resulullah (as), "umulur ki (belki) Allah Azze tüm günahları affedecek­tir, ama müşrik (ortak koşucu) olarak ölen ya da mü'min olduğu halde hak­sız yere bir mü'mini öldürenler müstesnadır"buyurdu.
Bu hadisi Ebu Dâvûd ve İbn-i Hibbân rivayet etmişlerdir. [111] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn111)


Allah Azze Kıyamet Gönünde Acaba Bizleri Teker Teker Mi Hesaba Çekecektir Yoksa Toptan Ve Bir Defada Mı?


Hayseme'den, O da Adiy b. Hatem et-Tâî'den rivayet etmiştir. Resulullah (as) şöyle dedi: "istisnasız her biriniz'arada herhangi bir tercüman (aracı) bulunmaksızın Allah Azze ile (ahirette) konuşacaksınız." Rivayet eden di­yor ki; ama ahirette Allah ile konuşurken sözcükler ve ifadeler yalnızca a-ğızdan, boşluktan, dudaklardan ve dilden olacaktır,
Allah Azze ve Celle göklere ve yere şöyle dememiş midir: "İsteyerek ya da istemeyerek gelin, onlar da İsteyerek geldik demişlerdi." Bu konuşmalara dikkat etmiyor musunuz ki, yer ve gökler bir boşluktan iki dudakla ve bir dille (lisanla) konuşmuşlardır?
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: "Dâvûd ile birlikte teşbih et­sinler diye boyun eğdirdik." Dikkat ediyorsanız dağlar bir ağızla, bir hoş­luktan, bir dille, iki dudakla ve organlarla konuşmuşlardır. Kâfir kişinin or­ganları onun yaptıklarına tanıklık ettiklerinde şöyle demişti. "Siz (organla­rım olduğunuz halde) benim aleyhime ne diye tantkhk ettiniz? Onlar dediler ki, (biz kendiliğimizden konuşmadık) herşeyi konuşturan Al­lah Azze bizi de konuşturdu". Dikkat ediniz ki, bu organlar bir boşluk­tan, bir ağız, iki dudak ve bir dille konuşmuştur. Ama ağız, dil ve dudaklar kendiliğinden konuşmaksızın Allah Azze onları kendi dilediği şekilde konuş­turmuştur. [112] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn112)


Allah Azze İşinde Galiptir


Allah Azze ve Celİe bir işe hüküm verdiği zaman göklerde melekler o i-şi (ve emri) gereği gibi yerine getirip yürürlüğe koymak için nasıl sorumlu­luk yükleniyorlar?
îkrime'den ve o da Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir; Resulü İlah'tan (as) işittim şöyîe dedi: "Allah (cc) bir işte hüküm verdiği zaman göklerde melek­ler Allah Azze'nin (verdiği hüküm) sözünün davacısı olarak kanatlarını çır­parlar. Sanki onlar kayaların üzerine dizilmiş birer zincir gibidirler. Kalple­rinden korku giderildiği zaman (birbirlerine) sorarlar: ,'Rabbınız ne dedi?' Cevaplarlar: Rabbıtntz hakkı söyledi. O (cc) yüceler yücesidir ve büyüktür." Bu sözü rivayet eden kişi birkaç bölümden sonra, Allah Azze'nin, "O (Al­lah) hergiin bir başka durumdadır", "onlara (inkarcılara veya in­sanlara) her yeni bir uyarı geldiğinde..."', "...bilemezsin ki belki de Al­lah bundan sonra yeni bir şey (bir iş, bir emir) yaratır" ayetlerini oku­du ve "O'nun (Allah'ın) oluşturduğu ve yaptığı şeyler yaratıkların yaptıkları­na benzemez" dedi. Bu sözünün kanıtı olarak da Allah Azze'nin, "O'nun (Allah'ın) bir benzeri yoktur, O işitici ve görücüdür" ayetini gösterdi. İbn-i Mes'ud Resulullah'tan (as) şunları rivayet etti: Resulullah (as) dedi ki, "Allah Azze kendi işini dilediği gibi yaratır, (yarattığı) işlerinden biri de -buyruk o-larak- namazda konuşmamanızı emretmiş olmasıdır. " Eyyub İkrime'den O da îbn-i Mes'ud'dan rivayet ederek şöyle dedi: "Nasıl oluyor da Ehl-i Kitaba (Bristiyanlara, Yahudilere) ellerindeki kitaplarında nelerin yazılı olduğunu soruyorsunuz? Oysa sizin elinizdeki kitap (Kur'an-ı Kerim) Allah Azze'nin. ahdine (vaadine ve sözüne) en yakın olan kitaptır. O kitabı içtenlikle okuyor tebliğ ediyoruz O'nda hiç bir kuşku yoktur." Zührî şöyle rivayet etti: "Bana Ubeydulİah b. Abdullah şöyle haber verdi: Abdullah b. Abbas dedi ki, "ey Müslüman toplumlar/ içinde hiçbir kuşku bulunmayan, Allah Azze hakkın­da en yeni haberler olarak Allah Azze'nin Nebt'nize indirdiği Kitabınız (Kur'an) var iken nasıl oluyor da Ebl-İ Kitab'a (dinle ilgili) herhangi bir hu­susta sorular sorup bir şeyler danışıyorsunuz? Oysa Allah Azze, Ehl-i Kitab'tn kendilerine indirilen Allah kelamını değiştirip onun yerine başka sözleri Allah kelamı olarak getirdiklerini, kendi elleriyle kitap yazıp bunun Allah Azze'nin kitabı olduğunu söylediklerini, sonra birazcık bir yarar sağ­lamak amacıyla bunları düşük birfiata sattıklarını sizlere haber vermiş ve sizleri bunlara karşı uyarmıştı. Üstelik Allah Azze sorarak ilim öğrenmenizi de yasaklamış değildir. Allah Azze'ye yemin ederim ki, (sizin onlara bu ka­dar çok sormanıza rağmen) onlardan hiç kimsenin herhangi bir hususta si­ze indirilenler hakkında hiçbir şey sorduğu görülmüş değildir".[113] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn113)


Acaba Rabbımız Dünya Semasına İniyor Mu?


Bir çok hadiste geçtiği gibi Rabbımız her gece dünya semasına iniyor mu? Oysa Allah Subhanehu ve Tealâ gerek zamanla, gerekse mekânla (yerle) ilgili herhangi bir sınırlamadan uzaktır. (O'na yer ve zaman nisbet oluna­maz.)
imam Malik'in hocalarından biri olan İbn-i Şihab'tan, O da hocalarından Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan, O, Ebu Abdullah el-E'azz'dan, O da Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre ve İmam Malik'in "el-Muvattâ"sında yeralan meşhur "nüzul hadisi"nde şöyle denilmektedir: Resulullah (as) dedi ki, "Rab-bımız Tebarek ve Tealâ hazretleri her gecenin üçte biri kaldığında dünya se­masına iner ve şöyle der: Bana dua eden yok mu duasını kabul edeyim, ben­den bir şey isteyen yok mu vereyim, benden affedilmesini isteyen yok mu onu \ affedeyim?" Buharî ve Müslim gibi "Sahih" eser sahipleri bu hadisi tmam Ma-7 lik ve diğerlerinden rivayet ettiler. "Nüzul hadislerimin Resulullah'tan (as) mütevatir olarak rivayet olundukları kuşkusuzdur. Bu hadisleri sahabelerden yirmiden fazla kişi rivayet etmiştir. Bunlardan bazıları diğerlerinden alarak başkalarına ulaştırmış kimisi dinlemiş, onaylamış ve hadisi itiraf etmiştir. Bunlardan hiç kimse bu hadisleri inkâr etmedikleri gibi kabul de etmişlerdir. Sahabelerden sonraki dönemin tabiin alimleri de bu hadisleri işitip rivayet et­mişlerdir; genel olarak diğer imamlar da. Bu hadisleri rivayet edenler onları kitaplarına almışlar ve inkâr edenlere karşı çıkmışlardır.
Hiç kimsenin kendisi gibi şerh yazamadığı "Muvatta" şârihi tmam Ebu Ömer îbn-i Abdilberr şöyle demiştir: "Bu hadis (yani Allah Azze'nin dünya semasına inişi demek olan "nüzul" hadisi) kesindir. Kuşaktan kuşağa nakle-dilirken sahih bir senetle aktarılmıştır. Hadis alimleri onun doğruluğu konu­sunda fikir ayrılığı göstermemişlerdir." Bu açıklamasını sürdüren Abdilberr şunları da eklemiştir: "Bu hadis, bu sahih nakil zincirinin ve yönteminin dı­şında Resulullah'tan (as) ayrılmış başka yollardan da nakledilmiştir. Bu hadis içerisinde Allah Azze'nin yedi göğün üstünde gökte arş üzerinde olduğunun kanıtlan vardır. Nitekim alimlerden bir topluluk da aynı hususu vurgulamış­tır. "Allah arş üstünde olmayıp her yerdedir" diyen ve bu husustaki açıklama­ları bir hayli geniş tutan Mutezile (Ehl-i Tevhid ve Adalet-yay.) ekolünün sa­vundukları fikre karşı bir kanıtı da Sünnet alimlerinden bir topluluk bu hadis içerisinde bulmuştur. [114] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn114)


Evet, Rabbımız Da Güler


Acaba Rabbımız olan Allah Azze güler mi? Allah Subhanehu ve Tealâ bir ayetinde kendisi için, "O'nun benzeri (gibisi) olacak hiçbir şey yoktur" dedi­ği halde mi (Rabbımız da güler diyebileceğiz)? Öyleyse Rabbımız olan Allah Azze Nelere Gülmektedir?
Bu husustaki "gülme" hadisleri Resulullah'tan (as) mütevatir olarak riva­yet olunmuştur. İmamlar bu hadisleri rivayet etmişlerdir. îmam Malik de ki­tabı "el-Muvattâ"da bu hadisi Ebu Hureyre'den rivayet ederek almıştır. Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze iki kişiye güler: Birisi bir başkasını öldürür, ama her ikisi de cennete gi­rerler; öldürülen Allah yolunda savaşa girmiş ve bu savaşta şehid olmuştur. Bu Müslûmanı öldüren katil de daha sonra Müslüman olarak Allah Azze uğrunda savaşa girmiş ve bu savaşta şehid edilmiştir."
Bu hadisi "Sahih" sahibi olanlar İmam Malik'ten ve diğer ravilerden riva­yet etmişlerdir, mesela Süfyan es-Sevrî Ebu Zünnâd'dan rivayet etmiştir.
Hadis imamları Buhari ve Müslim, bu hadisin ve Ebu Hureyre'nin hadi­sinin bir benzeri olan bir parça rivayet etmişlerdir.
Ebu Said et-Tavîl'in meşhur hadisinde ise şöyle geçmektedir: "Kişi Allah Azze'ye o kadar çok yalvarır dua eder ki, Allah Azze artık ona güler ve 'hadi gir cennete' der". [115] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn115)
Bu hadisi, Müslümanlar arasında çok iyi tanınan Said b. el-Müseyyeb, E-bu Hureyre'den rivayet etmiştir. Said'in haricinde de bu hadisi rivayet eden­ler olduğu gibi Said'den de Zührî ve arkadaşları rivayet etmiştir. Bu hadiste şu ibare de yeraîmaktadır; "Allah Azze onlara daha önce tanıdıkları şekil­den bir başka şekilde gelir de O 'nu tanıyamazlar ve 'senden Allah 'a sığınırız, burası bizim mekânımız, bizi buraya Rabbımız getirdi, biz O'nu gördüğü­müzde tanırız' derler. Bunun üzerine Allah Azze kendisini tanıdıkları suret­te (şekilde) gelir ve onlar da Allah Azze'yi tanırlar." Bu hadis, Buharî ve Müslim'in Sahih'lerinde, İmamu'l Müslimîn Leys b. Sa'd'ın rivayetinden alan Ebu Saîd'den bir başka nakil yoluyla ve bu hadisleri rivayet etmediği sanılan başka kimselerden de rivayet edilmiştir. Bu rivayetlerde daha büyük ve daha beliğ ifadeler vardır. Mesela, "başlarını kaldırıyorlar ve daha önceleri suretinin (şeklinin) ilk kez değiştiğini görüyorlar" ifadesiyle, "îş/erCin zor­luğu) dizboyunu aşar" ve "Cebbar (olan Allah) şöyle der.- 'Şefaatim kaldı' bunun üzerine ateşten bir tutam (bir avuç) alır ve milletleri çıkarır; derileri ve etleri soyulmuş bir haldedirler" ifadeleri yeralmaktadır.
Yine İmam Malik Ebu Zünnâd'dan, O'nun A'vec'den, O'nun da Ebu Hu-reyre'den rivayet ettikleri hadiste Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "Allah Azze yaratmaya karar verdiğinde kendi katında arşının üzerine 'rahmetim gazabımı geçmiştir' diye yazmıştır".
Bu hadisi bu senet zinciriyle ve bir başkasıyla Buharı gibi sahih kitap sahipleri kitaplarına almışlardır, [116] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn116)


Amellerin En İçten Ve Doğru Olanı


İşlenen ameller ve bunların kabul edilmeleri arasında büyük farklılıklar vardır. Zira Allah Azze, kendisinden gerçekten korkan, buyruk ve yasaklarını gözeten muttakîlerden başka hiç kimsenin amelini kabul etmez.[117] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn117) Amelleri bütün içtenlikleriyle yalnızca Allah Azze'nin zâtı için olan ve Muhammedi sünnete dosdoğru uyan muttakîler kimlerdir?
Yalnızca çokça ictihad yapmış olmak bir üstünlük değildir. Üstünlük, iş­lerinde ve sözlerinde doğruluk ve hidayet üzere olmaktır. Mesela hadiste şöyle geçmektedir: "(Gelişigüzel) icatlar yaparak ictihad edenlerin Allah'tan uzaklaşmaktan başka hiçbir kârları olamaz." Nebî (as) Haricîler hakkında şöyle buyurmuştur[118] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn118): "Sizden bazılarınız onlarla olup kıldığı namazı, tut-tuğu orucu ve okuduğunu (öğrendiğini tebliğ ettiğini) alçaltır, değersizleşti-rir. Onlar Kur'an-t Kerim'i okhrlar ama okudukları onların gırtlaklarından aşağıya (yani kalplerine) gitmez, böylece onlar da okun hedefi delip gittiği gibi İslam 'dan çıkar giderler".
Kıble ehlinden (Müslümanlardan) olup da bid'atçı olanlar pek çoktur. Bunlar, Râfızîler, Kaderciler, Cehmciler ve diğerleridir. Bunların ictihad açısın­dan, gerek ilimde (teoride) gerekse pratikte ehİ-i sünnetle pek ilişkileri oldu­ğu söylenemez. Ehl-İ Kitap ve müşriklerden pek çoğu için de durum bundan farklı değildir. Ama burada (bir anlamda ictihadla) amaçlanan güzelliktir. Me­sela Fadl b. İyâd, Allah Azze'nin, "hanginizin daha iyi (en güzel) amel yaptığını deneyelim diye..." ayeti konusunda yaptığı açıklamalarda, "(et­melin en güzeli ve en iyisi), en samimisi ve en doğru olanıdır" demiştir. O'na, "ey Ali'nin babası, en doğrusu ve en samimisi ne demektir?" denildi­ğinde şöyle demiştir: "amel, içten, samimi, halis olup da doğru olmazsa kabul edilesi değildir. Kabul edilmesi için hem halis (katıksız, içten ve samimi) olmalı hem de doğru (sevab) olmalıdır. Halis (içten, samimi, katıksız) 'Allah için olmak' demektir. Sevab (doğru, hak, gerçek) 'sünnete uymak' demektir".
"Ey Allah'ım! Bize, bizi sana asi olanlardan ayıran "Allah korkusu"nu, cennetine ulaştıracak olan "Allah'a itaat'% dünyanın belalarını küçümsete-cek olan (görünmeze -gaybe- inançtaki) "kesin bilme"yi ve iman gücünü ver. Bize verdiğin kulak, göz ve güç gibi nimetlerin ömürlerini uzun et, bu ni­metlere içimizden mirasçılar getir. Bize zulmedenden hakkımızı, intikamı­mızı al, bize düşmanlık edene karşı bize yardım et, belamızı kendi dinimiz içerisinden verme, dünyayı en büyük uğraşımız haline getirme, dünyalık bir şeyler elde etmeyi tek amacımız haline dönüştürme, ilmimizi dünya ile sınır­lı hale dönüştürme ve senden korkmayan ve bize rahmet etmeyen kimseleri günahlarımızdan dolayı başımıza bela etme."
Bu hadisi el-Hâkim, Tirmizî ve îbn-i Ömer'den rivayet etmiştir. [119] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn119)


Beni Sırat Üstünde Arayın


Enes, Resulultah'tan (as) kendisine şefaat etmesini istedi. Resulullah (as) O'na şöyle dedi: "Evet, sana şefaat edeceğim," JLnes, "peki kıyamet gününde seni nerede arayayım?" dedi. Resulullah (as), "beni, ilk arayacağın yer olan Sırat'ta bulacaksın" dedi. Ben şöyle dedim: "Ya seni sıratta butamazsam? Resulullah (as): "O zaman mizanda (ölçü tartı yerinde) olurum" dedi. Ben, "ya seni mizanda da bulamazsam?" diye sordum. Şöyle dedi: "O zaman da Kevser Havz'tnda olurum. Kıyamet gününde bu üç yerde yanılmam (yani mutlaka bu üç yerin birisinde olurum)".
Bu hadisi imam Ahmed rivayet etmiştir. [120] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn120)


Onu Bağla Sonra Tevekkül Et


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi!Devemi saldım ve sonra da tevekkül ettim". Resulullah (as), "hayır, önce onu bağla, sonra tevekkül et" buyurdu.
Bu hadisi îbn-i Hibban ve Tirmizî rivayet etmiştir. [121] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn121)


Dilini Allah'ın Zikriyle Yumuşak Tut


Adamın biri Resulullah'a (as) gelerek şöyle sordu; "İslam'ınyasaları ba­na çok geliyor. Bana sıkıca tutunacağım bir şeyi vasiyet eder misin?" Resulul­lah (as), "dilini Allah Azze'nin zikriyle yumuşak ve ıslak tut. Allah'ı sürekli buyurdu.[122] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn122)


Allah Azze'ye İtaat Etmeyene İtaat Edilmez


Muaz b. Cebel Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi!Başımı­za senin sünnetine uymayan ve senin takibettiğin yolu (İslam'ı) izlemeyen kimseler gelip bizleri yönettiklerinde onlara karşı nasıl bir tutum izleyelim? Onlara karşı nasıl davranmamızı emredersin? Bu husustaki görüşün nedir?" Resulullah (as), "Allah Azze'ye itaat etmeyen (O'nun buyruk ve yasaklarını gözetmeyen) hiç kimseye itaat edilmez" buyurdu.
Bu hadisi îmam Ahrned rivayed etmiştir. [123] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn123)


Bir Şeyi (Bilmeyerek) Yaptığına Emin Olmakla Birlikte Yaptığı Şeyden Hoşlanmayan Kişinin Hatası Hariç


Haccâc b. llât ResuluUah'a (as) şöyle dedi: "Benim iCfekke'de malım ve orada yaşayan ailem var. Onların yanına gitmek istiyorum, ama burada yerleştim kaldım. (Haccâc burada "senden birşey istiyorum" diyecek yerde istemeyerek) Bu nedenle sana sövmek istiyorum ya da senden bir şeyler al­mak istiyorum, bu husustaki görüşün nedir? Ne diyorsun" Resulullah (as) O'nu azarlamak yerine istemeden böyle bir ifade kullandığını düşünerek di­lediği gibi konuşmasına ve istediği şeyi söylemesine izin verdi.
Bu hadisi îmam Ahmet rivayet etmiştir, .
Bu hadiste anlatılanlar şu hususa işaret etmektedir: Resulullah (as), bir kimsenin, yanlış konuştuğu halde sözünü kesmeden ve sözünü tekrar ettir­meden konuşmasına izin veriyorsa bu demektir ki, ya sözü söyleyen kişi o anda kullandığı sözcüklerin o cümledeki anlamlarını kasdetmemiştir veya sö­zünün anlamını bilmeden konuşmuştur yahut da sarfettiği sözleri asıl anlam­ları dışında kullanmıştır; bu nedenle de, yanlış söylemiş olmasına rağmen sö­zü tekrarlatılmamıştır (yani ona büyük bir tolerans, müsamaha gösterilmiştir), îşte Allah Azze'nin, elçisiyle insanlara gönderdiği dini budur. Bu dikkate alı­narak, kafir bir kimse Müslüman olduktan sonra kafirken yaptıklarından ya­hut söylediklerinden sorumlu tutulamayacağı; delinin delilikten, sarhoşun sarhoşluktan kurtulduktan ve uyuyanın uyandıktan sonra daha evvel yaptık­ları ve söylediklerinin dikkate alınmaması gerektiği esasına göre Haccâc b. î-lât da bu kabilden olarak söylediklerinden sorumlu tutulamaz. Zira Haccâc, Resululîah (as) ile konuşurken demek istediğinden farklı bir şey söylemiştir. Kalbinin söylemek istediği ve amaçladığı ile söylediği tamamen farklı şeyler­di. Bu hususta Allah Azze şöyle buyurmaktadır: "Allah dit sürçmeleri so­nucu (yamlarak, bilmeden, istemeden) yaptığınız yeminlerinizden si­zi sorumlu tutmaz. Yalnızca bilerek, isteyerek -bilinçli olarak- yaptı­ğınız yeminlerinizden sorumlu tutar." (Maide 9) Bir başka ayette ise, "...ama Allah sizi kalplerinizin kazandıkları, yani bilerek, isteyerek ve düşünerek yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutar" (Bakara 225) diye buyurarak durumu açığa çıkarmıştır. Bu ayetlere göre dünya ve ahirette-ki hüküm yalnızca kalbin yaptığı ve bilinçli olarak ortaya koyduğu şeylere İNANÇ göredir. [124] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn124)


İslam'da Ölülere Ağıt Yapmak Yoktur


Bir hanım Resulullah'a şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi'. Hanımlar cahili-ye (İslam öncesi küfür) döneminde cenazem dolayısıyla beni teselli etmek ü-zere ağıt yakmışlardı. Şimdi ben de onların cenazelerine Müslüman oldu­ğum halde ağıt yakayım mt?" Resulullah, "İslam'da ölüye ağıt yakmak,mibir vermemek için birbirinin kızlarıyla evlenmek, kabirlerin, mezarların, lahit-lerin, türbelerin ve ziyaretlerin başlarında kurban kesmek, (hayvan boğazla­mak) ve yarışlarda at koşturup peşinden naralar atmak yoktur. Yağmacılık (talan)yapan bizden değildir," diye buyurdu. Bu hadisi tmam Ahmed rivayet etmiştir. [125] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn125)


Tevessül Ve Vesile[126] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn126)


Allah'ın evliyası (dostları, buyruk ve yasaklarını gözetenler, velileri) ve i-yi kimseler aracılığıyla tevessül etmek helal midir? Allah Azze tarafından gön­derilmiş bir nebî(elçi)den yardım istenmesi, onun yahut büyük meleklerin yardıma çağrılması onlara dua olunması veya Allah Azze'nin ayetlerinden im­dat beklenmesi helal midir?
Bu husus, yani tevessül ve vesile konusu çok büyük bir öneme, çok ha-sas bir oluşuma, esere ve ağır ve tehlikeli denebilecektir konuma sahiptir. Nitekim alimlerin belleklerini işgal ettiğinden beri bu konudaki görüşler art­mış ve kavramlar ihtilaflı bir hal almıştır. Böylece insanlar tevessül ve vesile konusunda bir tarafta bu hususu destekleyen kanıtlar, diğer tarafta bu husu­su kabul etmeyen kanıtlardan oluşan bir zemine kaymışlardır. Bir taraf teves­sül vesile aramayı küfür, Allah Azze'yi İnkâr etmek, O'na eş koşmak ve zın­dıklık olarak değerlendirirken, diğer taraf tevessül ve vesile aramayı helal o-larak değerlendiriyor, ama bazı özel koşullara bağlıyor ve özel şeylerde, be­lirli konumlarda olmak üzere sınırlarını belirliyor. Biz ise bu konuda açıkla­maları genişletmek, konuyu analiz etmek, tartışmak ve olabildiğince ayrıntı­lara girmek istiyoruz. Ta ki hak (gerçekler) kesin bilginin keskinliğiyle ortaya-çıksın ve bid'at ehli, kazandığı günahları hiç eksiltmeksizin kıyamete kadar taşısın.
İbn-i Teymiyye veliler (evliya), nebiler ve kabirlerde yatanlar (türbeler, ziyaretler, yatırlar) ile tevessül etmeyi kabul etmemiştir. O'nun görüşlerine sufizm ekolü mensupları, sufîler (tasavvufçular) karşı çıkmışlardır. Böylece Şeyhülislam îbn-i Teymiyye ile tasavvufçular arasında harp çıkaracak bir ça­tışma atmosferi ortaya çıkmıştır. Bu çatışmalarda her iki taraf da kendi fikrini şiddetle savunmuştur. Durum böyle olunca şimdi sormak gerekmektedir: "Tevessül"ün ve "vesile"nin gerçek kimliği ve anlamı nedir?
Birinci söze, yani acaba kulun Allah Azze'nin insanlara elçi olarak gön­derdiği bir nebîyİ yahut büyük meleklerden birini veya Aliah Azze'nin bir a-yetini yahut Kabe'yi ya da bilinen dualardan birini yahut da Hızır'ı[127] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn127) bir vesi­le[128] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn128) aracı edinerek Allah Azze'den yardım dilemesi helal midir?
Filanın hakkı için, falanın hürmetine, meleklerin makamı ve yaratıkların (Allah'a) en yakın olanının hakkı için diyerek bir şey isterken Allah Azze'ye ya da yaratıkların ve Allah Azze'nin fiillerine ve amellerine yemin etmek he­lal midir? Bu hususlardaki soruların pek çok olduğu söylenmektedir. Sünne­tin getirdiği, yani Resulullah'ın (as) yaptığı dualarda Allah Azze'den, İsimjeri, sıfatlan, O'na sığınmalar ve ayetleri aracılığıyla dua ederek istekte bulunul­makta ve bu tip dualar "Sünen" kitaplarında yeraİmaktadır. Mesela şu sözde olduğu gibi: "Allah'ım hamd sana özgüdür. Sen gökleri ve yeri yoktan var e-densin, ey yücelik ve kerem (cömertlik) sahibi olan, ey ölümsüz diri ve ey berşeyi gözeten, koruyan (tüm bu niteliklere sahip olduğun için) senden isti­yorum".
Ve şu duada da bu durum şözkonusudur; "Ey Allah'ım! Sen kendisin­den başka ilah olmayan, doğmamış ve doğrulmamış olan, eşi ve benzeri bu­lunmayan hiçbir şeye veya kimseye muhtaç olmayan tek bir Allah olduğun için senden istiyorum ".
Müsned'de geçen bir duada ise, "ey Allah'ım/ Kendi kendini adlandır­dığın veya kitabında indirdiğin tüm isimlerinle yahut peygamberlerine öğ­rettiğin ve zatına özgü olan gaybı bilen (allâm el-guyûb) adını araya koya­rak senden istiyorum " buyurulmuştur.
Bazı alimlerin dillerine doladıkları ve sokak muskacılarının satmak üze­re yazmış oldukları, "(ey Allah'ım!) Korkakları rahatlatan Kâfin tedbirinin hatırı için, Tür, Arş, Kürsî, Zemzem, Makam ve Haram Belde (Mekke) batın için senden şöyle şöyle yapmanı vs. istiyorum" şeklindeki dua vb. Bu tıp dua­ların benzerleri ve örnekleri pek çoktur.
Bu tip duaların ve yardım istemelerin örnekleri hususunda ne Resulul-lah'tan (as) ne de sahabelerden hiçbir örnek rivayet olunmadığı gibi tabiin a-limleri de böyle dualardan herhangi bir şey aktarmış değillerdir. Yemin ko­nusunda İse, imamlardan şöyle rivayet olunmaktadır: Resulullah (as) buyur­du ki: "Yemin etmek isteyen kişi ya Allah Azze'ye yemin etsin yahut da sus-sun", "Allah Azze'den bir başkası adına yemin eden kimse Allah Azze'ye eş kopnuş demektir (yani müşriktir)", "Allah Azze'yi bırakıp da yaratıklardan herhangi birisine yemin etmek hiç kimsenin asla ve asla hakkı değildir" ve "kullardan herkim olursa olsun eğer Allah Azze'ye yemin etmiş İse Allah^Az-ze onun yemin ettiği hususu doğruluğa ulaştırır, yani onun yeminin karşılı­ğını verir". Burada şunu hatırlayalım, Enes b. en-Nadr, Resulullah (as) "Ra-bî'nin tırmanan yollarına yemin ettin mi?" diye sorduğunda şöyle dedi: "Hayır, seni hakk olan (tslam 'la veya Kur'an)la (yahut hakk olarak) gönde­ren Allah Azze'ye yemin ederim ki Rabî'nin tırmanan yollarına yemin etme­dim. " Berrâ b. Malik ise, "ey Rabb (olan Allah Azze!yalnızca şöyle şöyle ya­payım diye sana yemin ettim" demişti. İşte bu iki kimse de Allah Azze'nin yeminlerini kabul edip onların karşılığını verdiği kimselerdendiler. (Zira on­lar yeminlerini hem Allah Azze'ye yapmışlar hem de yeminlerini doğruluk uğrunda yapmışlar, yalan yere yemin etmemişlerdi-çev.} Kul Allah Azze'den bir şeyler ister ve dilekte bulunur. Bunları yaparken istediklerini Allah Azze'ye bazı aracılar (nedenler, vesileler) yardımıyla iletir. Bu tip hareketler Allah Azze'nin yapanlara sevap vereceğini vaad ettiği faaliyetlerden, daha doğrusu salih amellerdendir. Allah Azze, kullarını, çağrılarına (dualarına) ica­bet edeceğini vaad ettiği bu tip salih amelleri yapmağa teşvik etmiştir. Nite­kim, sahabeler Allah'a dualarla yaklaşırlarken kendi Peygamberlerini, sonra O'nun amcasını ve amcası dışındaki salih insanları aracı ediniyorlar ve onlar­la Allah'a tevessül ederek onların dualarını ve şefaatlarını kendilerine vesile ediniyorlardı. Bu hususta Buharî'nin Sahih'inde şunlar geçmektedir: Ömer b el-Hattâb yağmur duası İçin Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbâs'ı vesi­le tutarak Allah Azze'den su istiyor ve "ey Allah'ım biz sana (yağmur dua­sında) duamızı sunarken senin elçinle tevessül ediyorduk (O'nun hürmetine diyorduk) sen de bizlere su (yağmur) veriyordun. Şimdi de Peygamberimi­zin amcasıyla sana tevessül ediyoruz (onun yüzüsuyu hürmetine diyoruz) bize yağmur ver" diyordu. Allah Azze de onlara su veriyordu. Müslümanlar, Hz. Ömer'in ölümünden sonra da dualarında İbn-İ Abbas'la tevessül ediyor­lardı. "Sünen" kitaplarında bu tipten haberler yer alır. İmam Tirmizî de bun­ları sahih kabul eder. Bir haberde şöyle geçmektedir: (Kör) bir adam Resu-lullah'a (as) gelerek şöyle dedi: "Allah Azze'ye dua et de gözlerimi bana geri versin (gözlerim tekrar görsün)". Resulullah (as), ona, abdest alıp iki rekat namaz kılmasını ve "ey Allah'ım! Şu ihtiyacımı gidermen hususunda senden yardım diliyor ve Rahbım olan sana yöneliyorum. Ey Allah'ım bu husustaki şefaat (arabuluculuk), senin elçinden gelen bir talebtir" diye dua etmesini ve kendisini yönlendirdiği ve özendirdiği hususta Allah elçisinin kendine yaptığı şefaati kabul etmesini Allah Tealâ'dan istemesini emretti. Bu kişinin i-nandığı Peygamberi ile birlikte Allah'a yönelmeleri sahabelerden herhangi birinin Resulullah (as) ile birlikte Allah'a yönelmeleri gibidir. İşte bu tevec­cüh ve tevessül ResuluIlarTın (as) duası ve şefaatıyla olan bir teveccüh ve te­vessüldür. [129] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn129)
Ama "meleklerinin, nebilerinin, resullerinin, dostlarının (evliyanın), falan velinin, fÜan elçinin, Beytu'l Haram'ın, zemzemin, makamın, Tûr'un, Beytu'l Ma'mûr'un ve benzeri herhangi bir şeyin veya kimsenin hakkı için senden İs­tiyorum veya sana yemin ediyorum..." gibi dualar ve benzerleri ne Resulul-lah'tan (as), ne sahabelerinden, ne de onlara her iyi hususta tâbi olan tabı-în'den rivayet edilip aktarılmış değildir. Üstelik Ebu Hanİfe ve arkadaşları E-bu Yusuf gibi daha pek çok alimler bu tip duaların helal olmadığına dair de­lillerini ortaya koymuşlardır. Zira bu tip yeminler Allah Tealâ'ya yaratıkların­dan bazılarının aracılığıyla yapılan yeminlerdendir ki bunlar Allah'tan bir başkası adına yapılan yeminler gibidir. Allah Tealâ'nın dışında herhangi bir şeye yemin etmek ise helal değildir. İnsanın herhangi bir şey aracılığıyla Al­lah'tan bir istekte bulunması, vesile edinmek ve sebeplere tutunmak demek­tir. Bu durumda kul dua ederken veya herhangi bir dilekte bulunurken Allah Tealâ'ya kendi yaptığı salih amellerini sunar, onlar aracılığıyla veya Allah Az­ze'nin Nebîsiyle ya da kullarından salih temiz kimselerle tevessül ederek ih­tiyaçlarının karşılanmasını diler. Bu durumda, kulun aracı kıldığı temiz amel­leri Allah Azze tarafından ödüllendirilmek amacına yönelik olduğu gibi, dua etmesi de, ortaya koyduğu ihtiyaçlarının karşılanması, sıkıntısının giderilmesi ve gözleyip durduğu hedefine Ailaşmak istemesi içindir.
Bu, yağmur duası için çıkılırken yapıldığı rivayet olunan duanın anlamı içerisinde yer alan bir husustur: "Ey Allah'ım! İsteyenlerin senin üzerinde o-lan haklarının hatırı ve tâbi olduğum şu yolun hakkı için senden (şöyle şöyle yapmanı ve şunları vermeni vs) istiyorum" gibi. Mağara arkadaşları [130] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn130) da böyle dua etmişlerdi. Onlar Allah Azze'ye dua ederken, işledikleri salih a-melleriyle yalvarmışlar ve inandıkları Peygamberleriyle tevessül etmişlerdi. İşte bu tevessül onların Peygamberlere olan İmanları, itaatlan, sevgileri ve onları kendilerine veliler edinmeleri yahut onların dua ve şefaatlanm aracı tutmalarıyla gerçekleşmiş bir tevessüldür. Bununla beraber kendileriyle te­vessül olunan şahsiyetler bizzat kendi nefislerinde insanların isteklerine ce­vap verecek ve dualarına karşılık gösterecek herhangi bir şeye sahip değil­dirler. Yani duasmda veya isteklerinde "falanın yüzüsuyu hürmetine" veya "filan kimsenin hatırı için" diyerek Allah'a bir vesileyle yaklaşmak isteyen kimseler de onların vesileleri de hiçbir yarar veya zarar sağlayabilecek her­hangi bir güce sahip değildirler. Allah'a göre, isteyen de aracı gösterilen de bu hususta hiçbir şeye muktedir değildir. Her iki kesimin de tüm ihtiyaçlarını ve dualarını karşılayan Allah Azze'dir. Kulun kendileriyle tevessül ettiği şah­siyetlerin Allah Azze katında yüce bir makama sahip olmaları kulların istek­lerini yerine getirecek kudrete sahip olduklarını göstermez. Kendileriyle te­vessül olunan şahsiyetler Allah Azze'nin kendilerine verdiği iyilikler, erdem­ler ve ikramlar nedeniyle (Allah Azze ) katında yüce bir mevkiye ve övgüye değer bîr dereceye ulaşmış olsalar da bu durumlarından dolayı, kendileriyle tevessül eden veya etmeyen herhangi bir kimsenin duasını kabul edip ihti­yaçlarını yerine getirecek değillerdir. Dualarında ve isteklerinde kendileriyle tevessül ettikleri şahsiyetlerin makam ve değerleri, Allah'a inanıp itaat etmek şeklinde ortaya çıkan bif ulaşım yolu ya da bu şahsiyetlerden Allah Azze'ye ulaşan ve dua ve şefaat biçiminde kendini gösteren bir vesile olmuştur. İşte, birisi kullardan Allah'a iman ve itaat olarak, diğeri de Allah'tan kullara dua ve şefaatin kabulü olarak tezahür eden bu iki hususla kul Allah'a tevessül e-der. Diğer yandan Allah'ı bırakıp O'nun yarattıklarına yemin etmek hususu İ~ se yalnızca Allah Azze'nin hakkını verebileceği bir husus ve yalnızca O'nun hakkı olarak İslam'ın esas temelleri arasında yeralır. Biz ancak yasama hakkını elinde bulunduran Allah'a kulluk ederiz, yoksa bid'at ve uyduruklara değil. Burada, "Rabbına kavuşmayı isteyen, salih (temiz ve doğru) a~ metler işlesin ve Rabbına kulluk ederken O'na hiçbir şeyi ortak koş­masın" (Kehf 110) ve "...Hanginizin daha iyi amel yaptığını bilsin diye sizi imtihan etmek için ölümü ve hayatı yarattı" (Mülk 2) ayetlerine dikkat etmek gerekir. Fadl b. İyâd burada en doğru ve en İçten olan sözü söylemiştir. O'na, "ey Ali'nin babası, amellerin en doğrusu ve en içten olanı hangisidir?" denilince şöyle demiştir: "Kuşkusuz ameller doğru yapılmaz.ar­sa içten (samimi ve riyasız) olsalar dahi kabul olunmazlar. Doğru yapıldık­larında da samimi (halis, içten ve riyasız) oluncaya kadar kabul edilmezler. Halis olan, Allah Tealâ için olandır. Sevab (doğru, isabetli) olan amel ise Kur'an-ı Kerime veResulullah'ın (as) sünnetine uyandır".
Bu bir bütündür. Zira din Allah Azze'nin dinidir. Resulullah bu dini O'ndan alıp -insanlara- ulaştırmıştır. Böylece Allah'ın haram kıldığından baş­ka haram (kılınmış veya kılınacak) ve yasa olarak koyduğu (şeriat olarak be­lirlediği) dinden başka diğer dinler ortadan kalkmıştır. Allah Azze kendine ortak koşanlara (çeşitli şekillerde dünyada ve ahirette) azap etmiştir. Zira Al-l^h Azze kendilerine izin vermediği halde onlar din olarak yasalar oluşturdu­lar. Bahîre, Sâibe,.Vasîle ve Hâmî gibi Allah Azze'nin haram kılmadığı pek çok şeyi haram kıldılar. O'ndan başkasına dua etmek, kulluk etmek ve Hris-tiyanların uydurdukları ruhbanlık sınıfları gibi sınıflar oluşturmak suretiyle İs­lam'dan başka yeni yeni şeriatlar oluşturdular. [131] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn131)
İslam ilk peygamberin de dinidir, son peygamberin de. Allah elçilerinin tümü "İslam" ile gönderilmişlerdir. Bu hususta Hz. Nuh Alehisselamın, "ey kavmim şu bulunduğum makamım (konumum) ve size Allah'ın ayetlerini hatırlatmam (okumam) size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben Allah'a tevekkül ettim. (O'na dayandım) Öyleyse siz (yapacağınız) işinizi ve ortaklarınızı toplayın. Sonra işiniz başınıza bir dert, bir sıkıntı oluşturmasın. Daha sonra da bana hükmünüzü uygulayın, (bana) süre de tanımayın. Eğer benim ö-ğüdümden) yüz çevirdi iseniz, neden? Ben sizden herhangi bir ücret isteme­dim ki, benim şu işime karşılık olarak ücretim yalnızca Allah'a aittir. Ben Müslümanlardan olmakla emrolundum" (Yunus 71-72) şeklindeki sözleri bunu göstermektedir. Nitekim Allah Azze şöyle buyuruyor: "İbrahim'in di­ninden yüz çevirenler yalnızca kendi(nefîs)lerinİ alçaltanlardan baş­kaları değildir. Kuşkusuz ki biz İbrahim'i dünyada seçtik. O ahirette de salihlerdendir. Rabbı ona 'müslüman ol' dedi, O da, 'alemlerin Rabbı olan Allah'a teslim oldum' dedi. İbrahim oğullarına böylece va­siyet etti. Yakub da, 'ey oğullarım Allah sizin için bu dini (İslam'ı) din olarak seçti. Sizler yalnızca müslûmanlar olarak ölün' dedi". (Bakara: 130-132) Bîr başka ayette de, "Musa şöyle dedi: Ey kavmim! Eğer Allah'a İnandı ve teslim oldu iseniz O'na tevekkül edin" (Yunus 84) buyurulu-. yor.
Yine bir ayette de şöye buyuru lmuştur: "Havarilere; bana ve elçime inanın diye vahyettim. Onlar da, 'biz iman ettik sen de şahid ol ki, bizler müslümanız'dediler." (Maİde 111).
İki Sahih'te (Buharı ve Müslim'de) şu hadis yeralmaktadır: ResuluIIah (as) buyurdu ki: "Ey Nebiler topluluğu, dinimiz bir tek dindir ve tüm resulle­rin dini de tek bir dindir. Bu din islam'dır. İslam, eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a ve emrettiği, şeriat (yasa) halinde ortaya koyduğu İslam'a göre kulluk etmektir". Nitekim ayette, "Allah Azze, Nuh'a vasiyet (tavsiye) et­tiğini, sana vahyettiklerimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye et­tiğimizi size din olarak şeriat (hukuk sistemi) yaptı. Şöyle ki; dini (İslam'ı) ayakta tutun (onu destekleyin, varlığım koruyun, helalini haramını gözetin) ve din içerisinde (dinî konularda) ayrılıp parça­lanmayın. Senin müşrikleri davet ettiğin husus onlara çok büyük (a-ğtr) geldi" (Şura 13) buyrulmaktadır. tik peygamber Adem'den (a) son pey­gambere kadar gelen tek bir din vardır, o da İslam'dır. Bunun yanında her peygambere verilen şeriat ve programın farklılık göstermesi İse doğaldır. Al­lah Azze'nİn bunu "ey insanlar/ İçinizden seçilmiş her peygamber için bir yol ve bir şeriat tayin ettik" (Maide 48) diyerek belirlediği gözönünde tutulunca bir peygamberin şeriatının bile dönem dönem farklılık arzetmesine benzer biçimde şu anda inandığımız din olan İslam'ın da şeriat ve program olarak farklılık arzetmesi doğal karşılanmalıdır.
Allah Azze İslam'ın başlangıcında Hz. Muhammed'e (as) Beytu'l Mukad-des'e (Kudüs) doğru yönelerek namaz kılmasını emretmişti. Daha sonraları Hicretin ikinci yılında Beytu'l Haram'a (Kabe'ye) doğru dönmesini emretti. Bu olaylar İslam dininde kendine özgü zamanlarda gerçekleşmişti. İslam şeriatinden önce Tevrat'ın şeriatı kendi zamanında İslam dininden bir parça ol­duğu gibi, İncil'in şeriatı da kendi zamanı içerisinde İslam dinînden bir parça idi. Bu durumda Tevrafa inanıp İncil'i inkâr edenlerin İslam'dan çıkıp kâfir olmaları gibi, İncil'e inanıp Tevrat'ı yahut bu üçünden ikisine inanıp Kur'an-ı Kerimi inkâr eden de dinden çıkmış kâfir olmuş demektir. İman, Allah'ın gönderdiği tüm kitaplara ve Onun elçilerine inanmak keyfiyetlerini kapsar ve gerektirir.
Bu hususta Allah Azze şöyle buyurmuştur: "Allah'a, bize indirilene, İb­rahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a ve torunlarına indirilmiş olanlara Mu­sa'ya, isa'ya ve tüm Allah elçilerine Allah tarafından verilenlerin hepsine i-man ettik, bunlardan hiçbirini dışlamayız (ayırmayız), bizler Allah'a teslim olmuş kimseleriz (mûslümanlarız) deyiniz". (Bakara 136) [132] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn132)


Onun İlmi Rabbımın Kalındadır


ResuluIIah (as) acaba kıyametin ne zaman kopacağını biliyor muyda, üstelik kıyametin işaretlerini de önceden haber vermişti? Yoksa Resululfah kı­yametin vaktini biliyordu, ama onu açıklamakla emrolunmamış mıydı?
Sahihân'da (Buharı ve Müslim'de) Ebu Hureyre'den ve Müslim'ue Hz. Ömer'den rivayet olunmuş bir hadiste Hz. Ömer şöyle dedi: Resulullah'a (as), "kıyamet ne zaman kopacaktır?" denildiğinde, "hu sorunun sorulduğu kişi, soran kişiden daha bilgili değildir" dedi.
Burada ResuluIIah (as), kendisinin, soruyu soran Bedevi'den daha fazla bilgi sahibi olmadığını açıklamaktaydı. Soruyu soran kişi bir Bedevî görünü­mündeydi. Ama o anda kim olduğunu bilemedik. Çekip gittikten sonra onun Cebrail (as) olduğunu öğrendik. ResuluIIah (as) kendinden bahsederken kı­yametin zamanı hususunda bir Bedeviden daha fazla bilgiye sahip olmadığı­nı söylemişti...
ResuluIIah (as) kıyametin kopma zamanı hakkında hemen hiç bir şey bilmediğini ifade ettiği halde nasıl oluyor da bir başkası çıkıp kıyametin vak­tini bildiğini iddia ediyor?
Kıyametin kopma koşullan olarak Kitap ve Sünnette sayılan hususlar kı­yametin alametleridir. Bunlar pek çoktur. Buraya kadar bazılarını sunduk ba­zılarını da sonra sunacağız. Kıyametin vaktinin belirli olduğunu savunanlar­dan biri de "ed-Düreru'I Munazzam fi-Ma'rifetil Muazzam" adlı eserin yazarı­dır. Bu adam, eserinde kıyametin alametleriyle vakti arasında 10 kanıt say­mıştır. Bu hususta açıklamalarda bulunanların bazıları "hece harfleri'ni daya­nak noktası edinmişler, bazısı da batının felaketlerinde destekleyici unsur a-ramışlardir. Bu tipler ve benzerlerini kendilerine tâbi olan kimseler gözlerin­de büyütmüşlerdir. Ama genelde bu tiplerin tümü yalancı ve iftiracılardan başka bir şey değildirler. Bunların yalan ve iftiraları pek çok yönden ortaya çıkmıştır. Bunlar bu hususta hiçbir bilgileri olmaksızın konuşmaktalar. Onların iddiaları "keşF ve "sırların bilinmesi" ikilemine dayanmaktadır. [133] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn133) Allah Azze şöyle buyurmaktadır: "De ki: Rabbım fahişeliği (zina, kötü ahlak, gü­nah, Allah 'm yasakladığı her şeyin yapılmasının) gizli olanını da aşikâre o-lanını da, günahı, haksız yere aşırı gitmeyi (azgınlığı ve zulmü), Allah'ın hakkında 'hu benim ortağımdır' diye bir kanıl indirmediği herhangi bir kimse veya şeyi O'na ortak koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah'a söyleme­nizi (iftira olması bakımından) haram kılmıştır". (A'raf 33)
Eğer Resulullah (as) kıyametin kopma zamanını bilmekte olduğu halde bu hususu açıklamamakla emrolunmuş olsaydı -ki çoğunlukla böyle sanıl­maktadır- veya bu hususta hiçbir şey bilmiyor olsaydı bile bu varsayımlar a-rasında en doğrusu, sözü dolaştırmamamız, yorumlama ma m iz ve Allah Az-ze'ye ait olan herşeyi O'na havale etmemiz, cennetin ve cehennemin hak (gerçek), kıyametin hiç kuşkusuz gerçekleşecek olduğuna ve Allah Azze'nin -tüm- kabirlerde yatanları (ölüleri) yeniden dirilteceğine iman etmemizdir. [134] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn134)


Allah Azze'ye Yaratıklarıyla Yemin Etmek Helal Midir?


Halkın bazı kesiminin dua ederken söyledikleri sözler; yaratıklar aracı tutularak Allah'a edilen yeminler ve sokak muskacılarının yazdıkları şeyler­den ibarettir. Mesela Tûr'a, Arş'a, Zemzem'e, Kürsî'ye, Makarn'a ve Haram Belde Mekke'ye dua etmek gibi. Acaba bu tip duaların helal oluşu konusun­da Resulullah'tan (as) herhangi bir haber gelmiş midir?
Uzun araştırmalardan sonra elde ettiğimiz gerçek şu ki; bu tipten her­hangi bir duanın helal oluşu hakkında ne Resulullah'tan (as), ne sahabeler­den, ne de imamlardan hiçbir haber gelmediği gibi durum ne olursa olsun böyie bir yemin etmek hiç kimsenin hakkı da değildir.
Resulullah'tan (as) şöyle rivayet olunmuştur: "Yemin etmek isteyeniniz ya Allah'a yemin etsin ya da sussun" ve "Allah'tan başkasına yemin eden O'na ortak koşmuştur (müşrik ohHuştur)".
Bunlardan şu sonuca ulaşıyoruz: Müslüman kişinin -Allah Azze'yi bıra­kıp - yukarıda sayfîan şeylere yemin etmesi helal değildir. [135] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn135)


Su Gözelerini, Taşlan Ve Ağaçları Uğurlu Saymak


Halk kesiminden ve eğitilmemiş insanlardan pek çoğu taşlara ve pınar gözelerine adaklar adarlar yahut bez bağlarlar veya ağaç yapraklarından yada başka şeylerden uğur tutarlar. îşte tüm bunlar gerçekten Allah Azze'yi in­kâr ettiren, insanı küfre düşüren işlemlerden ve cahiliyye (küfür) bidatların-dandır. Hem de Allah'a eş koşmaya (müşrikliğe) götüren en kolay ve yakın yoldur. Müşriklerin bir ağacı vardı. Onun üzerine silahlarını asarlar ve ona (zât-ı envât), yani "askılar sahibi" derlerdi. Bazı kişiler şöyle dediler: "Ey Al­lah'ın Resulü/ Müşriklerin bir zât-ı envât ağacı olduğu gibi biz de bir zât-ı envât edinelim". Resulullah (as), "Aliahuekber! Kavminin Musa'ya söyledik­lerinin aynını siz de bana söylüyorsunuz. Onlar Musa'ya şöyle demişlerdi: 'Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah yap'. îşte hu ulus­ların süregelen sünnetleridir. Kuşkusuz ki, sizler eski ulusların sünnetlerini (gelenek, görenek ve âdetlerini) adım adım, santim santim takihedeceksiniz; öyle ki eğer o uluslar bir keler (zehirli kertenkele) deliğine girseler siz de gire­ceksiniz ve onlardan biri karısıyla yol üzerinde (alenen ortaya yerde) cinsel ilişkide bulunsa siz de hemen -onun aynını-yapacaksınız" buyurdu. [136] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn136)


Allah Azze Nefisten Ve Hatırdan Geçen (Düşünülen), Ama Uygulanmayan Şeyleri Hesaba Çekmez Mi?


İnsanın gönlünden ve hatırından pek çok şey geçer. Bunlar kötülüklerle dolu olabilir. İnsan gönlü, hatırı ve nefsi ister istemez bunları düşünür, bu­nunla birlikte hemen onları terketse, uygulamasa acaba Allah Azze düşünü­len bu kötülüklerin hesabını insandan sormaz mı; insanı sorumlu tutarak bunlar nedeniyle insanı cezalandırır mı?
tmam Müslim'in Sahih'inde Ebu Hureyre'den rivayet olunan şu hadis geçmektedir; Resulullah şöyle buyurdu: "Allah Azze benim ümmetimi, nefis­lerinden (gönüllerinden ve halırlarından) geçen, yalnızca düşüncede kalan, ama konuşulmayan, söylenmeyen yahut ümmetinim kendinin veya bir baş­kasının uygulamasına sebep olmadığı şeylerden (kötülüklerden) dolayı ceza­landırmaz, bu kusurunu bağışlamıştır". [137] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn137)


İmanda Vesvese (Kuruntu, Kuşku) Ve Bunun İlacı


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: "İnsanlar birbirlerine öyle sorular sorarlar ki, artık Allah yarattı, Allah bunu bir yaratık olarak yarattı, peki Allah'ı kim yarattı?' gibi sorular gündeme gelir. Gönüllerinde, düşünce­lerinde bu tip kuşkular, kuruntular ve vesveseler bulanlar hemen 'âmentu bilîah' (Allah Azze'ye inandım) desinler." [138] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn138)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:04
Kafir Olarak Ölene İyi Amelin Yararı Olur Mu?


İnkarcı (kafir) olarak ölen kişinin ölmeden önce yaptığı güzel ve hoş a-mellcri varsa bunlar Allah katında ona bir yarar sağlar mı, yalnızca iyiliklerin­den dolayı kıyamet gününde göreceği azabı hafifler mi?
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah'a şöyle dedim: "îbn-i Ced'an cahiliye döneminde akrabalarım ziyaret (sıla-i rahim) eder ve mis­kinleri doyururdu. Ona bu iyi hareketlerinin yaran olur mu?" Rcsulullah (as) şöyle buyurdu: "Hayır, O -bir kez olsun- 'Rabbim kıyamet gününde be­nim hatalarımı (suçlarımı ve günahlarımı) bağışla' demedi." [139] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn139)


Cennetle Müjdelenen 70 Bin Kişi


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulultah (as), "ümmetim­den 70 bin kişi kendilerine hesap sorulmadan cennete girecektir" buyurdu. Bir adam şöyle dedi: "Ey Allah 'in Resulü, Allah 'a dua et de beni bu cennetlik kimselerden eylesin". Resulullah (as), "ey Allah'ım, bu kimseyi onlardan ey­le" dedi. Bir başkası kalkarak, "ey Allah'ın elçisi Allah'a dua et de beni o kimselerden eylesin" dedi. Resulullah (as), "Ukkâşe bu konuda seni geçti" de­di. Bu hadis Sahih-i Müslim'de geçmektedir. [140] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn140)


Resulullah'a (As) Salavat Getirmenin Keyfiyeti


Resulullah'a (as) salavat getirilmesinin keyfiyeti hakkında sorulduğunda, "şöyle deyiniz"diye buyurdu ve "Allahümme salli"[141] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn141) ve "Allahûmme barik" dualarını okudu. Bu hadis muttefekun aleyhtir. [142] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn142)


İslam, İman, Hicret Ve Cihad


Bir adam Resulullah'a (as), "İslam nedir?" diye sorunca şöyle buyurdu: "İslam, kalbini Allah a teslim etmen ve Müslümanlara ne elinle ne de dilinle hiçbir kötülük yapmamandır." Adam, "hangi îslam (teslimiyet) daha erdem­lidir?" dedi. Resulullah (as) "imandır (inanmak ve inançttr)" buyurdu. A-dam, "iman nedir?" dedi. Resulullah (as), "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ölümden sonra yeniden dirilmeye inanmandır" buyur­du. Adam, "peki hangi iman (inanç) daha erdemlidir?" diye sordu. Resulul­lah (as) "hicrettir" buyurdu. Adam, "hicret nedir?" dediğinde, Resulullah (as), "hicret (göç) tüm kötülüklerden göç etmen, onları terkelmetı ve onlar­dan uzaklaşmandır" buyurdu. Adam, "hangi hicret en erdemli olandır?" di­ye sordu. Resulullah, "cihaddır (çabalamak, vuruşmak, gayret etmektir)''bu­yurdu. Adam, "cihad nedir?" diye sorduğunda, Resulullah (as), "inkarcılarla karşılaştığında onlarla vuruşmandır (onları öldürmen yahut vuruşarak öl-mendir)" buyurdu. Adam, "hangi cihad en erdemlisidir?" dedi. Resulullah (as), "(savaş alanlarında) seçkin atını (Allah uğrunda çatlatırcasına koştu­rup tüm çabasını harcaması sonucunda) heder eden ve kendi kanını (bu u~ ğurda) akıtan kimsenin yaptığı cihaddır Bundan sonra ise amellerin en erdemlisi, bunlarla eş değer olan ameller müstesna şu iki ameldir- (Yalnız Allah için olan) makbulhacc ve Umredir"buyurdu. Bu hadisi İmam Ahriıed rivayet etmiştir. [143] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn143)


İnsanı Cennete Sokan Amel


Muaz, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! Bana, beni cen­nete götürecek ve cehennemden uzaklaştıracak olan bir amel (iş, faaliyet, aktivite ve uygulama) öğret". Resulullah (as), "sen büyük -ve ağır- bir hususu sordun. Allah Azze kimin için (cennete gidiş) yolunu kolaylaştırma o yol ko­lay olur; cennete girmek, ateşten kurtulmak, Allah'ın yolunu kolaylaştırdığı kimselerden olmak istiyorsan Allah'a kulluk edersin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılarsın, zekâtı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın ve Allah Azze'nin evi olan Kâbeyi hacc edersin" dedikten sonra devam ederek, "sana hayrın (iyiliğin ve iyi olan herşeyin) giriş kapısını (onlan kazanacak amelleri) göstereyim mi?" diye sordu. Ben hemen, "evet göster ey Allah'ın el­çisi" dedim. Şöyle dedi: "Oruçtur ki, (kötülüklere ve şehvete karşı) insanı ko­rur, sadaka ki, suyun ateşi söndürdüğü gibi hatalan (gûnahlan ve suçlan) siler götürür ve gecenin karanlığında (kimse görmeksizin) insanın ktldığı namazdır. Peki, şimdi sana işlerin başını, onlan ayakta tutan desteklerini ve en doruk noktalannı anlatayım mı?İşlerin başı 'İslam', onu ayakta tutan ve yıkılmaktan koruyan direkleri ve destekleri de namazdır. İşlerin en doruk noktası Allah yolunda ve O'nun uğrunda cihaddır. Peki tüm bunlann kalbi­ni ve odak noktasını göstereyim mi?" Ben, "evet ey Allah'ın resulü" dedim. Resulullah kendi dilini göstererek: "İşte bunu kendine sakla, (dilini tut)" bu­yurdu. Ben, "ey Allah'ın elçisi -dilimizle- konuştuklanmızdan da sorumlu muyuz?" dedim. Şöyle dedi: "Annen sensiz kalsın Ey Muaz! İnsanlar cehen­nemdeki ateşte yalnızca dillerinin kendilerine kazandırdığı belâlar yüzün­den yüzüstü sürünürler."
Bu hadis sahihtir.
Resulullah'a (as), bir bedevî şöyle dedi: "Bana bir şey bir iş öğret ki -o-nu yapınca- beni cennete götürsün". Resullulah (as), "Allah'a kulluk et (her işte O'nun hoşnutluğunu gözet), O'na hiçbir şeyi ortak tutma, farz olan na­mazı kıl, belirlenmiş olan zekâtı ver ve Ramazan orucunu tut" buyurdu. Bu­nun üzerine bedevî, "nefsimi elinde tutan Allah'a emin ederim ki, bu saydtk-tanndan ne eksik ne de fazla yaparım" dedi, Adam arkasını dönüp gidince Resulullah (as), "cennetlik kimselere bakmaktan hoşlanan, işte şu insana (bedevîye) baksın" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bir başka adam ResulullalVa (as) şöyle dedi: "Bana, beni cennete soka­cak ve ateşten (cehennemden) uzaklaştıracak bir amel göster" . Resulullah (as), "Allab Azze'ye kulluk et, O'na hiçbir şeyi ortak tutma, namazı kıl, zekâ­tı ver ve sıla-i rahim et" dedi[144] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn144)
Bu hadis müttefekun aleyh'tir. [145] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn145)


Evet, Cennete Girersin


Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: "Çenelerinin ara-sındakiyle bacaklarının arasındakini (dilini ve cinsellik organını) günah­lardan koru, cennete girmene ben kefil olayım."
Bu hadis sahihtir. [146] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn146)


Cennete Götüren Şey


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "En erdemli amel hangisidir?" Şöyle bu­yurdu: "Allah Azze'nin bir ve tek oluşuna inanmak, sonra cihad etmek, son­ra da Allab Azze'nin kabul ettiği bir hacc yapmaktır. Bunlar amellerin en erdemlileridir. Diğer ameller ise bunların yanında güneşin doğuşu ve batışı arasındaki (zaman) gibidir "
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Resulullah'a (as), "en erdemli amel hangisidir?" diye sorulduğunda şöy­le buyurdu: "Allah Azze'yi sevmen, O'nun uğrunda kızıp darılman (veya se­vinmen) ve dilinden Allah Azze'nin zikrini düşürmemendir." Soruyu soran şöyle dedi: "Bu nedir ki? ey Allah'ın elçisi" . Resulullah (as), "kendi nefsin i-çin istediğin şeyi insanlar için de istemen ve ya hayır (iyi şeyler) söylemen yahut susmandır" buyurdu. Sahabelerden bazıları "amellerin en erdemlisi" konusunda anlaşmazlığa düştüler. Bazıları şöyle dedi: "En erdemli amel hacc yapanlara su dağıtmaktır." Bazıları, "Mescid~i Haram 't imar etmektir", bazı­ları, "hacc etmektir" ve bazıları da, "Allah uğrunda ve onun yolunda cihad etmektir" dediler. Bu hususta Hz. Ömer, Resulullah'a (as) giderek bir çözüm önermesini istedi. Daha sonra şu ayetler indirildi: "(Yoksa) siz hacılara su verme isini (yüklenen kimseleri) ve Mescid-i Haram't onarma işi­ni (yüklenen kimseleri), Allah'a ve ahiret gününe inanan ve Allah uğ­runda cihad eden kimselerle bir mi tuttunuz? Bunlar Allah katında e-şit olamazlar. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe 19), "Allah'a inanan, Allah uğrunda hicret eden ve mallarıyla canla­rıyla Allah yolunda savaşanların Allah katındaki dereceleri çok bü­yüktür. İşte onlar kötülüklerden kurtulup hayırlarda (ve iyiliklerde) kat kat yükselenlerin ta kendileridir." (Tevbe 20)
Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve senin Allah'ın elçisi olduğuna şchadel (tanıktık ve iman) et­tim, beş vakit namazı kıldım, malımın zekâtını verdim ve Ramazan orucu­nu tuttum (şimdi durum nedir, bu hususta ne diyorsun?)" Resulullah (as), "senin bu yaptıklarını hakkıyla yapan ve bu hal üzere ölen kimseler, dünya­da olduğu gibi abirette de nebilerle, sıddîk (Allab elçilerini onaylayan doğru sözlü ve doğru özlü) kimselerle ve şehidlerle birlikte olacaklardır" dedi ve parmağını kaldırarak "yalnız şu kadar var ki" der gibi, "anne ve babasına karşı çıkmamak, onlara asi olmamak ve onlara iyilik yapmayı kesmemek ko­şuluyla" buyurdu.
Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.
Bir adam ResuluIIah'a (as) şöyle sordu: "Ben farz kılınmış namazları kılar, Ramazan orucunu tutar, Allah'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram tanır ve bunlardan başka bir şey de yapmazsam cennete girer miyim, ne diyorsun?" Resulullah (as), "evet''dedi. Adam yineleyerek, "Allah'ayemin ederim ki, bunun üzerine hiç hirşey eklemem"dedi.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah (as), "amellerin en hayırlısı hangisidir?" diye sorulunca, şöy­le dedi: "Tanı veya tanıma insanlara yemek yedirmen ve selam vermendir."
Bu hadis müttefekun aleyhtir.
Ebu Hureyre Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Seni görünce gönlüm ferahlı­yor ve huzur doluyorum. Bana her şeyi anlat". Resulullah (as), "herşey su­dan yaratılmıştır" buyurdu. Ebu Hureyre, "bana öyle bir şey öğret ki ona ya­pışınca ve sürekli yapınca cennete gireyim" dedi. Besulullah (as), "selamı yay (herkese selam ver), yemek yedir, akrabaları ziyaret et, (onlara iyilik et) ve insanların uykuda oldukları gece yarılarında namaz kılmak üzere kalk, bunları yaparsan sağ salim cennete girersin" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [147] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn147)


TEMİZLİK


Deniz Suyuyla Abdest Almak


Allah Azze'nin elçisine (as) deniz suyuyla abdest almak hususu sorulun­ca şöyle buyurdu: "Denizin suyu temiz, onda ölmüş olan deniz hayvanı da helaldir'[148] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn148)


İçine Bir Şeyler Atılmış Kuyudan Abdest Almak


Nebî'ye (as) soruldu: "İçerisine (âdet kant gibi) kan, çürüyüp kokmuş nesneler ve köpek leşi gibi benzeri şeyler atılmış olan kuyudan abdest alınır mı?" Nebî (as), "temiz olan suyu hiçbir şey murdar etmez" buyurdu. [149] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn149)


Çölde Az Ve Seyrek Bulunan Su


Nebîye (as) soruldu: "Çöllerde vahşi hayvanların ve diğer canlıların sıkça gittikleri suların durumu nedir?" O (as), "eğer su iki kullet (damaca­na) kadar ise hiçbir şey onu murdar etmez" buyurdu.
Ebu Sa'lebe, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Biz Ehl-i Kitap'a mensup o-lan bir toplumun toprağında yaşıyoruz. Onlar domuz eti yiyorlar ve (alkol­lü) içki içiyorlar. Bu durumda onların kapkacaklarım ve yemek kaplarını nasıl kullanabiliriz?" Resul (as) şöyle buyurdu: "Bu durumda eğer kullana­cak başka bir kap bulamıyorsanız onların kaplarını su ile temizleyerek ye­meğinizi pişirin ve o kaplardan suyunuzu için."
Buharı ve Müslim'de bu hadis şöyle geçmektedir: "Biz ehl-i kitaptan o-lan bir toplumun arazisindeyiz, bu durumda onların kaplarından yemek yiyebilir miyiz?" Resul (as) söyle buyurdu: "Hayır, ama eğer başka kapkacak bulamıyorsanız onları yıkayın ve kullanın".
Müsned ve Ebu Davud, Îbn-İ Mâce, Dârimİ gibi Süncn'lerde ise şöyle geçmektedir: "MecusîleHn kaplarını kullanmak konusunda bize bir fetva (çözüm yolu) söyle bu kapları kullanmak zorunda kalırsak ne yapalım?' Re­sulullah (as), "eğer onları kullanmak zorunda kalırsanız önce su ile temizle­yin sonra kullanın " buyurdu.
Tirmızîde şöyle nakledilmektedir: Mecusîledn tencereleri konusunda Resululiah'a (as) sorulunca, "onları yıkamak suretiyle temizleyin, sonra ye­meklerinizi pişirin " buyurdu. [150] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn150)


Namazda İken Herhangi Bir Şey Gördüğünü Sanan Kişi


Resulullalra (as) soruldu: "Namazda iken birşey gördüğünü ya da duy­duğunu sanan kişi hakkında ne dersin?" O (as), "bir ses duyması veya bir kâr-zararsözkonusu olmadıkça namaztm bozmasın"buyurdu. [151] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn151)


Mezi


Resululiah'a (as) mezinin durumu sorulunca şöyle buyurdu; "Mezinin çıkması abdest almayı gerektirir". Soruyu soran devam ederek, "ya mezi el­biseme bulaşırsa durum ne olur" dedi. Peygamber (as), "yalnızca mezinin bulaştığı yere bir parça su rfö&vbuyurdu. Tirmizî bu hadisi sahih saymıştır.
Resululiah'a (as), "her erkek mezi salgılar, mezi çıktığında erkeklik uz­vunu ve husyelerini yıka ve namaz için abdest al" buyurdu. [152] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn152)


Bir Kadına Yaklaşan Kimse


Resululiah'a (as) şöyîe soruldu: "Ey Allah'ın elçisi, tanımadığı bir kadı­na yaklaşan, onunla buluşan, ama onunla cinsel ilişkide bulunmayan, bu kadına sadece karısına yaklaştığı gibi yaklaşan (onunla oynaşan) kimse hakktnda ne dersin; üstelik Allah Azze, 'gündüzün iki ucunda (sabah-ak-şam) ve gecenin İlk baştagtctnda namaz kıl İyilikler kötülükleri siler götürür' ayetim indirmiş iken?"
Resulullah (as), "abdest al ve namaz kıl." dedi. Muaz şöyle sordu: "Ya Resulullah (cinsel ilişkide bulunmaksızın yabancı bir kadınla oynaşan kim­senin bu kötülüğüne karşılık olarak abdest alıp namaz kılması keyfiyeti) yal-ntzca bu adam için mi geçerlidir yoksa tüm Müslümanlar için mi?" Resul (as), "evet tüm inananlar için geçerlidir." [153] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn153)


Kadın İhtilam (Rüyada Orgazm) Olursa


Ümmü Seleme RcsuFe (as) şöyle dedi: "Ya Resulullah, kuşkusuz Allah Azze hak (gerçek) olan şeylerden utanmaz. Öyleyse bir bayan ihtilam olduğunda boy abdesti (gusül) alması gerekir mi?" Resulullah (as), "evet (eğer u-yandtğı zaman cinsellik organında) sıvı (dişilik suyu) görürse gusletmesi ge­rekir" buyurdu. Ümmü Seleme, "kadınlar da erkekler gibi ihtilam olurlar mı?" diye sorunca, Resul (as), "hay elin bollaşstn (sıkıntı görnıeyesin), han­gi hususlarda erkek çocuk anneye benzer?". Bir başka açıklamada da şöyle geçiyor: Ümmü Seleme, Resulullah'a (as), "kadın ihtilam olunca gusleder mı?" dedi.
Müsned'de şöyle geçiyor: Havle bint-İ Hakîm. Nebî'ye (as) şöyle sordu: "Kadın rüyasında erkeğin gördüğü gibi bir rüya görünce durumu ne olur?". Resul (as), "nasıl ki erkek rüya gördüğünde menisi fışkırmadıkça gusletmesi gerekmiyorsa kadın da öyledir; dişilik suyu akıncaya kadar gusletmesi ge­rekmez''buyurdu.
Mü'minlerîn emiri Ali b. Ebu Talib (a), Resululiah'a (as) mezi konusunu sordu. O (as), "mezinin akmasıyla abdest, meninin ftşktrmastyla da gusül almak gerekli olur' buyurdu. Bir başka anlatımda şöyle geçiyor: "Erkeklik organının ucunda meziyi görürsen abdest al, erkeklik organını yıka. Meni boşalm tşsa guslet".
Bu hadisi tmam Ahmed kitabına almıştır. [154] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn154)


Uyandığında Islaklık Gören, Ama İhtilam Olduğunu Hatırlamayan Kişi


ResuluUah'a (as); uyandığında ıslaklık gören, ama ihtilam olduğunu (rü­yada orgazm olduğunu) hatırlamayan kişinin durumu sorulduğunda, Nebî (as), "o kişi gusül abdesti alır" dedi. [155] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn155)


Uyandığında Gördüğü Rüyayı Hatırlayan, Ama Islaklık Görmeyen Kişi



Resululiah'a (as) şöyle soruldu: "Bir erkek uyandığında ihtilam olduğu­nu (rüya gördüğünü) hatırlasa, ama bu ihiilamın ıslaklığını göremese bu kişinin durumu nedir?" O (as), "bu kişinin gusül abdesti alması gerekmez" buyurdu. [156] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn156)


Kişi Cinsel İlişkide Meni Fışkırtmazsa


Resululiah'a (as) soruldu: "Karısıyla cinsel ilişkide bulunan, ama meni­si fışkırmayan kimsenin durumu nedir?" Resulullah (as), "(orada oturmakta olan Hz. Aişeyi göstererek) bu ve ben bu işi yapıyoruz (cinsel ilişkide bulu­nuyoruz, ama meni ftşkırmıyor) daha sonra her ikimiz de gusül abdesti alı­yoruz".
tmam Müslim bu hadisi kitabında zikretmiştir. [157] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn157)


Saç Örgüsü Sıkı Olan Hanım


Ümmü Seleme, Resululiah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın Peygamberi ben saç örgüleri çok sık, çok sert olan bir hanımım; cünüplüklen kurtulmak için saç bölüklerimi dağıtayım mı?"
Resulullah (as), "hayır, yalnızca başına üç kez su dökmen, sonra da su­yu üzerine bolca dökünmen (boca etmen) yeterlidir" dedi. Bu hadisi Müslim kitabına almıştır. Ebu DavucTdan yapılan rivayette de, "dokunduğun her a-vuç suda suyu saç örgülerinin aralarına geçir" denmektedir. [158] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn158)


Mescide Giden Bozuk Yol


Bir hanım, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi, bizim mes­cide giden çok bozuk bir yolumuz var. Yağmur yağınca ne yapabiliriz?" Re­sulullah (as), "aynı yere (mescide) ulasan hu yoldan başka daha iyi bir yolu­nuz yok mu?" dedi O hanım, "var ey Allah'ın elçisi" dedi. Resul (as), "bu iyi yol da diğerinin ulaştığı yere ulaşıyor, (öyleyse ne zorluğunuz var?)" buyur­du. Bir başka rivayette şöyle geçmektedir: "bu kötü yolun haricinde ondan daha iyi bir yol yok mu?" diye sordu. Ben, "var ey Allah'ın elçisi" dedim. Re­sulullah (as), "bu yol da -sizi- diğer yolun gittiği yere götürür" dedi,
Resul'e (as) şöyle denildi: "Biz mescide gelmek istiyoruz, ama yol pislik­ten geçilmiyor". Resuluilah (as), yeryüzünün bir kısmı diğerini temizler".
Hadisi İbn-i Mâce kitabında almıştır. [159] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn159)


Hayız Kanına Bulaşmış Elbise


Bir hanım, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Elbisesine hayız (âdet) kanı bulaşmış olan bir hanımın durumunu açıklar mısınız, bu hanım, ne yapa­caktır?" Resulullah (as), "kanın bulaştığı yeri ovalasın, sonra su ile çitüesin ve yıkasın, sonra da o elbiseyle namazını kılsın" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [160] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn160)


Yağa Düşmüş Fare


Resulullah'a (as), "yağın içine fare düşerse ne yapmak gerekir" diye so­ruldu. Resulullah (as), "yağın içine düşmüş fareyi ve etrafındaki yağı atın, kalan yağı yiyin." hu hadisi Buhar, kitabında rivayet etmiş, ama donuk yağla erimiş yağ arasındaki ayrıntıları belirtmemiştir. [161] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn161)


Kesilmeksizin Ölmüş Koyunun Yüzülmesi Ve Ölü Hayvanların Derileri


Mey mu ne, kesilmeksizin ölmüş olan murdar koyunu derisini almadan attıklarını söylediğinde Resulullah (as) şöyle dedi: "koyun ya da keçi gibi hayvanlardan ölü olarak bulduklarınızın derisini alınız" . Meymune, "ko­yunun derisini mi alalım, ama o ölmüştü?" dedi. Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "Allah Azze şöyle buyurmuştur. 'De ki; bana vahyeditenler arasın­da (kitapta) yenilmesi haram olarak yalnızca ölü etinden, akıtılmış kandan, pis olan domuz etinden yahut bir Jasıktık (günah) olarak Allah'tan başkası adına kesilenlerden başka hiçbir şey görmüyo­rum...' Siz onu (hayvanı) (mecbur kaldığınız takdirde-çev.) yeryahut derisi­ni (her halükarda-çev.) tabaklayarak kullanırsınız". Sonra Meymune ölü hayvanın derisini yüzmek üzere birisini gönderdi, deriyi tabakladı ve ondan bir su kırbası (tulumu) yaptı, bu su tulumunu yırtıhncaya kadar da kullandı. İmam Ahmed bu hadisi kitabına almıştır. [162] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn162)


İstitabe (Iştınca, Taşla Taharetlenme)


Resulullah'a (as), "istitabenin (taşla taharetlenmenin) durumu nedir?" diye sorulunca şöyle dedi: "(Tuvalet ihtiyacınızı giderdiğinizde) evvela üç tane taş alırsınız, iki taş pisliği temizlemek ve üçüncü taş ise anüsü (dışkı ye­rini) ve çevresini silmek içindir". Bu hadis "hasen"dir. İmam Malik ise "mür-sel" sayarak, "siz (büyük abdestyaptıktan sonra) önce üç tane taş bulursu­nuz" ifadesini almış, ama bunun üzerine herhangi bir ekleme yapmamıştır. [163] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn163)


Dışkılamak


Saraka, Resulullah'a (as), dışkılamanın durumunu sordu. Resulullah (as), dışkılamak için tuvalete oturduğu zaman önünü ya da arkasını kıbleye dön­memesini, rüzgara karşı durmamasını ve üç tane taşla yahut üç ağaç parça­sıyla ya da üç parça toprak keseğiyle (topağıyla) istinca ederek temizlenme­sini ve anüste dışkı kalıntısı bırakmamasını emretti. [164] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn164)


Abdestte Suyu, Yıkanan Her Organa Tam Gereğince Ulaştırmak


Resulullah'a (as) abdestin durumu sorulunca şöyle buyurdu: "Abdestte suyu, yıkadığın her organına (tam) hakkını vererek ulaştır, abdesli tamam­la, parmaklarının arasını ov ve yıka, oruçlu olmadığın zaman burnuna su­yu iyice çek."
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır.
Amr b. Anbese, "abdest nasıl alınır, durumu nedir" diye sorduğunda, Resulullah (as), "abdest, abdest aldığın zaman iki elini yıkayıp temizlemen-dir. Eğer böyle yaparsan hataların (günahların) tırnaklarının arasından ve eklemlerinden çıkar (yokolur). Bunlardan başka, burnuna su çekerek yıka­man, elleri dirseklerine kadar yıkaman başını mesb etmen (sıvazlaman) ve ayaklarını yıkamandır. Genel olarak tüm. bu organlarını yıkadığında bütün hataların yokolur gider. Sen* atıcından doğduğun gündeki gibi (günahsız) o-lursun" buyurdu.
Bu hadisi İmam Nesaî kitabına almıştır.
Bir bedevi Resulullah'a (as) abdestin durumunu sordu. Resulullah (as), abdesti (yüzü, dirseklere kadar -veya birlikte- elleri yıkamak, başı ve ayakları da sıvazlamak -meshetmek- veya yıkamak olarak) ona üç kez: gösterdi ve şöyle buyurdu: "tşte ahdest böyledir kim bunun üzerine bir şey eklerse -veya çıkarırsa- kötülük etmiş, konulan bu sınırı aşmış re zulüm etmiş demektir" Bu hadisi îmam Ahmed kitabında göstermiştir. [165] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn165)


Namazda iken yellenmek


Bedevinin birisi Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi bizden birisi namazda iken arkasından yel çıksa, suyumuz da çok az olsa durumu­muz ne olur?" Resulullah (as), "hafifçe yelteneniz abdest alsın... Kadınları­nızla anûsünden cinsel ilişkide bulunmayın. Allah hakkı açıklamaktan asla utanç duymaz" buyurdu.
t mam Tirmtzî bu hadisi kitabına almıştır. [166] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn166)


Ayakkabılar üzerine meshetmek


Resulullah'a (as) ayakkabı üzerine meshetmek (abdest alırken çıkarmak-sızın ayakkabı üzerini sıvazlamak) hakkında sorulduğunda şöyle buyurdu: "Yolcu için Üç gün, mukim (yolcu olmayan) için ise bir gün bir gece sureyle­dir". İbn-i Ebu Ammara, RcsuluÜah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi (ahdest aldığımda çıkannaksızın) ayakkabılarımın üzerine mesbedebilir miyim?" Resulullafa (as), "evet" buyurdu. İbn-i Ammara, "bir gün mü?' diye sordu. Resulullah, "ikigûn"buyurdu. İbn-i Ammara, "üç gün olmaz mı?" di­ye sorunca Resulullah (as), "evet, hatla dilediğin kadar" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır.
İlim adamlarından bir grup bu hadisin dış anlamına (zahirine) önem ve­rerek meshetme hususunda herhangi bir vakit (süre) belirlememişlerdir. Bir diğer grup ise, "bu durum kesindir, mesh hususunda vakit belirleyen hadis­ler mukayyeddir, yani bir kurala, bir koşula bağlıdır. Bu bağlılık ise kesinlik kazanmıştır" diyerek fikirlerini belirtmişlerdir. [167] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn167)


Topraklan yararlanırsın


Bir bedevi, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben ailemle birlikte çöllerde 4 ay ya da 5 ay kalıyorum. Bu zaman süresince bizden lohusalar, bayızlüar (âdet görenler) ve cünûpter oluyor. Bizim için ne öneriyorsıın, görüşün ne­dir?" Resutullah (as), "topraktan yararlanın (abdestinizi ve guslünüzü te­yemmümle yapın)" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında nakletmiştir.
Ebu Zerr, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben sulardan çok uzaklarda­yım, ailem de benimle; cünüp oluyorum.." Resulullah (as), "su bulamazsan temiz toprak 10 sene süreyle temizleyicidir. Su bulduğun zaman cildini o-nutUa sil (veyayıkan)"'buyurdu.
Bu hadis hasendir. [168] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn168)


Sargı


Bilek kemiği kınlan (ve kırığı sardıran) Hz. Ali, Resulullah'a (as) sargı­nın durumunu sorunca Resulullah (as) abdest alırken sargıların üzerine mes-hetmesini emretti.
Bu hadisi İbn-İ Mace kitabına almıştır. [169] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn169)


Yıkanarak Cünüplükten Temizlenmek


Sevban şöyle dedi: Resulullah'a (as) yıkanarak cünüplükten temizlen­menin durumunu sordular. Şöyle buyurdu: "Cünüp olan erkek saçlarını da­ğıtarak, yayarak yıkar ki kıl diplerine kadar su girsin; kadın için böyle bir durum söz konusu değildir. Saçlarını dağıtması gerekmez, saç örgülerini aç­maksızın üç avuç (yani azıcık) su ile başını ıslatması yeterlidir". Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır. Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Cünüp olmuştum, yıkandım; sabah namazını kıldıktan ve sabahladıktan sonra tır­nak bölgelerine suyun değmediğini gördüm, şimdi durum ne olacak?'' Resu­lullah (as), "eğer (yıkanırken) su deymeyen yerler üzerine elinle meshettiysen yeterlidir" diye buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce kitabına almıştır. [170] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn170)


Hayızdan Temizlenme


Bir hanım Resulullah'a (as) hayızın durumu sorulduğunda şöyle buyur­du: "Adetten temizlenmiş olanınız, suyunu ve (yaprakları yıkanmada kulla­nılan bir bitki olan) sedirini alır. Temizlenir ve temizliğini güzelce yapar. Başına bir miktar su döker ve (adeta) kemiklerine kadar ulaşsın diye (başı­nı) saçlarını bastım hastıra güzelce ovar. Sonra su dökünür (yıkanır), daha sonra hoş kokulu (misk veya parfümlü) bir bez parçasıyla silinir, temizlenir".[171] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn171)


Hayızlı Olan Kadınla Yapılacak Şeylerden Helal Olanlar



Bir adam, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Hanımım hayızlı (adetli) ol­duğu zaman onunla yapacağım helal işler nelerdir?" Resulullah (as), "ona i-zarını (göbekten aşağısını örten peştemali) giydir. Artık senin işin göbekten yukansıyla oynaşmaktan İbarettir1' diye buyurdu.
İmam Malik bu hadisi kitabına almıştır. [172] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn172)


Hayız Olan Kadınla Karşılıklı Yemek Yemek


Resulullah'a (as) hayızlı kadınla bir sofrada yemek yemenin durumu so­rulunca'şöyle buyurdu: "Birlikte yemek yiyiniz" .
Bu hadisi Tirmtzî kitabına almıştır. [173] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn173)
îmam Malik bu hadisi kitabına almıştır. [174] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn174)


Hayız Olan Kadınla Karşılıklı Yemek Yemek


Resulullah'a (as) hayızh kadınla bir sofrada yemek yemenin durumu so­rulunca şöyle buyurdu: "Birlikte yemek yiyiniz" . Bu hadisi T.irmizî kitabına almıştır. [175] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn175)


Lohusalarm Bekleme Süreleri



Resulullah (as), "lohusalar ne kadar beklerler?" diye sorulunca şöyle bu­yurdu: "Lohusalar 40 gün beklerler, ama 40 günden önce onları tetnizlenmiş görmeniz hariç (yani 40günden önce de temizlenebilirler)",
Darekutnî bu hadisi kitabında zikretmiştir. [176] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn176)


Kedi Pis Değildir


Kedi evcil bir hayvandır. Evlere ve yerleşim yerlerine vakitli vakitsiz gi­rer çıkar. Acaba ağzı ve vücudu temiz midir yoksa pislik (mikrop) taşır rnı?
Resulullah (as) bu hususta, "o (kedi) pis hayvanlardan değildir. Etrafı­nızda dönüp durur (sizinle adeta içli dışlıdır)" buyurdu. Kedilerin, fare ve benzeri herhangi bir şey yedikten sonra bir kaba kafalarını sokup su içmeleri durumunda bu suyun (ve kabın) temizliği konusunda alimler çişitli görüşler ileri sürdüler: İmam Ahmed ve bir başkasına göre bu husustaki görüşler 4 bölümdür. Bazısı, "kedinin bu durumda bıraktığı su artığı kesinlikle temizdir" demekte, bazısı, "ağzının temiz olduğu bilininceye kadar bu su kesinİikle pistir" değerlendirmesini yapmaktadır. Bazısı ise, "böyle bir şey yiyen kedi gidip kaybolur, dönüşünde ağzını temizlemiş olabilir. Bu durumda artık ettiği su temizdir, yoksa temiz değildir" demiştir. Bu, İmam Şafiî,' İmam Ahmed ve Rasulullah (as) hanımlarından herhangi birisiyle böyle bir şey yapmış mıdır?
Hz. Aişe'den rivayet olunan ve Buharı ve Müslim'de yeralan hadiste Hz. Aişe şöyle diyor: "Ben ve Resulullah ayrıt kaptan avuç avuç alarak yıkanır­dık". Bir başka rivayette ise, "suyun azhğt nedeniyle 'bana da bırak, bana da bırak: diye bağırırdım "diyor. Yine Sahih'te yeralan bir hadiste, Resulullah ve hanımlarından herhangi birinin aynı kaptan birlikte yıkandıkları nakledil­mektedir, Meymune bint-i Haris ve Ümmü Seleme gibi.
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: "Ben ve Resulullah, beraber aynı kaptan su alarak yıkanıyorduk. Bu kap 16 eski Irak nth kadar veya 15 Mısır ntltndan biraz az idi ( bu ölçü tahminen 20 ile 25 litre kadardır)". Sahih'te, Resuluüah'ın (as) bir müddlük (1.8 litre) bir su ile abdest aldığı ve bir Sa'lık (7,5 litre) bir su ile de boy abdesti aldığı geçmektedir. İbn-i Ömer'den rivayet olunup Sahih'te yeralan bir hadiste, "Resulullah'in (as) döneminde erkekler ve hanımları aynı sudan alarak (kan koca) bir arada yıkanırlardı" ibaresi geçmektedir.[177] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn177)
işte bu anlatılanlar Resulullah'tan (as) ve kendisiyle birlikte Medine'de yaşayan ashabından nakledilen sünnetlerdir. Burada rivayet olunan ve kesin­lik kazanan hususlardan birisi, karı ve kocanın birlikte yıkanmalarının, ister­se bîri diğerinin artık bıraktığı suyla dahi yıkanmış olsun helal olduğudur. Bu konuda İslam alimleri arasında hiçbir çekişme olmamış, aksine söz ve fikir birliği sağlanmıştır. Diyorlar ki, nikâhlı erkek ve kadın (karı koca) yahut er­kekler ve kadınlar bîr su kabından su alarak abdest alır ya da yıkanırlar, bu caizdir. Bu, kuşaktan kuşağa geçen haberler halinde yayılan sahih sünnetler­le kesinleşmiştir.
Burada alimlerin tek fikir ayrılığı, kadının yalnız başına yahut erkeğiyle birlikte gusletmesi durumunda erkeğin onun artığı olan suyla gusletmesinin yasaklığıdır. Bu hususta tmam Ahmed ve birkaç kişinin fikrine göre ortaya konulan açıklamalar üç türlüdür:
Birincisi: Erkeğin hanımının artığı olan suyla gusletmesinde hiçbir sakın­ca yoktur. İkincisi: Böyle bir şey hoş değildir (mekruhtur). Üçüncüsü: Eğer kadın yalnız başına yıkanmış, kocasıyla birlikte yıkanmamışsa, erkeğin, kadı­nın guslederken (boy abdesti alırken) avuç avuç alarak yıkandığı suyun arta kalanıyla yıkanması men edilmiştir.
Bu hususta sünen (sünnetler, hadisler) kitaplarında çeşitli hadisler riva­yet edilmiştir. Ama burada bunların tamamını zikredemeyiz. Erkeklerle ka­dınların, eş olarak birlikte bir kaptan alıp yıkanmalarının caiz oluşu hususun­da bir fikir ayrılığı yoktur. Durum böyle olunca, hamamlarda olduğu gibi er­keklerin kendi aralarında ve kadınların da kendi aralarında yıkanmaları caiz olur. Bu hususta fikir ayrılığı söz konusu değildir. Bu açıklamalardan sonra, yanında bîr başkası varken (guslü) yıkanmayı mekruh (çirkin) gören yahut bir kimseyle birlikte gusletmenin kişiyi temizlemeyeceği görüşünde olan kişi Müslüman alimlerin söz birliği halinde almış oldukları karara karşı çıkmış ve inananların toplumundan ayrılmış olur.
Bu açıklamalar göstermektedir ki, Resulullah'm (as) ve hanımlarının ve diğer erkeklerle hanımlarının birlikte guslederken su aldıkları kap küçücük bir şeydir (yani kap küçük olmasına rağmen eşlerin avuç avuç alarak boy abdesti almaları caizdir ve o suda eşlerden birinin kullanıp artırmasıyla pis olmaz). [178] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn178)


Su Dökünürken Suyu İdareli Kullanmak


Pek çok yöre sakinlerine suyun ulaştırılması zor bir şeydir. Zira su son derece kıttır. Bu nedenle yıkanırken su kullanımında yapabildiğince idareli (ekonomik) davranmak gerekli olur, kaçınılmazdır. Acaba bu hal Resulullah'm (as) bir sünneti midir?
Resulullah'm (as) bir müdd (730 gr. civarı) su ile abdest aldığı ve bir sa' (3 litre civarı) su ile guslettiği kesin olarak bilinen bir şeydir.
Ebu Hanife, sa'dan kastın 8 Irak rıtli olduğunu söyler (yani yaklaşık ola­rak 12.304 litre). Ama Malik, Şafiî, Ahmed ve benzerleri gibi Hicazhlara göre bu miktar 3.3/10 rıtldir (yani yaklaşık 8.151 kg). Bu hususta İmam Ebu Yu­suf un İmam Malik'le olan hikayesi meşhurdur. Ebu Yusuf, İmam Malik'e sa' ve müdd ölçeklerinin miktarlarını sorunca, Medinelilere sa' dedikleri ölçüleri­ni getirmelerini söyledi. Daha sonra İmam Ebu Yusuf un yanına pek çok sa' ölçeği getirilince İmam Malik onlardan birisine, "bu sa' ölçek sana nasıl u-laştı (bunu nereden aldın)"âedi (çünkü sa' ölçekleri değişikti).
O, "babam babasından rivayet etti, ben de ondan rivayet ediyorum, de­dem fıtır sadakasını Resulullah'a (as) bu sa' ölçeği ile teslim ediyormuş" de­di.
Bir başkası şöyle dedi: "Bana annem, kendi annesinden rivayet etti; annesinin bahçe ürününün sadakasını Resulullah'a (as) (kendi ölçeğini göstererek) bu ölçekle veriyormuş". Diğerleri de aynı şeyi söyleyince İmam Malik, Ebu Yusuf a, "bunlar yalan mı söylüyorlar" dedi. Ebu Yusuf, "hayır, Allah'a yemin ederim ki, bunlar yalan söylemiyorlar" dedi. İmam Malik, "ey Irak'tılar, bu rtth sizin rıtlınızla kıyasladım ve sizin ritimiz bu ölçüyle 5.1/3 ntıl (8.200 gr) çıktı" dedi. Ebu Yusuf, İmam Malik'e şöyle dedi: "Ey Abdul­lah, şimdi senin sözüne dönelim. Eğer arkadaşın benim gördüğümü görseydi, benim döndüğüm gibi dönerdi." (Yani Medinelilerin doğruluğunu görüp fikrimi değiştirdim demek istiyor-çev.)
İşte bunlar Medinelilerden sa' ve müdd ölçeklerinin miktarları konusun­da mütevatir olarak gelen haberlerdir. [179] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn179)


Kesik Saç (Kıl) Temizdir


Traş edilmiş kıl, saç temiz mi, yoksa pis midir?
Çoğu alimler insanın kesik saçının (kılının) temiz olduğu konusunda fi­kir birliğindedirler. Mesela İmam Malik ve Ebu hanife kesik saçın (kılının) te­miz olduğu görüşündedirler. Bu hususu İmam Ahmed görünüşte kabul etmiş gibidir. İmam Şafiî ise bu temizlik durumunu bazı koşullara bağlamıştır. Bu hadis sahihtir. Bu hususta şunlar anlatılmaktadır: Peygamber (as) başını traş ettiğinde saçının yarısını Ebu Talha'ya vermiş ve diğer yarısını da İnsanlara dağıtmıştır. Genel olarak Peygamber (as) temizliğin ve pisliğin belirlenmesi hususunda ümmetine de söz hakkı tanımıştır. Ama esas itibariyle O (as), a-raştırma ve uzmanlık gerektiren bir kanıtın varolduğu bazı hususlar hariç tüm ahkamda (yargılarda) Müslümanlar için bir örnektir. [180] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn180)


Kadınların Sünnet Olması


Kadınların ve erkeklerin sünnet olmaları bir sünnet mi, yoksa (sonradan uydurulmuş) bir bid'af mıdır?
Resulullah (as) kadınları sünnet eden bir hanıma şöyle dedi: "Sünneti hafif tut, kesmede aşın gitme ve azıcık kes. Zira sünnette (kadın uzvunun btzrından, klitorisinden ya da dilcik'inden) çok hafif almak, çok az kesmek kadının yüzünü aydınlatır, cinsel ilişkide kadının daha çok tat almasını sağlar ve orgazmı tatmayı kolaylaştırır'.
Burada şu hususlar söz konusudur:
Birincisi: Erkeğin sünnet.edilmesinden amaç, sidiğin erkeklik organının ucunu saran kılıf içerisinde hastalığa ve pisliğe yolaçmasını önlemektir.
İkincisi: Kadının sünnet edilmesinin amacı, kadının klitorisinden kay­naklanan şehvetinin azgınlığını gemlemek ve erkeğe olan isteğini az da olsa mutedil hale getirmektir. Zira kadının cinsel organının bızır (dilcik veya klito-ris) denen bölümünün kılıfı şehveti artırıcı bir özelliğe sahiptir. Hatta bunu vurgulamak için halk arasında birbirlerine söverken "ye'bne'l gulfa", yani "ey sünnetsiz kadın organının çocuğu" derler. Bunlar genel olarak erkeğe söy­lenmektedir. Kadınların sünnet edilmesi olgusu dikkate alındığında, fahişeli­ğin, geleneksel olarak kadınların sünnet edildiği toplumlarda değil de sünnet edilmeyen bazı ulusların kadınları arasında yayıldığı teslim edilecektir. Eğer sünnette kesilen parça büyük kesilirse kadının şehveti (cinsel isteği) zayıflar ve erkekten elde etmek istediği cinsel tatmin, karşı cinse olan özlem gibi ga­yeler mükemmelleşmez, hep kısır ve donuk kalır. Parça normal olarak alınır­sa elde edilmek istenen özelliklere kavuşulur ve ihtiyaçlar giderilir. [181] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn181)

Kasık Kıllarını Traş Etmek Ve Koltuk Altı Kıllarını Almak


Kasık kıllarını traş edip koltuk altı kıllarını almak için geçmesi gereken zaman ne kadardır?
Enes'ten şöyle rivayet olunmuştur: "Resulullah (as) kasık kıllarını traş e-dip koltuk allını almamız için bize bir süre belirledi. Yani iki traş arasım 40 günden daha uzun tutmamamızı söyledi." Bu hadis sahihtir. İşin en doğ sunu bilen Allah'tır. [182] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn182)


Allah'a İnanmış Kişi Pis Olmaz


Şöyle rivayet olunmuştur: "Allah Azze'ye inanmış olan bir mü'min pis olmaz, yalnızca cünüp olur. Ölü de olabilir diri de". Acaba bu husus doğru mudur?
Huzeyfe ve Ebu Hureyre'nin Resulü Hah'tan (as) rivayet ettikeri hadisler­de bu husus yeralmaktadır. Resulullah'a (as), cünüp olan bir mü'minin duru­mu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Mü'min kişi pis olmaz". Altı hadis kitabı da bu hadisi Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir. Ama İmam Buharı, "Kita-bu'l Gusl" bölümünde hadisin nedenlerini açıklamış ve hadisi, başına "sub-hanallah" ibaresinin ilavesiyle rivayet etmiştir. HâkinVin "Sahihinde ise "ö-lü yahut diri" ibaresi geçmektedir. Cünüp kişinin kıllarını yahut tırnaklarını kesip atmasının mekruh (çirkin) oluşu hususunun serî (İslamî) bir kanıtı o-lup olmadığını bilmiyoruz. Resulullah ,(as) Müslüman olan bir kimseye şöyle demiştir: "Küfrün (inkarcılığın) kıllarım kes at ve sünnet ol". Müslüman olan bir başkasına gusletmesini emretmiştir. Bu açıklama iki hususun caiz (helal) oluşuna işarettir. Birincisi, hayızlı kadının taranması ve tırnaklarım kesmesi; i-kincisi, cünüp kimsenin taranması ve traş olması veya tırnaklarını kesmesinin caiz oluşu keyfiyetidir. Allah Azze işleri en doğru bilendir. [183] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn183)


Abdestte Baş Tamamen Mi Yoksa Kısmen Mi Meshedilir?


Abdest alırken başın tamamen mi yoksa kısmen mi meshedileceği husu­sunda alimlerin görüşü farklıdır.
Resulullah'tan (as) bu konuda rivayet olunan hadislerin sahih ve hasen derecelerinde oluşları nedeniyle imamlar başın tamamen meshedilmesi husu­sunda ittifak halindedirler. Aslında Resukıllah'ın (as) abdest alma hususiyetini rivayet edenler, Resululİah'm (as) başının bir kısmını meshettiğine dair hiçbir haber aktarmamalardır. Fakihler de (İslam hukuk bilginleri) böyle bir şey nakletmemişlerdir. Bununla birlikte mesela Kudûrfnin "Muhtasar" adlı eseri­nin başında, O'nun (as) abdest aldığında yalnızca kâkülünü meshettiği husu­su yeralmaktadır. Bu husus, Sahih-i Buharfde yeraian bazı hadislerde de geçmektedir. Mugire b. Şu'be'den şöyle rivayet olunmuştur; "Resulullah (as) Tebük seferinin yapıldığı yılda abdest aldı ve kâkülüne meshetti" . Bazı alim­ler işte bu rivayetler nedeniyle başın yalnızca bir kısmının meshediîerek abdest alınması fikrini benimsemişlerdir. Ebu Hanİfe ve Şafiî'nin mezhebi (fikri, ve uygulaması) böyledir. Bu husus İmam Ahmed ve Malik'İn görüşleri içeri­sinde de gündeme gelir. Bir grup alim ise, "başın tamamı mesh edilmelidir" diyorlar. Bu fikir İmam Malik ve Ahmed'in meşhur olan mezhepleridir. Bu haber de sahihtir. Ama Kur'an-i Kerim'de başın bir kısmının meshediîerek abdest alınacağım gösteren herhangi bir delil yoktur. Allah Tealâ'nm açıkla­ması şöyledir: "Başınızı meshediniz (sıvazlayınız) ve ayaklarınızı da (meshedin veya yıkayın).." Bu ayet, "yüzlerinizi mesbedin, ellerinizi de" ayetinin benzeridir. Her iki ayette de geçen "mesh" sözcüğü ve "bi" e-datt dikkate değerdir. Teyemmüm ayeti, teyemmümün abdestin yerini alma­sını ifade etmekle birlikte kısmen yapılan meshe işaret etmemektedir. Te­yemmüm, toprakla meshetmek demek olduğuna göre toprakla birden fazla mesh tekrarı sözkonusu değildir. Abdest işin aslı, teyemmüm de geçici ola­rak onun yerini alan bir husus olmasına ve mesh işlemi de su ile yapılıp tek­rarın sözkonusu olmasına rağmen nasıl oluyor da teyemmüm ayeti kısmî meshe işaret etmiş oluyor? Düşünebilen hiç kimse böyle bir iddiayı ileri sür­mez.
Bunlar dikkate alınınca diyoruz ki, "ayetteki 'bi-' edatı bütünün bazı parçalarına işaret eder. Zira 'bi-' edatı kısım bildirir" diyen ya da bu ayetin bu nedenle ortak bîr ölçüye İşaret ettiğini iddia eden kimse hem imamlara hem de lisanın yapısına karşı hata işlemiş demektir. Yalnızca bazı ifadeler i-çin kelimelerin başına gelen, fiillerle kullanılarak onları geçişli (müteaddî) yapan ve anlama artı bir değer kazandıran "bi-" edatının fonksiyonunu, "bir gözettir (kaynaktır) ki Allah'ın kullan ondan içerler" ayetinde görebili­riz. Zira Allah Azze, ayetteki "ondan" ifadesini "min-" (-den, -dan) edalıyla değil de "bi-1* (-e, -a, İle) edalıyla vermiştir. Eğer "min-" edalıyla verseydi, bu anlatım, kana kana-doyasıya içmeyi ifade etmezdi. Yani "min-" yalnızca kıs­ma işaret eder, oysa "bi-" tamamhk gösterir. En doğrusunu bilen Allah'tır. [184] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn184)


Yemeğin Bereketindendir


İnsanın yemek yemezden önce abdest alması farz kılınmış gerekli bir husus mudur?
Selman Farisî'nin Resulullah'a (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: "Biz Tevrat'ta, 'yemek yemezden evvel abdest almayı yemeğin bereketi' ola­rak okuduk" deyince Resulullah (as), "yemeklerden önce ve sonra abdest al­mak yemeğin bereketidir" buyurmuştur. En doğruyu bilen Allah'tır. [185] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn185)


Kıbleye Saygı Göstermek


Müslümanların kıbleleri, kalplerinden gelen bir sevgiyi ve gönüllerinin ilgisini gerektirmektedir. Küçük ya da büyük abdest bozarken (tuvalete otu­rurken) önünü yahut arkasını kıble yönüne dönmek helal midir?
Bu hususta "Sahih-i Buhari"de şöyle geçer; Resulullah (as) buyurdu ki:
"Küçük su dökerken ya da büyük abdeste otururken önünüzü (yahut arka­nızı) kıbleye dönmeyiniz. Bu ihtiyaçlarınızı giderirken doğuya yahut batıya dönünüz". Sünen kitaplarında İse Resulullah'tan (as) şöyle nakledilir; Buyur­du ki: "Doğu ile batı arası kıbledir". Bu hitap, Medine'de ve Şam, yarımada ve İrak gibi Mekke'nin güneyinde ya da kuzeyinde ikamet eden kimseler i-çtndir. Oysa Mısır'da oturanların kıbleleri doğu, batı ve kışın gündoğuşunun güneyinde (güney doğuda) yeralır. En iyisini bilen Allah Azze'dir. [186] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn186)


İslam Ümmetinin Yüzü Ve Ayağı Aktır


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Rcsulullah'm (as) şöyle de­diğini işittim: "Kuşkusuz ki, kıyamet gününde ümmetimden olanlar abdest-ten dolayı yüzleri ve ayaklarında aklık işaretleri olduğu halde toplanırlar. Öyleyse kendi yüz akını artırabilenler artırsınlar".
Bu hadisin lafzı Müslim'e aittir. Hadis Müttefekun aleyhtir. [187] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn187)


Büyük Abdest Bozduktan Sonra Suyun Bulunmadığı Durumda Sağ Ele Taş Alarak Temizlenmenin Yasaklanması


Abdullah b. Ebu Katâde'den, O da babasından rivayet ederek Resulul-lah'ın (as) şöyle söylediğini aktardı: "Küçük su dökerken erkeklik organınızı sağ elinizle tutmayın. Helada büyük abdestten ve küçük su dökmeden sonra sağ elinizle yıkanmayın ve temizlenmeyin. Su içtiğinizde de (içeceğinizi bir dikişte içmeyip soluklanın) nefesinizi kabın içine boşaltmayın". Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. Resulullah (as) bir şey içerken bir dikişte soluksuz iç­mez, iki ya da üç kez ara verir ve bir yudum içtikten sonra ara verdiğinde kabın içine nefes alıp vermezdi. [188] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn188)


Temizliğe Sağ Taraftan Başlamak


Hz. Aİşe'den şöyle rivayet edilmiştir: "Resulullah (as) temizliğe sağ tara­fından başlamaktan, (bineğinden inip veya yerinden kalkıp) yürümek iste­diğinde önce sağ adımını atmaktan ve ayakkabı giydiğinde önce sağını giy­mekten hoşlanırdı". Hadisi Müslim rivayet etmiştir. [189] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn189)


Tüm Namazları Bir Tek Abdestle Kılmanın Caiz Oluşu


Süleyman b. Büreyde'den, O da babasından şöyle rivayet etti: Resulul­lah (as) Mekke'nin fethi günü bir abdestie tüm namazları kıldı ve abdest alır­ken kulak memelerinin üzerine İnen saçlarını da meshetti. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Bugün daha önce yapmadığın bir şey yaptın (yani bunun anlamı ne?)". Resulullah (as) şöyle cevapladı: "Onu bilerek, isteyerek yaptım ya Ömer".
Bu hadis Sahih-i Müslim'de geçmektedir. [190] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn190)


Abdestle Yıkanan Organlar (Kıyamet Gününde) Abdestin İzi Olarak Beyazdır


lbn-i Ebu'l HazinVden şöyle rivayet olunmuştur: Ebu Hureyre'nin arka­sında idim. Abdest alıyor ve elini ta koltuğunun altına kadar yıkıyordu. Ben, "ey Ebu Hurcyre bu abdest de nedir, nasıl abdest alıyorsun?" deyince şöyle dedi- "Ey Ferruhoğulları! Sizler burada mısınız, eğer sizin burada olduğu­nuzu bilseydim bu şekilde abdest almazdım. Dostum Resulullah 'tan (as) şöy­le işittim: Mü'min abdest alırken suyunun ulaştırdığı organlar kıyamet gü­nünde beyazdır (ak-paktır)".
Hadisi Müslim rivayet etmiştir. [191] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn191)


Durgun Suya Küçük Su Dökmenin Yasaklanması


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyur­du: "Hiçbiriniz durgun bir suya küçük su döküp sonra da orada yıkanmasın
Bu hadis Müslim'in Sahihinde geçmektedir. [192] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn192)


NAMAZ



Cemaatla Namaz Kılmaktan Ayrılmak


Ebu Dâvûd ve Nesâî'nin "Sünerf'lerinde yeralan ve Ebu'd Derdâ'dan ri­vayet olunan bir hadiste şöyle deniyor; Resulullah'ın (as) şöyle dediğini işit­tim: "Bir köyde (yerde) üç kişi bulunduğu halde ezan okunmuyor, namaz da kîlınmıyorsa onlar şeytanin mülkleri olmaktan başka birşey yapmıyorlar demektir. Sakın cemaattan (topluluktan) ayrılma; çünkü sürüden ayrılanı kurt kapar". Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: "Şeytan onları kendi­ne mülk edindi, onlara Allah'ın zikrini unutturdu. İşte bu tipler şeyta­nın partisidir (taraftarlarıdır). Dikkat edin şeytanın taraftarları za­rara uğrayanların ta kendileridir".[193] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn193)


Namazda Safların Düz Tutulması


Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Rabbın ve melekler saf saf gelirler".
(Fecr 22). Yani düzgün güzel saflar oluşturarak gelirler. Acaba bu dikkate a-Iındığında namazda safları oluşturmak ve onları düz tutmak şeriate (İslam'a) uymak anlamına gelmez mi?
Sahih-i Buharî'de yeralan bir hadiste Resulullah'ın (as) şöyle dediği riva­yet olunur: "Meleklerin Rabbleri katında saf tuttukları gibi saf tutmayacak mısınız?"Bunun üzerine birisi Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın Re­sulü! Melekler Allah'ın katında nasıl saf oluştururlar?" Resulullah (as) şöyle buyurdu: "İlk sırayı düzgün ve doğru bir şekilde yaparlar, sonra birbirlerine yanaşıp saffta dururlar". Bir başka hadiste İse Resulullah'ın (as) şöyle buyurduğu rivayet olunur: "Eğer insanlar cemaatla namazın ilk safının ve çağ­rının (ezan, kamet veya imamın hitabının) neler gizlediğini (ne tür bayırla­rı ve iyilikleri kapsadığım) öğrenseler, sonra da (ilk safta yer) bulamasalardı, ilk safa üşüşür ve onun hayrından pay almak için uğraşırlardı". [194] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn194)
Buharî'de şöyle geçmektedir: "Erkek saflarının en hayırlısı birinci sajf ve en kötüsü sonuncu saffttr". Bu hususun anlatıldığı ve namaz kılan cemaa­ta, önce birinci, sonra ikinci ve sonra da diğer safları oluşturmalarının açık­landığı bu tip örnekler "Sünen" kitaplarında çoktur. Cemaata gelindiğinde, birinci saf boş ve düzensiz bir durumda iken yeni bir saf oluşturmak islam şeriatine aykırıdır. Namazda iken namaza zarar veren bir şey yahut boş söz veya çirkin olan bir husus ya da haram yahut mescidde namaz anında ko­runması gerekli herhangi bir şey Resulullah'ın (as) açıkladığı şeylere bir ek olarak yapılırsa, şeriatı yüceltmeyi gerektiren hususlar terkedilmiş, şeriate ge­rektiği gibi saygı gösterilmemiş ve Allah Azze'ye itaatten sayılan meşru' sınır­ların dışına çıkılmış olur. Kişi, Allah'ın emirlerine uymak hususunda -tam ve dosdoğru yapmadığı halde- yaptıklarının eksik, yanlış olduğuna inanmıyorsa Allah Azze'nin emirlerini yerine getirmeye engel olanlardan sakınmaya götü­recek açık bir cezanın verilmesi artık hak olur. İşleri en iyi bilen Allah'tır. [195] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn195)


Namazda iken öksürmek ve boğazı temizlemek


Namazda öksürmek ve boğaz temizlemek namazı bozar mı? Bu hususta­ki görüşler nelerdir?
Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "Şu kıldığımız namazımız, ademoğ-lunun söyleyeceği -kendine Özgü- hiçbir sözle sahih olmaz. Kuşkusuz Allah Azze kendi işinde dilediğini emreder, namazda size konuşmamayı emret­miştir". Zeyd b. Erkam şöyle diyor: ".... Böylece namazda susmayı emretti, konuşmamızı yasakladı. Bu hususta Müslümanlar hemfikirdirler". Hatta na­mazda kafayı çevirip sağa sola bakmak bile mekruhtur. Bu hususta Hz. Ai-şe'den şöyle rivayet olunmuştur: Ben Resulullah'a (as) namazda kafayı çevi­rip sağa sola bakınmak hakkında sorduğumda bana, "namazda kafayı çevi­rip sağa sola bakınmak, şeytanın kulun namazından elde ettiği suistimaller-dendir" buyurdu. Hadisi Buharı rivayet jetmistir.
İlim adamları, namazda bile bile konuşan kişiyi namazının doğru olma­sını istemeyen kişi olarak değerlendirip namazının bozulmuş olduğunu söy­lüyorlar. Burada bile bile konuşmak demek, namazda olduğunu bilmek ve konuşmanın yasaklanmış olduğunun bilincinde olmak dernektir. Resulullah (as) namazda konuşmayı yasaklamış ve şöyle demiştir: "insanoğlu namazda konuştuğunda kullandığı sözcükler namazın hiçbir bölümünü ıslah etmez". Namazda konuşmayı anlatan pek çok hadis vardır Ama "namazda konuş­mak" anlamı içerisinde ne öksürmek, ne de boğaz temizlemek vardır. Bu iki sözcük ne yalnız başlarına, ne de bir başka kelimelerle konuşmak kapsamı­na girmediği gibi öksürüp gırtlak temizleyen kişi de "konuşan" diye adlandı-rılamaz. Ne var ki buradaki öksürük ve gırtlak temizleme ifadesi ile anlatıl­mak istenen, delillerle anlaşılmaktadır. Kastedilen, (birilerine verilen) işaret­ler olabilir. Namazda kahkaha ile gülmek ve benzeri şeyler hakkında iki ce­vap verilir: İlki; kahkahanın çirkinlik ve ayıp (yahut huy) anlamında değer­lendirilmesidir. İkincisi; biz, kahkahanın namazı bozduğu görüşünü namazda konuşmak olarak değerlendirip benimsemiyor ve bu açıklamalardan îsİam a-limlerinin büyük çoğunluğunun görüşüyle kahkahanın namazı bozduğuna dair herhangi bir işaret çıkaramıyoruz.
Bu hadisi İbnu'l Munzîr rivayet etmiştir.
Buradaki şıklar arasında daha başkaları da sayılabilir. Hatta şöyle dene­bilir: Kahkaha atılırken büyük bir ses çıkarılır. Bu ses namazın durumunu (vakarını) bozduğu gibi namaz kılarken gerekli olan huşuu (huzuru) da gi­derir. Kahkaha, içerisinde harf bulunmayan, yani herhangi bir anlam ifade etmeyen bir haykırış gibidir. Kahkaha atmak, namazı hafife almak ve onu o-yun-eğlence gibi bir konuma oturtmak dolayısıyla asıl amacı unutmak de­mektir, bu nedenle de namazı bozar; yoksa namaz kılan kahkaha attığında konuşmuş sayıldığından dolayı namazı bozulmuş değildir. Bu bakımdan Na­mazın bozulması hususu -bu kabilden olarak- açıklama gerektirmez. Namaz­da çıkarılan sesler ise konuşma hükmünde değildir.
Hz. Ali'den rivayet şöyle olunmuştur: "Resulullah'ın (as)yanına iki kez gitmiştim. Birisi gece, diğeri gündüzdü. Yanına gittiğimde namaz kılıyordu. Bana boğazını temizler gibi işaret etti".
Bu hadisi anlamı itibariyle İmam Ahmed, İbn-i Mâce ve Nesâî rivayet et­miştir.
Kahkaha hususu ise -ki ikinci husustur- konum olarak değil de huy ola­rak bir anlama işaret etmektedir. Birisi üflemek, ses çıkarmaktır. Bu hususta Malik ve Ahmed'den iki rivayet gelmiştir: Birincisi; üflemenin namazı bozma-masıdır. Bu fikri benimseyenler; İbrahim en-Nehaî, İbn-İ Şîrîn, seleften bazı­ları, Ebu Yusuf ve İshak'tır. İkincisi; üflemenin namazı bozmasıdır. Bu fikri benimseyenler ise Ebu Hanife, İmam Muhammed, es-Sevrî ve eş-Şâfiî'dir.
Bunlara dikkat edilirse, namazı ipta! eden (bozan) etkenlerin üfleme i-çerisinde bulunduğu görülür. Bu da, üflemede iki harf ve fazlasının ağızdan çıkmış olmasıdır. İmam Ahmed'in ise, "üfleme konuşma hükmündedir; ister­se iki harf kadar bile bir söz ağızdan çıkmış olmasın" fikrinde olduğu rivayet olunur. Bu husustaki kanıtı ise Hz. Ümmü Seleme'den rivayet olunan şu ha­distir: Resulullah (as) dedi ki, "namazda üfleyen kimse konuşmuş demektir".
Bu hadisin benzerini el-Mallâl rivayet etmiştir. Ama O'nun rivayet ettiği hadis sahih değii mcrfudur. Bu nedenle ona güvenilmez, İmam Ahmed ise tbn-İ Abbas'tan şu sözleri rivayet etmiştir: "Namazda üflemek konuşmak demek­tir". Şu hadisi de Saîd kendi "Sünen"inde rivayet etmiştir: "lifleme iki harfi kapsar, bu ise namazda okunan herhangi bir ayet değildir, ama kahkahayı andırmaktadır".
Öksürerek boğaz temizlemede olduğu gibi üflemede de deliller, konuş­ma olmasından yanadır. Yani üflemek, konuşmak gibidir. Bu husustaki tartış­malar da hemen hemen aynıdır. Ama namazda boğaz temizleme, Resulullah'ın (as) bizlerle konuşmuş olduğu dilde -Arap dilinde- konuşma olarak tanımlanmamış ve namazda genel olarak yasaklanan konuşmayı kap­samına almamıştır. Enes'ten şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyur­du kt, "sizden biriniz namazda rabbına dua edip yalvanyorken ne önüne, ne de sağ tarafına tükürmesin; -eğer mutlaka tükürecekse- sol tarafına ve a-yağının altına tükürsün".
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Namazda eğer yemin edecekse -dahi- konuşmasın bu İşlerden olarak -daha önce yapmış olduğu- bir yemini de namazda bozmasın. Kişi eğer na­mazda konuşacağına dair yemin etmişse bu hoş bir şey değildir. Zira böyle bir yemini yerine getirmek için konuşmak kaçınılmazdır. Bu konuşmalar bir anlama işaret ederler. Bunlar, akıl yoluyla tanımlanabilecek olan ve yerine göre değişiklik arzeden işaretlerdendir. Ama namazda sahibinin durumunu anlatan yalın sesler doğal duyulara işaret ederler. Eğer mutlak konuşma her­hangi bir şeye işaret etmek hususunda bir pay alacak olursa, yani konuşarak bir şey anlatılacak olursa bunlar namazda yapılması yasak olan işaretler gru­buna girer ve işaret olmaktan çıkarak anlatım durumuna dönüşürler. Hem de amaca işaret eden bir konuma girerler. Bu da konuşmak, söz söylemek diye adlandırılır. Tüm bunlarla beraber namaz bozulmaz. Zira Resulullah (as) na­mazda İken kendisine selam verildiğinde işaretle o selama karşılık verirdi. Bu haliyle de namazda işaret edilip anlaşılan şeylerin hepsini yasaklamamış demektir. Bu,anlamdan olarak, namaz kılan kişinin Kur'an-ı Kerim'le uyar-mass ve teşbih etmesi, yani "subhanellah" demesi, nassların (ayet ve hadis metinlerinin) işaret ettikleri gibi helaldir.
Bunun yanısıra namazda yapılması meşru olan şeyler, dinleyen kişiye bir şey anlatmak amacına dahi yönelik olsa namazı bozmaz. Öyleyse doğal olarak yapılan hem de kimseye bir şey anlatmak amacı gütmeyen, ama du­yan kimselerin onun halini anladıkları hareket veya susmak gibi şeyler nasıl oluyor da namazı bozabiliyor. Nitekjm insan namazda iken birini gördüğün­de, ya organlarından birini oynatır veya titrer yahut gözünden yaş gelir ya da tebessüm eder, böylece karşısındaki kişi onun durumunu anlar. Ne var ki, bu durum diğerlerinden ayrılır, zira bir tür seslenme olarak değerlendirilmekte­dir, her ne kadar sünnette reddedilmemişse de. İmam Ahmcd'in Müsned'İn-de Muğire b. Şu'be'den rivayet olunan bir hadiste şöyle denmektedir: Resulullah (as) güneş tutulması (kusuO namazında üflemeye başladı. Namazdan sonra kendisine durum sorulduğunda şöyle dedi: "Cehennemin ateşi bana öylesine yaklaştırıldı ki yüzüme değmesin ve yüzümden uzaklaşsın diye üfle-dirn" (Bkz. el-Fetâvâ el-Kübrâ İbn-İ Teymiyye)
Müsned'de ve Sünen-i Ebu Dâvûdda Abdullah b. Amr'dan şunlar riva­yet olunmuştur: Resulullah (as) güneş tutulması esnasında namaz kıldı ve son secdesinde üfledi ve şöyle dedi: "Üff üff üff Rabbtmf Ben aralarında i-ken onlara azab elmeyesin diye beni -onlara- göndermedin mi?". Bazı arka­daşlarımız bunu cevaplayarak, bu olayın yasaktan önce cereyan ettiğini veya Allah Azze'den yahut da Resulullah'ın (as) cehennem ateşinden korktuğu i-Çİn böyle davrandığını savundular. Şöyle dediler: "Bize göre hu iş namazı ip­tal etmez", işleri en iyi bilen Allah Azze'dîr. [196 (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn196)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:06
Kabirlerin Mescid Haline Dönüştürülmesi


Çoğu yerlerde kabirlerin mescid haline dönüştürülmesi bir bid'at olarak yaygınlaşmış, önceki yüzyıllar -kuşaklar- da bu bid'attan nasiplerini almışlar­dır. Acaba bunun haram olmasının türü ve şekli nedir? Bunun gerçekliği na­sıl açıklanmalıdır?
Buharî ve Müslim'de şu hadis yeralmaktadır: Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "Allah Azze Yahudilerce ve Hristiyanlar'a la'net etsin; zira onlar ken­di peygamberlerinin kabirlerini mescid haline dönüştürdüler". Bu hadiste Resulullah bizleri bu işi yapmaktan sakındırmaktadır.
Müslim'de Hz. Aişe'den rivayet edilen bir hadiste şöyle deniyor: "Ümmü Habîbe ve Ümmü Seleme, Resulullah (as), Habeşistan'da bir kilisede bir ta­kım resimler gördüklerini anlattılar. Bunun üzerine Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "İşte bu insanlar (Hristiyanlar ve Yahudiler) her ne zaman araların­dan iyi ve salih bir insan öldüyse hemen onun kabrinin üzerine bir bina kurdular ve orayı mescid (ibadethane) edinerek orasmt gördüğünüz resim­lerle süslediler. Onlar kıyamet gününde Allah katında yaratıkların en kötü-südürler".
Kabirlerin mescid edinilmesi; oralarda kabirlere secde edilmesi veya mezarların üzerine namaz kılınması anlamından daha geniş ve daha kapsam­lı bir anlama sahiptir. Müslim'de bir başka haberde ise şunları görüyoruz: "Kabirlerin üzerlerine oturmayın ve ne onlara karşı, ne de onların üzerle­rinde namaza durmayın".
Beydâvî şöyle diyor: "Hristiyanlar ve Yahudiler kendi peygamberlerinin kabirlerine onların şanlarını ve durumlarını yüceltmek ve onları ululamak için secde ediyorlardı. Onların kabirlerini namaz kılarken kıble ediniyorlar ve onların putlarını yapıyorlardı. Allah Azze onlara la'net etsin".
Sözkonusu ameli kesinlikle reddeden hadisler vardır. Ne var ki burada, anlatılanların sebeplerine işaret eden kanıtlar ortada yoktur. Açık ve anlaşılır olan şudur: Yasaklamanın nedeni (sebep ve illeti), bu işe sürükleyen etkeneri bertaraf etmek ve hiçbir şeye veya kimseye ne zarar, ne yarar verebile-:ek ve ne de herhangi bir şey duyup işitebilen cansızları ululayanların edin­dikleri putlara tapınmaktan, putçuluktan uzaklaşmak ve onlara benzeme-nektir. Ayrıca bu uğurda mal harcanması da çirkin bir şeydir ve boşu boşu­na yapılmış bir iştir.
Hz. Aişe şöyle demiştir: "Eğer bu yasaklama olmasaydı Resulullah'ın (as) kabrini yerden yükseltir, orada bir mescid edinirdim. Ama Kabirlerin mescid edilmesini çirkin görmüştür".
Yine Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde geçen bir haberde Habeşistan'daki bir kilisede ne süslemeler, ne de herhangi bir resmin bulun­madığı geçmektedir.
Resulullah (as) şöyle demiştir. "Yahudiler ve Hıristiyanlar ne zaman kendilerinden salih ve temiz bir kimse ölse, onun kabrinin üzerine bir bina inşa eder, orayı kendilerine mescid edinir ve buraları resimlerle süslerler. Bunlar kıyamet gününde Allah Azze'nin katında varlıkların en kötüleridir", Sahih-i Müslim'de Resulullah'tan (as) rivayet olunan Cündüp'ün hadisinde şunlar geçmektedir: Resulullah (as) ölmezden kısa bir müddet önce şöyle dedi: "Kuşkusuz sizden önceki kuşaklar kabirleri mescid haline getirdiler. Dikkat edin sakın kabirleri mescidler haline dönüştürmeyin, ben sizleri bun­dan men ediyorum"}
Müsned'de ise Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Kıya­met gününde, tanıdığınız yaratıkların en kötüsü kabirleri mescid edinenler­dir". İmam Malik'in eİ-Muvatta' adlı eserinde Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: Resulullah (as) buyurdu ki, "Allah'ım! kabrimi ibadet edilir bir put haline dönüştürme. Allah Azze'nin gazabı kabirleri mescid e-dinen toplulukların üzerinedir".
Sünen kitaplarında hemen hemen aynı haberler yeralmaktadır: Resulul­lah (as) buyurdu ki, "benim kabrimi bayramlık bir şey haline dönüştürme­yin. Nerede olursanız olun bana salavat getirin, zira salavatlannız (duala­rınız) bana ulaşır". Bu hadîs, gerek senet, gerekse de metin itibariyle sahih­tir. Ne var ki Müslümanların nerede olurlarsa olsunlar Resulullah'a (as) getir­dikleri Salavatlarm (duaların) nasıl ulaşacağı bizim için gayb kavramlarından biridir. Gayb ise yalnızca Allah Azze'nin bileceği bir husustur. Bize düşen, gaybı Allah Azze'nin bildiğine ve gaybın gayb olduğuna inanmak, bu husus­ta münakaşaya tutuşmamak yahut hakka haksızlık edecek bir çekişmeye gi­rişmemektir. (Seyyid Cemilî) [197] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn197)


Evde Namaz Kılmak


kimseler evde namaz kılmanın mescidde kılınanla aynı sevaba sa­hip olduğunu ve Resulullah'ın (as) şöyle buyurduğunu savunuyorlar: "Yeryü­zü bana mescid kılındı ve benim için temizlendi". Bazıları da şöyle diyor: Cuma namazının sıhhatinin (kılmabilmesinin) şartı mescidde kılınmasıdır. Bu husus ayette de geçmektedir. Ama mescidde kılınan farz namazın sevap ve hayır bakımından daha büyük bir dereceye sahip olduğu savunulmaktadır.
Öyleyse bu hükmün sünnetteki açıklaması nedir, neye dayanır?
Sahih-i Buharı ve Sünen kitaplarında geçen bir haberde şunlar rivayet o-lunmaktadır: Kör bir adam evinde namaz kılmak üzere izin istedi. Resulullah (as).da O'na izin verdi. Ama adam dönerken çağırarak şöyle dedi: "Ezanı duyuyor musun?" Adam, "evet" dedi. Resulullah (as), "öyleyse çağrıya (eza­na) cevap ver". Resulullah (as), ezam duyduğundan dolayı camiye gelmesini emretti. Bu nedenle İmam Ahmed ezanı duyan herkesin cemaata gelmesinin gerekli (vacip) olduğu görüşünü savunmuştur.
Sahih bir hadiste Resulullah'm (as) şöyle dediği rivayet olunur: "Mescide yakın oturanlar farz namazları yalnızca mescidde kılmak zorundadırlar". Oradakiler şöyle dediler: "Mescidin komşuları kimlerdir ey Allah'ın Resulü?" Şöyle dedi: "Ezanı duyan herkes mescidin komşusudur".
Sünen kitaplarındaki hadislerde şöyle geçmektedir: İbn-i Ümmi Mektûm ResulullalVa (as), "ya Resulullah benim evim mescide bir hayli uzak; kolayca aşamayacağım bir de dağlık arazi var ve şehirde zehirli hayvan da pek çok. Bu durumda bana evimde namaz kılmak için müsaade ediyor musunuz?'' diye sordu, Resulullah (as), "ezam duyuyor musun?" diye sordu. Q, "evet" deyince Resulullah (as), "öyleyse sana izin verecek bir husus bulamıyorum" dedi. Bu açıklama, Allah Azze'ye inanan bir insanın cemaata gelmesinin, ce­maatla birlikte olmasının zorunluluğuna kanıttır.[198] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn198)


Tek Başına Ve Cemaatle Namaz Kılmak


Tek başına namaz kılmayı cemaatle namaz kılmaktan daha üstün kılan nedir; cemaatla namaz kılmak da tek başına namaz kılmaktan hangi durum­larda daha üstündür?
Kişinin cemaatla kıldığı namazı tek başına kıldığı namazdan daha üstün tutanların delilleri konusunda İki husus vardır; bunlar Özürsüz olarak tek ba­şına kılınan namazın sahih (doğru) olduğu temeline dayanmaktadırlar. Tek başına kılınan namazın sahih olduğunu savunanlar, "cemaat vaciptir, ama koşullarından birisi değildir. Mesela ikindi namazının, vaktin sonuna, yani günün karanlığa doğru sararma vaktine ertelenmesi ve o zaman kılınması hata (suç ve günah) olmakla birlikte bu vakitte kılman namaz sahihtir. Hatta akşam namazının vaktinin girmesine bir rek'at kılınacak kadar kısacık bir za­man kalsa bile kılman namaz sahihtir" diyorlar ve şunu ekliyorlar: "Birisi i-kindi namazının zamanının bitmesine bir rek'at kadar vakit kaldığında nama­zı kılsa ikindiyi eda etmiş demektir." Bir şey diğerinden üstün tutulduğunda üstün tutulan şey -mutlaka- caiz (helal) demek değildir. Allah Azze şöyle bu­yuruyor: "Cuma günü namaz için çağrıldığınızda (ezan okununca) hemen Allah'ı zikretmeye koşuşun (titizlik gösterin ve hırslı davramn) ve artık alışverişi de bırakın, bu sizin İçin daha hayırlıdır". Bu­rada Allah Azze cuma namazına titizlik ve hırs göstererek sıkıca sarılmayı a-lışverişten daha hayırlı, kılmıştır. Burada (koşmak acele etmek değil de) bir hırs ve bir çaba göstermek vacibtir. Cuma ezanı okunduğunda alışveriş et­mek ise haram kılınmıştır, [199] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn199)


Kişinin Cemaatla Kılmış Olduğu Namazın Nafile Oluşu


Bir kimse farz olan bir namazı bir cemaatla kılsa, daha sonra bir başka opluluk aynı namazı cemaatla eda etmek üzere saf oluştursalar, önceki ce­maatla namazı kıldıktan sonra bir başka cemaatla aynı namazı bir kez daha alabilir mi?
Bir kimse farz bir namazı kılsa ve mescide gelse, burada bu adamın kıl-iığı namaz cemaatla kılınıyor olsa, onlarla birlikte aynı namazı kılarsa bu na-naz İster gecikmeli veya geçmiş olsun isterse vaktinde olsun eşittir. Nitekim tesulullah (as) insanlarla mescidde namaz kılmayan iki kişiye şöyle demişti: "Size ne oldu ki, (zorunuz ne) bu insanlarla birlikte namaz kılmadınız, voksa Müslüman değil misiniz?". Onlar, "ey Allah'ın Resulü!Biz evlerimizde kılmıştık" dediler. Resulullah (as), "evlerinizde -birfarz namazı- kılıp mesci-ie geldiğinizde aynı namazı cemaat kılıyorsa onlarla beraber -bir kez daha bile olsa- kılınız. Zira bu sizin için nafile olacaktır" buyurdu.
İmam Malik, imam Ahmed, Ebu Hanife ve alimler topluluğundan daha >aşkaları diyorlar ki, "bir Müslüman herhangi bir -farz- namazı ister bilerek, ster bilmeden geçirmişse beklemeksizin onu kaza (yani telafi) etmelidir". İ-nam Şafiî'nin de tercih ettiği buduf. Kendisi, "eğer bir kimse bilerek bir na-nazı geçirmişse vakit geçirmeksizin hemen kaza etmelidir" diyor. Bir kimse :emaatla namaz kıldıktan sonra bir başka kametle namaza çağrılıyorsa onla-a uysun. Bu durumda birinci kıldığı namaz, bir farzın yerine getirilmesi, i-âncisi ise sahih bir namaz olarak kendisi için nafiledir, yukarıda sunduğu­nuz hadis ve daha başka hadislerin işaret ettikleri gibi. "Farz olanı en mü­kemmelidir, çünkü bu Allah Azze içindir" diyorlar. İşieri en iyi- bilen Allah Izze'dir. [200] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn200)


Azledilmiş İmam


Eğer bir kimse, Allah Azze'ye karşı işlediği bir suçtan dolayı imamlıktan ızledilmiş ise, insanlar (Müslümanlar) onun arkasında namaz kılabilirler mi?
Ebu Davud'un "Sünen" adlı eserinde şunlar geçmektedir: Nebî (as) bir i-nami kıbleye karşı tükürmek suçundan dolayı imamlıktan uzaklaştırdı ve nescide gelen Müslümanlara, "O'nun arkasında (ona uyarak) namaz kıl-nayınız" dedi. Adam Resulullah'a (as) gelerek, "ey Allah'ın Resulü!însanla-ın bana uyarak arkamda namaz kılmalarını sen mi yasak.la.din?" diye sor-lu. Resulullah (as), "evet, sen (namazda) kıbleye karşrtükûrmekle Allah Azze'ye ve Resulüne eziyet ettin " dedi. Eğer bir kimse bu nedenle imamlıktan u-zaklaştırılmışsa ve cemaat da onun arkasında -ona uyarak- namaz kılmaktan men edilmişse, bu yerinde verilmiş geçerli bir hükümdür. En iyisini en doğ­rusunu bilen Allah'tır. [201] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn201)


Hile Ve Aldatmayla Kadın İle Kocasının Arasını Bozan Kimse


Kendine bağlamak ve kendine almak amacıyla hile ve aldatmacalarla bir kadının kocasıyla arasını bozan kimsenin Müslümanlara imam olması he­lal midir?
Müsned'de Resulullah'tan (as) rivayet olunan bir hadiste Resulullah (as), "bir kadınla kocasının yahut bir köleyle efendisinin arasını hile ve aldatma­calarla bozan kimse bizden değildir" buyurdu. Bir kimsenin, bir kadınla ko­casının arasını bozmak üzere çabalaması ağır (şiddetli büyük) günahlardan sayılmıştır. Zira bu, sihir (büyü) işlerindendir ve şeytanın en büyük fiilidir. Kadınla kocasının arasını bozmak üzere faaliyete geçen kişi, özellikle koca­nın karısını nikâhında tutmakta ısrar etmesine rağmen yalnızca onunla ken­disi evlenmek için hile ve aldatmalarla onları birbirinden ayırmak üzere faali­yete geçmişse ve ortadaki deliller de bunu göstermekte ise böyle bir kimse­nin Müslümanların basma imam olması yalnızca bu tip işlerden tevbe edip pişmanlık duyduğunu kanıtlamasıyja mümkündür. Allah Azze'nin onu affe­dip etmemesi ise ayrı bir husustur. Eğer yaşantısı düzgün, salih bir insanın i-marnliğj söz konusuysa böyle bir kimsenin -tevbe edip pişman olduğunu be­lirtse dahi- imamlığı makbul görülmez ve ona uymak gerekli değildir. Bir zo­runluluk hali olmaksızın bir günah işleyen kimsenin arkasında namaz kılın­maz. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. [202] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn202)


Kendisinden Hoşlanmayan Cemaata İmam Olmak


Çeşitli yörelerdeki dağınık yerleşim birimlerinde bazı kimseler halk kesi­mine ve kendisinden hoşlanmayan (hatta nefret eden) geniş topluluklara i-mamlık ederek namaz kıldırıyorlar. Ne var ki, bu insanlar kendisini sevebile­cekleri herhangi bir imam da bulamıyorlar bu durumda verilecek hüküm ne­dir?
Resulullah (as) bir hadiste, "şu üç kişinin kıldığı namaz kendi kulakla­rından daha yukarı çıkmaz (Allah katına ulaşmaz): Kendisini sevmeyen bir topluma imam olan, namazlarını erteleyerek sürekli vaktin sonunda kılan ve hür bir kimseyi köle edinen" buyurdu. En İyisini bilen Allah'tır. [203] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn203)


Mescide Ölü Gömmek Helal Midir?


İnsanlar sürekli olarak şu soruyu sormaktalar: "Acaba mescidlere cenaze (ölü) gömmek helal midir?"
Mezhep imamları kabirlerin üzerine mescid yapılmaması hususunda ay-
nı görüşü paylaşmaktadırlar. Zira Resulullah (as), "sizden önceki -dinlere mensup olan- kimseler kabirleri kendilerine mescidler edinmişlerdi. Dikkat e~ din sakın sizler kabirleri mescid haline dönüştürmeyin. Ben sizleri böyle şev­lerden men ediyorum"buyurmuştur. Mescİdlere ölü defnetmek de caiz değil­dir. Önce mescid yapılıp sonra da ölü gömülmüşse, ya mezar yerle bir edile­rek ya da ölü yeni gömülmüşse mezar açılıp bir başka yere nakledilerek de­ğişiklik yapılır. Eğer önce ölü defnedilmiş, daha sonra üzerine mescid bina edilmişse orası ya mescid olarak varlığını sürdürür yahut kabir olarak. Bu durumda bu mescidde namaz kılınmaz, ne nafile olarak ne de farz olarak. Zira bu yapı bir mezarın üzerine inşa edilmiştir. En iyisini bilen Allah'tır. [204] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn204)


Küçük Hasır Üzerinde Namaz Kılmak


Bazı gruplar hurma dallarından veya başka bitki dal ve yapraklarından dokunmuş mendil benzen küçük hasırlar üzerinde namaz kılıyorlar. Bu hare­ketlerine de delil olarak Resulullah'ın kendilerinin imamı olduğunu ve onun izini takibettiklerini ortaya sürüyorlar. Bu konunun gerçeği nedir, doğrusu nasıldır?
Bir hadiste Resulullah'ın (as) bir seccade üzerinde namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Adamın biri Abdullah b. Ömer'den, O da Hz. Aişe'den rivayet ederek dedi ki; Resulullah (as) abdest aldı ve "ya Aİşe bana bir hasır getir" dedi. Hz. Afcşe de getirdi. Resulullah (as) onun üzerinde namaz kıldı.
Resulullah (as) bu hadisin metninde bir "humra" istemiştir. "Humra", hurma dallarından örülmüş küçük bir hasıra denir. Zira "Resulullah onun ü-zerine secde etti" deniyor. Bu küçük parça, onu yerin sıcağından, alnına bir-şcylerİn batmasından ve eziyet veren şeylerden koruyordu. Bu hadis sahihtir. Bu küçük hasır parçasından daha büyük, yani seccade kadar bir parça üze­rinde namaz kılması İse pislik ve benzeri şeylerden korunmak içindir.
Ne Resulullah (as) ne de sahabeleri, üzerinde -devamlı- namaz kılacak­ları herhangi bir seccade edinmenıişlerdir. Onlar ya toprağın üzerinde namaz kılıyorlardı ya da hasır veya benzeri herhangi bir şey üzerinde. Namaz kıl­dıklarında önlerine herhangi bir engel de koymazlardı.
Buhari'nin ve Müslim'in sahihlerinde Resulullah'ın (as) ayakkabılanyla namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Bu hususta Resulullah (as), "Yahudiler ayakkabılarım ayaklarında (giyinmiş) iken namaz kılmazlar (dua etmez­ler); sizler onlara muhalefet ederek ayakkabılarınızı giyip namaz kılın" bu­yurmuştur. Bu uygulamada Resulullah (as) ve ashabı ayakkabıları ayakların­da İken bir kez namaz kılmışlardır. Daha sonra Resulullah (as) ayakkabılarını çıkardı. Ashabı da ayakkabılarını çıkarınca, "ne oldu da ayakkabılarınızı çı-kardınız?" diye sordu. Onlar da cevap olarak, "senin ayakkabılarını çıkara­rak namaz kıldığını gördük, (bu yüzden) biz de çıkardık' dediler. Resulul­lah (as), "Cebrail bana gelip ayakkabılarıma eziyet verin (pislik, diken vs. gibi) maddeler yapışmış olabileceğini söyledi, ben bu nedenle çıkardım. Şimdi sizler mescide geldiğinizde ayakkabılarınızı kontrol edin. Eğer o bir şey varsa onu toprağa sürerek temizleyin. Zira toprak her iki ayakkabını­zı da temizler" buyurdu. Resulullah (as) ve ashabı ayakkabılarını çıkarmaksı-zın namaz kıldıklarına ve aynı ayakkabılarla hem yürüyüp hem de namaz kıldıklarına göre nasıl oluyor da Resulullah'ın (as), üzerinde namaz kıldığı bir seccade edindiği ve namaz kılmak istediğinde onu bir hasırın veya başka bir yaygının üzerine serdiği sonra da -onun üzerinde- namaz kıldığı zarinolu-nabiliyor? Böyle bir şeyi Resulullah (as) yapmadığı gibi, sahabelerinden hiç­bir kimsenin de bir seccade edindiği rivayet olunmamıştır. Bazı alim kimsele­rin Mescid-i Nebeviye (Peygamber mescidine) gelip yere bir seccade serdik­ten sonra onun üzerinde namaz kılmak istedikleri haberi İmam Malik'e ula­şınca onların hapsedilmelerini emrettiği ve şöyle dediği rivayet olunur: "Sîz bilmiyor musunuz ki, böyle şeyler bizim mescidimizde bid'attır (sapıklıktır)''. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. [205] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn205)


Hamamda Namaz Kılmak


Hamamda (banyoda) namaz kılmak helal midir?
Ebu Davud'un "SünerTinde ve diğer bazı hadis kitaplarında Ebu Said'den, O da Peygamber'den (as) şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (aş) dedi ki: "Yeryüzü; hamamlar ve mezarlıklar dışında, tüm olarak benim için . mescid kılındı". El-Huffâz bu hadisi sahih saymıştır. Vakit daralmışsa veya namazın vaktinin geçmesi sözkonusuysa oralarda namaz kılınabilir mi, yoksa mümkün olduğunca bu yerlerin dışına çıkmak mı gerekir? İmam Ahmed ve bir başka alimin mezhebinde yeralan iki görüşe göre hamamlarda namaz kı­lınması doğru değildir.
Cünüp olan kimse nama2 vaktinin evvelinde yıkanmak için hamama İh­tiyaç duyduğunda -yıkandıktan sonra- namaz kılmak üzere dışarı çıkar. Baş dönmesinden veya başka bir şeyden dolayı eğer isterse yıkanmasını tamam­lamak üzere tekrar hamama döner. Zira alimlerin pek çoğuna göre namaz i-çin hamamdan dışarı çıkmak gerekir. Buradaki yasaklama, ya bir haram kıl­ma gibidir, nitekim İmam Ahmed ve arkadaşlarının görüşleri budur, ya da namazı tenzih etmek, daha doğrusu yaraşan bir konumda tutmak içindir, İt­mam Şafiî'nin görüşü de budur.
Allah Azze'nin gece kabul etmediği gündüz namazları ve gündüz kabul etmediği gece namazlarına gelince; mesela öğlen ve ikindi namazlarını insa­nın geceye bırakması helal olmaz. Bu hususta Buhari'nin Sahihinde Resulul­lah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: "ikindi namazını geçiren kişi ailesine ve malına zulmetmiş gibidir".
Yine Buharî'nin Sahih'inde şöyle rivayet olunmaktadır; Resulullah (as) buyurdu kî: "İkindi namazını geçiren kişinin amelleri boşa gitmişlir". Uyku­da kalıp yahut unutup da namazını geçiren kişi hakkında Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "(Herhangi bir) namazı unutarak veya uykuda olduğu İçin geçiren kişi hatırladığında yahut uyandığında hemen o namazı kıtsın, çünkü o namazın vakti, kişinin uyandığı yahut hatırladığı zamandır"[206] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn206)


Safların Gerisinde Aralık Bırakarak Kılan Kişinin Namazı Makbul Değildir


Safların gerisinde aralık bırakarak -yalnız başına kılarmışçasına cemaat:) uyarak- namaz kılmak caiz midir?
Cemaatla namaz kılmıyorken safların arkasında yalnız başına veya son saftan İtibaren büyük t?İr boşluk bırakarak namaz kılmak hiç kimse için caiz değildir. Sünnet kitaplarında Resulullah'tan (as) şöyle bir hadis rivayet olun­maktadır; Resulullah (as) buyurdu ki, "safları bir kenara bırakarak arkalara çekilip -cemaat yokmuşçasına- namaz kılmak yoktur". Çarşılarda insanların cemaat halinde namaz kılmaları yalnızca safların aralarını birleştirmeleri du­rumunda mümkündür. Bu durumda insanlar safları yaklaştırmalı ve bir set gibi düzgün ve sık bir duruma getirmelidir; birinci saf, ikinci saff diye. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. Nitekim Resulullah (as), "saffları birbirine yaklaş­tırınız ve düzgün bir sıra oluşturunuz" buyurmuştur. [207] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn207)


Eğilerek Saygı Göstermek


Mevki, makam sahibi büyüklere veya yöneticilere eğilerek saygı gösteri­sinde bulunmak, onları böylece ululamak Allah Azze'ye eş koşmak mıdır (şirk midir)?
Resulullah'a (as) şöyle dediler: "Bizden birisi -uzun müddet bir aradan sonra- kardeşine kavuştuğunda, ona -secde eder gibi- eğilerek saygı duru­şunda bulunabilir mi?" Resulullah (as), "hayır" diye cevapladı. Muaz Şam'dan dönünce Resulullah'a (as) gelerek O'na secde etti. Bunun üzerine Resulullah (as) O'na, "bu da nesi (ne oluyor) ya Muaz?" diye sordu. Muaz, "ya Resulallah! Şam'da İnsanların kendi reislerine secde ettiklerini gördüm. Onlar bu hareketleri peygamberlerinden aldıklarını söylüyorlardı" dedi. Re­sulullah (as), "onlar Peygamberlere iftira etmiş ve yalan söylemişler. Eğer ben insanın insana secde etmesini emredecek olsaydım kadının kocasına secde etmesini emredirdim. Zira kocanın karısı üzerinde çok büyük bir hakkı var­dır. Ey Muaz! Allah Azze'den başka hiçbir kimseye (veya şeye) secde edilme­mesi gerekir" buyurdu.
Secde eder derecede eğilmek veya saygı duruşu göstererek eğilmek e-ğer bîr kimseye yapılan hareketleri süslü göstermek (yaltaklanmak) ve yakın­laşmak için yapılıyorsa inkarcılığın (kâfirliğin) pek çok eylemini içerisinde gizliyor demektir. Allah Azze'yi inkâr etme eyleminin en büyük hareketlerin­den birisi de budur. İnsanlara böyle bir ululama gösterisinin yalnızca bir mevki ve makam sahibine gösterilen bir yakınlık ve borçtan ibaret olduğuna inananlar, Allah Azze'ye iftira etmiş ve O'nun yolundan çıkıp sapıklığa dal­mış kimselerden başkaları değildir. Üstelik bu tip hareketlerin, aşağı derece-dekilerin üst derecelerde ve makamlarda olanlara ödemek'üzere gösterecekleri bir borç ve yakınlaşma vasıtası -veya hakkı- olmadığı kendilerine açık­lanmış olmasına rağmen eğer onlardan herhangi birisi böylesi eğilme ve sec­de hareketlerinde ısrar edecek olursa tevbe etmesi istenir, tevbe etmezse he­men öldürülür.
Ama alt derecede, makamsız bir kimsenin üst derecedekilerden makam-lılara bu şekilde secde eder gibi bir ululama gösterisinde bulunmaması halin­de güçlüler tarafından dövülmesi, işkence edilmesi, cezaya çarptırılması, hapsedilmesi veya mallarının elinden alınması ya da hak ettiği rızkının kesil­mesi yahut da daha başka sevimsiz hareket ve hakaretlere ma'ruz kalması sözkonusu ise ve kendisi de bu tip hareketlerden nefret ediyorsa böyle bir ululama gösterisinde bulunması birçok alim tarafından hoşgörülmüş, "yapa­bilir" diye cevaz vermişlerdir. Zor durumda kalanlar için, helal sayarak Allah Azze'nin koyduğu helal/haram sınırlarını hiçe saymamak ve hoş görmemek koşuluyla içki içmek veya benzeri.bir haram işi yapmak caiz görülmüştür. Bu, İmam Ahmed ve arkadaşlarının görüşüdür. Ama böyle bir hareketi yap­mak zorunda kalan bir kişinin (yani Müslümanın) bu tip haramları işlemek­ten kalbiyle mutlak anlamda nefret etmesi, kalbinden ta'viz vermemesi ge­rekli bir öğedir. Bu hareketi yapmazdan önce tüm samimiyetiyle ondan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. [208] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn208)


Yolculukta Farzlar Yarıya İndirilip Nafileler Terkedilince Vitir Namazı Kılınır Mı?


Yolculukta farzları yarıya İndirilmiş ve nafileler (sünnetler) terkedilmiş­ken vitir namazı kılmak helal midir?
Evet, yolculukta da vitir namazı kılınır. Resulullah (as) gerek yolculuğa çıktığında, gerekse de evinde mukim (yerleşik) iken hep vitir namazını kıl­mıştır. Resulullah (as), bineğinin üzerinde iken hayvan nereye dönse o tarafa doğru namazını kılıyordu. Hatta farz namazları hayvanının sırtında kılmadığı zamanlarda bile vitir kılıyordu. Bu hususta Enes'ten şu hadis rivayet olun­maktadır. Dedi ki: Resulullah (as) -ikamet ettiği yerden- ayrılıp üç mil (5-6 km. kadar) ya da üç fersah (4 saatlik veya 12000 adımlık uzaklık, yaklaşık 5 km. kadar) bir yol aldıktan sonra -farz- namazları iki rek'at olarak kılardı. Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. (Belki de buradaki anlatımdan kasıt, Re-sulullah'ın (as) uzun bir yolculuğa azmedip çıktığında namazlarını yalnızca bu mesafeyi aştıktan, yani 5-6 km. yol gittikten sonra kısalttığıdır. Bu da bi­zim görüşümüzdür. Seyyid el-Cemîlî) [209] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn209)


Teravih Namazları Resulullah'ın Bir Sünneti Midir, Yoksa Bid'at Mıdır?


Teravih namazı kılmak sünnet midir, yoksa uydurulmuş bir bid'at mıdır? Teravihte sünnet olan husus, yatsı namazından sonra kılınmasıdır. Bu konu­da mezhep imamları ve sahabeler aynı görüştedir. İmam Şafiî'den yapılan bir nakil ise doğru değildir. Zira İmamlar teravihin yalnızca yatsı namazından sonra kılınması görüşünü paylaşmaktadırlar. Ncbî (as) ve sahabelerin dö­nemlerinde hep böyle olmuştur. Buna binaen de imamlardan hiç kimsenin yatsı namazından Önce teravih kıldığı bilinmemektedir. Bu ve benzeri ibadet­ler Ramazan ayının "kıyamı" olarak adlandırılmaktadır. Resulullah (as) bu hu­susta şunları söylemiştir: "Allah Azze sizlere Ramazan orucunu tutmayı farz kılmıştır. Ben de Ramazanda 'kıyam'ı sizlere bir sünnet olarak gösteriyo­rum. Şimdi Allah Azze, Ramazan orucunu tutan ve kıyamını yerine getiren kimsenin geçmiş tüm günahlarım afveder". Ramazan gecesinde "kıyam" ve benzen ibadetler yalnızca yatsı namazından sonra olur.
Sünnet kitaplarında açıkça gösterilmiştir ki, Ramazan kıyamını (vitir ve­ya teravih olarak) kılanlar mutlaka yatsı namazından sonra kılmışlardır. Resu-lullah'ın (as) gece kıyamı da vitir İdi ve onu gerek Ramazan gecelerinde, ge­rekse diğer gecelerde her zaman kılardı. Kesulullah (as) vitrini onbir ya da o-nüç rek'at olarak kılardı. Ama bunu uzun uzadıya sürdürürdü. Vitir namazını böyle uzun uzadıya kılmak insanlara ağır gelirce, Ömer döneminde Ubey b. Ka'bı rek'at sayısını onbir ve onuçten yirmiye çıkardı. Sonra da her rek'attaki kıyam (ayakta durma) süresini kısalttı ve namazı tek sayıya indirdi (ondokuz ve yirmibir gibi). Burada rek'at sayısının artırılması, rek'at kıyamlarının uzun süresinin kısaltılmasına karşılıktır, yani onun yerine bu konmuştur. [210] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn210)


İkindi Namazının Sünneti Konusunda Resulullah'ın (As) Bir Hadisi Var Mı?


İkindinin sünneti ne demektir ve ne anlam ifade eder? Resulullah'ın (as) temiz hadisleri arasında bu konuda herhangi bir haber yeralmış mıdır?
Yine Resulullah'tan (as) rivayet olunup Sahih-i Buharîde yeralan bir ha­diste şöyle buyurulmuştur: "Herkim herhangi bir gece veya gündüz yalnız­ca Allah Azze'nin hoşnutluğunu kazanmak için tüm içtenliğiyle oniki rek'at namaz Marsa Allah Azze o kimse için cennette bir ev inşa eder". Bu hadisin sünnet kitaplarındaki açıklamasında İse, bu oniki rck'atlık nafile (sünnet ve­ya tatavvu') namazının gündüz ve gece boyunca dağılımı olarak şöyle den­miştir: Öğlen namazından önce dört rek'at ve sonra iki, akşam namazından sonra iki,-yatsı namazından sonra iki ve sabah namazından önce iki rek'at olmak üzere toplam oniki rek'at.
Yine Sahih'te şu hadis yeralmaktadır; Resulullah (as) buyurdu ki: "İki e-zan (çağrı) arasında bir namaz vardır, iki ezan arasında bir namaz vardır, iki ezan arasında bir namaz vardır". Sonra üçüncüsünde şöyle dedi: "(İste­yen için) insanların sünnet olarak ele aldıkları ve sürdükleri kerahiyyet de­recesindeki (mekruh) şeyler vardır". Bu hadis içerisinde Resulullah'ın (as) i-kindi, akşam ve yatsı namazlarında önce de namaz kıldığı rivayet olunmak­tadır.
Şurası doğrulanmıştır ki, Resulullah'ın (as) ashabı, akşam ezanı ile farz namazın "kamet"i arasında iki rek'at namaz kılmıştır. Nebi (as) onların bu uygulamasını gördüğü halde buna herhangi bir itiraz yöneltmemiş, ama kendisi de akşam ezanı okunduktan sonra farz namazın kılınmasına kadar her­hangi bîr namaz kılmamıştır. Bu tip iyi (hoş, hasen) olarak adlandırılan na­mazlar, Resulullah'ın (as) sünnet olarak kıldığı namazlardan değildir. Hem Resulullah (as) bu tip adetlerin kendisinin bir sünneti olarak değerlendiril­mesini çirkin bulmuştur. Nebi (as) akşam, İkindi ve yatsı namazlarından önce herhangi bir namaz kılmamıştır. Bunlar Resulullah'ın (as) sünneti olarak de­ğerlendirilemezler. Bununla birlikte bu namazların kılınması, Resulullah'ın (as) kılmamasının ve özendirdiği hususların aksine olsa da çirkin görülme­mektedir. Bu da bu hususta anlatılanları.desteklemektedir. Resulullah'ın (as) ikindi namazından Önce dört rek'at namaz kıldığı rivayet olunmakta ise de bu rivayetin zayıf olduğu ortaya çıkmıştır. Ama ikindiden önce Resulullah'ın (as) iki rek'at namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Kıldığı bu iki rek'at namaz belki de Öğlen namazından sonra -biraz gecikmiş olarak- kıldığı iki rek'at o-labilir. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. [211] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn211)


İnsanoğlunun Niyeti Ve Yaptığı Ameller


Niyeti temiz ve doğru olan kişinin arneli de doğru olur, ama ortadaki durumlar (konumlar), kararlar, çabalar (azimet) yapılan bu işin hükmünün yerine getirilmesini geniş bir alanda tutmaz. Öyleyse doğru ve temiz bir ni­yetle yapılan işlerin ödül veya ceza olarak karşılıkları nasıl verilecektir?
Hayır (iyilik) yapmaya niyet eden ve yapan, kendisine takdir olunan hakkını alır. Hayır yapmaya niyet eder de bu niyetini aktiviteye dönüştürme­ye, uygulamaya gücü yetmezse, hadislerde geçtiği gibi, hayra niyet edip ya­panla aynı hakka sahip olur ve aynı karşılığı alır. Nitekim BuharVnin ve Müs­lim'in Sahihlerinde şöyle geçmektedir: Resulullah (as) dedi ki: "Medine'de bazı kimseler vardır. Bunlar siz bir yere gittiğinizde de sizinle beraberdir, bir vadiyi aştığınızda da". Ashab şöyle dedi: "Bu insanlar (cisim olarak) Medi-ne'deler değil mi?". Resulullah (a), "evet, onları özürleri Medine'ye hapset­miştir, özürleri nedeniyle Medine'den dışarı çıkamazlar". İmam Tirmizînin sahih olarak değerlendirdiği bir hadiste ise İbn-i Kebeşe el-Enmârî, Resulul-lah'ın (as) dört kişiden bahsettiğini rivayet etmiştir: Allah Azze bir kimseye mal (servet) ve ilim vermiştir. Bu kişi (erkek veya kadın) servetini ve ilmini Allah Azze "ye itaat uğrunda harcamaktadır. Bir başkasına İse İlim vermiştir, a-ma mal (servet) vermemiştir. Bu kişi, "keşke Allah Azze bana da falan kimse­nin serveti (malı) kadar verseydi de ben de onları falan yaptığı gibi Allah uğ­runda harcasaydın." der. İşte bu iki insan aynı sevaba ve aynı ödüle hak ka­zanmış kimselerdir. Diğer iki kimseden birisine ise Allah Azze mal vermiş, a-ma ilim vermemiştir. Bu kişi kendisine verilenleri Allah Azze'ye isyan uğrun­da harcamıştır. Allah Azze dördüncüsüneyse ne ilim vermiştir, ne de mal. Bu da şöyle der: "Eğer (gerek ilim ve gerekse mal olarak) falanın elindckiler be­nim olsaydı (kötülük olarak) onun yapmadıklarını yapardım", tşte bu iki kimse de (erkek ya da kadın olsun) aynı yüke (suça ve günaha) sahiptirler.
Buhafî ve Müslim'de Resulullah'm (as) şöyle dediği rivayet olunmakta­dır: "Bir kimse iyiliğe, hayra ve Sevaba neden olacak harekete öncülük eder­se, ona uyanların sevaplaırt(ndan) onun için de (bir pay) vardır. Ne iyiliğe yol açanların ne de o iyilik yoluna tabi olanların sevaplarından ve Ödülle­rinden asla eksiltilmez. Kim de bir sapıklığa, kötülüğe ve günaha götüren yo­la davet ederse o yoldan yürüyen ve o kötülükleri işleyenlerle aynı günaha ve cezaya layık olur. Ne kötülüğe yol açanın ne de onun açtığa çığırdan (yol­dan) yürüyenlerin asla günahlarından ve cezalarından hiçbirşey eksiltil­mez",
Resulullah (as) bir başka hadiste ise şöyle buyurmuştur: "Kul hastalan­dığı yahut bir yolculuğa çıktığı zaman sıhhatli ve yerleşik iken yaptığı tüm tam amellerinin kaj-şılığt kendisine verilir". Bu hadisin tanığı olan haberler pek çoktur.
Hadis, Buharî ve Müslim'de rivayet olunmuştur. [212] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn212)


Sakinlik Ve Vakar


Bir cuma gününde cuma namazı bitmek üzere bile olsa mü'min bir kim­senin cuma'ya yetişemeyeceği korkusuyla vakarını bırakarak hafiflik göster­mesi ve hızlı adımlarla koşarcasına hareket etmesi doğru değildir. Böyle bir şey yapmamalıdır. Mü'mini yalnızca bir vakar (somurtkanlık değil, ağırbaşlı­lık) ve sekinet (miskinlik ve hımbıllık değil, iç huzuru) bürümelidir.
Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Rcsulullah (as) şöyle buyur­du: "Namaz için kamet getirildiğini duyduğunuzda namaza yetişmek üzere yürüyünüz. Acele etmeyiniz, ağırbaşlı (vakur) ve huzurlu olunuz. Namaza neresinde yetişirseniz -imama uyarak- kılınız. Yetişemediğiniz kısmını ta­mamlayınız''.
Hadisin sözleri Buharî'ye aittir ve hadis muttefekun aleyhtir. [213] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn213)


Ve Âmâların İmamlığı Da Mümkündür


Enes'ten şöyle rivayet edilmiştir; Resulullah (as) şöyfe buyurdu: "Abdul­lah Ibn-i Ümmi Mektûm 'u kör olduğu halde insanlara imamlık etmesi üzere tayin ettim".
Hadisi îmanı Ahmed ve Buharî rivayet etmişlerdir. [214] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn214)


Namazı Terketmek


Resulullah (as), "kul ile kâfirlik arasında namazın terkcdilmesi vardır" buyurmuştur.
Bu hadisi İmam Müslim, Câbir'den rivayet etmiştir. [215] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn215)


Onlar Arasındaki Namazlar Birer Keffarettir


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyur-
du: "Bir Cuma 'dan diğer Cuma 'ya kadar -kılınan- günlük beş vakit namaz, iki Cuma arasında büyük günahların kapladığı ve sardığı suçların keffâreii-dir".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [216] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn216)


Evde Kılınan Nafileler


Câbir'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) buyurdu ki, "mes-cidde namaz kılanlarınız, evlerine de namazlarından pay ayırsınlar. Zira Allah Azze mü 'minin evinde kıldığı namaz için de bir hayır takdir etmiştir".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [217] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn217)


Vitir Namazını Teşvik


İbn-i Ömer'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyurdu; "Gece kıldığınız namazınızın sonunu tek -rakamlı-yapınız". Hadis mütîefe-kun aleyhtir. Hadisi Buharî, Müslim ve Ebu Dâvûd İbn-i Ömer'den rivayet et­mişlerdir.
Hadis "Keşfül Hafâ"da da yeralmıştır.
Ebu Said el-Hudrî'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyk buyurdu: "(Gece namazı kılarken) sabahlamadan evvel vitir kılınız".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: "Resulullah (as) gece namaz kı­larken ben de onun hemen önünde biraz ilerisinde uzaktır yatardım, vitir namazı kılacağı zaman beni uyandırırdı". Hadisi İmam Müslim rivayet et­miştir. Bir başka rivayetinde ise, "vitir kıldığında (benim yanıma gelerek) ba­na, ya Aişel kalk da vitir namazı kıl' derdi" ibaresi geçmektedir.
İbn-i Ömer Rcsulullah'ın (as), "sabahı vitir kılmış olarak (veya kılarak) karşılayınız"buyurduğunu rivayet etmiştir.
Bu hadisi Ebu Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Hadis hasen-sahih-tir.
Câbir'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Ge­cenin sonuna doğru kalkıp namaz kuramayacağından korkanlarınız vitir namazlarını gecenin evvelinde kılsınlar. Ama gecenin sonunda kalkıp vitir kılacağım umanlarınız vitri gecenin sonunda kılsınlar. Zira gecenin sonun­da kılınan namaz meşhuddurJşte bu en üstün olanıdır''. Hadisi İmam Müs­lim rivayet etmiştir. (Eğer kul yalnızca Allah Azzc'nin rızasını kazanmak İçin namaz -özellikle gece namazını- kılarsa bu namaza Allah Azze tanıklık eder. İşte bu tip ibadetlere "meşhud" tanıklık olunmuş adı verilir çev.) [218] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn218)


Kuşluk Vakti Namazının Faziletleri


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur; "Resulullah (as) kuşluk rtiklıncl dört rek'at namaz kılardı. Ve Allah Azze'nin dilediği kadar artırırdı . Bu hadisi Müslim rivaycl etmiştir.
Ümmü Hâni Fatiha bint-i Ebi Tâlib'den şöyle rivayet olunmuştur: "Fetih yılında Resulullah'tn (as) yamna gittim, kendisi yıkanıyordu. Yıkanması bit­tikten sonra sekiz rekat namaz kıldı. Bu, kuşluk namazı idi".
Hadis muttefekun aleyhtir. [219] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn219)


Elini Hayırla Doldurdu


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben Kur'an-ı Kerim'den hiçbir şev elde edemiyorum. Bana öyle şeyler öğret ki beni ödüllendirsin". Resului-lah (as) O'na, "subhanallahi ve'l hamdu lillahi ve lâ İlahe illallabu vallahu ekber velâ havle vela kuvvete illâ billahi, de" dedi. Adam, "ey Allah 'in elçisi! Bunlar Allah Azze içindir, ya benim için ne diyorsunuz?" diye sordu. Re.su-lulkıh (as), 'Allahümmerhamnî ve âfinî vehdinî vcrzuknİ (ey Alla htm bana rahmet et, acı, hana sıhhat ver, beni doğru yola ulaştır ve beni rızıklandır) de" dedi. Adam elini şöyle bir uzatıp tuttu ve kavrayıp sıktı. Bunun üzerine Resulullah (as), "işte bu adam elini hayırla doldurdu" dedi.
Hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir. [220] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn220)


Namaz Hiçbir Zaman Kişinin Üzerinden Düşmez


Ümran b. Husayn, Resulullah'a (as), basurları azınca namazı bırakıp bı­rakamayacağını sordu. Resulullah (as) O'na, "ayakta namaz kıl, eğer gücün yetmez ise oturarak kıl, yine gücün yetmez ise yanının üzerine yattığın yer­de kıl" dedi. [221] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn221)


İmamın Arkasından Okuyayım Mı, Yoksa Susup İmamın Okuduğunu Mu Dinleyeyim?


Bir adam Resulullah'a (as), "imamla namaz kılarken onun arkasından okuyayım mı, yoksa susup onun okuduğunu mu dinleyeyim?" diye sordu. Resulullah (as), "hayır; okuma, sus ve imamın okuduğunu dinle. Bu senin i-çin yeterlidir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Dârekutnî rivayet etmiştir. [222] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn222)


Namaz Vakitleri


Kcsulullah'a (as) namazın vakti sorulduğunda şöyle dedi: "Şu iki gün bizimle birlikte namaz kıl". Güneş zeval vaktini geçince Bilal'e ezan okuma­sını, sonra öğlen namazı İçin kamet getirmesini emretti. Daha sonra güneş temiz bir beyazlık kazanıncaya kadar yükselince ikindi namazı için, (sonra) güneş batınca akşam namazı İçin, şafak batıp gece çökünce yatsı namazı ve daha sonra da fecr doğunca (tanyeri ağarınca) sabah namazı için ezan oku­yup kamet getirmesini söyledi.
İkinci gün olunca Resulullah (as) Öğlen için ezan okutup vaktinin evve­linde Öğlen namazını ve güneş öğlen vaktini aşıp vaktin sonuna doğru iyice yükselince ikindiyi, güneş batıp şafak gece içinde kaybolmazdan evvel akşa­mı, gecenin üçte biri geçtikten sonra yatsıyı ve gece gidip fecr ağarınca ela sabah namazını kıldırdı. Sonra şöyle dedi: "Namaz vakitlerini soran kişi ne­rede?" Adam, "buradayım, Ey Allah'ım elçisi/" dedi. Resulullah (as), "işte na­mazların vakitleri gördüğün gibidir" buyurdu.
Hadisi Müslim rivayet etmişlir. [223] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn223)


Kulun Rabbına En Yakın Olduğu Zaman


Resulullah'a (as), "acaba insan bir saattan diğerine Rabbına daha mı yakındır (hangi saat rabbına en yakın olduğu zamandır)?" diye sorulunca şöyle dedi: "Evet, kulun Rahbı olan Allah Azze ve Celle'ye en yakın olduğu zaman vardır, o da gecenin sonlarına doğru karanlıklar içinde ıssız bir boş­luk hissedildiği zamandır. Eğer öyle bir zamanda Allah Azzeyi anabiliyor­sun (namaz kılabiliyorsun -dilediğince- yap".[224] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn224)


Çokça Secde Et


Seyban, Resulullah'a (as) Allah Azze'nin en çok sevdiği amellerin neler olduğunu sorduğunda Resulullah (as) şöyle dedi: "Allah Azze ve Celle için çokça secde et. Çünkü Allah için yaptığın her secde nedeniyle Allah Azze de­receni yükseltir ve hatalarını örter".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir, [225] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn225)


Farz Namazlar Dışında


Abdullah tbn-i Sa'd, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Evimde mi kıldığım namaz daha üstündür, yoksa mescidde mi?" Resulullah (as), "benim evimin mescide ne kadar yakın (bitişik) olduğuna bakmıyor musun? Buna rağmen farz namazların dışındaki tüm diğer namazları evimde kılmak benim için mescidde kılmaktan daha sevimlidir' diye buyurdu.
Resulullah'a (as) evde namaz kılmanın durumu sorulduğunda şöyle bu­yurdu: "(sünnet diye adlandırılan nafile namazları) evinizde kılarak evleri­nizi nurla ndınn".
Bu hadisi tbn-i Mâcc rivayet etmiştir. [226] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn226)


Sorumluluk Yükleme Yaşı


Resulullah'a (as) çocuğun namaza başlama yaşı sorulduğunda şöyle bu­yurdu: "Çocuk sağını solundan ayırmağa başladığı zaman onu namaza gö­türün".[227] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn227)


Orta Namaz


Resulullah'a (as) orta namazın ne olduğu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Orta namaz ikindi namazıdır".[228] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn228)


Namaz Kılmanın Mekruh Sayıldığı Vakitler


Resulullah'a (as) gece ve gündüzün saatları sayılıp dökülerek bunlar a-rasında namaz kılmanın mekruh görüldüğü vakitlerin durumu sorulduğunda Resulullah (as), "evet vardır, sabah namazını kıldıktan sonra namaz kılma­yı bırakın ta ki güneş doğuncaya kadar. Zira güneş sabah namazı vaktin­den sonra- şeytanın iki boynuzu arasından doğar. Sonra -isterseniz- namaz kılarsınız. Güneş tam tepenizin hizasına gelip bir mızrak gibi dikeldiğinde namaz kılmanın büyük sakıncaları vardır. Güneşin bu zamanında namaz kılmayı bırakın, zira o saatte cehennemin alevleri çoğalır ve güneş sağ tara­fınızdan kaşların izm hizasını gelinceye kadarda cehennemin kapıları açık bırakılır. Güneşin zeval vaktine girmesinden sonra ikindi namazı kılınınca-ya kadar namaz kılmak mahzurludur, İkindi kılındıktan sonra güneş batın-caya kadar namaz kılmayı bırakın" buyurdu. Bu hadisi İbn-i Mâce rivayet etmiştir. [229] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn229)


Namaza Müdahale Eden Şeytan


Osman b.Ebu'I Ass Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi, namaz kılarken şeytan namazımla kıraatimin arasına hilelerle giriyor ve beni aldatarak namazımı şuursuz bir durumda kılmama neden oluyor, hu durumda ne yapabilirim?" Resulullah (as), "şeytana, kesip parçalara ayıran anlamında "hatrab" denilir. Eğer -namazda iken- şeytanın bu durumunu hisseder -hatrablığım sezinlersen- hemen Allah Azze'ye sığın ve sol tarafına üç kez tûkür, eğer bunları yaparsan Allah Azze şeytanın hu oyununu sen­den giderip uzaklaştırır" buyurdu.
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiş İmam Şafiî de mürsel olarak aktar­mıştır. [230] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn230)


Namazda Neler Yapalım?


Hattam, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Biz -namazı- iyice küçül­tüyoruz, (namaz bize kısa geliyor) namazda ne yapalım?" diye sorunca Re­sulullah (as), "namaz kılarken eğildiğinizde (rükû'da) üç kez teşbih eder, subbanallah, ya da subhane rabbiye'lazîm dersiniz. Secdede ise yine üç kez teşbih eder-subhanallahya da subhane rabbiyc'la'lâ dersiniz" buyurdu.
Bu hadisi İmam Şafiî mürsel olarak rivayet etmiştir. [231] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn231)


Şeytanın Namazdan Çalması


Resulullah'a (as), namazda kafayı çevirerek etrafına bakınmanın durumu[232] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn232)


Şeytanın Namazdan Çalması


Resulullah'a (as), namazda kafayı çevirerek etrafına bakınmanın durumu sorulunca şöyle buyurdu: "Namaz kılanın namazda iken kafasını sağa sola çevirip bakınması şeytanın namazdan birşeyler çalması demektir ki uygun fırsat bulan şeytan kulun namazından hemen kaptverir".[233] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn233)


Cemaatın Sevabından Sana Da Pay Vardır


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Bizden birimiz önce evinde bir vakit namazını kılıyor, daha sonra mescide gidiyor ve aynı namazın cema­atla kılındığını görüyor. Onlara uyarak aynı namazı tekrar kılsın mı?" Resu­lullah (as), "onların sevaplarından sen de hisse alırsın"buyurdu.
Bu hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir. [234] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn234)


Siyah Köpek Şeytandır


Resuİuİlah'a (as) sarı ve kırmızı köpeğin dışında siyah köpeğin namazı bozup bozmayacağı sorulduğunda şöyle dedi:' "Siyah köpek şeytandır (veya şeytan gibidir, onu hatırlatır)". [235] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn235)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:07
Namazı Çift Rek'atlı Mı Yoksa Tek Rek'atlı Mı Kıldığını Bilmeyen


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu; "Ben namaz kılıyorum, ama tek rek'atlı mt yoksa çift rek'atlı mt kıldığımı bilemiyorum, bu durumda ne ya­payım?" Resulullah (as), "namaz kıldığınız zamdn şeytanın sizinle -bir o-yuncakla oynar gibi-oynamamasına dikkat edin. Namaz kılıp da çift rek'at­lı mı yoksa tek rek'atlı mı kıldığını kestiremeyeniniz, yani hatırlayamayanı-nız iki kez secde etsin. Çünkü bu iki secde onun namazını tamamlar" bu­yurdu.
Hadisi îmam Ahmed rivayet etmiştir. [236] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn236)


Cuma'nın Üstünlükleri


Resulullah'a (as) Cum'a gününü erdemli kılan şeylerin neler olduğu so­rulduğunda şöyle dedi: "Cum'a günü erdemlidir (faziletli, üstün ve ayrıca­lıklıdır). Çünkü Cum'a gününde babanız Adem'in tabiatı (huyu, doğası) ya­ratılmıştır, Allah Azze'nin diledikleri dışındaki tüm yaratıkların topyekün ö-lecekleri, tekrar diriltüecekleri, (Allah Azze'nin hesaba çekmek üzere tüm ya­ratıkları toparlayıp) suçluları yakaladığı ve kıyamete yakın Allah Azze'nin duaları kabul edeceği son üç saatin içerisinde bulunduğu gün, yine cum'a günüdür".[237] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn237)


Yalnızca Günlük Ev Elbisesiyle Olup


lyle olup üzerine eteklik giyinmemiş olan kadın namaz kılabilir mi?" diye jnca, ResuluUah (as), "eğer kadının giydiği gömlek hem geniş hem de iki ığtnttl arkasına kadar vücudunu örtüyorsa namaz .kılabilir" buyurdu. Bu hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir. [238] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn238)


İlk Mescid


Ebu Zerr, Resulullah'a (as), yeryüzüne konan (inşa olunan) ilk mescidin ıgisi olduğunu sorduğunda ResuluUah (as) şöyle dedi: "Yeryüzüne bina nan ilk mescid Mescid-i Haram'dır". Ebu Zerr, "ya sonra hangisi?" diye du. ResuluUah (as), "Mescid-i Aksa 'dır buyurdu". Ebu Zerr, "ikisi arasm-kaç yıl var?" diye sordu. ResuluUah (as), "aralarında 40 yıl var, -hu iki­den sonra da- her namaz vakli geldiğinde (veya namaz kılmak istediğin-yeryüzü senin için bir mescid kılındı" diye cevapladı. [239] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn239)


Gemilerde Namaz Kılmak


Ca'fer b. Ebu Taüb, Resuİullah'a (as) gemilerde nasıl namaz kılınacağını unca, ResuluUah (as), "batmaktan ve boğulmaktan korkmazsan ayakla ■ıbilihn" buyurdu.
Bu hadisi Hâkim, el-Müstedrek adlı eserinde rivayet etmiştir. [240] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn240)


Namaz Kılarken Çakıl Taşlarını Temizlemek


Resulullah'a (as) namaz kılarken -secde yerindeki veya başka- çakıltaş-ını temizleme konusu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Bir defada temizle-•fe en uygunu ve en rahatlık verenidir". Câbir, "bir kez, bir defa" kavramını duğu zaman Resulullah (as), "buradaki (silme veya temizlemenin) 'bir de-bir kez' oluşu keyfiyeti, bir hareketle yüz tane değerli deve elde eder gibi yırlı bir şeydir".
Bunun üzerine ben şöyle dedim: Mescid'İn tabanına küçük çakıl taşlan şenmişti. Namaz kılanlardan biri de secde edeceği yerdeki taşları alnına tmasmlar ve kendine eziyet vermesinler dîye eliyle düzeltiyordu. Bunun ü-rine Resulullah (as) namazda namaz kılana eziyet veren şeyi gidermede ■ kezlik bir harekete izin verdi, ama bunu terketmeyi salık verdi.
Bu hadis Müsned'de rivayet olunmuştur. [241] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn241)


İçerisinde Ailemle Cinsel İlişkide Bulunduğum Elbisemle Namaz Kılabilir Miyim?


Bir adam Resululiah'a (as) şöyle sordu; "İçerisinde hanımımla cinsel i->kide bulunduğum elbisemle namaz kılabilir miyim?" Resulullah (as), "evet, ılnız elbisende -herhangi bir bulaşık görürsen onu yıka" buyurdu. [242] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn242)


Avretini Koru


Muaviye b. Vahîde, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın Elçisi/ Av­ret yetimizi kimler görebilir, kimlerden saklayalım?" Resulullah (as), "avret yerlerinizi karılarınız veya cariyeleriniz dışında herkesten koruyun" buyur­du. Bunun üzerine Muaviye, "ey Allah'ın elçisi/ iki erkek biramda olurlarsa durum nedir?" diye sordu. Resulullah (as), "eğer herhangi bir kimsenin se­nin avret yerini görmesini şu ya da bu şekilde engelleyebiliyorsun yap" bu­yurdu. Muaviye, "ya erkek yalnız başına olursa?" dediğinde Resulullah (as), "Allah Azze kendisinden ulamlmaya en çok layık olandır" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [243] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn243)


Namaz Kılarken Üzerimde Gömlekten Başka Bir Şey Yok


Seleme b. el-Ekva şöyle dedi: "Ya Resulalab/ Yalnız başıma ava gitti­ğimde namaz kıldığım zaman üzerimde bir gömlekten başka birşey olmuyor, bu dununa ne diyorsun?" Resulullah (as), "gömleğinin düğmelerini ilikle, e-ğer düğmesi yoksa birkaç dikenle tuttur", buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Nesâî bu hadisi rivayet ederken, "yazın sıcak günlerinde üzerimde gömlekten başka bir şeyim yok iken...." ifadesi ile aktarmaktadır. [244] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn244)


Kürk İçerisinde Namaz Kılmak -


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi/ Post (tilki vs. kürkü) içerisinde namaz kılabilir miyim?" Resulullah (as), "ya tabaklayan/" buyurdu. (Yani herhangi bir. kürk içinde veya üstünde namaz kılabilirsin ye­ter ki onu tabaklayarak temizlemiş ol, en iyisini bilen Allah'tır.) [245] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn245)


Boynuz Ve Ok Sadağı Üzerine Namaz Kılmak


Resulullah'a (as) ok sadağı ve boynuz üzerinde namaz kılanın durumu sorulduğunda şöyle dedi: "Boynuzu çıkarırsınız ve ok sadağı üzerinde na­maz kılarsanız".
Hadisi Dârekutnî rivayet etmiştir. [246] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn246)


Cuma Günü Ezana İcabet Etme Zamanı


Resulullah'a (as), Cuma günü ezan okunduğunda camiye gitme, yani davete icabet etme saatinin ne zaman olduğu sorulduğunda şöyle dedi: "Na-> m az için ezan okunduğunda namaza yönelmektir".
Daha önceki hadisle bu hadis arasında herhangi bir çelişki .sözkonusu değildir. Zira namaza icabet etme saati, ikindi namazı vaktinin bitimine az bir Zaman kaldığında olsa dahi makbuldür. Ama namaz için ezan okunduğu an, yani vakiin hemen başlangıcında davete icabet etmek, hemen namaza git-
mek en hayırlı olanıdır. Mesela Peygamber mescidinin, ilk anından itibaren takva temelleri üzerine yükselmiş olan Kubâ mescidinden daha öncelikli ol­ması gibi. [247] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn247)


Cuma'da Hayır Vardır


Resulullah'a (as), Cuma günü ve taşıdığı hayırları anlatması üzerine so­rular sorulduğunda şunları söyledi: "Cuma gününde beş hayırlı şey vardır; bunlar, Adem'in yaratılması, yeryüzüne indirilmesi, Allah Azze'nin Adem'i vefat ettirmesi, Allah Azze'nin insanoğluna bağışladığı bir gün olması -ki, o günde Allah'ın hiç kimseden, hatta akrabaları ziyareti ve onlan gözetmeyi (sıla-i rahm H) kesenlerden bile hesap sormadığı bir saat, bir an vardır- ve o gün kıyametin kopmastdtr. Cuma günüden korkmayan hiçbir şey yoktur; ne gökler, ne yeryüzü,' ne dağlar, ne taşlar ve ne de melekler".
Bu hadisi İmam Ahmed ve İmam Şafiî rivayet etmiştir. [248] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn248)


Kunutların Uzun Tutulması


Resululİah'a (as) hangi namazın daha faziletli (erdemli) olduğu soruldu­ğunda şöyle cevapladı: "Kunutun uzun tutulduğu".
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Bir başka hadiste şöyle geçmektedir: Resulullah'a (as) hangi kıyamın (namazda ayakta duruşun) daha erdemli olduğu sorulduğunda: "Gece yarısı kılınan namazdır. Bu namazı ne de az kılan var!" diye cevapladı. [249] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn249)


Gece Karanlığının Boşluğunun Ortasıdır


Resulullah'a (as), günün AHah Azze'ye en yakın, olan bir zamanının va­rolup olmadığı sorulduğunda şöyle dedi: "Evet, vardtr. Günün saatlart içeri­sinde kulun Allah Azze'ye diğer saatlardan daha yakın olduğu saat gecenin karanlık boşluğunun ortası olan gece yarısıdır".
Bu hadisi İmam Nesâî rivayet etmiştir. [250] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn250)


O'nun İmamete Gelmesi Asla Caiz Değildir


Bir kimse haşhaş yese (uyuşturucu kullanıyorsa) yahut Allah Azze'nin haramlarını helal saysâ ya da Allah Azze'nin haramlarını hela! saymamakla birlikte bu haramları işlese ve Allah Azze'nin koyduğu sınırlan çiğnese in­sanlara imam olabilir mi?
Uyuşturucu kullanan ve Allah Azze'nin haramlarından birini dahi işle­yen bir kimseyi eğer başka seçenekler varsa mümkün olduğunca İmamete seçmemek gerekir. Bir hadiste şunlar geçmektedir: "Bir toplumun bireyleri herhangi bir kimseyi melik (yönetici, reis, başkan) seçtikleri zaman eğer ara­larında bu kimseden daha ehil, daha hayırlı ve yöneticilik makamına daha layık biri varsa işi ehline vermedikleri için Allah Azze'ye, Resulüne ve mıVtninlere ihanet etmiş olurlar". Bir başka hadiste ise, "bir kimse bir toplu­ma başkan olur ve aralarında da bu şahıstan daha hayırlı ve bu göreve (i-mameie, yöneticiliğe) daha layık biri de varsa hayırlı ve layık kimseyi bıra­karak layık olmayan birini seçtikleri ya da kendilerini yönetmesine izin ver­dikleri için sıkıntıdan ve zorluktan kurtulamazlar" buyurutmuştur.
BuharîHnin Sahİh'inde bu hususta Resulüllah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır; Resululiah (as) şöyle buyurdu: "Bir topluma, Allah Azze'nin kitabt Kur'an't en çok okuyan imam olur. Eğer toplumda aynı düzeyde oku­yan şahsiyetler varsa onlardan Resulüllah'ın (as) sünnetini en çok bilenleri imam olur. Eğer imam olacak şahsiyetler Kur'an-ı Kerimi çok okumada ve Sünneti iyi bilmede eşit düzeyde iseler aralarından hicrete önce çıkanı İ-mam olur. Eğer imam olacak kimseler hicrete de aynı zamanda çıkmışlarsa, yani bunlar tüm niteliklerde eşit iseler aralarından ilim, Kitap ve Sünnet ba­kımından en erdemlisi (Müslümanların belirlemesiyle) imam olur. Eğer i-mam olacak şahsiyetler, sayılan tüm bu niteliklerde hep eşit iseler, araların­dan, öğrendiklerini en çok uygulayan, kendi kendine en çok faaliyette bulu­nanı onlara imam olur. Eğer bunlarda da eşitlik varsa Allah Azze'nin insa­noğluna verdiği -bazı- özelliklere bakılır ve bu özellikler bakımından üstün­lüğe sahip olan kimseler imamete geçerler".
Yine Buharî'nİn Sahİh'inde Amr b. Seleme'den rivayet olunan şu hadis yeralmaktadır: Babam dedi ki, ben gerçekten Resulullah'ın (as) yanından -sizlere- geliyorum. Resulullah (as) buyurdu ki, "namaz zamanının geldiğini gördüğünüzde (anladığınızda) içinizden biri ezan okusun ve aranızdan en çok Kur'an okuyanınız (Kur'an't anlayanınız) size imamlık ederek namaz kıldırsın". Onlar da namaz zamanı aralarında benden daha çok Kur'an oku­yan birini bulamadjlar, böylece benî imam olmam üzere öne geçirdiler. Ben­se o zaman yalnızca 6 ya da 7 yaşında bir çocuktum.
Bu hadisi Buharı, Ebu DâVûd ve Nesâî rivayet etmişlerdir.
Bununla birlikte bayanların erkeklere imamlık etmeleri caiz (helal) de­ğildir. Bu da Câbir'den rivayet olunan hadisle belirlenmiştir. Resululiah. (as) buyurdu ki, "kadın erkeğe (bir erkek dahi olsa) imamlık edemez, bir bedevi de muhacirlere imamlık edemeyeceği gibi fadr (günahkâr, haramlarla vakit geçiren yahut erkeğe düşkün kadın veya kadına düşkün erkek) bir kimse de mü'min bir kimseye (yahut kimselere) imamlık edemez". Bu hadisi İbn-i Mâ-ce rivayet etmiştir. Ama sened zincirinde zayıflık vardır. [251] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn251)


Gece Namazı


Resulullah'a (as) gece namazının durumu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Gece namazı ikişer ikişer kılınır. Gece namazını kılarken sabah namazının vaktinin girmesinden veya vaktinin geçmesinden korkarsanız teker teker kı­lınız".
Hadis muttefekun aleyhtir.
Ebu Emame, Resulullah'a (as) vitri kaç rekVt olarak kılacağını sordu­ğunda Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Vitri bir rek'at olarak ktl". Ebu Ema­me, "ben bir tek'a t lan fazla vitir kılabilirim" dedi. Resulullah (as), "öyleyse vitri üç rek'at olarak kıl'\ daha sonra, "beş rek'at olarak ktl", daha sonra da, "yedi rek'at olarak kıl" buyurdu. Tirmizî'de ise Resulullah'a (as) gece namaz­larının (ve vitiriıı) tek rek'ath mı yoksa çift rek'atlı mı kılınacağı sorulduğun­da şöyle cevapladı: "(Gece namazlarında ve vitirde) çift rekatlarla teklerin aralarını selam vererek ayırttı (yani ikiyle üçüncü rek'atın, dördüncüyle be­şincinin gibi)". [252] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn252)


Gecede Bir Saat Vardır Ki...


Cabİr'den şöyle rivayet olunmuştur: ResulullarVın (as) şöyle dediğini işit­tim: "Gece boyunca Müsîümanın rast gelmeyeceği hiçbir an (saat) yoktur ki, Allah Azze 'den dünyalık yahut ahiretle ilgili bir şeyler islesin de Allah Azze de ona vermesin; işte bu an tüm gece boyunu kaplar".
Bu hadîsi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre, Resululiah'ın (as) şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Siz­den herhangi biriniz gece kalktığında önce hafif, uzun uzadıya olmayan İki rekat namaz kılarak gece namazının başlangıcını yapsın".
Bu hadisi îmanı Müslim rivayet etmiştir.
Uz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: "Resulullah (as) gece namazı kılmak üzere kalktığında önce iki rekat hafif, kısa bir namaz kılarak kılaca­ğı uzun gece namazının açılışını yapardı".
Bu hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir. [253] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn253)


Resulullah (As) Yolculukta Namazı Yirmi Gün Süreyle Kısalttı


İbn-i Abbas, Cabir'den rivayet ederek şöyle dedi: "Resulullah (as) Te­bük'te yirmi gün süreyle ikamet ettiğinde namazlarını kısaltarak kıldı".
Namazların kısaltılmasında durum böyledir. Zira Resulullah (as) Tebük'te sürekli bir yerleşimi amaçlamamıştır. Bu hususta bir başka hadis ise İbn-i Ömer'den rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze isyanın, kötülüklerin ortaya çıkmasından ve yapılmasından hoşlan­maz, (zorlukların aşılması ve iyiliklerin ortaya çıkması için) ruhsatların (i-zinlerin) verilmesinden hoşlanır".
Bu hadisi İmam Ahmed ve İbn-i Hibban rivayet etmişlerdir. Bir başka ri­vayette de, "Allah Azze farz kıldıklarının yapılmasından hoşlandığı gibi ruhsatların verilmesinden de hoşnut olur" ifadesi geçmektedir. [254] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn254)


ZEKAT


Develerden Verilen Sadakalar


Develerden verilen sadakalar ve bunların değerleri nedir? Bu sadakaları vermeyenlerin cezaları nedir?
Resulullah'a (as), develerden verilen sadakanın durumu sorulduğunda şöyle dedi: "Devesinin -sadaka olarak- hakkını vermeyen hiçbir deve sahibi yoktur. Devenin hakkı onun sütü sağıldığında verilen süttür. Eğer bu sada­kasını vermez ise kıyamet gününde develerine, bir yer açılır, orada öylesine böğürürler ki bir an bile duraksamazlar. Dünyadaki sahiplerinin üzerine a-yaklanyla basar ve (ağızlarıyla) ısırırlar. Bu eziyet kullar arasında hüküm verilinceye kadar her günü elli bin yıl olan günlerce sürer. Develerden birisi bırakır, bir diğeri hemen aynı işlemi sürdürür. Hüküm verildikten sonra o da kendi yolunu görür, o yol onu ya cennete veya cehenneme götürür".
Galiba bu hadisin anlamı, sahiplerinin sadakalarını vermediği develerin tümünün kıyamet gününde getirileceği ve dünyada iken zekâtlarının veril­memesinin bir bedeli olarak kendi sahiplerini çiğneyecekleridir. Bu ceza on­ların ahirette hak edecekleri cezadır. Tüm işlerin en iyisini bilen Allah Azze'dir. [255] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn255)


Atlardan Verilen Zekat Hangisidir?


Resulullah'a (as) atların bu husustaki durumları sorulunca şöyle buyur­du: "Atlar (at sürüsü) üç türlüdür: îlki; sahibi için bir günah ve yük olanıdır.
ikincisi; sahibi için bir örtü, bir kalkan oluşturandır, üçüncüsü ise; sahibi i-çin sevap ve hayır olandır. Sahibi için sevap ve hayır olan atları sahibi Allah Azze yoluna hazırlar, iplerini biraz geniş tutarak otlağa veya bağa salar. At­ların onun otlağından ve bağından (yiyerek veya çiğneyerek) yokettiklerine karşılık ona yalnızca hasenat (sevap ve ecir) verilir. Eğer o kimse bu alların yüzünden bir kıtlığa yahut bir kuraklığa uğrarsa, bundan dolayı (Allah ka­tındaki) derecesi anar, şerefine şeref eklenir. Atların geride bıraktıkları ve tersleri (dışkıları, tezekleri) nedeniyle de Allah Azze ona ecirler (hasenat ve sevap) verir. Atlar (sürü halinde) bir nehire veya akar suya gidip oradan su içmek istediklerinde onları su içmekten alıkoymazsa ona sevap (hasenat ve ecir) verilir. Bunlardan dolayı bir at sürüsüne sahip olan kişiye bol sevap fe­cir ve hasenat) vardır. Allar onun için bir hasenat vesilesidir. Bir diğer kimse ise atlarını bir zenginlik ve iffet vesilesi olarak besler, sonra da bu sürüden dolayı kendine düşen Allah Azze'nin hakkını verir. Bundan dolayı bu sürü böyle bir kimse için (düşmanlara yahut cehenneme karşı) bir kalkan ve bir korunak oluşturur. Bir diğer kimse de riya (gösteriş), övünme vesilesi ve Müs­lümanlar için bir düşmanlık aracı olarak al yetiştirir. îşte bu atlar onun bu amaçlan nedeniyle bir günah ve yük vesilesi olup çıkarlar".[256] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn256)


Sığırları Olan Bir Kimse Onların Hakkını Vermezse


Resulullah'a (as) sığırların durumu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Sığır­ları yahut davarları olup da onlar nedeniyle vermesi gereken Allah Azze'nin hakkını vermeyen kimselere kıyamet gününde ceza olarak yalnızca şu var­dır: Büyük bir alan hazırlanır. Dünyada iken sahip oldukları hayvanlar bu­raya konur. Hiç aralıksız burada böğürürses çıkarırlar. Aralarında boynuz­suz, kulağı yarık ve boynuzu kırık hiçbir hayvan olmaz (hepsi kusursuz ve eksiksizdir). Dünyada iken Allah Azze'nin hakkını vermeyen sahiplerini bu meydanda boynuzlamaya, onlara tos vurmaya, onları süsmeye ve ayakları altına alarak çiğnemeye başlarlar. Bu cezayı biri bırakır diğeri devam ettirir. Bu azap, her günü elli bin dünya günü olan bir gün boyunca kullar arasın­da hükümler verilip insanlar kendilerini cennete yahut cehenneme götüre­cek olan yollarını görünceye kadar sürer gider".[257] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn257)


Sadaka Ve Bağış Hakkındaki Açıklamalar


Sadaka, bağışlar ve onların sevapları hakkında el-Muvattâ adlı eserde O-merî'den rivayet olunan şu haber yeralmaktadır: Haris b. Hazrec oğullarına mensup ensardan bir adam anne ve babasına sadaka verdi. Daha sonra an­nesi ve babası öldüler, oğullarına miras olarak hurma ağaçları kaldı. Bunun üzerine Resulullah'a (as) durumu aktardılar. Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Ana ve babana sadaka vermekle zaten hak ettiğin seyjzbım (ecrini) aldın-Şimdi de sana kalan mirasını al".
İbn-i Ebu Şeybe'nin kitaplarından birisi olan "Kitabu Ukdiyeti Resulullah (as)" adh eserde Câbİr'den şöyle rivayet olunmaktadır: Ensar'dan bir kadına oğlu bir hurma bahçesi vermişti. Sonra kadın vefat etti. Kadının çocuğu şöy­le dedi: "Ben hurma bahçesini anneme hayatta iken verdim, o şimdi Ölü, aynı zamanda kardeşleri var". Resulullah (as) şöyle fetva verdi: "Hurma bahçesi hem sağlığında hem de ölümü durumunda annene aittir". Çocuk, "ama ben ona bahçeyi sadaka olarak verdim" dedi. Resulullah (as), "şimdi bu durum ortadan kalktı", buyurdu.
Muvattâ, Buharı ve Müslim'de Numan b. Beşir'in şöyle dediği rivayet e-dilmektedir: Babam beni Resulullah'a (as) .getirerek bana mal vermesine ta­nık olmasını istedi, ve Resulullah'a (as) şöyle dedi: "EyAllah'ın elçisi!Ben oğ­luma bana ait olan bir köle verdim". Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Her ço­cuğunun (-böyle bir kölesi- var mı?)".
Yunus ve Muammer'in rivayet ettikleri hadiste de bunun benzen ifade­ler geçmektedir: Resulullah (as), "her çocuğuna böyle bir köle verdin mi?" buyurdu. Adam, "hayır" dedi. Resulullah (as), "öyleyse (bu köleni veya malı­nı) geriye al", buyurdu.
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Müslim'de şunlar geçmektedir: Resulullah (as), "Allah'tan korkun ço­cuklarınız arasında adaleti gözetin" buyurdu. Ümmü Nu'man, yani Abdul­lah b. Revâhâ'nın kızkardeşi olan Umre bint-i Revâhâ, kocası Beşir'den, oğlu Nu'man'a diğer kardeşlerinden ayrı olarak bir şeyler vermesini istiyor ve O'na, "Nu'man'a vereceğin bağışa Resulullah'ı (as) tanık tut" diyor, bunda ısrar ediyordu. Kocası ise bu işte ağır davranıyor ve kafisini bir yıldır oyalı­yordu. Nihayet Umre, çocuğuna mal (veya bir köle) verdi ve şöyle dedi: "Re­sulullah 't (as) tanık tutmadıkça (bu işten veya senden) asla razı olmayaca­ğım". Bunu duyan Resulullah (as), "ben asla (zulme ve haksızlığa) zorbalığı tanık olmam" buyurdu. Küçük çocuğuna karşı babanın tavrı budur. Arria bü­yük oğluna yahut bir yabancıya herhangi bir şey verdiğinde veya bağışladı­ğında verilen bu şeyin geri alınması kaçınılmazdır. Küçük oğlana verilen ise asla geri alınmaz. Bu hususta asıl olan, Ebubekir'in, kızı Aişe'ye söylediği şu sözdür: "Eğer Huzeyne gibi olsaydın bugün bir malın varisi olurdun. Tekâ-sur suresi indiğinde Resulullah (as) şöyle buyurdu: Ademoğlu 'malım, ma­lım ' der durur. Ey insan! Acaba senin malından sana ne yarar var? Malın­dan sana gelen yarar yiyerek tükettiğin şeyler, giyerek eskütiklerin ya da ma­lından insanlara dağıttığın sadakalardır". Resulullah (as) sadakalara "im-dâ"ı şart koşmuştur. İmdâ (imza) ise verilen malın o kişiye ait olduğunu tes-bit etmek, alan kimseyi güçlü kılmak ve sağlama almak demektir. Ariyet (ö-dünç verilen) bir şey ve avans (faizsiz ödünç) olarak verilen mallar gibi. Bunların koşulları, geri alınmalarıdır. Vasiyet de bu kabildendir. Çünkü vasi­yet yalnızca vasiyet eden kimsenin ölümüyle gerçekleşir.
Tâvus'tan rivayet olunan ve Abdurrezzak'm "Musannef'inde yeralan bir haberde Tavus şöyle dedi: Adamın biri Resuluİlalra (as) bir bağışta bulundu, Resulullah da (as) buna karşılık adama bir şeyler hediye etti. Adam razı oi-
mayınca Resulü ilah (as) verdiği ödülü artırdı. (Anlatan, "saymıyordum ama herhalde bu hal üç kez yinelendi" dedi) Resulullah (as) bu durumdan hoşnut olmadı ve şöyle dedi: "Bağış kabul etmeyişim seni üzmüş olmalı!". Bu hu­susta Muammer şöyle dedi: Resulullah (as) dedi ki, "ben Kureyşltlerden, En-sar'dan ya da Sakif kabilesinden başka kimselerden bağış kabul etmem ".
Ebu Hureyre'nin hadisinde ise, "... ya da Devsîlerden başka,." ifadesi yer almaktadır. [258] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn258)


Kalpleri İslam'a Isındırılmak İstenenler (Müellefetu'l Kulub)


Resulullah (as) kalpleri îslam'a ısındırılmak, İslam'a kazandırılmak İste­nen kimselere karşı çokça cömert davranıyor ve onlara boİca ikramda bulu-, nuyordu. Bu durum İslam'ın gücünü arttırıyor ve destek ve temellerini güç­lendiriyordu. Ama tüm bunlar nasıl oluyordu?
Allah Azze'nin, Resulüne gözünün gördüğünce verdiği ve müşriklerin yağlarından (değerli herşeylerinden) kendisine helal ettiği nimetlerden kıs­meti olarak her ne varsa, kalpleri İslam'a ısındırılmak istenenlere veriyordu. İmam Buharı, Resulullah'ın (as), müellefetu'l kulübün ve onların beşten fazla olan sayılarının durumunu bir babda açıklamaktadır. Abdullah b. Zeyd, Re-sıilullah'tan (as) rivayet etmektedir. Zührî şöyle dedi: Bana anlattığına göre, Allah Azze, Resulüne Hevâzİn mallarından dilediğince verdiği zaman Resu­lullah (as) Kureyşli bir adama bu mallardan yüz deve verince Ensardan bir gurup O'na gelerek şöyle dedi: "Allah, Resulünü affetsin; mal dağıtırken Kureyştileri çağırıyor, savaş olunca da onların kanlarının akmastnı önlemek için bize ve kıltçlarımtza müracaat ediyor". Bu durum ResuİuIIah'a (as) an­latıldığında Ensara haber gönderip tümünü uygun bir çatı altında topladı. Bİ-raraya geldiklerinde yanlarına gelerek onlara şöyle dedi: "Konuşup durdu­ğunuz ve bana ulaşan bu haber de nedir?" Onlar arasında dini en iyi bilen­leri şunları söyledi: "Bizden söz sahibi olanlar herhangi bir şey söylemediler. Ama halktan bazıları, Allah'hm, Resulünü affetmesini; birşeyler (mal) dağı­tırken Kureyşlileri çağırdığını, savaş olunca da onların kanlarının akmasını önlemek için bize ve kılıçlarımıza müracaat ettiğini söylüyor". Resulullah (as), "ben yalnızca küfürle sözleşme imzalamış, inkarcılığa sıkı sıkıya sarıl­mış, ama çok iyi konuşabilen söz sahibi bir kimseye birşeyler veriyorum, böy­le bir kimsenin bazı mallar elde etmiş olarak insanlar arasına karışmasın­dan ve sizin de evlerinize Peygamberinizle birlikte dönmekten hoşlanmıyor musunuz, bu durumdan memnun değil misiniz, üstelik sizin elde ederek döndüğünüz şey onların elde ettiklerinden çok daha hayırlıdır?" buyurunca, Ensar şöyle dedi: "Elbette ki memnunuz ey Allah'ın elçisi! Biz bu durumdan hoşnut olduk". Resulullah (as), "kuşkusuz siz benden sonra şiddetli katı bir bencillikle karşılaşacaksınız. O zaman ölüp Kevser havuzunun yanında ba­na kavuşuncaya dek sabırlı olun " buyurdu. [259] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn259) .

Nafaka Ve Bağışlar Kimlere Verilir?


İnsan bir kimsenin geçimini (nafakasını) temin ederek Allah Azze'nin emrine uygun bir şekilde nefsini temizlemek isterse acaba sadakanın ilgili ol­duğu bu .açıklama ve kanıt gerekli midir, yoksa açıklama olmaksızın caiz mi­dir? Mesela sadaka yoksulların mı hakkıdır, yoksa miskinlerin mi? Acaba in­san sınırlandırılmamış her ortak mülkten bir parçasını sadaka olarak vermek isterse bu parçayı sınırlayabilir mi? Mesela bir toprak parçasının bir kısmını sadaka olarak vermek istiyorsa verebilir mi?
Muvattâ, Buharı ve Müslim'de Enes'ten rivayet olunan bir hadiste şöyle deniyor: Ebu Talha el-Ensârî, Medine'de mal bakımından en fazla hurmalığa sahip olan kinıseydi. Mescid-i Resul'ün karşısında bulunan Buyerhâ adındaki bahçesini çok severdi. Resulullah (as) oraya girer tatlı sularından içerdi. Enes şöyle dedi: "En çok sevdiklerinizden infak etmedikçe (Allah uğrunda harcamadıkça) İyiliğe ulaşamazsınız" ayeti indirilince Ebu Talha Resu-lullah'a (as) gelerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! Allah Azze kitabında S?m çok sevdiklerinizden infak etmedikçe iyiliğe (birre) ulaşamazsınız* diyor, şimdi benim en çok sevdiğim şey Buyerhâ bahçemdir. Onu Allah için bir sadaka kıldım. Böylece Allah Katındaki iyiliğini ve kıyamette bir azık ol­masını diliyorum. Ey Allah'ın Elçisi onu dilediğin konuma oturt". Resululiah (as), "aferin sana, bu kazançlı bir maldır" dedi. (Rivayette kazançlı sözcü­ğünün geniş ve bol mal anlamına geldiği yeralıyor.) Resulullah (as), "bu hu­susta söylediklerini işittim. Ben bahçelerini yakın akrabaların arasında pay­laştırdığını görüyorum" diye buyurdu. Ebu Talhâ şöyle dedi: "Ey Allah 'm el­çisi! öyleyse paylaştır". Daha sonra Ebu Talhâ kendi yakın akrabaları ve am-caoğullan arasında bahçelerini paylaştırdı. Buharî'de yeralan bir başka hadis­te de, ''...onları yakın akrabaların arasında paylaştır.." ibaresi geçmektedir. Enes burada şöyle dedi: "Onları Hassan b. Sabit ve Ubey b. Kâ'b arasında paylaştırdı. Çünkü ikisi de ona benden daha yakın idiler".
Bu konuda fıkhı görüşler vardır. Dârî, "böyle bir şey sadakadır ama a-çıklanmaz. Yoksulların veya daha başka kimselerin hakkıdır. Akrabalar aa-sında paylaştırılması veya daha başka bir tarzda yararlanılması caizdir" di­yor. Bazıları da, "böyle bir şey kimin için olduğu açıklanıncaya kadar helal değildir. Bizce ilk görüş, yani bir toprak parçasının ya da bir bahçenin gerek yakın akrabalar gerekse yoksul kimseler arasında paylaştırılmasının ya da di­lendiği gibi kullanılmasının helal oluşu hükmü daha doğru ve sahihtir.
Burada bir başka görüş de şöyledir: Bir toprak parçası sadaka olarak ve­rilir de sınırlan belirtilmezse bu da caizdir. Bu toprak parçası yahut bağ veya bahçe eğer bilinen br şeyse ve kimin için olduğu açıklanmışsa bu da caizdir. Burada doğru olan birincisidir. [260] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn260)


Sadakanın Zenginlere Verilmesi Helal Değildir


Özel durumlarda varlıklı kimselere sadaka verilmesi helal midir?
Resulullah (as), "varlıklı ve (para) kazanacak kadar güçlü kimselere sa­daka vermek helal olmadığı gibi, zekâttan aldıklarıyla davet ve yoksullara ziyafet verecek (varlıklı) kimselere de zekâttan pay verilmesi caiz değildir. Sadaka ve zekâtlarla, gelenlere gelmeyenlere dizi dizi yemekler verip saf saf sofralar kurulamaz" buyurdu.
Taşınmaz malların, kendilerinin ve ailelerinin geçimlerini temin etmeleri veya bir ev edinmeleri suretiyle dilediğince yararlanmaları ve borçlarını öde­yip ihtiyaçlarına cevap verebilmeleri için birer mülk olarak yoksullara ve ihti­yaç sahiplerine verilmesi gerekir.
Sadakaların ve İyilikler için ayrılan fazla (artık) malların yoksullara ve miskinlere harcanması konusunda Müslümanlar arasında hiçbir itiraz bulun­madığı gibi bunu kabul etmezlik de sözkonusü değildir. Sadaka ve maslahat (iyilikler) için ayrılan fazla malların yoksullara ve miskinlere verilmesine İti­raz edecek herhangi bir kimse çıkacak olursa bu kimse ya bilgi açısından in­sanların en bilgisizi yahut İslam'ı inkâr etme hususunda çok aşırı giden kâfir­lerin elebaşlarından biridir. Belki de bu tip kimseler başka dinlere ve şeriatla­ra mensup şahsiyetler veya bunlardan yalan ve sapıklık olarak rivayet olu­nan şeylere tabi olan art niyetlilerdir. Ama az çok dinden şu veya bu neden­le ilgisi ve bilgisi olanlar bunun bir hak olduğunu bilir ve bunların yoksulla­rın ve miskinlerin hakları olduğunu inkâr etmezler. [261] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn261)


Sadakaları Verilemeyecek Olan Mallar


Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Beş deve yükünden (70 sa' yaklaşık 204 kg.hk bir yükten) daha az olan maldan sadaka veril­mez". Resulullah (as) yaklaşık 1,8 litrelik bir suyla abdest alır ve 2.917 litrelik bir suyla da guslederdi. Burada gösterilen litreler, kullanılan su kaplarının a-dıdır. Bunlar uygun su ölçekleriyle tayin olunan ölçülerdir. [262] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn262)


ORUÇ


Oruçlu Kişi Öpüşebilir Mi?


Ömer b. Ebu Seleme, Rcsulullah'a (as) oruçlu kimsenin öpmesi (öpüş­mesi) hususunu sorduğunda Resulullah (as) Ümmü Seleme'yİ göstererek, "Ona sor" dedi. Ümmü Seleme, Resulullah'ın (as) oruçlu iken (-kendisiyie-öpüştüğünü anlattı. Bunun üzerine Ebu Seleme, "ey Allah'ın elçisi! Senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını Allah Azze affetmişHr (yani sen öpüşsen de birşey olmaz. Ama ya biz oruçlu iken öpüşürsek durumumuz ne olur?)" deyince Resulullah (as), "ben içinizde Allah Azze'nin buyruk ve yasaklarını en çok gözeteniniz ve Allah Azze'den en çok korkanınızın (yani ben hu işi yaptığım halde siz neden yapnıayasınız?)" dedi.
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
İmam Ahmedden aktarılan bir rivayette şöyle denmiştir: Ramazan'da o-ruçlu İken karısıyla öpüşen, bundan çok büyük bir tad alan ve şehveti kaba­ran bir kimse hemen hanımım Ümmü Seleme'ye göndererek bu işin hakika­tini sordurdu. Ümmü Seleme bu kadına Resulullah'ın (as) Ramazan'da oruçlu iken hanımıyla (yani kendisiyle) öpüştüğünü anlattı. Kadın da gelip bunları kocasına aktardı. Bu durum adamda kuşkuya sebep oldu. Anlatılanlardan tatmin olmadı. Şöyle dedi: "Bizler Resulullah (as) gibi değiliz. Allah Azze kendi peygamberi için dilediği şeyi helal kılar". Sonra hanımını tekrar Ümmü Seleme'ye gönderdi. Kadın Ümmü Seleme'nin yanına geldiğinde Resulullah da (as) oradaydı, şöyle buyurdu: "Bu hanımın durumu ne?" Ümmü Seleme olup biteni anlattı. Resulullah (as) o hanıma hitaben, "Ümmü Seleme bu işi yaptığımı (oruçlu iken hanımlarımla öpüştüğümü) sana anlatmadı mı?" di­ye sordu. Kadın, "anlattı" dedi. Daha sonra kadın kocasının yanına döndü ve olanları anlattı. Adam bundan da tatmin olmadı. İçine daha çok kuşku düştü ve "bizler Resulullah (as) gibi değiliz. Allah Azze kendi Peygamberi i-çin dilediği şeyi helal kılar' dedi. Bunun üzerine Resulullah (as) kızdı ve şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki ben içinizde Allah'tan en çok korkanı­nız ve O'nun buyruk ve yasaklarını en çok gözeteninizim".
Bu hadisi İmam Ahmed, Şafiî ve Mâlik rivayet ettiler.
İmam Ahmed'den şunlar aktarılmaktadır: Bir delikanlı İmam'a gelerek şöyle sordu: "Ben oruçlu iken -hanımımla- öpüşebilir miyim?" İmam Ahmed, "hayır..." diye cevapladı. Bir kez de ihtiyar bir kimse kendisine, "oruçlu ol­duğum halde -hanımımla- öpüşebilir miyim?" diye sorunca İmam, "evet" de­di, sonra şunları ekledi: "Zira ihtiyar (veya olgun) bir kimse oruçlu olduğu halde öpüşürse kendi nefsine sahip olabilir, kendini kontrol edebilir. (Ama delikanlı kendini kontrol edemez)". [263] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn263)


Pazartesi Ve Perşembe Günler! Tutulan Oruçlar


Bu iki günde, yani pazartesi ve perşembe günlerinde oruç tutmanın er­demleri (faziletleri) nelerdir?
Üsame, Resulullah'a (as), "ey Allah 'in Resulü! Öylesine aralıksız oruç tu­tuyorsun ki, biz, Resulullah'ın (as) bundan sonra oruç tutmadığı bir günü dahi olmayacak diyoruz. Bazen de iki gün hariç hiç oruç tutmuyorsun, bu defa Resulullah (as) bundan sonra hiç oruç tutmayacak diyoruz. Bu iki günde mutlaka oruç tutuyorsun" dedi. Resulullah (as) şöyle dedi: "Oruç tut­tuğum o iki gün hangi günler?" Üsame, "Pazartesi ve Perşembe" dedi. Resu­lullah (as), " kulun işlediği ameller Alemlerin Rabbı olan Allah'a işte bu iki günde sunulur. Ben de amellerimin orucumla -oruçlu olduğum halde- Al­lah'a sunulmasını isterim. (Bunun için bu iki günde oruç tutuyorum)" bu­yurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Resululîah'a (as), "ey Allah'ın Resulü! Pazartesi ve Perşembe günleri o-ruç tutuyorsun (Bunun nedeni nedir?)" diye soruldu. Resulullah (as), "Allah Azze Pazartesi ve Perşembe günleri, birbirlerinden bağlannı koparıp uzakla­şanlar hariç diğer Müslümanların günahlarını affeder" buyurdu. Daha son­ra sözüne devam ederek, "ta ki bu dargın kimseler barışıncaya kadar" İfade­sini ekledi.
Hadisi İbn-i Mâce rivayet etmiştir. [264] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn264)


Ölünün Oruçlarının Kazası


Ana babadan birisi adadığı bir orucu tutamadan ölmüşse acaba çocukla­rından herhangi biri onun orucunu kaza olarak tutabilir mi?
Bir kadın Resuluİlah'a (as) şöyle sordu: "Annem öldü. Adadığı, ama tutamadığı oruçları var. Ben onun yerine oruçlarını tutabilir miyim?" Resulul­lah (as), "onun bir borcu olsa da sen ödeşen acaba bu borç onun üzerinden kalkar mı, ödenmiş olur mu, ne diyorsun?" diye sordu. Kadın, "evet, borç ö-denmiş olur" dedi. Resulullah (as), "öyleyse annenin orucunu -onun yerine tut" dedi.
Hadis muttefekun aleyh'tir.
Ebu Davud'dan şöyle rivayet olunmuştur: "Kadının biri deniz yolculuğu­na çıkmış. Bu yolculuktan korktuğu için Allah Azze kendisini bu tehlikeden kurtarırsa bir ay oruç tutmayı adamış. Allah kadını bu tehlikeden kurtarmış. Ama kadın ölünceye kadar oruç tutmamış. Kadının kızı Resulullah'a (as) ge­lerek durumu anlattı. Resulullah ona, annesinin borcu olan adak orucunu tutmasını emretti. [265] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn265)


Oruçluyken Karımla Cinsel İlişkide Bulundum


Bir adam Resulullah'a (as) gelerek, "helak oldum, oruçlu olduğum hal­de hanımımla cinsel ilişkide bulundum" dedi. Resulullah (as), "azad edecek kölen var mı?" dedi. Adam, "hayır" dedi. Resulullah (as), "iki ay peşpeşe oruç tutabilir misin?" dedi. Adam, "hayır" dedi. Resulullah, "60 fakiri doyurabilir misin?" diye sordu. Adam, "hayır" dedi. Resulullah (as), "otur" dedi. Biz ara­mızda, "hu durum nasıl olacak" derken. Bir adam Resulullah'a (as) bir farak (1.5 kg kadar) hurma getirdi. Resulullah (as), "soru soran nerede" âıye sor­du. Adam, "buradayım " dedi. Resulullah (as), "al bunları sadaka olarak da­ğıt" dedi. Adam, "bana benden daha fakir birini gösterebilir misiniz? Allah'a yemin olsun ki, iki Harre arasında (Medine civarım kastediyor) benim ai­lemden daha fakiri yoktur" dedi. Bunun üzerine Resulullah (as) yan dişleri görününceye kadar güldü. Sonra, "o hurmaları ailene yedir" dedi.
Hadis muttefekun aleyhtir. [266] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn266)


Tatavvu (Nafile) Oruç


Hz. Hafsa, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Biz Aişe'yle birlikte tatavvu o-rucu tuttuk. Oruçluyken bize yemek ikram edildi biz de yedik, ne yapmamız gerekir?" Resulullah (as), "bozduğunuz bu orucun yerine bir gün tutunuz" buyurdu.
Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir.
Bu hadis, Resulullah'ın (as), "nafile (tatavvu') oruç tutan kişi kendi nef­sinin amiridir (bu hareketiyle kendi kendine oruç tutmayı emretmiş kişidir)" diyen hadisiyle çelişki arzetmemektedir. Böyle bir orucun kazası daha fazi­letlidir. [267] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn267)


Velisi Onun Adak Oruçlarını Tutsun


Bir kadın, Resulullah'a (as), "annem vefat etti. Ama tutmadığı adak oruçlan var. Onların kazasını tutmamıştı" dedi. Resuluİlah (as), "velisi kimse annenin oruçlarını o tutsun " dedi.
Hadisi İbn~İ Mâce rivayet etmiştir.
Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Adak borcu olduğu halde ölen kimsenin bu borcunu velisi tutar".
Bazı şahsiyetler bu hadise dayanarak hadisin hükmünü tüm oruçlar (ve­ya ibadetler) için genellemişler ve ölenin hem farz hem de diğer oruçlarının tutulabileceğini söylemişlerdir. Bir başka gurup ise ölenin ne farz ne de diğer oruçlarının tutulamayacağını savunmaktadır. Bir gurup da bunu açıklayarak şöyle demektedir: Farz oruçları değil, ama adak oruçları tutulur... Bu sonun­cusu İbn-İ Abbâs ve arkadaşları İle İmam Ahmed ve arkadaşlarının benimse­dikleri fikirdir. Bu sahihtir. Zira farz olan oruç namazla eşdeğerdedir. Bir kimsenin bir başkasının yerine namaz kılamaması gibi farz olan orucu da kimse kimsenin yerine tutamaz. Ama adak olan oruç bir borç değerindedir. Bir kimsenin borcunu velisinin ödemesi nasıl mümkün ise bir borç olan a-dak orucunu da ölünün velisi onun yerine tutmak suretiyle ödeyebilir. Bu husus fıkhın ihtisas alanına girer. Bir orucun tutulmasını öiünceye kadar ge­ciktirmeye sebep olan geçerli bir özrün olması dışında bu oruç borcun sahi­bini ne temize çıkarır ne de bu borçtan kurtarır. Yalnızca özür sahibi olup da Ramazan orucunu tutamayan kişinin yerine velisi miskinleri doyurur. Bu iş­lem de onun orucunun yerini tutar. Ama özürsüz olduğu halde Ramazan o-rucunu tutmayan kişinin yerine kim ne yaparsa yapsın üzerinden Allah Az­ze'nin farz ibadetinin yükünü kaldıramaz. Zira her Müslüman bu farz ibadet­leri yapmakla mükelleftir. Bu farzlar Müslümanlar İçin birer İmtihan vesilesi­dir. Bu hususta hiçbir velinin faydası yoktur. Hiçbir özrü olmadığı halde farz ibadetleri yerine getirmeyen kimsenin yerine velisi veya kim olursa olsun bir başkası tevbe etmekle o ibadetin yapılmama yükünü ortadan kaldırmaz. Al­lah Azze'nin farz kıldığı tüm ibadetlerde durum aynıdır. Herkes kendinden sorumludur. En iyisini bilen Allah'tır. [268] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn268)


Şa'ban Orucu


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Ey Allah'ın elçisi! Biz senin Şa'ban a-ytnda oruç tuttuğun gibi hiçbir ayda oruç tuttuğunu görmedik. Bunun ne­deni nedir?" Resuluİlah (as), Şa'ban, Receb'le Ramazan arasındaki bir aydır. Ama insanların çoğu onun kıymetini bilmezler. Bu ayda ameller Alemlerin rabbı olan Allah Azze katma yükselir. Ben bu ay içerisinde amellerimin Al­lah'a sunulduğu esnada oruçlu olmaktan hoşlanırım. Hadisi Ahmed rivayet etmiştir. [269] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn269)


Pazartesi Ve Cuma Günleri Oruç Tutmak


Resulullah'a (as) Pazartesi günü oruç tutmak hususu sorulduğunda şöyle dedi: "işte bu gün benim doğduğum ve Kur'an-ı Kerim 'in bana indirilme­ye başlandığı gündür".
Hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir.
Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben cuma günü oruç tutarım, ama hiç kimseyle konuşmam, bu husustaki görüşünüz nedir?" Resuluİlah (as), "bir ayın tamamında veya birkaç gününde oruç tuttuğun zamana rastlaması dışında Cuma günleri oruç tutma. Oruçlu iken konuşmamana gelince; konuşup insanlara iyiliği ve hayrı emretmen, insanları kötülükten sakındırman susup konuşmamandan -yemin olsun ki- daha hayırlıdır" bu­yurdu. [270] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn270)


(Cömert) Güzel Bir Derece


Hz. Aişe, "ey Allah'ın elçisi! Benim odama geldin, ama oruçtun. Sonra hays (hurma, yağ, keş ve un karışımı bir yemek) yedin, bu durum nedir?" di­ye sordu. Resuluİlah (as), "evet, Ramazan orucunun dışında tatavvu (nafi­le) olarak oruç tutan bir kimsenin derecesi, Ramazan haricinde oruç tutan yahut tatavvu oruç tutarken Ramazanı kaza eden veya malından dilediğin-ce ve güzelce sadaka veren ya da istemediğinde malım güzelce elinde tutan kimsenin derecesi gibidir" buyurdu.
Bu hadisi Nesâî rivayet etmiştir. [271] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn271)


Hangi Oruç Daha Eftaldir?


Resulullah'a (as), "hangi oruç daha efdaldir?" diye sorulduğunda şöyle cevapladı: "Ramazan'ıyüceltmek için tutulan şa'ban orucudur". "Hangi sa­daka daha efdaldir?" diye sorulunca, "Ramazan'da verilen sadakadır" bu­yurdu.
Hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiştir.
Sahih'de geçen rivayet ise şöyledir: Resulullah'a (as), "Ramazan orucu­nun dışında hangi oruç üstündür?" diye sorulduğunda, "Allah Azze'nin Muharrem diye bilinen ayında tutulan oruç diğerlerinden daha üstündür" buyurdu. "Farz namazlardan sonra hangi namaz daha üstündür?" denildi­ğinde, "gecenin sessizliğinde ve kimsesizliğinde kılınan namazdır" diye ce­vapladı.
Hocalarımız şöyle dediler: Burada 'Allah'ın Muharrem ayı' ifadesinden kasıt belki de yılın başlangıcı (tslamî yılbaşı) olabileceği gibi haram olan dört ay da olabilir. En iyisini bilen Allah'tır. [272] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn272)


Tatavvu Oruç Tutan Kendine Emretmiş Demektir


Resuluİlah (as) Ümmü Hânî'nin odasına girdi. Bir şeyler içti ve O'na da verdi. Ümmü Hânî, "ben oruçluyum" dedi. Resuluİlah (as), "tatavvu oruç tu­tan kimse kendi kendine emretmiş, kendi başına buyruk demektir. Dilerse o-rucu tutar dilerse bozar" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Dârekutnî şöyle demiştir: Ebu Saİd bir yemek yapıp Resulullah'ı (as) ve arkadaşlarını davet etti. Yemeğe çağrılanlardan biri "ben oruçluyum" dedi. Resulullah (as), "kardeşin sana bir yemek yapmış ve sana teklif etmiş, sen de bugün orucun boz (iftar et) sonraki bir gün onun yerine bir tane tutarsın" buyurdu.
, îmam Ahmed şunları söyledi: Hafsa'ya bir koyun hediye edildi. Hz. Aişe ve Hz. Hafsa oruçlu oldukları halde koyunun etinden hemen yediler. Daha sonra durumu Resulullah'a (as) danıştılar. O (as) şöyle dedi: "Onun yerine birer tane tutun".[273] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn273)


Oruçlu Kimseler Yanınızda İftar Etti


Enes b. Malik'ten şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) insanların yanına varınca orucunu açtı (bozdu) ve şöyle dedi: "İnsanlar sizin yanınız­da iftar etti ve değerli şahsiyetler yemeklerinizden yedi, böylece melekler de sizin üzerinize indi". [274] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn274) .


Yolculukta Oruç Tutmak İyilik Ve Allah Korkusundan Değildir


Zamanımızdakİ yolculuklar her ne kadar kolay olsa da zorluklar ve sı­kıntılardan tamamen kurtulabilmiş değildir. Acaba yolculukta iken farz orucu bozmak ruhsatının kullanılmasının şartlan var mıdır?
Buharı ve Müslim'de şu haber yeralmaktadır. Resulullah'tan (as) şöyle ri­vayet olunmuştur: "Yolcu iken oruç tutmak iyilik değildir". Bununla birlikte dört mezhebin imamı da yolcu iken oruç tutmanın ya da tutmamanın caiz ol­duğu görüşündedirler. Nitekim Enes'ten rivayet olunan ve Buharı ve Müs­lim'de yeralan bir hadiste şöyle denmiştir: "Biz Resulullah (as) ile Ramazan ayında yolculuğa çıkmıştık. Bazılarımız oruçlu bazılarımız ise oruçlarımızı bozmuştuk (açmıştık). Kimse kimseyi kınamıyordu". Allah Azze de şöyle bu­yurmuştur: "Sizden basta olanlarınız veya yolculukta olanlarınız (Ra­mazanda tutamadığı oruçlar) adedince başka günlerde (oruç tut­sun). Allah sizin için kolaylık diliyor, zorluk istemiyor".
Müsned'de şöyle geçiyor: Resulullah'tan (as) şöyle rivayet olunmuştur: "Allah Azze, günah işlenmesinden ve isyan edilmesinden hoşlanmamasını-nın yanısıra ruhsatların kullanılmasından da hoşlanır". Bir rivayette ise "...İslamî sorumluluklar, yerine getirilmekten hoşlanmaktadır" ibaresi yeralı-yor. •
Buharî'de şunları okumaktayız: Bir adam Resulullah'a (as), "ben çok o-ruç tutan birisiyim, yolculukta da oruç tutayım mı?" diye sordu. Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Eğer yolculukta oruç tutmazsan güzel bir şeydir, yok e-ğer tutarsan bir mahzuru yoktur". Başka bir hadiste ise "...sizin hayırlıları-nız yolculukta oruç tutmayıp namazı yarıya indirenlerdir" ibaresi yerahyor.
Namazların kısaltılarak (yarıya indirilerek) seferi kılındığı ve oruçların tutulduğu yolculuğun miktarı hususunda Malik, Şafiî ve Ahmed'in görüşleri bu tür bir yolculuğun deve yürüyüşüyle ya da yaya olarak iki günlük, yani 16 fersahlık (yaklaşık 90 km'lik) bir mesafe olduğudur. Mesela Mekke ve As-fan ya da Mekke ve Cidde arası gibi. Ebu Hanife, "üç günlük yürüyüş mesa-fesidir" demiştir. Alimlerden bazıları, "yolculuğa çıkanın namazı kısalttığı ve orucu açtığı süre en az iki gündür" diyorlar. Bu açıklama yeterince güçlü­dür. Zira Resuluüah'ın (as) Arefe'de, Müzdelife'de ve Mina'da namazı kısalta­rak kıldığı, Mekke'den ve civar yörelerden pek çok kimsenin ona uyduğu, insanların O'nun kıldığı namazı takib ettikleri ve Resulullah'ın (as) onlardan hiçbirine namazı tam kılmasını emretmediği kesin bilinen hadislerdendir. [275] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn275)


Oruçlunun Sürme Çekmesi


_Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Gözlerim ağrıyor, oruçlu iken sürme çekebilir miyim?". Resulullah (as), "evet" buyurdu.
Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiştir.
Dârekutnî ise şöyle naklediyor: Resulullah'a (as), "kusma dolayısıyla qb-dest almak farz mıdır?" diye soruldu. Resulullah (as), "hayır, eğer farz olsay­dı Kur'an-ı Kerim'de bu farzı görürdük" buyurdu.
Her iki hadisin senedi hakkında değişik görüşler vardır.
Oruçlu olduğu halde unutarak yemek yahut İçmek
Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! Oruçlu oldu­ğumu unutarak yiyip içtim, durumum ne olacak?". Resulullah (as), "seni. Al­lah Azze yedirip içirtniştir" buyurdu.
Hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir. [276] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn276)


Dehr (Zaman) Orucu Tutanlar


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Ey Allah'ın elçisi!Zaman (dehr) orucu tutanlar hakkında ne dersiniz?". Resulullah (as), "ne oruç tutmuş ne de iftar etmiş gibi olanlardır" yahut "oruç tutmayan, ama iftar da etmeyenlerdir" buyurdu. Şöyle sordular: "İki gün oruç tutup bir gün tutmayan hakkında ne dersin?". Resulullah (as), "buna gücü yetecek olan herhangi bir kimse var mı?" dedi. Şöyle dediler: "Bir gün oruç tutup bir gün tutmamak hakkında ne diyorsun?". Resulultah (as), "işte bu, Davud'un (a) tuttuğu oruçtur" bu­yurdu. "Bir gün oruç tutup iki gün tutmamak hususunda ne dersin?" denil­diğinde ise Resulullah (as), "bu orucu tutmaya gücüm yetsin isterdim" bu­yurdu. Sonra devam ederek, "bir Ramazan'dan diğerine kadar her ayın üç günü oruç tutmak; işte dehr orucu budur. Allah katında her arefe gününün orucu kendinden sonraki ve önceki -birer- senenin günahlarının kefareti sa­yılır. Aşura günü orucu ise kendinden sonraki senenin keffareti sayılır"^ bu­yurdu.
Bu hadisi tmam Müslim rivayet etmiştir. [277] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn277)


Kadir Gecesi


Kadir Gecesi'nin Ramazan ayında mı yoksa başka bir ayda mı olduğu sorulduğunda Resulullalı (a), "hayır, O, Ramazan ayındadır" buyurdu. Bu gecenin hangi gün olduğu sorulduğunda Resulullah (as), "Kadir Gecesi'ni Ramazan'ın ilk on gününde yahut son on gününde arayın" deyince "hangi 20 günde?" diye soruldu. Resulullah (as), "son on gününde arayın ve artık hu hususta hana başka bir şey sormayın" dedi. Birisi, "eğer hu on günün hangileri olduğunu söylersen benim oradaki -sevap ve iyilikten olan- hakkı­mı sana veririm" dedi. Bunun üzerine Resulullah son derece kızdı ve "Kadir Gecesi'ni Ramazan 'in son yedi gününde arayın ve bundan sonra da hiç hir şey sormayın" dedi.
Hadisi îmam Ahmed rivayet etmiş ve burada soruyu soranın Ebu Zerr olduğunu söylemiştir.
Ebu Dâvûd'dan şöyîe rivayet edilmiştir: Resulullah'a (as) Kadir Gecesi'nin durumu sorulduğunda şöyle dedi: "O bütün Ramazan'in İçerisin­dedir". Bir başka rivayette ise Kadir Gecesi hakkında sorulup "kaç gece, yok­sa yirmiiki gece m*? "denildiğinde Resulullah'in (as), "Kadir Gecesi bir tek ge­cedir" buyurduğu ve sonra dönerek "yirmiüçtür" dediği geçmektedir. Hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir.
AbduHah b. Enes, Resulullah'a (as) "bu mübarek geceyi ne zaman ara­yalım?" diye sordu. Resulullah,(as), "Kadir Gecesi'ni bu gece arayın" dedi. (O gece Ramazan'ın yirmiüçüncü gecesi idi.)
Bazı alimler Kadir Gecesi'nin Ramazanın yirmiyedinci gecesi olduğunu savunuyorlar. Muaviye b. Ebî Süfyan'dan, O'nun da Resulullah'tan (as) riva­yet ettiğine göre Resulullah (as) Kadir Gecesi'nin yirmiyedinci gece olduğu­nu söylemiştir. Bu hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir.
Burada tercih olunan, gecenin hangi günde olduğunun belirlenmemiş olmasıdır. Fethu'l Bârî'de yeralan bir haberde bu hususta yapılan dört türlü açıklama nedeniyle gece ile ilgili belirli, kesin bir zaman belirtilememiştir.
Hz. Aişe, Resulullah'a (as) "Kadir Gecesi'ne ulaşırsam ne ile dua ede­yim?" diye sordu. Resulullah (as), "O geceye ulaşınca Attahümme inneke a-fuvvun tuhibbu'l afva fa'fu 'annî (Ey Allahım! Sen affedicisin, affetmeyi se­versin, beni de affet) de" dedi.
Bu hadis sahihtir ve Ebu Dâvûd'an başka beş kişi daha rivayet etmiştir. Hadisi Tirmizî ve Hâkim de sahih olarak değerlendirmiştir.
Alimler bu hadis hakkında anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Acaba geceleri ihya etmek isterken tesadüfen Kadir Gecesi'ni yakalayan kimse için belirli bir sevab var mıdır, yoksa hangi gece olduğu bilinmediği sürece herhangi bir şey yok mudur?
Geceleri ihya edeken Kadir Gecesi'ne tesadüf eden ve onu ihya eden kimse için bir sevabın var olduğu fikrini benimseyenler İmam Taberî, İbnu'l Arabî ve bazı kimselerdir. Geceyi bilmeksizin İhya edenlerin herhangi bir se-
vaba ulaşamayacağı fikrini benimseyenler ise alimlerin çoğunluğudur. Buna delil olarak Müslim'de bulunan ve Ebu Hureyre'den rivayet edilen bir hadisi göstermektedirler. Hadiste "Kadir Gecesi'ne ulaşıp o geceye isabet eden ve ge­ceyi ihya eden" ibaresi yeralmaktadır. Nevevî bu ibare hakkında, "yani o ge­cenin Kadir Gecesi olduğunu bilendir" diyor. Burada kastolunan şeyin, kişi­nin, ihya edeceği gecenin Kadir Gecesi olduğunu bilmese de Kadir Gecesi'ne isabet etmiş olmakla sevap alacağı ihtimali olduğunu söylüyor. "Sübülü's Selam" kitabının müellifi İmam San'anî ise şu fikri benimsiyor: "Ki­şinin, Kadir Gecesi'nin seçiminde isabet etmese bile Kadir Gecesi olduğu dü­şüncesiyle kalkıp geceyi ihya etmesi neticesinde bolca sevaba nail olacağını inkâr etmiyorum. Buradaki sözüm, özendirilen belirli sevabın elde edilmesi­nin kişinin geçmiş günahlarının bağışlanması yönündedir".[278] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn278)


HACC


Evet, Onun Yerine Hacc Edebilirsin


Bir kadın, ResuluUah'a (as), "annem haocetmeden öldü, ben onunyeri. ne haccedebilir miyim?" diye sordu. Resulul|ah (as)j «evet> annenin yetine haccet" buyurdu.
Hadis sahihtir. [279] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn279)


Evet, Çocuk Haccedebilir


Bir kadın, Resulullah'a (as) bir çocuğu göstererek, "bunun için de hacc var mı?" diye sorunca ResuluUah (as), "evet, e,ğer onu haccettirirsen sana da sevap vardır" buyurdu.
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [280] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn280)


Şibreme'nin Yerine Telbiye Etmek


ResuluUah (as), (yakın akrabası olan) "Şjbreme'nin yerine lebbeyk" di­yen bir adama şöyle dedi: "Kendi yerine (ken^in igin) haccettin mi?". Adam, "hayır" dedi. Resulullah (as), "önce kendi haaztm yaP; sonra Şibreme'nin ye­rine (telbiyegetir) haccedersin" dedi.
Hadisi Şafiî ve Ahmed rivayet etmişlerdir, [ (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn281)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:07
Umre Yapman Daha Güzeldir


Umrenin vacip mi olduğu sorulduğunda ResuluUah (as), "hayır, umre yapman (vacip değil) efdaldir" buyurdu.
Tirmizî bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
İmam Ahmed'den şöyle rivayet olunmuştur: Bir bedevî dedi ki: "Ey Al­lah'ın elçisi/ Bana umreyi anlat vacip midir, yoksa değil mi?". Resulullah (as), "umreyapman vacip değildir, ama senin için hayırlıdır" dedi. [282] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn282)


En Büyük Hacc (El-Haccu'l Ekber/Kurban Bayramı)


Ali b. Ebî Talib, ResuluIIah'a (as) "el-Hacc'ul Ekber" gününün ne oldu­ğunu sorunca Resulullah (as), "Yevmu'n Nahr'dır (Kurban Bayramı'nın ilk günüdür)" buyurdu.
Hadisi Tirmizî rivayet etmiştir.
Sahih bir isnad İle Ebu Dâvûd'dan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) haccettiği Zilhicce ayının Nahr gününde cemreler arasında durdu ve "bu gün ne günüdür?" diye sordu. Ashab, "Nahr günüdür" dedi. Resulullah (as), "bugün el-Hacc'ul Ekber günüdür. Allah Azze şöyle buyurmuştur: el-Hacc'ul Ekber (Kurban Bayramı) gününde Allah ve Peygamberinden insanlara bir bildiridir ki, hiç kuşkusuz Allah ve Peygamberi müş­riklerden uzaktır' (Tevbe 3)" dedi. Kurban bayramı günü müezzinler bu ültimatomu İnsanlara duyurdular.
Ebu Hureyre'den nakledilen bu hadis Buharî'nin Sahih'inde yeralmıştır. Ebu Hureyre, "el-Hacc'ul Ekbergünü Nahargünüdür" demiştir. [283] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn283)


Kabe'ye Kurbanlık Götürülen Hayvan Kusurlu İse


Naciye el-Hazâî, Resulullah'a (as) "Kabe'yegötürülen kurbanlık hayvan eğer kusurlu ise ne yapılır?" diye sordu. Resulullah (as), "onu kesin ve ayak­larını kanına hatırın, onunla hayvanın yanlarına vurun ve insanlarla o kurbanı başbaşa bırakın. İnsanlar dilediklerince yesinler. Ama bu etten ne kurbanın sahibi ne de onun yakın ilişkide olduğu topluluk bireylerinin (ge­çimlerini sağlamakla yükümlü olduğu aile bireylerinin) hiçbiri yemesinler" buyurdu.
Resulullah (as), bedeni ıslah olsun, temizlensin diye kurban adayan kimseye böyle fetva verdi. Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Ömer, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Güzel bir kurbanlık gelirdim ona 300 dinar verdim. Şimdi onu -canlı olarak- bedenen alıp satmam mümkün mü?". Resulullah (as), "hayır, onu yalnızca kesebilirsin" dedi. [284] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn284)


Haccda Kurban Kesmeden Tıraş Oldum


Adamın biri, Resulullah'a (as), "farkında olmadan kurban kesmeksizin traş oldum" dedi. Resulullah (as), "kurbanını kes, herhangi bir sakıncası yoktur" dedi. Bir başkası ise "şeytan taşlamadan önce bilmeyerek kurban kestim" dedi. Resulullah (as), "şeytanı taşla (taşını al) herhangi bir sakıncası yoktur" dedi. Bu arada Resululah'a (as) haccın esaslarından öne alınıp da er-
telenmeyen bir şeyler soruldu. Resulullah (as), "yap, herhangi bir sakınca yoktur" buyurdu.
İîu hadis muttefekun aleyhtir.
İmam Ahmed'e göre ise, o gün, insanın haccın gereklerini yerine getirir­ken birbirlerine benzeyen şeylerde unutarak veya bilmeyerek yaptığı öne al­ma ve geciktirme hususu sorulmuştur. Yoksa Resulullah (as) "o işi yap, sa­kıncası yok" demezdi.
Bir rivayette de "kurban kesmezden önce" ibaresi yeralmaktadır. Resu­lullah (as), "kurbanı kes, bir sakıncası yoktur" buyurmuştur. Bir başkası, tıraş olmazdan önce kurban kesme yahut kurban kesmezden önce tıraş olma hu­suslarını sordu. Resulullah (as) "zararı yok" dedi. Rivayet eden şöyle dedi: insanlar Resulullah'm (as) yanına geliyorlardı. Onlardan biri, "ey Allah 'in el­çisi! Kabe'yi tavaf etmezden önce sa'y ettim. Bu arada bazı şeyleri erteleyip bazılarını önce yaptım" dedi. Resulullah (as), "bu sakıncalıdır, yaptıkların geçersizdir" buyurdu.
Hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir.
Müslim'de yeralan ve Muhammed b. Hatim'in Behz'den, O'nun Vehib'ten, O'nun Abdullah b. Tâvûs'tan, O'nun babasından, O'nun da İbn-i Abbas'tan rivayet ettiği hadiste şöyle geçiyor: Resulullah'a (as); kurban kes­mek, tıraş olmak, şeytan taşlamak, takdim ve te'hir gibi hususlar sorulduğun­da şöyle dedi: "Mahzuru yoktur".[285] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn285)


Eğer Bineğinin Üzerindeysen İnsanların Gerisinde Tavaf Et


Diba'a bint-i Zübeyr, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Haccetmek istiyo­rum, ama rahatsızım, ne yapayım?". Resulullah (as), "konumum (duru­mum) beni kısıtladığından dolayı diyerek şartını koy ve baççını yap" buyur­du.
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Ümmü Seleme hacc hususunda Resulü İlah'tan (as) fetva istedi ve şöyle dedi: "Ben rahatsızım durumum ne olacak?". Resulullah (as), "bîr bineğe bi­nerek insanların gerisinde tavaf et" buyurdu.
Aişe, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! Kabe'ye girebilir miyim?". Resulullah (as), "Hacer'e (Haceru'l Esved'e) gir, zira o da Kabe'den sayılır" dedi. [286] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn286)


Benim İçin Hacc Var Mı?


Urve b. Madras, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi!Ben Ce-bel-i Ali'den geliyorum. Bineğim perişan ben de yorgunum. Allah'a yemin e-derim ki üzerinde vakfe yapmaksızın (durmaksızın) -hiçbir- dağı terketme-dim. Şimdi ben haccedecek miyim?". Resulullah (as), "şu -sabah namazının-anlamını kavrayan ve bundan önce gece ya da gündüz Arafat'a gelen kimse baççını tamamlasın ve kirliliğini (tırnaklarını keserek, bıyıklarını kısaltarak,başını tıraş ederek, şeytan taşlayarak, kurban keserek ve benzeri şeyler yapa­rak) giderip temizlensin" buyurdu.
Hadis sahihtir.
Necd halkından bazı kimseler Resuluüah'tan fetva isteyerek şöyle dedi­ler: "Ey Allah'ın elçisi! Hacc nasıl olur?". Resulullah (as), "hacc Arefedir. Sa­bah namazından önce gelen hacet tamamlamış demektir. Ama sabah na­mazından sonra gelen, geciken için ise bir günah yoktur''buyurdu. Sonra da atının terkisine birini bindirdi ve onu bağırtarak bu işlemi insanlara duyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [287] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn287)


Dişi Hayvan Kurban Edebilir Miyim?


Bir adam, Resulullah'a (as) "eğer dişi bir hayvandan başkasmt bula-mazsam onu kurban edebilir miyim, ne diyorsun?" diye sorunca Resulullah (as), "hayır, ama saçlarını ve saç örgülerini kısalt, bıyıklarını kes, kasığını tı­raş et. Böylece Allah katında kurbanın tamam olur" dedi.
Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. [288] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn288)


İhtiyarın Yerine Haccetmek


Bir adam, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Babam ihtiyarlığında Müslü­man oldu. Bir binekle yolculuk edemeyecek durumda. Üstelik haccetmesi de farz. Şimdi ben onun yerine haccedebilir miyim?". Resulullah (as), "sen ba­banın en büyük oğlu musun?" buyurdu. Adam, "evet" dedi. Resulullah (as), "bak, eğer babanın bir borcu olsa da onu sen ödeşen o borç ödenmiş olur mu olmaz mı?" diye sorunca, adam "evet" dedi. Resulullah (as), "öyleyse ba­banın yerine haccet" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Ebu Zerr, Resulullah'a (as) "babam ihtiyardır, ne haccedebilir, ne umre yapabilir ne de bir bineğe binip yolculuk edebilir" deyince, Resulullah (as), "babanın yerine hacet ve umre yap" dedi. •
Darekutnî bu hadisin senedindeki kişilerin tümünün sika, yani güvenilir olduklarını söylemiştir.
Bir adam, Resulullah'a (as), "babam haccetmeden öldü. Ben onun yeri­ne haccedebilir miyim?" diye sorunca, Resulullah (as), "bak, babanın bir borcu olsa da onu sen ödeşen borcun hakkını yerine getirmiş olmaz mısın?" diye sordu. Adam, "evet" dedi. Resulullah (as), "Allah'ın borcu -olan hacc-daha fazla öneme sahiptir" dedi.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Darekutnî'nin kitabında ise şöyle geçmektedir: Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Babam öldü ama haccetmedi". Resulullah (as), "bak, baba-nın bir borcu olsa da sen ödeşen bu ödemen senden kabul olunur mu olun­maz mı?" diye sorunca, adam "evet olunur" dedi. Resulullah (as), "öyleyse bahanın yerine haccet" dedi.
Bu hadisteki soru ve cevaplar göstermiştir ki, başkasının -akrabasının-yerine haccetmek vacip bir görev olmayıp doğru ve makbul bir davranıştır. En iyisini bilen Allah'tır. [289] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn289)


Haccda İhramlı İken Başın Tıraş Edilmesi


Ka'b b. Ucrc, ihramlı iken başına bit düşüp kendisine eziyet verdiği için -kendisine yasak olduğu halde- tıraş olmak zorunda kaldığından neler yapa­cağı hususunda Resulü Ha İr tan (as) fetva istedi. Resulullah (as) O'na ya bir koyun kurban etmesini, ya altı tane fakiri doyurmasını ya da üç gün oruç tutmasını emretti.
Yukarıdaki fetva Resulullah'in, bitlere karşı bir deri ilacı olarak yün elbi­se giyen Abdurrahman b. Avf ve Zübeyr b. el-Avvam'a verdiği fetvanın -veya ruhsatın- hemen hemen aynısıdır. [290] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn290)


Kurbanlıklar Nelerdir?


Zeyd b. el-Erkam, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Bu kurbanlar neler­dir?". Resulullah (as), "O'na salatve selam olsun, babanız İbrahim'in sünne-ti(âdet vegeleneği)dir" buyurdu. Zeyd, "peki bundan bize düşen nedir?" de­di. Resulullah (as), "o kurbanların yününden -sizin için- iyilik ve güzel amel vardır" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [291] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn291)


Mebrur Hacc (Allah İçin Olup Kabul Edilmiş Olan Hacc)


Hz. Aişe, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Cihadı (Allah için olanca gü­cüyle çabalama ve O'nun uğrunda savaşmayı)yapılan amellerin (aktivitele-rin) en üstünü kabul ediyoruz. Peki, cihad etmeyecek miyiz?". Resulullah (as), "evet,, cihadın en üstünü ve en güzeli Allah katında makbul olmuş bir haccd.tr" buyurdu.
Hadisi Buharî rivayet etmiştir.
İmam Ahmed bu hadisi rivayet ettikten sonra "ama o, cihaddır" ibaresi­ni ekledi.
İmam Ahmed, Cabir'den ve Tabarani'den, O İbn-i Abbas'tan, O da Ebu Hureyre'den şu rivayeti nakletti: "Bir umre yaptıktan sonra ikincisini yap­mak, ikisi arasındaki kusurların, hataların ve günahların keffaretidir. Ka­bul olunmuş (mebrur) haccın karşılığı ancak cennettir".[292] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn292)


Resulullah İle Birlikte Yapılan Hangi Amel Hacda Eşdeğerdedir?


Bir kadın, Resulullah'a (as), "seninle yapılan hangi amel hacda eşde­ğerdedir?" diye sorunca, Resulullah (as), "Ramazan ayında yapılan umre­dir"'buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. Hadisin aslı Sahih-i Buharî'dedir. [293] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn293)


Kendisinin Yerine Hacceden Kimseye Para Veren Kişi Hakkında Hüküm


Bir adam, Resulullah'a (as), "ben kendi yetime hacceden kimseye para veriyorum. însanlar ise bana baççımın geçersiz olduğunu söylüyorlar. Senin görüşün nedir?" diye sorduğunda, Resulullah (as) O'na herhangi bir şey söy­lemedi ve sustu. Bir süre sonra, "haccda iken ondan ayrı olarak ticaret gibi herhangi bir şeyle Rabbınızdan bir fazlalık bekleyerek birşeyler yapmanızda herhangi bir günah yoktur" (Bakara 193) ayeti indirilince adama haber gönderdi. Bu ayeti adama okuduktan sonra "senin haccın ge­çerlidir"'buyurdu.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. [294] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn294)


Hacc Arafedir


İmam Ahmed, îbn-i Hibban ve Hakîm, Abdurrahman b. Yamer ed-Dey-lemî'den şöyle rivayet ettiler: Ben Resulullah'ın Arafat'da durmuş olduğunu gördüm. Necd halkından bazıları yanına gelerek: "Ey Allah'ın elçisi hacc na­sıl yapıltr?" dediler. Resulullah (as), "hacc Arafat'dır. Toplanma gecesi sabah namazından önce Arafe'ye gelen kimse hacctnı tamamlamış demektir" bu­yurdu.
Bu hadisin lafzı Jmam Ahmed'e aittir.
Ebu Davud'un bir başka rivayetinde ise şöyle geçmektedir: "Fecrin do­ğuşundan evvel Arafe'ye gelen haccetmiş demektir".[295] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn295)


Onu -Kuşluk Vakîinde-Kurban Et!


Zeyd b. Halid, Resulullah'a (as) 8-9 aylık keçinin kurban edilip edileme­yeceğini sorduğunda, Resulullah (as), "onu -kuşluk vakti- kurban olarak kes" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [296] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn296)


Kurbanların En Güzeli -Fiat Ve Değer Bakımından- En Yüksek Ve En Kaliteli Olanıdır


Resulullah (as), ashabından yedi kişiyle birlikte İdi. Onlara emretti ve her biri bir dirhem çıkardı. Sonra o parayla bir kurbanlık satın aldılar. Bunun üzerine ashab, "ey Allah'ın elçisi! Biz bu kurbanı çok pahalı aldık, fuıtını çok yüksek tuttuk" dediler. Resulullah (as), "kurbanlıkların en faziletlisi, en güzel, en değerli ve en semiz besili olanıdır" buyurdu. Resulullah (as) daha sonra sahabelerine emretti, bunun üzerine biri bir diğerini, o, bir başkasını, biri bir eli, o, bir başka eli, o, bir boynuzu, biri de diğer boynuzu tuttular, yedinci kişi İse kurbanı kesti ve hep birlikte kurbanın üzerine tekbir getirdi­ler.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Bu yedi kişi kurbandaki ortaklıkları bakımından bir evin aile bireyleri gibidirler. Bunlar burada sözkonusu edilen davarın -hadiste koyun olarak geçmektedir- gövdesinin parçalarından haklarını alırlar. Zira bunlar belirli bir amaç için toplanmış bir topluluğun bireyleridirler. Ortaklaşa kurban kesen yedi kişiden birisi Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Şu kurbanın gövdesi hana aittir, onu kendime ayırdım. Eğer onu alamazsam kendime bir tane satın a-lırım" deyince ResuluIİah ona yedi tane koyun almasını emretti. O, yedi ko­yunun tümü kesildi.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [297] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn297)


Bu -Kestiğin Kurban Değil-Yalnızca Etlik Bir Koyundur


Burde b. Dinar, Resulullah'a (as) bayram günü kestiği bir koyunun du­rumunu sordu. Resulullah (as), "kurbanı bayram namazından evvel mi kes­tin?" diye sorunca Burde "evet" dedi, ResuluIİah (as), "bu, kurban değil etlik bir koyun oldu" buyurdu. Burde, "benim 8-9 aylık bir dişi oğlağım var. Ynşh bir hayvandansa onu tercih ederim, o benim için daha hoş" dedi. Resulullah (as), "böyle bir durumda, yani bayram namazı kılmmazdan evvel kesilen hayvanın kurban olarak, değerlendirilmesi yalnızca senin için geçerli olmuş ve bu kestiğin hayvan kurban yerine geçmiştir. Senden sonra ise hiç kimse­den kabul olunmayacaktır" buyurdu.
Hadisi İmam Ahrned rivayet etmiştir. Hadis sahihtir. Bu hadis açıkça göstermiştir ki, Kurban Bayramı namazı kılınmazdan evvel kesilen hayvan, ister bayram namazının vakti girmiş olsun isterse ol­masın kurbanın yerini tutmaz. Allah Azze'ye bir ihsan olarak sunamayacağı­mız şey budur. Buradaki durum, yani namaz kılınmazdan evvel kurbanın ke­silmesi -bir kez olarak- Burde dışında hiç kimseden kabul olunmadığı gibi caiz de değildir. Buharı ve Müslim de Cündüb b. Süfyan el-Becelî'den rivayet olunan bir hadiste şöyle geçmektedir: Resulullah buyurdu ki, "bayram na­mazı kılınmazdan evvel kurban niyetiyle hayvan kesen, onun yerine nama­zın kılınmasından sonra bir tane de Allah Azze'nin adını anarak kessin". Yine Sahih'lerde geçen ve Enes'ten rivayet olunan bir hadiste Resulullah'ın şöyle buyurduğu görülmektedir: "Namaz kılınmazdan evvel kurban kesen -namazdan sonra- onun yerine yeni bir tane kessin". Resulullah'ın açıklama­sı, hadisi yanında herhangi bir sözün kıymeti olamaz.
Sahih bir hadiste şöyle geçmektedir: "Haccda iken nahar, yani bayra­mın ilk günü; şeytan taşlama, kurban kesme ve tıraş olma günüdür. Baş tı­raş edilirken sağ tarafından başlanır". Müslim'in Sahih'inde ise Muhammed b. Müsenna şöyle demiştir: Abdula'la Haşim'den, O Muhammed'den, O da E-nes b. Malik'ten bize şunları rivayet etti; Resulullah Cemretu'l Akabe'de şeytan taşladı, sonra kurban kesti ve kan alan ve berberlik yapan hacamatçının yanına gitti. Ona başını işaret etti. Berber başının sağ tarafını tıraş etti sonra şöyle buyurdu: "Diğer kısmını da tıraş et". Ebu Talha, "başını ona uzattı" di­yor. [298] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn298)

ÖLÜM


Ani Ölüm


Resulullah'a (as) ani ölümün durumu sorulduğunda şöyle dedi: "Allah'a inanan bir kimse için rahatlıktır. Günahkar birfacir için ise sıkıntılı bir du­rumdur".
Hadisi îmam Ahmed rivayet etmiştir.
İmanı Ahmed bu hadis nedeniyle ansızın (ani, füc'eten) olan ölümü ve­ya böyle ölen bir kimseyi kınamamış, bu hususta herhangi bir sakınca gör­memiştir. Kendisinden rivayet olunan iki haberden birinde İse böyle ölümleri sakıncalı gördüğü açıklaması yeralmaktadır. Resulullah'tan rivayet olunan bir haberde şöyle geçmektedir: Resulullah (as) eğik bir duvarın yanından geçer­ken hemen yürüyüşünü hızlandırmıştı. Bunun nedeni (kendisine) soruldu­ğunda: "Ani ölümden hiç hoşlanmam" buyurmuştur. Burada rivayet olunan iki haber arasında herhangi bir çelişik durum sözkonusu değildir. Durum a-raştınlabilir. [299] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn299)


İnkarcıların Cenazesi


Resulullah'a (as), "kafirlerden birinin cenazesi götürülürken rastgeldiği-mizde ona hürmeten ayağa kalkalım mı?" diye sorulduğunda, "evet; kâfirle­rin cenazesi götürülürken ayağa kalktığınızda ona hürmeten değil, yalnızca onun canını alan melekleri yüceltmek için ayağa kalkmış oluyorsunuz" bu­yurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Resulullah bir Yahudi'nin cenazesi geçtiğinde ayağa kalkınca bunun ne­deni soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ölümden korktuğum için kalktım. Siz de bir cenaze gördüğünüzde ayağa kalkınız".[300] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn300)


Kabirlerde Hesaba Çekildiğimizde Akıllarımız Bize İade Edilecek Mi


Hz. Ömer, Resulullah'a (as) "kabirlerimizde hesaba çekildiğimizde aklı­mız bize iade edilecek mi?" diye. sorduğunda, Resulullah, "evet, şu anınızda nasıl iseniz aynı şekilde" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [301] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn301)


Kabir Azabı Haktır, Gerçektir


Resulullah'a kabir azabı konusu sorulduğunda: "Evet; kabir azabı hak­tır, gerçektir" buyurdu.
Tabaranî, Ebu Umame'den Resulullah'ın şu sözünü rivayet etmiştir: "Si­dikten (işerken üzerinize ve etrafa sıçramasından) sakının, zira insanoğlu­nun kabirde hesaba çekileceği ilk şey sidiktir".
Bir başka rivayette İse lafzen, "kabir azabının geneli ondan dolayıdır" diye geçmektedir. [302] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn302)


Onu Azad Et, Serbest Bırak, Zira O Bir Mü'mindir


Kendisine mü'min bir kadın köle azad etmesi vasiyet olunmuş bir kadı­nın durumu Resulullah'a anlatıldığında Rukbe adlı cariyeyi çağırdı ve O'na, "rabhın kimdir?" diye sordu. Cariye, "rahbım Allahtır" dedi. Resulullah, "ben kimim?" dedi. Cariye, "sen Allah'ın peygamberisin" diye cevapladı. Re­sulullah, "O'na hürriyetini ver, azad et, çünkü o mümin bir kimsedir" dedi.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. [303] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn303)


Lezzetleri Keseni (Ölümü) Anmak


Ebu Hureyre'den, Resulullah'ın şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "Tatlılıkları, lezzetleri keseni -yani ölümü- çokça anınız".
Bu hadisi Tirmizî ve Nesaî rivayet etmiş, İbn-i Hibban da sahih olduğu­nu söylemiştir. [304] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn304)


Ölümü İstemenin Mekruh Görülmesi


Enes'ten şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah, "hiçbiriniz başına bir st-kıntı, bir bela, bir felaket geldiğinde ölümü temenni etmesin. Eğer mutlaka bir şey temenni etmesi gerekiyorsa 'ey Allah im! Yaşamam benim için hayırlı ise beni yaşat, eğer ölümüm hayırlı ise beni vefat ettir' desin" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [305] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn305)


Allah'a İnanan Kimsenin Nefsi Borcuna Asılıdır


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah, "mümin kişinin nefsi (ruhu) borcuna asilidir" buyurdu.
Bu hadisi îmam Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiş, Tirmizî hadisin hasen olduğunu söylemiştir.
Resulullah (as) bir cenazenin namazını kıldıracağı zaman ölü borçlu ise borcu ödeninceye -veya alacaklı helal edinceye- kadar bekler, namazını kıl-dırmazdı. Eğer ölü yoksul bir kimse ve borcu da kolayca ödenecek bir mik­tarda ise o borcu kendisi öder ve namazım kıldırırdi. Ama eğer borcu büyük bir mikdarda ise namazını kıldırmak üzere cenazeyi ashabına bırakırdı. İşte bu hadis, cenazenin namazı kılınmazdan evvel borçlarının ödenmesinin ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir.
Bir başka rivayette de, "ta ki, borcu ödenip yükü üzerinden kalkıncaya kadar" ibaresi yeralmaktadır.
Rivayet edildiğine göre Resulullah, şehidlerin kanlarının akması nede­niyle kullara olan borçları dışındaki tüm günahlarının bir defada affedildiğini söyledi.
Bu hadis insanın öldükten sonra bile borçlarıyla meşgul olduğunun de­lili olup aynı zamanda kişiyi henüz sağken borçlarını ödeyip onlardan kur­tulması konusunda teşvik etmektedir. Burada kişinin üzerindeki en önemli hakkın borç olduğu hususu vurgulanmaktadır. İnsanın gönül hoşluğuyla borçlandığı halde o borçla ölünce durumu bu derece zöc,olursa acaba insan­lardan zoraki alıp onları ödemeyenlerin durumları nasıl olur? Öyleyse türlü hilelerle insanların mallarını haram yollardan yiyenler Allah'tan korksunlar ve unutmasınlar ki onlar da Rabbları olan Allah'a kavuşacaklar ve O'na döne­ceklerdir. Ne mutlu o kimselere ki, her türlü İyi ve temiz amellerden dolayı tertemiz bir doğru yol üzerinde yaşayarak Allah Azze'nin huzuruna pak bir amel defteriyle çıkarlar! [306] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn306)


Ali B.Ebi Talibin Hükmü


Bir zulümden dolayı bir topluluğun hepsine eşit bir diyet mi uygulanır yoksa bunlardan her birinin mazluma verdikleri zarar derecesinde ve değişik olarak mı diyet uygulanır; böylece zulmeden topluluğun her bir ferdi için ö-zel oranda bir diyet uygulanmış olur mu?
Bezzaz'ın Müsned'inde şunlar geçmektedir: Yemen toprakları içerisinde bir topluluk bir kuyu kazmıştı. Bu kuyuya bir aslan düştü. Ona bakarlarken kuyunun içerisine adamlardan biri düşecek gibi oldu ve diğerine tutundu, o da düşmemek için diğerine, o da düşmemek için bir diğerine aıtundu. Ama ne yazık ki dördü de kuyuya aslanın yanma düşüverdiler. Aslan onlara saldı­rıp yaraladı. Adamlardan birisi mizrağıyla aslanı öldürdü. Bunun üzerine halk kuyuya düşecek gibi olup da diğerlerine tutunan ve hepsinin düşmesine se­bep olan ilk şahsı suçladı ve ona, "sen bizim arkadaşlarımızın katilisin, bu nedenle onların yaralarının diyetlerini vermek zorundasın " dedi. Adam ka­bul etmedi. Böylece Hz. Ali'yi aralarında hakem tayin ederek O'nun hükmü­ne başvurdular. Hz. Ali onlara, bir tane 1/4, bir tane 1/3, bir tane 1/2, yani yarım ve bir tane de tam diyet toparladı ve kuyuya ilk düşen için l/4!lük di­yet verdi. Zira o, bir sonrakinin helakine sebep olmuştu. Üçüncünün helaki­ne neden olan ikinciye 1/3 diyet, dördüncünün helakine neden olduğu İçin üçüncüye 1/2 diyet ve en son düşen için de tam diyet takdir etti. Ve bu di­yetlerin kuyunun başında bulunanlardan toparlanmasını emretti. Onlar bir sonraki sene ResuluIIah'a gelerek Aİi b. Ebi Talib'in kendilerinin davalarında verdiği hükmü arılattılar. Bunun üzerine Resululîah, "o, sizin aranızda ver­diği karardır' buyurdu. [307] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn307)


İki Köy Arasında Öldürülen, Ama Katili Belli Olmayan Bir Cinayet


Neresi olduğu bilinmeyen bir yörede iki köyü birbirine bağlayan bir yoİ üzerinde bir ceset bulununca ortadaki suçun hangi köye ait olacağı hususun­daki hüküm nedir?
Ebu Şubeybe'nin Müsned'inde yeralan ve Ebu Saİd'den rivayet olunan bir haberde şunlar geçmektedir: "İki Köy arasında bir ceset bulunduğunda Resululîah cesedin bulunduğu yerle iki köy arasındaki mesafeyi ölçtürdü. Mesafe köylerden birine daha yakın bulundu. Ben sanki o anda Resulullah'ın karışına bakar gibiydim. Cesedi, ona yakın olan köye yükledi".
Tirmizî, İmam Ahmed'in oğlu ve daha başkaları merfu olarak şöyle riva­yet ettiler: Resululîah, "Allah Azze bîr kulunun herhangi bir yerde Ölmesini takdir etmiş ise ölünün ihtiyacım da oraya ait kılmıştır" buyurdu.
İmam Ahmed'in naklettiği haberin lafzında ise Resulullah'ın şöyle bu­yurduğu rivayet olunmaktadır: "Allah bir kulun canının bir yerde alınmasını istemişse o yörede ölecek olan bu kimsenin ihtiyaçlarını da takdir etmiş ya­hut onun bir ihtiyacını da oraya hasretmiştir" buyurdu.
Bu hadisi çeşitli yollardan ve bu şekilde Beyhakî, Hakîm ve daha başka şahıslar rivayet etmişlerdir.
Abdurrezzak'ın Musannefinde de şöyle geçmektedir: Ömer b. Abdula-ziz dedi ki: "İki köy arasında bulunan cesedin durumu hakkında Resulul-lah'tn verdiği karar şöyledir: Suçlananlar yapmadıklarına dair yemin eder­ler, eğer korkar da geri dururlarsa iddia edenler (suçlamada bulunanlar) yemin ederler, iki tarafın da geri durması durumunda her iki taraf da ceza­yı ve cezalandırılmayı hak ederler. Burada suçlananlar ölünün diyetini ö-der, eğer suçlayanlar yemin etmezlerse diyet yarıya iner".[308] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn308)


Ölünün Herhangi Bir Şeyden Yararlanması


Acaba ölü, hayatta olan çocuklarının -kendisi için- sadaka vermeleri ne­deniyle herhangi bir iyiliğe kavuşur ve yapılan iyiliğin sevabı ona ulaşır mı? Bir adam, Resulullah'a, "annem vefat etti, şimdi ben onun yerine sadaka verirsem bunun ona herhangi bir yaran olur mu?" diye sorunca, Resulul­îah "evet'' buyurdu.
Hadisi Buharı rivayet etmiştir.
Bir başkası, "annem ansızın Öldü, eğer konuşabilseydi, yani yaşasaydı sadaka verirdi. Şimdi onun yerine ben sadaka verirsem acaba onun için se­vap yazılır mı, sevap ona ulaşır mı?" diye sorunca, Resululîah "evet" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bir başka adam da, "babam öldü, herhangi bir vasiyette de bulunmadı. Ben onun yerine sadaka versem ona bir yaran olur mu?" diye sordu. Resu­lulîah, "evet" dedi.
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Hakim b. Hüzzam, "ey Allah'ın elçisi/ İslam öncesi cahiliye döneminde ibadet eder gibi bazı işler yapardım, akrabaları ziyaret, köle azat etmek ve, sadaka vermek gibi. Tüm bu yaptığım şeylerden bana bir sevap, bir yarar var. mı?" diye sordu. Resululîah, "şimdi Müslüman oldun, geçmişte yapmış olduğun hayırlı şeylerden de sevap vardır" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Hz. Aişe, Resulullah'a İbn-i Ced'an'ın durumunu sordu, "Ced'an, cahili­ye döneminde akrabaları ziyaret eder ve miskinleri doyururdu. Acaba bu O'na herhangi bir yarar sağlar mı?" deyince Resululîah, "hayır, çünkü O ömründe bir kez bile 'Rabbım kıyamet gününde hatalarımı bağışla' demedi" buyurdu. Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnsanoğlu öldüğünde o-nun tüm amelleri kesilir biter. Yalnızca şu üçü müstesna: Devamlı ve geçerli sadaka, kendisinden yararlanılan ilim ve kendisine dua eden salih bir ço­cuk".
Bu hadisi Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî, ve Buharı Ebu Hureyre'den rivayet etmişler, Buharı, kitabının "el^Edebu'l Ferd" bölümüne almıştır.
Bu konuda şunlar rivayet olunmuştur: Resululîah "kişinin ameli kesilir" demiştir, ama "amellerinden yararlanması kesilir" dememiştir. Zira insan ö-lünce amel işlemekten kesilir, ama daha önceden yaptığı amellerinin yararla­rını görmeye devam eder. Ebü Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulul­îah bir cenazenin namazını kıldığı zaman şöyle diyordu: "Ey Allahtm! Diri­mizi ve ölümüzü, şu anda burada bulunanımızı ve bulunmayanımızı, kü­çüğümüzü ve büyüğümüzü, erkeğimizi ve bayanımızı bağışla. Ey Allahtm! Bizden her kimi yaşatırsan İslam üzere yaşat, bizden vefat ettirdiğini de sa­na iman üzere vefat ettir. Ey Allahım! Bizi imanın ecrinden mahrum, etme, bizleri İslam 'dan saptırma".[309] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn309)


Kabirlerde Dua Etmek


Bazı tasavvufçulann ortaya atıp etrafa yaydıkları şu bid'atın mahiyeti ne­dir? Onlar, evliyanın ve salih kimselerin -bari gerçekten salih kimseler olsalar!- kabirlerinde durup dua okunması nedeniyle insanın ihtiyaçlarının gideri­leceğini ve güvenliğinin sağlanacağını İddia ederler.
Peygamberlerin kabirlerinde duada bulunmak da acaba böyle midir?
Hamd alemlerin Rabbı olan Allah'adır. Dört meşhur şeyhin kabrinde dua etmenin kabul olduğunu söyleyenlerin bu iddiaları başka kabirler ve ya­tırlar için ortaya atılan iddiaların benzerleridir. Nitekim bazıları, "falan adam sevimli ve değerli bir kimse idi. Onun kabrinde dua etmek makbuldür" diyor veya bir başka kesim, "falan ve filanın kabrinde dua etmek kabule layıktır, kabul olunur" diye iddia ediyor. Bir diğer grup da kalkıp filan yahut falan yerdeki kabrin sahabelerden veya Ehl-i Beyt'den ya da diğer şahsiyetlerden salih bir insanın kabri olduğunu İleri sürüp buralarda edilen duaların kabul olunacağını savunuyor. îşte bu tiplerin tümü ve bu tip dualar ve İddialar aynı tür içerisinde değerlendirilirler. Hem de şuradaki veya buradaki kabrin falana yahut filana ait oluşu, ya bir yalandır ya da ortadaki durum belirli değildir. Bu tıpkı peygamberlerin kabirlerinin nerelerde olduğunun pek de belirli ol­maması gibi bir şeydir.
Mezar gerçekten denilen kişiye ait olabilir, ama mezara defnedilmiş olan şahıs salih ve temiz bir insan olmayabilir. Şöyle diyorlar: Burada defnolun-muş kişi -sağlığında- duası kabul olunan bir zat idi. Bu yüzden onun kabrin­de yapılan dua kabul olunacak bir duadır...Oysa yanında dua edilen kabir, fasıkhğıyla ve bid'atçılığıyla tanınmış gayri İslamî bir şahsiyete ait olabileceği gibi, daha önce söylediğimiz üzere bir kâfire ait de olabilir. Nitekim bir kab­re gelerek salih bir insanın mezarı sanıp dua ettikten sora bir kâfirin veya bir gayri müslimin mezarı olduğunu anlayan ve ne yapacağını şaşıranlar da yok değildir. Bu türden örnekler pek çoktur.
Bu tip bir durumun ve böyle bir sorunun esası, peygamberlerin ve salih kimselerin kabirlerinde yapılan duaların kabul olunacağını iddia edenlerin ortaya attıkları fikirlerdir. Ne Kur'an-ı Kerim'de ne de Resulullah'ın hadisle­rinde bunlara ait hiçbir haber yoktur. Üstelik ne sahabelerin ne de tabiînin böyle bir şeyi asla önermiş ya da desteklemiş olmamalarının yanısıra dindeki imametleri meşhur imamlardan da herhangi olumlu bir davranış gelmiş de­ğildir. Ne Malik, Sevrî, Evzaî, Leys b. Saad, Ebu hanife, Şafiî, Ahmed b. Han-bel, İshak b. Rahuye, Ebu Ubeyde ne de bunların hocaları sayılan ve kendi­lerine uyulan Fadıl b. tyad, İbrahim b. Ethem, Ebu Süleyman b. ed-Dâr ve benzeri hiçbir şahsın herhangi bir kabrin kutsallığını söyleyip orada yapılan duaların mutlaka kabul olunacağına dair en küçük bir açıklaması, teşviki ve­ya önerisi yoktur.
Sahabe, tabiîn, mezheb imamları ve mutekaddimîn üstadlar arasında peygamberlerin ve salih insanların kabirlerinde yapılan duaların mutlak an­lamda veya muayyen anlamda makbul olacağını iddia eden hiçbir ferd göre­meyiz ye gösteremeyiz de. Üstelik bu saydıklarımızdan hiçbiri peygamberle­rin veya salih kimselerin kabirlerinde yapılan duaların dünyanın neresinde o-lursa olsun herhangi bir yerde yapılan duadan ve oralarda kılınan namazların herhangi bir yerde kılınan namazdan daha hayırlı ve daha üstün olduğu­nu söylemiş ya da savunmuş değildirler. Öyleyse bu tip iddiaları ortaya atıp onları gündeme getiren ve savunanlar kimlerdir?
Bu tip fikir ve iddiaların sahipleri, hulul inancını savunan ve vahdet-1 vücud erbabı olanlardır. Biz ise kabirlerde olanlara yalnızca Allah'tan mağfi­ret ve rahmet diliyoruz.
Mesela sahabe, tabiîn ve mezhep imamları yaratıkların en hayırlısı olan peygamberlerin mezarının nerede olduğunu bilirler. İnsanlardan kimse de ortaya çıkıp "acaba falan kabir mi yoksa falan kabir mi Hz, Muhammed'in (as) kabridir?" dememiştir. Yine aynı şekilde bunların arasından, bu kabirde yapılan duanın ve kılınan namazın buranın dışında yapılan dualardan ve kılı­nan namazlardan daha hayırlı olduğunu savunan bir kişi bile çıkmamıştır. İn­sanlar diğer peygamberlerin kabirlerinin nerede olacağı hususunda ise ihtilaf halindedirler, (tbn-i Teymiyye, el-Fetava el-Kübra)
Resulullah'ın kabrini ve -yanında bulunan- iki sahabesinin kabirlerini zi­yaret eden kişinin gerek Resulullah'a gerekse iki sahabesine selam vereceği hususunda İslam alimlerinin -mezhep imamlarının- ittifakları vardır. Nitekim Ebu hureyre'nin Resulullah'tan (as) rivayet ettiği ve sünnet kitaplarında yera-lan bir hadiste, "kim olursa olsun hana selam veren kişinin selamını Allah Azze ruhuma aştırır ve ben de onun selamına mukabele ederim" buyurmuş­tur.
Bu hadis ceyyidtir.
îbn-i Ebu Şeybe ve Darekutnî'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah buyurdu ki, "kim benim kabrime gelip bana selam verirse onun selamını du­yarını ve ikinci kez bana salavat getirenin salavatı da bana ulaştırılır".
Bu hadisin senedinde yumuşaklık olmakla beraber kesin delilleri de vardır. Herhangi bir kimsenin Resulullah'a s^lam ve salat getirmesi halinde bunların Resulullah'a ulaştırılması ve Resulullah'ın bunları duyması hususu kesinlik kazanmıştır. Sünnet kitapları müellifleri bu hadisleri rivayet ettikleri gibi başka tarzlarda başkaları tarafından da rivayet olunmuştur. Bir rivayette şöyle geçmektedir: Resulullah, "Cuma günleri ve geceleri bana çokça salavat getiriniz. Zira salavatınız bana ulaştırılır" buyurunca ashabtan bazıları şöyle dediler: "Bizim salavatımız sana nasıl ulaşacak ki, sen o zaman çürümüş o-lacaksın?". Resulullah, "kuşkusuz Allah Azze yeryüzüne -toprağa- peygam­berlerin etlerini yemesini haram kılmıştır" buyurdu.
Nesaî'nin kitabında ve diğer hadis kitaplarında şöyle geçmektedir: Resu­lullah, "Allah Azze benim kabrime melekleri vekil tutmuştur. Onlar bana ümmetimin selamlarını ulaştırırlar" buyurmuştur.
Resulullah'ın tüm bu açıklamalarına rağmen ashab, tabiîn ve büyük i-mamların hiçbirinden bu kabrin başında yapılan duaların kabul olduğu ve o-nun kabrine dönerek yapılan duaların daha hayırlı olduğu hususunda hiçbir öneri ve açıklama gelmiş değildir. Üstelik onlardan bu tip hareketlerin yasak-lığı ve çirkinliği hususunda kesin kanıtlar rivayet olunmuştur. Tüm alimler Resulullah'ın kabrine dönerek dua etmenin İslam'da yerinin olmadığı husu­sunda fikir birliğindedirler. Ama Resulullah'ın kabrine giderek O'na selam verme konusunda herhangi bir tartışmaları, anlaşmazlıkları sözkonusu değil­dir. Alimlerin pek çoğu Malik, Ahmed ve diğerleri Resulullah'ın kabrine dö­nerek selam verileceği görüşündedirler. Bu haberi rivayet edenler Şafiî'nin arkadaşları olsa gerektir, ben O'ndan rivayet olunduğu kanaatindeyim,
Ebu Hanife ve arkadaşları şöyle dediler: "Resulullah'ın kabrinde kıbleye dönülerek selam verilir". Selef imamları ise, "Resulullah'ın kabrinde asla dua etmek için durulmaz" diyorlar. İsmail b. İshak, el-Mebsut adlı kitabında bunu savunmuş, Kadı Iyad bu fikre sahip olmuş ve İmam Malik, "Resulul-lah 'in kabrinde dua etmek için değil de yalnızca O'na selam vermek ve saîa-vat getirmek için durulur" demiştir.
Yine el-Mebsufda, "yolculuğa çıkarken veya yolculuktan dönerken Re­sulullah'ın kabrinde durup O'na salavat getirmek, O'na ve yakınında defne­dilmiş olan Ebu Bekir ve Ömer'e dua etmek için durmakta herhangi bir sa­kıncanın olmadığı görüşü yeralmaktadır. el-Mebsut sahibine şöyle denildi: "Medineli bazı şahıslar genel olarak yolculuktan dönüşlerinde böyle bir şey yapmak istemiyorlar. Çoğu kez Cuma'lan veya herhangi bir gün bir veya bir kaç kez kabrin başında duruyor ve bir saat kadar dua ediyorlar". Bunun ü-zerine, "yöremizde oturan İslam hukuku alimlerinden hiç kimse tarafından bize böyle bir şey ulaştırılmadı" dedi.
Bu ümmetin evveli, başlangıcı, ilk kesimleri iyi olmadan sonu iyi ve ha-, yırlı olamaz. Bu ümmetin öncüleri sayılan kuşaktan bize, kabirlerde durup herhangi bir ihtiyaçlarının karşılanması için onlara yalvarıp yakardıklanna dair bir haber ulaşmış değildir. Yalnızca yolculuğa çıkan yahut yolculuktan dönen herhangi bir kimsenin sadece selam vermek ve Allah Azze'den kabir­de olana rahmet etmesini dilemekten öte birşey yapılmamıştır
İbnu'l Kasım şöyle dedi: Medinelileri Resulullah'm kabrine girip çıkarlar­ken gördüm. Kabre geliyor ve selam veriyorlardı. Onları böyle yaparken gör­mek benim âdetim olmuştu. İmam Malik de böyle yapıyordu. Nitekim kendi­si tabiînden sonraki kuşağın Medine'deki en belirgin siması idi. Üstelik saha­beler, tabiîn ve sonraki kuşak Resulullah'm kabri başında İslam'a uygun ola­rak neyin yapılacağını insanlardan çok daha iyi biliyordu. Onlar Resulullah'm kabrinde durup selam verdikten sonra uzun uzadıya dua etmeyi mekruh görmekte idiler. Gerek Resulullah'ın gerekse yanıbaşına defnedilmiş iki arka­daşının kabirlerini ziyaret ederek onlara dua etmenin yalnızca selam ve salat-dan ibaret olduğu görüşünde idiler. Onlar sadece bunun Islamî olduğunu sa­vunmakta idiler. Medine halkı da yolculuktan döndüklerinde ya da yolculuk­lara çıkarken Resulullah'ın kabrine uğruyor ve O'na sadece selam veriyorlar­dı. İşte onların sevdikleri tutum böyle idi. Yolculuktan dönenlerin aksine mukim olanlar ise tüm vakitlerini O'na salat ve selamla da geçirmek için yüzlerini kabrine dönmezlerdi.
Ebu Vehb'in rivayetinde ise şöyle geçiyor: İmam Malik Resulullah'ın kabrine geldiği zaman O'na selam vermek için yüzünü kıbleye değil de kab­re karşı döner ve öylece Resulullah'a selam verirdi, imam Malik kabre selam verdiği zaman kabre yaklaşır, ama dokunmazdı. Aynı zamanda "kabri ziyaret ettik1' denilmesinden de hiç hoşlanmazdı. Kadı Iyad diyor ki: "İmam Malik'in böyle denilmesini sevmemesinin nedeni, Resulullah'm, 'Allah'ım! Kabrimi tapınılan bir put haline getirme. Allah Azze Peygamberleri­nin kabirlerini mescid edinen milletlere çok şiddetli olarak gazaplan-niiştır' buyurmastdır". İmam Malik "ziyaret" sözcüğünün Resulullah'ın kabri için kullanılmasını, kabrin puta benzetilmesi ve kapısının -puthane benzeri-bazı teşrifatlar amacıyla tutulması tehlikesine karşı yasaklamıştır. Resulullah'ın kabrinin ziyareti konusunda rivayet olunan hadisler bir hayli de çoktur. Ne var ki bunların hemen tümü ya zayıf veya uydurmadır. Bu tip ha­dislerden hiçbirini ne mezhep imamları ne de Ebu Davud, Nesaî ve diğer ha­dis İmamlarından herhangi biri rivayet etmiş değildir. Burada şu husus göze çarpmaktadır: Kabirlerin ziyareti konusunda rivayet olunan lafız burada bi­zim sözkonusu ettiğimiz hadisten başka rivayetlerde yeralmıştır. Mesela Re-sulullah bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: "Ben sizleri kabirleri ziyaret et­mekten men etmiştim, ama onları ziyaret edin, zira onlar size ahireti hatır­latırlar". Sahabeler her ne zaman bir kabir göseler o kabre, "ey -çeşitli- yurt­ların halkları Müslüman müminlerden sizlere selam olsun. Bizler de Allah'ın izniyle sizlere kavuşacağız. Bizden de sizden de geride kalanlara ve önceden ölmüş olanlara Allah rahmet etsin. Allah'tan size de bize de afiyet vermesini İstiyoruz'1 denileceğini İyi biliyorlardı. Burada geçen "kabirleri ziyaret" sözcü­ğü son dönem halkı arasında çoğunlukla şer'î -yasal- İslamî ziyaret ve bıd'at ziyaret olarak iki türlü değerlendiriliyor. Ama toplumun pek çoğu "kabirleri ziyaret" sözcüğünü İslamî anlamda değil de bid'at, sapıklık ziyareti olarak kullanıyor. Tüm bunları dikkate alan İmam Malik, Resulullah'ın kabrine git­mek yerine "ziyaret etmek" sözcüğünü kllanmayı çirkin bulmuş ve mekruh saymıştır. Şer'î (İslamî) ziyaret ise ölüye dua etmek babındadır. Burada ölüye Allah'tan rahmet dilemek, yani salavat getirmek anlamına kullanılmaktadır.
İslam ümmeti içerisindeki bid'atlarm ve saçmalıkların giderek yokolması ve ortadan kalkması için Allah Azze'ye tüm içtenliğimizle dua ediyoruz. Zira bu tip bid'atlar insanları Rabblerinden koparıp uzaklara sürükler. Nitekim E-bu Bekir, Ömer ve selef-i salih, tüm bid'at ehlinin yaptıkları işlerin ve yalan­larının yükünü ve sorumluluklarını kıyamet gününde yüklenmeleri için dua ediyorlardı.
Allah Azze Kur'an~ı Kerİm'de münafıklar (iki yüzlüler) hakkında şöyle buyurmaktadır: "Onların ölülerine dua, salat etme; onlardan hiçbirinin kabrinde de durma". Ayette münafıkların ölülerine dua etmenin, cenaze namazı kıldırmanın, salat etmenin ve onların kabirlerinde defnedilmezden evvel durarak dua edilmesinin yasaklanması, konuşmanın hitap şeklinden ve verilen hükmün sebeplerinden de anlaşıldığı üzere münafıklara haram kılı­nan bir şeyin elbette ki Müslümanlar için helal olduğunun delilidir. Ayette geçen, Ölünün defnedilmesinden sonraki salat cinsinden dualar da elbette Müslümanların hakkıdır. :
Bid'atçılar bu ayetin tefsirine takılarak onu anlamada haddi aştılar, sö­zün tevilinde onu kendi anlamının dışında bir konumda tuttular ve kabirler­de defnedilmiş olanları ululamak için kabir başlarında durmayı sürdürdüler. Bu hususlarda tüm tasavvuf! eserlere bakılabilir. Görülecektir ki, bu eserler aşırılıklar ve sapıklıklarla doludur. Peygamberlerin ve salih kimselerin kabir­lerini ziyaret ederken sünnet olan uygulama ve selefin hoş karşıladığı tutum, kabirlerde olan Müslümanlara dua etmek, yani Allahtan mağfiret dilemekten ibarettir. Bid'at olan ziyaret ise Allah'a eş koşmak veya eş koşmaya götüren vesilelerdendir. Allah'a şirk koşmanın benzeri olan bu uygulama, Yahudilerle Hıristiyanların peygamber ve temiz ahlâklı kimselerin mezarlarını ziyaret e-derken yaptıklarından başka birşey değildir. Sünen, sıhah ve mesanid kitap­larında geçen bir hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah, "Allah Azze, nebi­lerinin kabirlerini mescid, tapınak, ibadethane edinen Yahudilerle Hırîstî-yanlara lanet etsin" dedi ve Müslümanları onların yaptıklarını yapmaktan sa­kındırdı.
Resulullah buyurdu ki, "sizden öncekiler (Yahudileri, Hıristiyanlan ve diğer din mensuplarını kastediyor) mezarları mescidler tapınaklar edindiler. Dikkat edin, sakın ha bunları yapmayın. Sizi bunları yapmaktan men edi­yorum ".
Bir başka hadiste Resulullah: "
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde insanların en kötüle­rinden biri de, kabirleri mezarları, yatıdan vs. mescidlere, ibadethanelere çevirenlerdir".
Bir başka hadiste ise, "kabirleri ziyaret ede ede onların üzerinde mes­cidler edinenlere ve yalancılara Allah lanet etmiştir. Öyleyse Peygamberlerin ve salih kimselerin kabirlerini mescidler ve ibadethaneler haline getirenlere de Allah la'net etsin. Ben, 'kabirlerde edilen dualar kabul olunur iddiasın­dan dolayı müstehab (hoş) kabul olunan duaların da haram kılınacağın* dan korkuyorum. Çünkü dua etmenin müstehab sayıldığı bir yerde namaz kılmak da müstehab addolunur. Zira dua namazdan hemen sonra gelir ve gerekli görülür. îslam şeriatında, dua etmenin müstehab sayıldığı bir yerde namaz kılmanın yasak görüldüğü vaki değildir" buyurdu. •
İmam Şafiî ve arkadaşları gibi bazı imamlar, "bu tip duaların ve namaz­ların yasaklanmasının nedeni, kabir ve mezar benzen yerlerin pisliği değil de hu tip yerlerin oluşturacağı fitnelerdir" diyorlar. Nitekim bazı kimseler bu yasaklamanın bu tip yerlerin pisliğinden dolayı getirildiğini sanmaktadırlar. Bu nedenle selef alimleri kabir, mezar, türbe, lahid ve yatır benzeri yerlerin yıkılarak yerlebir edilmesini ve buralarda çıkarılmış olan fitne ve sapıklıkların ortadan kaldırılarak vaziyetin ıslah edilmesini emretmişlerdir. Mesela pey­gamber olduğu söylenen Danyal'ın üzerindeki örtü, kefen vs. açılıp ceset meydana çıkınca Ebu Musa, Hz. Ömer b. el-Hattab'a bir mektupla durumu
bildirerek, insanların Danyal'ın cesedinin yanına gittiklerini ve dua edip su (yağmur) istediklerini anlattı. Hz. Ömer de O'na, gündüz vakti onüç tane ka­bir kazmasını ve insanlar arasında herhangi bir fitneye sebep olmasın ve kabrinin yeri bilinmesin diye Danyal'ın cesedini gece o çukurlardan birine gömmesini emretti. Nitekim bu hususta İmam Malik ve bazı arkadaşlarından aktardıklarımız da epey meşhur olup selef arasında da bilinmektedir.
Ya'lâ el-Mavsılî'nİn Müsned'inde ve Zeynulabidin diye bilinen Ali b. Hü­seyin b. Ali b. Ebî Talib'den, Hafız Ebu Abdullah el-Makdisînin Mümtaz'ında rivayet ettiği bir haberde şunlar geçmektedir: Zeynulabidin dedi ki, "bir a-dam gördüm Resulullah 'in (as) kabrinin hemen yanındaki biryanktan içeri giriyor ve dua ediyordu, ben ona bu işi yapmasını yasakladım.". Zeynulabi­din şöyle dedi: Babamın dedemden ve O'nun da Resulullah'tan (as) işittiği bir hadisi nakledeyim mi? Resulullah (as) buyurdu ki, "benim kabrimi -bazı şeylerin kutlandığı- bir bayram yerine çevirmeyin, evlerinizi de kabirleştir-meyin. Nerede olursanız olun hana selam verirseniz selamlannız bana ula*,-tınlır".
Said b. Mansur'un Sünen'inde şöyle geçmektedir: Bize Abdulaziz Mu-hammed bildirdi, O'na da Süheyl îbn-i Ebi Süheyl şöyle anlatmış: Hasan b. Hüseyn b. Ali b. Ebu Talib beni Resulullah'tn kabri yanında gördü, o esnada kendisi Hz. Fatıma'nın evinde akşam yemeği yiyordu. Bana seslenerek, "gel, akşam yemeği yiyelim" dedi. Ben, "istemiyorum" dedim. Bana, "ne oldu ki? Seni kabrin başında gördüm" diye sordu. Ben, "Resulullah'a selam verdim" dedim. Bana, "mescide girince selam ver" dedi. Devanı ederek, "Resulullah buyurdu ki, İtenim kabrimi bir bayram yerine ve evlerinizi de bir me­zarlığa dönüştürmeyin. Allah Azze, peygamberlerinin kabirlerini bi­rer mescid haline dönüştüren Yahudilere la'net etsin. Siz bana sala-vat getirin. Zira sizin salavat getirmeleriniz nerede olursanız olun bana ulaştırılır. İster İspanya'da, isterse de Sudan'da olun' dedi".
Bu husustaki açıklamalar bu konunun dışında da bir hayli geniş tutul­muştur. Ademoğullannın en hayırlısı, efendisi olan bir kimsenin kabri hak­kındaki uygulamalar İslam'a göre böyle olunca diğer insanların kabirleri hak­kındaki uygulamaların nasıl olması gerektiği iyi düşünülmelidir.
Sahabelerin şöyle davrandıkları nakledilmiştir: Onlar kuraklık ve susuz­luk gibi sıkıntılı zamanlarında mescidlerde ve evlerde yalnızca Allah Azze'ye yalvarır, dua eder ve O'ndan yardım dilerlerdi. Asla ne Resulullah'ın, ne de diğer peygamberler ve salih kimselerden herhangi birinin kabrine gidip on­lara dua ederek hiçbir istekte bulunmuş değillerdi. Hatta Resulullah, umre yaparken Hz. Ömer'den kendisine de dua etmesini istemiş ve "ey kardeşim dualarında bizi de unutma" demişti.
Buna karşılık Buharî'nin Sahih'inde Ömer b. el-Hattab'ın şöyle dediği bir rivayet yeralmaktadır: "Ey Allahım! Biz, kuraklık çekip susuz kaldığımız­da sana dua ederken 'Peygamberimizin yüzü suyu hürmetine' diyorduk, sen de bizlere su veriyordun. Şimdi de sana dua ederken 'Peygamberimizin am-casının yüzüsuyu hürmetine' diyerek tevessül ediyoruz".
Sahabeler dua ederken gerek Resuîuüah (as) gerekse amcası Abbas ile essül ettiklerinde, Resulullah'ın (as) kabrine gidip orada istekte ve şefaat eğinde bulunmadıkları gibi, herhangi bir hususta yaratıklardan herhangi yle -falana yahut filan şeye yemin olsun ki diyerek- Allah Azze'ye yemin etmediler. Onlar yalnızca Allah Azze'nin helal kıldığı bir tarzda, salih a-llerini ve Allah'a inananları araya koyarak (bunların yüzü suyu hürmetine np) tevessül ettiler. Buradaki tevessül, kulun Allah Azze'den dua ile bir ta-te bulunacağı zaman Peygamberine olan inancını, sevgisini ve dostluğunu i sürerek "bunların yüzü suyu hürmetine ve bunlar hakkı için" diyerek )tığı tevessüle benzemektedir. İşte sahabeler de Peygamberleriyle tevessül ıklerinde O'nun hayatı, onlara yaptığı duası ve şefaatinin hakkı için ve nİarın yüzü suyu hürmetine tevessül ediyorlardı.
Burada gündeme gelen tevessül, "salih insanların ve zayıfların hakkı i-," denilen tevessüldür. Yoksa şahıslarla yapılan bir tevessül değildir. Bu dis, birçok tasavvuf ehlinin şahıslarla yaptıkları tevessül konusunda başvu-kaynağt olarak kendini göstermektedir.
insanlar ahirette de bu şekilde tevessül ederler, yani Peygamberlerinin ası ve şefaatıyla tevessül ederler. "Salih kimselerin hakkı için diyerek" te->sül aramak ise, Resulullah'ın (as), "siz yalnızca aranızda bulunan zayıf-nnız, ettiğiniz dua ve yakarışlarınız, namazlarınız ve tövbe etmeleriniz yesinde yardım görüyor ve nzıklara (geçim vasıtalarına) sahip oluyorsu-tz" diyerek tanımladığı tevessül gibidir. Şurası iyice bilinmektedir: Kabirler-edilen dualar, Allah için, başka yerlerde edilen dualardan daha sevimli, ha hoş ve kabul olunmaya daha layık olsaydı bu hususu selef (sahabeler) *er insanlardan daha fazla bilir ve buna itina gösterirlerdi. Zira onlar Allah ;ze'nin sevdiği, övdüğü, razı olduğu, itaat ve hoşnutluğunda önemli bir ko-ımda bulunduğu hususları çok İyi bilir ve bu hususta adeta yarışırlardı. Üs-ik kabirlerde yapılan duaların bir avantajı olsaydı Resulullah (as) bunu da ce açıklar, öğretir ve teşvik ederdi. Oysa O (as) tüm iyiliklerin (ma'rufun) pılmasım emretmiş ve her türlü kötülüklerden de sakmdtrmıştır. Bunun ya­nda, insanı cennete götürecek ve cehennemden uzaklaştıracak olan herşe-iyiden iyiye anlatarak (yapılmalarını) emretmiştir. Böylece Resulullah üm-etini öyle bir aydınlıkta bırakmıştır ki, gecesi gündüz gibidir. Bunlardan ■nra onu terkeden mutlak bir felaket içerisindedir. Yok olmaya mahkum-ır. Kabirlerdeki dua hususunda bu derece titiz davranan ve ağır koşullar ö-: süren Resulullah (as), bu dualara sürükleyecek olan etkenlerin ana mad-;sini ve çıkış kaynağını la'netleyerek yasaklamış, böylece kabirlerin üzerin-3 mescidler oluşturulmasını ve Allah için namaz kılınırken kabirlere dönül-esini de yasaklamıştır.
Burada namaz kılan kişi her ne kadar kabre yönelip durduğu namazı ö-ye ibadet kastıyla yapmıyor, ona dua etmiyor ve onu yardıma çağırmıyorsa a bu durum güneşin doğuşu ve batışı zamanlarında namaz kılmanın yasak-nması gibidir. Bu yasakta da namaz kılan Allah'tan başkasına secde etmemeşine rağmen bu İki vakit müşriklerin güneşe yaptıkları İbadetlerinin zama­nıdır. Bu, tıpkı güneşin doğuş ve batış zamanlarında kılınan namazın güneşe yapılan secdeymişeesine bir fesat, bir kuşku çıkarması gibidir. Mezara (kab­re) karşı kılınan namaz da ölüye dua edilip ondan yardım istenmesi şeklinde bir kötülüğe, bir kuşkuya meydan verir.
Zaten putlara kulluk etmenin aslı, kabirlere gömülen şahısların veya ka­birlerin ululanması ve onlara gösterilen hürmette aşırı gidilmesi olmuştur. Ni­tekim Allah Azze, "ilahlarınızı sakın ha bırakmayın. Vedd'i, Suva't Yeğus'u, Yavuk'u ve Nesr'i asla terletmeyin dediler" buyurmaktadır. İbn-i Abbas ve bazıları şöyle dediler: "Bu ayette isimleri sayılanlar Nuh'un (as) kavmi içeri­sinde yaşayan temiz, salih insanlardı. Bu şahıslar ölünce onların kabirlerinde tek başlarına ibadet etmek üzere itikafa girdiler. Daha sonra onların resimle­rini, sembollerini ve heykellerini yaptılar. Sonra da onlara tapınmaya başladı­lar. Bu kabirlerin küçük birer kapısı olduğu da bilinmektedir. Sahabe, tabiîn ve etba-ı tabiîn arasından bu şahıslardan daha üstün pek çok kimse vardı. E-ğer üstün kişilerin kabirlerinde dua edilecekse sahabelerin kabrinde dua e-dilmesi daha doğru değil midir? Oysa böyle bir şey sözkonusu değildir.
Mesela dört halife arasından hangisinin daha üstün olduğu nasıl tayin e-dilecektir ki kabri başında dua edilebilsin? Bu şahsiyetler ve benzerlerinin hem sevenleri olan ve hem de kendilerini dua ederek ululayan pek çok şah­siyet vardır. Acaba Allah Azze bunlardan herhangi birini belirlemiş midir şu diğerlerinden üstündür diye? Böyle bir ameli, Meryem'in oğlu İsa Mesih (as) her türlü ortaktan uzak olan bir ve tek Allah'a kulluîc etmelerini emrettiği halde Allah'ı bırakıp rahiplerini ve din adamlarını kendilerine ilahlar edinen ehl-i kitabın yaptıklarını aynen izleyen ve onlara öykünen müşriklerden baş­kası yapmamış ve emretmem iştir de.
Bir diğer husus da şudur: Şeyhlerden bazısı şöyle diyorlar ki, "başınıza bir bela geldiğinde ve korktuğunuz bir şeyle karşılaştığınızda ister ölmüş is­ter yaşıyor olayım durumunuzu bana anlatın (bana sorun) ki ben de sizi ba-şmızdaki beladan kurtarayım..." Bu tip sözler ya söz nakilcileri tarafından uy­durulup rivayet olunan sözlerdir ya da sözü söyleyen kişinin bir hatasıdır. Bu durumda, sözü rivayet eden onun doğru mu yanlış mı olduğunu bilmeden aktarmış ve masum olduğu bilinen, doğruluğu onaylanmış bir kimsenin söy­lediğini nakletmek yerine doğruluğu bilinmeyen birinin sözünü nakletmiş demektir. Bu nedenle sapıklığa saplanıp kalmıştır. Ne Allah Azze, ne de pey­gamberleri böyle bir şeyi emretmiş değildir. Nitekim ayet-i kerimede, boş kalınca (meşguliyetten kurtulunca namaz kılmak ve diğer kuttuk gö­revlerini yerine getirmek üzere) kalk ve Rabbına yalvar" demektedir. Bu ayette Allah Azze, Resulü'ne "kalk da diğer Peygamberlere ve meleklere yalvar" demiyor. Yalnızca "Rabbına yalvar" diyor. Bir başka ayette ise, "de ki: Hadi Allah'tan başka inandıklarınızı (ilah olarak tanıdıklarınızı) Çağırın (onlara dua edin). Ama onlar sizden bir zararı bile ne gide­rebilir ne de (başka bir hale) dönüştürebilirler. Oysa onların dua edip yalvarelıklart da Rablart olan Allah'a hangisi daha yakın olacak diye vesile (bir yol, bir aracı) arar, Rabblannın rahmetini umar, a-zabtndan çekinirler. Zira Rabbının azabı korkulası, sakını/ası bir a-zapttr". (tsra 56-57) buyurulmaktadır.
Seleften (sahabe ve tabiîn kuşağından) bazıları şöyle dediler: "Bazı top­luluklar azizlere, (ruhban sınıfına) Hz. İsa Mesih'e ve meleklere tapınıyorlar­dı. Allah Azze de îsra süresindeki 56 ve 57. ayetleri indirdi. Rcsulullah da (as), bazı şeyhlerin söyledikleri gibi sahabeden hiç kimseye "başına bir bela geldiğinde yahut zor duruma düştüğünde bana seslen, beni çağır..." deme­miş, amcası oğlu Abdullah b. Abbas'a, "Allah'ın hakkım koru ki Allah da se­ni korusun, Allah'ın haklarını (helalini ve haramını) koru ki Allah'ı hep ö-nünde (sana yardım ediyor) bulasın. Rahat ve konforlu zamanlarında Al­lah'ı an (O'nu tanı, O'nu ara) ki sıkıntılara ve açmazlara düştüğünde O da seni tamsın. Herhangi bir şey isterken yalnız Allah'tan iste, yardım diledi­ğinde yalnızca O'nu imdada (yardımına) çağır'' diye vasiyette bulunmuştur. Buna rağmen halktan bazıları, Resulullah'ın (as), "Allah Azze'den bir dilekle bulunacağınız zaman benim peygamberlik makamımın hatırı (hakkı) için tevessül ediniz. Çünkü benim peygamberlik makamım gerçekten çok değerli çok yücedir" dediğini rivayet ettiler.
İşte bu hadis bir yalandan ibaret olan uydurma bîr haberdir. Böyle bir haberi ne ilim adamlarından herhangi biri rivayet etmiş ne de Müslümanların dinî konularda güvendiği din kitaplarından herhangi birinde böyle bir haber yeralmıştır.
Eğer ölülerin herhangi bir üstünlükleri varsa Resulullah (as) ve sahabe­leri böylesi üstünlüklere ->ahip olabilecek en lâyık kimselerdir. Ölülerden di­rilere bir takım yararlar gelebilecek olsaydı Resulullah'ın (as) ölüsünden ya­rar sağlayacak ilk ve en lâyık insanlar sahabeler olurdu. Böyle bir şey vuku bulmadığına göre ölüden imdad beklemek bir sapıklıktan başka bir şey ol­masa gerektir. Ölüden meded umma fikrini şeyhlerden bazısı benimsemiş ol­salar da bu bir hatadan öte geçmez. Böyle düşünenler dinde ietihad sahibi müctehidler bile olsalar yargımız değişmez, Allah onları affetsin. Sözüne (ya­şantısına) uyulması gereken ve iyiliği emredip kötülükten sakındıran hiçbir peygamber böyle bir iddia ortaya atmış değildir. Üstelik Allah Azze bu hu­susla ilgili olarak, "herhangi bir şey hakkında çekiştiğiniz, anlaşmazlığa düştüğünüz zaman eğer Allah'a ve ah ir et gününe inanıyorsanız bu davayı Allah 'a ve Resulüne götürün (kararı Allah 'in kitabı Kur'an-ı Kerim 'de ve Re­sulullah'ın (as) hadislerinde (yaşantısında) arayın"buyurmuştur.
Bir grup insan da şöyle demektedir: "Abdulkadir Geylanî'nin kabrine dönerek Ayet-el Kürsî'yi okuduktan ve O'na selam verdikten sonra tüm tesli-miyetiyle O'na doğru yedi adım atarsa yahut güzel bir şekilde sema yaparak vecd (kendinden geçme) durumunu sık sık tekrarlarsa tüm İhtiyaçları karşıla­nır". Böyle inanmak ya da davranmak alemlerin Rabbı olan Allah'a ortak koşmaya (müşrikliğe) yaklaştıran faktörlerdendir.
Hiç kuşkusuz Abdulkadir Geylanî böyle bir şey söylemiş ya da emret­miş değildir. Bunu O'ndan alıp nakledenler O'na bir İftira olarak yalan söyle­mişlerdir. Bu tip bid'atları (sapıklıkları) ortaya çıkaranlar, aşırılık edenler, bid'atçi olup kendilerini Hıristiyanlara benzeten müşrikler ve şeyhlerin azgın­larından, sapıklardan olup Hıristiyanların takipçisi olanlardır.
Sahih-i Buharî'de geçen bir hadiste, "kabirlerin üzerine oturmayın ve onlara karşı namaza durmayın" ibaresi geçmektedir. Durum böyle olunca, yani Resulullah (as) Allah için kılınan namazın bile kabirlere dönülerek kılın­masını yasaklamış olduğuna göre, kabirlerden meded umarak onlara tapar­casına yönelmek ve Allah'tan başkasına dua (ibadet) etmek nasıl helal olabi­lir? Böyle bir şey, Hıristiyanların Hz. İsa'yı, annesini, din adamlarını ve azizle­ri Allah'tan başka ilahlar edindiklerinde, onlara dua (ibadet) ederlerken, on­lardan yardım dilerken, isteklerini onlardan isterlerken ve onlar aracılığıyla isteklerini Allah'a sunarken yaptıkları şeylerden farklı bir şey midir?
Bir başka grup ise, "Allah Azze yoksullara üç yerde bakar; yemek yer­ken, herhangi bir şeyleri paylaşırken ve (birşeyler) dinlerken" demektedir. Bunun benzeri bazı şeyhlerden de aktarılmıştır. Diyorlar ki, "Allah Azze yok­sullara yemek yerken bakar -zira onlar birbirlerine ikram ederek yemek yer­ler-, ilim tahsil ederken yardımlaşmalarında -zira onlar birbirleriyle ilmi pay­laşmayı öngörürler- ve dinlerken -zira onlar Allah'ın sözünü yahut açıklama­larını dinlerler". Bu açıklama yukandakiyle hemen hemen aynıdır. Bu husus­taki birleştirici faktör şudur: "Allah ve Resulünün sevdiği bir İşi yapan kimse­nin yaptığı iş yalnızca Allah'ın izni ile olmaktadır. Allah'ın izniyle yapılan iş­leri de Allah sever ve İşi yapan kimseye sevdiği kulu gözüyle bakar. Salih a-mel, içten (samimi) ve doğru olan işlerdir. Halis amel, Allah için yapılan şey­lerdir; doğru amel ise Allah'ın yapılmasını emrettiği şeylerdir. Kuşkusuz bir­birine yiyecek ikram etmek, karşılıklı konuşmak ve söze kulak verip dinle­mek Allah Azze'nin sevdiği şeylerdendir. Bu tip şeylerden biri de hayrı, şerri, hakkı, batılı, maslahatı, mefsedeti ve hükmü kapsamına alan şeylerdir. Bun­ların herbiri kendine has kavrama sahiptir.
Bir kısım insanlar da, "burası Resulullah'ın (as) veya sahabelerinden bi­rinin kabridir" denildiğinde hemen orada namaz kılmayı ve dua (ibadet) et­meyi gözetmektedirler. Böylece bu amellerin sağlayacağı yakınlaşma ve ka­bir aracılığıyla Resulullah'ın (as) bedenine -adeta- bir dokunma yahut kabrin bir direği veya başka bir şeyi aracılığıyla elde edilmek istenen bir komşuluk arzu olunmaktadır. Mesela Hud'un (as) kabri olduğu ve alimlerin Muaviye b. Ebi Süfyan'ın kabrinin bulunduğu yer olduğunu iddia ettikleri mevki yanın­daki Dımaşk (Şam) camisinin doğu yönünde kılınan bir namaz ve yapılan bir yakarışla da gözlenen aynı şeydir. [310] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn310)


Ailesinin Ağlaması Nedeniyle Ölünün Azap Çekmesi


Buharı ve Müslim'in İbn-i Ömer'den rivayet ettikleri bir hadiste Resulullah (as), "ölünün ailesi kendisi için ağladığında ölü azap çekmektedir" bu­yurmuştur.
Bir rivayette şunları görüyoruz: Hz. Ömer yaralandığında kendinden ge­çip bayıldı, bundan dolayı çığlıklar atılıp ağlaşmalar oldu. Hz. Ömer ayıldı-ğında onlara şöyle dedi: "Bitmiyor musunuz ki Resulü ilah (as), 'ölü, dirile­rin kendisine ağlamasıyla azap göriir' buyurmuştur".
Enes'ten şöyle rivayet' olunmuştur: Ömer b. el-Hattab yaralandığında (veya hastalığında) kızı Hafsa onun için -dövünerek bağıra çağıra- ağladı. Bunun üzerine Hz. Ömer O'na, "ey Hafsa Resulullah 'in (as), 'kişi kendisi i-çin -dövüne çırpına- ağlayanlar nedeniyle azap çeker' dediğini bilmi­yor musun?" İbn-i Hibban buna, Hafsa'nın "evet biliyorum" ibaresini ekle­miştir.
Alimlerin bu hadis hakkındaki görüşleri farklıdır. Bazısı, 'ölünün kendi­sine ağlayanları nedeniyle azap çekmesi, eğer ölü sağken böyle bir vasiyet etmiş ise geçerlidir" demiş, bazısı da "ölüye azap veren saçını başını yolarak ağlamak, ölünün yakınları tarafından işlenen bir günahın bedeli demek de­ğildir. Yakınları suç işledi diye ölü azap görmez" demektedir. Bu İbn-i Cerir et-Taberî'nin savunduğu ve sonuncusu İmam Ahmed İbn-i Teymiyc olan bir grup imamtn benimsediği fikirdir. [311] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn311)


Ölünün Gözlerini Kapatırken Söylenecek Söz


Ümmü Seleme'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), Ebu Sele-me'nin yanına geldiğinde gözleri kaydı ve donuklaştı. Resulullah (as) eliyle onun gözlerini kapattı ve "ruh alınıp bedenden çıkınca gözler onu takibe-der" buyurdu. Ölünün yakınları feryad figan edince Resulullah (as) onlara, "kendi kendinize beddua etmeyin, sadece hayır dileyin. Zira melekler sizin söylediklerinize itimad ederler" buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Ey Alla-htm! Ebu Seleme'ye mağfiret et (O'nu bağışla). Hidayete erenler arasında O'nun derecesini yükselt. Geçmişte yaptığı iyiliklerinden dolayı onu destekle, bizi ve O'nu affet ey alemlerin Rabht. O'nun kabrini genişlet ve nurlarıdır".
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. [312] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn312)


Resulullah'ın (As) Gözleri Yaşardı


Enes'ten şöyle rivayet edilmiştir: "Resulullah (as), oğlu İbrahim'in yanına geldi, o vefat etmişti. Resulullah'ın (as) gözleri yaşardı, ağladı. Abdurrahman b. Avf, O'na hitaben, "Allah'ın peygamberi olduğun halde ağlıyor musun?" dedi. Resulullah (as), "ey İbn-i Avf, o (ağlamak ve gözyaşı) rahmettir" buyur­du. Konuşmasını şöyle sürdürdü: "Gözyaş akıtır, kalp hüzünlenir ve hizyal­nızca Rabbımızın hoşlandığı (razı olduğu) şeyleri söyleriz. Ey İbrahim! Biz senin (aramızdan) ayrılmandan üzüntü içindeyiz".
Bu hadisi Buharı ve kısmen de Müslim rivayet etmiştir.
Müslim'de şöyle geçmektedir: İbn-i Ebî Bekir b. Ebî Şeybe ve Züheyr b.
Harb şöyle dediler: Muhammed İbn-İ Ubeyd bize Yezid b. Keysan'dan, O E-bu Hazim'den, O da Ebu Hureyre'den alarak rivayet etti. Ebu Hureyre şöyle dedi: Resulullah (as) annesinin kabrini ziyaret etti. Kendisi ağladı, etrafında-kileri de ağlattı ve şöyle dedi: "Annemi affetmesi için Rabbtma dua edeyim diye izin istedim. Rabhım izin vermedi. Kabrini ziyaret etmek için izin iste­dim bana, izin verdi''. [313] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn313)


Ölüye Dua Etmenin Fazileti Ve Bu Dua İçerisindeki İhlas


Ebu Abdurrahman Avf b. Malikten şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) bir ölüye dua etti, ben de hemen ezberledim. Şöyle diyordu: "Allahım! onu affet, ona rahmet et, afiyet ver, mağfiret el, ona makamını ver, kabrini genişlet; onu su, kar ve soğukla (serin şeylerle) yıka, beyaz elbisenin yıkana­rak kirlerinden temizlendiği gibi onun hatalarını gider, onu dünyadaki e-vinden daha hayırlı bir eve götür. Ona şimdiki ailesinden daha hayırlı bir a-ile, dünyadaki eşinden daha hayırlı bir eş ver, onu cennete koy ve onu hem kabir azabından hem de cehennem azabından koru". Resulullah'ın (as) bu duasını dinledikten sonra ben bile o ölünün yerinde olmak istedim.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir,
Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'tan (as) işittim, şöyle diyordu: "Bir ölüye namaz kıldığınızda (dua ettiğinizde) duayı yal­nızca ona hasrediniz (duada başkasını anmayınız)".
Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. [314] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn314)


Kardeşinizin Affolması İçin Dua Ediniz, Zira Şu Anda Sorgulanıyor


Ebu Amr'dan şöyle rivayet olunmuştur (bu ravinin Ebu Abdullah veya Ebu Leyla Osman b. Affan olduğu da söylenir): Resulullah (as) bir ölüyü def­nettikten sonra onun yanıbaşında durdu ve "şu kardeşiniz için mağfiret (af­fedilmek) dileyiniz ve onun için sabır isteyiniz. Zira o şimdi (meleklere) he­sap vermektedir" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. [315] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn315)

BİR YAKINI ÖLDÜKTEN SONRA DÜNYADAN EL ETEK ÇEKMEK


Koca Haricinde Hiç Kimsenin Ölümünden Sonra Ûç Günden Fazla Yas Yoktur


Bir kadın Resulullah'a (as) şöy!e sordu: "Ey Allah'ın elçisi! Kızımın Jp~ cası öldü, şimdi de gözlerinden şikâyet ediyor. Gözlerine sürme çekelim mi?" Resulullah (as), "hayır" dedi ve iki ya da üç kez tekrarladı.
Bu hadis müttefekun aleyhtir.
Resulullah (as) kadınların ölünün ardından üç günden fazla yas tutmala­rını yasakladı. Kocası ölen kadını ise bu hükmün dışında tuttu. Zira kocası ö-len kadınlar dört ay on gün yas tutarlar (yani beklerler). Bu süre içinde sür­me çekmez, güzel kokular sürünüp süslenmez ve boyalı (gösterişli) elbise giymezler. Ve kadınlara âdetten temizlendikleri dönemde bir parça su veya biraz tırnak bahuru ile gusletmelerine izin verdi.
Hadis müttefekun aleyhtir.
Ebu Davud ve Nesaî'ye göre hadiste ".. kınayla ktnalanatnaz..'\ Ne-sai'de "..taranamaz,." ve îmam Ahmed'in kitabında ".. us/urla, kırmızı ça­murla boyanmış ve süslenmiş elbise giyemez, kına yakamaz ve sürme çeke­mez" ibareleri geçmektedir. Ebu Seleme vefat ettiğinde Ümmti Seleme gözle­rine sabir denen bir ağaç usaresi sürmüştü. Resulullah (as) O'nu görünce şöyle dedi: "Ya Ümmü Seleme o da nesi?" Ümmü Seleme, "sabirdir ey Allah'ın Resulü! Bunda herhangi bir güzellik unsuru olmaz" dedi. Resulul­lah (as), "onu yalnızca geceleri sür. O, insanın yüzünü güzelleştirir. Güzel­lik için taranma. Kına ağacını da -boyanmak İçin- kullanma. Zira o da kı­na gibidir" deyince Ümmü Seleme, "peki neyle taranayım ey Allah'ın elçisi!"diye sordu. Resulullah (as), "saçlarını sidr (bir çeşit kiraz) ağacıyla kılıflar-sın" buyurdu.
Hadisi Nesâî rivayet etmiştir.
Ebu Davud'un rivayetinde ise "...bu işleri yapacaksan gece yap, gündüz yapmaktan sakın"ifadesi yeralmaktadır.
Amcası Cabİr b. Abdullah'ın hanımı, Resulullah'a (as), kocasından bo­şandığını bu durumda çıkıp hurmalarını sallamayı, budamayı ve benzeri şey­leri yapıp yapamayacağını sorduğunda Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Hur­malarını toplamak üzere salla (veya onları buda). Zira belki elde edecekle-rinle sadaka verir yahut iyiliğe ulaştıran bir hayır işlersin".
Bu hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir.
Bu hususta Hz. Aişe'den şöyle rivayet edilmiştir: Resuluüah (as), "Allah Azze'ye ve ahiret gününe inanan bir hanımın, kocasının ölümü dışında hiç kimse için üç günden fazla yas tutması helal değildir" buyurdu.
Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe'nin yakın akrabalarından biri ya da kardeşi ölmüştü. (Üç günden sonra) sarı boyalı bir elbiseyi eline alarak sildi ve şöyle dedi: "Bu elbiseyi giyeceğim, çünkü Resulullah (as), 'Allah Azze'ye ve ahiret gününe inanan bir kadının kocasından başka hiç kimseye üç günden çok yas tutması helal değildir. Kadın kocasından (ayrıla­rak veya kocasının ölümüyle dul kaldığında bir yas olarak) dört ay ongun bekler' buyurdu":[316] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn316)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:08
KUR’ AN OKUMAK VE ALLAH AZZEYİ ZİKRETMEK


Yolculuk Bir Tür Azabtır


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'tan (as) işittim, şöyle diyordu: "Yolculuk bir tür azaptır. îmanı yiyeceğinden, içeceğinden ve uykusundan uzaklaştırır. Herhangi biriniz yolculuğa çıkıp istedikletini elde edince hemen ailesine dönsün". ^
Hadis muttefekun aleyhtir. [317] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn317)


Kadının Yalnız Başına Yolculuğa Çıkması Haramdır


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: Resuiullah (as) şöyle buyurdu: "Allah 'a ve ahiret gününe inanan bir kadının yanında kendine nikâhı düş­meyecek bir yakınının ya da kocasının bulunması dışında yalnız basma tek olarak yolculuğa çıkması haramdır".
Hadis muttefekun aleyhtir. [318] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn318)


İhlas Suresi Kur'an-I Kerlm'in Üçte Biridir


Ebu Said el-Hudrî'den şöyle rivayet edilmiştir: Resuîullah (as) şöyle bu­yurdu: "îhlas (kul huve'llahu ahad) suresinin okunması, nefsimi elinde tu­tan Allah Azze'yeyemin ederim ki Kur'an-ı Kerim'in üçte bitine denktir".
Bu hadisi İmam Buharı rivayet etmiştir. [319] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn319)


Asla Benzeri Görülmemiş Olan Ayetler


Ukbe b. Amir'den şöyle rivayet olunmuştur: Resuîullah (as) şöyle buyur­du: "Bu gece indirilen ayetleri gördünüz mû (duydunuz mu)? Bunlan benzerleri asla görülmüş değildir. Bunlar; kul euztt bİ-Rabb'il felak ve kut euzu bi-Rabb'in nas ayetleridir".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Ebu Said el-Hudrî'den şöyle rivayet edilmiştir: "Resulullah (as) cinler­den ve insanların gözlerinden Allah'a sığınıyordu. AmaMuavezetan (yani "Felak" ve "Nâs") sureleri indirilince artık bu iki sureyi okumaya başladı ve yaptığı başka şeyleri terektti".
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiş ve "hasen" olarak değerlendirmiş­tir. [320] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn320)


Şeytanın Korktuğu Ev


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Evlerinizi mezarlığa dönüştürmeyin. Hiç kuşkusuz şeytan içerisinde Baka­ra suresinin okunduğu eve yaklaşmaz".
Bu hadisi İmanı Müslim rivayet etmiştir. [321] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn321)


Zikrin Fazileti Ve Kur'an'ın Okunması


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze'nin evlerinden herhangi birinde Allah Azze'nin kitabı Kur'an'ı okumak ve aralarında incelemek, araştırmak üzere biraraya gelmiş toplu­lukların üzerine yalnızca sakinlik, rahatlık ve huzur indirilir. Onları rahmet kucaklar, melekler onlara ikramda bulunur ve Allah Azze katında bulunanlara bu topluluğu anlatır".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [322] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn322)


Kur'an'ın Ailesi Olanlar Allah Azze'nin De Ailesidirter


Resulullah'a (as), "Allah Azze'nin ailesi kimlerdir?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Allah Azze'nin ailesi, Kur'an ailesidir (yaşantıları Kur'an'dan başka birşey olmayanlardır) ve bunlardan Kur'an'ı uzmanlık a-lanı edinenlerdir".
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [323] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn323)


Kur'an-I Kerim'in Ne Olduğunu Ve Ayetlerini Düşünmezler Mi?


Abdullah b. Amr b. el-Ass, Resulullah'a (as), "Kur'an-ı Kerim 'i kaç gün­de okuyup bitireyim?" diye sorunca, Resulullah (as) "bir ay süresinde" buyur­du. El-Ass, "bundan daha fazlasına gücüm yeter" dedi. Resulullah (as), "Öy­leyse yirmi günde okuyup bitir" dedi. El-Ass, "daha fazlasına gücüm yeter" dedi. Resulullah (as), "öyleyse onbeş günde okursun" dedi. El-Ass, "daha fazlasına gücüm yeter" dedi. Resulullah (as), "öyleyse on günde oku" dedi. El-Ass, "bundan daha fazlasına gücüm yeter" dedi. Resulullah (as), "öyleyse beş günde oku" buyurdu. El-Ass, "bundan da fazlasına gücüm yeter" dedi. Bunun üzerine Resulullah (as), "hayır, Kur'an-ı Kerim'i üç günden az bir sürede okuyup bitiren (hatim yapan) ondan hiçbir şey anlamaz" buyurdu. Hadisi İmam ahmed rivayet etmiştir. [324] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn324)


Kur'an-I Kerim Yedi Harf (Okunuş) Üzere İndirilmiştir


İki kişi Resulullah'tan (as) ayrı ayrı öğrendikleri bir ayetin okunuşu hak­kında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Gelip Resulullah'a (as) durumu sordular. Resulullah (as) birincisine de "Kur'an böyle indirildi" dedi, ikincisine de. Sonra devamla, "Kur'an-ı Kerim yedi harf[325] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn325) üzere indirilmiştir" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyh'tir. [326] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn326)


İnsanlardan Allah Azze'yi En Çok Zikreden


Resulullah'a (as), "hangi mücahid (Allah Azze'nin uğrunda her türlü mücadeleyi vermekte olan kimse) daha hayırlıdır?" diye sorulunca şöyle ce­vap verdi: "Onlar arasında Allah Azze'yi en çok zikredenidir". Şöyle denildi: "Hangi oruçlu daha fazla sevap alır?". Şöyle buyurdu: "Oruçlu kimseler ara­sından Allah Azze'yi en çok zikredenleri". Sonra sırasıyla namaz kılanların, zekât verenlerin ve hacc edenlerin en hayırlılarının kimler olduğu soruldu­ğunda hepsi için "Allah'ı en çok zikredenidir"buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir, Ömer'e, "zikredenler (Allah'ı çokça ananlar) Jüm hayrı götürdüler" deyince, Resulullah (as) "evet" dedi.
Bu hususta Resulullah'a (as) kerem sahibi (alim bir kimse olup insanlar arasına pek karışmayan, köşesine çekilmiş olan) müferridlerin kimler olduğu sorulduğunda şöyle dedi: "Allah'ı çokça anan kimselerdir" Allah Azze'yi çokça anmakla tanınan kimselerin açıklamaları da bu biçimdedir. Allah'ı çok­ça anan bu kimselerin -omuzlarındaki- günah yüklerinden oluşan ağırlıkları silinir gider, onlar da böylece kıyamet gününde günahların ağırlığından kur­tulmuş ve hafiflemiş oarak gelirler.
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiştir. [327] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn327)


Kur'an-I Kerim'deki En Büyük Ayet


Resulullah'a (as), "Kur'an-t Ketim'deki en büyük ayet hangisidir?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "O Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O (cc) canlıdır (ölümsüzdür) ve kayyumdur (herşeyi koruyandır)". Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. [328] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn328)

"Iza Zulzileti'l Ardu (Yer Sarsıldığında)" Ayetinin Fazileti


Bir adam Resulullah'a (as), "bana kuşatıct bir ayet oku " dedi. Resulullah (as), "İzâ zulzileti'l ardu" ayetini okudu. Ayet bittiğinde adam, "seni bak ola­rak gönderen Allah'a yemin ederim ki şu okuduğunun üzerine hiçbir ekle­mede bulunmam" deyince, Resulullah (as), "adamcağız kurtuluşa erdi" de­di. Bu sözünü İki kez yineledi.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Mülk (Tebareke) suresi ve fazileti
Bir adam Resuİullah'a (as), "ben çadırımı bir mezarın üzerine kurdum, ama oranın bir insan mezarı olduğunu zannetmiyorum. Eğer bir insan kabri ise ne yapayım?" dedi ve "Mülk" suresini sonuna kadar okudu. Resu­lullah (as), "işte bu sure kabir azabından kurtaran ve ona engel olan bir mani ve kurtarıcıdır" buyurdu.
Hadisi Tirrnizî rivayet etmiş ve İbn-i Abdilberr sahih olduğunu söylemiş­tir. [329] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn329)


İhlas Ve Muavezetan Surelerinin Faziletleri


Bir adam Resulullah'a (as), "ben kulhuvellahuehad (yani İhlas) suresini çok seviyorum" dedi. Resulullah (as), "ona olan sevgin seni cennete götürür" buyurdu.
Utbe b. Amir, adama, "Hud ve Yunus surelerini oku" dedi. Resulullah (as), "Allah 'in huzurunda Kul euzu bi-rabbinnâs ve Kul euzu bi-rabbilfelak surelerinden başka herhangi bir şey okumayacaksın" buyurdu.
Hadisi Nesaî rivayet etmiştir.
Tirmizî'de şöyle geçmektedir: Resulullah'a (as), "hangi amel Allah'ın en çok sevdiğidir" diye sorulduğunda "mürtehil olan haldir" buyurunca bazı kimseler bu açıklamayı, Kur'an-ı Kerİm'i okuyup bitirince hemen başa döne­rek Fatiha suresini ve Bakara suresinden üç ayet okuyarak bir kez daha Kur'an-ı Kerİm'İ okumaya başlamak anlamına yorumladılar. Buradaki açıkla­mayı ne sahabelerden, ne tabiîn'den ve ne de imamlardan hiç kimse benim­sememiş ve böyle anlamamıştır. Ama "mürtehil olan hal" deyimi, "bir baskın­dan (savaştan) çıktıktan sonra bir başkasına gitmek üzere çabucak hazırlanıp çıkmak" yahut "bir ameli (işi) bitirdikten sonra, onu tamamlamak için bir baş­kasına başlamak üzere acele davranmak" demektir. Nitekim insan bir ameli tamamlamadan bir başkasına başlayamamaktadır. Çünkü birincisi eksik ola­bilir, işte ikincisi onun tamamlayacısı olmaktadır. [330] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn330)


Kerem Ehli Olanlar Kimlerdir, Sebak Ehli Olanlar Kimlerdir?


Resulullah'a (as), "kerem ehli olanlar kimlerdir?" diye sorulduğunda, "camilerde (mescitlerde) Allah Azze'yi çokça zikir edenlerdir" buyurdu. Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
"Sebak ehli olanlar kimlerdir?" diye sorulduğunda, Resulullah (as), "(her nerede olursa olsun) Allah Azze'yi çokça anan (zikreden) kimselerdir" buyurdu.
Hadisi Tirmizî rivayet etmiştir. [331] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn331)


Onların Elde Edecekleri Ganimetleri Cennettir


"Allah Azze'yi anmak üzere biraraya gelmiş bir topluluğun elde edecek­leri, ganimetleri nedir?" diye sorulunca Resuluİlah (as), "onların ganimetleri cennettir" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [332] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn332)


En Hızlı Dönüş Ve En Faziletli Ganimet


Resulullah'a (as), savaşan (baskınlar düzenleyen) bir kavmin durumunu sordular ve onlardan daha bol ganimetli ve daha süratİi hiç kimse görmedik­lerini söylediler. Resulullah (as), "size bu anlattığınız toplumdan (ulustan) daha çok ganimetli ve daha süratli manevra yapan bir topluluk göstereyim mi? Sabah namazını kılan ve güneş doğuncaya kadar oturup Allah Azze'yi zikreden bir toplum sizin anlattıklarınızdan daha çok ganimete sahip olan, hızlı baskın yaparak savaşan, çabuk manevra yapan ve geri dönen bir top­luluktur" buyurdu.
Hadisi Tirmizî rivayet etmiştir. [333] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn333)


İnsanların En Hayırlısı Kimdir, Amellerin En Hayırlısı Hangisidir?


Resulullah'a (as) insanların en hayırlısının kim olduğu sorulduğunda şöyle dedi: "Hatırladıkları her an Allah Azze'nin adını zikredenlerdir".
Hadisi îmam Ahmed rivayet etmiştir.
"Amellerin en hayırlısı nedir? Derece bakımından en olgunu, temizi ve en üstünü hangisidir?" diye sorulduğunda, Resulullah (as), "Allah'ı zikret­mektir" buyurdu. [334] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn334)


Ezan Okunmasıyla Namaz İçin Kamet Getirilmesi Arasındaki Zaman Süresinde Yapılan Dualar Reddedilmez


"Allah Azze hangi duayı işitip kabul eder?" diye sorulunca, Resulullah (as), "gecenin karanlığı içerisinde sonlarına doğru ve her namazın sonunda yapılan dualardır" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Bir başka hadiste, "ezanla kamet arasındaki dua makbul olandır, red~ dolunmaz" buyurmuştur. Bunun üzerine oradakiler "peki o zaman nasıl dua edelim ey Allah'ın Rasulü!' diye sorunca, Resulullah (as), "Allah Azze'den dünyada da ahirette de size sıhhat ve afiyet vermesini isteyiniz" buyurdu.
Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiştir.
Bir hadiste ise şöyle geçmektedir: Resulullah'a (as), "duamızı ne diye­rek biterelim?" diye sorulunca, "amin (öyle olsun, kabul et) diyerek bitiriniz" diye buyurdu. [335] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn335)


Duanın İçerfsinde Küfür (İnkarcılık) Sözleri Varsa Kabul Olunmasına Engeldir


Resulullah'a (as), duaların kabul olunmamasına neden olan engelleyici acelecilik hakkında sorulduğunda, ''kul dua eder ve 'dua ettim ama kabul, o-lunmadı' der ve hemen yorulur, o sırada da dua etmektedir" buyurdu.
İmam Müslim bu hadisi İafzen rivayet etmiş ve "istedim (dua ettim) ama hiçbir şeye sahip olamadım" ibaresini de zikretmiştir. [336] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn336)


El-Bakiyyatu's Salfhat (Kalıcı Olan Temiz Ve İçtenlikti Ameller)


"El-Bakiyatu 's Salihat nedir?" diye sorulduğunda, Resulullah (as), "tek­bir, (Allahuekber), tehlîl (la ilahe illallah), teşbih (subhanallah), tahmid (el­hamdülillah) ve la havle vela kuvvete illa billah demektir" buyurdu.
Bu hadisi îmam Ahmed rivayet etmiştir. [337] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn337)


Ağzı Bozuk Komşunun Eziyetine Sabretmek


Bir adam Resulullah'a (as) kendisine eziyet eden komşusu hakkında ko­nuşunca ona sabretmesini söyledi ve bu sözünü üç kez yineledi, dördüncü defa da ona şöyle dedi: "Eşyanıyola taşı". Adam eşyalarını yola taşıdı. İnsan­ların ona gidip nesi olduğunu sormalarını istedi. Adam, soranlara komşusu­nun kendisine eziyet ettiğini anlattı ve onlara komşusuna la'net etmelerini söyledi. Daha sonra komşusu yanına geldi ve "eşyalarını evine taşı, Allah'a yemin ederim ki sana asla eziyet etmeyeceğim" dedi.
Hadisi İmam Ahmed ve İbn-i Hibban rivayet etmişlerdir. [338] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn338)


Cihadın En Yücesi


Adamm biri Resulullah'a (as), "ey Allah'ın Nebisi! Bir mağaraya gittim içinde bir miktar su vardı. Gönlüm içine girmeyi arzu etti. Ama sudan her nedense uzak durdum. Suyun kenarındaki otlara dokununca kendimden geçtim öylesine güzeldi, bu durum nedir ki?" dedi. Resulullah (as), "hen ne Yahudiliği ne de Hıristiyanlığı yaymak üzere gönderilmedim; ben yalnızca Haniftyye (İslam) şeriatını yaymak üzere gönderildim. Muhammed'in nefsi­ni elinde tutana yemin ederim ki, Allah yolundaki kısacık bir sabah veya ak­şam vakti dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğu gibi herhangi birini­zin Allah uğrunda savaşmak üzere saf bağlaması da altmış yıllık namazdan daha hayırlıdır''buyurdu. [339] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn339)


Kitap Ehli Olanlara (Yahudi Ve Hırlstiyanlara) Muhalefe Edin


Resulullah'a (as), kitap ehlinden olanların namaz kılacakları (kendi iba­detlerini yapacakları) zaman ayakkabılarını çıkardıkları anlatıldığında, "öyley­se siz ayakkabılarınızı giyerek onlara muhalefet edin" buyurdu. Ashab, "ki­tap ehli olanlar sakallarını kesiyor bıyıklarını ise alabildiğine uzatıyorlar" deyince, Resulullah (as), "öyleyse siz de sakalınızı uzatın, ama bıyıklarınızı kesin; kitap ehline muhalefet edin" buyurdu.
Hadisi îmam ahmed rivayet etmiştir. [340] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn340)


EVLİLİK


Resuluilah'ın (As) Kızının Ve Hanımlarının Mehirleri


ResuluUah'ın (as) kızının ve hanımlarının mehirleri ne kadardı?
Nesaî'de, Abdurrezzak'ın Musannefİnde ve Ebu Davud'un kitabında şöyle geçmektedir: AH b. Ebi Talib, Resuluilah'ın (as) kızı Fatıma ile evlerıir-ken "kılıç kıran" denilen hutamiyye zırhını -O'na- vermişti. îkrime Vadıha'da, "ben onu beşyüz dirheme sattım" ifadesini naklediyor. Vadıha'dan başka yer­lerde ise, "Resulullah onun bir kısmıyla güzel şeyler satın aldı" ifadesi geç­mektedir.
Abdurrezzak'ın Musannefİnde şöyle geçmektedir: Ali b. Ebu Talib, Re­suluilah'ın (as) kızı Fatıma'ya mehir olarak oniki ukiyye vermişti.
îmanı Nesaî ise Ali b. Ebu Talib'ten bahsederken, "Resulullah (as) Fatı-ma'yı sade, basit şeylerle hazırladı; bir post ve ihtiyaç duyacağı deri kılıflı bir yastık verdi" demektedir. İbn-i Ebi Zeyd ise bu nikahın hicrî birinci yılda ol­duğunu söylüyor. Bazıları da bu nikahın hicretten yirmiiki ay sonra, yani hic­rî ikinci yılda gerçekleştiğini söylüyorlar. Ama Resuluilah'ın (as) Hz. Aişe'yle evlenmesinin hicretten sekiz ay sonra, yani birinci hicrî yılın Şevval ayında gerçekleşmiş olduğu hususunda herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değil­dir.
Muvatta, Buharı, Müslim ve Nesaî'de şunlar geçiyor: Bir kadın, Resulul-lah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Ben kendimi sana verdim" dedi ve ayağa kal­kıp uzun bir süre durdu. Bir adam kalkıp, "ey Allah'ın elçisi! Eğer ona ihti­yacın yoksa onu bana nikahla" dedi. Resulullah (as), "ona sadaka olarak verecek herhangi birşeyin var mı?" diye sordu. Adanı, "şu entarimden başka herhangi hirşeyim yok" dedi. Resulullah (as), "eğer entarini ona verecek o-lursan hiçbir şeyin kalmaz ortada kalakalırsın, başka bir şey ara" dedi. Re­sulullah (as) ortadaki zorluğu gidersin, işi kolaylaştırsın diye "başka bir şey ara, isterse demir bir yüzük olsun" dedi. Adam hiçbir şey bulamadı. Bunun üzerine Resulullah (as), "Kur'an~ı Kerim'den bir şeyler biliyor musun?" diye sordu. Adam, "evet" dedi ve şu şu sureler diyerek adlarını sıraladı. Resulullah (as) ona şöyle söyledi: "Bu kadını sana Kur'an'dan bildiklerin karşılığında nikahladım". Bu kadın Havle bint-i Hakim idi. kendisine Ümmü Şerik der­lerdi.
Burada fıkhı hususlar vardır: Mesela velisi olmayan kimsenin velisinin devİet başkanı olması gibi. Vatanlarından ayrılıp uzaklara düşmüş, ama ev­lenmek isteyen yahut arzulayan gençlerin durumları da böyledir. Bu durum­da onların velileri devlettir, devlet başkanıdır.
Sünen-i Darimî'de, Ebu Musa'dan rivayet olunan şu hadis yeralmaktadır: Resulullah (as) buyurdu ki, "bekâr yetim kızları evlendirmek istediğinizde onlarla istişare ediniz (onlara danışınız), eğer susarlarsa bu onların sizin ortaya koyduğunuz evlenme teklifini kabul etmeleri demektir. Eğer istemez­lerse onları zorlamayımz".
Yukarıdaki hadiste bir de evlilikle ilgili bir helal husus yeralmaktadır; Hz. Ali'nin Fatıma'yla nikahlanması bu kabildendir. [341] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn341)


Kocasından Önce Müslüman Olan Kadın


Karısı kendinden önce Müslüman olan, kendisi de daha sonra Müslü­manlığı kabul eden Mecusî adamın durumu nedir?
Medûne ve daha başka eserlerde şu haber yeralmaktadır: Resulullah (as) Gaylan b. Seleme es-Sekafî'ye -nikâhı altında on tane hanımı olduğu halde- Müslüman olduğunda şöyle dedi: "Hanımlarından dört tanesini seç, diğerlerini boşa (serbest bırak)". Feyrûz ed-Deylemî ise Resulullah'a (as) şöy­le dedi: "Ben Müslüman oldum. Nikahım altında iki kızkardeş var (şimdi ne yapayım?)". Resulullah (as), "onlardan diledğini boşa" dedi.
Ebu Davud'un kitabında ise şöyle geçmektedir: Peygamber (as) döne­minde bir kadın Müslüman oldu evlendi ve kocasıyla birlikte Resulullah'm (as) yanına geldiler. Kadın, "ey Allah'ın elçisi ben Müslüman oldum, ve sen de benim durumumu biliyorsun" dedi. Resulullah (as) bu kadını ikinci koca­sından ayırdı ve ilk kocasına iade etti. Bu demektir ki kadın hâlâ birinci ko­canın nikâhındadır. Bu, Resulullah (as) zamanında kanıtlanmış bir husustur. [342] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn342)

Dul Kadının Rızasını Almadan Babasının Onu Evlendirmesi


İstememesine rağmen dul bir kadının evlendirilmesi İslam'a göre helal midir? Dul kadın evliliği istemediği ve direttiği halde böyle zoraki bir nikâh sahih bîr nikâh olur mu?
Muvatta, Buharî, Müslim, Nesaî ve Abdurrezzak'm MusannePinde şu ha­ber yeralıyor: Hasnâ bint-i Cezzâm el~Ensâriyye'den rivayet olunmuştur. Has-nâ'nın babası, dul kaldığında kendisini hemen evlendjrmişti. Oysa Hasnâ bu evliliği hiç istemiyordu. Hemen Resulullah'a (as) gitti ve durumunu anlattı. Resulullah (as) bu nikâhı reddetti, geçersiz saydı.
Musannefte geçen haberde ise: Bu kadın babasının zoraki kıydırdığı bu nikâhı Resulullah'm (as) geçersiz saymasından sonra Ebu Lebâbe el-Ensariy-ye ile evlenmiştir. Bu kocasının künyesi ise Ce2zâm Ebu Veria idi.
Yine Musannef'te geçen bir başka haberde şunları görmekteyiz: Muhacir b. İkrime'den şöyle rivayet edilmiştir: O kadını babası Bekir'e nikahladı. Oy­sa kadın bu evliliği hiç istemiyordu. Bu yüzden Resulullah'a (as) gelerek du­rumunu anlattı, Resulullah da (as) bu nikâhı geçersiz sayarak kadını kendi seçimine bıraktı. İbn-i Cureyc, Eyyüb'den, O İkrime'den, O da Yahya bi. Ebi Kesirden rivayet ederek dedi ki: "Dul kadınla Bekir'in nikahım kadının ba­bası kıydı. Ne kadın ne de Bekir hu evliliği istemiyorlardı. Böylece Resulul-lab'ın (as) yanına gelerek O'na durumu anlattılar. Resulullah da (as) ni­kâhlarını geçersiz saydı ve onları ayırdı".[343] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn343)


"Kul Huvellahu Ehad" Suresini De Mi Bitmiyorsun?


Adamın biri Resulullah'a (as) gelerek, "(mehir olarak) verip evleneceğim hiçbir şeyim yok (evlenmek için ne yapayım?)" dedi. Resulullah (as), "yanın­da Kul huvellahu ehad da mı yok (Ihlas suresini de mi bilmiyorsun)?" dedi. Adam, "evet, biliyorum" dedi. Resulullah (as), "bu, Kur'an'ın üçte biridir" buyurdu. Sonra devam ederek "peki Kâfirun suresini biliyor musun?" dedi. Adam, "biliyorum" dedi. Resulullah (as), "o, Kur'an'ın dörtte biridir" dedi. Sonra, "izâ zulziletil ardu" (zilzal) suresini bilmiyor musun?" dedi. Adam, "evet biliyorum" dedi. Resulullah (as), "işte o, Kur'an-ı Kerim'in dörtte biri­dir" buyurdu. Sonra "peki ya izâ câe nasrullahi (Nasr) suresini biliyor mu­sun?" dedi. Adam, "evet, biliyorum" dedi. Resulullah (as), "işte o, Kur'an'ın dörtte biridir" dedi. Sonra "ya Ayete'l Kürsî'yi biliyor musun?" dedi. Adam, "evet, biliyorum" dedi. Resulullah (as), "işte o, Kur'an'ın dörtte biridir, evlen, evlen, evlen"diye üç kez yineledi.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resulullah (as) buyurdu ki, "ümmetimin kadınlarından en hayırlıları yüzleri (fizikî görünümleri) güzel olduğu halde evlendiklerinde en az mehir isteyenleridir".
Bu hususta imamlardan Ahmed, Hakim ve Beyhakî şöyle rivayet ettiler: Resulullah (as) buyurdu ki, "kadınların en bereketlisi geçimi en kolay olanı­dır (yani kaprisi en az olanıdır)".
Bir başka rivayette ise Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Kadınların en bereketlisi mehri en az olanıdır" .
Bir başka rivayette de şöyle buyurdu: "Kadınların en hayırlı olanı, evlenirken istediği nikâh parası (mehir) en az olanıdır". Bu hadisin senedi yenidir. [344] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn344)


Yüzleri (Fiziksel Görünümleri) Güzel Olan Kadınlar


Taberanî, Resulullah'm (as) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "(Evlendiğ:-nizde) kadınların hayırlı olmalarının yanında yüz güzelliğini de arayınız'
Bu hadisi İmam Buharî Hz. Aişe'den rivayet ederek Tarih'inde yer verd:
Bu hadisin uydurma olduğunu iddia edenler olmuşsa da iddalarını des­tekleyecek bir kaynaklan olmadığı gibi, herhangi bir değerlendirmeleri de yoktur. Zira hadisin birkaç şekli Cabir'den, Enes'ten, H2. Aişe'den ve İbnik Abbas'tan gelen senetlerle rivayet olunmuştur. Bu rivayetlerin çoğunda söz şöyledir: "Yüz güzelliğinin (fiziksel güzelliğin) yanında hayırlı olmalarım da arayınız".
îbn-i Hacer bu hadisin uydurma olduğunu ileri sürmüşse de biz, çeşiL senetleri ve farklı rivayet yollarını dikkate alarak İbn-i Hacer'in iddiasına ka­tılmıyoruz. [345] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn345)


Karısı İçin Mehir Kararlaştırmadan Ölen Kimse


Resulullah'a (as), evlenen, ama daha karısının evlilik mehrini belirleme­den vefat eden adam anlatılarak karısının mehri soruldu. ResuluUah (as) di­ğer kadınların evlenirken aldıkları normal mehri ona da kararlaştırdı. Dul ka­lınca bekleyeceği (yas) müddeti (4 ay 10 günü) onun da beklemesine ve om da miras verilmesine hükmetti.
Bu hadisi İmam Ahmed ve Ehl-i Sünnet alimleri rivayet etmiş, îmam Tir-mizî de hadisin sahih oduğunu söylemiştir. Bu fetvaya kimse itiraz etmemiş­tir. Bu hadisin verdiği hükümden de ayrılmak için herhangi bir bahane yok­tur. [346] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn346)


Onlardan Dört Tanesini Seç


Kays b. el-Haris Müslüman olduğunda nikâhı .altında sekiz tane hanım vardı. Durumunu Resulullah'a (as) sorduğunda: "Hanımlarından dört tane­sini seç" diye buyurdu. Gaylan Müslüman olduğunda on tane hanımı vard: ResuluUah (as) O'na hanımlarından dört tanesini seçmesini emretti.
Bu hadisleri İmam Ahmed rivayet etmiştir. [347] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn347)


Zina Eden Bir Erkek Yalnızca Zina Eden Bir Kadınla Evlenebilir, Başkasıyla Değil!


Mersed el-Gunevî, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Anak ile evlene­bilir miyim, O, Mekke'de iken kiralık bir kadındı". ResuluUah (as) sustu, bir süre sonra, "zina eden erkek yalnızca zina eden veya müşrik (Allah'a eş koşan) bir kadınla evlenebilir, zina eden bir kadın da yalnızca zi­na eden veya müşrik bir erkekle evlenebilir" (Nur 3) ayeti indirildi. Bun­dan sonra ResuluUah (as) O'nu çağırarak ayeti okudu ve "o kadınla evlen­me' 'buyurdu.
Adamın biri Resuluİlah'a (as), adı Mehzûl olan ve kiralık kadın olarak kendini satan bir kadınla evlenmenin durumunu sorduğunda ResuluUah (as) bu ayeti (Nur 3) okudu.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah'tan (as) zina suçundan ceza görmüş (sopa vurulmuş) bir kimseyle nikahlanma hususunda fetva istenmişti. ResuluUah (as) böyle bir kimsenin yalnızca kendisi gibi aynı suçtan ceza görmüş bir kimseyle evlen-, mesi hususunda fetva vermişti. Bu fetvaya kimse itiraz etmemiştir. İmam Ah-rned de bu şekilde fetva verenlerden biridir. Bu durum İmam Ahmed"in mezhebinin kolaylaştırıcı yönlerinden birisidir. Zira İmam, herhangi bir kim­senin kahpe (kiralık, namussuz) bir kadına sahip olmasını hoş karşılamamış, bu hususta yirmi küsur delil getirmiştir. [348] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn348)


Müslüman Oldu, Ama Nikahım Altında İki Kızkardeş Birden Var


Feyrûz ed-Deylemî, Resulullah'a (as), "ben Müslüman oldum, ama şu anda iki kızkardeşle birden evliyim, ne yapmam gerekir?" diye sorunca Re­suluUah (as), "hangisini dilersen onu boşa, yalnızca birini nikahın altında tut" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [349] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn349)


Bu İşte Babalara Hiçbir Şey Düşmez


Resulullah'a (as), kadının evlilik parası (mehri) hakkında sorulduğunda şöyle dedi: "Evlilik parası, ilgili olanların üzerinde anlaştıkları miktarda ve biçimdedir".
Hadisi Darekutnî rivayet etmiştir.
Yine bu hususta merfu olarak rivayet edilmiş bir başka hadiste şöyle geçmektedir: Resulullah'a (as) şöyle denildi: "Ey Allah'ın Resulü! (evlenmede taraflar) arasında ne gibi bağlar var?". Resulullah (as), "(evleneceklerin) ya­kın akrabalarının bu evlilikte üzerinde anlaşmaya vardıkları husustur, bu isterse kesilmiş bir misvak ağacı dalı olsun" buyurdu.
Kadının biri Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Baham mal dışarı gitmesin diye cimriliği dolayısıyla beni kardeşinin oğluyla evlendirdi". Resulullah (as) ortadaki durumu kabul edip etmemeyi kadının seçimine bıraktı. Eğer isteme­se nikâh sahih olmayacaktı. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: "Babamın bu tutumunu, yani beni evlendirmesini onaylıyorum. Ama bu durumun baba­mın istemesiyle değil de benim arzumla olduğunu söylüyorum ve tüm ha­nımların evlenirken eş seçmelerinde babaların hiçbir hakkı olmadığını bil­melerini istiyorum".
Hadisi imamlar Ahmed ve Nesaî rivayet etmişlerdir.
Osman b. Maz'un öldüğünde bir kız çocuğu vardı. Amcası -Kudame onu Abdullah b, Ömer'le evlendirdi. Ama kızcağız bu evliliği istemedi ve izin de vermedi. O, Mugire b. Şu'be ile evlenmek İstiyordu. Böylece amcası, Abdul­lah b. Ömer'le kıyılan nikâhı bozarak O'nu Muğire İle nikahladı ve şöyle de­di: "O, bir yetim kızcağızdır. O'nun izni alınmadan nikâhı kıyüamaz".
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [350] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn350)


Bakire (Kız) Evlendirilirken Kendisine Danışılır


Hz. Aişe, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ailesi bir bakire kızı nikahlaya­cağı (evlendireceği) zaman onunla istişare yapar m\, yoksa onun fikrine başvurmaz mı?". Resulullah (as), "evet onunla istişare yapılır, kendisine da­nışılır" buyurdu. Hz. Aişe, "ama hu kız utanıyor konuşmuyor ki kendisine danışılsın?" dedi. Resulullah (as), "genç ktz (bakire) evlendirilirken ona da­nışılır, eğer susuyor konuşmuyorsa bu susması onun iznidir, hu evliliği o-naylamasıdır" buyurdu.
Hadis muttefekun aleyh "tir.
Biz de bu fetvayı ele alıp değerlendiriyoruz. Yani bakire bir kızcağız ev--lendirildiğinde onunla istişare edilir ve onun iznine başvurulur.
Resulullah'tan (as) şöyle bir hadis rivayet olunmuştur: "Dul kadın kendi kararını vermekte velisinden daha çok hakka sahiptir. Nikahlama (evlendir­me) konusunda bakirenin fikrine başvurulur. Onun vereceği 'evet' cevabı susmastdır".
Bir başka hadiste İse lafız olarak şöyle aktarılır: "Bahası bakireyi evlen­direceği zaman bizzat kendisine danışır. Eğer sorulan soru karşısında sus­muş sesini çıkarmamış ise bu onun 'evet' cevabı, bu işe verdiği onayıdır ve iznidir".
Buharî ve Müslim'de şunları görüyoruz: Resulullah (as) şöyle buyurdu: "hakire kız izin vermezse nikâh kıyılamaz". Şöyle soruldu: "Onun izin ver­mesi nasıl olur?". Resulullah (as), "kendisine danışıldığında susması onun iznidir" buyurdu.
Geaç bir bakire (kız) Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Babam beni isteme­diğim, sevmediğim halde evlendirdi". ResulullarıXas) onu, bu nikâhı (ve evli­liği) kabul edip etmemek hususunda serbest bıraktı. Bakireler evlendirilirken izinlerinin alınmasını emredip izinleri olmaksızın (zoraki) evlendirilmelerini de yasakladı. Zoraki, izinleri alınmadan ve kendilerine danışılmadan evlendi­rilmiş olanları da bu tür nikâhları kabul edip etmeme hususunda serbest bı­raktı. Verilen bu hüküm nasıl olur da bir kenara atılarak başka hükümler uy­gulanmak istenir? Üstelik burada kullanılan ifade de .somut olarak anlaşıl­makta ve "dul kadınlar kendi seçimlerini yapmak konusunda velilerinden daha layıktırlar (kendi kararlarını kendileri verirler)" hükmü ortada ve apaçık anlaşılır bir halde iken nasıl olur da, hangi mantıkla "dul kadınlar isteseler de istemeseler de, seçsinler veya seçmesinler zoraki de olsa evlendirilirler" de­nebiliyor? Bu cümleden hemen sonraki cümlede, "bakirenin bizzat kendi­sinden izin alınır" denilmektedir. Üstelik bu anlatımlar, Resulullah'tan (as) a-hnarak buradaki kavrama aktarılan konuşma ve hükmî kesitlerdir. Nitekim Resulullah (as), hutbelerinde "hiçbir Müslüman bir kâfiri öldürmesin, bir sözleşmeli inkarcıyı sözleşme sınırlan içerisinde öldürmesin" diye tekrarladı­ğı sözünde Müslümanın kafiri öldürmesini onaylamıyor ve kabul etmiyordu. Bu nedenle burada kâfirin kanının boşuna akması hususu, onun bir Müslü­man tarafından öldürülmesi, cinayet filinden daha az bir değere sahip de­mektir. Zira kâfirlerin kanının bir değeri, saygınlığı ve dokunulmazlığı yok­tur. Burada anlatımın sahip olduğu bir kuşku bir yanılgı vardır. Bunun kaldı­rılması ise ikinci bir anlatıma muhtaçtır. Bu da, "sözleşme sahibi inkarcının sözleşmesi sınırlan içerisinde" ifadesidir. Burada kâfirlerin bir sınırlaması ya­pılmaktadır: Sözleşmeli, yani Müslümanlarla bir antlaşma yapmış olan inkarcı ifadesi ilk kapalılığı gidermiştir. Öyleyse herhangi bir kafirin Müslümanlarla veya İslam devletiyle bir antlaşması varsa bu antlaşmanın belirlediği koşutlar­da ve sınırlar İçerisinde öldürülmemesİ emredilmiştir. İşte "Müslüman her­hangi bir kafiri öldürmesin" yasaklamasının ardından "sözleşmesi olanın söz­leşmesi gereğince" kısıtlaması tüm kâfirler arasında onları (sözleşmelilen) a-yırmıştır. Böylece, öldürmeme emri yalnızca Müslümanlarla sözleşmesi olan kâfirlerin sözleşmeleri gerekçelerine bağlanmıştır. Burada önemli olan husus sözleşmenin (antlaşmanın) saygınlığı ve dokunulmazlığıdır. Bu husus Resu-lullah'ın (as) pek çok konuşmasında yeralmıştır. Konu, araştırmak isteyen İ-çin açıktır. Bir başka hadiste ise, "kabirlerin üzerlerine oturmayınız ve onla­ra karşı namaza durmayınız" buyuruluyor. Burada akla şu soru geliyor: Acaba Resulullah (as) kabirlerin üzerlerine oturmayı yasaklarken kabirlere gösterilmesi gereken bir hürmetin ifadesini mi kastetmiştir? İşte burada bir kapalılık vardır. Bu kapalılığı "kabirlere karşı namaza durmayınız" yasakla­ması ortadan kaldırmaktadır. Birinci yasaklamanın amacı ikinci yasaklamada belirginleşmektedir. İşte nikâhta da durum bunun aynıdır. Yani bakirenin zo­raki ve damşılmaksızın kıyılan nikâhının geçersizliği ve kendisinin bu nikâhı kabul edip etmemesi hususunda serbest bırakılması aynı amacı taşımaktadır. Bakire bir kızın evlendirilmesinde (nikâhlanmasında) kendisinden izin isten­mezse ve bu duruma karşı çıkan kimse de olmazsa o zaman bu kızcağız or­tadaki nikâhı kabul edip etmemekte serbesttir. Buradaki amaç bunu açıklığa kavuşturmaktır. Başarı yalnızca Allah'tandır. [351] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn351)


Kadını elleri üzerine yere eğerek cinsel ilişkide bulunmanın hükmü


Ensar'dan bir kadın, Resulullah'a (as), kadının elleri üzerine yere eğile­rek arkasından fercine (cinsel organına) cinsel ilişkide bulunulmasının hük­münü sorunca, Resulullah (as) kadına, "kadınlarınız sizin tarlalarınız-dır. Öyleyse tarlalarınızı dilediğiniz gibi ekin (Bakara 223)" ayetini o-kudu. Bir anlık suskunluk oldu.
Hadîsi Ahmed rivayet etmiştir.
Hz. Ömer, Resulullah'a (as), "helak oldum ya Resulullah " deyince, Resu-lullah (as) "seni helak eden de ne ki?" diye sordu. Hz. Ömer, "dün gece hanı­mımla cinsel ilişkide bulunurken kucağıma oturtmak suretiyle sevişme duru­mumu değiştirdim". Resulullah (as) hiçbir şey söylemedi. Daha sonra "ka­dınlarınız sizin tarlalarınızdır. Öyleyse tarlalarınızı dilediğiniz gibi ekin" ayeti nazil oldu. Bunun üzerine, "şimdi ister hanımınızla yüzyüze se­vişin isterseniz onları kucağınıza oturtmak suretiyle arkadan fercine (cinsel organına) ilişkide bulunun. Ama onlara hayızh (adetli) iken ve gerek arka­dan, gerekse önden anüslerine cinsel ilişkide bulunmayın ve böyle bir şey yapmak hususunda Allah'tan korkun" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Allah ve Resulünün helal ettiği cinsel ilişki ister önden olsun ister arka­dan mutlaka kadının fercine erkeklik organının sokulmasıdır. Yoksa nasıl o-lursa olsun kadının anüsüne cinsel temasta bulunmak kesinlikle haramdır. Bu hususta Resulullah (as), "karısının anüsüne, dtşkı mahalline erkeklik uz­vunu sokan la'netlenmiştir. Bir kadınla adetli (hayızh) iken cinsel ilişkide bulunan veya kadınla anüsünden cinsel ilişkide bulunan yahut bir kâhine (büyücüye) gidip onun söylediklerini onaylayan kimse Muhammed'e indiri­leni (îslam 'ı ve Kuran-ı Kerim 'i) inkâr etmiş demektir" buyurmuştur.
Başka hadislerde ise, "Allah Azze gerçeklerin söylenmesinden (gerçek­lerden) utanç duymaz. Sizler kadınlarınızla anüslerinden cinsel ilişkide bu­lunmayın (burada sözü edilen oğlancılık, lutîlik benzeri ilişkilerdir). Allah Azze erkekle cinsel ilişkide bulunan erkeğin (oğlancıların, homoseksüellerin ve lutîlerin) yahut da kadının anüsünden cinsel ilişkide bulunanların yüzle­rine bakmaz" buyurmuştur. Karısıyla anüsünden cinsel ilişkide bulunanlar hakkında, "onlar küçük homoseksüellerdir" buyurmuştur.
Buradaki hadislerin tümünü İmam Ahmed Müsned'inde rivayet etmiştir. [352] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn352)


Bakirelerin Evlendirilmesi


Câbir b. Abdullah'tan şöyle rivayet olunmuştur: Bizler Resulullah (as) İle bir yolculukta beraberdik. Dönüşümüzde ben acele ediyordum. Bir atiı bana yetişti ve hemen Resulullah'ın (as) yanına vardık. Resulullah (as) bana, "ey Cahir ne diye acele ediyorsun?" diye sordu. Ben, "yeni evlendim" dedim. Re­sulullah (as), "evlendiğin kadın bakire bir kız mı yoksa dul mu?" diye sordu. Ben, "dul bir kadın" dedim. Resulullah (as), "bir bakireyle evlenseydin ya, o seninle oynaşırdı sen de onunla" buyurdu. Sonra bana, "yolculuktan döndü­ğünde hemen ailenin yanına var, cinsel ilişkinize sıkıca sanlın" dedi. Dönü­şümüzde biz hemen ailelerimizin yanına varmak istedik o zaman da bize, "gece yatsı vaktine kadar bekleyin. Kadınlarınıza müsaade edin dağınıklık­larını toplasınlar, kendilerine çeki düzen versinler ve ayrı bulunduğunuz sü­re içerisinde uzamış olan tüyleri, kılları gidersinler ve sizin için hazırlansın­lar" dedi.
Bu hadis Darimî'nin Sünen'inde yeraİmaktadır. [353] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn353)


Meymune'nin Nikahlanmasında Resulullah'ın (As) Hükmü


Cabİr b. Zeyd'en aktarılıp Buharı ve Müslim'de yeralan bir hadiste şöyle denilmektedir: "Resulullah (as), Meymune ile Muharrem ayında evlendi".
İmam Müslim İse Yezid b. Kettab İbni'l Mevvâz'dan şöyle rivayet etmiş­tir: "Resulullah (as) Meymune ile umretu'l kadiyye yılında evlendi, ihram­dan henüz çıkmıştı". İbn-i Mevvâz, "Meymune, benim ve tbn-i Abbas'ın tez-yesidir" dedi. El-Vâdıh ve diğer eserlerde de şöyle geçiyor: "Resulullah (as) ihramdan henüz çıkmıştı. Şerif denilen yerde Meymune ile gerdeğe girdi". İbn-i Mevvâz'ın kitabında İmam Malik'in şöyle dediği rivayet olunmaktadır: "Resulullah (as) Meymune ile Mekke'de evlendiğinde umretu'l kadiyye yılı i-di. Kureyşliler hazırlık yaptılar. Resulullah da (as) Meymune ile Mekke'de gerdeğe girmek istediğinden Şerif denilen yere geldi ve orada gerdeğe girdi".[354] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn354)


Gerdeğe Girip Cinsel İlişkide Bulunmazdan Evvel Kocanın Ölümünden Dolayı Mehirsiz Nikahın Durumu


Bu hususta Ali ve Zeyd'den rivayet olunan haber Nesaî'de ve ibrahim en-Nehaî'den, O'nun Alkame'den, O'nun da Abdullah b. Mesud'dan rivayet ettikleri hadis Abdurrezzakın Musannef inde yeralmıştır: Resulullah'a (as) bir kadınla mehir belirlemeden evlenen ve kadınla gerdeğe girip cinsel.ilişkide bulunmadan ölen bîr adamla hanımının durumları hakkında soru soruldu­ğunda Resulullah (as) onlara herhangi bir şey söylemedi ve bir ay kadar bir zaman geçtikten sonra şöyle dedi: "Ey Allahım! Ben bu insanlara cevabımı (fetvamı) veriyorum, eğer bu doğruysa sendendir. Eğer yanlış ise bendendir (Nesaî'de "şeytandandır"). Benim görüşüm şudur: Bu kadın diğer kadınla­rın aldığı mehrin aynını alır, onun hakkını.yemek ve eksik veya fazla vere­rek ona zulmetmek yoktur. Ölen kocasının mirasından hakkı vardır ve dört ay on gün süresini bekler". Eşça'dan bazıları kalkarak şöyle dediler: "Biz şe-hadet ederiz ki Allah'ın elçisi, Vaşik'in kızı Buru hakkında verilen kararın (hükmün) aynını vermiştir".
İmam Ahmed ve dört arkadaşı (veya dört İmam) bu hadisi rivayet et­miştir. Tirmizî, İbn-İ Hazm ve îbn-i Mehd! gibi bazı alimler de bu hadisi sa­hih kabul etmişlerdir. Bu hadisin senedinde zayıf görülecek bir kısmın bu­lunmadığı söylenmiştir. Beyhakî de el-Hilâfiyyât'da aynı şeyleri söylemiştir. İ-mam Şafiî, "bu hadisi daha sağlam olarak bir başka senetten öğrenmiş deği­lim" dedi. Ümm adlı kitabında, "eğer herhangi bir şey Resulullah'tan (as) sağlam bir yolla -bize- ulaşmışsa o işlerin en doğru olanıdır. Bundan dolayı da bir çözüm için Resulullah'tan (as) daha başka birilerine başvurmaya hiç gerek yoktur" demiştir.
Abdurrezzak, Musannef de şöyle diyor: "Vaşik'in kızı Ruas oğullarından, Ruas oğulları ise Amir b. Sa'sa'a oğullarından küçük bir kabiledir. Resulullah'ın (as) yukarıda sözkonusu edilen kadının durumu hakkında verildiği hükme tanık olanlardan birisi Ma'kal b. Sinan el-Eşcaî ve onunla birlikte aynı toplumdan birkaç kişidir. Ali b. Ebi Talib ise, "böyle bir kadının evlilik parası (mehri) yoktur, ona mehir verilmez" diyor. Zeyd aynı fikri savunuyor ve Ma­lik, Süfyan, Hasan ve Katade İbn-i Mes'ud'un fikrini benimsiyorlar. İbn-i Mes'ud, "Araplar Resulullah'tn (as) açıklamasına rağmen kadınlara mehir vermezlerdi", diyor. İki sahih hadis kitabında yeralan haberlere göre îbn-i Mes'ud bu hususta kendisinin verdiği hükmün Resulullah'ın (as) verdiği hü­kümle uyuştuğunu gördüğündeki sevincini hiçbir yerde ve hiçbir vesileyle göstermemiştir. [355] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn355)


İtiraz Edenlerin Kanıttan Ve Mut'a Nikahı


Muvatta, Buharı ve Müslim'de şöyle geçmektedir: Rifaet b. Semuel karısı Temime bint-i Vehb'i Resulullah (as) döneminde üç talakla boşadı. Kadın, Abdurrahman b. Zübeyr ile nikahlandı. Ama Zübeyr kadını kabul etmedi ve O'na dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) boşadı. Bunun üzerine ilk kocası olan Rifaet onunla -eski kocası olması nedeniyle- yeniden nikahlan­mak istedi. Bu durum Resulullah'a (as) anlatıldığında Resulullah (as) Rifaefi bu evlilikten men etti. Ve şöyle dedi: "O, senin boşadığın karındır. Başkasıy­la evlenip her ikisi de birbirlerinin orgazm durumlarını tadıncaya kadar sa-na helal olmaz".
Bu hüküm içerisinde fıkhı bir mesele vardır: Mesela erkek evlendikten. sonra kadının yanına geliyor, ama kadın uykudadır. Eğer erkek onunla uyku­da iken cinsel ilişkide bulunur da kadın hiçbir şey anlamazsa veya kadınla erkek cinsel bulunurlar ama her ikisi de uyanık oldukları halde hiçbir şey hissetmez ve orgazm olmazlarsa, bu ilişki kadını, boşandığı ilk kocasına he­lal etmez. «■
Sabit aracılığıyla Rabi b. Meysere el-Cühent'den ve O'nun da babasın­dan rivayet ettiği hadiste Sabit şöyle dedi: Fetih yılında Resulullah (as) ile be­raber Mekke'ye geldik. Resulullah (as) bize buradaki kadınlardan yararlan­mamız için İzin verdi. Ben ve Ben-i Amir'den bir arkadaşım bir kadına gittik uzun boyunlu güzel bir kadındı. Biz kendimizi ona getirdiğimiz kumaş aba­larımızla takdim ettik. Arkadaşım kadına hitaben: "Arkadaşımın üzerinde be­nim abamdan daha güzel bir aba var" dedi. Ama ben de arkadaşımdan da­ha gençtim. Kadın bir bana bir arkadaşıma baktıktan sonra arkadaşım ona (tekrar), "ama benim abam onunkinden daha iyidir" dedi. Kadın, "arkada­şınla aba karşılığında anlaştık" dedi. Arkadaşım onun yanında üç gün kaldı. Daha sonra Resulullah (as) bu tür olan nikâhı, yani mut'a nikahını yasakladı. Üç gün sonra da, "Allah Azze mut'a nikâhım haram kıldı" buyurdu.
İbn-i Ebî Şeybe Müsned adlı eserinde şöyle diyor: Resulullah (as) buyur­du ki: "Allah Azze mut'a nikântnı kıyamete kadar haram kıldı ve kimiyi ya­nında bu nikâhın eseri olan herhangi bir alacak verecek varsa terketsin. Eğer kadınların haklan varsa onları ödeyin. Mut'a nikahıyla nikahladığınız kadınlara verdiklerinizden hiçbir şey almayın".
Süfyan'ın tenkid ettiği Şu'be'nin hadisinde İse şöyle geçmektedir: "Be­nimle onun aramızdaki toplam süre on gün kadardı". Şöyle devam etti: "Geceyi o kadının yanında geçirdim, öyle ki arlık onun yanına gidip geli­yordum. Bir gün Resulullah'ın (as) evin köşesiyle kapısı arasında durduğu­nu gördüm. Bana söylediği söz ise, 'ben bu kadınlardan istifade etmeniz hususunda size izin vermiştim. Allah Azze ise bu mut'a nikâhını kı­yamete kadar haram kıldı. Üzerinde bu işle ilgili herhangi bir borcu bulunan onu ödesin kadınlara verdiklerinizden hiçbir şey almayın' oldu". (Bu hususta Muhammed Mütevelli Şa'ravînin Seyyid Cemilî tarafından tahkik ve tedkik olunan "Fetvalar" eserine bakabilirsiniz.)
Mut'a nikânımn yasaklanması, haram kılınması konusunda raviler ihtilaf halindedirler. Bu hususta şunlar söylenmektedir: Mut'a nikâhı Hayber'in fethi günlerinde geçerli İdi, Mut'a nikâhı hicretin yedinci yılı olan amme'l kadiyye senesine kadar geçerli idi. Ebu Ubeyde, Resulullah'ın (as), "ne iyidir ki o a-dam bir kadınla üç gün kalır, ama ona arkasını döner", yani mut'a nikahıy­la nikahlandığı ve yanında üç gün kaldığı kadına arkasını dönen, cinsel iliş­kide bulunmayan erkeğe ne mutlu diyen hadisi hakkında, "mut'a nikâhı fe­tih yılında idi" demiştir. [356] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn356)


Medenî (Geleneksel) Nikah


Medenî (geleneksel) nikâh şer'î nikâh gibidir. Ne var ki aralarında bir fark vardır. Bu da şerl nikâhın en önemli şartı olan, nikâhın açıkça herkese ilan edilmesidir. Nitekim Resulullah (as) bu hususta, "nikâhı ilan ediniz. Mescidlerde yapınız ve nikâhta tef çalınız" diye buyurmuştur. Tef çalmak hususundaki rivayeti İmam Tirmizî Hz. Aişe'den alarak rivayet etmiş, ama hadisi zayıf saymıştır. Ne var ki hadisi sahih kılacak, onun sıhhatini göstere­cek ve hasen derecesinin üzerine çıkaracak kanıtlar vardır. Mesela Hz. Aişe'den rivayet olunan ve "nikâhları (evlilikleri) ilan ediniz" haberine ben­zer haberlerin sıhhatine işaret etmektedir.
Burada Sehavî şöyle diyor: "Lafız olarak 'nikâhlanmalan ilan ediniz, a-ma nişanı (nişanlı kadım) gizli tutunuz' hadisi dikkate alınarak medenî ni­kâhın geçersiz olduğu söylenebilir. Zira bu durumda gizli, köklü ve özel bir akrabalık sözkonusudur. Nitekim medenî nikâh, doğal olmayan koşullarda ve durumlarda gelenekleri tamamlamaktadır. Burada Resulullah'tan (as) Ha-kim'in rivayet ettiği hadis lafız itibariyle bu hadisi sahih kılmaktadır. Tef ça­lınması ve nikâhta bağırıp çağırmalar ise helal ve haram arası şeylerdir. [357] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn357)


Babasının Karısıyla Evlenenler Hakkında


Babasının karısıyla evlenenler hakkında Resulullah'ın (as) verdiği hü­küm nedir?
Nesaî'de geçen bir haberde babasının karısıyla cinsel İlişkiye giren kişi­nin öldürülmesi emredilmektedir. Buharî ve Müslim'in dışındaki hadis kitap­larında babasının karısıyla evlenen ya da cinsel ilişkiye giren kimsenin kafa­sının kesilmesi ve malının tamamen alınması emri yer almaktadır. İbn-i Se-ken'in Kitabu's Sahabe adlı eserinde de aynı emir sözkonusudur. İbn-İ Ebİ Hayseme şöyle diyor: "Halid h. Kerime, Muaviye b. Karra'dan, O da baba­sından şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (as) babamı, yani Muaviye'nin de­desini, yabasının karısıyla evlenen (gerdeğe giren) bir adama gönderdi. Ba­bam da b adamın boynunu vurdu ve malının beşte birini aldı",
Yahyâvb. Muîn bu hadisin sahih olduğunu söyledi.
İbnu's Sinnî'nin ve İbnu Ebi Hayseme'ııİn kitaplarında şöyle geçmekte­dir: Resulullah'ın (as) oğlu İbrahim'in anası olan Mariye'nİn amcası, babası­nın karısıyla evlenmekle suçlanmıştı. Resuluîlah (as) Ali b. Ebi Talib'e, "git, O'nu Mariye'nin yanında bile hulsan boynunu vur" diye emretti. Ali, Mariye'nİn amcasının yanma geldiğinde evin bir köşesinde sinmiş halsiz bir vaziyette duruyor ve tîtriyormuş. Hz. Ali O'nu elinden tutup evden dışarı çı­kararak durumu anlatınca adam bulunduğu durumu anlatmak için elbisesini kaldırmış, Hz. Ali bir de ne görsün, adamın erkeklik uzvu kesik. Hemen ada­mı kendi haline terkedip Resulullah'ın (as) yanına gelerek, "ey Allah'ın elçi­si! O adamın erkeklik uzvu yok, kesilmiş" demiştir.
Bu hadisi Sabit el-Bennanît Enes'ten rivayet etmiştir. Bu hadîsin sonun­da şöyle denmektedir: ".. Ali adamı hurmalıkta hurma toplarken buldu. A-dam bir bez parçasına bürünmüştü. Kılıcı görünce türedi, sarsıldı ve üze­rindeki bez parçası yere düştü. Hz. Ali bir de ne görsün adamın erkeklik uz­vu yok, kesilmiş.."
Yezid b. Berrâ'dan, O da babasından rivayet ederek şöyle dedi: Amca­mın yanına gittim, yanında bir sancak (bayrak) gördüm ve O'na, "bunu ne­reden buldun ne yapacaksın ve nereye gideceksin?" dedim. Bana, "Resulul­lah (as) beni, babasıntn karısıyla evlenen bir adamın boynunu koparıp ma­lım almaya gönderdi" dedi.
Hadis Sünen-i Darimî'de yeralmaktadır. [358] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn358)


Bir Kadınla Evlenen Kimse Onu Ana Ve Babasından Alır, Başkasına Nikahlanmasın! Haramlaştırarak Ona Sahip Olur


Kadına sahip olmak bakımından hangisi daha önceliklidir; koca.sı mı a-nası babası mı?
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah içindir (O'na özgüdür). Kadın evlendi­ğinde kocası ona en çok sahip olan kimsedir. (Burada maksat, kadınla ni-kahlanmakla onun başkalarına nikahlanmasını haramlaşürma bakımından bir sahipliktir, köle anlamında sahiplik değil-çev.) Kadının kocasına itaat etmesi de böylece gerekli olur. Allah Azze, "salih (temiz iyi) kadınlar (kocalarına) itaatkâr olurlar ve Allah Azze'nin koruduğu gibi onlar da gaybı korurlar (gizliden gizliye kocalarına herhangi bir ihanette bulunmazlar)";buyurmuş-
tur. Hadiste de, "dünya, yararlanma vasıtalarıyla doludur. Bunların içeri­sinde en hayırlısı salih kadınlardır. Onlara bakınca sizi sevindirirler, onlara bakmaktan huzur duyarsınız. Onlara emrettiğinizde size itaat ederler on­lardan ayrı, uzak kaldığınızda mallarınızı ve namuslarını korurlar" buyu-rulmuştur.
İbn-i Ebi Hatim'in Sahihinde yer alan ve Ebu Hureyre'den rivayet olu­nan bir hadiste ise Resulullah'ın (as) şöyle buyurduğu kayıtlıdır: "Bir kadın eğer beş vakit farz namazı kılar, bir ay Ramazan orucunu tutar, cinsiyet or­ganını haramdan korur ve kocasına itaat ederse cennetin hangi kapısından dilerse oradan girer".
Tirmizî'nin Sünen'inde Ümmü Seleme'den rivayet olunan bir haberde Resulullah'ın (as) şöyle buyurduğu rivayet olunmaktadır: "Ölen herhangi bir kadından kocası razı olmuşsa o kadın cennete girer".
İmam Tirmİzî bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.
Ebu Hureyre'den rivayet olunan bir hadiste ise Resulullah'ın (as) şöyle buyurduğu yeralrnaktadir: "Bir insanın bir başkasına secde etmesini emrede­cek olsaydım kadının kocasına secde etmesini emrederdim".
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiş ve hadisin hasen olduğunu söyle­miştir.
Bu hadisi Ebu Davud da rivayet etmiştir. Ama lafzı şöyledir: "Eğer Allah kocalara, kadınların (onlara) secde etmesi (derecesinde) hak verseydi ka­dınların kocalarına secde etmelerini emrederdim".
İbn-i Huzeyme, Sahih'inde Attar b. Dinar el-Hüzelî tarikiyle şu hadisi ri­vayet etmiştir: Resululiah (as) buyurdu kî, "üç kimse vardır ki bunların na­mazları kabul olunmaz, başlarını aşmadığı gibi göklere de ulaşmaz: Kendi­sini sevmeyen topluma imam (önder) olan kişi, cenazeye (ölüye) doğru na­maz kılan ve sevişmek veya oynaşmak üzere geceleyin kendisini çağıran ko­casına inat edip isteğine uymayan kadın".
Bu hadisi îbn-i Hibban es-Sikât adlı eserinde rivayet etmiştir. Bu hadis konusunda tercih olunan İse bu hadisin "ceyyid. (yeni)" olmasıdır. Muham-med Nâsırüddin el-Elbânî, SilsÜetü'I Ehâdîsi's Sahiha adlı eserinin ikinci cil­dinde bu hadise yer vermiştir.
Müsned'de ve İbn-i Mace'nin Hz. Aîşe'den rivayet ettikleri bir hadiste Resulullah (as) şöyle dedi: "Eğer insanın insana secde etmesini emretseydim kadının kocasına secde etmesini emrederdim, isterse adam karısına kendisi­ni kara dağdan kızıl dağa, kızıl dağdan kara dağa taşımasını emretsin. E-ğer erkeğin buna hakkı varsa kadına düşen görev onu yapmasıdır. Yani ka­dının bunu yapması erkeğin onun üzerinde olan bir hakkıdır".
Müsned'de, îbn-İ Mace'nin Sünen'inde yeralan ve İbn-İ Hayyan'ın Ab­dullah b. Ebi'I Evfa'dan rivayet ettiği bir haberde şöyle deniliyor: Muaz Şam'dan dönünce Resuiullah'a (as) secde etti. Resulullah (as), "ya Muaz bu da neyin nesi?" dedi. Şöyle cevapladı, "ben Şam'dan geldim-, oradaki halkın yöneticilerine ve din adamlarına secde ettiklerini gördüm. Ben de kendi kenditne bu secdeye en layık şahsiyetin sen olduğunu düşündüm. Böylece 5- w secde etmek boşuma gitti. Bu yüzden sana secde ettim ". Resulullah (as) s buyurdu: "Bir daha hiç kimseye secde etme. Eğer insanın Allah 'lan baskı- ■■ tine secde etmesini emretseydim kadının kocasına secde etmesini dim. Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, hiçbir kadın kendi üzerindeki hakkını eda etmeden Allah Azze'nin hakkını eda etmiş > maz. Erkek karısını -yatağa çağırdığında kadın kutuplarda dahi olsa ere­nin çağrısıyla hemen gelmelidir".[359] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn359)


Kocaya İtaat Babaya İtaattan Daha Önemlidir


Acaba baba, itaat bakımından kızının kocasına gösterdiği itaata ortal labiîir mi? Ya da onlardan hangisi daha çok itaat hakkına sahiptir.
Müslümanların ittifaklarıyla gösterilmiştir ki, kadının kocasını bırakıp > basına itaat etmesi helal değildir. Üstelik karısını yatağa çağırdığında yar-ft gelmesi ve ona itaat etmesi gereklidir, farzdır. Mesela gece namazları (terl­etici) ve gündüz tutulan nafile oruçlar birer iyilik vesilesidirîer. Nasıl olur-" nafile ibadetler farz ibadetlerden önce gelir. Nafilelere farzlardan daha öre--likli davranmak, kadının, kocası dururken babasına itaat etmesi gibidir hususda Buharı ve Müslim'in Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri bir hacs^ Resulullah (as) şöyle buyurmaktadır: "Bir kadının, kocası yatımdayken * danHzin almaksızın nafile oruç tutması helal değildir. Kocasının evine o*an izni olmaksızın herhangi bir kimsenin girmesine izin veremez".
Bu hadisi Ebu Davud, İbn-i Mace ve daha başkaları değişik sözler, vayet etmişlerdir; şöyle: "Kocası yanındayken kadın onun iznini almak -Ramazan orucu dışında bir gün bile oruç tutamaz". Kadın, kocası yanın^ olduğu halde onun İznini almaksızın nafile olarak bir tane bile oruç tuta­maktadır. Zira kocasının ona her an ihtiyacı olabilir. Durum bu iken naşı > luyor da kocası karısını çağırdığı halde kadın gelmezük edebiliyor! Bu fr rumda kadının durumu ne olur?
Buharı ve Müslim'de şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyı^ ki, "koca karısını yatağına çağırdığı zaman, kadın kocasının isteklerim* vap vermezse sabaha kadar melekler ona la 'net ederler".
Bir başka rivayette ise: "... Kadın kocasının çağrısına gelmezse gök-] lanlar sabaha kadar o kadına kızgınlıklarını sürdürürler" buyurulmuştır
Aîiah Azze şöyle buyurmuştur: "Salih kadınlar, itaatli olan ve Alk koruduğu gaybı koruyup (gizliden gizliye kocalarına) ihanet etmeyenler' Salih (temiz, iyi ve itaatkâr) kadınlar kocalarına itaat eden kadınlardır. Yifi bunlar kocalarına itaat etmekle kalmazlar, bu itaatlarını sürdürürler. Ama I» cası onu yatağa çağırdığında icabet etmezse, kocasının çağrısına uymaza : zaman isyankâr, şirret ve dikkafalı olurlar. Allah Azze ayetin devamı"1^ Şirretliklerinden dikkafalılıhlanndan çekindiğiniz kadınlara nflrf hat edin ve öğüt verin, yataklarında yalnız bırakın ve onları Bunlardan sonra size itaat ederlerse artık onlara kötülük yapmak ü-zere yollar (bahaneler) aramayın" buyurmuştur. (Nisa 34)
Yukarıda açıklanan ve Allah ve Resulü'hün evlilikte kocanın kadın üze­rindeki haklan olarak saydığı kocaya bu şekildeki bir itaatin haricinde (ye­mek yapmak, bulaşık, çamaşır yıkamak, çocuklara bakmak ev işleriyle ilgi­lenmek gibi) kadına herhangi bir yükümlülük yoktur. Nitekim Resulullah (as) bunun İçindir ki, "insanın insana secde etmesini emredecek olsaydım kocanın karısı üzerindeki evlilik hakkının yüceliğinden olarak kadının ko­casına secde etmesini emrederdim" buyurmuştur. Bunun üzerine kadınlar Resulullah'a (as) gelerek, "erkekler Allah yolunda cihad ediyorlar türlü ça­balar harcıyorlar, sadakalar dağıtıyorlar ve türlü türlü hayırlar iyilikler ya­pıyorlar, ama biz kadınlar bunlardan hiçbirini yapamıyoruz" dediler. Resu­lullah (aş) onlara, "sizlerden herhangi birinizin yapacağı güzel bir hareket, davranış ve faaliyet tüm bunlardan öte bir şeydir" buyurdu. Bu demektir ki, herhangi bir kadın kocasıyla iyi bir muaşeret, iyi bir ilişki kurar onunla hoş geçinir ve onu memnun ederse işte bu davranışları Allah'ın hoşnutluğunu ve ona vereceği ikramı gerekli kılar. İsterse erkeklerin adeta uzmanlaştığı işler­den hiçbirini yapmasınlar. İşlerin en iyisini bilen Allah Azze'dİr. [360] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn360)


Dul Kadın Kendisiyle İstişare Yapılmadan Evlendirilemez


Dul kadınların evlenebilmeleri için onların rızaları alınmalı ve onlarla bu hususta görüşülmeli midir?
Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyurdu ki, "dul kadınları fikirlerini almak üzere kendilerine danışmadan evlendirme­yiniz ve nikahlamayınız. Genç kızları (bakireleri) de izinlerini almadan ev­lendirmeyiniz ve nikahlamayınız'". Şöyle denildi: "Ey Allah'ın elçisi!Bakire­nin izni nasıl olur?". Resulullah (as), "bakire (genç kız) kendisine soru so­rulduğunda susarsa onun izin vermesi budur" buyurdu.
Bu hadis muttefekuıı aleyhtir.
İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyurdu ki, "dul kadının kendi kararlarını kendi kendine alması, velisinin kendisi hak­kında kararlar vermesinden daha önceliklidir. Bakirenin evlendirme (ni­kahlama) işlemi ise bizzat kendisinden izin alınarak gerçekleştirilir. Onun izni susmastdır". Zira evlilik konusunda bir genç (bakire) kıza sorular sorul­duğunda utangaçlığı galip geleceğinden yalnızca susmakla yetinir.
Bir başka rivayette de, "bakireden evlendirme izni bizzat babası tara­fından kendisine sorularak alınır, onun izin vermesi ve kabul etmesi susma-sidir" diye geçmektedir.
Bu hadisi İmam Müslim Sahih'inde rivayet etmiştir.
Hz. Aişe'den de şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'a (as), "ailesi bir genç kızı (bakireyi) evlendirdiği zaman onun iznini alır mı? Ona danışır mı?" diye sordum. Bana dedi ki, "evet, ailesi ona danışır onunla istişare eder". Ben, "bakire genç kız utanır, sıkıhr. Bu durumda ne yapılması gere­kir?" dedim. Resulullah (as), "onun izin vermesi ve evet demesi -olumlu ola­rak- susmasıdır" diye cevapladı.
Hazzam'ın kızı Hansa'dan rivayet olunduğuna göre, babası Hansa'yı di­retmesine rağmen istemediği biriyle evlendirmiş. Hansa hemen Resulullah'a (as) gelerek durumu bildirmiş. Resulullah da (as) bu nikâhı geçersiz saymış ve reddetmiş.
Bu hadisi İmam Buharı rivayet etmiştir.
Şeyhülislâm İbn-i Teymiye bu hususta şunları söylemiştir: "Kadını ken­disinden izin almadıkça biç kimsenin evlendirmemesi ve nikahlamaması ge­rekir. Nitekim Resulullah (as), 'bakire (genç kızlar) evlendirilirken eğer istemezlerse yaşlarının küçük veya ortada bazı özel durumların ol­ması dışında zorlanamazlar' demiştir", (îbn-i Teymiye el-Fetâvâ el-Küb-râ). Eğer evlenmemekte diretirse izinleri alınmaksızın da evlendirilebilirler. E-ğer evlendirilmek istenen, buluğa ermiş bir erişkin dul kadın ise izni alın­maksızın evlendirilenlez. Bu hususta ne babasının ne de bir başkasının yetki­si yoktur. Bu hususta Müslümanlar hem fikirdirler. [361] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn361)


Adaletli Olunuz, Zira Adalet Allah Korkusuna En Uygun Olandır


Bir adamın birden.çok karısı varsa onlar arasında adaleti gözetmesi ve onların hepsine adil davranması birden çok kadınla evlenmenin en önemli koşullarından biridir. Adaleti bizzat İslam emretmiştir. Nitekim Allah Azze, "adaletli olunuz, zira adalet Allah korkusuna, takvaya en yakın olan­dır" buyurarak adaletin önemini vurgulamıştır. Çok hanımla evlilikte eşler a-rasında adaletin sağlanması ilkesinden ve kavramından uzaklaşmak, adaleti kaldırıp bir kenara atmak kan-koca arasındaki ilişkilerin bozulmasına, aile bağlarının kopmasına ve aile içinde fırtınaların kopmasına sebep olur. Aile i-çerisinde tüm hızıyla devam eden bu yorucu, bıktırıcı ve kan-koca arasına pek çok problem sokan bela, kötülüklerini olanca hızıyla yağdırır. Peki Re-suluîlah'm (as) bu hususta belirttiği bir görüşü ya da uygulaması var mıdır?
Çok hanımla evlenen bir kocanın ilk görevi eşler arasında adaleti sağla­masıdır. Bu hususta İslam alimleri fikir birliği içerisindedirler. Dört Sünen ki-tatıında yeralan ve Ebu Hureyre'den rivayet olunan bir hadiste Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "İki hanımla evlenmiş olup da onlardan birini ih­mal edip tamamen diğerinin peşine takılmış olan kimse kıyamet gününde a-vurdunun bir tarafı eğik olarak gelir". İki hanımı olan bir kimse eşlerinden birinin yanında ne kadar kalıyorsa diğerinin yanında da o kadar kalmalıdır. Mesela bir hanımının yanında bir veya iki ya da üç gece geçirmişse diğerinin yanında da aynı geceleri geçirmek zorundadır. Gecelerin, dağıtımında hiçbir zaman adaletsizlik olmamalıdır. Ama eşlerinden birini daha çok seviyor, o-nunla cinsel ilişkide daha çok zevk alıyorsa bu hususta ona bir günah yok­tur. Bu hususta Allah Azze, "üzerinde titizlikle dursantz dahi kadınlarınız arasında adaleti sağlayamazsınız" (Nisa 129) buyurarak erkeklerin eşleri arasındaki adaletsizliğin cinsel İlişki ve sevgide ortaya çıkacağını vur­gulamaktadır.
Dört Sünen'de (Tirmizî, İbn-i Mace, Nesaî ve Ebu Davud) yeralan ve Hz. Aişe'den rivayet olunan bir hadiste Hz. Aişe şöyle diyor: Resulullah -ge­celerini ve başka şeyleri- hanımları arasında paylaştırdıktan sonra onlara, "iş­te bu benim sahip oduklanmı sizin aranızdapaylaştırmamdır. Ama anık o-nun, yani kalbimin sahip olup da benim elimde olmayan şeylerde de beni kınamayınız" derdi.
Geçim araçlarında ve giyim kuşamda adalet Resulullah'ın (as) bir sünne­tidir. Kişi birden çok hanımla evlenmişse bu hususta da Resulullah'ı (as) ör­nek alarak eşleri arasında adaleti gözetmelidir. Resuluilah (as) insanların na­faka vasıtalarının paylaştırılmasındaki çekişmelerine rağmen eşleri arasında onların geçimlerini temin etmekte de adil davranıyordu. Acaba Resulullah'ın (as) böyle davranması kendisi için gerekli bir görev mis yoksa yapılıp yapıl­maması hususunda herhangi bir hüküm bulunmayan müstahap işlerden midi?
İnsanlar eşler arasında geçim vasıtalarının adilce dağıtımının vacipliği (gerekliliği) veya müstahaphğı hususunda tartıştılar. Eşler arasındaki geçim a-raçlarının paylaştırılmasındaki adaletin vacip olduğunu söyleyenler bu adale­tin kitap ve sünnete uygunluğunun müstahaplıktan daha güçlü ve daha ya­kın olduğunu savunuyorlar. Ama kadın erkeğin nikâhı altında bulunduğu sü­rece bu adalet emredilmiş bir husus mudur? İki hanımı olan bir erkek hanım­larının herhangi birinden uzaklaşmak isterse, boşamak istediği hanımıyla kendi evinde kalması hususunda anlaşmışlarsa diğer eşiyle boşamak istediği eşi arasında herhangi bir eşitliğin olmaması caizdir. Zira boşanacak olan ha­nım olacaklara razıdır. Nitekim Allah Azze, "eğer kadın, kocasının şirret­liğinden (dikbaşltlığından) ya da kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa kocasıyla aralarında anlaşmaları gerekir. Antlaşma en ha-yırtışıdır" buyurmuştur. (Nisa 128) [362] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn362)


Resulullah (As) Neden Ve Nasıl Kızmıştır?


Resulullah (as) birden çok hanımla evlendiğinde yukarıdaki ayet-i keri­me indirildi. Ne var ki, damadı Ali b. Talib Allah Azze'nin verdiği bu ruhsatı kullanmak ve kızı Fatıma'nın üzerine ikinci bir eş olarak Ebu Cehil'in kızıyla evlenmek isteyince Resulullah (as) son derecede öfkelenmişti. Acaba bu kız­gınlığının nedeni ne idi?
Buharî, Ebu Davud ve el-Vadıha'da şöyte geçmektedir: Ali b. Ebu Talib, Ebu Cehil b. Hİşam'm kızıyla evlenmek istediğinde Haşim b. Muğire oğulları bu hususta gidip Resulullah'tan (as) izin istediler. Resulullah (as) onlara izin vermedi ve hemen ardından kızgın bir şekilde minbere çıktı. İnsanlar hemen toplandılar. Resulullah (as) Allah'a hamd edip O'nu güzel niteliklerle övdükten sonra şöyle dedi: "Şimdi, Haşini b. Mugire oğulları kendi kızlartnı Ali b. Ebu Talihle evlendirmek istiyorlar. Ben buna izin vermiyorum. Ali h. Ebi Ta-lib eğer evlenmek istiyorsa Önce benim kızımı boşastn sonra onların kızlarıy­la evlensin. Bu evliliğe ancak böyle izin veririm. Kızım benim birparçamdır. Onu üzen şey beni de üzer. Ona eziyet veren şey bana da eziyet verir. Allah'ın elçisinin kızıyla Allah düşmanının kızı -hir nikâh altında- hiramya gelmeyecektir. Ben Fattma'nın dininde fitneye düşmesinden korkuyorum, yoksa ne bir helali haram ne de hir haramı helal yapmıyorum, Ne var ki, Al­lah elçisinin kızıyla Allah düşmanının kızı ebediyyen -bir çatı altında- bir yerde biraraya gelmeyecektir".
İbn-is Habib şöyle dedi: "Bu hadisteki koşulları bu hususta birer kanıt olarak ele almak İsteyen olursa bilmelidir ki bunlar birer kanıt değildir. Zira bu hadisteki koşullar yalnızca Allah 'in elçisine has bir durumdur".[363] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn363)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:09
Kadının Geçimi Kocaya Aittir, İsterse Karısından Uzaklarda Olsun


Eğer koca karısından uzakta bulunuyorsa kadının geçimi yine kocasına rnı aittir? Ya da koca son derecede eii sıkı ve cimri birisi ise kadının nafakası yine ona mı aittir?
Buharı ve Müslim'de yeralan ve Hz. Aişe'den rivayet olunan bir hadiste şöyle denilmektedir: "Utbe'nin kızı Hind Resulullah'a (as) gelerek şunları söyledi: "Ebu Su/yan (yani kocası) eli çok sıkı bir kimse (bir başka haberde ise "cimri biri")- Bana ve çocuğuma yetecek kadar nafaka vermiyor. Ancak geçimimize yetecek kadarını onun görmez ve bilmez tarafından almam ha­riç". Resuluİlah (as), "sizin geçiminize yetecek olanı, hem aklen hem de di­nen hoş olan hir tarzda al"'buyurdu.
Bu hadiste karısından uzaklarda olan koca hakkında fıkhı bir hüküm vardır. Bu hususta İmam Buharı, "el-Kadâ Ale'l Gâib" adı atında bazı açıkla­malarda bulunmuş; hakimin, suçlama ve iftiralardan korkmuyorsa kendi Ü-miyle insanların problemlerini çözümlemesi demek olan "Re'yun Li'l Kâdî" konusuna da açıklık getirmiştir. Bu durum artık bilinen bir şey olmuştur . în-san kendisinin hakkını gaspeden ve malıyla üstünlük sağlayan birinden ken­di hakkına düşen miktarı habersizce alabilir. Bu bakımdan İmam Malikin ar­kadaşları arasında ihtilaf söz konusudur. Ei-Vadıha'da şöyle geçmektedir: 14-li b. Ebi Talih ve hanımı Fatıma karşılıklı hizmetlerden şikayetlenerek Resu-lullah'ın (as) yanına geldiler. Resulullah (as) evin içindeki işlerle kızı Fatt-ma'nın ve evin dış hizmetleriyle de kocası Ali'nin uğraşması gerektiği hük­münü verdi".
İbn-i Hubeyb şöyle dedi: "Evdeki işler, hamur yoğurmak, ekmek vs. yap­mak, yemek pişirmek, yatak yapmak, evi temizlemek ve eve su temin etmek gibi şeylerdir".
Buharı, Müslim ve Nesaî şöyle söylemişlerdir: Fatıma babasının yanına gelerek, değirmenden -tahıl olarak- eline geçenlerden ve un olarak eve gelenden şikayetlendi. Aişe de kendisini ilgilendiren bir hususu anlattı. Ali gel­diğinde Aişe durumları O'na da anlattı. Ali de şöyle dedi: Resulullah (as) bi­ze geldi birlikte oturduk. Kalkmak istediğimizde Resulullah (as) bize, "yeri­nize oturun" dedi. Yanımıza gelerek aramıza oturdu. Öyle ki, iki ayağının soğukluğunu karnımın üzerinde hissediyordum. Sonra şöyle dedi: "Şu iste­diklerinizden daha hayırlı bir şey göstereyim mi? Yerlerinize geçip yatağını­za girdiğinizde otuzüç kere suhhanellah, otuzüç kez elhamdu lillah, otuz-dört kez de Allahu ekber deyiniz. îşte bu sizin için bir hizmetçiden bile daha hayırlıdır". Ben de bu öğüdü artık hiç terketmedim. Hz. Ali'nin Resulullah'm (as) bu öğüdünü Sıffin gecesi de tutup tutmadığı sorulduğunda, "hayır, Sıf- -fin gecesinde dahi terketmedim" dedi. [364] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn364)


Aniden Hamile Kalan Bir Kadının Evlendirilmesi


Adamın biri bir kadınla cinsel ilişkide bulunmuş ve kadının şer'î bekle­me süresi içerisinde hamile olduğu anlaşılmıştı. İslam alimleri bu kadının hakkında şöyle dediler: Bir kimsenin ektiği ekini (çocuğu) bir başkasının su-lamaması için bu kadın evlendirilemez..
Bu hususta doğru olan nedir?
Burada; bir kadınla evlenip onun hamile olduğunu öğrenen kişi, bu ka­dının tüm geçimi (nafaka-i mutlak), İddet (bekleme) süresi ve yerleşimi gibi hususlar olarak göze çarpar.
Muvatta, Buharı, Müslim ve Nesaî'de Fatıma bint-İKays'tan rivayet olu­nan bir haberde Fatıma şöyle dedi: "Ebu Ömer b. Hafs beni kesinlikle boşa-di". Müslim'de ve Nesaî'de şöyle aktarılıyor: iki talakla boşadı, yalnızca bir talak kaldı, ama kendisi Şam'a gitti ve kendisine bir miktar arpa ile vekilini gönderince kadtn kızdı. Bunun üzerine adam şöyle dedi: "Allah'ayemin ol­sun ki, sana herhangi bir şey vermek zorunda değilim". Nesaî'de şöyle deni­yor: Kocası kadına Haris b. Hİşam b. Ebi Rabia'yı bir miktar nafakayla gön­derdi. Kadın onun bu hareketine kızdı. Adam da, "Allah'a yemin olsun ki, hamile olduğun için vermek istediğim dışında sana nafaka olarak hiçbir şey borçlu değilim. Üstelik bana ait olan hir konutta da yalnızca henim iznimle kalabilirsin" dedi. Müslim de ise şöyle geçmektedir: "Adam karısına 5 sa' (14,600 gr.) arpa ve hurma gönderdi. Kadın Resulullah'a (as) gelerek duru­mu anlattı. Resulullah (as), "senin nafaka hakkın yoktur" buyurdu.
Müslim'de geçen bir haberde şunları okuyoruz: Fatıma bint-i Kays ken­disini boşayan kocasını ikamet ve nafaka hususunda Resulullah'a (as) şikayet etti: "O bana ne kalacak bir yer verdi ne de nafaka" dedi. Nesaî'de ise bu haber şöyle geçiyor: Kadının şikayetinden sonra Resulullah (as) o kadına bir tek evde tek başına veya bir ortakla birlikte iddet süresini tamamlamasını emretti. Sonra şöyle buyurdu: "Bu kadını ashabım dışlamaz, bilakis arala­rında barındırırlar". Kadına hitaben, "iddet süreni Abdullah İbn-i Ümmü Mektum'un yanında tamamla. Zira o kör bir kimsedir. Onun yanında elbiseni çıkarabilirsin. Doğumundan sonra bana mutlaka bildir" dedi. Kadın doğum yapınca Resulullah'a (as), Muaviye b. Ebi Süfyan'ı ve Ebu Cehm Hıtâ-bî'yı onlardan biriyle evlenmek amacıyla hatırlattı.
Muvatta'da sahabe arasında Ebu Cehm b. Hişam denen birinin bulun­madığı, bunun bir hata olduğu ve bu kişinin Ebu Cehm b. Sahr b. Adî Kura-şîy olduğu ve kendisine Ebu Cehm Huzeyfe b. Ganim denildiği kaydı vardır. Bu haberde ResuluIIah (as), "(kadına hitaben) Ebu Cehm ile mi evlenmek is­tiyorsun? Onun bir yerleşik düzeni yoktur, Muaviye ise yoksuldur, malt mül­kü yoktur. Gel seni Üsame b. Zeyd'le evlendirelim " buyurdu. Kadın bunu pek hoş karşılamadı. ResuluIIah (as),. "Üsame île evlen" diye yineledi. Daha sonra Üsarne'yle nikahlandı. Bu evlilikte Allah Azze onlara iyilik verdi ve kadın ra­hata kavuştu. [365] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn365)


Kadının Kocası Üzerindeki Hakkı


Kadının kocası üzerindeki hakkının ne olduğu sorulduğunda ResuluIIah (as) şöyle buyurdu: "Kendisi yediği zaman ona da yedirmesi, giyindiğinde onu da giydirmesi, bunu yüzüne vurmaması (başına kakmaması), onu kö­tülememesi, ayıplarını yüzüne vurmaması ve evin içi hariç kadının sırlarını açığa çıkarmaması kadının erkeği üzerindeki haklarıdır".
Bu hadisi İmam Ahmed ve Sünen kitabı sahipleri rivayet etmişlerdir. [366] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn366)


Yalnızca Kocasının İzniyle


Ansabe b. Said tarikiyle Beni Ümeyye'nin azatlısı Hammad'dan, O'nun Velid'in azatlısı Cenah'tan, O'nun da Vasile'den rivayetîyle şöyle gelmiştir: ResuluIIah (as) şöyle buyurdu: "Kadın kocasının malından -onun- izni ol­maksızın hiçbir şeyi -helal olarak- alamaz (yani izinsiz alacağı berşey ha­ramdır)".
Bu hadisi imam Süyûti el-Mu'cemu'i Kebir'de Taberant'ye isnad etmiştir. İmam Ahmed bu hadise kitabında yer vermiş ve Tahavî de hadisi rivayet et­miştir. [367] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn367)


Müslüman Kardeşinin Evlenme Teklifi Üzerine Bir Diğer Müslümanın Evlenme Teklif Etmesi Helal Değildir


Bir Müslümanın yaptığı evlenme teklifinin üzerine bir diğer Müsiümanın evlenme teklifi götürmesi helal midir?
Bu sorunun cevabı Resuîullah'tan (as) rivayet olunan sahih bir hadiste bulunmaktadır. ResuluIIah (as) buyurdu ki, "bir müslümanın evlenme teklifi daha sonuçlanmadan hemen onun üzerine bir başka Müslüman evlenme teklifi yapamaz ve Müslüman kardeşinin İstediğinin peşinden de gidemez". Bu nedenle dört mezhebin imamları bu hususun haramlığı konusunda hem­fikir olduklarını ifade ettiler. Bu, onların fikirlerini içeren metinlerde rivayet
olunmuştur. Ne var ki bu alimler bir Müslümanın istediğine İkincisi gidip ta­lip olacak olursa ikincisinin bu şanlar altında yapacağı nikâh akdinin geçerli olup olmadığı üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Burada iki görüş vardır: İkincisinin yapacağı nikâh geçersizdir, sahih değildir. Malik ve Ahmed bu görüştedirler. Nakledilen ikinci rivayette de bunun sahih olduğu savunulmaktadır. Nitekim îmam Ebu Hanife ve Şafiî ise bu görüştedirler. Bir başka rivayette de İmam Ahmed'İn bu akde "sahih" dediği görülmektedir. Birinin kızını istemek de­mek eğer cevap olumlu ise bir dereceye kadar bu bir akd (sözleşme) sayılır. Bundan dolayı ilk teklif bir akid olup mahremiyete sahiptir, yani o bir nikâh­tır, bir evliliktir. Bu antlaşmayı kabul etmeyenler: "Birinci teklif ikinci teklifin yapılmasını haram kılmıştır" diyorlar. İslam alimleri, birinci teklifin üzerine i-kinci teklifi sunanların Allah ve Resulüne asi oldukları konusunda ittifak ha­lindedirler. Bu hususta ihtilaf edenler bu alimlerin bazı arkadaşlarıdır. Bir şe­yin günah olduğunu bile bile onda ısrar etmek insanın dinine, adaletine ve Müslümanlarla olan velayetine zararlar açar, onları bozar. [368] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn368)


Evliliğin Sorumluluklarını Yüklenebilecek Olan Evlensin


Evliliğin sorumluluklarını yüklenemeyecek olanlar oruç tutsunlar. Bura­da sözkonusu edilen hikmet nedir?
Resuîullah'tan (as) rivayet olunan şu hadiste bunun cevabını bulabiliriz: ResuluIIah (as) buyurdu ki, "ey gençler sizden evliliğin sorumluluklarına güç yetirebilenleriniz evlensin. Zira evlilik gözleri harama karşı koruduğu gibi cinsiyet organlarını da -harama karşı- korur. Sizden evlenmenin sorumlu­luklarına güç yeliremeyenler oruç tutsunlar. Oruç onlar için bir koruyucu­dur".
Nikahın sorumluluklarına güç yetirebilmek demek geçim vasıtalarına güç yetirmek demektir. Yoksa cinsel ilişkiye güç yetirebilmek değildir. Zira hadis cinsel ilişkide zaten güçlü olan kimselere hitab etmektedir. Bundan do­layı oruç onun koruyucusu olsun diye evliliğe gücü yetmeyenlerin oruç tut­malarını emretmektedir.
Acaba malı olmayıp da evlenmek isteyen kimse borçlanarak evlenmeyi arzu edebilir mi? Bu hususta görüş ayrılıkları vardır. Bunlardan İmam Ahmed ve arkadaşlarını sayabiliriz. Allah Azze, "evlenmeye güç yetiremeyenler Allah onları fazlından zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar" buyurmakta­dır (Nur 33) ■ Salih erkekler (insanlar) kendilerinin üzerinde bulunan ve yeri­ne getirmek zorunda oldukları gerek Allah'ın gerekse insanların haklarını gö­zetirler. [369] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn369)


Zina Eden Köleler


Efendisinin izin vermediği kölenin evliliği geçersiz midir? Eğer bir köle efendisinin izni omaksızın evlenmişse bu evliliği geçerli değildir. Bu hususta Müslümanların fikir birliği sözkonusudur. Sünen kitaplarmda Resulullah'tan (as) şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyurdu ki, "efendisinin izni olmadan evlenen köleler zina etmiş demektir". Sözleş­meli kölenin de efendisi evlenmeyi uygun görmüşse evliliği geçerlidir. Ebu Hanife, Malik ve Ahmed bir rivayette bu görüşü paylaşmaktadırlar. Bir başka rivayette de tmâm Şafiî ve Ahmed'e göre böyle bir evlilik geçersizdir. Eğer köle evlenmek isterse, efendisi, Allah Azze'nin şu hükmünü uygular: "İçi­nizden bekarlar, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanlarla evleniniz (veya onları evlendiriniz) eğer onlar yoksul iseler Allah on­ları fazlından zengin eder" (Nur 32) [370] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn370)


Azl (Erkeğin Orgazm Anında Dışarıya Boşalması)


Resulullah'a (as) azilden bahsedildiğinde, "ne? Yoksa yapıyor musu­nuz?" diye sordu. Bu sözünü üç kez yineledi. Sonra da, "kıyamet gününe kadar yaşayacak olan hiçbir canlı yoktur ki varlığım sürdürmesin (yaşaya­cak olan mutlaka yaşayacaktır)" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Müslim'de rivayet olunan bir hadiste ise, "bunu (azli) yapmayınız. Al­lah Azze'nin var olmasını istediği canlı kıyamete kadar var olacaktır" buyur­duğu nakledilmektedir.
Resulullah'a (as) azlin durumu sorulduğunda şöyle dedi: "Erkeklik suyu­nun her parçasından çocuk olmaz. Ama Allah Azze bir şeyi yaratmak isterse onun önüne hiçbir şey geçemez". Bir başkası şöyle sordu: "Benim bir cari­yem var hamile kalmasını istemediğim için cinsel birleşmede azil yapıyorum. Bende herhangi bir erkeğin istediklerini istiyorum. Ama Yahudilerin 'meniyi cinsel birleşme anında dışarı boşaltmak kız çocuklarını diri diri toprağa gömmenin bir türüdür' dediklerini işittim". Resulullah (as), "Yahudiler ya­lan söylemişler; eğer Allah dışarı akıtılan meniden yaratmak isteseydi sen hiçbir şey yapamazdın" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Davud ve Ahmed rivayet etmişlerdir.
Bir başkası da Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Benim bir cariyem var cin­sel ilişkimizde azl yapıyorum, bu hususta durum nedir?". Resulullah (as), "senin yaptığın bu işlem herhangi bir şeyi önleyecek değildir. Eğer Allah bir şeyi dilerse o olur" buyurdu. Bir adam, "size anlattığım bir cariyem vardı ya, hani hamile kalmasını istemediğim, işte o hamile kaldı" deyince Resulullah (as), "ben Allah 'in kulu ve elçisiyim" buyurdu.
Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Yine bu husustan olarak bir adam,, "benim bir cariyem var, o bizim hizmetçimiz ve sucumuzdur. Onunla cinsel ilişkiye giriyorum, ama hamile kalmasını istemiyorum" dedi. Resulullah (as), "eğer istiyorsan cinsel birleşme anında azil yap (meniyi dışarı boşalt). Ama yazılan başa gelir" buyurdu. A-dam bir müddet sonra tekrar geldi ve "cariyem var ya, o hamile kaldı" dedi. Resulullah (as), "ben ona yazılanın mutlaka olacağını sana söylemiştim " de­di.
Gerçekten pratik yaşantımızda uzun uzadıya yaptığımız deneyimlerimiz­le tanık oluyor hayret ediyoruz. Kendi akıllarınca aile planlaması yapanlar hanımlarına doğum kontrol hapları ve önleyici spiraller kullandırmalarına rağmen ikiz doğumların artışı gündeme gelmiş ve bu konuda kafalarda soru işareti oluşmuştur. Mesela bu sıralar kadınlara spiraller takmalarına rağmen gebeliklerin artması ve doğum kontrol haplarının kullanımları yanında ikiz doğum oranlarındaki artışlar gündeme gelmektedir.
Bir başka adam yine azlin durumunu sordu. Resulullah (as), "eğer er­keklik suyundan Çocuk olacaksa sen onu kayaların üzerine dökerek helak etmek istesen de Allah o sudan çocuğu çıkaracaktır. Nefisleri yaratan Allah-tır" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Bir başka adam da, "ben hanımımla cinsel ilişkide bulunurken azl ya­pıyorum" dedi. Resulullah (as), "yapma" dedi. Adam, "ama ben hanımım hamile olduğu için çocuğa acıyorum" dedi. Resulullah (as), "eğer hamile ha­nımla cinsel ilişki çocuğa zarar verseydi İranlılar ve Rumlar zarar görürler­di" buyurdu. Bir başka rivayette, "eğer bu zararlı olsaydı -ki zararlı değildir-bundan İranlılar ve Rumlar zarar görmüş olurlardı" ifadesi yer almaktadır.
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. [371] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn371)


EMZİRME


Ne Bir Ne De İki Kez Emzirme Nikahı Haram Kılmaz


Bir bedevî, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Benim bir hanımım vardı, daha sonra ikinci bir hantmla evlendim. Ben sanıyorum ki ilk hanımım i-kinci hanımımı bir veya iki kez emzirmiş, şimdi ne yapacağım?". Resuhıllah (as), "birya da iki kez emzirme nikâhı haram kurnaz" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Sehle bint-i Süheyl Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Salim, (oğlundan bahsediyor) diğer erkekler gibi hem buluğa erdi, hem de olaylan kavrayacak kadar akıllandı. Ama hâlâ odamıza giriyor. Ben kocam Ebu Huzeyfe'nin bu durumdan hoşlanmadığını ve iyi şeyler düşünmediğini zannediyorum". Re-sulullah (as), "öyleyse Salim'i emzir de artık Ebu Huzeyfe onun varlığından boş olmayan şeyler düşünmesin. Zira emzirmen senin nikahını O'na haram kılacaktır" buyurdu. Kadın evine gitti bir süre sonra döndü ve "Salim'i em-zirdim. Böylece Ebu Huzeyfe'nin aklına gelen kuşkular da gitti" dedi.
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir. . .
Aralarında Hz. Aişe'nin de bulunduğu seleftçn bazı alimler Resulullah'ın (as) bu fetvasına uymuşlardır. îlim adamlarının pek çoğu ise bu fikri benirh-sememişlerdir. Onlar bu fetvanın karşısına, çocuğun sütten kesilmesinden önce daha bebeklikte ve iki yıllık emzirme döneminde iken yapılan emzir­menin nikâhı haram kılan emzirme olduğunu savunan hadisleri çıkarıyorlar. Bu hadiste bazı özellikler vardır: Birincisi; bu husustaki hadislerin çokluğu­dur. Ama Salim'İn konu edildiği hadis tek basmadır. İkincisi; Resulullah'ın (as) Aişe dışındaki hanımlarının çoğu daha bebeklikte iken emzirmenin ni­kahı haram kıldığı fikrini benimsemişlerdir. Üçüncüsü; en geniş kapsamlı ve en tedbirli olan şıktır. Dördüncüsü; yaşı büyük bir kimsenin bir kadını em-mesiyle beslenme bakımından hiçbir yarar elde edemez. Büyük yaşta em­mek ne et oluşturur ne de kemiklere bir yarar sağlar. Bu tür emmeler "ba'dıyyet (bir parça olmak)" denen ve nikâhı haramlaştıran faktörü oluştur­mamaktadır. Beşincisi; belki de bu yalnızca Salim'e mahsus bir durumdur. Çünkü bu hadis, O'nun hikâyesi anlatılırken rastlamaktan başka herhangi bir yerde geçmemektedir. Altıncısı; Resulullah (as) Hz. Aişe'nin odasına girince O'nun yanında ayakta duran bir adam görünce bundan son derecede etki­lendi ve kızdı. Hz. Aişe ona, "o benim süt kardeşimdir" dedi. Bunun üzerine Resulullah (as), "süt kardeşlerinin kimler olduğuna bak, emzirmek (emmek) dediğin bir yekûn tutmalıdır" buyurdu.
Hadis muttefekun aleyhtir.
Müslim'in, bu hadisi naklederken kullandığı lafızlar ise Salim'in durumu anlatılırken bir başka seyir takibetmektedir. Bu da Salim'in o anki durumu i-çin kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Salim, Ebu Huzeyfe'nin evlat edinip büyüttüğü bir çocuk idi. Bu nedenle de Ebu Huzeyfe'nin hanı­mının odasına girmeye hiçbir hakkı yoktu. Burada ortaya çıkan ihtiyaçlar böyle nadir olan bir uygulamayı gündeme getirmiştir. Bu hususta herhangi bir açıklama yapmak ve içtihadda bulunmak caiz değildir. Belki de burada takibedilen yol ve yöntem en etkilisidir. Birçok alim de bu hadise meyletmiş­lerdir. En iyisini bilen Allah'tır. [372] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn372)


0 Senin Amcandır, Ona İzin Ver


Hz. Aişe, Resulullah'a (as), "Ebu'l Kays'ın kardeşi Emlec yantma gelmek için izin istedi. Onun karısı beni emzirmişti" dedi. Resulullah (as), "izin ver gelsin; zira o senin amcandır" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [373] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn373)


Emzirmede Tanık Olarak Ne Geçerlidir?


Resulullah'a (as), "emzirmede, 'bu filanı emmiştir dolayısıyla onun ni­kahı buna haramdır' diyebilmek için tanık olarak geçerli olan nedir?" diye sorulduğunda, Resulullah (as), "bir erkeğin veya bir kadının tanıklığı yeterli­dir" buyurdu.
Hadisi Ahmed rivayet etmiştir. [374] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn374)


Kızkardeşimln Süt Kardeşi Bana Haram Olur


Resulullah (as), Hamza'nın kızının kendisine nikâhlanması istendiğinde şöyle buyurdu: "O kızın nikâhı bana haramdır. Zira o benim süt kardeşi­min kızıdır. Neseb bakımından (doğumla) haram olanlar sütle de haram o-hırlar".
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir.
Ukbe bin el-Haris, Resulullah'a (as), "bir kadınla evlendim. Sonra anne­si Sevda geldi ve 'ben ikinizi de emzirdim' dedi. Ama bu kadın yalancıdır. Ben de onun söylediklerinden ve kendisinden yüz çevirdim. J'na itibar et­medim" dedi. Resulullah (as), "sen nasıl o kadınla evlenirsin. Baksana bu kadın sizi emzirdiğini sanıyor. Onu kendinden uzak tut, hanımını boşa" de­di. \ -
Resulullah (as), Ukbe'nin evlendiği kadınla nikahını geçersiz saydı. Lk-be karısını boşadı, kadın da bir başkasıyla evlendi.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Darekutnî'de de lafız olarak "o kadından uzaklaş, onu boşa; ondan sa­na hayır yoktur" ibaresi geçmektedir. [375] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn375)


Beni Emziren Kadının Hakkını Nasıl Öderim?


Bir adam Resulullah'a (as), "beni emzirenin üzerimde olan hakkını na­sıl öderim?" diye sorduğunda, Resulullah (as), "iyi bir köleyi veya kölenin ci­nasını ona vermendir''buyurdu. .
Hadisi imam Tirmizî rivayet etmiştir. [376] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn376)


Peruk Yapan Ve Kullanan


Resulullah'a (as), "bir kadın evlendi, hastalandı ve saçları döküldü. O-na peruk yapıp takmak istediler" diye anlatıldı. Resulullah (as), "Allah peruk takmak isteyene de takana da la'net etmiştir" buyurdu.
Hadis muttefekun aleyhtir. [377] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn377)


BOŞANMA, ZIHAR ve LANETLEŞME


Yerleşim (Konut) Ve Nafaka Hususunda Kocasını Dava Eden Kadın


Kocası, Fatıma bint-i Kays'ı geri dönüşü olmayacak şekilde boşamıştı. Kadın, kocasıyla konut ve nafaka hususunda anlaşmazlığa düşünce Resulul-lah'a (as) geldiler. Fatıma bint-i Kays, "kocam bana ne konut temin etti ne de nafaka verdi" dedi. Sünnet kitaplarında şöyle geçer: Resulullah (as), "ey Kays ailesinin kızı! Kocanın konut temin edip nafaka vermesi yalnızca ric'î talak (dönüşü olabilecek boşama) İçin geçerlidir. Senin durumunda olanlar için değil" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Bir başka hadise göre ise, kocanın vermesi gereken konut ve nafaka yalnızca ric'î talakla, yani eşine dönebilmesi mümkün olan bir boşamayla boşanan kadının hakkıdır. Eğer boşama kesin ise kadının konut ve nafaka hakkı yoktur..
Sabi, Fatıma bint-i Kays'tan rivayet ederek şöyle dedi: Resulullah (as), "üç talakla boşanmış olan kadının -erkeği üzerinde- ne konut ne de nafaka hakkt yoktur" buyurdu. [378] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn378) .
Bu.Müslimin rivayetidir.
Bu hususta aksi görüşü savunanlar da vardır. Hadis alimleri her ne ka­dar bu hadisi delil olarak ileri sürmekteler-se de Ömer b. el-Hattab, Ömer b. Abdulaziz, Ebu Hanife, Süfyan es-Sevrî ve daha başka şahıslar üç talakla ke­sin olarak boşanmış olan kadınların da nafaka ve konutta haklarının bulun­duğu fikrini benimsemişlerdir. Birincilerin delilleri, Allah Azze'nin "çocukla rint doğuruncaya kadar onların nafakalarım verin" ayetidir. Bu hük­mün ric"î talakla boşanmış olan kadınlar için geçerli olduğu, icma yoluyla belirlenmiştir. İkincilerin delilleri de yine Allah Azze'nin "nerede yerleşmiş-seniz onları da oraya yerleştiriniz" emridir. Bunun yanında bir üçüncü görüş de şudur: Hadi ve başka kimseler, Allah Azze'nin "boşanmış kadın­lar için bir yararlandırma -nafaka- vardır" ayetini delil göstererek bo­şanmış kadına konut verilmeksizin nafaka temin edileceğini savunuyorlar. Bu hususta pek çok görüş vardır. Bence ahkâm ayetlerinin tefsirlerine bakı­labilir.
Sahih-i Müslim'de geçen hadiste İse Fatıma bint-i Kays'ın şöyle dediği aktarılmaktadır: "Kocam beni üç talakla boşadı. Resutullah da (as) bana nafaka da konut da temin edilmemesini kararlaştırdı".
Müslim'in bir başka rivayetinde de şöyle geçmektedir: Ebu Amr, Ali b. Ebu Talib ile birlikte Yemen'e gitti ve karısına kendisini iki talakla boşadığına dair bir haber gönderdi. Kadının son bir talak hakkı kalmıştı. Bu nedenle Ay­yaş b. Ebi Rebia ve Haris b. el-Hişam karısına nafaka vermesi için Amr'a e-mir verdiler. Ebu Amr onlara, "Allah'a yemin ederim ki hamile değilse onun nafaka hakkı yoktur" dedi. Kadın bundan dolayı Resuluîlah'a (as) gelerek ortadaki durumu anlattı. Resulullah (as), "hayır nafaka yoktur" dedi. Taşın­mak için izin istedi. Resulullah (as) O'na izin verince, kadın, "nereyegideyim ey Allah'ın elçisi?" dedi. Resulullah (as), "îbn-i Ümmî Mektum'un yanına" dedi. Bu adamın iki gözü de kör idi. Onun yanında elbiselerini çıkarsa da görmezdi. Bu kadının bekleme müddeti (4 ay 10 gün) sona erince Resulul­lah (as) O'nu Usame b. Zeyd'le nikahladı. Daha sonraları Mervan b. Kubey-da İbn-i Zueyb kadına haber göndererek Resulullah'm (as) bu hadisini sor­du. Kadın da olanları anlattı. Mervan, "bu hadisi bu kadından başka hiç kimseden duymadık, insanları kendilerine özgü iffetleri ile kabul ediyoruz" dedi. Mervan'ın bu sözleri Fatıma'ya ulaşınca, "sizinle benim aramda Kur'an-t Kerim hakemdir. Allah Azze şöyle buyurmuştur; 'O (boşanmış) kadınları bulundukları evlerinden çıkarmayın kendileri de çıkmasın-lar' (Talak 1) îşte bu ayet bu konuyu araştırmak isteyenlerin başvuru kay­nağıdır ve üç talakla boşanma gerçekleştikten sonra ne anlatüabilir ki?" de­di. ■
ResuluIIah (as) kadınların giyim ve geçinmelerinin bilinen hak bir tarzda erkeklerin sorumluluğunda olduğunu belirlemiş ve öylece fetva vermiştir. Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [379] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn379)


Cimri Koca


Süfyan'ın karısı Hind, Resuluîlah'a (as) şöyle sordu: "Ebu Süfyan çok cimri bir kimse. Bu yüzden bana ve çocuğuma yetecek kadar nafaka vermi­yor. Yalnızca O görmeden ondan aldıklarım hariç; bu durumda ne yapabi-
lirim?". Resulullah (as), "sana ve çocuğuna yetecek kadar nafakayı iyi bir yolla ve güzelce ondan al "buyurdu.
Hadis muttefekun aleyhtir.
Bu fetva bazı hususları kapsamına alır: İlki; kadının nafakası belirlenmiş değildir. Zamana ve zemine göre her iki tarafı da zora sokmaksızın takdir e-dilir. Ama buradaki takdir ne Resulullah'm ne sahabelerinin ne de tabiîn ke­siminin zamanlarında bir karara bağlanmış değildir, ikincisi; kadının nafakası çocuğun nafakası gibidir. Her ikisi de gerek aklın gerekse dinin kabul edece­ği ma'ruf bir tarzda olacaktır. Üçüncüsü; çocukların nafakalarını temin husu­sunda baba tek basınadır ve yalnızca kendisi sorumludur. Dördüncüsü; baba veya koca vermesi gereken nafakayı vermezse gerek çocuklar ve gerekse kadın bu nafakayı en iyi bir tarzda almak hakkına sahiptir. Beşincisi; eğer kadın kocasından nafakasını yetecek miktarda almak gücüne sahip ise sınır­lara tecavüz etmeye hakkı yoktur. Altıncısı; eğer Allah ve Resulü nafakayı ö-denmesi gerekli bir borç olarak kararlaştırmamışsa bu hususta başvurulacak yer örftür. Yedincisi; şikayetçi olan taraf diğer tarafın kötülüklerini sayıp dö­kebilir: Bu hususta anlatılanlar gıybet olmadığı gibi ne söyleyeni ne de onu dinleyip tasdik edeni günaha İtmez. Sekizincisi; kesin oluş nedeni bili'..iiği halde ödemesi gereken bir borcunu ödemeyen kimseden alacakları olanlar eğer güçleri yetiyorsa hak ettikleri bu şeyi alabilirler. Bu hususta örnek ola­rak Resulullah'm Hind'e verdiği fetvayı söyleyebiliriz. Resulullah (as) şöyle dedi: "Eve gelen bir misafirin gecelemesi her Müslüman üzerine bir borçtur. Onun ölümüyle bundan mahrum olsa da yine kendisinin ödemesi gereken bir borçtur ister öder isterse terkeder".
Bir başka rivayette de şöyle geçmektedir: "Bir topluluğa misafir olan kimsenin ağırlanması o topluma aittir. Misafir kendisini ağırlayacak olan toplumdan kimseyi bulamazsa, kendini ağırlayacak kimseler olarak değer­lendirerek onları cezalandırır". Eğer hakkın hak oluşunun sebebi açık, bili­nen birşey olmazsa yapılması ya da yapılmaması durumunda herhangi bir ceza ya da ödül sözkonusu olamaz. Mesela Resulullah (as) şöyle demiştir: "Emaneti sana güven veren -güvenebileceğin- kimseye ver, sana hainlik eden kimseye de hainlik etme".[380] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn380)


Boşamak, Yalnızca Evlenip Cinsel İlişkide Bulunduktan Sonra Geçerlidir


Bir adam, Resuluîlah'a (as), "ben falan hanımla evlendim, ama şimdi o-nu üç talakla boşadım" deyince Resulullah (as), "onunla evlen; zira boşan­mak yalnızca evlenip cinsel ilişkide bulunduktan sonra geçerlidir" buyurdu.
Resulullah'a (as), "falan hanımla evlendiğim gün boşandım" diyen bir adamın durumu sorulduğunda şöyle dedi: "Sahip olunmayan, yani cinsel i-lişkide bulunulmayan biri için boşamak yoktur".
Hadisi Darekutnî rivayet etmiştir. [381] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn381)


Konfor İçinde Yaşayanların Nimetlere Şükretmemeleri


Bir kadın, Resulullah'a (as) konfor İçinde yaşadıkları halde elde ettikleri nimetlere ve kendi durumlarına şükretmeyenlerin durumlarını sordu. Resu-lullah (as), "siz kadınlardan biriniz ana-habasının evinde kocastz olarak bayatını sürdürürken Allah onu bir kocayla (evlilikte) rızıklandınr Çocuk­lara ve mala kavuşur. Buna rağmen yok yere kızar, iste bu, nimetlere şükret-memektir". Bunun üzerine kadın kocasını kastederek, "ondan bir gün olsun hayır görmedim " dedi.
Bu hadisi imam Ahmed rivayet etmiştir. [382] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn382)


Kocam Beni Üç Talakla Boşadı


Bir kadın, Resulullah'a (as), "kocam beni üç talakla, yani kesin olarak boşadı. Ben de bir başkasıyla evlendim. Yanıma geldi, üzerinde elbise saçağı (örgüsü) gibi bir bezden başka bir şey yoktu. Benimle belli belirsiz bir kez dı­şında cinsel ilişkide bulunmadı. Bu nedenle benden pek bir tat alamadı. Pe­ki ben şimdi nikahlanmak üzere ilk kocama helal olur muyum?" diye sordu. Resuİuîlah (as), "hayır, sen bir başkasıyla evlenip cinsel ilişkide bulanarak o-nun orgazmını o da senin orgazmını tadıncaya kadar ilk kocana helal ola­mazsın " dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Yine bu cümleden olarak şunu da gösterelim: Resulullah'a (as) bir ada­mın durumu soruldu. Bu adam, karısını üç talakla boşamıştı. paha sonra ka­rısı bir başkasıyla evlenmişti. Adam evlendikten sonra kapıları kapatmış, per­deleri çekmişti. Sonra cinsel ilişkide bulunmaksızın karısını boşamıştı. Resu-lullah (as), "bu kadın ikinci evlendiği kocasıyla cinsel ilişkide bulununcaya kadar ilk kocasına helal olmaz" buyurdu.
Bu hadisi Nesaî rivayet etmiştir. [383] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn383)


Bir Defada Üç Talakla Boşamak


Rukane b. Abdu Yezid, karısını bir defada üç talakla boşadı. Sonra da bu işten son derece sıkıntı duyup üzüldü. ResuluUah (as) ona durumu sora­rak, "karını nasıl boşadın?" dedi. Rukane, "üç talakla boşadım" dedi. Resu-lullah (as), "bir defada mı?" diye sordu., Rukane, "evet" dedi. ResuluUah (as), "senin yaptığın bir defada üç talak, yalnızca bir talak (boşama)dır. Eğer isti­yorsan hanımına dönebilirsin"dedi. . .
Haberi rivayet eden dedi ki, "Rukane hanımına döndü". İbn-i Abbas, "talak yalnızca kadının her adet döneminin bitip temizlendiği zamanda bir kez olarak yapılır" diye nakletti.
Bu hadisi tmam Ahmed rivayet etmiştir.
Hadisi rivayet eden şöyle diyor: Bize Said b. İbrahim anlattı, O'na baba­sı, O'na Mühammed b tshak, O'na Davud b. el-Hasiyn, O'na da İbn-i Abbas'ın azatlısı İkrime anlatmış. îmam Ahmed bu hadisin İsnadının sahih olduğunu söylemiş ve onu bir kanıt olarak sunmuştur. Tİrmizî'nin tutumu da aynıdır.
Abdurrezzak şöyle diyor: Bize İbh-i Cureyc, O'na da Resulullah'ın (as) azatlılarından olan Ben-i Rafî'den bazılarının İkrime'den, O'nun da îbn-i Ab-bas'tan dinlediği şekli ile rivayet etmiştir. İbn-i Abbas diyor ki: Abdu Yezid, Ebu Rukane ve kızkardeşi Ümmü Rukane ile birlik olup karısını boşarriış ve Müzeyne'den bir kadınla nikahlanmıştı. Kadın Resulullah'a (as) geldi -başın­dan bir kıl çekip- "kocam benim şu kıl kadar olsun herhangi bir ihtiyacımı görmüyor. Beni ondan ayır" dedi ve Resulullah'ın (as) himayesine girdi. Re­suluUah (as) Rukane ve kızkardeşine haber göndererek getirtti, sonra da ar­kadaşlarına dönerek: "Falan kimsenin şöyle şöyle davranışlarının ve filan kimsenin böyle tutumunun Abdu Yezid'in tutumuna benzerliğini görüyor musunuz?" diye sorunca, ashab, "evet" dedi. Bu kez Resulullah (as) Abdu Yezid'e, "katını boşa" dedi. O da boşadı. Resulullah (as), "şimdi ilk karın o-lan Ümmü Rukane'ye ve kız kardeşine dön" dedi. Abdu Yezid, "ben karımı üç talakla boşadım ey Allah'ın elçisi" dedi. Resulullah (as), "şimdi durumları öğrendin, artık karına dön" dedi ve "ey Peygamber!Kadınlarınızı boşa yacağıtnz zaman onları adetleri İçinde (temiz oldukları zaman) bo-şayın (Talakl)" ayetini okudu.
Ebu.Davud, "bize îbn-i Salih anlattı, O'na da Abdurrezzak rivayet et­miş" dedi ve yukarıdaki hadisi tekrarladı.
Senet zincirindeki isimleri karıştırmasından korkulan îbn-i îshak'a ait bir başka tarikle de şöyle rivayet olunmuştur: İbn-i İshak, "falan bana anlattı benimse görüşüm şudur' diyor. İbn-i Abbas ise buradaki iki rivayetten birisi ile fetva veriyordu. Bu hususta O'ndan ve üç ayrı senede Hz. Ömer'den ha­dis rivayet olunmuştur. Resulullah'ın (as) ve Ebu Bekir'in dönemlerinde ve Hz. Ömer'in hilafeti başlarında bir defada üç talak yalnızca bir boşama sayılı­yordu. Daha sonraki dönemde sahabeler yine bunu biliyorlardı, ama güçleri yettiğince açığa vurmuyorlardı. Bu durum imkansız gibi görünmekte ise de rivayet olunan haberler sahabenin bu hadisle amel ettiğini ve fetva verdiğini göstermektedir. Ebu Bekir'in yaşantısı boyunca durum böyle idi. Nitekim bu fetvayı Resulullah (as) vermiş sahabe bunu alıp uygulamış ve kimse de buna karşı çıkmamıştı. Hz. Ömer, kendi döneminde insanların, kendileri için bir ceza ve yükümlülük oluşturduğundan dolayı üç talakın uygulanmasına sal­dırdıklarını görünce bu hususta içtihad etmişti. Amacı maslahat olarak telakki ettiği bir hususun helal oluşunu gündeme getirmekti. Yoksa Resulullah'ın (as) verdiği yukarıdaki fetvayı kaldırarak kendiliğinden bir şey getirmek de­ğildi. Üstelik bu fetvayı hem Resulullah (as) hem de ashabı uygulamıştı. Ama gerçekler ortada ise İnsan dilediğini söylesin durum değişmez. En iyisini bi­len Allah Azze'dir. [384] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn384)


Kadını Boşama Hakkına Yalnızca Onunla Evlenmiş Olan Sahiptir


Bir köle ResuluIİah'a (as), şöyle dedi: "Efendim olan hanım beni evlen­dirdi. Şimdi de beni karımdan ayırmak istiyor". Resulullah (as) Allah'a hamd edip şükrettikten sonra şöyle dedi: "Bu insanların zoru ne! Önce kölelerini ve cariyelerini evlendiriyor, sonra da onları birbirlerinden ayırmak için uğ­raşıyorlar. Dikkat ediniz! Kadım boşama hakkı yalnızca onunla nikahlan­mış ve cinsel ilişkide bulunmuş olan kocanın hakkıdır".
Hadisi Darekutnî rivayet etmiştir.
Karısını üç talakla birden boşamış olan bir adamın durumu sorulduğun­da Resulullah (as) kızarak yerinden kalktı, sonra, "ben aramzda yaşıyor ol­dum halde Allah'ın kitabıyla mı oynanıyor?" buyurdu. Birisi hemen kalka­rak, "eyAllah'ın elçisi! Onu öldüreyim mi?" diye sordu. [385] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn385)
Bu hadisi Nesaî rivayet etmiştir.


Ağzı Bozuk Geveze Kadın


Bir adam Resululiah'a (as), "karım, ağzı bozuk dırdır birisi" dedi. Resu­lullah (as), "onu boşa" dedi. Adam, "bir erkek çocuğu var, benimle de ülfet e-der" dedi. Resulullah (as), "ona git ve durumu anlat, eğer onda bir hayır varsa hayrı yapıp ortaya koyacaktır. Bu durumda hanımını dövme; eğer dö­versen bu senin zayıflığını gösterir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Bir başka adam da Resululiah'a (as) şöyle dedi: "Benim hanımım ken­disine dokunan eli reddetmeyecek satılık bir kadın gibi davranıyor". Resulul­lah (as), "eğer istiyorsan onu değiştir" buyurdu. Bir rivayette de "onu boşa"\-baresi geçmektedir. Adam, "onu boşadıktan sonra nefsimin -kalbimin- ona bağlı kalmasından korkuyorum" deyince, Resulullah (a), "öyleyse ondan ya­rarlanmaya ve zevk almaya bak" buyurdu.
Bu müteşabih (benzeşimli) hadis taklid edilegelmiştir. Fahişe kadınlarla evlenmenin ve evlendirmenin yasaklanması konusunda açık hüküm ifade e-den muhkem hadisler vardır. Kendini satan kadınlarla evlenmenin yasaklan­masından yana olanların fikirleri farklı farkhdir. Bunlardan bazıları, "hadiste geçen dokunmak sözcüğünün kasıt fahişelik arayan satılık olan kadın anla­mına değil de sadaka isteyen, yani maddiyatın peşine düşen demektir" de­mektedir. Bazısı, "hayır, buradaki 'dokunan' sözcüğü, 'devamlı olmakla bir­likte duygulara dokunmayan ve etkileyici olmayan' demektir. Ortadaki engel ise zina ederi bir kadına nikahın kıyılmasıdır. İşte haram olan da budur" şek­linde değerlendirmektedir. Bazıları ise, "zinakâr bir kadının nikâhlanmasi do­layısıyla ortaya çıkan iki kötülükten büyük öneme sahip olanının giderilmesi diğerinden de çekinmeyi gerektirir. Nitekim hadiste Resulullah adama, ken­disine dokunanı reddetmeyen karısını boşamasını emrettiğinde adam onun ayrılığına dayanamayacağı endişesiyle sıkıntı duymuş ve haram bir iş yap­maktan korkmuştur. Bu nedenle de ikinci defa karısını tutmakla emrolunjnuştur. Erkeğin zina eden (fahişe) bir kadınla nikah akdinden sonra cinsel i-Jişkİde bulunması nikâhsız olarak- sefahat hayatında zina etmesinden daha az Kötüdür." Bir başka grup da şöyle diyor: "Bu hadis zayıftır. Sahih olduğu ka­nıtlanmamıştır". Bir başkası da, "bu hadis içerisinde bu kadının kiralık bir fa­hişe olduğunu gösteren herhangi bir kanıt yoktur. Ama ancak ona dokunanı, elini onun üzerine koyanı veya bu tip herhangi bir şey yapanı da reddetmesi keyfiyeti vardır. O bu davranışıyla ortaya yumuşaklık, adeta her teklife uysal­lık intibaı koymuştur. Mutlaka zina suçunu işlediği anlamını çakarmak gerek­mez. Koca, karısının herhangi bir zina davetine icabet ettiğine, yani her çağı­ran erkekle yattığına inanmış değildir. Dolayısıyla Resulullah'in (as) ona karı­sını boşamasını söylemesinde kastolunan şey, kocanın karısı hakkında kuşku duyduğu bir durumdan kurtulması ve gönlünün rahat ettiği bir duruma geç­mesidir. Yoksa kadın gerçekten her erkekle cinsel ilişkiye ,girmiş bir kimse değildir. Resulullah'ın (as) boşama emrini duyan adam Resululiah'a (as) kal­binin karısıyla birlikte olduğunu ve gönlünün onun tarafına meylettiğini ifa­de etmiştir. Bu durumda Resulullah da (as) adama karısını nikahı altında tut­masını söylemiştir. Burada karısını nikahı altında tutması onu boşamasından daha iyi ve hoş kabul edilerek ayrılmamaları tercih edilmiştir. Umuyoruz ki, bu hususta yeğlenen husus budur. İşleri en iyi bilen Allah Azzedir. [386] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn386)


Lanetleşme Boşanması (Li'an Talakı)


Resulullah (as) birbirlerini lâ'netleyen kan kocayı bir daha birleşmemek üzere ebediyyen ayırmaya hükmetti. Kadın mihrini aldı; çocuk, nesebi (so­yu) babaya atfedilip anneye teslim edildi. Zina ettiğini söyleyerek kadına ifti­ra eden kişiye sopa cezası gerekli görüldü. Kocaya sopa vurulmamasına ka­rar verildi. Böyle bir ayrılıktan sonra kocaya ne nafaka ne de kadının konut sorunları yüklendi. [387] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn387)


Ne Biliyorsun, Belki Çocuğun Bir Damar Çekilmesinden Dolayıdır!


Bir adam Resululiah'a (as) gelerek şöyle dedi: "Kartm benim yatağımda ve benim nikâhım altında olduğu halde bir siyah (zenci) çocuk dünyaya ge­tirdi. Oysa bizim aile ve yakınlarımız arasından hiç kimsenin zenci bir ço-cuğu yok"; Resulullah (as), "deven var mı?" diye sordu. Adam, "evet" dedi. Resulullah (as) "onlann renkleri nasıl?" diye sordu. Adam, "kızıl" dedi. Re­sulullah (as), "onların aralarında renkleri boz, siyah olanları yok mu?" diye sordu. Adam, "evet" dedi. Resulullah (as), "hepsi kızıl develer oldukları halde peki bu renk değişimi nereden geliyor?" diye sordu. Adam, "onların bu du­rumları belki boz siyah develerin damar çekmesinden (yani genlerinin ağır basmasından) dolayıdır" dedi. Resulullah (as), "öyleyse senin oğlun da böyle bir damarın çekmesinden olamaz mı?" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [388] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn388)


Karısına "Bana Anamın Sırtı Gibisin" Deyip Zihar Yapmanın Keffareti


Resulullah'a (as), karısına zihar yaparak onu kendisine haram kılan ve bu suçun keffaretini (cezasını) ödemeden karısıyla cinsel ilişkide bulunan.bir adamın durumu sorulduğunda adama şöyle dedi: "Zihar yaptıktan sonra keffaretini ödemeden hanımınla cinsel İlişkide bulunmaya seni sürükleyen ve zorlayan faktör nedir? Allah sana rahmet etsin". Adam, "zihar yaptıktan sonra ay ışığında onun (yani hanımımın) ayağına taktığı halhalları görün­ce dayanamadım" dedi. Resulullah (as), "zihar konusunda Allah Azzenin emrettiği şeyi yapmadan, yani keffareti ödemeden hanımına yaklaşma" diye buyurdu. [389] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn389)
Bu hadis sahihtir.


0 Ve Karısı Lanetleştiler


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Bir adam hanımının yanında bir başka erkek görse ve durumu size anlatsa erkek ve kadına hadd (sopa) cezası uygulanmasını mı emredersiniz yoksa onların öldürülmesini mi? Yok­sa böyle bir kimsenin karısına ve yanında bulduğu adama karşı kinle dolu olarak susması mı gerekir?" Resulullah (as), "Allabım, bu durumun aydınlı­ğa kavuşması için bir çözüm yolu, bir çıkış kapısı aç" dedi ve dua etmeye koyuldu. Nihayet "Han (lanetleşme) ayeti" İndirildi[390] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn390)'. Sözkonusu adam ve karısı halk arasında araştırıldı. Nihayet her İkisi Resulullah'a (as) geldiler. A-dam karısının zina ettiğine dair, kadın da zina etmediğine ve kocasının yalan söylediğine dair yemin ettiler.
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [391] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn391)


Bahçelerini Geri Al Ve Onu Boşa


Sabit îbn-i Kays, Resulullah'a (as), karısının mallarından bazılarını alarak onunla ayrılmalarında herhangi bir mahzurun olup olmayacağını sorduğun­da, Resulullah (as), "evetyapabilirsin" dedi. Kays, "ben ona sadaka olarak i-ki bahçe verdim, şu anda onlar elinde" dediğinde, Resulullah (as), "bahçele­rini al ve onu boşa" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Bir başka rivayette, Buharî'de geçtiği gibi kadın Resulullah'a (as) gelip şikayet etmişti. Eşinden ayrılmak istiyordu. Şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi.'
Ben Kays'm ne dini ne de fiziksel görünümü hakkında herhangi hir suçla­ma getiremem, yalnızca İslam'a küfür -adetlerinin- sokulmasından nefret e-diyorum" dedi. Resulullah (as), "Kays'a bahçesini verdin mi?" diye sordu. Kadın, "evet" dedi. Resulullah (as) Kays'a hitaben, "bahçeni kabul et, geriye al ve kadım gerekliği gibi boşa" dedi.
îbn-i Mace'de ise kadının şöyle dediği kayıtlıdır; "Ben İslam'a sokulmuş küfürden nefret ediyorum; kin ve gazap olarak da ona güç yetiremiyorum". Bunun üzerine Resulullah (as), Kays'a bahçesini geri vererek nafaka verme­den kadını boşamasını emretti.
Nesaî'de Resulullah'ın (as) kadının bir hayız (adet) müddeti beklemesi­ne fetva verdiği geçmektedir.
Ebu Davud'ta ise, "Resulullah (as) kadına bir hayız müddeti beklemesi­ni emretti" şeklinde geçmekte ve hadisin diğer tarafları aktarılmaktadır. [392] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn392)


Kocasının Kendisini Boşadığını İddia Eden Kadın


Bir kadın kocasının kendisini boşadığını iddia ettiğinde Resulullah (as) kadının adil bir tanık getirmesini ve kocasının da yemin etmesini emretti. Kadının kocası, karısını boşamadığına dair yemin ettiğinde tanığın tansığını geçersiz saydı. Koca yemin etmekten sakınacak olsaydı onun bu sakınmasını bir tanık derecesinde sayarak boşamanın geçerli olduğuna hükmederdi.
Bu hadisi İbn-i Mace, Amr b. Ebu Seleme'den rivayet etmiştir, imam Müslim de kendi Sahih'inde bu hadise yer vermiştir. [393] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn393)


Kadınlarımıza Nasıl Davranmamızı İstiyorsun?


Resulullah'a (as), "kadınlarımıza nasıl davranalım?"diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Yediklerinizden onlara yedirin, giydiklerinizden giydi­rin; onları dövmeyin ve onları kötülemeyin".
Hadisi Müslim rivayet etmiştir. [394] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn394)


Kocanın Ölümünden Sonra Doğurdu


Sebia el-Eslemî'nin, kocasının ölümünden sonra doğum yaptığı tesbit e-dilmişti. Şöyle dedi: "Resulullah (as), çocuğumu doğurduğum için eğer isti­yorsam beklemeksizin bir başkasıyla evlenmemin helal olduğunu söyledi."
Bu haberle ilgili olarak Buharî'de de şöyle geçmektedir: Sebia el-Esle-mî'ye Resulullah'ın (as) nasıl fetva verdiği sorulduğunda şöyle dedi: "Resu­lullah (as) bana, doğurunca beklemeksizin evlenebileceğim yolunda fetva verdi". Bu sırada Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe, Zübeyr b. el-Avvam'ın yanın­da ve hamile idi. Kocasına şöyle dedi: "Benî boşayarak temizle". O da onu gerektiği gibi boşadı. Sonra namaz kılmak üzere çıktı; döndüğünde kadın doğum yapmıştı. Ona, "bana hile yaptın Allah da senin hilenin karşılığını sana yapsın" dedi. Daha sonra Resulullah'ın (as) yanma giderek bu durumu O'na da anlattı. Resulü Hah (as), "nikâh için gerekli olan bekleme sûresi bu doğumla sona ermiştir. Kendin için ona evlenme teklifi yap" buyuran, îbn-i Mace hadisi kendi kitabına almıştır. [395] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn395)


Karısına Önce "Bana Anamın Sırtı Gibisin" Diyerek Zıhar Yaptı, Sonra Da Onunla Cinsel İlişkide Bulundu


tbn-i Sahr et-Beyadî, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ben karıma zihar yaparak onu kendime haram kıldım. Ramazan ayı da gelmişti. Karım bir gece bana hizmet ederken gönlümü gelecek bazı yerlerini ve davranışlarını görünce onunla cinsel ilişkide bulunmamak için kendimi tutamadım; bu hususta ne diyorsun?" Resulullah (as), "demek durumun böyle ya Seleme!" diye buyurunca, O, "evet durum bu, ben Allah Azze'nin bizim hakkımızda vereceği kararı bekliyorum. Benim hakkımdaki hüküm Allah Azze'nin sana gösterdiği şeye bağlıdır" dedi. Resulullah (as), "bir köle azad et" dedi. İbn-i Sahr, "sent hak olarak gönderen Allah Azze'yeyemin ederim ki şundan baş­ka köle boyun yoktur" diyerek kendi boynunun bir yanına vurdu. Resulullah (as), "öyleyse iki ay peşpeşe oruç tut" dedi. Sahr, "başıma bu gelenler orucun yüzünden gelmedi mi?" dedi. Resulullah (as), "öyleyse 60 miskinin karnını bolca hurmayla doyur" dedi. Sahr, "seni hak bir elçi olarak gönderen Al­lah'a yemin ederim ki, biz aç olarak geceleriz bizim birazcık olsun yiyecek hiçbir şeyimiz olmaz" dedi. Resulullah (as), O'na, "sadakası, (hayrı ve iyili­ği) bol olan Ruzeyk oğullarına git sana -gerekeni- versinler, sonra 60 miskini iyice hurma ile doyur geri kalandan sen ye ve ailene yedir" dedi. Sahr kendi kavmine döndü ve onlara, "ben sizin yanınızda iken sıkıntı, dar geçim ve dar görüşlülük gördüm. Resulullah'm (as) yanında ise genişlik ve geniş, hür bir düşünce buldum. O da bana sizin sadaka vermenizi emretti" dedi.
Bu hadisi İmam ahmed rivayet etmiştir.
Havle bint-i Malik, Resulullah'a (as) şikayet ederek, "kocam Evs b. es-Samit benden zihar yaparak ayrıldı" dedi. Resulullah (as) bu hususta "Al­lah'tan kork o senin amcaoğlundur" diyerek O'nunla mücadele ediyordu. Bu mücadele, "seninle kocası hakkında çekişen ve Allah'a şikayet e-den kadının dediklerini Allah elbetteki duydu (Mücadele 1)" ayeti indİ-rilinceye kadar sürdü. Resulullah (as) kadına hitaben, "kocan bir köle azad etsin" dedi. Kadın, "bulamaz" dedi. Resulullah (as), "iki ay peşpeşe oruç tut­sun " dedi. Kadın, "o (kocam) ihtiyar bir insandır, oruç nere o nere?" dedi. Resulullah (as), "60 miskini doyursun" dedi. Kadın, "sadaka olarak verebile­ceği hiçbir şeyi yok ki" dedi. O sırada birisi bir zembil kadar hurma getirdi. Havle, "ey Allahın elçisi hurmayı bir başka ölçekle belirliyorum" dedi. Resu­lullah'(as), "iyi eltin aferin! Şimdi onu al ve onunla 60 tane miskine yedir. Sonra da amcanoğluna dön " dedi.
Bu hadisi îmam Ahmed rivayet etmiştir. [396] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn396)


Belirlenen Süre Sona Erinceye Kadar Evinde Otur


Ferİa bint-i Malik şöyle anlatıyor: Resulullah'a (as), "kocam kendisine a-it olan kölelerini aramak üzere çıktı. Köleler eve dönerken ona yetişmiş ve o-nu öldürmüşler. Ben ana babamın yanına dönmek istiyorum. Zira kocam bana ne içinde oturacağım bir yer, ne de geçimimi temin edecek bir nafaka bıraktı" dedi. Resulullah (as), "evet, dönebilirsin" dedikten sonra Resulullah'ın (as) yanından ayrıldım. Kaldığım odaya ya da mescide ulaşmış­tım ki Resulullah (as) ya kendisi beni çağırdı ya da bana birini göndererek haber saldı. Yanına vardığım zaman bana, "ne demiştin?" diye sordu. Ben de daha Önce dediklerimi tekrar anlattım. Bana şöyle dedi: "Dul kalan kadınlar için belirlenen bekleme süresi sona erinceye kadar şu anda kaldığın beyinin evinde bekle". Ben, "ben 4 ay 10günlük bekleme süresini tamamladım", de­dim. Resulullah'ın (as) vefatından sonra Osman kendi döneminde bana ha­ber göndererek bu durumu sordu. Ben de ona olup biteni anlattım. Osman bu hadise tabi olup hükümler verdi.
Ehl-i Sünnet alimleri bu hadisi rivayet etmişlerdir.
Resulullah (as), Kays b. Şemas'ın hanımı ve Cemile bint-i Abdullah b. Ü-beyy için de şöyle bir fetva vermiştir: Cemile'nİn kocası kendisini boşaldığın­da Resulullah (as) O'na -kocasının evinde- bir hayız müddeti bekledikten sonra babasının evine dönmesini-emretti.
Bu hadisi îmam Nesaî rivayet etmiştir.
Ebu Davud ve Tirmizî'nin kitaplarında geçen ve İbn-i Abbas'tan rivayet olunan bir hadiste şöyle geçiyor: Kays b. Sabit karısını boşamıştı. Resulullah (as) O'na bir hayız müddeti beklemesini emretti.
Rebi bİntİ Muavvİz'den rivayet olunan ve yine îirmîzî'de yeralan bir ha­berde geçtiğine göre Rebi bint-i Muavviz kocasından boşanmıştı. Resuluilah (as) O'na bir hayız müddeti beklemesini emretti. Yahut Müslümanlar tarafın­dan böyle davranması emredildi. İmam Tirmizî şöyle diyor: "Rehi'in rivayet ettiği hadis sahihtir. Ona bir hayız müddeti beklemesi emredilmiştir".
İmam Nesaî ve îbn-i Mace, lafız kendisine ait olmak üzere Rebi'den ri­vayet etmişlerdir. Rebi şöyle diyor: Kocamdan boşanmıştım. Osman'ın yanına gittim ve O'na, "ne kadar müddet beklemem gerekiyor?" diye sordum Os­man, "daha önce de başına geldiği gibi biliyorsun ki yalnızca bir hayız (a-det) müddetinden başka beklemen gerekmez" dedi. Ben, "Resulullah'ın (as) bu konudaki hükmü yalnızca Meryem el-Müğaliye hakkında idi. Zira o za­man Sabit bin Kays'ın nikâhı altında bulunan o kadındı. Sonra Kays'tan boşandı"dedim. [397] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn397)


Ey Abd! O Senin Kardeşindir


Sad b. Ebu Vakkas ile Abd b. Za'me bir çocuk hususunda anlaşmazlığa düştüklerinden Resulullah'a (as) gelip durumu anlatmışlardı. Sa'd şöyle dedi: "O benim kardeşim Utbe b. Ebi Vakkas'ın oğludur. Onun oğlu olduğuna dair bana teminat verdi, tstersen ona benzerliğine bak". Abd b. Za'me ise, "o be­nim kardeşimdir. Babamın yatağında doğmuş çocuklarındandır" dedi. Re-sulullah (as) çocuğun durumunu inceledi ve Utbe'ye olan benzerliğini farket-ti. Ama şöyle dedi: "Ya Abd o senin kardeşindir sana aittir. Çocuk doğduğu yatağa aittir ve evli olduğu halde zina edenin cezası ölünceye kadar taşlan­maktır. Ey Şevde bu çocuktan sana nikahı düşenlerden sakındığın gibi sa­kın". Şevde bu çocuğu asla görmedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Buharî'de geçen haberin sözleri İse, "hu senin kardeşindir ey Abd" şek­lindedir. Nesaî'de de, "bu çocuktan sakın ey Şevde; zira o senin kardeşin de­ğildir! Yani onun sana nikâhı düşer".
îmam Ahmed'e göre, "bu çocuğa sizin mirasınız düşer, ama sen ey Şev­de, bundan tesettürünle sakın; zira o senin kardeşin değildir sana nikâhı düşer", şeklindedir.
Resulullah (as) burada ortadaki durumu gözönüne alarak hükmünü ver­miş ve çözümü, yani fetvayı göstermiştir. Yatakta erkekle kadının yaptığı iş­ten, yani sevişmeden dolayı çocuk hangi yatakta doğarsa ■ o yatağın sahibine aittir. Resutullah (as) burada çocuğu Sevde'ye vermekle bu hükmü yerine getirmiş, çocuğun onun kardeşi olma ihtimalini de gözönünde bulundurarak S^vde'nin çocuktan sakınmasını istemiş, ama bununla birlikte "o senin kar­deşin değildir" demiştir. Çünkü bu hususta ortada bir kuşku vardır. Bunlara rağmen çocuğu miras konasunda kardeş yapmıştır. Bu hadis cariyenin de ki­şinin karısı olduğunu ve hükümlerin bir tek kaynak İçerisinde bazı karışıklık­lara bağlı olarak pratikte kısım kısım bölündükleri hususunu kapsamaktadır. Nitekim emzirme, emzirmenin kesinliği, bu kesinliğin oluşturduğu dokunul­mazlık Ve miras ve nafaka dışında haram kıldığı hususlar da kısım kısım ay­rılmıştır; tıpkı zina mahsulü çocukların durumları hakkındaki hükümlerin çe­şitlilik arzettikleri gibi. Zira bu tip çocukların, helal yoldan değil de haram yollardan ortaya çıktıklarından dolayı miras haklarının olmamasının yanısıra bazı haklardan mahrumiyetleri de sözkonusudur. Bunun benzerleri sanıldı­ğından da çoktur. Bu hüküm ve fetvanın uygulanması da muayyendir. Basan veren Allah Azze'dir, [398] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn398)


Zihar Hakkındaki Açıklamalar


Zeccac'ın Maanİ'sinde ve daha başka eserlerde şu haber geçmektedir: Havle bint-i Salebe el-Ensariyye, Resulullah'a (as) gelerek şöyle dedi: "Ey Al­lah'ın elçisi! Evs b. Samit benimle evlendi. Ben genç ve rağbet gören bir kız­dım. Yaşım ilerleyip çocuklarım olunca vücudumda sarkmalar ve huruşukluklar meydana geldi. Bunun üzerine kocam zibar yapıp benden ayrıldı. Benim durumum ne olacak?" Resulullah (as), "senin durumuna ışık tutacak herhangi bir çözümüm yoktur" dedi. Kadın Allah Azze'ye şikayet ederek şöyle dedi: "Ey Allahım bu durumumu sana şikayet ediyorum".
Burada şunlar rivayet olunmaktadır: Bu kadın Resululiah'a (as), "ondan olma küçük çocuklarım da var; bu durumda iken onları bana yüklersen aç kalacaklar, yok eğer kocama verecek olursan bu kez de ortada kaybolup gi­decekler. Peki duruma ne diyorsun?" diye sorular sordu. Allah Azze bunun üzerine zihar yapmanın keffareti hükmünü indirdi.
Fadi bu hususta adeta yukarıdaki hadisin devamı durumunda olan şu kısmı hatırlatmaktadır: Resulullah (as) kadının kocasına zihar yapmanın kef-fareti olarak şöyle dedi: "Bir köle azad edebilir misin?" Samit, "Allah 'a yemin olsun ki bayır, gücüm yetmez" dedi. Resulullah (as), "iki ay peşpeşe oruç tu­tabilir misin?" diye sordu. Samit, "hayır Allah'a yemin ederim ki tutamam" dedi. Resulullah (as), "60 miskini doyurabilir misin?" diye sordu. Samit, "ha­yır Allah'a yemin ederim ki hiçbir şeyi yoktur" dedi. Bundan dolayı da Resu­lullah (as) 15 sâ'f yani yaklaşık olarak 44 kilo kadar yiyecek verdi. Bir banka­sı da bir o kadar başka şey verdi. Böylece Samit her miskine yarım sâ\ yak­laşık 1400 gr. kadar yiyecek vererek 40 miskini doyurdu.
Bir başka hadiste ise bu hadisle İlgili olarak şunlar geçmektedir: Resu­lullah (as), Ali'ye, "içine 70 mûdd, yani yaklaşık 110 kg. kadar hurma koya­rak bana bir zembil sepet getir" dedi. Hz. Ali söylemeni getirdi. Resulullah (as) Samit'e hitaben, "al bunları, kendin ve ailen dtştnda 60 miskini doyur" dedi.
Evs şöyle dedi: "Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın elçisi! Ben ve ailem dışında hiç kimse bu hurmalara daha layık olarak ne akşamlar ne de sabahlar. Bizden daha düşkünü yoktur". Bundan dolayı Resulullah (as) gül­dü ve "onları sen ve ailen yeyin" buyurdu.
Müdevvene ve diğer kitaplarda ise şöyle yer geçmektedir: "Resulullah'in (as) Samit'e verdiği yiyecek arpa idi. îmam Malik, "ziharyapmanın keffareti, Hişam'tn müddü ile bir müdd'dür. O da Resuluttah'ın (as) müddünün 1 2/3 si kadar fazla bir müdd'dür. Yani 3 kilo kadardır" diyor. îmam Şafiî ise, "her miskin için buğdaydan ya da başka bir şeyden müdd ölçeğiyle verilme­lidir" diyor. Ebu Hanife, "keffaret olarak ya yarım, sa' (1.5 kg.) buğday veya un yahut bir sâ' (3 kg.) kadar arpa veya hurma verilmelidir" diyor. Bu hu­susta İmam Şafiî'nin delili burada sunulan ikinci hadis, Ebu Hanife'nin delili ise birinci hadistir. Bu hususta keffaret olarak Müslüman olmayan bir köle a-zad edilmesi konusunda anlaşmazlık olmuştur. Malik ve Şafiî, "keffaret ola­rak mümin bir köle azad edilmelidir. Gayri müslim bir köle değil" diyorlar. Ebu Hanife, "keffaret olarak Yahudi ve Hristiyan bir köle azad olunması ca­izdir" diyor. [399] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn399)


Kadının Hayızli Halde İken Boşanması Konusundaki Hadisler


Muvatta'da, Buharî'de, Müslim'de ve Nesaî'de yeralan ve îbn-i Ömer'den rivayet edilen bir hadiste şöyle geçmektedir: îbn-i Ömer hanımını hayızlı i-ken boşadı. Ömer b. el-Hattab bu durumu hemen Resulullah'a (as) sordu. Resulullah (as), "git ona söyle hanımına dönsün; temizleninceye kadar onu nikahı altında tutsun, sonra kadın tekrar adet görsün. Adetinin bitiminden sonra eğer dilerse ona dokunmadan, cinsel ilişkide bulunmadan boşar diler­se de onu nikahı altında tutmaya devam eder" diye buyurdu. İşte, kadınları boşarken Allah Azze'nin gözetilmesini emrettiği iddet (süre) budur. Muvat­ta'da nakledilen hadis burada sona eriyor.
Yine Muvatta'da yeralıp İbn-i Ömer'den rivayet olunan -bir başka- ha­diste Ibn-i Ömer şöyle diyor; "Ben boşamanın böyle olduğunu sanmıştım".
Nafi'nin arkadaşları kendisinden, Nafi de İbn-i Ömer'den rivayet etmiş­tir.
Zührî, Muhammed b. Abdurrahman'dan, O Salim'den, O babasından ve Yunus b. Cübeyr'den, O da îbn-İ Ömer'den; bir başka rivayette de Zeyd b. Eşlem ve îbn-i Şirin İbn-i Ömer'den, Ebu Zübeyr Ömer'den, Said b. Cübeyr Îbn-İ Ömer'den ve Ebu Vail de tbn-i Ömer'den ayrı ayrı rivayet ederek şöyle derler: Resulullah (as) buyurdu ki, "git O'na söyle hanımına dönsün ve adet­ten temizleninceye kadar nikâhında tutsun, temizlendikten sonra eğer isterse hanımı olarak nikâhında tutmaya devam eder, isterse de boşar".
Buradaki senetlerle gelen bu hadiste diğer varyasyonlarında olduğu gibi "sonra tekrar hayız (âdet) görüp temizlensin" ibaresi yeralmamıştır. Bu fazla­lık sika (güvenilir) raviler aracılığıyla geldiğinden dolayı makbuldür. Müs­lim'de yeralan hadiste bu ifade düşmüştür. Ama fazlalıkla yapılan rivayet da­ha doğrusudur.
Bu hadis içerisinde fıkhı bir hüküm görülmektedir. Bir kimsenin ric'î ta­lak (dönüşü olan, boşanmaktan vazgeçilebilen boşama tarzı) ile boşadıktan sonra karısıyla cinsel İlişkide bulunması caiz (helal) değildir. Eğer cinsel iliş­kide bulunacak olursa temizlik döneminde olduğundan dolayı boşaması caiz değildir. Bu hadiste eğer Resulullah (as), İbn-i Ömer'in, hanımını adet döne­minde boşamasını kabul etmiş veya emretmiş olsaydı sanki boşamış olduğu karısına dönmesini özellikle boşasın diye emretmiş gibi olacaktı. Bu durum­da da nikâh sahip olduğu özelliğini yitirerek sınırlanmış bir alıkoyma (bir ha­pis) eylemine benzemiş olacaktı. Burada helal ve haram durumlar arasında çok duyarlı ve ince bir sınır vardır ve insanların buna çok dikkat etmeleri ge­rekir.
Kasım b. Esbağ, İbrahim b. Abdurrahim'den, O Abdurrahman el-Vasitî'den, O Abdulhamid'den, O Muhammed b. Kays'tan, O da tbn-i Ömer'den rivayet ederek şöyle dedi: İbn-i Ömer, hayızlı (adetli) olan hanımı­nı -temizlenmesini beklemeksizin- boşadı. Resulullah (as) -hemen- karısına dönmesini ve temizlenince onunla cinsel ilişkide bulunmasını; ikinci bir kez adet görüp temizlendikten sonra boşamak istiyorsa boşamasını, hanımı ola­rak nikahı altında tutmaya devam etmek istiyorsa devam ettirmesini istedi.
Bu hadisin buradaki rivayetinde "onunla cinsel ilişkide bulunmasını" İ-fadesİ diğer rivayetlere oranla bir fazlalık oluşturmaktadır. Kasım hariç hiçbir yazar bu ibareyi tekrarlamamışür. Abdurrczzak'ın Musannef inde bu İbare yi­ne düşmüştür. Bu eserde; Abdurrezzak, îbn-i Cureyc'den, O Ebuzzübeyr'den ve O da İbn-i Ömer'den rivayet ederek dedi ki, "Resulullah (as) İbn-i Ömer'in yaptığını (yani hayız halinde iken karısını boşamasını) kabul etme­di, ama bu hususta herhangi bir fikir de belirtmedi".
Zahiriye mezhebinden bazıları Resulullah'ın (as) bu hadisine takılıp kal­dılar ve bunu bir kanıt olarak değerlendirdiler. Onlara göre kadını hayızlı i-ken boşamak üç talakla boşamayı ya da kesin talakla boşamayı gerektirir. Bu durumu da tüm alimlerin fikir birliği belirlemiştir.
Bu hususta en doğrusu Buharı ve Müslim'in rivayet ettikleri haberlerdir: Resulullah (as) karısını hayızlı iken boşayan İbn-i Ömer'e, boşamanın hayız halinde iken gerçekleştiğinden dolayı karısına dönmesini ve bu talakın yal­nızca bir tek boşama olduğunu söylemiştir. Nitekim Resulullah (as), "ona git ve karısına dönmesini söyle" diyerek bunun birinci talak, yani ric'î talak ol­duğunu vurgulamış ve ortadaki problemi açığa kavuşturmuştur. Bir haşka hadiste de Resulullah (as), "karısını İslam'da olmayan bir bid'ate dayanarak boşarsa ona bu bid'atını bozmasını ve ortadan kaldırmasını emrederiz. O-nun yapması gereken budur". Bir başkasında da, "kadın hayızlt iken boşa-mamalıdır" diyerek durumu belirlemiştir.
İmam Şafiî ise Resulullah'ın (as), "işte kadınları boşamanız mümkün o-lan iddet (süre) budur" buyurduğu hadisi, İddetin bir süre ve temizlenme ol­duğuna dair bir kanıt olarak göstermektedir. Bu hususta İmam Malik de şöy­le diyor: "Dönem dönem bekleme süreleri temizliğin göstergesidir". Îbn-İ ö-mer'in sözkonusu edildiği hadis şu ana kadar «ıraladığımız kitapların dışında­kilerde de geçmektedir. Mesela Şuayb b. Ruzayk'ın rivayet ettiği hadisin baş­langıcında geçmektedir: Ata el-Horasanî kendilerine el-Hasan'dan rivayet e-derek şöyle dedi: Bize Abdullah b. Ömer rivayet etti ve dedi ki: Karımı ha-yızlı İken boşadım. Daha sonra bu boşamanın peşine iki kez daha boşayarak üç talakla kesin olarak karımı boşadım. Bu iki boşamayı İki adetten temiz­lenme döneminde yapacaktım, ama durum Resuiullah (as) ulaşınca şöyle de­di: "Ey İbn-i Ömer! Allah Azze sana böyle emretmemiştir. Sen sünnette de hata ettin. Sünnet (yani gelenek), kadının hayızdan kurtulup temizlenmesi­ni beklemeni, yani her temizlik döneminde bir boşama olmak üzere sırasıyla üç boşama yapmanı emretmektedir". Böylece Resulullah (as) benim yaptı­ğım boşamayı bir ric'î talak sayarak hanımıma dönmemi emretti ve "karın bu hayızdan temizlendikten sonra onu ya boşarsın ya da istiyorsan nikâhın altında karın olarak tutarsın" dedi. Ben, "ey Allah'ın elçisi!Eğer ben onu üç kez boşamış olsaydım da yine ona dönüşüm helal olur muydu?" diye sorun­ca, Resulullah (as), "hayır o zaman boşanmış olurdu" dedi. O zaman da bu İş Allah Azze'ye isyan oİurdu. Bu haberlerden sonra İlim ehli olanlar Şuayb b. Ruzayk hakkında fikirlerini söylediler ve bazıları O'nu hadis rivayet etme hususunda zayıf bulduklarını belirttiler.
Nesaî de Ebu Talha'nın azatlı kölesi olan Muhammed b. Abdurrahman'dan îbn-i Ömer'in hadisi hakkında rivayet olunan bir haberde şöyle geçmektedir: "İbn-i Ömer hanımına dönsün ve temizlensin ya da ha­mile olup olmadığı belli olsun ondan sonra bosasın".
Nesaî, "ben badis hususunda Ebu Talha'nın azatlı kölesi olan Muham­med b. Abdurrabman'tn izinden giden herhangi bir kimse tanımıyorum" dedi. [400] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn400)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:10
Karısını Boşadıktan Sonra Geri Nikahlanmak İsteyip


bu amaçla hülle yapan ile kendisine hülle yapılana Allah lanet etsin
Halk kesiminden ve bilmez kimselerden bir çoğu hülle yapmaya ya da hülle yaptırmaya başvuruyorlar. Adeta hülle işlemine sığınmış gibiler. Onlar Allah Azze'nin programı ve metodu üzerinde, yaptıkları işleri Allah'ın bilme­diğini sanarak hileler ve aldatmacalar yapıyorlar. Bunları da cehalet ye ah­maklık uğruna ortaya koyuyorlar. Bütün bunlar nereden kaynaklanmaktadır?
Birisi karısını üç talakla kesin olarak boşadıktan sonra onunla tekrar ev­lenmek isterse, boşadığı karısının kendisine helal olması için birisinin kadın­la evlenmesi gerekir. Bu İşleme "hülle" (helalleştirme) denir. Resulullah (as), "Allah hülle yapana ve kendisine hülle yapılana la'net etsin" buyurmuştur.
Rifaa'nın söz konusu edildiği olay ise şöyledir: Rifaa kocasından boşa­nan bir kadınla sağlam, sıhhatli ve kesin bir nikâhla evlenmişti. îlk kocasına helal olmak için geçici bir nikâhla evlenmiş değildi. Bir kadın, ilk kocasına nikâhının helal olabilmesi için hülle yapacak biriyle evlenip boşandığında da mutlaka iddet süresi olan 4 ay 10 gün beklemesi gerekir bu hususta aiimler hemfikirdir. Bu durumda bir hülleciyle evlenen kadının amacı bozuk bir ni­kahla ve cinsel ilişki olsa dahi iddet gereklidir. îddetsiz nikaha rağmen, ger­çekleşen cinsel ilişki nedeniyle kadının ilk kocaya nikahlanmasmın ve cinsel ilişkiye girmesinin helal olduğu kabul edilirse nikah amacına ulaşmamış ola­cağı gibi kendisi de zina etmiş birisi olmaktan öte geçmez. Bu kadın ikinci kocasından boşandıktan sonra üç hayız müddeti beklemeksizin birinci koca­sıyla evlenecek olursa bu evlilik ve nikah alimlerin ittifakıyla geçersizdir. He­men ayrılması gerekir. Bu durumda eğer bir çocuğu olursa bu ikinci kocanın çocuğudur. Zira bozuk bir nikahla da olsa bu kadınla evlenip cinsel ilişkide bulunan odur. Bu çocuğun, ilk nikahla gerçekleşen cinsel ilişkinin çocuğu sayılması imkansızdır. Çünkü kadın birinci kocasından boşandıktan sonra id-detini tamamlayıp kendisiyle cinsel ilişkide bulunmuş olan ikinci kişiyle ev­lenmiştir.
Ne var ki, bu durum çocuğun doğduğu yatağa, yani anaya ait oluşu hükmünü buraya özgü olarak hükümsükestirmektedir. Bu hususta İslam atimlerinin fikirbirliği söz konusudur. Anlaşmazlık yoktur. "Çocuk ilk kocanın zina demek olan cinsel ilişkisinin sonucu olarak ona aittir" denemez. Zira Resulullah (as), "çocuk yatağındır. (Doğurana aittir.) Evli olup zina edenin cezası taşlanmaktır" buyurmuştur. Ama eğer ikinci koca (hülle yapan), ço­cuğun kendisinden değil de kadının ilk kocasından olduğunu biliyorsa çocu­ğun kendinin olduğunu kabul etmemeli ve eğer çocuk kendinin olduğu hal­de "ilk kocanın" diyerek yalan söylüyorsa Allah'ın lanetinin kendine olmasını dilemesi gerekir. Buradaki yemin ve lanetleşmenin bir kez olması yeterlidir. Bundan sonra çocuğun nesebi kendisinden düşerek kadının ilk kocasına ait olur, Artık babası odur. Bu durumda da yine "çocuk doğduğu yatağındır, ya­ni ananındır" hükmü geçerli olur ki çocuk asla ikinci evliliğin mahsulü değil­dir.
Faizi yiyene (alana) yedirene (verene), şahitlik edenlere ve yazanlara Resulullah'ın (as) Ia'net ettiği hadislerle kanıtlandığı gibi, "Allah Azze mu-hallile (hülle yapana) ve .muhallebin leh'e (kendisi için hülle yapılana) Ia'net etsin" dediği de kesindir.
Tirmizî bu hadisin sahih olduğunu söylemiş ve Ömer, Osman, Ali, İbn-i Mesud, Îbri-İ Abbas ve diğer sahabeler de hadisin sahih olduğunu belirtmiş­ler. Hatta Hz. Ömer, "bana getirilen her muhallile (hülle yapana) ve mul û-lelün leh'e recm (taşlayarak öldürmek) cezasından başka bir ceza vermem" demiş, Hz. Osman da, "istek ve arzu olmaksızın zoraki nikah olmayacağı gibi, hileler yaparak nikahlanmak da yoktur" şeklinde konuşmuştur, ibn-i Mesud'a karısını yüz kez (yani defalarca) boşamtş bir kimsenin durumu so­rulduğunda, "karısı ondan üç talakla boşanmıştır. Üçten ziyadesi ise bu kim­senin Allah Azze'nin ayetleriyle alay etmesi demektir" demiştir. Bir kimse tbn-i Abbas'a, "kocasından kesin olarak boşanmış bir kadını bir başkası isti­yor. Ama tkind koca bu kadınla niçin evlendiğinin farkında değil. Bu adam hakkında ne diyorsun?" diye sorunca tbn-İ Abbas, "Allah Azze kendisine hi­le yapanların cezalarını verir" diye cevapladı. Bu hususta sorulan bir başka soruyu da, "böyle bir nikâhla evlenenler isterse evli olarak 20 yıl biramda kalsalar da hep zina etmişler demektir. Zira Allah Azze böyle hilelerle evle­nenlerin kalplerindeki asıl amacın hülle (ve dolayısıyla hile) olduğunu bil­mektedir" diye cevaplamıştır.
Hristiyanların Müslümanlar aleyhine kullandıkları şeylerden biri de hülle yapanın nikahıdır. Onlar, Müslümanların Peygamberlerinin, herhangi birimi­zin karısından boşandığında tekrar onunla evlenebilmesi ve nikâhının helal olması için o kadının zina etmesi gerektiğini söylediğini iddia etmektedirler. Biz ise diyoruz ki: Peygamberimiz (a), ashab, tabiîn, onlara hayırlı işlerde ha­lef olanlar ve Müslümanların imamları böyle birşey emretmekten uzaktır, iş­leri en doğru şekliyle bilen Allah Azze'dİr[401] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn401)


DADILIK


Dadılık Ve Dadılık Hakkında Rivayet Olunan Hadisler


ResuluIIah (as) bu hususta beş hüküm vermiştir; birincisi: Cafer b. Ebu Talib'in sorumluluğunda olan Hamza'nın kızının, teyzesine verilmesine karar vermiş olmasıdır. Bu hususta "teyze anne gibidir" buyurmuştur. Bu hüküm annenin sahip olduğu haklara teyzenin de sahip olmasının gerekliliğini vur­gulamaktadır; "eğer teyzeniz bir cariye olsa onu kölelikten kurtarıp azat etse­niz de üzerinizdeki dadılık hakkını ödemiş olmazsınız" buyuruîmuştur.
İkincisi: Bir adam buluğa ermemiş küçük çocuğunu Resuiullah'a (as) getirdi. Hanımıyla bu çocuk konusunda anlaşmazlığa düşmüş ve ResuIuİlah'ın (as) yanma gelmişİerdi. Annesi çocuğu babasına teslim etmiyor­du, ResuluIIah (as) anneyi bir tarafa, babayı da diğer tarafa oturttu. Sonra ço­cuğu serbest bıraktı ve "Allahım ona doğru yolu göster. Doğru olanı seçmesi için yardım et" diye dua etti. Çocuk annesine gitti.
Bu hadisi îmam Tirmizî rivayet etmiştir.
Üçüncüsü: Rafî b. Sinan Müslüman oldu. Karısı ise Müslüman olmamak­ta diretti. Böylece Resulullah'a (as) gelerek, "kızım sütten kesildi. Kesilecek çağdadır, (bende kalmalı)" dedi. Rafı, "bayır çocuk bende kalmalı" dedi. Re-sulullah (as) Rafi'ye, "sen söyle otur", karısına da, "sen de böyle otur" dedi. Sonra çocuğu ikisinin arasına oturttu. Sonra da "şimdi onu kendinize çağı­rın" dedi. Çocuk önce annesine doğru gitti. Bu esnada Resuluİlah (as), "Al­lahım! Ona doğru yolu göster, doğru olanı seçmesi için ona yardım et" diye dua etti. Çocuk bu kez de babası tarafına dönerek ona doğru gitti.
Bu hadisi tmam Ahmed rivayet etmiştir.
Dördüncüsü: Bir kadın Resulullah'a (as) gelerek, "kocam oğlumu herabetinde götürmek istiyor. Oysa oğlum Ebu Utbe'nin kuyusundan bana su ge­tiriyor ve bana yararı dokunuyor" dedi. Resulullah (as), "çocuk üzerinde or­tak olun" dedi. Kadının kocası, "çocuğumu almanı kim engelleyecek?" dedi Resulullah (as) (çocuğa hitaben), "bu senin baban, bu da annen: şimdi han­gisinin yanında kalmak istiyorsan onun elini tut" dedi. Çocuk annesinin eli­ni tuttu. Kadın da onu alıp gitti.
Hadisi îmam Atjmed rivayet etmiştir.
Beşincisi: Resulullah'a (as) bir kadın geldi ve "ey Allah'ın elçisi/ Oğlum için karnım bir kab idi (onu doğurdum), göğüslerim onun su kaynağı ve kucağım da korunağı oldu. Ama babası beni boşadı. Üstelik oğlumu benden alıp götürmek istiyor" diye dert yandı. Resulullah (as), "sen çocuğa bahasın­dan daha layıksın onun nikahı altında olmasan <afo" diyerek onu teselli etti. Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. ■
İşte bu beş hükmün kapsadığı alan içerisinde dadılık (çocuk terbiyesi) açıklamasını bulmaktadır. Başarı Allah'tandır. [402] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn402)


MİRAS


Vasiyetin Üçte Bir Olması Ve Mirasçı İçin Vasiyet Olmaması


Vasiyetin malın üçte birini kapsaması ve doğal mirasçılara yapılmaması vasiyetin koşulu mudur?
Zührî'nin Amir b. Sa'd ibn-i Ebi Vakkas'tan rivayet ettiği ve Muvatta, Bu-harî ve Müslim'de yeralan bir hadiste Ebu Vakkas şöyle dedi: Veda haçcı se­nesinde ağrılarım şiddetlendiği bir zamanda ResuluUah (as) yanıma geldi ve beni teselli etti. Ben, "ey Allah'ın elçisi/ Gördüğün gibi ağrılarım başladı. Malım çok olmasına rağmen mirasçım olarak bir kızımdan başka kimsem yok. Bu durumda malımın üçte birini sadaka olarak dağıtabilir miyim?" di­ye sordum. Bu hadisi Malik, Süryan b. Uyeyne ve ibrahim b. Sa'd, Zühiîden, O Amir b. Sa'd'dan, O da babasından "vasiyet ediyorum"'lafzıyla rivayet etti­ler. Aynı şekilde Urve ve Hz. Aişe Sa'd'dan alarak rivayet ettiler. Buharî ve Müslim'de iki lafız halinde rivayet olunmuştur. Bu iki lafızda da "malımın tümünü vasiyet edebilir miyim?" ResuluUah (as), "hayır" dedi. Adam, "öyley­se üçte ikisini vasiyet edebilir miyim?" dedi. ResuluUah (as), "hayır" dedi. A-dam, "ya yansını?" dedi. ResuluUah (as), "hayır" dedi. Adam, "öyleyse üçte birini vasiyet edeyim?" dedi. ResuluUah (as), "üçte bir mi? Üçte bir de çok" i-bareleri yer almaktadır.
Muvatta'da yeralan hadisin lafzında ise şöyledir: ResuluUah (as), "hayır" dedi. Ben, "ya, malımın yansını vasiyet edebilir miyim" diye sordum. Resu­luUah (as), "hayır" dedi ve devamla "üçte bir, üçte bir de çoktur. Sen malını zenginlere bırakacaksan, insanlara avuç açarak ihtiyaç içinde kıvrananları tercih et. Yoksa Allah'ın rızasını kazanacak hiçbir nafaka bırakmaksızın yalnızca ücretini alabileceğin şeyleri kiraya vermiş olacaksın" dedi.
Yahya b. Yahya'dan rivayet olunup Muvatta'da yeralan hadiste de Resulullah (as), "sen yalnızca ücretini alabileceğin şeyleri kiraya vermiş olacak-stn. Hatta hanımın için yaptığın şeylerde bile" deyince, ben, "ey Allatın el­çisi/ Ben arkadaşlarımdan geri kalıyorum" dedim. Resulullah (as), "sen ar­kadaşlarından geri kalmış değilsin, salih amel işlersin " dedi.
Müslim'de bu rivayete şunlar eklenmiştir: "Sen bunlarla Allah Azze'nin rızasını kazanmaya çalışıyorsun. Ama böyle davranmakla da dereceni artı-nyorsun. Diğer insanlardan hayır.yapmak açısından geri kalmış olabilirsin. Belki bu halinden dolayı insanlardan bazılarının sana yararı bazılarının da zararı olabilir".[403] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn403)


İnsanlar Müslüman Olmazdan Evvel Sahip Olduklarına Müslüman Olduktan Sonra Da Sahiptirler


Buharî'de şunlar geçiyor: Üsarne b. Zeyd hacc ederken Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Yarın nerede konaklayacaksın ey Allah'ın elçisi?" Resulullah (as), "Akil bize bir yer bıraktı mı acaba?" diye sordu. Sonra da, "inşaallah yarın Mina'daki çakılhk arazide bulunan Kinaneoğulları yamaçlarına ula­şır ulaşmaz ikamet ederiz" dedi. Nitekim Kinaneoğulları Kureyşle Haşimo-ğullanna karşı onlarla anlaşma yapmamak ve sığınıp destek olmamak üzere sözleşme yapmışlardı.
Zührî şöyle dedi: "(Hadiste geçen yer) vadinin yan tarafıdır".
Yunus, kendi haccı ve Mekke'nin fethi zamanından bahsetmemiştir.
Tanınmış hadis kitaplarının dışında bazı kaynaklarda şu hadise rastlıyo­ruz: Akil, Resulullah'ın (as) yanına hicret ettiğinde O'na bir dirhem verilmiş. Akil de paraya sahiplenmişti. Para henüz eiindeyken Müslüman oldu. Bunun üzerine Resuîulfah (as) şöyle hükmünü verdi: "Müslüman olmazdan evvel bir kimseye ait ne varsa Müslüman olduktan sonra da ona aittir".
Hattabî'nin kitabında şunları görmekteyiz: Ebu Talib'in mirasçısı olması nedeniyle Akil, Abdulmuttalib'in evini ve gelir getiren mallarını satıyordu. E-bu Talib'İn oğlu olan Ali ise Müslüman olduğu için Müslüman olmayan ba­basının mirasçısı olmadığından O'nun ölümüyİe malları alamamış, Resulullah da (as) bir şey diyememişti. Nitekim kendisinin babası Abdullah da Vefat et­mişti. Abdulmuttalip henüz sağken çocuklarının çoğu ölmüş, ona halef ola­cak kimse kalmamıştı. Böylece O'nun mal ve mülküne Ebu Talip sahip çık­mış, O'nun ölümünün ardından da mallarını Akil sahiplenmişti. Nitekim Mekke'den hicret eden Müslümanların mallarını da Kureyşli kafirler bu anla­yışla kendilerinin sayıyor, mallarını ve gelirlerini satışa sunuyorlardı.
Buharî'de de şöyle geçiyor: Resulullah'a (as) altın düğmeli ipek giyecek­ler hediye edilmişti. Onları sahabelerinden bazıları arasında paylaştırdı ve Muharrime b. Nevfel'e de bir pay ayırdı. Muharrime b. Nevfel döndüğünde yanında Müsevvir b. Muharrime de vardı. İbn-i Nevfel kapıda durarak, "O'nu (Resulullah'ı) bana çağırın" dedi. Resulullah (as) O'nun sesini duyun­ca yanına gelerek O'nu karşıladı. Bu esnada Resulullah'ın (as) üzerinde peştemal gibi bir izar vardı. Şöyle dedi: "Ey Eba Müsevvir, işte şunu da senin i-çin sakladım ".
tmam Nesaî kitabında bu hadisin kapsadığı isim ve künyeleri sıralamış ve hadisi şöyle nakletmiştir: "Muharrime, Resulullah'a (as), "şu dağıttığın el­biseden benim payıma düşen nerede?" diye sordu. Resulullah (as), "ey Eba Safvan işte elbise, bunu senin için sakladtm" dedi. Ebu Safvan elbiseyi aldı ve "akrabalık bağlarını gözettin ve hakkım ifa ettin " dedi. [404] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn404)


Resulullah'ın (As) 70 Esiri Öldürmesi


îbn-i Vehb şöyle rivayet etti: Resulullah (as) Yahudilere galip geldikten sonra onlardan 70 kadar esiri öldürdü. Bedir gününde ise esirlerden Ukbe b. Ebu Muit'i bağlattıktan sonra öldürttü. O gün esirlerden Ukbe'den başkasını öldürtmedi. Ukbe'nin kafasını Asım b. Sabit b. Ebi'l Eklah kesti. Bir rivayette "onun boynunu Ali b. Ebu Talib vurdu" deniyor.
İbn-i Hişam ise Safra denilen yerde vuku bulan olaylardan bahsederken Nadr b. el-Haris b. Kelde'nin Resulullah'ın (as) yanında esir İken Ali b. Ebu Talib tarafından öldürülüğünü kaydetmektedir.[405] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn405)


Sen Ve Malın Babana Aitsiniz


Cahiliye döneminde bazı sözleşmeler yaptıktan sonra Müslüman olan bir kimse İçin bu sözleşmeler ne derecede geçerlidir? Bu tip sözleşmelerde babanın malıyla evladının malları arasında fark var mıdır?
Abdurrazık'ın eserinde Ömer b. Şuayb'dan şöyle rivayet olunmuştur: Ö-mer, Resulullah'ın (as) şöyle hüküm verdiğini söyledi: "Cahiliye döneminde kim bir anlaşma yapmış ise -onun- koşullarına uysun; diyeti olan Ödesin, di­yet alacağı olan anlaşmasına göre alsın. Miras da mirasçının hakkıdır".
Bir başka rivayette ise Resulullah (as) buyurdu ki, "İslam'dayemin et­mek yoktur, cahiliyede ettiğiniz yeminlerinize sadtk olunuz, islam'da edilen yeminler dolayısıyla Allah Azzeyalnızca sıkıntı ve belaları arttırır".
Yine Abdurraztk'ın Musannefinde, İbn-i Cüreyc'den rivayet olunan şu haber yeralmaktadır: İbn-i Cüreyc, îbn-i Ebi Hüseyin'den şöyle işittiğini söy­ledi: Bir adam babasıyla davalı olarak Resulullah'ın (as) yanma geldi. Adam: "Babam benim malımı yiyor" dedi. Resulullah (as), "sen de malında babana aitsiniz" dedi ve sonra (babasına hitaben) "onunla git; eğer sana diretirse durumu bana bildir. Bu yüzden ona baskı yaparım" dedi.
Abdurrazık, İbn-i Cüreyc'den şöyle rivayet etti: Abdulkerim bize şöyle haber verdi: Bîr adam dedi ki, "ey Allah'ın elçisi!Babam malımı benden isti­yor". Resulullah (as), "bahana malını ver" dedi. Adam, "malımdan çıkarak ona bırakmamı istiyor" dedi. Resulullah (as), "öyleyse çık ve malını babana
Resulullah (as) bir adama şöyle tavsiye ediyordu: "Ana ve babana asi olma; eğer onlar senden içinde bulunduğun dünyadan ayrılarak kendilerine ter-ketmeni istiyorlarsa malını mülkünü onlara bırak çık".[406] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn406)


Mirasçısı Olmayanın Dayısı Mirasçıdır


Bir adam vefat ettiğinde dayısı ve teyzesinden başka mirasçısı yoksa gerek dayısı ve teyzesi, gerekse de amcası ve halası kişiye mirasçı olabilirler mi?
Abdurrazık'ın Musannef'inde Muammer'den ve O'nun Zeyrl b. Eslem'den rivayet ettiği bir haber yer almaktadır. Zeyd şöyle diyor: "Resulul-lah'a (as) gittim ve O'na hata ve teyzenin bu husustaki durumlarını sordum. "Hala ve teyze mi" dedi ve tekrarladı. Bu ikisinin mirastaki hukukları konu­sunda vahyi bekledi. Vahiy gelmeyince, "bana onlar hakkında herhangi bir şey vahyedilmedi" dedi.
Safvan b. Süleym'den rivayet olunan bir başka rivayette de şunlar yer a-lıyon "Bir adam Resulullah'a (as) gelerek, "ey Allah 'in elçisi/ Bir adam ölü­yor mirasçısı olarak teyze ve balasından başka kimsesi de yok. Bu durumda ne diyorsun?" diye sordu. Resulullah (as), "bir adam ölüyor ve teyzesi ve ha­lasından başka kimsesi de yok. Onlar hakkında herhangi bir şey söylememiş­tir"dedi ve devam ederek, "ikisine de herhangi bir şey yoktur' buyurdu.
Buharı ve Müslim'in Sahih'lerinde ve diğer hadis kitaplarında Berra b. Azib'ten şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as), "teyze anne gibidir, onun derecesindedir" diye buyurdu.
Muammer'in îbn-i Tavus'tan rivayet ettiği bir hadiste ise şöyle geçiyor: İbn-i Tavus diyor ki: Medine'de Resulullah'm (as) şöyle dediğini İşittim: "Al­lah ve Resulü, velisi olmayanın velisidir. Mirasçısı olmayanın mirasçısı dayı-sidir". .
Bu hadisi Amr b. Şuayb babasından, O dedesinden, O da Resulullah'tan (as) rivayet etmiştir.
Ayrıca bu hususta Ebu Davud, îbn-i Mace ve Nesaî, Mikdam b. Ma'dike-rib el-Kindî'den rivayet etmişlerdir. el-Kindî bu hadisi "Resulullah'tan (as)" diyerek rivayet etmiş ve "... bu kimsenin malından diyeti varsa alınır ve da­yısı mirasçısı olur" ibaresini de eklemiştir.
Ebu Davud ve Nesaî bu hadisin sözlerini yukarıda sıralanan senetle ri­vayet etmiş ve "velisi olmayan kişinin velisi dayısıdır. Onun malına mirasçı olur ve esir olduğunda onu kurtarır" ifadesini kullanmışlardır.
Yine Nesaî aynı hadisi Mikdam b. Ma'diken el-Kindî'den, "akrabası ol­mayan kişinin akrabası dayısıdır. Eğer varsa yeğeninin diyetini öder ve ona mirasçı olur" ifadesini kullanarak rivayet etmiştir.
Usaylî'nin Delâil adlı eserinde de şöyle geçiyor: "Resulullah'a (as) hala ve teyzenin mirasları konusu sorulduğunda Resulullah (as) devesine binmiş ve Amr b. Avfoğullarına doğru gidiyordu. Şöyle dedi: "Deveyi tutun". Sonra başını kaldırdı ve "pek seyrek de olsa, bir kimse ölür ve arkasında teyze ve halasından başka kimsesi kalmaz" dedi. Sonra da, "soruyu soran nerede? î-kisi için de herhangi bir şey yoktur" buyurdu.
Bir başka hadiste de şöyle geçiyor: Resulullah'a (as) bu husus soruldu­ğunda Huneyne'ye kadar yürüdü ve "Cebrail bana şöyle anlattı: Hala ve tey­zeye miras yoktur" buyurdu. [407] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn407)


Katil Kimsenin Mirastan Menedilmesi


Ne şekilde olursa olsun katil kimse mirastan men edilir mi? Yoksa yal­nızca bilerek-kasten katil olanın mı mirastan mahrum edilmesi sözkonusu-dur?
Ebu Mııhammed b. Ebu Zeyd şöyle dedi: ResuluİIah (as) katil kimseyi minrastan men ettiğinde katilin işlediği kati (öldürme) fiilini dikkate almıştır.
Hasta bir kimsenin hastalığı nedeniyle karısını boşadıktan sonra bekle mesi gereken iddet bahane edilerek kadının mirastan men edilmesi imkan­sızdır.
Ebu Zeyd'den başkaları da şöyle diyorlar: Amr b. Şuayb babasından, O da dedesinden, Resulullah'm (a) "katil için miras yoktur" buyurduğunu riva­yet etmiştir.
İmam Malik şöyle demiştir: Mirasçısı olacağı şahsı hata sonucu öldüren kişi mirastan payına düşeni alır. Ama bu nedenle söz konusu edilecek veya katilin velileri tarafından ödenecek olan diyetin mirasçısı olamaz. Eğer mira­sını alacağı kişiyi bilerek öldürürse ne maldan ne de bu diyetten nasibi yok­tur.
Mirasını alacağı şahsı bilerek öldüren kimsenin, öldürülenin malında ve ödenecek diyette hiçbir hakkının olmadığı hususunda İslam alimlerinin fikir-birliği vardır. Ama daha önce de denildiği gibi mirasını alacağı şahsı hataen öldüren kişinin ortadaki diyetten ve mirastan hakkının olup olmadığı ise ihti­laf konusu olmuştur. [408] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn408)

HEDİYE


Hediyenin Kabul Edilmesi


Resullulah (as) hediye kabul eder miydi? Müşrik veya kafir bir kimsenin hediyesinin hükmü nedir?
lbn-i Sahnun'un kitabında şöyle geçiyor: Resulullah (as) Ebu süfyan'ın, zimmet ehlinden olanların, Dihye'nin Mukavkıs'ın ve Ukeyderİn hediyesini kabul etmiş; bunlardan bazılarına da hediyeler vermiş ve bunun yanında î-yâd el-Mücasiî'nin hediyesini kabul etmiştir. Mukavkıs'ın hediyesi Resullula-hın hanımı olup oğlu İbrahim'in anası olan Marİye ve kardeşi Sİrin'Ie dişi bir katırı ve eşeği idi. Resulullah (as) Mariye'yi kendine eş olarak aldı ve O'ndan İbrahim oldu. Dişi katırı ve eşeği Ölünceye kadar yanından ayırmadı. Bu he­diyeleri İskenderiye kralı Mukavkıs'tan alıp getiren kişi Hatip b. Ebi Beltaa i-di. Resululah (as) Onu hicretin yedinci yılında Mukavkıs'a göndermişti. Bu hususuta şunlar da rivayet olunmaktadır; Hediye üç hanım idi, Resuluîlah (as) onlardan birini Cchm b. Huzeyfe'ye verdi. Bu hanımın adı Tarf idi. İkin­cisi Mariye'nin kızkardeşi Şirin idi. Resulullah (as) O'nu Hasan b. Sabite ver­di. Hasan'ın Abdurrahman adındaki oğlu bu hanımdandır.
Müslim'de şöyle yer alıyor; Ferve b. Nefase el-Cüzzani, Resululajra (as) beyaz bir katır hediye etti. Resululah (as) Huneyn gününe kadar bu hayvana bindi. ■ . .
Sahnun şöyle dedi: Eğer Rum kralı Müslümanların imamına birşey hedi­ye ederse onu kabul etmesinde bir sakınca yoktur. İsterse bu hediye kendi şahsına özgü olsun.
Evzâî şöyle dedi: Eğer böyle bir hediye Müslümanlar için olursa onun değeri kadar bir hediye beytüimalden (devlet hazinesinden ) alınarak bu hediye sahibine verilir.
Sahnun ise, böyle bir hediyenin bir başka hediye ile karşılanmasının ge­rekmediğini söylemiştir.
Bir başka rivayette Sahnun şöyle demektedir: Resulullah (as) Rum kralı­na hediye göndererek onu mükafaatlandırmış ise bu yalnızca Resulullah'a özgüdür. Tüm Müslümanlara olmadığı gibi bir şöhret için de değildir. Rum krallarından bir elçi geldiğinde Müslümanların önderi olan kimsenin bu leçi-yi mükafaatlandırması gerekmez. Ama elçinin ödüllendirilmesi hususunda Müslümanların yararlarına olabilecek herhangi bir durum sözkonusuysa bu işte en doğru olanını yapmak üzere içtihat eder.
Buharîde şöyle geçiyor: "Eyle kralı Resulullah'a beyaz bir katır hediye etmişti. Resulullah da ona bir hırkayla bir deve gönderdi".
Bir başka rivayette şunları görüyoruz : "Tebtık seferi esnasında ona de­vesini gönderdi". Amr b. el:Haris, "Resulullah (as), vefatından sonra geriye yanhzca beyaz katırını ve sadaka olarak bir parça arazi bıraktı" dedi. Hz A-işe, "Resulullah (as), arkasında otuz sâ' (yaklaşık 88kg.) arpa karşılığında bir Yahudiye rehin olarak bıraktığı zırhtan başka hiçbir şey bırakmadan ve­fat etti" dedi.
Yine Buharî'de, "Resulullah (as) ne dinar, ne dirhem, ne köle, ne cariye, ne de başka birşeyi miras olarak bırakmadı. O yalnızca beyaz katırını, sila­hını ve sadaka olarak bir parça araziyi bıraktı" rivayeti yer ahyor. Usaylî'nin değişik yerlerdeki rivayetinde "herhangi bir şey bırakmadı" İfadesi yer alıyor.
îbn-i Hubeyb ve başkaları Mukavkıs'ın Mısır meliki olduğunu söylüyor­lar. Ebu Ubeyd Kitabu'l Emval'de şöyle nakledilmektedir: Bir ip cambazı o-lan Amr b. Malik Resulullah'a (as) bir at hediye etti. Resulullah bu hediyeyi kabul etmedi ve "biz bir müşrikin hediyesini kabul etmeyiz" dedi.
Bir başka rivayette de, "Resullah'm (as) tyad el-Mucaşiî'ye, "biz müşrik­lerin bağışlarım kabul etmeyiz" dediği yer almaktadır.
Ebu Ubeyd şöyle diyor: Resulullah (as) yalnızca Ebu Süfyan'ın hediyesi­ni kabul etmiştir. Zira bu hediyenin süresi kendisiyle Mekkeliler arasında be­lirlenmişti. İskenderiye kralı Mukavkıs'ın hediyesini de kabullenmişti. Zira Mukavkıs Resulullah'a (as) elçisi Hatip b. Beltaa'yı göndermiş ve Resulullah'ın peygamberliğini kabul etmişti. Resulullah (as) O'nun Müslü­manlığından umutsuz olmamıştı. Şurası kesindir ki Resulullah (as) kendisiyle savaşta olunan hiçbir müşrikin hediyesini kabul etmemiştir. Daha sonra Ha-lid b. Velid, Ukayder'i Resulullah'a (as) getirdi. Ukayder Hıristiyandı. Halid O'nun kanının akmasını önlemişti. Cizye vermesi konusunda anlaşmaya vardılar. Halid adamm yolundan çekilip serbest bıraktı, O da köyünün yolu­nu tuttu. [409] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn409)


Dilenmesi Haram Olan Zengin


Dilenmesi haram olan zengin ne demektir ve bu kişi kimdir? Resulul­lah'a (as) dilenmesi haram olan zenginin kim olduğu sorulunca, "50 dirhem yahut bu değerde altını olan kişidir" dedi.
Hadisi imam Ahmed rivayet etmiştir.
Bir başkasına verdiği cevap bununla herhangi bir zıtlık arzetmcmekte-dir. Bu cevapta, "elindeki parası kendisine sabah veya öğle yemeği yedirecek kadar ise" denmiştir. Yani bu kadar paraya sahip olan kişi o günlük zenginli­ğe sahip demektir. Bu durumdaki bir dilencinin sözkonusu günlük zenginli­ğe oranla yıllık zenginliği de ortadır. İşleri en iyi bilen AHah azzedir.
Ömer ~b. el-Hattab Resuluİlah'a (as) böyle bir kimsenin durumunu sor­muş ve ccevabım almıştı. Daha sonra Resulullah (as) kendisine bağış olarak bir şeyler gönderdiğinde, Hz Ömer, "sen bize dememiş miydin bizim için en hayırlı olan şeyin kimseden herhangi birşey almamak olduğunu?" dedi Re­sulullah (as), "sana dediğim o şey dilencilik konusunda idi. Ama dilenmeksi-zin sana yapılan bir bağış ve hediye böyle değil. Üstelik AHah Azze'nin sana verdiği bir nzıktır" buyurdu. Hz Ömer, "nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, hiç kimseden birşey istemeyeceğim. Ama istemeksizin bana getiri­len bir şeyi de alacağım" dedi.
Bu Hadisi îmam Malik rivayet etmiştir. [410] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn410)


Misafirlik Hakkı Olan Şeyi Dilerse Alır, Dilerse Terkeder


Ukbe b. Amir Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Sen bizi gönderdiğinde bir topluma rastlarsak ne yapalım, bu hususta ne diyorsun?". ResulUah (as), "bir topluma rastladığınızda eğer onlar misafir olmanız için gerekli şeyleri hazır­lar ve kalmanızı söylerlerse davetlerini kabul edin. Eğer misafir hakkı olan hususları yapmazlarsa misafir olarak hakkınızı alın" dedi.
Hadisi Buharı rivayet etmiştir.
Tirmİzî de ise şöyle geçmektedir: "Biz bir kavme rasladığımızda onlar misafire gereken özeni bize göstermezler ve üzerlerindeki misafirlik hakkını gözetmezlerse, onlardan hakkımızı alamaz isek bu hususta ne dersin?" de­diklerinde, Resulullah (as), "eğer onların üzerinde olan misafirlik hakkınızı vermemekte diretirlerse onlardan hakkınızı alın "buyurdu.
Ebu Davud'da şöyle geçiyor: "Misafirinin gecelemesi yatıya kalması o yöredeki tüm Müslümanlar üzerinde bir hoçtur. Misafir olarak bir topluma giden, ama gösterilmesi gereken misafirlik hakkından mahrum olarak sa-bahlayamn hakkı oradakilerin üzerindedir. Bu misafir bu borcunun hakkı­nı isterse alır, dilerse terkeder".
Ebu Davud'da bir başka rivayette: "Bir toplumun yanında konaklayan kişinin istirahat etmek üzere yerleştirilmesi oradakilere aittir. Eğer onlar mi­safir hakkını gözetmezlerse misafir bu diretmeye karşılık olarak onları ceza­landırmak hakkına sahiptir" İbaresi yeralmaktadır.
Bu hadisler, misafire gereken ilginin gösterilmesinin bir zaruret olduğu­na ve toplum bu hakkı yerine getirmemekte diretirse misafirin bu hakka eşit bir şeyi almaya hakkı bulunduğuna birer kanıttır. Bu hadis, aynı zamanda, kocasından habersiz olarak ailesine yetecek miktarda nafakayı ondan almak hususuna delil olarak gösterilmişse de burada yeterli bir delil gözükmemek­tedir. Zira yukarıda bir hakkın alınma sebebi ortadadır. Hind'in kocası Ebu SüfyarVla olan nafaka sorununda ileri sürülen gerekçelerin benzerine istina­den gereken hakkın alınması hususu ayrı bir şeydir.
Avf b. Malik, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Bir adamın yanına gidiyo­rum, misafirini ağırlamakla emrolunduğu halde ne benim yanıma yaklaşı­yor, ne de bana gereken ilgiyi gösteriyor. Bir misafir olarak hakkımı vermi­yor. Daha sonra o bana misafir olarak uğruyor. Şimdi onu cezalandırayım mı?" Resulullah (as), "hayır, onu konuk et; misafire gösterilecek hürmeti gös­ter" dedi. Avf şöyle diyor: Resulullah (as) bana bir elbise parçası göstererek, "metlin var mı?" dedi. Ben, "tüm malım Allah Azzenin bana verdiği bir deve ve koyundur" dedim? Resulullah (as), "sahip olduklarının etkisi üzerinde gö­rünsün" dedi.
Hadisi tmafn Tirmizî rivayet etmiştir.
Resulullah'a (as) misafirin azık durumu sorulduğunda, "gecesine ve gün­düzüne yetecek kadardır. Misafirlik de üç gündür, üç günden sonrası misa­fir ağarlayanın sadakasıdtr. Misafirin kendisini ağırlayan, konuk eden in­sanların yatımda onları sıkıntıya sokacak kadar kalması kadar kalması he­lal değildir" dedi.
Hadis muttefekun aleyhtir. [411] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn411)


Cimri Kimseler Cennete Giremeyektir


Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Cömert bir cahil Allah Azze katında cimri bir alimden daha hayırlıdır".
Bir başka hadiste, "herhangi bir kulun kalbinde imanla cimrilik birara-ya gelmez" buyurdu.
Resululi-ah (as) yağmur getiren rüzgarlardan daha cömertti. Hele rama­zan ayında bu cömertliği bir kat daha artıyordu.
Cimri kişi kendinden, insanlardan ve Rabbından uzaktır. Cömert kişi kendine, insanlara ve Rabbına yakındır. Öyleyse Resulullah'ın tehdit ettiği kimseler neden cennete giremezler?
, Resulullah "tan rivayet olunan bir hadiste şöyle geçiyor: Resulullah (as) diyor ki, "Allah Azze cenneti yarattığı zaman cennete hitaben, 'izzet ve cela­lim hakkı için sana cimri, yalancı ve deyyus girmeyecek' dedi". Deyyus^na-mus gayreti olmayan kişi demektir.
Sahih-i Buharî'de yeralan bir hadiste Resulullah (as), "Allah'a inanan kimse kıskanır; Allah Azze de kıskanır: Allahın kıskanması kulun haram bir işi işlemesidir" buyurmuştur. Allah Teala, "zina eden erkek yalnızca ya zi­na eden ya da müşrik bir kadınla nikahlanabilir. Zina eden bir kadın da yalnızca ya zina eden yahut müşrik, bir erkekle nikahlanabilir. Bu tür ev­lenmeler müminlere haram kılınmıştır. (7Vwr3^"ayetiyle bu hususa bir açık­lık getirmiştir.
Bu hususta alimlerin en sahih görüşü, zina etmiş olan bir kadının evlen­mesinin yalnızca tövbe etmesinden sonra oluşudur. Eğer bir kadın zina etmiş ise tevbe edene dek ona o haliyle hiç kimse dokunamaz. Onu deyyus olan birinden başkası yanında tutmaz. [412] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn412)


Bilal İnfak Etti


Taberanî el-Mu'cemul Kebir'de ve Katade Müsned adlı eserinde şöyle rivayet ediyorlar: îbn-i Mesud şöyle dedi: Resulullah (as) Bilal'in yanına gitti. Orada bir yığın hurma görünce, "bunlar da ne ya Bilal?" dedi. Bilal, "ey Al­lahın elçisi, bunları senin ve misafirlerin için sakladım" dedi. Resulullah (as), "onların cehenemden bir parça olup kaynamasından korkmuyor mu­sun?" dedi. Bilal onların hepsini sadaka olarak dağıttı, infak etti ve arşın sa­hibi olan Allah'ın onları eksiltmeyeceğinden de korkmadı.
Bu hususta Bezzan, Müsned'inde bu hadisi Hz Aişe'den rivayet ediyor; Hz. Aişe şöyle dedi: "Resulullah (as) Bilal'e. hitaben, "bize birşeyler yedir ya Bilal" deyince, Bilal, "ey Allahın elçisi, cehennemden yanımda hiç ateş yok­tur" diyerek tüm elindekini infak ettiğini açıkça ifade etti. [413] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn413)

ALIŞVERİŞ


Alışverişte İhmalti Davranan Kişi


Resuluüah'â (as) İnançlarının zayıflığı dolayısıyla alışverişte ihmalli dav­ranan ve dalgın olan kişinin bu işten alıkonmasının hükmü sorulduğunda, böyle birine alışverişi yasakladı. Bunun üzerine adam, "kendimi tutamıyo­rum" dedi. Resulullah (as), "öyleyse alışveriş yaptığın kişiye üç kez 'tatlı dille aldatmaca yoktur, tüm mallar içinden istediğini en iyi şekilde salın aldın' de" dedi.
Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Adamın biri bir köle satın alıyor. Sonra köleye, ayağa kalkıp dilediği gibi dolanmasını söylüyor. Sonra da kölede bazı kusurlar bularak satın aldığı kişiye iade ediyor. Bu hususta ne diyorsun?". Bu sırada köleyi satan adam, "ey A ilahın elçisi, bu adam benim kölemi kul­landı" dedi Resulullah (as), "vergi garantiye'dahildir" dedi. Hadisi Ebu Da-vud rivayet etmiştir. [414] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn414)


Yetimler İçkiye Mirasçı Oldular


Ebu Talha, Resulullah'a (as) içkiye mirasçı olan yetimlerin durumunu sorduğunda, Resulullah (as), "içkiyi döküp imha et" dedi. Ebu Talha, "sirkeyi de dökeyim mi?" dedi. Resulullah (as), "hayır" dedi.
Bir başka rivayete göre de Ebu Talha, "ey Allah 'm elçisi! Yetimler için içki (şarap) satın aldım...." dedi. Resulullah (as), "içkiyi dök ve küplerini de kir" dedi[415] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn415)


İçki (Alkol) Ticareti Haramdır


Allah Azze Müslümanlara içki ticaretini, domuzun, ölü hayvanın etlerini yemelerini ve putlara tapmalarını haram kılmıştır. Resulullah'a (as) şöyle so­ruldu: "Ölü hayvanın gemilerin yağlanmasında kullanılan, ordunun yağ ih­tiyaçlarının karşılanmasında ve insanların aydınlatma araçlarında kulla­nılmasına ne diyorsun?". Resulullah (as), "o haramdır" buyurdu. Sonra da, "Allah Yahudileri yok etsin, Allah Azze onlara ölü hayvanların yağlarını ha­ram kıldığı zaman hemen ölü hayvanların yağlarını yüklenip satışa çıkardı­lar. Sonra da elde ettikleri geliri -bir güzel- yediler' diye sözünü bitirdi.
Bu açıklama İçerisindeki "o haramdır" İfadesi hakkında iki görüş ileri sürülmektedir: Birincisi; bu tip tüm fiillerin haram oluşu, ikincisi; müşterinin haram olduğunu bildiği halde içkiyi satın almasıdır. Her iki görüş de şu soru temeline dayalıdır: İhtiyaç sahibi bir kimseye sağlanacak yararlara rağmen iç­kinin satışından vazgeçilmiş midir? Ya da buradaki yararlar bir tarafa mı bıra­kılmıştır?
Birinci soru hocamızın tercihidir ki en açık olan da budur. Zira hadiste yetimlere yararlar sağlanabilmesi amacıyla yapılan içki satışı Peygamber'e an­latıldığında bunu yasaklamıştır. Bundan dolayı elde olunabilecek bir yarar­dan vazgeçilmiştir. Nitekim hadis onlara böyle bir alışverişin haramlığını gös­termiştir. Bu haram kılma karşısında menfaatlerine zarar gelenler durumu an­latmışlar, ama Resulullah (as) onlara izin vermemiştir, bununla birlikte orta­daki menfaatleri kazanmayı da yasaklamamıştır. Eğer bir alışverişe İzin veril­mişse ondan elde edilebilecek kazanç da meşruluk kazanmış demektir. İşleri en iyi bilen Allah'tır. [416] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn416)


Yanında Bulunmayan Bir Şeyi Satma


Hakim b. Hizam, Resulullah'a (as), "bir adam benden bir şeyler almak istiyor, ama istedikleri şu anda yanımda değil; şimdi istediklerini ona satıp daha sonra da mallarını pazardan kendisine getirsem olmaz mı?" diye so­runca, Resulullah (as), "hayır, yanında bulunmayan herhangi bir şeyi sat­ma " dedi.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Yine birisi Resulullah'a (as), "ben şunları şunları birine sattım. Bu du­rumda bana helal olanlarla haram olanlar nelerdir?" dedi. Resulullah (as), "ey kardeşimin oğlu, eline geçirmediğin ve yanında bulunmayan herhangi bir şeyi satmayacaksın " dedi.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Nesaî'de bir adamın şöyle dediği kayıtlıdır: Sadaka olarak dağıtılan mal­lar henüz elime geçmeden sattım, iyi de kârım oldu. Daha sonra durumu Re­sulullah'a (as) anlattım. Bana bu hadisi söyleyip "mal eline geçmezse satma" dedi. [417] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn417)


Allah'a Eş Koşanların Bağışlarını Kabul Etmeyiz


İyad b. Hammad, Resulullah'a (as) bir deve hediye etmişti. Ama kendisi henüz Müslüman değildi. Bu nedenle Resulullah (as) hediyesini kabul etme­di ve "biz müşriklerin bağışlarını kabul etmeyiz" dedi. Haberi rivayet eden diyor ki: "Müşriklerin bağışları da ne demek?" diye sordum. Resulullah (as), "verdikleri ve hediye ettikleri şeylerdir" buyurdu."
Hadis İmam Ahmedin kitabındadır.
Buradaki yasaklamaya karşılık Resulullah (as) Ukeyder ve Ehl-i Kİtap'tan bazı şahsiyetlerin verdiği hediyeleri kabul etmiştir. Ama bu iki tu­tum birbiriyle çalışmamaktadır. Zira Ehl-i Kitap'ın hediyesi kabul olunur, ama müşriklerinki kabul olunmaz. [418] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn418)


Babanın Yerine Köle Azat Et


Amr b. el-As, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Baham kendisinin ye­rine 100 tane köle azad edilmesini vasiyet etti. Oğlu Hişam 50 tane köle a-zad etti. Bana da diğer 50 köleyi azad etmek kaldı. Şimdi onları hahamın yerine azad edebilir miyim?" diye sordu. Resulullah (as), "eğer babam2 Müs­lüman olsaydı onun yerine o köleleri azad eder veya onun yerine sadaka ve­rir ya da onun yerine haccederdiniz. Böylece vasiyet yerine getirilmiş olur­du."
Hadisi Ebu Davud kitabına almıştır. [419] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn419)


Herhangi Bir Şey Satın Alırken Fiatını Sor


Bir kadın, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ben ticaretle uğraşan bir kadı­nım, alır satarım. Herhangi birşey satın alacağım zaman ona istediğim en az fiatı koyar sonra dilediğim gibi artırırım. Birşey satarken de istediğim en yüksek fiatı mala etiket olarak, koyar, sonra istediğim fiattan sattncaya kadar düşürürüm." Resulullah (as), "böyleyapma, birşey satın almak istediğin za­man vermek ya da vermemek istediğin fiatı söyle. Bir malı da satarken ver­mek ya da vermemek istediğin fiatını koy." dedi.
Hadisi İbn Mace rivayet etmiştir. [420] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn420) .,


Biz Zulme Tanık Olmayız


Ebu Nu'man b. Beşir, ResulullalVtan (as), oğluna yaptığı bağışa tanık ol­masını istemişti. Resulullah (as) ise bu isteği reddedip, "biz zulme tan&ltk etmeyiz" dedi. Bir başka hadisteki ibarede "bu helal olmaz", bir diğerinde "tüm çocuklarına ayrı ayrı olarak eşit miktarda mal verdin mi?" diye soran Resulullah'a (as) adam, "hayır" dedi. Resulullah (as), "Allah'tan korkun ve çocuklarınıza eşit muamele edin" buyurdu. Bir başka rivayette Resllh (as), "ona yaptığın -haksız- bağışı geri al" ve bir rivayette de, "bu benden başka biri tanık oldu mu?" ibarelerini okuyoruz.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Buradaki emir kesin bir emirdir, yoksa herhangi bir şeyi helal kılan bir emir değildir. Zira Resulullah (as) ortadaki durumu adaletin zıddı olan zulüm olarak adlandırmıştır. Nihayet böyle bir uygulamayı doğru (helal) bulmamış ve hemen reddedilmesini emretmiştir. Bununla beraber ortadaki haksız duru­ma tanıklık etmesi İçin Allah Azze'nin Resulullah'a (as) izin vermesi imkan­sızdır. Başarı Allah'tandır. [421] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn421)


De Ki: Ben Yaptığım Şu İş İçin Sizden Hiçbir Menfaat İstemiyorum


Ubade b. es-Samit Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Kendisine yazı yazma­yı ve Kur'an-ı Kerim'i öğrettiğim bir kimse bana bir yay hediye etti. Buna da mal denemezdi. Ben bu yayı Allah yolunda savaşta kullandım" dedi. Resu­lullah (as), "eğer ateşten bir gerdanlık takmaya razı olursan onu kabul et"dedi.
Buradaki açıklamalar Resulullah'ın (as), "kendisi dolayısıyla ücret (sevap benzeri karşılık) aldığınız -ve kendisine başvurarak problemlerinize çözüm­ler, şifalar bulduğunuz- en güzel şey Allah'ın kitabıdır" buyurduğu hadisiyle herhangi bir çelişki arzetmiyor. Kölelerin ve cariyelerin durumlarını anlatan haberde de bu durum söz konusudur. Yukarıdaki hadiste Ubade'nin aldığı ücret rüşvet olan bir karşılıktır[422] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn422) Ubade'nin ustalığı Kur'an'dır. Kur'an'ın öğ­retilmesinde ücret almak yoktur. Resulullah'ın (as) Kur'an'ın öğretilmesi kar­şılığında para alınması hususunda getirdiği yasak, Allah Teala'nm, Resulüne "de ki: Ben sizden Kur'an (tebliğ etmek ve öğretmek) karşılığında herhangi bir ücret istemiyorum." diye vahyetmesine, yani bizzat Kur'an'ın kendisine dayanmaktadır. Nitekim Allah Azze'nin, "de ki: Ben siz­den hiçbir ücret istemedim ki, o size aittir" ve "sizden hiçbir ücret is­temeyen Allah elçilerine uyun" diye vahyettiği ayetleri Kur'an-ı Kerim'in ve İslam'ın öğretilmesi ve tebliğ edilmesi karşılığında herhangi bir şey alın­masını yasaklamaktadır. [423] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn423)


Malını Ona Geri Verdi Mi?


Resulullah'a (as) bir hurma bahçesini ödünç alıp sonra da o sene hiçbir mahsul alamayan kişinin durumu sorulunca, "adamın malını iade etti mi?" diye sordu ve "hurmaları olgunlaşıp ne ve nasıl olduğu belli olmadan kira­ya -veya ödünç- vermeyin" dedi.
Bir başka rivayette de. şöyle geçiyor: Bir adam hurma bahçesini henüz meyveleri olgunlaşmadan bir kimseye ödünç verdi. Kiralayan kişi o sene hiç meyve elde edemedi. Meyveleri satın alan, "bahçe tekrar hurma verinceye -zararımı karşılayıncaya- kadar hana aittir" dedi. Meyveleri satan, "sana bahçenin yalnızca bu seneki meyvelerini sattım" diyerek itiraz etti. Böylece davali-davacı olarak Resulullah'ın (as) yanma gittiler. Resulullah (as) satıcıya, "sattığın kişi senin bahçenden herhangi bir şey elde etti mi?" diye sordu. Satı­cı, "hayır" dedi. Resulullah (as), "o halde ne diye adamın malını -kendine-helal sayıyorsun? Adama malım iade et" dedi ve ekledi, "meyveleri olgun-laşmazdan evvel hurmalığınızı kimseye Ödünç vermeyin ve satmayın".
Bu hadis, el-Evzâî'nin, es-Sevrî'nin ve re'y taraftarı olanların dedikleri gi­bi, satılacak olan herşeyin alışveriş anında mevcut olması dışında satılması­nın helal olmadığı görüşünü savunanların delilleridir.
Bir adam, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Falan oğulları selem yoluyla Yahudilerden bir topluma satış yaptılar[424] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn424) Onlar o sırada aç idiler ve pazar­lığın bozulup paranın geri istenmesinden korkuyorlardı. Şimdi durum ne­dir?" Resulullah (as), "bu alışveriş esnasında yanınızda ne vardı?" diye sor­du. Yahudilerden biri, "yanımda şöyle şöyle şu vardı" dedi ve adını söyleye­rek gösterdi, sonra devam etti, "falanın bahçesinden elde edilecek ürün kar­şılığında şu şufiata, toplam olarak 3OO'lük bir borç var." Resulullah (as), "şu şufiata kabul, ama falanın bahçesinden elde edilecek ürünün karşılığında ise -ortada mal olmadığından- kabul olunmaz" dedi.
Hadisi İbn-i Mâce kitabında aktarmıştır. [425] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn425)


Gümüş Karşılığında Altın, Altın Karşılığında Gömüş


Resulullah'a (as), kısrak karşılığında at ve soylu bir deve karşılığında normal bir deveyle takas (trampa) yapmanın hükmü1 sorulunca Resulullah (as), "hemen pazarlık anında mallar alınıp verilirse herhangi bir mahzuru yoktur" dedi
Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır.
İbn-i Ömer, Resulullah'a (as), "allım gümüş karşılığında satın alıyo­rum " dedi. Resulullah (as), "sen altın ve gümüşten herhangi bitini aldığında alışveriş yaptığın kişi senden ayrılmaz ve kendisiyle senin aranıza herhangi bir engel (örtü ve perde) konmaz ise herhangi bir sakınca yoktur" dedi.
Bir başka rivayette de tbn-i Ömer şöyle diyor: Develeri satıyor bu alış­verişte altın ve paranın üstü olarak gümüş yahut gümüş verip üste altın ya­hut dinar verip üste dirhem yahut da dirhem verip -üstünü- dinar olarak alı­yordum. Bu durumu gidip Resulullah'a (as) sordum. Resulullah (as), "eğer bunlardan birini aldığında diğerini verdiysen ve bu sırada alışveriş yaptığın kişi senden ayrılmamış ve seninle kendi arasında herhangi bir engel, örtü, perde vs. koymamış ise bunda bir sakınca yoktur" dedi.
Bu hadisi İbn-i Mâce kitabına almıştır.
Bunun bir açıklaması olarak Ebu Davud'da şu haber geçmektedir; İbn-i Ömer şöyle diyor: Dedim ki, "ey Allah'ın elçisi! Nekî'de[426] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn426) develeri sattım.
Dinar verdim karşılığında dirhem, dirhem, satıp karşılığında dinar aldım. Bunlardan birini alınca diğerini veriyor ya da birini verince diğerini alıyor­dum". Resulullah (as), "bunları aynı günkü fiatîa (değerle) alıp satıyor ve se­ninle alışveriş yaptığın kişilerin arasını (zaman, örtü, engel vs. gibi) herhan­gi bir şeyle ayırmıyor idiysen bunda bir sakınca yoktur" dedi.
Hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır.
Resulullah'a (as) kuru hurmanın yaş hurma karşılığında satılması (takası ve trampası) hususu sorulunca, "yaş olan şey kuruduğunda noksanlaşır mı?" diye sordu. Sahabeler, "evet" dediler. Resulullah (as) bunun üzerine böyle bir alışverişi yasakladı.
İmam Ahmed, Şafiî ve Malik kendi kitaplarında bu hadisi naklettiler. [427] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn427)


Faizin Ta Kendisidir


Bilal şöyle dedi: Resulullah'a (as) eski hurmadan iki sâ' (6 kg) vererek taze hurmadan 1 sâ' aldığım anlatınca Resulullah (as), "eyvah, bu faizin ta kendisidir, sakın ha bir daha böyle yapma. Eğer taze hurma almak istiyor­san önce eski hurmayı sat, sonra elde ettiğin parayla taze hurma satın.al." dedi.
Hadis muttefekun aleyhtir.
Berra b. Azib, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ben ve ortağım bazı şeyleri (al gülüm ver gülüm diyerek) elden ele; bazı şeyleri de ertelenmiş borç olarak satın aldık." Resulullah (as), "elden ele hesabı satın aldığınız tamam, ama ertelenmiş borç olarak aldıklarınızı bırakın" dedi.
Hadisi İmam Buharı kendi kitabına almıştır.
Hadislerde pazarlık bitimini ve tamamlanmasını gösteren el sıkışıp toka­laşma hususu da belirli açıklığa kavuşturulmuştur.
Nesaî'nİn rivayetinde şöyle geçiyor; Berrâ'dan şöyle rivayet olunmuştur: Ben ve Zeyd b. el-Erkâm Resulullah (as) zamanında iki tüccar idik. Resulul­lah (as) bizlere para bozma hususunu sordu ve şöyle dedi: "Eğer bu takas (para bozma) al paranı ver paramı şeklinde aynı anda olursa bir sakıncası yoktur. Ama eğer borca ve ertelemeyle olursa caiz değildir."
Fidâte b. Ubeyd, Resulullah'a (as) Hayber gününde 12 dinara satın aldı­ğı altın ve mücevher işlemeli bir gerdanlığın parçalarını birbirinden ayırdığın­da 12 dinardan fazla bir kıymeti olduğunu anlattı ve durumun ne olacağını sordu. Resulullah (as), "böyle şeyler muhtevasındaki maddeler birbirinden ayrılmadıkça satılamazlar" dedi.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır.
Bu hadis iyi cins bir hurmanın bir ölçeği ile bir başka hurmanın değişi­minde taraflardan birinin eksik veya fazla vermesi dolayısıyla ortaya çıkan durumun helal olmayışına da delildir. Ortaya çıkan şey faizin bir türü olup çıkmıştır. Hadisin ortaya çıkarıp döktüğü yasak şekillerinden ve benzerlerin­den sakınmak doğru olanıdır. [428] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn428)

Erkeğin, Karısının Malı Üzerindeki Yetkisi


Bir kadın, Resulullah'a (as), sadaka olarak verdiği bir süs eşyasının hük­münü sordu. Resulullah (as), "bir kadının kendine ait bir malı bir başkasına verebilmesi yalnızca kocasının iznine bağlıdır" dedi. Bir başka rivayette de Resulullah (as), "bir kadının kendi malında herhangi bir harcama yapabil­mesi onun namusuna sahip olan kocasının iznine bağlıdır." demiştir.
Bu hadîs sünen kitaplarında yeralmaktadır.
Ibn-i Mace hadisi şöyle kaydetmektedir: Ka'b b. Malik'in karısı Resulul­lah'a (as) süs eşyasını getirerek "bunu sadaka olarak verdim" dedi. Resulul­lah (as), "bunun için Ka'b'dan iziıt aldın mı?" dedi. Kadın, "evet" dedi. Re­sulullah (as) Ka'b'a haber saldı ve dedi ki, "karına şu süs eşyasını sadaka o-larak vermesi için herhangi bir etki altında kalmadan izin verdin mi?" Ka'b, "efe/" dedi. Resulullah da (as) bunun sadaka olarak dağıtılmasını kabul etti. [429] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn429)


Yanında Bir Emanet Olarak Kalsın


Resulullah'a (as) buluntu altın ve gümüş konusu sorulduğunda, "onun niteliklerini ve eksiğini-fazlasını iyice öğren sonra bir yıl süreyle buldukları­nı -insanlara- tanıt. Eğer bu süre içinde hiç kimse bu malı sahibi olarak ta­nıyamaz ise onu harca veya yanında bir emanet olarak alıkoy. Eğer her­hangi bir gün bir kimse çıkagelir de sahibi olduğunu kanıtlarsa malını ona ver" dedi. [430] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn430)


Yelimin Maiı


Bir adam, Resulullah'a (as), "benim malım yok, ama bir yetimim var" dedi. Resulullah (as), "israf etmeksizin, saçıp savurmaksızın, eldeki malı bi-tirmeksizîn ve kendine ait malını saklamaksızın yetimin malından yiyebilir­sin" dedi. Bir başka rivayette ise, "kendi malını yetimin malına feda eder­sin " ibaresi yeralıyor.
"En güzel şekilde değerlendirmek amacının dışında yetimin malı­na yaklaşmayın" ayeti nazil olduğunda insanlar kendi yemeklerini bozar ve etlerini kokutur korkusuyla yetimlerin malından uzak durmakta idiler. Bu durumu gidip Resulullah'a (as) sordular. Bundan sonra, "onlarla (yetimler­le) birbirinize karışın (onlarla ilişkileriniz olsun), zira onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah kimin bozguncu ve kimin ıslah edici olduğunu bilir." ayeti indirildi.
Bu hadisi İmam Ahmed ve Sünen kitapları sahipleri rivayet ettiler. [431] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn431)


Yitik Deve Ve Koyun


Resulullah'a (as) yitik -bulunmuş- develerin durumu sorulunca soruyu sorana, "onlardan sana ne? Buluntu hayvanları kendi hallerine bırak. Nasılsa ayakları var, kendilerine yetecek su depolan var. Sahipleri kendilerini buluncaya kadar ağaçlardan (otlardan)yerler."dedi.
Resulullah'a (as) buluntu koyunların durumu sorulunca, "sahipsiz kay­bolmuş bir koyun bulduğunda onu kendine al, zira o ya senin, ya bir karde­şinin ya da kurdun hakkıdır" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Müslim'de geçen hadisin sözleri ise şöyle: "Buluntu bir malın sahibi ol­duğunu iddia edip gelen bir kimse eğer malın niteliklerini, cinsini ve her yö­nünü tanırsa malını ona ver. Eğer bilemezse o senindir." Bir başka lafızda, "(tanıtımdan sonra eğer sahibi çıkmazsa) o malt ye (ondan faydalan). Bila­hare malın sahihi çıkacak olursa bedelini ona öde" ibaresi geçiyor.
Übey b. Ka'b şöyle dedi: Resulullah'ın (as) döneminde, içerisinde 100 dinar bulunan bir kese bulmuştum, onu Resulullah'a (as) getirdim. Resulul-lah (as) şöyle dedi: "Onu iyice tam". Ben de onu iyice tanıdım, sonra tekrar getirdim. Bana yine, "onu iyice tanı" dedi. Onu İyice tanıdım ve dördüncü kez getirdim. Resulullah (as), "keseyi, içindeki paranın miktarını, cinsini iyi­ce öğren. Eğer sahibi gelecek olursa onu verirsin. Eğer sahibi çıkmaz ise on­dan yararlanırsın" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. Lafız Buharî'ye aittir.
Müzeyneli bir adam, Resulullah'a (as) kayıp develerin durumunu sordu­ğunda, "ayakları sağlam; su kabı yanında; ağaçlardan yer, suyunu tekrar depolar. Sahibi gidip bulsun diye onu serbest bırak" dedi. Buluntu koyunun durumu sorulduğunda Resulullah (as), "onu ya bulan alır, ya bir kardeşi-nindirya da kurt kapar. Bulduğunuz yitik koyunları sahipleri gelip alıncaya kadar bir araya toparlayın" dedi. Soruyu soran adam, "otlağından çalınan hayvanın durumu nedir?" diye sorunca, "oradan çalınanın Jiatt iki katıdır. Çalana da ceza verilir" dedi. Su başına çökertilmiş olan hayvanın alınması durumunda yapılması gerekenin ne olduğu sorulduğunda, "su başlarında koruma altına alınmış olan hayvanların çalınması durumunda belirli şart­larda el kesme cezası vardır" dedi. Adam, "ey Allah 'in elçisi/ Bahçeme giren bir hayvan henüz olgunlaşmamış kabuğu içindeki meyvalara zarar verirse bunu nasıl telafi ederim?" diye sordu. Resulullah (as), "eğer korunma altına alınmamış bir şeyi ağzıyla alıp yediyse ona hiçbir ceza gerekmez. Eğer koru­nan bir şey ise zararı iki kattır ve ceza verilir (bağlamak, alakoymak gibi). Biraraya toparlanıp kurutulmuş ve koruma altına alınmış malların çalın­masında belirli şartlara göre el kesme cezası vardır" dedi. Sahabeler, "ey Al­lah 'in elçisi! Herkesin gelip geçtiği yolda bulunan altın ve mal hakkında ne diyorsun?" dediler. Resulullah (as), "onu bir yıl tanıt. Eğer kaybeden kişiyi bulursan ver. Bulamaz isen o senindir" dedi. Adam, "vur kaç taktiği uygula­nan baskınlarda bulunan (ele geçen) mallar hakkında ne diyorsun?" dedi. Resulullah (as), "define ve bu tip mallarda beşte bir devletin hakkı vardır" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed ve hadîs kitabı yazarları rivayet ettiler.
Resulullah'tan (as), bir yere tuvalet ihtiyacını gidermek üzere oturan, sonra oradaki bir tarla faresinin yunasından bir dinar çıkaran, sorira bir daha, bir daha ve nihayet 17 dinar çıkaran, sonra da paralan kırmızı bir bez parça­sına (hırkaya) koyarak alıp giden bir adam hakkında fetva istenilmişti. O sı­rada da bir dilenci, hakkında Resululiah'tan (as) fetva istenen adamın tarla faresinin yuvasından çıkardıklarını sardığı bez parçasını tarif ederek geldi ve orada olup biteni Resulullah'a (as) anlattı. Hakkında fetva istenilen adam he­men ortayı çıkarak dilenciye, "buluntu paraların (dinarların) sadakasını al" dedi Resulullah (as) dilenciye, "hayır, onları geri ver" dedi. Sonra paralan bulana dönerek, "buluntu paranın sadakası olmaz. Ama -böyle bir davra­nıştan dolayı- Allah sana bereket verir" dıyç buyurdu. Sonra şöyle devam et­ti, "yoksa sen, elini tarla faresinin yuvasına mı soktun?". Parayı bulan adam, "hayır, sana Hakk't (İslam'ı) ikram eden Allah'a yemin ederim" dedi. Adam ölünceye kadar elindekilerin tükenmediği rivayet olunmaktadır.
Resulullah'ın (as), "yoksa elini tarla faresinin yuvasına mı soktun?" ifa­desi, -Allah bilir- adam elini farenin yuvasına sokarak, yani bir anlamda eşe­rek, kazarak para veya benzeri bir şey çıkarmış olsaydı bunun -islam'dan önce- gömülmüş bir define hükmüne gireceğine işaret etmektedir. Normal o-larak bulduğu için Allah Azze malı bu adama sunmuş ve toprak da bu para­ları helal olan bir tarzda adamın ihtiyacı için oturduğu yere adeta çıkarıp koymuştur. Doğrusunu bilen Allah'tır. Belki de bu nedenle olacak ki, bu a-damın "buldum" dediği paralar bir maden kalıntısı olarak değerlendirilme­miştir. Belki de bu paranın kâfirlere ait gömülü bir definenin parçası olduğu biliniyordu. [432] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn432)


Alışveriş Ve Sözleşmelerde Hile Yapmak


Bu hususlarda ResuîuIIah'tan (as) rivayet olunan şeyler nelerdir?
Alışverişte, sözleşmelerde ve belirli bir süreye kadar bırakılmış yiyecek rehinlerde hile yapanları ve Resuİullah'm (as) îdâ' b. Halîd'den satın aldığı mektubu (veya kitabı) hakkındaki açıklamaları içeren haber Muvatta, Buharı ve Müslim'de şöyle geçiyor: Bir adam Resulullah'a (as) gelerek alışverişte hi-îe ve aldatmacalar yaptığını anlatınca ResuhıIIah (as), "satış yaptığında müş­teriye 'tatlı sözlerle aldatmaca yoktur'de" dedi. Bu adam birşey sattığında, "tatlı sözlerle aldatmaca yoktur" diyordu. Bu ibare burada kaynak olarak gösterilen hadis kitaplarında şöyle geçiyor: Resulullah (as) buyurdu ki, "bir şey sattığın zaman satışın hemen sonrasında müşteriye üç kez: 'tatlı sözlerle aldatmaca yoktur, malı alıp almamakta hürsün' de". Bu adam Hibban bin Munkız idi.
"Müdevvene" adh eserde şunlar geçiyor: Ömer b. el-Hattab şöyle dedi: "Evlerinize dikkat ettim de Resulullah'ın (as) Hibban b. Munkız'la yaptığı sözleşmeye benzer herhangi bir şey göremedim. Bu sözleşme, Resulullah'ın (as) satın aldığı ve üç gün süreyle bu pazarlıkta hür olduğu idi." Abdullah b. ez-Zubeyr de daha sonraları bu hadisle hükümler vermişti.
Ebu Davud'un kitabında şunları görüyoruz: Ukbe b. Amir'den şöyle ri­vayet olunmuştur: Resulullah (as), "rakik (narin, ince, merhametli) sözleş­menin süresi üç gündür" diye buyurdu.
Buharî'de ise şunlar naklediliyor: el-ldâ' b. Halid şöyle dedi: Resulullah (as) bana, "iste bu, Muhammed Resulullah'm (as) el-îdâ' b. Halid'den satın aldığı şeydir. Bu satış bir Müslümanın diğer bir Müslümana yaptığı satıştır. İçerisinde hiçbir hastalık, eskimiştik, çürümüşlük ve hiçbir kötülük ve felaket yoktur."
Katade, "bu hadiste geçen kötülük kelimesi zina, hırsızlık ve kaçak köle anlamlarına gelir" diyor. Buharî'nin haricindeki kaynaklarda şöyle geçiyor: Usaylî, "el-Fevâid"' adlı eserinde bu olayı kendi hocalarından rivayet ederek şöyle kaydediyor: el-îdâ' b. Halid, Resulullah'tan (as) bir köle satın almış ve bu hususta sözleşme yapmıştı. [433] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn433)


Resulullah'ın (As) Kıtlık Ve Felaketler Hakkındaki Hükmü


Kıtlıklar hakkındaki hükümler ve Resulullah'tan (as) aktarılan haberler nelerdir?
Buharî, Müslim ve Nesaî'de şunlar geçiyor: Resulullah (as), "Allah Azze ürünlerinizi yokederse acaba neyle kardeşinizin malını alabilirsiniz? Bu hu­susta ne düşünüyorsunuz?" dedi.
Bir başka hadiste, "sizden biriniz kardeşinin malını ne ile helal olarak alır?" ibaresi yer alıyor. Haber Malik'in Muvatta'ında "ed-Delâil" bölümünde yer alıyor.
Müslim'de geçen bir haber ise şöyledir: Resululîah (as) kıtlık ve felaket durumlarında bu hadisle emretmiştir. İmam Malik olağanüstü kıtlık ve felaket durumları ürünlerin üçte birine ulaştığında bu hadisi delil göstermiş ve alına­cak tedbirleri buna göre ayarlama hususunu tercih etmiştir. Şafiî iki görüş ile­ri sürmüştür. Bunlardan birisi bu görüşle bağdaşmaktadır. Ebu Hanife, Leys ve Süfyan es-Sevrî, "felaket (kıtlık) hangi şekilde olursa olsun meyveler ol­gunlaştıktan sonra iştahı çeker durur oldukları sürece kıtlık ya da olağanüstü durum sözkonusu olamaz" diyor ve Sabit'in rivayet ettiği hadisi delil olarak gösteriyorlar. Sabit diyor ki; Muaz bin Cebel'in satın aldığı meyvelere bela geldi. Çokça zararı oldu ve borçlan da arttı. Bunun üzerine Resulullah (as), "ona sadaka veriniz" buyurdu. İnsanlar ona yardım ettiler. Ama borçlarını karşılamaya yetmedi. Resulullah (as) alacaklılarına, "(sattıklarınızdan) onun yanında kalan ne varsa alın. Zira sizin bundan başka hakkınız yoktur"'bu­yurdu. Resulullah'm (as) Muaz'ın alacaklılarına şöyle dediği de rivayet olu­nur: "Sizin için yalnızca bu vardır."Bu da, "yokluğa yüklenecek hiçbir so­rumluluk yoktur" kuralının kanıtıdır. Muaz b. Cebei'in müflis olduğuna hicre­tin yedinci yılında hükmedildi. Resulullah (as) onu borçlularına vereceği maldan kurtardı. Onlara hak ettiklerinin beşte dördü ödenebildi. Sahabeler, "ey allah'ın elçisi o mallan bize sat" dediler. Resulullah (as), "hayır onlara almaya hakkınız yoktur" dedi. Resulullah (as) Muaz b. Cebeİ'İ Yemen'e gön­derdi ve O'na, "belki Allah seni zenginleştirerek ihtiyaçlarını giderir." dedi. Bu olay, Muaz*ın Resulullah (as) ile birlikte Tebük gazvesine iştirak ettikten sonra hicretin yedinci yılı Rebiülevvel ayında vukubulmuştu. Muaz Resuîul-lah'ın (as) vefatından sonra Ebu Bekir'in hilafeti zamanında döndü. Yanında bir koyun sürüsü vardı. Ömer O'nu görünce, "bunlar da ne?" diye sordu. Muaz, "onlara yolumun üzerinde rastladım" dedi. Ömer, "hangi şekilde, ne yoldan kazandın?" diye sordu ve devam ederek, "onları bana hediye edin de Muaz'ci ikram edeyim. Zira Muaz sanki cehennemin kıyısında ve Ömer de Muaz ateşe yuvarlanmasın diye uçkurunun arkasından tutmakta" dedi. Bunu duyan Muaz korktu ve Ömer'in söylediklerini Ebu Bekir'e anlattı. Ebu Bekir Muaz'ın yanındaki sürüyü O'na caiz gördü ve "Resulullah'in (as) O'na (Muaz'a), 'belki de Allah sana zenginlik vererek ihtiyaçlarım giderir. Sen de (şimdiki halinde) ödeyemediğin borçlarım artık Ödersin' dedi­ğini duydum" dedi.
Ömer Muaz'a hitaben, "bunları Ebu Bekir'e anlat" dedi. Muaz, "ne diye bunları ona anlatayım" dedi. Daha sonra sakinleşince Ömer'in dediği gibi olanları Ebu Bekir'e anlattı. Ebu Bekir de sürünün onun olmasını caiz gördü.
Bir rivayette ise, Ebu Bekir sürünün Muaz'a ait oluşunu caiz görcL ve Resulullah'm (as) Muaz'a, "(Yemene gitmen nedeniyle) Belki de Allah Azze sana zenginlik verir. Sen de ödeyemediğin borçlarını ödersin" dediğini duy­duğunu söyledi.
Bu rivayeti Taberî kitabına almıştır.
imam Şafiî ve Ebu Hanife için bu hadis, felakete maruz kalındığı du­rumlarda bîr delil olarak gündeme gelecek düzeyde değildir. Zira bu hadis müşteriyi zarara uğratmakta, onun herhangi bir ihtiyacını karşılamamakta ve ödenmemiş diğer değerleri de onun üzerine yıkmaktadır. Felakete uğramış kişinin durumunu değerlendirmekte, ama ona karşı kimseyi destekleyip güç­lendirmemektedir. Usaylî, Resulullah'm (as) "felaketler rüzgar (fırtına, bora, tayfun, hortum vs.) soğuk, yangın, çekirge ve sel olmak üzere beş tanedir" buyurduğunu nakletmektedir.
Buharî'de şöyle geçmektedir: Zeyd b. Sabit'den şöyle rivayet olunmuş­tur: Resulullah (as) döneminde meyveleri satıyorlar ve satışın bitişini tokala­şarak belirliyorlardı. Daha sonra alacaklılar geldiğinde borçlular, "meyveler kararıp telef oldu, hastalık bulaştı, yenik yenik oldu ve bela musibet oldu" diye bahaneler ileri sürüyorlardı. Bu hususta da Resulullah'm (as) yukarıdaki hadisini delil olarak ileri sürüyorlardı. Nihayet hasimlaşmalar ve anlaşmazlık­lar başgösterince Resulullah (as), "öyleyse çekişmelerin çoğalması nedeniyle bundan sonra meyveler bir bal peteği gibi olgunlaşıp tatlılaşmadıkça satış pazarlığını bititip el sıkışmak yoktur" buyurdu. [434] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn434)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:14
İflas Eden, Müşteri Olan, Satın Aldıklarının Bedelini Ödemeden Ölen, Çalıntı Bir Malı Satın Alan, Ama Kur'an Ve Sünnetin Bu Konudaki Hükmünü Bilmeyen Kişiler


Hakimin; iflas eden, bir malı satın alıp bedelini ödemeden ölen ve bil­meyerek çalıntı bir malı satın alan kişi hakkındaki hükmü nedir?
Muvatta, Buharı, Müslim ve Nesaî'de geçen bir rivayette şöyle deniyor: Resulullah (as) buyurdu ki, "herhangi bir adam iflas ettiği zaman bir başka­sı onun mallarına ulaştığında onları satın alma hakkına herkesten çok o la­yıktır".
- Yine Malik'in Muvatta'sında, yeralan ve İbn-i Şihab'dan ve O'nun da E-bu Bekir b. Abdurrahman b. el~Haris b. Hişanrdan rivayet ettiği hadiste şöyle geçiyor: ResuluUah (as) buyurdu ki, "herhangi bir kimse malını sattığında o malı satın alan kişi aldıklarının parasını ödemeden iflas edecek olursa o malı satan kişi parası ödenmemiş olan mallarını ilk günkü gibi bulduğunda onları geri almaya en layık kişidir. Malı satın alan kişi ölecek olursa mal sa­hibi alacaklılar mesabesindedir."
Malik bu hadisi bu rivayetle almıştır. İmam Şafiî ise hadisi, tbn-i Ebi Zi'b'İn Mu'temer'den ve O'nun Halide'den, O'nun.da Ubeyy'den yaptığı riva­yetten almıştır. Rivayet şöyledir: Resuîuîlah (as) şöyle hüküm verdi: "Her-hangi bir adam ölür ya da iflas ederse, malın sahibi malını bıraktığı gibi bulduğunda onu almaya en layık olan hak sahibi kişidir."
İmam Ahmed b. Halis, Müsned'inde şöyle diyor: Zührî'nin hadisi İbn-i Ebi Zİ'b'in hadisiyle herhangi bir çelişki arzetmiyor.
Nesaî şöyle diyor: îbn-i Ebi Zi'b zayıftır.
Usaylî "Delâiİ" adlı eserinde şöyle diyor: îkrime b. Halid'den rivayet et­miştir. O'na Useyd b. Hudayr'ın rivayet ettiğini söylüyor. Useyd şöyle anlatı­yor: Muaviye, Mervan'a "bir adamın mallan çalınır ve sonra bu mallar bu­lunursa mal sahibi her nerede bulursa bulsun onları almaya en layık kişi­dir" diye yazmıştı. Bu sırada ben Yemame'de idim. Bu mektupta Resulullah'ın (as) şu hükmüne yer verilmişti: Çalıntı bir mal bulunduğunda eğer bu mal herhangi bir kuşku ve bir suçlama altında değilse sahibi onu is­terse bir değer karşılığında satın alır ve çalan kişiye verir.
Ebu Bekir, Ömer ve Osman bu hadisle birkaç kez hüküm vermişlerdi. Mervan Muaviye'ye bir mektup göndermiş, Muaviye de ona şöyle cevap ver­mişti: "Ne sen ne de İbn-i Hudayryönetimde üzerime aldığım sorumluluklar konusunda aleyhime hüküm veremezsiniz. Bense senin aleyhine hükmümü verdim bile. Öyleyse şimdi sana emrettiğimi yap." Muaviye bu açıklamanın peşine yukarıdaki hadisi ekledi ve Mervan'a gönderdi. Mektup Mervan'a ula­şınca, "ben üstlendiğim yönetim hususunda bu hadisle hüküm vermem" de­di. [435] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn435)


Alıcısı Muhayyer Bırakılan Alışverişin Süresi Üç Gündür


Herhangi bir şey satın alan kimseye üç günden fazla muhayyerlik (alıp atmamada serbesti) tanınması helal midir?
Usayîî'nin "Delâiî" adlı eserinde Ibn-i Ömer'den rivayet olunan şu haber yeralmaktadır: Adamın biri sahibinin aşılayıp ıslah ettiği hurmaları almıştı. A-ralarında anlaşmazlık çıkınca Resulullah'a (as) müracaat ettiler. Resulullah (as), "hurmalar, onları aşılayıp ıslah eden bahçe sahibinindir. Ama müşteri­nin herhangi bir şart koşmuş olması hariç" buyurdu.
Abdurrazik'ın eserinde ise şöyle geçiyor: Enes'ten şöyle rivayet olun­muştur: Bîr adam birisinden deve satın aldı ve dört gün zarfında geri verip vermeme hususunda muhayyerlik şartı koydu. Durum Resulullah'a (as) ula­şınca bu alışverişi iptal etti ve "muhayyerlik üç gündür" dedi.
Bu, Hişam b. Yusufun ve Ebu Hanife'nin görüşüdür.
Usaylî, Deail'inde şöyle diyor: Şafiî ve Ebu Hanıfe "üç günden uzun mu­hayyerlik yoktur" fikrini benimsemişlerdir. Buna karşılık el-Evzâî ve Ebu Ley­la, "muhayyerlik bir yıl veya daha fazla ya da daha az olabilir" diyorlar.
Ebu Yusuf ve Muhammed b. el-Hasan ise İmam Malik'in fikrini benim­semişlerdir, imam Malik şöyle demiştir: Muhayyerlik yalnızca insanların ara­larında uygulayageldiklcri geleneklerine göredir. Bunun kanıtı ise, bugüne kadar sınırları çok geniş ve büyük yüzölçüme sahip bir köyü ya da yöreyi veya odaklarıyla birlikte bin tane deveyi satın alan kişiyle bir deve veya bir koyun yahut bir elbise satın alan bir kimsenin bir kefeye konulmamış ve eşit tutulmamış olmalarıdır.
Ebu Berze, "Resulullah (as) buna benzer bir hüküm verdi" diyor. [436] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn436)


Altını Altınla Ölçüsü Ölçüsüne Değiştirin


Malik'in Muvatta adlı eserinde şöyle geçiyor: Yahya b. Said'den şöyle ri­vayet olunmuştur: Resulullah (as) İki Sa'd'a (Sa'd b. Ebi Vakkas ve Sa'd b. U-bade olsa gerek), ganimet olarak elde edilen altın ya da gümüşten yapılmış kapkacakları satmalarını emretmişti. Onlar da üç tanesini 4 sikke (para) ve 4 tanesini de 3 sikke karşılığında peşin paraya sattılar. Resulullah (as) bunu duyunca, "birer birer satarak artmaydınız ya" dedi.
Müslim'de şöyle geçmektedir: Resulullah'a (as) Hayber'in fethi günü ga­nimet olarak elde edilip dağıtılan mallardan üzerinde altın ve mücevher işle­meler bulunan bir gerdanlık getirildi. Resulullah (as) gerdanlığın altınlarının teker teker sökülmesini emretti. Sonra şöyle dedi: "Altını altınla (satın veya değiştirin), ama ölçüsü ölçüsüne (eşit ağırlıkta)."
Ebu Davud'da ise şöyle geçiyor: Resulullah (as) (gerdanlığa işaret ede­rek) "parçaları teker teker ayrılmadan satılmaz" dedi.
Ayrıca Muvatta, Buharı ve Müslim'de şöyle geçiyor: Resulullah (as), "a-Şilanmış hurmayı satan kişi eğer onu aşılamışsa, müşteriyle aralarında bir şart koymaları dışında bu hurmanın ürünü onu satan kişiye aittir. Bir kimse herhangi bir köleyi sattığında da eğer kölenin malı varsa alanla satan a~ rasında herhangi bir şartın koşulmuş olması dışında bu mal köleyi satana aittir" dedi. [437] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn437)

KÖLE AZAD ETME


Annenin Yerine Sen Azat Et


Sa'd b. Ubade, Resulullah'a (as), "annem öldü. Ama ödemediği adağı var. Ben onun yerine köle azad edebilir miyim?" diye sordu. Resulullah (as), "annenin yerine sen bir köle azad et" dedi.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır.
îmam Malik'e göre bu haber şöyledir: "Annem öldü. Şimdi ben onun yerine bir köle azad etsem ona fayda verir mi?" diye soran Sa'd b. Ubade'ye Resulullah (as), "evet" diye cevap verdi. [438] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn438)


Hizmetçiyi Kaç Kez Affedeyim?


Bir adam, Resulullah'a (as), "hizmetçiyi kaç kez affedeyim" diye sorun­ca, Resulullah (as) cevap vermeksizin sustu. Adam, "ey Allah'ın elçisi! Hiz­metçiyi kaç kez affedeyim?" diye sorusunu yineledi. Resulullah (as), "hizmet­çinin suçlarını bir günde 70 kez dahi olsa affet" diye cevapladı. [439] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn439)
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır.


Köleye Velilik Etme Hakkı Alnızca Onu Azat Edene Aittir


Hz. Aişe, Resulullah'tan (as) fetva isteyerek şöyle dedi: Bir cariye satın alarak azad etmek İstiyordum. Ne var ki cariyenin sahibi, "sana köleyi (cari­yeyi) yalnızca vela (velilik) hakkı hizim olmak koşuluyla satarız" diyor. Re­sulullah (as), "onların bu tutumu seni engellemesin. Kölenin vela hakkı yal­nızca onu azad edene aittir" dedi.
Bu hadis, Buharî'nin Sahihi'nde şöyle geçmektedir: B,azı kimseler kae alım satımında şart ileri sürmenin ve sözleşme yapmanın doğru olduğunu söylüyor, ama bu ahm-satımın vela hakkım gerektirdiği fikrini kabul etmiyor­lar. Bir başka gurup bu alım satımda şart ve sözleşmeyi kabul etmiyor. Yal­nızca Hz. Aişe şart ve sözleşmeyi kabul ediyor. Zira önşart, sözleşmenin met­ninde ancak sözleşme yapılmazdan önce verilen vaad (söz verme) derece­sindedir. Ama bu özellik dikkate alınsa da ona uymak gerekmez. Bu hususla belirtilen görüşler hemen hemen bu merkezdedir. Eğer bu önceki şart anlaş­ma metni şartlarından birisi olsaydı Resulullah (as) onlar için deliller sunmaz hadiste de onlara herhangi bir şekilde işaret etmezdi. Sözleşmeler yapılmaz­dan önce sürülen şart İki tarafı eşitleyen dengeleyici bir unsur gibidir. Bir başka guruba göre ise, sözde şart öne sürmek ifadenin gizlediği hususları cr-taya çıkarmak demektir. Bu gizlilik, vela hakkının köleyi satın alan kişiye şart olarak sunulmuş olması ya da olmamasıdır. Vela hakkının şart koşulması hiç­bir anlam İfade etmez. Zira vela hakkı zaten köleyi satın alıp azad eden kişi­ye aittir. İşte bu durum her ne kadar lafzın dış anlamı itibariyle bir ihtilaf o-İuştursa da daha önce geçen anlatımlara yakındır. Bir diğer gruba göre de, "vela hakkı köleyi azad eden kişiye aittir yahut kişi içindir" derken kullanı­lan, "aittir" ve "içindir" anlamını ifade eden edat, "üzerinedir" anlamına gelir. Bu da daha önce geçen, "vela hakkı, satın alıp azad eden kişiye aittir" ifade-sindeki sorumluluk yükleme keyfiyetinden daha hafiftir. [440] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn440)


Allah'a İnanmış Bir Cariyenin Azadı


Eş-Şerîd Süveyd, Resulullah'a (as) şöyle sordu: -'Annem, kendisi yerine Allah'a inanını? bir cariye azat etmemi vasiyet etmişti. Şimdi benim yanım­da Sudanlı zenci bir cariye var. Onu annemin yerine azad edebilir miyim''" Resulullah (as), "onu bana getir" dedi. (Cariye getirildikten sonra) Resulullah (as) ona, "Hahbin kimdir?"'diye sordu. Cariye, "Allah'tır" dedi. Resulullah (as), "ben kimim?" diye sordu. Cariye, "sen Allah'ın elçisisin" d^di. Resulul­lah (as), Şerîd Süveyd'e hitaben, "onu azad et. Zira o Allah'a inanmış bir mü'm indir "dedi.
Sünen sahipleri bu hadise kitaplarında yer vermektedirler.
Bir adam Resulull'ah'a (as) şöyle dedi: "Mü'min bir cariye azad etmen gerekiyor." Sonra Resulullah'a (as) siyah bir yabancı cariye getiidi. Resulullar. (as) ona, "Allah nerededir?" diye sordu. Cariye şehadet parmağıyla gögi gösterdi. Resulullah (as), "ben kimim?" dedi. Bu defa cariye parmağıyla fc sulullah'ı (as) ve göğü gösterdi. Yani "sen Allah'ın elçisisin" der gibiydi. Bu­nun üzerine Resul ullan (as) adama hitaben, "onu azad et" dedi.
Bu hadisi îmanı Ah med rivayet etmiştir.
Muaviye el-Hakern es-Sülemî Resulullah'a (as), "Necd ve el-Cevvabv.? taraflarından olan ve koyunlarımı güden bir cariyem vardı. Bir gün bir kır-dun sürüden bir koyun alıp gittiğini gördüm. Ben de diğer insanlar gibi bir insanım, onlar gibi üzülürüm. Bu nedenle onu fena dövdüm" dedi. Bu <JU~ rum Resulullah'a (as) çok ağır geldi ve "onu azletmeli değil miydin?" diye sorup, "git onu bana getir'" dedi. Cariye geldiğinde ona, "Allah nerede?" diye sordu. Cariye, "gökte" dedi. Resulullah (as), "ben kimim?" dedi. Cariye, "sen Allah'ın elçisisin" dedi. Resulullah (as) adama hitaben, "onu azad et, çünkü o mü 'mindir" dedi.
İmam Şafiî şöyle demiştir: Resulullah (as) cariyeye, "Allah nerede?" diye sorduğunda Allah Teala'nın göklerde olduğunu söylediği için mü'min olarak nitelendirilmiştir. Nitekim Resulullah (as) adama hitaben, "onu azad et çün­kü o cariye muinindir"demiştir.
Resulullah (as), "Allah nerede?" diye sorduğunda kendisine soru spruUO kişi, "göklerde" diye.cevap vermiştir. Resulullah (as) bu cevaptan hoşnut ol­muş ve onun, Rabbı olan Allah'a gerçekten iman etmiş olduğunu anlamıştır. Resulullah (as) kendisine, "kim ona Allah nerededir diye soru sordu"denik'i-ğinde cevap vermiş ve bu sorudan dolayı soruyu soranı kınamamış ve az'tf-lamamıştır. Cehmiye ekolüne göre "Allah nerededir?" sorusu, "Allah'ın rengi nedir?" "Allah ne yer?', "Allah'ın cinsiyeti nedir?", "Allah'ın soyu nedir?" v'e benzeri batıl, boş ve saçma sorularla aynı değerde bir sorudur. MüslümanU-rın böyle sorulara cevap vermeye çabalamamaları, bu tip tehlikelerin fime °~ iuşturmasına ve birer fitne olmalasına müsaade etmemeleri gerekir.
Mü'minlerin annesi Hz. Meymune Resulullah'a (as), "biliyor musun b<?n cariyemi azad ettim" dedi. Resulullah (as), "eğer cariyene sahib olduğt'n mallardan da verdinse bu sana sevap bakımından çok büyük bir şey olü^ dedi.
SüleymoğuJlarından biri, Resulullah'a (as), "adam öldürmesinden dolay1 cehennemi haketti" denen bir arkadaşının durumunu sordu. Resulullah (a-*5)» "onun yerine köle azad edin. Zira Allah Azze azad edilen kölenin her bir or­ganı için o arkadaşınızın bir organını cehennemden (ateşten) kurtarır" de' di.
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır. [441] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn441)


Annelerin Çocuklarla Birlikte Azat Edilmesi


Ne vasiyete konan ne de borç haline getirilen annelerin çocuklarıy'a birlikte azad edilmesi hususunda gelen haberler ne anlam ifade ederler?
"Vadıha" adlı eserde İbn-i Müseyyeb'den rivayet olunan bir hadis şöy'e" dir: Resulullah (as) çocukların annelerini de azad etmeyi emretti ve şöyle.de~ di: "Bu, kesin olarak ne vasiyette yer alır ne de borç haline getirilir."
İmam Müslim şöyle diyor: Said b. el-Müseyyeb'e, "Ömer'in, çocukla?**1 annelerinin azad edilmesi hakkımdaki görüşü ne idi?" diye sordum. Şöy'e dedi: "Ömer çocukların annelerini (doğurduğu çocuk nedeniyle olsa da) a~ zad etmezdi. Ne var ki; Resulullah (as) onların azad edilmesini, bir suç i$'e~ di diye bulundukları yerden çıkarılmamalarını ve bir borç nedeniyle -ya &a borca karşılık- satümamalarını emretmişti."
El-Berkî'nin "Kitabu Ricali'l Muvatta" adlı eserinde Said b. Abdulaziz'den yapılan şu rivayet yeralmaktadır: Resulullah'm (as) hanımlarından ibrahim'in annesi Mariye iskenderiye'den geldikten sonra Resulullah (as) ile evlenebil­mesi için üç adet müddeti bekledi.
Berkî Mariye'nin hicretin 16. yılında vefat ettiğini söylemektedir.
Sabit'in rivayet ettiği hadiste şöyle geçiyor: Büreyde yardım istemek ü-zere Hz. Aişe'nin yanma gelmişti. Buharî'de yeralan bir başka hadiste şu iba­re geçmektedir: Bureyde yardım istemek üzere geldi. Yanında beş yıllık bir sürede elde edebildiği 5 gümüş sikke (para) vardı.
Bu husustaki tüm hadisler Urve'den ve Hz. Aişe'den rivayet olunmuş yalnızca bir tek hadis Ömer'den ve Aişe'den nakledilmiştir. Muvatta ve Buha­rî'de şunlar geçiyor: Hz. Aişe şöyle diyor: "Eğer istersem onlar için hazırla­dıklarımı bertaraf edebilirim. Böylece senin (yani Büreyde'nin) velayetini de almış olurum, bunu yaptım da." Bunu duyan Büreyde hemen ailesinin yanı­na dönüp olanları anlattı. Onlar Hz. Aişe'nin teklifine itiraz ettiler. Böylece Büreyde ailesinin yanından ayrılıp Resulullah'a (as) gelerek yanına ilişti. Hz. Aişe'ye şöyle dedi: "Ben senin dediklerini aileme anlattım sana satacakları kölenin vela hakkının kendilerine ait olması koşulu dışında teklifini kabul etmiyorlar." Bunları Hz. Aişe'den dinleyen Resulullah (as), "cariyeyi satın al, vela hakkının onlara verilmesi şartım koy. Ama -bil ki- vela hakkı yalnızca köle veya cariyeyi azad edene aittir" dedi. Aişe de öyle yaptı. Sonra Resulul­lah (as) yerinden kalktı. Allah'a hamd etti. O'nu övdü ve "şimdi, şu insanla­ra da ne oluyor ki Allah Azze'nin kitabında olmayan birtakım şartlar ileri sürüyor ve Allah'ın kitabında olmayan her şartı ortaya koymak istiyorlar" dedi.
Muvatta'da yeralan bir başka hadiste İse "Allah Azze'nin kitabında yer almayan her şart bidattir, batıldır" ibaresi yeralmaktadır. [442] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn442)

KAN (ÖLDÜRME) KAZA ve DİYETLER


Kısas Ve Diyet


Allah Azze, "kısasta sizin için hayat vardır" buyurmaktadır.
Resulullah (as) yaralamalar hususundaki kısas hakkında herhangi bir hüküm vermiş midir? Diyet kabul olunmuş_ mudur? "Yaraların kısası yalnız­ca hasta iyileştikten sonra uygulanır" sözünün anlamı nedir?
Buharı ve Müslim'de yeralan ve Enes b. Malik'ten rivayet olunan bir ha­diste şunlar geçmektedir: Nadr'ın kızı olan Rebi'in kızkardeşi cariyesini öyle­sine tokatladı ki cariyenin öndişlerinden alt ve üstten ikişer olmak üzere 4 tane dişi kırıldı.
Müslim'de bu hadis şöyle geçiyor: Rebi'in kızkardeşi cariyesini tokatla­yınca iki dişi kırıldı. Bu nedenle Resuluüah'a (as) başvurdular. Resulullah (as) kısas yapılmasını emretti. Ümmü Rebî', "ey Allah'ın elçisi, falan hanım­dan kısas hakkı alınacak mı? Allah'a yemin olsun ki ondan kısasın hakkt a-lınmayacaktır" dedi Resulullah (as), "Allah'ı noksan ve kendisine yakışma­yan niteliklerden tenzih ederiz, Ey Ümmü Rehia, kısas Allah Azze'nin kita­bında yeralmış bir hükümdür" dedi. Ümme Rebi', "Allah Ja yemin ederim ki o kadına kısas asla uygulanmayacak, zarara uğrayanın velileri diyeti kabul edinceye kadar da bu durum sürecektir" dedi. Resulullah (as), "Allah'ın kul­larından bazıları vardır ki onlar Allah'a yemin edince Allah Azze onların yeminlerini doğru çıkarır, yeminlerinin karşılığını verir" dedi.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde şöyle geçiyor: Bir adam birisinin elini ısırmış, adam elini onun ağzından çekince ısıranın iki dişi kırılmıştı. Resulul-lah'a (as) geldiler. Resulullah (as), "aranızdan birisi kardeşini aygırın ısırdı­ğı gibi ısırıyor" dedi ve ısıran kişiye "sana diyet yoktur" buyurdu.
Ebu Davud'da şu rivayet kayıtlıdır: ResuluIIah (as), darbe yemiş, ama sağlam yerinde duran göz için üçte bir diyet kararlaştırdı
Müdevvene ve Muvatta'da yeralan Ibn-i Sabit'den rivayet olunmuş bir hadiste bu diyet 100 dinar olarak geçiyor.
İmam Malik, diyetin yalnızca içtihad yapılarak belirleneceğini söylemiş­tir.
"Yaraların kısas cezası yalnızca yaralı olanın iyileşmesinden sonradır" sözü İbn-i Cüreyc'in Amr b. Şuayb'dan rivayet ettiği bir haber olup Abdur-razzak'ın Musannefinde yeralmaktadır. Şuayb şöyle dedi; Birisinin boynuz parçasıyla ayağına dürterek yaraladığı bir adam Resulullah'a (as) gelerek, "ey Allah'ın elçisi benim kısasımı uygula" dedi. ResuluIIah (as), "yaran iyileşsin sonra" dedi. Adam kısasın uygulanmasında diretti. ResuluIIah (as) kısası uy­guladı. Kendisine Resulullah'ın (as) kısas uyguladığı kişinin yarası iyileşti, a-ma kısasın uygulanmasında ısrar eden sakat oldu. Bunun üzerine Resulul­lah'a (as), "beni sakat bıraktın, ama kısas uyguladığın kişi iyileşti" dedi. Re­suluIIah (as) kısasın uygulanmasında ısrar eden bu adama, "ben sana yaran iyileşsin sonra kısası uygulayalım demedim mi? Sense bana isyan ettin. Allah seni hayırdan uzak etsin ve sakatlığını da ağırlaşttrsın" dedi. Ve kısasın uy­gulanmasında ısrar edip sonra da sakatlığı ortaya çıkan bu adamdan sonra yaralanan herkesin yarasının iyileşmesini bekleyip sonra kısasın uygulanma­sını emretti. Zira yararın etkisi, iyileştikten sonra belli olmaktadır. Çolaklığa yahut topallığa neden olan yaralamalarda kısas uygulanmaz. Burada diyet söz konusudur. Bir yaralanmadan dolayı kısas isteyen kişi, kısas uygulanan kişinin kısasın uygulanması sonucu kendisinden daha fazla bir zarar görme­si halinde kısasın fazlasını diyet olarak öder.
Ata b. Ebî Rebah şöyle demiştir: Yaralara kısas uygulanır. Kısas isteyen kişi, devlet başkanının -ya da yetkili otoritenin- kısas uyguladığı suçluya kı­sastan öte bir zarar veremez ve onu hapse de atamaz. Bu yalnızca bir yarala­ma karşılığı olan kısastır. Allah Azze herhangi bir hüküm verirken unutacak değildir. Eğer dileseydi yaralamalara karşılık olarak suçlunun hapsedilmesini ya da dövülmesini emrederdi.
İmam Malik ise şöyle demiştir: Herhangi bir kimseyi yaralayan kişiye bu suçundan dolayı kısas uygulanır ve böyle bir şeye cesaret ettiğinden dolayı da ayrıca bir ceza verilir. [443] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn443)


Ya Fidye Alır Ya Da Öldürülür


ResuluIIah (as), "öldürülen bir kimsenin velisi iki seçenek hususunda serbesttir- Ya fidyeyi alır yahut katili öldürür" diye hüküm verdi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
ResuluIIah (as), "dökülen bir kanın ya da bir yaralamanın sahibi şu üç seçenekten birini seçmek konusunda serbesttir. Eğer bir dördüncü seçenek is­terse ona engel olunuz. Bu seçenekler şunlardır: Ya katili öldürür, ya affeder ya da diyetini alır. Bunların dışında başka bir şey isteyen kimse verdiği sözdeyi (yani İslam 'dan) dönmüş demektir. Onun dönüp varacağı yer yalnızca ■.cinden biç çıkmayıp sonsuza dek kalacağı cehennemdir." Yani bir öldürme olayından sonra velisi katili affettikten sonra vazgeçip onu öldürmesi veya divet alması ya da kimseyi öldürmemiş birini öldürmesi bu kabilden bir az­gınlıktır,
Resululiah (as) şöyle hüküm verdi: "Yaralama durumunda yaralana­nın yarası iyileşmedikçe kısas uygulanamaz."
Bu hadisi tmam Ahmed rivayet etmiştir. [444] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn444)


Kafirlerin Diyetleri Müslümanların Diyetlerinin Yansıdır


ResuluIIah (as) İslam ülkesi sınırlarında yaşayıp devlette zımmî olan halktan birinin diyetinin bir Müslümanın diyetinin yarısı olduğuna hüküm verdi.
Bu hadisi Nesaî kitabına almıştır.
Bu haber Tirmizî'de şöyledir: "Bir kâfirin diyeti bir Müslümanın diyeti­nin yansı kadardır."
Ebu Davud'da ise şöyledir; Diyetin değeri ResuluIIah (as) döneminde 800 dinar ya da 8000 dirhem idi. îslam devletinde yaşayan Yahudi ve Hıristi­yanların (Ehl-i Kitap'ın) diyeti Müslümanların diyetinin yarısıydı. Ama Ömer Müslümanların diyetini daha da yükseltip zimmet ehlinin diyetini terkedince diyetin yüksek olduğu hususlarda bile onların diyetlerinde hiçbir artış olma­dı. [445] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn445)


Onlar Onun Gözünü Çıkarabilirler


ResuluIIah (as) şöyle hüküm verdi: "Herhangi bir ahalinin evine izin almaksızın giren bir kimseyi ev halkı yakalayacak olurlarsa onun gözünü çıkarabilirler. Onların bu hususta herhangi bir günahı yoktur. Çünkü b on­lardan izin almaksızın evlerine girmiştir."
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bu haber Müslim'de şöyle geçmektedir: "Bu ev halkının kendilerinden üinsiz evlerine giren kimsenin gözünü çıkarmaları helaldir."
tmarn Ahmed'in kitabında bu hadis hakkında şunlar söylenmektedir: Yukarıdaki durumda ev halkına ne diyet gerekir ne de kısas." [446] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn446)


Hataen, Bilmeden Öldürmek Yarı Yarıya Kasten Öldürmek Gibidir


ResuluIIah (as) şöyle hüküm verdi: "Hataen öldürmek, yarı yarıya kas-den öldürmek gibidir. Diyeti de 100 devedir. Bu develerin 40 tanesinin ha­mile olması gereklidir."
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır. [447] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn447)


Bir Kimsenin Öldürülmesini Emreden Ve O Kimseyi Öldüren


Kan (adam öldürme) ve diğer adi suçlardaki Resulullah'm (as) fetvala­rından biri de şudur: Resulullah'a (as) bir kimsenin öldürülmesini emreden ve onu öldüren kimse ^hakkında sorulduğunda şöyle buyurdu: "Cehennem ateşi 70 kısma bölünmüştür. (Bir kimsenin haksız olarak öldürülmesini) em­reden kimseye bu ateşin 69 bölümü, o insanı aldığı bu emirle öldüren kimse­ye de bir bölümü haktır."
Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır. [448] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn448)


Kadınlardan Biri Diğerini Öldürürse


Resuhıllah (as) iki kadından biri diğerini öldürdüğü zaman onların her i-kisinin kocasına da katilin akrabalarının diyet ödemesine ve katil kadının mi­rasının, kocasına ve oğluna verilmesine hüküm verdi. Bunun üzerine öldürü­len hanımın akrabaları, "o kadının mirası bizimdir ey Allah'ın elçisi!" dedi­ler. Resulullah (as), "hayır, katilin mirası kocasının ve çocuğun hakkıdır" de­di.
Bu hadisi imam Ebu Davud kitabına almıştır. [449] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn449)


Bir Kadın Tarafından Vurulan Bir Kadının Cenini


Resuluüah (as) bir kadın tarafından vurulan bir hamile kadın hakkında, vuran kadının hamile kadına bir beyaz köle yahut cariye vermesi hükmünü verdi. Sonra aleyhine hüküm verilen kadın öldü. Bunun üzerine Resulullah (as) o, kadının mirasının çocuklarına ve kocasına verilmesine ve vermek zo­runda olduğu diyeti de kocasının akrabalarının vermesine hükmetti. [450] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn450)


Kadının Diyeti Ve Erkeğin Diyeti


Resulullah (as) kadının diyetinin erkeğin diyeti kadar olacağına hük­metti.
Hadisi îmam Müslim kitabına almıştır. [451] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn451)


Keffaret Orta Hallidir


Resulullah (as), bir kimseyi bilerek öldürenin, öldürülenin velilerine di­yet vermek zorunda olduğuna, velilerinin dilerlerse katili öldüreceklerine ve eğer isterlerse diyeti alacaklarına hüküm verip diyetleri şöyle sıraladı: "30 ta­ne dört yaşına girmiş deve, 30 tane iki yaşına girmiş sığır ve 40 tane de ha-mile deve olmak üzere 100 tane."Resulullah (as), "bunun haricinde anlaş­tıkları şeyler kendilerine aittir" buyurdu.
Bu hadisi îmam Tirmizî kitabına almış ve hasen olduğunu söylemiştir.
Resulullah (as), diyeti ödeyecek olanlar eğer deve sahibi iseler diyetin 100 deve, sığır sahibi iseler 200 sığır, küçük baş hayvan sahibi iseler 2000 davar ve eğer elbîseci iseler 200 hülle olduğunu söyledi.[452] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn452) O Bu hadisi tmam Ebu Davud kitabına almıştır. [453] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn453)


Bu Benim Kardeşimi Öldürdü


Bir adam Resulullah'm (as) yanına gelerek, "falan adam benini kardeşi­mi öldürdü" dedi. Resulullah (as), "git ve kardeşini öldürdüğü gibi sen de o-nu öldür."dedi. Bu adamın kardeşini öldüren adam ise, "Allah'tan kork. Be­ni affet. Beni affetmen, kıyamet gününde senin için beni öldürmenden daha hayırlı ve sevap bakımından daha büyüktür" dedi. Ölen adamın kardeşi de onun yolundan çekilerek öldürmekten vazgeçti. Bu haber Resulullah'a (as) ulaştığında Resulullah (as) ona söylediklerinin neler olduğunu sordu ve şöy­le dedi: "Eğer senin ona karşı gösterdiğin davranış kıyamette senin için o-nun sana yaptığından daha hayırlı ise şöyle de-. Ey Allahım! Bu adama kar­deşimi neden dolayı öldürdü onun hesabını sor".
Bir başkası da koluna kılıçla vurarak eklemden itibaren kolunu koparan birisini ResuluÜah'a (as) getirdi. Resulullah (as) suçluya diyetini ödemesini emretti. Kolu kopan kişiye dönerek, "kısas uygulanmasını istiyor muşu " diye sordu. Sonra da, "bu adamdan diyet al. Allah seni bu kolun nedeniyle bereketlendirsin" dedi. Suçlu adama kısasın uygulanmasına hüküm vermedi.
Bu hadisi İbn-i Mace kitabına almıştır.
Resulullah (as) bir adamı tutup zoraki alıkoyarak hapseden kişinin hap­sedilmesine ve o adamı öldüren kişinin de öldürülmesine hüküm verdi.
Bu hadisi İmam Darekutnî kitabına almıştır.
Bir Yahudi, cariyesinin başını iki taşın arasına koyarak ezmişti. Resulul­lah (as) o Yahudinin de başının iki taş arasına konularak ezilmesini emretti.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Resulullah (as) kasten öldürmeye benzeyen öldürmenin, kasten işlenen suç gibi ağır olduğuna, ama ayrı kasıtla öldürenin kısas olarak öldürülmeye­ceğine hüküm verdi.
Bu hadisi îmam Ebu Davud kitabına almıştır.
Hamile bir kadına vurulan bir darbeyle düşürülen cenin (ana rahminde­ki çocuk) için diyet olarak (beyaz) bir köle yahut bir cariye verilmesine hük­metti. [454] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn454)


Allah'a İnanan Bir Mü'minin Öldürülmesi


Nesaî, İbn-i Mace ve Ziya'nm Büreyde'den rivayet ettiği hadisin senedi hasendir. Bu hadisi İbn-i Mace Berra'dan rivayet etmiştir: Resulullah (as), "bir mü'minin öldürülmesi Allah katında tüm dünyanın yok olmasından daha büyük bir şeydir" buyurdu.
Bu hadis Berra'nın bir başka rivayetinde şöyle geçmektedir: "Allah ka­tında dünyanın yok olması haksız yere bir mü'minin öldürülmesinden daha değersizdir."
Bu hadisi de îbn-i Mace rivayet etmiştir. [455] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn455)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:14
Resulullah'ın (As) Diyetler Halandaki Hükümleri


Resulullah (as) burnun tamamen kesilmesi durumunda bir tam diyetin gerektiği hükmünü verdi. Burnun bir ktsmının kesilmesi durumunda da ya­rım diyete karar verdi.
Resulullah (as) göz için yarım diyet, yani 50 deve veya aynı değere eşit gümüş sikke yahut 100 sığır ya da 1000 davar olarak hükmetti. Ayak için ya­rım diyet, el için yarım diyet, beyin zarına kadar varan yaralamalarda üçte bir diyet, iliğe varan kemik kırıklarında 15 deve, kemiğin üzerindekiler! sıyırarak kemiği dışıradı bırakan yaralamalarda beş deve ve diş kırmalarda ise bunun beşte biri olarak belirledi.
Bu hadisi imam Ahmed kitabına almıştır.
Resulullah (as) şu hükümleri verdi: Dişlerde, kesicilerle öğütücüler ara­sında bir fark yoktur. Bunlar birbirlerine eşittirler. Ayak ve el parmaklarında diyet tam diyetin onda biri kadardır.
Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
Şaşı olan gözlerden birisinin kör edilmesi, ama yuvasından oyulmak ve başka bir şekilde dışarı çıkarılmaması durumunda tam diyetin üçte biri diyeti vardır, el kesilip çolak olduğu zaman diyetin üçte biri vardır.
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır.
Dilin> dudakların, erkeklik uzvunun koparılması durumunda, iki gözün çıkarılmasında tam diyet uygulanır. Tek ayağın koparılmasında yarım diyet vardır.
Bu hadisi İmam Nesaî kitabına almıştır.
Darimî'nin "Sünen" adlı kitabının ikinci cildinde îbn-i Ömer'in azadh kölesi Suhayb'ın Abdullah İbn-i Ömer'den rivayet ettiği bir hadiste Resulul­lah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze, birisi haksız yere, hiçbir neden yokken bir serçeyi hile öldürse kıyamet gününde bunun hakkını ondan sorar." Şöyle soruldu: "Serçenin veya benzeri bir hayvanın haklı olarak öldürülmesi ne­dir?". Resulullah (as), "kesilipyenilmesidir"buyurdu.
Resulullah (as) elini ısıran adamın ağzından elini çekerken dişlerini kı­ran adama diyet uygulanmamasına hükmetmiştir.
Bu hadis Muttefekun aleyhtir. [456] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn456)


Zayıf Delillerin Kan (Öldürme), Hadd Cezalan Ve Mallar Konusundaki Etkileri Nelerdir?


Delillerin -zayıf da olsalar- kanlarda, haddlerde ve mallarda etkileri var­dır. Bunlar şunlardır: Kanlarda, yani adam öldürmedeki belirli yemin usulünde, haddlerde, la'netleşmelerde ve yolculukta yapılan vasiyetlerin neler oldu­ğu anlatılırken mallar üzerinde.
Allah Azze şu hükmü vermiştir: "Eğer iki tanık ve iki vasi mirastan haklan olduğuna dair yemin ederek zulmetmiş ve emanete ihanet et­mişlerse onların leblerine hüküm verilir. Ama işlerin iç yüzünü bilen Allah'tır." İşte kendisinden başka hiçbir şeye tabi olunamayacak hüküm bu­dur. Kan akıtma, insanları ödürme ve Allah Azze'nin cezaları konusunda ileri sürülen zayıf deliller etkilerini gösterdikleri zaman bunlarla mallar konusun­da da gerek birinci yönteme gerekse ikinci yönteme göre (yani ya yemin ya da kanıtlar yardımıyla) amel olunmalıdır. Nitekim Davud'un (as) oğlu Süley­man (as) kadının itiraf etmesine rağmen iddia ettiği çocuğun nesebinin ona ait olmadığı hükmüne varmış, o çocuğun diğer kadına ait olduğu kararını vermiş ve ona "bu senin oğlundur" demişti.
îmam Nesaî şöyle diyor: Hayrı kanıtlamak üzere şöyle şöyle yaprnası ve yapmadığı bir şeyi söylemesi hakim için bir genişlik verir. Hakim gerçeklerin itiraf edilmiş olanın aksine olduğunu anladığı zaman aleyhine hüküm'veril­miş olan mahkum kişi aksine itiraf etse de hakim hükmünü doğru şekilde vermelidir. Böyle bir yargıya varmak ortadaki delillerden istinbat ederek çı­karılan bir ilimdir.
îmam Nesaî bir başka açıklamada da bulunuyor ve şöyle diyor: Hakim verdiği hükmün bir benzerini veya daha iyisini bulduğu zaman onu değişti­rebilir ya da verdiği hükmün tam aksine bir hüküm çıkarabilir. (îlâmu'I-Mu-vakki'în îbn-i Kayyim el-Cevziyye)
Ben de diyorum ki: Bu hususta "hakimle mahkum arasında soyun atıl­ganlıkları ve malın akış yeri bulunmaktadır" diyen herhangi bir kimsenin bu sözünü benimseyebiliriz. Hakimin verdiği hüküm kendi iç dünyasında her­hangi bir niteliğini ortadan kaldırmaz. Burada ayrıca anlaşılması biraz karma­şık hassas ve yararlı bir ilim türü sözkonusudur. Bu, takibedilen yola uygun olarak eldeki verilerden yeni hükümler çıkarmak demektir. Mesela, Hz. Sü­leyman (as) çocuk meselesinde çocuğun davah-davacı olan kadınlardan han­gisinin çocuğu olduğuna karar verirken Allah Azze'nin küçücük kalbine ver­diği ve takdir ettiği şefkat ve merhametten yararlanmıştı. Bu hükmün verili­şinde kendisinden yararlanılan yeni yargılar çıkarma kuvveti kadınlardan bi­rinin ortadaki çocuğun ikiye bölünmesine razı oluşuyla belirginleşmiştir. Ni­tekim kadınlardan biri, "evet, çocuğu ikiye böl" demişti. İşte bu anlayış hiçbir zaman bir annenin çocuğu için söyleyeceği bir söz ve bir teklif değildi. Böy­le bir öneriye yalnızca bir hasetçi kimse karşısındakinin üzülmesini amaçla­yarak söylemiş olacaktı. Zira onda kendisinde olmaya bir nimet vardı. O da hırsından dolayı bu nimetin onun da elinden alınmasını istiyordu. Ortadaki durum bundan ibaret olunca Hz. Süleyman'ın (as) verdiği hüküm gibisi bu­lunamazdı. Bu olayda böylesi bir anlayış ve kavrayış gerekli idi. Hangi ha­kim olursa olsun eğer buradaki anlayış, kavrayış ve İstidlal kendisinde yoksa davalarda hüküm verirken halkın haklarını kaybettirecek elemektir. İslam şe­riatı (hukuku) bu tipten davalarla ve olaylarla doludur. [457] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn457)


Kavmim Bana Acımaz


Bir adam bir başkasını bir semer parçasıyla çekerek Resulullah'a (as) getirdi ve "bu adam kardeşimi öldürdü" dedi. Resulullah (as), katile "nasıl öldürdün?" diye sordu. Katil, "ben ve kardeşim ağaçlardan odun toparlıyor­duk. Bu adam bana sövdü. Bu yüzden beni çokça kızdırdı, gazaba geldim, baltayla başının yanına vurdum ve onu öldürdüm," dedi. Resulullah (as), "bunun diyeti olarak verebileceğin malın var mı?" diye sordu. Katil, "şu elbi­sem ve baltamdan başka herhangi bir şeyim yoktur" dedi. Resulullah (as), "kavmin bu kam senden satın alıp diyetini öder mi? Bu hususta ne diyor­sun?" diye sordu. Katil, "kavmim bana acımaz, onlar için o kadar değerli değilim" dedi. Resulullah (as) ölenin kardeşine katilin tasma benzeri semer parçasını atarak, "arkadaşını al ve git" dedi. O da çekip gitti. Katille maktu­lün kardeşi gidince Resulullah (as) (öldürülenin kardeşini kastederek), "eğer katili öldürecek olursa ondan farkı kalmaz" dedi. Maktulün kardeşi bunu duyunca hemen geri geldi ve "ey Allah'ın elçisi! Sen benim için, 'eğer katili öldürecek olursa, onun -günah bakımından- kardeşinin katilinden hiçbir farkı kalmaz' demişsin. Oysa ben, bana attığın o semer parçasını yalnızca senin emrin olduğu için aldım"dedi. Resulullah (as), "yoksa katilin senin ve kardeşinin günahlarınızı kısasa karşılık yüklenmesini istemiyor musun?" di­ye sorunca, ölenin kardeçi, "elbette isterim, ey Allah'ın elçisi/" dedi ve hemen daha önce -kardeşinin diyetine karşılık- almış olduğu semer parçasını (ya da kolanı, tasmayı) geriye atarak katilin yolundan çekilip gitti.
Bu hadisi îmam Müslim kitabına almıştır.
Bu hadis, onun anlamım kavrayamayanlar için müşkillerle dolu gibi gö-rünmekteyse de herhangi bir anlaşmazlık sözkonusu değildir. Mesela Resu-lullah'ın (as), "eğer o da onu öldürürse ondan farkı kalmaz" dediği ifadesin­de katilin öldürülmesinin onun İşlediği fiille aynı günaha eşit olduğunu söy­lemek istememiştir. Burada Resulullah'ın (as) demek istediği, adamın, karde­şinin katilini öldürmesi durumunda günaha girmeyeceğini yalnızca ortadaki durumu, yani ilk katlin karşılığını ödemiş olacağını belirlemesidir. Çünkü bu, daha dünyada iken yapılan bir suçun karşılığının ödenmesi ve haksızlığa uğ­ramış bir kimsenin hakkının alınması, yani bir öldürme fiilinin karşılığı ola­rak kısasın uygulanmasından başka bir şey değildir. Kati fiilinden sonra hem öldürülen hem de velisi bu durumda günahsızdır. Velisi, öldürülenin bir hak­kı olarak katili öldürmektedir. Ama'haksız yere öldüren kişiye kısasın uygu­lanması söz konusudur. "Yoksa katilin senin ve kardeşinin günahlarınızı kı­sasa karşılık yüklenmesini istemiyor musun?" sorusuna gelince, kendisine bu sorunun sorulduğu kimse -haksız yere- öldürülenin velisidtr. Kardeşinin öl­dürülmesi dolayısıyla bir haksızlığa uğramıştır. Katilin suçu ise bir kimsenin haksız yere kanını dökmüş olmasıdır. Burada anlatılmak İstenen, katil kimse­nin öldürülenin ve velisinin günahlarını yüklenmesi meselesi değildir. İşlerin doğrusunu bilen Allah Azze'dir. Bu, öldürüldüğü halde hakkı kendisine ö-denmiş bir kimsenin hikayesi değildir. Katil olan şahıs, "Allah'a yemin ede­rim ki ben ona vurmamla birlikte onu öldürmeyi istememiştim" diyor. Resu­lullah (as) ise, "eğer öldürdüğün kişi haklı, sense haksız isen cehennemi hak ettin demektir" diyor. Bunun üzerine ölenin velisi katilin yolundan çekilip o-na dokunmuyor.
îmam Tirmizî bu hadisin sahih olduğunu söylüyor.
Eğer bu hikaye katilin anlattığı gibiyse, yani katil hataen ve haksız ol­madığı bir pozisyonda onu öldürmüş ise velisinin katili öldürmesi günah ba­kımından haksız öldürmeyle eşdeğerdedir. İşlerin doğrularını ve en iyisini bi­len Allah'tır. [458] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn458)


Gümüş Ve Altın Olarak Ne Kadar Diyet Ödenir?


Bize Muaz b. Hânı, Muhammed b. Müslim, Amr b. Dinar rivayet etti. O'na Ikrime ve O'na da İbn-İ Abbas rivayet etmiş. Şöyle dedi: Resulullah (as) döneminde bir adam birini öldürmüştü. Resulullah (as) bunun diyetini 12.000 dirhem olarak belirlemişti. Bundan dolayı şu söz söylenmişti: "Onlar kimseyi kınamadılar yalnızca Allah onları ve Peygamberini kendi katından bir faziletle zenginleştirdi."
Buradaki fazilet Allah Azze'nin belirlediği fidyelerin alınması nedeniyle gerçekleşmişti, Ebu Bekir b. Muhammed b. Amr b. Cezm babasından ve oda dedesin­den şu hadisi rivayet etti: Resulullah (as) Yemenlilere şöyle yazdı: "Altın sa­hibi olanlar diyet verirlerken 1000 altın vermek zorundadırlar."
Şöyle rivayet olunmuştur. Resulullah (as) daha önceki açıklamalarında şöyle demişti: "Burnun tamamının kopması durumunda tam diyet gerekir; dil, iki dudak, İki testis ve erkeklik organının koparılması halinde, belin kırıl­masında, İki gözün çıkarılmasında hep tam diyet uygulanır. Tek ayak için. ya­rım diyet, beyin zarına kadar ulaşmamış baş yarıklarında üçte bir diyet, ke­miğe varan yaralamalarda üçte bir diyet ve kemik kırıklarında 15 deve diyet olarak belirlenmiştir. [459] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn459)


Haydi Git Hürsün'


Bir köle yardım dileyerek (imdad isteyerek) Resulullah'a (as) geldi. Re­sulullah (as), "neyin var, ne oluyor?" diye. sordu. Köle, "efendim beni bir ca­riyesini öperken gördü. Benim hep erkek doğuran dişimi (hanımımı) elim­den aldı." dedi Resulullah (as), "bu adam hana aittir, ondan ben sorumlu­yum" dedi. Kölenin sahibi gelip kölesini istedi, ama elde etmeye muvaffak olamadı. Resulullah (as) köleye hitaben, "haydi git artık hürsün" deyince, köle, "bana ne diye yardım ediyorsun ey Allah'ın elçisi?" dedi. Resulullah (as), "her Müslüman, ve her Allah'a inanan kimse adına yardım ettim" dedi. Bu hadisi tbn-i Mace kitabına almıştır. [460] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn460)


Kasten Adam Öldüren Hamile Kadın


Resuluilah (as) kasten bir adamı öldüren hamile bir kadın hakkında şöyle hüküm verdi: Kadın çocuğunu doğuracak çocuğunun sorumluluğundan kurtulacaktır. Zina etmiş, ama hamileyse durum yine bu­nun aynısıdır. Yani her iki durumda da, çocuğunu doğurup onun sorumlulu­ğundan kurtulacak döneme gelinceye kadar bekleyecek, sonra da ceza ney­se uygulanacaktır.
Bu hadisi îbn-i Mace kitabına almıştır. [461] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn461)


Çocuğunu Öldüren Baba Kısas Olarak Öldürülmez


Resuluilah (as) çocuğunu öldüren bir babanın öldürülmemesine hüküm verdi.
Resuluilah (as) katil olan bir kadının diyetini akrabalarından kim varsa onların ödemesine, onların kadının malından yalnızca geride kalanına varisçi olmalarına ve eğer kadın öldürülürse diyetinin akrabaları tarafından alınması­na veya kadının katilinin onlar tarafından öldürülmesine karar verdi.
Bu hadisi İmam Ebu Davud kitabına almıştır. [462] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn462)


Hataen Öldürmek


Resuluilah (as) eğer bir kimse hataen (kazara) birini öldürecek olursa diyet olarak şu miktarları belirledi: 30 tane iki yaşına girmiş dişi deve, 30 ta­ne üç yaşına girmiş dişi deve, 30 tane dört yaşına girmiş dişi deve ve 10 tane de beş yaşına girmiş erkek deve olarak toplam 100 deve.
Bu hadisi İmam Nesaî kitabına almıştır.
Bu hadis Ebu Davud'a göre de şöyledir: 20 tane dört yaşına girmiş dişi deve, 20 tane beş yaşına girmiş dişi deve, 20 tane iki yaşına girmiş dişi deve, 20 tane üç yaşına girmiş dişi deve, 20 tane de iki yaşına girmiş erkek deve olmak üzere toplam 100 deve. [463] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn463)

YEMİN


Yeminler hakkında Resulullah'tan (as) rivayet olunan hadisler


Resulullah (as) yemin uygulamasının İslam'dan önce nasıl İdiyse aynı şekilde uygulanmasına karar verdi. Bu uygulama biçimiyle, ensardan bazıla­rının Yahudilerden birisi tarafından öldürüldüğü iddia olunan bir cesed hak­kında bir de hüküm vermişti.
Bu hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah (as) bir yerde terkedilmiş olarak bulunan bir cesedin katilinin açığa çıkması amacıyla ölünün katil zanlısı olabilecek elli kişinin suçlamalar­la İlgili olarak yemin etmelerine ve böylece katil zanlısının kendilerine teslim edileceğine karar verdi. Onlar bunu reddettiler. Bunun üzerine Resulullah (as), "Yahudiler sizin yerinize 50yemin ederek sizi temize çıkarsınlar mı, is­ter misiniz?" diye sordu. Onlar bunu da reddettiler. Böylece Resulullah (as) ölenin diyetini 100 deve vererek kendisi karşıladı.[464] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn464)
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bu hadis, Müslim'in Süncn'inde şöyle geçiyor: "Sadaka olarak 100 deve ile bu ölünün diyetini Resulullah (as) kendisi karşıladı".
Nesaî'de ise; "Resulullah (as) ölenin diyetini ödemeleri üzere onlar ara­sında böldü. Bunların yansı kadarını kendisi karşılayarak onlara yardımcı oldu " şeklindedir.
Resulullah (as), "biç kimse bir başkasının işlediği bir suçtan dolayı so­rumlu tutulmayacağı gibi, ne bir baba oğlunun yaptığından ne de bir evlat babasının yaptıklarından sorumlu tutulamaz" şeklinde hüküm verdi. Bu demektir ki, kimse kimsenin işlediği bir suçu yüklenemeyeceği gibi kimse kimsenin günahının yükünü de çekmeyecektir.
Resulullah (as) şöyle hükmetti: "Kimsenin görmediği bir durumda veya kimin attığı bilinmeyen bir taşla, yahut başka bir aletle Öldürülmüş olanların diyetleri bataen öldürülenlerin diyetleri gibidir. Kim de bilerek öldürürse o-nun için ktsas uygulanır. İşte bu bükümleri kim değiştirmeye kalkar veya de­ğiştirirse Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların la'neti onun üzerine olsun".
Resulullah (as), "maden ocaklarında kimsenin sebep olmadığı herhangi doğal bir nedenle, bulutlardan gelen yağmur, gökgürültüsü ve yıldırım gibi afetlerle ve herhangi bir kuyuya düşerek ölenlerin ne diyetlerinin ne de kısas­larının olmadığına hüküm verdi".
Bu hadis muttcfekun aleyhtir.
Bu nedenle Resulullah'm (as) "maden cühardır" sözü iki hususa işaret eder: Ne kısas ne de diyet gerektirmeyen demektir. Buradaki açıklama bu hükümle, "gömü (define)lerden beşte bir oranında alınır" hükmünü birbirine yaklaştırmaktadır. Madenlerle defineler arasındaki fark, define bulunduğunda bunun beşte bir oranındaki bir kısmının devlete verilmesi keyfiyetidir. Zira defineler çoğu kez büyük çabalar harcanmaksızın, yani kazanılmaksızın bu-İunan şeylerdir. Bu hükümde herhangi bir tuhaflık yoktur. Madenlerde böyle bir şey sözkonusu değildir. Zira madenlerin çıkarılması için büyük bir çaba, külfet ve emek gerekir. İşlerin en doğrusunu bilen Allah Azze'dir. [465] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn465)

ZİNA SUÇLARININ CEZALARI


Zina Ettiği Kanıtlanan Bir Kimse Eğer Evli İse Cezası Nedir?


Zina ettiği kanıtlanan bir kimse eğer evli ise ona ne ceza verilir? Ona hadd (ceza) uygulandıktan sonra bu ceza nedeniyle ahiretteki cezadan kur­tulacak mıdır?
İmam Malik'in el-Muvatta adlı eserinde Yahya b. Said b. el-Müseyyeb'den rivayet olunan bir haber yer almaktadır: Yeni müslüman olan­lardan bir adam Ebu Bekir'e gelerek zina ettiğim ifade etti. Hz. Ebu Bekir, "bunu benden başka birine daha söyledin mi?" diye sordu. Adam, "hayır" dedi. Ebu Bekir, "öyleyse Allah'a tevbe et, sen kendi suçunu sakla, Allah da saklar. Zira Allah Azze kullarının tevbelerini kabul eder" dedi. Adamın nefsi bu işe yatışmadı. Ömer b. el-Hattab'a geldi ve daha önce söylediğini O'na da tekrarladı. Ömer de Ebu Bekir'in söylediklerinin aynını söyledi, ama adam yine tatmin olmadı. Böylece Resulullah'ın (as) yanına geldi. Olanları Resulul-lah'a (as) üç kez anlattı. Her defasında Resulullah (as) ondan yüzünü çevirdi. Adam Resulullah'a (as) olanları üçten fazla tekrar edince Resulullah (as) o-nun ailesine haber salarak onda bir delilik olup olmadığını ve bu tip herhan­gi bir şikayetinin bulunup bulunmadığım sordu. Onlar, "ey Allah'ın elçisi o sağlamdır" dediler. Bunun üzerine Resulullah (as), "bekâr mı yoksa evli mi?" diye sordu. "Bekâr değil evlidir, ey Allah'ın elçisi" dediler. Resulullah da (as) onu re cm etti.[466] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn466) O Buharî'de şunları okuyoruz: Muhammed Abdurrazık'ın Muammerden, O'nun Ebi Seleme'den, O'nun da Cabir'den yaptığı rivayet şöyledir: Müslü-
inanlardan bir adam Resulullah'a Cas) gelerek zina ettiğini İtiraf etti. Resulul-lah (as) ondan her defasında yüz çevirdi, duymazlıktan geldi. Ama adam kendi aleyhine olarak dört kez tanıklık eder gibi yaptığı işi itiraf etti. Resulul-lah (as) ona, "deli misin?" diye sordu. Adam, "hayır" dedi. Resululiah (as), "evlendin mi, evli misin?" diye sordu. Adam, "evet" dedi. Bunun üzerine Re­sululiah (as) recmediimesini emretti ve musallada recmedildi. Recim esnasın­da taşlar kedisine isabet ettiği zaman hemen oradan kaçtığı ve yakalanıp ö-lünceye kadar recmedildiği haberi Resulullah'a (as) ulaştığında. Resulullah (as), "Allah hayrım versin" dedi ve ona dua etti.
Bu hadisi rivayet edenlerden ne Yunus ne de Zührî'den rivayet eden lbn-i Cüreyc "ve ona dua etti" ibaresini hadis içerisinde söylemediler.
İmam Müslim'in kitabında da şöyle geçiyor: Resululiah (as) o adamı dört kez reddetti.
Bir başka hadiste şöyle geçiyor: Resululiah (as) o adamı iki kez reddetti.
Bir başka hadiste ise şöyle deniyor: Resululiah (as) o adamı iki ya da üç kez reddetti. Sonra akşama doğru kalktı ve "biz Allah yolunda bir gazaya gittiğimizde ailelerimiz arasında birileri kalıyor, tekelerin çiftleşme naraları gibi naralar atarak geziyor. Böyle bir şey yapan herhangi bir kimse getiril­mesin; yoksa ona öyle bir ceza vereceğim ki herkese ibret olsun " dedi.
Hadisi rivayet eden diyor ki, "Resululiah (as) zina ettiğini itiraf eden bu adam için ne dua etti ne de ona sövdü".
Bir başka hadiste şöyle geçiyor: Bu olayın olmasından iki ya da üç gün geçtikten sonra Resululiah (as) insanların yanına geldi. Herkes oturuyordu. (Zina suçunu işlediğini İtiraf eden ve recmedilen adamdan, yani Maiz fbn-I Malik'ten bahsederek) şöyle dedi: "Maiz b. Malik için Allah'tan af dileyin". Oradakiler, "Allah Azze Maiz b. Malik'i affetsin" dediler. Resululiah (as), "Maiz öyle bir tevbe etti ki eğer o tevbe şu ümmete dağıtılacak olsaydı hepsine yeterdi" buyurdu.
Ebu Davud'da ise şöyle geçiyor: "Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin e-derim ki, şu anda O (yani Maiz) cennet nehirlerine dalıp çıkmaktadır" bu--yurdu.
Kendisine hadd (yani ceza) uygulanan kimseye bu cezanın yaran onu ahiret azabından kurtarmasıdır. Elbette ki, işleri en iyi bilen Allah'tın[467] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn467)


Homoseksüeller


Homoseksüelliğin cezası nedir? Bir erkekle cinsel ilişkide bulunan bir erkeğe verilecek ceza nedir?
Homoseksüel ilişkide her iki tarafa da aynı ceza uygulanır. Onların evli olup olmadıklarına bakılmaksızın her ikisi de taşlanarak öldürülürler. Sünnet kitaplarında ResulüIlah'tan (as) rivayet olunan bir hadiste şunlar geçmekte­dir: Resululiah (as) buyurdu ki, "iki erkeği birbiriyle cinsel ilişki halinde (H-vata yaparken) yakaladığınızda hem alttakini hem de üsttekini öldürünüz."
Bu nedenle sahabeler, cinsel ilişkide bulunan homoseksüellerin her ikisinin de öldürülmeleri, böyle bir İğrençliği İşleyenlerin yıkanmalarının gerektiği, yıkandıklarında cünüplüğün gideceği, ama böyle bir günahın yükünden an­cak tevbe etmekle kurtuluşa erileceği gibi hususlarda fıkirbirliğine vardılar. Bu hususta rivayet olunan haberlerin anlamı şudur: İki erkek birbirleriyle cinsel İlişkide bulunmuş ve cünüplükten kurtulmak üzere niyetlenip yıkan-rntşlarsa cünüplükten kurtulmuş ve namaz krlabilme hakkını kazanmışlar de­mektir.
Erkeklik organına elini sürerek, yani mastürbasyon yaparak kendi ken­dini tatmin etmek fakihler arasında çoğunluğun ittifakıyla haram sayılmıştır. Bazı alimler ise, mastürbasyonu haram saymakla birlikte insanın bu işi yap­maması halinde kaçınılmaz bir zaruret, hastalık veya zina etmek sözkonusu oluyorsa günah işlemekten ve hastalık tehlikesini göze almaktansa mastür­basyon yaparak bu işten kurtulmasını uygun görmüşlerdir. [468] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn468)


İsterse Bir Parça İp Karşılığnda Olsun Onu Satsın


Eğer bîr cariye zina eder ve bunu peşpeşe dört kez tekrarlayacak olursa bu hususta islam hukukunun verdiği karar nedir?
Cariye zina ettiğinde efendisinin ona hadd (sopa cezası) uygulaması ge­rekir. Bu durum Buharı ve Müslim'de geçmişti: Resululiah (as), "sizden her­hangi bîrinizin cariyesi zina edecek olursa ona sopa cezası uygulastn, tek­rar zina ederse yine sopa cezası uygulasın, sonra tekrar zina ederse yine so­pa cezası vursun, dördüncü kez zina ederse isterse bir parça ip karşılığında olsun o cariyeyi satsın" buyurdu.
Eğer bir Müslüman Resulullah'ın (as) verdiği bir emri yerine getirmeye­cek olursa hem Allah'a hem de Resulü'ne İsyan etmiş olacaktır. İnsanın gü­nah işlemekte devam etmesi onun adalet sıfatına bir belanın ulaşmış olması demektir. Ama efendisi cariyeyi zina etsin, mehrinİ zinadan kazansın ve ken­dini pazarlasın diye ya da cariyeden bir menfaat temin etsin diye zina etmek üzere gönderirse Allah ve Resulünün la'netlediği bir kimse olup çıkacaktır. Böyle bir şey yapan kimse hem fasıktır hem de pislenmiş, iğrençleşmiştir. Zi­ra cariyesine büyük günah işlemek üzere İzin vermiş ve ondan zina parası almıştır. Üstelik onu fuhuş işlemekten de ahkoymamıştır. Bu tip bir kimsenin adil olması imkansızdır. Hatta Müslümanlar arasındaki varlığı ortadan kaldı­rılmalıdır. Bu fiilî işleyen kişinin cariyesine bir örnek olması için en ağır bi­çimde cezalandırılması haktır. Ona verilecek en hafif ceza sürgün olmalıdır. [469] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn469)


Bir Erkekle Bir Kadın Zina Emişlerse


Yahudiler Resulullah'a (as) gelerek kendilerinden bir erkekle bir kadının zina ettiğini söylediler. Resulullah (as), "recim hakkında Tevrat'ta neler bu­luyorsunuz?" dedi. Onlar, "zina edenlerin sırlarını ortaya döker, onları u-tandtnnz ve onlara sopa cezası uygulanır" dediler. Aralarından Abdullah b.Selam, "yalan söylüyorsunuz, zina edenlerin cezası recmedilmektir" dedi. Bunun üzerine Tevrat'ı getirdiler ve herkesin önünde açtılar. Bu sırada bir Yahudi eliyle recm ayetini kapattı. Önceki ayet ve sonrakini okudu. Abdul­lah b. Selam ona hitaben, "elini kaldır" dedi. Adam elini kaldırınca recm a-yetini gördüler. Yahudiler, "Muhammed doğru söylemiş, işte recm ayeti" de­diler. Resulullah (as) onlara emretti, onlar da zina eden erkek ve kadını rec-metliler.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bu haber Ebu Davud'un kitabında şöyle geçiyor: Yahudilerden bir er­kek ve bir kadın zina etmişlerdi. Dediler ki, "şu peygameber gidelim, o -ön­ceki- hükümleri hafifletmek üzere gönderilmiştir. Eğer bu ikisi hakkında recm dışında bir ceza verirse onu kabul eder, Allah'ın huzurunda da bizim masum olduğumuzun bir kanıtı olarak sunar ve işle bu senin peygamberle­rinden birinin fetvasıd ir". Böylece Resulullah'ın (as) yanma geldiler. Resu­lullah (as) mescidde sahabelerle birlikte oturuyordu. Yahudiler, "ey Kasımın babası! Zina etmiş bir kadınla erkek var bunlar hakkında ne düşünüyorsun? Bu hususta hükmün nedir?" diye sordular. Resulullah (as) Yahudilerin ders­hanelerine gelinceye kadar onlarla bir kelime olsun konuşmadı. Kapıda dur­du ve "Tevrat'ı Musa'ya indiren Allah'ın aşkına söyleyin evli olup da zina e-denler hakkında Tevrat'ta neler buluyorsunuz?" dedi. Yahudiler, "zina eden­lerin yüzleri kömürle siyaha boyanır, bir eşeğe bindirilirler etrafta dolaştırı­lırlar ve sopa cezası uygulanır' dediler. Resulullah (as) aralarından susup durmakta olan bir gence bakarak, "Allah aşkına söyle" dedi. Genç, "bize Al­lah aşkına diyorsun, öyleyse bizler Tevratta hu hususta recm cezası buluyo­ruz" dedi. Resulullah (as), "Allah'ın bu emri hususunda aranızda ilk düş­manlık çıkaran kimdir?" diye sordu. Genç, "krallaramızdan birinin yakını zina etmişti. Kral onun recm cezasını ertelemişti (ortadan kaldırmıştı). Da^ ha sonra da halktan biri zina ettiğinde isterse onu recmetmişti. Kendi toplu­muna ise davranışı tamamen farklı idi" dedi. Yahudiler, "senin hir arkada­şın zina edip sana getirilinceye kadar bizim arkadaşımızı recmetme. Sonra ikisini birden recmedersin"diyerek bu ceza konusunda aralarında bir antlaş­maya varmak istediler. Resulullah (as), "ben Tevrat'ta bulunan bir hükümle karar veriyorum" dedi. Ve Resulullah (as) ikisinin de recmedilmesini emretti. Bu haber Ebu Davud'da ise şöyledir: Resulullah (as) tanıkları çağırdı. Dört tane tanık geldi. 7'anıklar o erkeğin erkeklik organını kadının cinsel or­ganına girmiş bir halde iken tıpkı sürme milinin sürme kutusuna girmiş du­rumundaki hali gibi gördüklerine dair tanıklık ettiler. [470] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn470)


Resulullah (As) Onu Temizledi


Maiz b. Malik Resulullah'ın (as) yanına gelerek kendisini temizlemesini istemiş ve şöyle demişti: "Ben zina ettim.". Resulullah (as) tanıdıklarını çağır­tıp onlara, "bunun aklından bir zoru var mı?" diye sordu. Onlar Maiz'in deli olmadığına tanıklık ettiler ve "bizim sağlam insanlarımızda nasıl bir akıl varsa o da aynı şekilde akıllıdır." dediler. Maiz dört kez kendi aleyhine ta­nıklık etti. Beşinci kez tanıklık etmezden önce Resulullah (as), "yoksa, o ka­dınla cinsel ilişkide bulundun mu?" diye sorunca, Maiz, "evet" dedi. Resulul­lah (as), "yani seninki o kadınınkinin içine girip kayboldu mu?" diye sorun­ca Maiz, "evet" dedi. Resulullah (as), "tıpkı sürme milinin sürme kutusu içe­risine ve kuyu ipinin kuyuya girdiği gibi mi girip kayboldu?" deyince Maiz, "evet" dedi. Resulullah (as), "zinanın ne demek olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Maiz, "evet; insanın karısından helal yolla aldığı şeyler onunla alınınca haram olur" dedi. Resulullah (as), "bu sözünle ne demek istiyor­sun?" diye sordu. Maiz, "beni temizlemeni istiyorum" dedi. Resulullah (as) birisine Maiz'in ağzını koklamasını söyledi. İçki içmemiş olduğu anlaşıldıktan sonra recmedilmesini emretti. Recmolundu. Ama Onun için çukur kazılmadı. Recm başlayıp taşlar atılınca taşların kendisine vermiş olduğu ızdiraptan do­layı kaçtı insanlar da onun peşinden koşdular. Aralarından birisi O'na yetişti elindeki bir devenin çene kemiğiyle ona vurdu. Daha sonra insanlar da ö-lünceye kadar O'na vurdular. Durum Resulullah'a (as) anlatıldığında, "O'nu terketsey diniz de öldürmeyip bana getirseydiniz ya" dedi.
Bu hadisenin nakledildiği bazı haberlerde şöyle- geçiyor: "Resulullah (as) Maiz'e hitaben, "kendin aleyhine dört kez tanıklık ettin" dedi. Sonra ora-dakilere, "O 'nu götürüp recmedin" dedi.
Bazılarında bu olay şöyledir: Maiz kendi aleyhine dört kez tanıklık ettik­ten sonra Resulullah (as) O'nu çağırarak, "sende dellik var mı?" dedi. Maiz, "hayır" dedi. Resulullah (as), "evlendin mi?Evli misin?"diye sordu. Maiz, "e-vet" dedi. Resulullah (as), "O'nu götürüp recmedin" dedi.
Bazı haber senetlerinde şöyledir: Resulullah (as), Maiz'e hitaben, "belki de rüyanda zina ettiğini görmüşsündür de bundan dolayı tiksiniyorsun-dur?" diye sordu.
Bu tipten olan ve bu konuda geçen hemen tüm haberler sahihtir, İşte burada Maiz'in durumuyla ilgili olarak Efendimiz Peygamberimiz'den (as) açık haberler alıyoruz. Maiz zina ettiğinde erkeklik organını kadının dişilik organına tamamen girdirmiş, daha doğrusu gömmüş­tü. Organının kafasını, yani sünnet yerinden itibaren olan kısmını kadının cinsel organına sokarken bir kuyuya ip sarkıtır yahut bir mürekkep okkasına kalemi daldırır gibi tamamını sokmuştur. Zaten zina olgusunun vuku bulmuş olması ve recm cezasının uygulanabilmesi için birinci koşul budur.
Bu olay bazı haber kaynaklarında şöyle geçiyor: "Maiz için bir kuyu kazıldı." Bu haber Müslim'de yer almaktadır. Burada haber, Beşir İbnu'l Mu­hacirin yaptığı rivayetten alındığından dolayı yanlıştır. Eğer İmam Müslim bu haberi Beşir'in rivayetinden almış ise rivayet senedindeki sika (güvenilir) ra-vilerin yanıldıkları vakidir. Ahmed ve Ebu Hatim er-Razî bu haber konusun­da konuşarak Maiz'in zina ettiği Gamid'li kadın için bir çukur açılıp açılmadı­ğı hususundaki yanılgıları ve kuşkulan dile getirdiler. Buradaki kuşkular ta Maiz'İn durumuna kadar ilerlemiştir. İşlerin doğrusunu bilen yalnızca Allah'tır.
Bu haberin bazı rivayetlerinde şöyle geçmektedir: Resulullah (as) saha­belerinden İki kişinin Ma İz'den bahsederek birbirlerine, 'baksana şu adama eğer sırrını açmasaydı Allah da onun sırrını örtecek ve kendi kendini ortaya atarak köpeklerin recmedilerek (taşlanarak) öldürüldükleri gibi Öldürülme­yecekti" diye konuştuklarını duyduğunda onlara bir şey söylemedi. Bir saat kadar yürüdükten sonra ölü bir eşeğin leşine yaklaştıklarında Resulullah (as) onların adlarını söyleyerek, "falan ve filan nerede?" diye sordu. Onlar, "bu­radayız ey Allah'ın elçisi/ Biz buradayız" dediler. Resulullah (as) onlara, "şuraya inin de şu ölmüş eşeğin leşinden yeyin bakalım " dedi. Onlar, "ey Al­lah'ın elçisi! Bu leşi kim yiyebilir ki!" dediler. Resulullah (as), "az önce. (gıy­betini yapmakla) kardeşinizin vücudundan elde ettiğiniz şey bundan daha şiddetlidir. Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki şimdi o kardeşiniz (Maiz) cennetin nehirlerinde dalıp çıkmaktadır" dedi.
Gamid'li bir kadın ResuluIIah'a (as) gelerek, "ben zina ettim, beni te­mizle" dedi. Resulullah (as) onu reddetti. Kadın, "beni de Maiz'i reddettiğin gibi red mi ediyorsun? Allah'a yemin ederim ki ben hamileyim" dedi. Resu­lullah (as), "git, doğum yapıncaya kadar bekle" dedi. Kadın doğum yaptıktan sonra çocuğunu bir beze sararak getirdi ve "işte onu (oğlan çocuğunu kaste­derek) doğurdum" dedi. Resululİah (as), "git ve onu memeden kesilinceye kadar emzir" dedi. Kadın gitti bir süre sonra çocuğunun eline bir parça ek­mek tutturarak geldi ve "işte onu memeden kestim ve artık ekmek de yiyebili­yor". Resulullah (as) çocuğu Müslümanlardan birine verdi. Sonra .kadının göğsünün hizasına gelecek derinlikte bir çukur açılmasını emretti. Sonra da insanlara onu recmetmelerini emretti. Kadın recmedilirken Halid b. Velid'in fırlattığı bir taş kadının kanını Halid'in yüzüne sıçratınca kadına küfretti. Re­sulullah (as) bunu duyunca, "yavaş ol, kendine bakim ol ya Halid.' Nefsimi e-linde tutan Allah'a yemin ederim ki o kadın öylesine bir tevbe etti ki zulüm işlemiş bir insan bu tevbeyi etseydi günahları affolunurdu" dedi. Daha sonra Resulullah (as) kadının getirilmesini emretti; cenaze namazını kıldırdı ve ka­dın defnedildi. [471] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn471)


Hadd Cezası Kararlaştırılmış, Ama Ne Olduğu Belirtilmemiş


Bir adam Resulullah'm (as) yanına gelerek, "ey Allah'ın elçisi! Bana hadd uygulanması kararlaştırılmıştı. Karan uygula" dedi. Resuluilah (as) haddin ne hususunda olduğunu ve nasıl ne zaman olduğunu hiç sormadı. Namaz vakti geldiğinde adam Resuluilah (as) ile birlikte namaz kıldı. Sonra adam Resulullah'm (as) yanına gelerek, "ey Allah'ın elçisi!Ben hadd cezasını hak ettim. Bana uygulanacak ceza Allah Azze'nin kitabında mevcuttur" de­di. Resulullah (as), "bizimle birlikte namaz kılmadın mt?" diye sordu. Adam, "kıldım" dedi. Resulullah (as), "Allah Azze kuşkusuz ki, senin günahlarını affetmiştir." dedi.
Bir başka rivayette de, "Allah A.-~e senin hadd cezanı affetmiştir" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bu hadisin içeriği konusunda ihtilaf olmuştur: Bazı alimler, "burada hadd kararlaştırılmıştır. Ama bu haddin (cezanın) ne olduğu belirtilmemiştir. Devlet başkanı olan kimsenin böyle bir durumda cezanın ne olduğunu orta­ya çıkarması gerekmez. îsterse bu hadd Maiz'in hak ettiği bir hadd olsa dahi" diyorlar.
Bir başka grup ise, "burada Allah Azze hadd'i haketmiş olan kimseyi tevbe ettiğinden dolayı affetmiştir. Nitekim "günahından dolayı tevbe eden kimse tıpkı günahsız bir kimse gibidir" kuralına göre, işlediği bir günahtan dolayı Allah Azze'den affedilmesini isteyen ve tevbe eden kimse henüz gücü yetiyorken tevbe etmiş, pişmanlık duymuş ise işlediği günah ondan düşmüş, gitmiş demektir. Tıpkı Allah Azze'nin haklarının kendi yolunda savaşa giden bir muharibin boynundan düştüğü gibi." demektedir. Bizce doğru olan da budur.
Bir adam, ResuluIIah'a (as), "kıble ehlinden bir kadına dokundum (ya­ni onunla oynaştım)" dedi. O sırada, "gündüzün iki tarafında (sabah ve akşam) ve gecenin ilk (yakın) saatlerinde namaz kıl Çünkü, kuşku­suz İyilikler kötülükleri siler götürür. İşte bu, hatırlayanlar (ibret ti­tanlar) için bir hatırlatmadır. (Hud 114)" ayeti indirildi. Adam, "bu ku­ral o kadın için de geçerli midir?" diye sordu. Resulullah (as), "evet, hem de benim ümmetimden bu ayetle amel eden herkes için bu geçerlidir" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Ta'zir (azarlama) cezasının gerekli olmadığı görüşünü savunanlar bu ha­disi delil olarak ileri sürüyorlar. Zira burada adamın kadınla oynaşması cinsel ilişki olmaksızın yalnızca ta'zir cezasını gerektirmektedir. Devlet başkanının bu cezayı düşürme, vermeme hakkı vardır. Bu cezanın verilmesi konusunda herhangi bir delil de yoktur. Bu husus araştırılmaya açıktır.
Namaz kılmak üzere evinden dışarı çıkmış bir kadına bir adam saldıra­rak tecavüz etmiş ve ona olan ihtiyacını gidermişti. Kadın bağırınca adam kaçmış o sırada bir başkası kadının yanına gelmişti. Etraftan koşuşanlar ikin­ci gelen adamı yakalamışlardı. Kadına sorulunca, "bana saldıran ve o işi ya­pan bu idi" dedi. Adamı ResuluIIah'a (as) getirdiler. Resulullah (as) onun recmedilrnesini emretti. O sırada kadına tecavüz etmiş olan adam ayağa kal­karak, "o işi ona yapan bendim ey Allah 'in elçisi!" dedi. Resulullah (as) kadı­na, "haydi git, Allah seni affetmiştir" dedi. Adama dönerek iyi sözlerle nasi­hat etti. Sahabeler, "kadının arkadaşını, yani ona tecavüz edeni recmetme-yecek misin?" dediler. Resulullah (as), "hayır, o adam öylesine tevbe etti ki Medine'de oturanlar o tevbeyi yapsalardı hepsinden kabul olunur da affolu-nurlardı." dedi.
Bu hadisi İmam Ahmed ve "sünen" kitapları yazarları kitaplarına aldılar.
Bu fetvadan ve bu hükümden daha güzeli yoktur. Burada şu da söylenebilir: "Öyle ya Allah elçisi nasıl olur da kelime-i tayyibe'yi söyleyen bir kimsenin recmediimesini emreder?"
Şöyle de denilmiştir: "O adam kendi fiilini örtbas etseydi zaten recme-dilmeyecekti. Ama o, yani ikinci kişi yakalandığında kadın, "bana o işi ya­pan bu idi "dedi. Adamsa inkar etmedi. Üstelik kendisini kurtaracak herhan­gi bir delil de ileri sürmedi/Kendisini yakalayan topluluk zaten onu şüpheli bir durumda yakalamıştı. O işi onun yapıp yapmadığı da bilinmiyordu. Yal­nızca kadının, "bu odur" sözüne karşılık onun suskunluğu sözkonusuydu. işte bu deliller bir erkeğin suskunluğu ve kadınla lanetleşmesi sonucu kadı­na hadd cezasının uygulanmasının en güçlü delili sayılmıştır. Burada sözko-nusu edilenler incelenebilir. [472] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn472)


İtiraf Etti Ve Recmolundu


Bir adam Resulullah'a (as), "oğlum falanın yanında ırgat o/arak çatışı­yordu. O adamın karısıyla zina etmiş. Ben bu suçun karşılığına diyet olarak 100 tane davar ve bir hizmetçi verdim. Sonra ilim sahibi insanlardan bir ço­ğuna durumu sordum. Bana oğlumun cezasının 100 sopa ve bir yıllık sür­gün ve o adamın karısının hakkının da recmedilmek olduğunu söylediler" dedi. Resulullah (as), "nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, sizin a-ranızda Allah 'in kitabıyla hüküm vereceğim-. 100 koyun (davar) ve hizmetçi sana iade edilecek. Oğlunun hakkı 100 sopa ve bir yıl sürgündür. Kadın için ise ey dost işte o ceza vardır. Eğer zina etliğini itiraf ederse onu recmedin" dedi. Daha sonra kadın itiraf etti ve recmolundu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [473] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn473)


Evlenip Dul Kalmış Erkekle Bir Kadın Zina Etmişse


Resulullah (as), "dul bir erkekle bir kadın zina etmişlerse her birine 100 sopa ve sonra da recm cezası verilir. Bekar bir erkekle bakire bir kız zina et­miş iseler onlardan herbirine 100 sopa vurulur ve sonra da bir yıl sürgün e-dilir." diye hüküm verdi.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır. [474] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn474)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:15
YİYECEKLER


Yoksa İçinizde Sırtlan Yiyenler De Mi Var?


Bir adam Resululİah'a (as) sırtlanların etlerinin yenilip yenilmeyeceği konusunda sorduğunda, "yoksa sizden sırtlan eti yiyen de mi var?" dedi.
Kurtların etleri hakkında sorulduğunda ise "yoksa sizden kurt eti yiyen de mi var? Onda hayır vardır" diye cevapladı.
Bu hadisi İmam Tirmizî kitabına almıştır.
İbn-i Mace'nin kitabında ise şöyle geçmektedir: Haberi rivayet eden di­yor ki, "ey Allah'ın elçisi/ Sırtlanın eti hakkında ne diyorsun?" diye sordu­ğumda, "sırtlan eti yiyen var mı ki?" dedi.
Eğer Cabir'tn sırtlanların etlerinin helalliği konusunda rivayet ettiği hadis sahih bir hadis olsaydı bu hususta kalpte bir şey olurdu, (insanın kalbi rahat olurdu). O zaman bu hadiste geçtiği üzere, sırtlanların etlerinin yenilmesin­den uzak durulmasının sebebi onların murdar, pis olmaları ya da bir hastalık korkusu olurdu. En doğrusunu bilen Allah'tır. [475] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn475)


Domuz Eti Yiyenlerin Kapkacaklan


Ebu Sa'leb el-Huşenî, Resulullah'a (as), "bizim oturduğumuz topraklar Ehl-i Kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) torağıdır. Onlar domuz eti yiyor ve şarap (alkollü içki) içiyorlar. Bu durumda onların kapkacaklarından nasıl yararlanabiliriz?" diye sorunca Resulullah (as), "eğer onların kapkacakla-nndan ve tencerelerinden başkasını bulmayacak olursanız onları güzelce yıkayıp kullanır, içlerinde yemek pişirir ve onlardan herhangi bir şeyi çersi­niz" dedi Haberi rivayet eden diyor ki: Ben, "ey Allah'ın elçisi!Bizim için ve köpek dişine sahip olan yırtıcı hayvanların etlerini yemeyin " dedi.
İmam Ahmed bu hadîsi kitabına almıştır.
Resulullah'tan (as) rivayet olunan ve Müslim'in Sahih'inde yeralan bir hadiste de şöyle geçiyor: Ebu Hureyreden şöşye rivayet olunmuştur: Resu-lullah (as), "köpekdişine sahip olan her yırtıcı hayvan haram kılınmıştır" di­ye buyurdu.
İşte bu ve yukarıdaki iki hadis bu tip hayvanların'etlerinin yenilmesini savunanların, "köpekdişi bulunan her yırtıcı hayvanin etlerinin yenilmesinin yasaklanması yalnızca bir mekruhiyet yasaklarnasıdır" diyerek te'vil yapanla­rın sözlerine bir cevap teşkil etmektedir. Böyle bir te'vil ise kesinlikle geçer­siz bir yorumdan öte geçmez. Başarı yalnızca Allah'tandır. [476] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn476)


Kesilirken Üzerine Allah'ın Adının Anılmadığı Etle


Bir adam, Resulullah'a (as), "bizim öldürdüklerimizi yiyecek, ama Al­lah'ın öldürdüklerini yemeyecek miyiz?" diye sorduğunda, "üzerlerine Al­lah'ın adı anılmamış olanları yemeyiniz (En'am 121)" ayeti indi.
Bu hadisi Ebu Davud da bu şekilde kitabına almıştır.
Bu soruyu soranlar genelde Yahudilerdi. Bu hususta en çok bilinen, "bu husustaki sorulan soranlar müşriklerdi" ibaresidir ki bu da sahihtir. Bu hadis ayrıca bu surenin Mekke'de indirildiğine ve Yahudilerin de Müslümanlar gibi ölü etin yenilmesini haram gördüklerine bîr delil teşkil etmektedir. Onlar da bu hükme muvafakat etmelerine rağmen nasıl oluyor da bu soruyu soruyor­lar? Yine bu hadis, "şeytanlar kendi dostlarına size karşı savaşmaları için vahiy ilham ederler. (En'am 121)" ayetine de işaret etmektedir. İşte Yahudilerin ve müşriklerin sordukları soru, dostları olan şeytanların onlara yaptıkları bir ilhamdır. Oysa Yahudiler bu hususta mücadele etmemeliydiler. .
Tirmizî bu hadisi bir başka lafızla rivayet etmiştir. Nitekim, Müslüman­lardan bazıları da bu tip sorular sormuşlardı: Bazıları Resulullah'a (as) gele­rek, "ey Allah 'in elçisi/ Kendi öldürdüklerim izi yiyecek de Allah Azze nin öl­dürdüklerini yemeyecek miyiz?" diye sordular. Bunun üzerine, "üzerine (kesilirken) Allah'ın adı anılanları yiyiniz. (En'am 118)" ayeti ile "e-ğer onlara (Ehfi Kitab'a ve müşriklere vs.) uyacak olursanız müş­riklerden olup çıkarsınız. (En'am 121)" ayeti indirildi. Buradaki soruyu müşriklerin sormaları ihtimalinin yanında Müslümanların da sormuş olmaları herhangi bir çelişki oluşturmamaktadır. Ama "Yahudiler de bu soruyu sor­muştu" sözü hesaba katılmamıştır. Ne var ki burada sözkonusu olan, her iki rivayetin de aynı ravjler aracılığıyla gelmekte olduğudur. İşlerin iç yüzünü bi­len Allah'tır. [477] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn477)


Deniz Sularının Çekilmesiyle Ortada Kalan Balığın Hükmü


Resulullah'a (as) med-cezir nedeniyle ortada kalan büyük bir balığın (ya da balinanın) yenilip yenilmeyeceği sorulduğunda ResuluUah (as), "Allah Azze'nin sizler için denizden çıkardığı bir rızık olarak ondan yeyin. Eğer yanınızda getirdiyseniz bir miktar da bize verin" dedi. Bu hadis muttefekun aleyhtir. [478] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn478)


Dağdan Ya Da Yüksekten Yuvarlanan Hayvanın Boğazlanması


Resulullah'a (as) bu hususta soru sorulduğunda, "eğer hayvanın uyluk­larına vurmuş isen av hayvanı senden kaçar" dedi.
Ebu Davud bu hadisi kitabına almıştır.
Sorulan soaıya ResuluUah (as), "işte av hayvanına hu şekilde vurmak o-nun boğazlarım asıdır" dedi.
Yezid b. Harun, "bu bir zaruret nedeniyledir" dedi. "
Böyle bir şeyin, üzerine Allah'ın adının anılmadığı av hayvanları için ge­çerli olduğu söylenmektedir. [479] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn479)


Devenin Rahmindeki Cenin


Resulullah'a (as), "deve, inek veya koyun rahimlerindeki yavrular? ata­lım mı yoksa yiyelim m/?" diye sorulduğunda ResuluUah (as), "eğer istiyorsa­nız onları yiyin. Zira annelerinin kesilmesi onların boğazlanması gibidir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahrned kitabına almıştır.
Bu hadis, annelerinin kesilerek yenilmesi gibi onların karınlarından çı­kan yavruların da boğazlandıktan sonra yenileceğini söyleyerek te'vile gi­denlerin yaptıklarını tamamen iptal etmektedir. Zira yavrular annelerinin bir parçasıdırlar. Burada yavrunun annenin diğer parçalarından bir parça olarak sayılmayıp ayrıca kesilmesi için herhangi bir delil çıkarılamaz. [480] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn480)


Allah'ın Adını Üzerine Anın Ve Yiyin


Hz. Aişe, Resulullah'a (as), "bazı insanlar bize et getiriyorlar. Biz onlar kesilirken üzerlerine Allah'ın adının anılıp anılmadığını bilemiyoruz (ne yapahtn?)" dedi. ResuluUah (as), "üzerine Allah 'm adını anın ve yiyin" bu­yurdu.
îmam Buharı bu hadisi kitabına almıştır. [481] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn481)


0 Hayvanın Yenilmesi İçin Size Ruhsat Verdi


Peygamberin Ehl-i Beyt'i, Hurre denilen taşlık arazide muhtaç durumda idi. Orada kime ait olduğu bilinmeyen bir deve ölmüştü. Onlara ölü hayva­nın etinden yemeleri konusunda ruhsat verildi. Böylece hayvanın kalan par­çaları onları korumuş oldu.
Bu hadisi İmam Ahmcd kitabına almıştır.
Ebu Davud'un kitabında ise şöyledir: Bir adam ailesi ve oğluyla birlikte Hurre denilen taşlık araziye girti. Bir adam ona, "benim bir devem kayboldu. Eğer onu bulacak olursanız yanınızda alıkoyun" dedi. Adam deveyi buldu, ama sahibini bulamadı. Deve hastalanmıştı. Adamın hanımı deveyi kesmesini söyledi, adam kabul etmedi. Derken deve öldü. Kadın, "bari onun derisini yüz de yağım ve etini ayıralım. Onu yeriz" dedi. Adam, "hen bunu Resulul-lah'a (as) soruncaya kadar olmaz" dedi. Resulullah'ın (as) yanma geldi. Re-sulullah (as), "yanında o ete muhtaç olmayacağın herhangi bir şey var mı?" diye sordu. Adam, "yoktur" dedi. Resulullah (as), "öyleyse ondan yeyiniz" buyurdu. Adam diyor ki: Daha sonra devenin sahibi geldi durumu ona anlat­tım. O da bize, "deveyi kesseydinizya" dedi. Ben, "senden utandım"dedim.
Bu hadis, zor durumda kalanların ölü bir hayvanı yemek veya başka bir şekilde yararlanmak üzere alıkoymalarına delil teşkil etmektedir.
. Bir adam, Resulullah'a (as), "kendisinden sıkıntıya düştüğümüz yiyecek hangisidir?" diye sordu. Resulullah (as), "yapıp yediğin zaman Hırist\ -anla­ra benzemediğin ve sana kuşku vermeyen şeydir" dedi.
Bu hadisi İmam Ahmcd kitabına almıştır.
Buradaki anlam -Allah Azze en iyisini bilir- yemekte bile Htristiyanlara benzemekten men etmektir. Resulullah (as), "kuşkularını sürdürme kuşku veren şeyi terket" demiştir. Burada Resulullah (as) genel bir cevap vermekle beraber Yahudileri bir kanara bırakarak yalnızca Hıristiyanlara özelleştirmiş­tir. Zira Hıristiyanlar herhangi bir yiyeceği haram saymayıp filden sivri sineğe kadar diri ölü (ya da yürüyen ve uçan) hemen her şeyi helal saymaktadır. [482] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn482)


Ve Allah'ın Adını Onun Üzerine Andı


Rafi' b. Hudeyc Resulullah'a (as), "herhangi bir gün aslanın ya da baş­ka bir hayvanın parçaladığı, ama henüz ölmeyen bir hayvanla karşılaşırsak ve yanımızda onu kesecek bir alet yoksa kamışın sert kabuğuyla kesebilir mi­yiz?" dedi. Resulullah (as), "kanı tamamen akıtırsa, üzerine Allah'ın adım an ve ye. Yalnız diş veya tırnakla kesme, zira diş kemiktir. Tırnak ise Habeş-lilerin bıçağıdır'' buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Adiyy b. el-Hatem, Resulullah'a (as), "herhangi birimiz bir av vurdu­ğunda eğer yanında bıçak yoksa avını çakmak taşı ya da bir incik kemiği parçasıyla kesebilir mi?" diye sordu. Resulullah (as), "kanını tamamen akıt ve Allah'ın adını an" dedi.
Hadisi imam Ahmed kitabına almıştır.
R^sulullah'a (as) ölmek üzere olan ve bir cariyenin taşla kestiği bir ko­yun hakkında sorulduğunda Resulullah (as) onu yemelerini emretti.
Bu hadisi İmam Buharı kitabına almıştır.
Resulullah'a (as) kurdun dişlediği ve çakmak taşıyla boğazladıkları bir koyunun durumu sorulduğunda yemeleri üzere onlara ruhsat verdi.
Bu hadisi İmam Nesaî kitabına almıştır. [483] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn483)


Soğan Ve Sarımsak


Resulullah'a (as), "sarımsak hakkında ne diyorsun, haram mı?" diye so­ruldu. Resulullah (as), "hayır, ama ben kokusu nedeniyle ondan hoşlan­mam " dedi.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır.
Ebu Eyyub, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Soğan bize helal mi?". Resulul­lah (as), "evet, ama beklenmedik biranda bana çıkagelen (melek Cebrail)si­ze gelmiyor. (O yüzden ben yemem)" buyurdu.
İmam Ahmed bu hadisi kitabına almıştır. [484] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn484)


Büyük Keler (Zehirli Kertenkele)


Resulullah'a (as) büyük kelerin etinin haram olup olmadığı sorulduğun­da, "hayır, ama yaşadığım toplumun toprağı içerisinde bu hayvandan olma­dığı için kendimi ondan tiksinir buluyorum. (İstesem de istemesem de ondan tiksindi duyuyorum)" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [485] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn485)


Sade Yağ (Ve İçyağı), Peynir Ve Yaban Eşeklerinin Eti


Resulullah'a (as), sade yağ (ve içyağı), peynir ve yaban eşeklerinin (yani zebraların) etlerinin haram olup olmadığı sorulduğunda, "helal olan şeyler Allah Azze'nin kitabında helal dedikleri ve haram olan şeyler de Allah Az-ze'nin kitabında haram dedikleridir. Eğer herhangi bir şey hakkında Allah Azze hiçbir hüküm belirtmemiş ise ondan günahı kaldırmış demektir" dedi.
Bu hadisi İbn-i Mace kitabına almıştır. [486] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn486)


Kadınlar İçin Serilmiş Etler


Bir adam, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Ben kadınlar için seril­miş, hazırlanmış etlerden yediğim zaman şehvetim kabarıyor, adeta beni kaplıyordu. Bu yüzden o etlerden yemeyi kendime haram kıldım" dedi. Bu­nun hemen sonrasında, "ey iman edenler! Allah'ın sizler için helal kıldı-ğı temiz olan şeyleri haram kılmayın ve aşırt gitmeyin. Zira Allah aşı­rt gidenleri (Allah'ın koyduğu sınırları tecavüz edenleri) sevmez. Öy­leyse Allah'ın size verdiği rtztkların helal ve temiz olanlarından ye-yin." diye buyuran Maide suresinin 87 ve 88. ayetleri indirildi.
Bu hadisi tmam Tirmizî kitabına almıştır. [487] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn487)


İÇECEKLER


Sarhoşluk veren içecek haramdır


Hamr'ın (alkol, şarap) haram kılınması onun sarhoş edici bir madde ol­masından ileri gelmektedir. Peki, şarabın dışında olup sarhoşluk veren diğer içeceklerin durumları ve haklarındaki hüküm nedir? Bu tip içkiler haram mı kılınmıştır yoksa bizzat şarabın kendisi clmadığından dolayı haklarında veri­len hükümler İhtilaflı mıdır?
Buna cevap olarak denilebilir ki, "sarhoşluk veren her içecek haramdır." Bu sactetten olarak Buharî ve Müslim'in "Sahih" adlı eserlerinde şunlar geçi­yor; Ebu Musa'nın Resulullah'tan (as) yaptığı rivayet şöyledir: Resulullah (as), baldan yapılıp adına mizr (boza) denilen içeceğin durumu sorulduğunda bu husustaki tüm hükümleri biraraya getiren, "her sarhoşluk veren madde ha­ramdır" sözünü söyleyerek cevap vermişti.
Yine Buharî ve Müslim'de geçen bir hadiste şunlar yeralıyor; Ömer b. el-Hattab, Resululiah'ın (as) minberinden halka hitabederken Resulullah'tan (as) bir hadis nakletti: Resulullah (as), "Allah içkiyi (alkolü) haram kılmıştır. Bu, şu beş şeyden yapılır; Buğday, arpa, üzüm, hurma ve kuru üzüm (veya kuru incir). Hamt (alkol) aklı zayıflatan, kuvvetten düşüren ve fonksiyonla­rından alıkoyan her maddedir. O pis ve murdar şeylerden sayıltr" dedi.
Bu hadisin senedi İbn-i Ömer yoluyla Resulullah'a (as) varmaktadır.
Resulullah'ın (as), "çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır" dediği herhangi bir metne bağlı kalmaksızın rivayet olunmuştur. Bu hadisi hadis ha­fızlarından bir grup "sahih" saymıştır. Bu hususta da pek çok hadis vardır. Hicaz, Yemen, Mısır, Şam, Basra alimterHte Malik, Şafiî, Ahmed b: Hanbel ve FKIAVA-H KbSULULLAH daha başka İslam hukuk bilginleri şu görüşü benimsemişlerdir: "Çoğu sar­hoşluk veren şeyin azı da haramdır." Bu alimlere göre İçilen bir madde eğer sarhoşluk veriyor ve aklın fonksiyonlarını bozuyorsa hangi maddeden yapı­lırsa yapılsın haramdır. İster tahıllardan ve meyvelerden isterse de diğer şey­lerden olsun, ister üzümden, hurmadan, buğdaydan, arpadan, deve sütün­den isterse benzeri daha başka şeylerden yapılsın haramlığı değişmez. Bun­lar İster çiğ ister pişmiş, ister üçte bir veya üçte ikisi ister yarısı ya da daha başka oranlardaki maktan azalmış olsun eğer çok miktarı sarhoşluk veriyorsa hiç kuşkusuz azı da haramdır.
Bununla beraber şu da dikkate alınmalıdır: Hz. Ömer Şam'a geldiği za­man Müslümanlar için sarhoşluk vermeyen bir içki hazırlamak istedi. Bîr miktar meyve suyunu üçte ikisi gidip Üçte biri kalıncaya kadar pişirdi. Meyve suyu kaynatılmış hurma şırasına dönmüştü. Parmağını daldırarak yoğunluğu­nu kontrol etti ve "sanki peltemsi bir salya gibi olmuş" dedi. Yani devenin ağzı susuzluktan kuruyunca salyasının peltemsi bir hal alması gibi olmuştu. Bu yüzden bu içeceğe peltemsi salya demek olan 'tıla' adı verildi. Bu şıra sarhoşluk vermiyordu, bu nedenle de Hz. Ömer bunu helal görmüştür.
Yine bu cümleden olarak şunu da belirtelim: "El-Hilal" sahibi Ebu Bekir Abdulaziz b. Ca!fer de bu içeceğin ümmetin icmaıyla helal olduğunu söyle­miştir. Bunun nedeni de içeceğin sarhoşluk vermemesidir. İmamlardan hiçbi­risi herhangi bir içeceğin veya Hz. Ömer'in yapmış olduğu bu içeceğin sar­hoşluk vermekle birlikte helal olduğunu savunmamıştır. Buna rağmen bu hu­susta oluşan kuşku, "içeceği bu tarzda pişirmek, daha doğrusu kaynatmak o-nu sarhoşluk veren bir madde haline dönüştürür" kuralından kaynaklanmak­tadır. Eğer böyle bir meyve suyu, pişirilmesi sebebiyle bir kısmının kaynaya-rak gitmesi sonucunda oluşursa kaynama İle içeceğin -alkol oluşturan- kiri gider, sonra da içeceğin üçte ikisi. Kaynamayla giden kir ve üçte ikilik mik­tardan arta kalan kısım üçte birden de azdır. Burada helal olmama özelliği taşıyanın, bu içeceğin kir taşıyan kısmı olduğunu söylemektedirler. Kayna­makla sarhoşluk veren maddeler haline dönüştükleri halde Hz. Ömer'in yap­tığı bu sistemle yapıldıklarından dolayı onları helal sayanlar eğer tevbe eder­lerse tevbeleri geçerli sayılır.
Şarabın genel olarak haram kılındığını, ama Müslümanlar için herhangi bir yasağın sözkonusu olmadığını sanarak içmeyi helal sayanlar hususunda seleften bazı alimler kuşku duymuşlardır. Sahabeden Ömer ve Ali gibi bazı kimseler, "bu şekilde içki içmeyi helal sayanların tevbe etmeleri ve içkinin haram olduğunu söylemeleri gerekir, sonra da bunlara sopa cezası uygula­nır. Eğer helal olduğu fikrinde ısrar ederlerse öldürülürler" diyorlar. Ebu Ha-nife ise sarhoşluk veren maddelerin azını da çoğunu da içmeyi haram sayı­yor ve "isterse adı alkol değil de hurma şırası ve boza gibi bir şey olsun, sar­hoşluk veriyorsa azının da çoğunun da içilmesi haramdır" diyor. Kaynatıldı­ğı halde üçte bir kadar miktarı gitmemiş olan üzüm suyu eğer sarhoşluk ve­riyorsa haramdır. Ebu Hanife'ye göre bunlar dört türlüdür bunların azı da çoğu da içilmez, haramdır. Eğer bu tipten olan içecekler sarhoşluk vermezlerse durumları kuşkuludur: Bunlar, buğday ve benzerlerinden yapılan boza ben­zeri sarhoşluk verebilen içeceklerdir. Bu hususta kuşkuya karşı İslam alimle­rinin fikirbiriiği sözkonusudur. Nitekim Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayet olu­nup Buharı ve Müslim'de yeralan bir hadiste şöyle geçiyor: Yemenliler, Resu-lullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi/ bizim bir tür içeceğimiz var. Ona 'halşarabı veya şerbeti' deriz. Bir diğeri ise tohumlardan yapılır ve adına 'boza' denir. Bu hususta ne diyorsun?" diye sordular. ResuluİIah (as) güzel konuşan ve kı­sa bir cevapla pek çok şey, kastedebilen bir kimse olduğundan şöyle dedi: "Sarhoşluk, veren herşey haramdır."
Buharı ve Müslim'de yeralan ve Hz. Aişe'den rivayet olunan bir haberde Hz. Resulullahın (as), "sarhoşluk veren her içki (içecek) haramdır"^ buyurdu­ğu nakledilmiştir.
Yine Buharî'de yeralan bir hadiste şöyle geçmektedir: tbn-i Ömer'den rivayet olunmuştur; ResuluİIah (as) şöyle buyurdu: "Her sarhoşluk veren al­koldür (şaraptır) ve her sarhoşluk veren şey haramdır". Sünen kitaplarında bu rivayetlerden başka olan rivayetlerde şöyle geçiyor: Resulullah (as), "ço­ğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır" buyurmuştur.
Bu husustaki hadisler pek yaygındır. Allah Azze şarabı (alkolü) haram kıldığı zaman Medinetu'n Nebt'de, hurmadan elde edilen bir içecek dışında herhangi bir özel içecek yoktu. Bu onların şarapları idi. Resulullah'tan (as) ri­vayet olunan haberlerde nebiz (şıra), hurma şırası içtiği geçmektedir. Bu ne-biz, yani şıra, şarap mayası almamış tatlı şıra idi. (Bu şıra hurma ya da kuru üzüm veya kuru incirin suya konulması ve suyun tatlılaşıncaya kadar bekle­tilmesiyle elde edilirdi.)
ResuluİIah (as) Medinelilerin ağaç kabuklarında, odunlar, taşlar ve zift­lenmiş kaplar içerisinde şıra yapmalarını yasaklamıştı. Zira onlar bu sayılan nesneleri bir kap olarak kullandıklarında içlerine koydukları meyve suları kendiliğinden mayalanarak alkole dönüşüyor ve onlar da bunun farkına var­madan sarhoşluk veren maddeyi içiyorlardı. ResuluİIah (as) değişik ya da ay­nı tipten hurmaların bir kap içerisine konularak karıştırılmasını da yasakla­mıştı. Zira bu meyvelerden bazısı diğerlerine destek veriyor, güçlendiriyor, böylece yine sarhoşluk veren bir madde oluşturuyorlardı. Şıranın üç günden çok bekletilmiş olanlarını içmeyi de yasakladı. Zira üç günden sonra şıra kendiliğinden sarhoşluk veren bir madde olur. İnsan tüm bunların Resulul­lah'tan (as) rivayet olunurken abartılıp abartılmadığım bilemiyor, Resulullah (as) ruhsat verdiği halde rivayetîerdeki aşırılıklar yüzünden şıranın sarhoş e-dici bir içki, dolayısıyla alkol olduğuna inanan alimlerin varlığı kuşkusuzdur. Mesela bal şırası, arpa şırası (boza) ve benzerleri gibi içeceklerin durumları buna örnektir. Bu alimler bir de tutup, 'bunlar sarhoş etmez diyerek onlar­dan İçmenin helal olduğunu söylemek hatadır" diyorlar.
Buharî'de yeralan bir hadiste şöyle geçiyor: Ebu Musa el-Eş'arî'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'a (as), tohumlardan elde edilip adına boza denilen ve baldan yapılıp adına şıra denilen içeceklerin hükümleri soruldu­ğunda; kısa ve öz cevap verebilme kabiliyetine sahip olan Resulullah (as), "her sarhoş eden şey haramdır" diye cevapladı.
Yine Buharî'de yer alan ve îbn-i Ömer'den rivayet olunan bir hadiste şöyle geçiyor: Resulullah (as), "sarhoşluk veren her içecek alkoldür, sarhoş­luk verir. Her sarhoşluk veren içecek (veya şey) haramdır" buyurdu. Bir baş­ka anlatımda ise, "sarhoşluk veren her şey haramdır. Her alkol (şarap) da haramdır" diye geçmektedir.
Resulullah'tan (as) rivayet edilen hadislerde şöyle geçiyor: Resulullah (as), "çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır" buyurmuştur.
Hadis hafızlarından birden çok şahsiyet bu hadisin sahih olduğunu söy­lemiştir.
Allah Azze çiğ üzüm suyunu haram kılmıştır. Bu çiğ meyve suları kay­natıldığında biraz katılaşır ve üstte bir kaymak oluşturur. Böylece içerisinde neşeyi, hafifliği artıran maddeler oluşacağından aklı etkileyerek içeni Allah'ı anmaktan alıkoyup namazı engelleyecek, düşmanlık ve kinleri davet edecek­tir, işte bu tipten olup insanın aklını etkileyerek şiddetli bir zevke neden o-Ian madde alkoldür. Hangi maddeden yapılırsa yapılsın alkol olmaktan kur­tulamayacaktır, îster çiğ isterse pişirilmiş olsun farketmez. Ama pişirildiğinde yapısı içerisindeki maddelerden üçte ikisi gideceği ve geri kalanı pek de al­kol yapıcı madde ihtiva etmeyeceğinden helal addedilebilir. [488] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn488)


Alkolde günahın varolmasının yanısıra birtakım yararlar da var mıdır, acaba alkolün yararları günahından daha mı fazladır?


îçki (alkol, şarap) hakkında ilk inen ayet-i kerime insanların Resulul-İah'a (as) içkinin hükmünü sorup durmaları sonucundadır. Böylece Allah Az-ze içki hakkındaki ayetlerini indirmeye başladı. Bu ayetler içkiyi haram kılı­yor ve içerisinde günahın bulunduğunu bildiriyordu. İçki, içenlere zarar, iç­meyenlere zaten yarar vermiş demektir. İçkide İnsanlar için yararlar vardır: Tat olarak, (besinleri yakarak, ayrıştırarak) insan bedenine verdiği yarar ve ti­carette içkilerden elde edilen gelir gibi. Doğal olarak insanlardan kimi içki i-çer kimisi de içmez. îlk içki ayetiyle henüz içkiye dikkat çekilmiş olduğu dö­nemde bir kavim içki içtikten sonra namaza durmuş, sarhoş olduklar» için a-yetlerin okunuşlarında çok ciddi hatalar yapmışlardı. Nihayet ikinci ayette Al­lah Azze, "ey inananlar içkili olduğunuz zaman ne söylediğinizi bile­cek kadar ayılmadan namaza yaklaşmayınız. (Nisa 43)" buyurarak iç­ki içtikten sonra namaza yaklaşılmasını haram kılmıştı. Bu, onların içkiyi he­men hemen terketmek zorunda oldukları anlamına geliyordu. Bundan sonra bir üçüncü ayette Allah Azze, "ey inananlar! içki (alkol), kumar, (tapı­nılmak Üzere put olarak) dikilen taşlar, şans okları hep şeytanın iş­lerinden birer pisliktirler. Bunlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Afaide 90)" diyerek içkiyi tamamen ve birçok şekil ve bakımdan haram kılmış oluyordu. Bu ayete muhatap olan mü'minler de "biz bitirip terkettik, sona erdirdik" diyerek emri kabul ettiklerini belirttiler. Hemen akabinde Re-suiullah'ın (as), tüm İçkileri dökme ve tüm içki kaplarını, küplerini, testilerini ve saklama kaplarının kırılması emri geldi. Bunun peşinden de içkinin oluşu­mundaki tüm yardımcıların, yani içki amacıyla yetiştirenlerin, meyveleri sı­kanların, içenlerin ve satıp parasından yararlananların lanetlenmesiyîe iş ke­sinleşti.
Bir hadiste de şunları görüyoruz: "İçki içen kişinin 40 gün namazı ka­bul olmaz. Eğer tevhe ederse Allah da kabul eder, eğer içkiye tekrar dönerse tevhesi kabul olmaz. Tevhe edip üç ya da dört kez tekrar içki içmeye koyulur-sa artık Allah Azze'nin o kişiye cehennemdekilerin yaralarından akan bir su içirmesi hak olur." diyen Resulullah'a, "cehennem ehlinin yaralarından akan su nedir?" diye sorulunca, "onların yaralarından akan irinlerdir" de­di. İçki içip tevbe eden ve tekrar içkiye başlayan kimsenin namazı bazen ba­tıl (geçersiz) ve bazen de kabul olunmaz bir haldedir. Bu durumda içkiyi o-na haram kılmak gerekli bir şey olur. [489] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn489)


ZEKAT VE AV


Ne avlarsan avla, Allah'ın adını onun üzerine an


Ebu Sa'lebe el-Huşenî, Resuiullah'a (as), "biz av topraklarında yaşıyo­ruz. Ben okum, yayım, eğitilmiş ve eğitilmemiş iki köpeğimle avlanıyorum. Benim için doğru olan hangisidir?" diye sordu. Resulullah (as), "ok ve ya­yınla avladığın avının üzerine Allah'ın adını an ve ye. Eğitilmiş köpeğinle avladığın avın üzerine de Allah'ın adını an ve ye. Ama eğitilmemiş köpeğin­le avladığın avı eğer ölmezden önce kesersen ye" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Avın helal olup yenebilmesi için üzerine Allah'ın adının anılmasının şart olduğu açıktır. Üstelik buradaki açıklık, eğitilmemiş köpeğin tuttuğu avın ha­ram oluşuna işaret etmesindeki açıklıktan daha belirgindir.
Adiyy b. el-Hatim, Resuiullah'a (as), "eğitilmiş köpeklerimi salıyorum. Onlar avı benim için tutuyorlar, ben de üzerine Allah'ın adını anıyorum" dedi. Resulullah (as), "eğitilmiş köpeklerini ava salıp sonra da onların üzeri­ne Allah'ın adını anıyorsan köpeklerin senin için her ne tutarlarsa ye" dedi. Haberi rivayet eden diyor ki: "Eğer köpekler avı öldürürlerse ne yapayım?" dedim. Resulullah (as), "eğer öldürürlerse, köpeğin av olarak tutmadığı av­dan sayılmaz" dedi. Ben, "ben ava mızrağımı savuruyorum ve isabet edi­yor" dedim. Resulullah (as), "eğer mızrağının keskin tarafı çarpar da avı parçalarsa onu ye, ama yanı çarpar da parçalamazsa onu yeme" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bu hadisin bazı anlatımlarında şöyle geçmektedir: "Eğer köpek avı yerse onu yeme. Zira o avı kendisi için avladığından korkuyorum. Ava saldığın köpeklerin başka köpeklerle karışırda sonra av yakalanırsa o avı yeme. Çünkü sen kendi köpeğini ava salarken Allah'ın adını anmtştın, diğerlerini ise bilemezsin."
Başka bazı anlatımlarda da şöyle geçiyor: "Yetişmiş eğitilmiş köpeklerini ava salarken Allah 'in adını an. Eğer köpek senin için tutar da sana canlı ge­tirirse avı boğazla, eğer avı ölü getirir, ama biraz olsun yememiş ise onu ye. Zira köpeğin gidip avı tutması kesmek gibidir."
"Ava okunu attığın zaman Allah 'in adını an".
"Okladtğın yahut mızrakla vurduğun avını kaçırır da iki ya da üç gün sonra bulursan üzerini kontrol et. Eğer okunun izinden başka bir iz bula-mazsan o avı diliyorsan ye. Eğer kaybedip de sonradan bulduğun avın suda ise yeme. Çünkü onu okun mu öldürmüştür yoksa su mu boğmuştur bile­mezsin."
Ebu Sa'lebe el-Huşenî, Resulullah'a (as), "benim eğitilmiş köpeklerim var. Onlarla avlanahilmem için bana fetva ver" dedi. Resuluüah (as), "eğer köpeklerin eğitilmiş ise onların tutup sana getirdiklerini ye" dedi. Ebu Sa'le­be, "ey Allah 'in elçisi! Onların bana getirdikleri avları kesip de mi yoksa kes­meden mi yiyebilirim?" dedi. .Resulullah (as), "ister keserek ister kesmeden" dedi. Ebu Sa'lebe, "ya köpek tuttuğu avın bir kısmım yerse?" dedi. Resulullah (as), "eğer onu yerse sen yeme" der gibi tekrarladı. Ebu Sa'lebe, "ey Allah'ın elçisi! Okum ve yayım hakkında fetva ver" dedi. Resulullah fas), "yayınla vurduğun her şey sana aittir" dedi. Ebu Sa'lebe, "kestikten sonra mi; kesme­den de olur mu?" diye sordu. Resulullah (as), "gerek kestikten sonra gerek kesmezden evvel" dedi. Ebu Sa'lebe, "vurduğum av kaçar gider de bir müd­det sonra bulursam?" diye sorunca, Resuiullah (as), "senden kaçar giderse elde edemedin demektir" dedi. Burada ifade değişiktir: "Yahut avının üze­rinde senin okunun izinden başka bir iz bulursan (yeme)" dedi.
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır.
Buradaki anlatımla Adiyy b. el-Hatem'in hadisi arasında herhangi bir çe-İişki sözkonusu değildir: "Eğer köpek avı yerse sen yeme" ibaresiyle, "o avdan yerse.." ibaresi çelişkili değildir. Adiyy'in hadisinde avın durumu bildirilmek­tedir. Yani eğer köpek kendisi İçin avı tutmuşsa avcı onu yememelidir.
Resulullah'a (as) avını vurduktan üç gün sonra bulanın durumu sorulun­ca, "eğer kokmuyorsa yesin" dedi.
Hadis Müslim'de geçmektedir. [490] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn490)

YEMİN ve ADAK


Allah Azze'ye İsyana Götüren Adaklar Yerine Getirilmez


Bir kadın Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ben senin başının üzerinde tef çalmayı adadım." Resulullah (as), "adağını yerine getir" dedi. Kadın, "falan yerde ve kâfirlerin kurban kestikleri filan yerde kurban kesmeyi: adadım " de di. Resulullah (as), "kurban kesmeyi adadığın bu yerlerde herhangi bir pul var mı?" diye sordu. Kadın, "hayır" dedi. Resulullah (as), "pekiputlaştmlmtş herhangi bir şey var mı?" dedi. Kadın, "hayır" dedi. Resulullah (as), "öyleyse adağım yerine getir" dedi.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Bir adam, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Bevane denilen yerde bir deve kurban etmeyi adamıştım." Resulullah (as), "orada cahiliye -İslam öncesi küfür- döneminde tapınılan herhangi put ya da putlaştmlmtş bir şey var mı idi?" diye sordu. Oradakiler, "hayır" dediler. Resuluilah (as), "peki orada cahiliye döneminde kafirlerin kutladıkları bir bayramları olur muydu?" diye sordu. Oradakiler, "hayır" diye cevapladılar. Resulullah (as) adama, "öyleyse adağını yerine getir. Allah'a isyana sürükleyen (adakların) ve insanoğlunun güç yetiremeyeceği adakların yerine getirilmemesi gerekir" buyurdu.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. [491] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn491)


Cahilfyye Döneminin Adakları


Ömer b. el-Hattab, Resulullah'a (as), "ben cahiliye döneminde Mescid-i Haram'da bir gecelik bir itikaf (ibadet niyetiyle orada kalmayı) adamıştım" dedi. Resulullah (as), "adağını yerine getir" dedi.
Hadis muttefekun aleyhtir.
Darimî'nİn Sünen'inin "Kitabü'n Nuzur ve'İ Eyman" bölümünde şöyle bir hadis geçmektedir; Ömer'den şöyle rivayet olunmuştur: Ben Resulullah'a (as) şöyle sordum: "Ey Allah'ın elçisi/ İslam'dan önce, cahiiiyede adak adadım. Daha sonra İslam geldi (Müslüman oldum)." Resulullah (as), "adağımyeri­ne getir" buyurdu.
Adak adayıp yerine getirmemenin keffareti (karşılığı) hususunda geçen haber şöyledir; Ukbe b. Amir el-Cünenı'den rivayet olunmuştur. Şöyle dedi: Kizkardeşim başörtüsü örtmeksizin ve yaya olarak hacc edeceğini adamıştı. Bu durum Resulullah'a (as) anlatılınca'şöyle buyurdu: "Kızkardeşine söyle basım örterek adağını yerine getirsin ve ûç gün keffaret olarak oruç tutsun."
Oruç tutmaksızın ve haccetmeksizin itikafa girmenin helal olduğunu sa­vunanlar delil olarak bu hadisi ileri sürerler. Zira bazı hadis rivayetlerinde (bir gece ve bir gündüz itikafa girmiş ise) ibaresi geçmektedir. Burada itikaf için oruç emredilmetniştir. "İslam'a uygun (meşru) olan itikaf yalnızca oruçlu kimsenin yaptığı itikaftır denirse "kesin hüküm ifade eden lafız meşruiyyeti (yasalhğı) göstermektedir" denir. [492] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn492)


0, Yalnızca Ateşten Bir Parçadır


Zahire (görünen duruma) göre hüküm verme ve deliller olmadığında suçlananın suçu inkarı iurumunda yemin etmesinin gerekliliği konusunda neler nakledilmiştir?
Bu cümleden oh tak davalı ve davacı her iki tarafın da delilini ortaya koyması gereklidir. Böylece birbirlerine karşı yeterli ve eşit bir duruma gelir­ler. Bu durumda mü; (umanla kafir nasıl yeminleşirler?
Muvatta, Buharı ve Müslim'de şöyle geçmektedir: Resulullah (as), "ben de sizin gibi bir insanım. Anlaşamadığınız konularda aranızda hüküm ve­reyim diye bana geliyorsunuz. Belki bu davalılardan kimisi kendi yararına olan delilleri diğerlerinden daha açık ve inandırıcı olarak sunabilir" buyur­du.
Buharî'deki bir başka hadiste ise Resulullah (as) buyurdu ki, "ben de bir insandan başka bir şey değilim. Anlaşmazlık içinde olan iki hasım (davalı/davacı) bana geliyorlar. Belki bunlarda birisi kendi durumunu, haklı oluşunu diğerinden daha kesin ve daha baskın olarak ifade ediyor. Bu nedenle ben de (haklı ya da haksız olsun) onun lehine hüküm veriyorum. Dikkat ediniz, haksız olduğu halde haklı olduğuna beni inandırdığından dolayı lehine hüküm verdiğim bilsin ki kendisine ateşten (cehennemden) bir parça vermişimdir."
Buharî'deki bir başka hadiste Resulullah (as) şunları söylemiştir: "Kimin lehine olarak bir hüküm verip bir Müslümamn hakkını bu hükümle ona ver­mişsem bilsin ki ona bir parça ateşten başka bir şey vermemişimdir. Şimdi is­ter bu hakkı alsın isterse bıraksın."
Ebu Davud'un kitabında Hz. Ali'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) beni Yemen'e gönderdi. Ben, "ey Allah'ın elçisi/ Beni gönderiyorsun, ama henüz genç yaştayım. Hüküm (yargı) konusunda pek bilgim yok" de­dim. Resulullah (as), "Allah Azze ve Celle senin kalbine doğru yolu göstere­cek ve dilini hakkı söylemek hususunda sabitleştirecektir. Senin yanına iki davalı geldiği zaman birinciden dinlediklerinle ikinciyi anlamaya ve değer­lendirmeye çalışma ki vereceğin hükmü yerli yerine oturtasın" dedi. Hz. Ali .diyor ki: "Bundan sonra da kadılık (yargıç) yapmayı sürdürdüm. Ve verdiğim hükümde (yargıda) hiç kuşkuya düşmedim."
Yine Buharî'de Abdullah ibn-i Mesud'dan rivayet edilmiştir: Resulullah (as), "kişi kendisine bir parça mal ayıracak ve o malı elinde tutacak diye ye­min üzerine yemin etmesin. Yoksa ölüp Allah Azze'ye ulaşıncaya kadar Al­lah'ın gazabı onun üzerindedir. Bu konuyla ilgili olarak Allah Azze, 'Allah
Azze'ye verdikleri sözlerini (andlarını) ve ettikleri yeminlerini az bir menfaat karşılığında satanlar...' diye buyurmuştur", dedi. [493] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn493)


Allah'ın Evine Yürüyerek Gitmeyi Adayan


Kabe'yi başı açık (tesettürsüz) ve yalınayak yürüyerek tavaf etmeyi ada­mış olan bir kadının durumu Resulullah'a (as) bildirildiğinde bir bineğe t ine­rek ve başörtüsünü giyerek Kabe'yi tavaf etmesini ye -keffaret olarak- üç gün oruç tutmasını emretti.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Buharî ve Müslim'de Ukbe b. Amir'den rivayet olunan bir hadiste şunlar geçmektedir; Utbe şöyle dedi: Kızkardeşim Kabe'ye yürüyerek gidip tavaf e-deceğini adadı. Bu hususta Resulullah'tan (as) fetva alayım diye de beni gö­revlendirdi. Ben de Resulullah'a (as) durumu anlattım. O (as), "isteryürüsün isterse hinsin" dedi.
îmam Ahmed bu hadisin şu şekilde olduğunu rivayet etmiştir: Utbe b. Amir'in kızkardeşi yürüyerek Kabeyi tavaf etmeyi adamıştı, ama buna gücü yetmedi. Resulullah (as) Utbe'ye hitaben, "Allah senin kızkardeşinin yürü­mesine muhtaç değildir. Binerek tavaf etsin ve (bir deve yahut inek) kurban ederek tevbe etsin" buyurdu
Bu hususta bir başka rivayet ise şöyledir: Resulullah (as) güneşin altında ayakta duran bîr bedevî'ye hitaben, "niçin böyle yapıyorsun, bu durumun nedir?" diye sorunca, bedevi, "Allah'ın Resulü hutbesini tamamlayıp bitirin-ciye kadar güneşin altında durmayı adadım" dedi. Resulullah (as), "bu a-dak değildir. Adak yalnızca, yapılmasıyla Allah Azze'nin rızasının kazanı­lacağı amellerde olur" buyurdu.
Bu hadisi îmam Ahmed rivayet etmiştir.
Resulullah (as) iki oğluna yaslanarak yürüyen bir ihtiyar gördü ve "bu adamın zoru ne?"dedi. "Yürümeyi adamıştı" dediler. Resulullah (as), "Allah Azze, bu adamın kendi nefsine böylesine işkence etmesine muhtaç değildir" dedi ve ona bir bineğe binmesini emretti.
Hadis muttefekun aleyhtir. [494] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn494)


Yeminin Keffareti Olsun Diye


Bir adam, Resulullah <as) İle geç vakte kadar meşgul oldu. Daha sonra evine döndüğünde çocuklarının uyuduğunu gördü. Hanımı kendisine yemek getirdiğinde, vaktin geç olup çocukların uykuda olmaları nedeniyle yemeyi yemeyeceğine yemin etti. Sonra fikrini değiştirerek yemeği yedi. Resulullah'a (as) gelerek durumu anlattı. Resulullah (as), "yemin edip yeminin bozulma­sında hayır gören yeminini bozsun ve keffaretini ödesin" buyurdu. Hadisi imam Müslim rivayet etmiştir.
Malik b. Fadıla şöyle dedi: Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi.'Benim hir amcaoğlum var. Onun yanına gidip bir şey istesem vermiyor ve beni zi­yaret de etmiyor. Ama onun bir ihtiyacı olunca hemen bana geliyor ve iste­yeceğini istiyor. Bu nedenle ona hiçbir şey vermeyeceğime ve onu ziyarete gitmeyeceğime dair yemin ettim," dedim, Ama Resulullah (as) yeminimin hi­lafında (bozulmasında) hayır bulursam onu bozup keffaretini ödememi em­retti.
Suveyd b. Hanzala ve Vail b. Hucr kendi kavimleriyle birlikte Resulul-lah'ın (as) yanına gitmek istediler. Zira Suveyd, Vail'i kendine düşman say­mıştı. Bunun üzerine VaiL Süveyd'in kendi kardeşleri olduğuna yemin etsin­ler diye kavmini zorlayınca Suveyd de Vail'in kendi kardeşi olduğuna yemin etti. Böylece düşman olan kavim O'nun yolundan çekilip serbest bıraktılar. Resulullah (as) durumu sorunca, Suveyd, "sen onların en iyisi, en hayırlısı ve en sadık olanısın. Müslüman da Müslümanın kardeşidir" dedi.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [495] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn495)


Allah'a Yakınlaşma Amacı Taşımayan Adaklar Geçersizdir


Birisi güneşin altında durmayı, oturmamayı, gündüzleri yemek yememe-yi, gölgelen memeyi ve konuşmamayı adamıştı. Resulullah (as), "gidin ona söyleyin gölgelensin, konuşsun, otursun ve orucunu tamamlasın"buyurdu.
Bu hadisi Buharı rivayet etmiştir.
Bu hadis içerisinde adaklarda "şu iş şöyle olursa şunu yapacağım" diye­rek pazarlık yapma konusundaki farklılıklara işaret eden bir delil vardır. A-dak, eğer içerisinde Allah'a yakınlaşma varsa sahihtir. Yoksa geçersizdir. Va­kıf hususunda da durum aynı hükme bağlıdır.
Hz. Aişe'den rivayet olunan bir haberde şöyle denmiştir: "Allah'a itaat yolunda adak adayan adağını yerine getirsin. Allah'a isyan yolunda adak adayan onu iptal etsin. (Allah'a isyan etmesin)."Hadis bunun yanında; her­hangi bir hususta yemin edip yemininin bozulmasında hayır gören kişinin yeminini bozarak o işi yapmasına ve yemininin keffaretini ödemesine de işa­ret etmektedir.
Adiyy b. Hatem kendisinden birşeyler İsteyen kimseye hiçbir şey verme­yeceğine dair yemin etmişti. Sonra şöyle dedi: Eğer Resulullah'ın (as), "ye­min edip yemininin aksi durumda (bozulmasında) hayır gören kişi yem ininî bozsun ve keffaretini ödesin"d\ye buyurduğunu işitmemiş, olsaydım yemi­nimi bozmaz ona da hiçbir şey vermezdim.
Resulullah (as), "yemin ederek Müslüman bir kimsenin hakkını yiyen kimseye Allah Azze cenneti haram kılar ve onun cehenneme girmesini kesin­leştirir" deyince şöyle sordular, "ya bu bak basit bir şeyse?". Resulullah (as), "isterse kesilmiş bir dal dahi olsa durum değişmez" buyurdu. [496] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn496)


Putlara Yemin Etmek


Sa'd b. Ebi Vakkas, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Ben bu yakın zamanlarda Lat ve Uzza'yayemin ettim" dedi. Resulullah (as), "bir ve tek o-lan Allah 'tan başka ilah yoktur, O'nun ortağı da yoktur de. Üç kez tekrarla ve sol tarafına üç kez tükür. Sonra Allah 'a sığın ve hu şekil yemini bir daha tekrarlama" buyurdu.
Hadisi tmam Ahmed rivayet etmiştir. [497] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn497)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:15
CİHAD


Resulullah'ın (As) Casuslar Hakkındaki Hükmü Nedir?


Casuslar ve gözcüler her çağda ve her yerde mevcuttur. Bunlara karşı gerek İslam'ın gerekse Resulullahın (as) tutumu nedir?
Müşriklerin casuslarından birisi Resulullah'ın (as) yanma gelmişti. Resu­lullah (as) oturuyordu. Casus hızlı hızlı hareket edince durum anlaşıldı. Re-suİuüah (as), "şu adamı öldürün" diye emretti. Topluluk hemen ona doğru fırladılar. Aralarından biri. "babam atlarla yarış ederdi" dedi ve toplumu ge­çerek ona yetişti. Hayvanının geminden yakaladı ve onu -alaşağı ederek- öl­dürdü. Resulullah (as), casusun mallarını ganimet olarak onü öldürene verdi.
Ubeyduüah b. Ebi Rafî'dcn rivayet olunmuştur; Ali b. Ebu Talİb'in şöyle dediğini duydum: Resulullah beni, Zübeyr'i ve Mikdad'ı gönderirken şöyle dedi: "Ravdatu Hâh 'a kadar gidin orada bevdec (mahfe) içinde bir kadın bulacaksınız. Kadının yanında bir mektup olacak onu alıp getirin." Fadl'ın kitabında ise şöyle geçiyor: Resuluİlah (as) Ali b. Ebu Talibi ve Rabi'i gön­derdiğinde, "o kadım bulun, mektubu onun elinden alın ve bırakın yoluna gitsin. Eğer mektubu size vermez ise hemen boynunu vurun" dedi; yanların­da Mikdad yoktu.
Bir haberde de şunlar yeralıyor: "Cebrail (as) Resulullah'a (as) mektubu haber verdi."
Zeccac şöyle diyor: Allah Azze CebraÜ (as) aracılığıyla mektubun varlı­ğını Resulullah'a (as) haber vererek durumu O'na bildirdi. Biz hemen işe ko­yulduk. Kadın bizden uzaklaşmıştı. Biz de "Hâh" bahçesine varıncaya kadar ona dokunmadık. Orada onun mahfefine yetiştik. Ona mektubu çıkarıp vermeşini yoksa elbiselerini çıkararak zoraki alacağımızı söyledik. Kadın mektu­bu saç örgülerinin arasından çıkararak bize verdi. Mektubu Resuluüah'a (as) getirdik. Resulullah (as) mektubu açınca bir de ne görelim, mektubu Hatib b. Ebi Beltea Mekkeli müşriklerden bazı kişilere hitaben yazmış. Mektupta Resulullah'm (as) durumundan ve yapacağı işlerden bahsetmekteydi. Resu-luilah (as) Hatib'i çağırarak, "ey Hatib hu da ne?" diye sorunca Hatib şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi benim hakkımda büküm verirken acele etme. Ben her ne kadar Kureyşlilerle iletişim halinde isem de onlardan değilim. Nitekim senin yanında olmakla birlikte muhacirlerden bazısının Mekke'de akrabala­rı var. Bunlar -bazı vesilelerle- ailelerini ve mallarını koruyorlar. Bunu dik­kate alarak ben de Kureyşliler arasında kendileriyle nesep (soy) bağım bulu­nan yakınlarımı korumak ve onları desteklemek istedim. Yoksa bunu bir ka­firlik olarak işlemiş değilim, dinimden de dönmedim. Müslüman olduktan sonra kâfirlikten asla hoşnut olmadım." Resulullah (as) sahabelere hitaben, "size doğru söyledi" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer, "ey Allah'ın elçisi, bırak şu iki yüzlünün boynunu vurayım" dedi. Resulullah (as), "O Bedir savaşına iştirak etti. Bilemezsin, belki Allah Azze onlar hakkında bir şeyler söyler. Bel­ki de, 'ey Bedir'e iştirak edenler, dilediğiniz gibi hareket edin sizleri affedecek ğim' der" dedi. Sonra Allah Azze, "ey İman edenler! Benim ve sizin düş­manlarınızı dostlar (evliya) edinmeyin. Siz onlara sevgiyle yaklaşı­yorsunuz» onlârsa Rabbtmz olan Allah'a inanmanız dolayısıyla Pey-gamber'i ve sizi (bulunduğunuz yurdunuzdan) çıkarıyorlar. Siz be­nim uğrumda (yolumda) ve rızamı arayıp kazanmak üzere cihada çıktığınızda onlara sevgiyle yaklaşıyorsunuz. Ben sizin gizledikleri­nizi de açığa vurduklarınızı da bilirim. Sizden böyle yapanlarınız doğru yolda iken sapıklığa düşmüş demektir. (Mümtehine 1)" ayeti-i kerimesiyie durumu aydınlatıp hükmünü verdi.
Ebu Ubeyd "Kitabu'l Emvarde, yanında mektup bulunan kadının adının "Sara" olduğunu ve Resulullah'm (as) "Sara"nın fetih senesinde öldürülmesini emretmiş olduğunu yazmaktadır, İbn-i Hişam da aynı şeyleri yazmış ve kadı­nın "müzeyneli" olduğunu kaydetmiştir.
Sahnun şöyle diyor: Müslüman bir kimse bu şekilde, tslam devletinin savaş halinde olduğu şahıslara sırları vermek veya başka amaçlarla yazışırsa bu öldürülür, tevbe etmesi istenmez; malları da mirasçılarına aittir.
Bazısı da şöyle demektedir: Böyle bir kimse şiddetle dövülür, uzunca hapsedilir ve onu kâfirlere yaklaştıran bölgelerden uzaklara sürülür.
îbnul Kasım, "Müstahrece" adlı eserde şöyle diyor: Böyle bir kimse Öl­dürülür, bu hususta edeceği tevbesi geçersizdir; kendisi zındıklardan sayılır.
Allah Azze'nin kitabında İse, "aranızda o müşrikler için kulak kesi­lenler vardır" ibaresi bu casuslara işaret etmektedir ve Sahnun'un, Hz. Ö-mer'in kadını öldürmek istediği ibarelerinin geçtiği hadisin en doğru açıkla­masıdır. [498] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn498)

Hırsızın Kesik Elinin Boynuna Asılması


Hırsızın -kesilen- elinin boynuna asılması sünnet midir yoksa uydurul­muş bir bid'at mı? Bunun hükmüne işaret eden kanıt nedir?
İbn-i Muhayriz'den rivayet olunan ve Nesaî'de yeralan haberde şöyle deniyor: Fudale b. Ubeyd'e hırsızın kesilen elinin boynuna asılması hususu­nu sorduğum zaman şöyle dedi: "O bir sünnettir. Resulullah (as) bir hırsızın elini kesti ve onun boynuna astt."
Ebu Davud'un kitabında da aynı hadis yeralmıştır.
Buharı ve Müslim'de şöyle geçmektedir: Hırsızlık yapan Mahzumiyeli bir kadının durumu Kureyşlilere pek önemli geldi. Müslim'in "Fetih Gazvesi (Mekke'nin Fethi)" bölümünde şöyle deniyor: Resulullah'm (as) Mahzumiyeli kadının elinin kesilmesine karar verdiği duyulunca, insanlar, "kim hu husus­ta Resulullah (as) ile gidip görüşecek?" diye birbirlerine sordular. Sonra da Resulullah'm (as) sevdiği bir kimse olan Üsame b. Zeyd'den başkasını bula­madılar. Üsame bu hususu Resulullah (as) ile konuştu. Bunun üzerine Resu­lullah (as) Üsame'ye, "Allah Azze'nin (helal-haram) hudutlarından hir ce­zanın kaldırılması için benden şefaat (aracılık) mı bekliyorsun?" dedi Üsa­me, "ey Allah'ın elçisi beni bağışla" dedi. Akşam olduğunda Resulullah (as) kalktı. Allah Azzeye hamd ve şükür edip O'nu övdü ve şöyle dedi: "Sizden önceki milletlerin helak oluşlarının bir nedeni de soylularından (zenginle­rinden) hırsızlık yapan olunca affetmeleri, ama güçsüz bir yoksul hırsızlık e-decek olsa ona hadd cezasını uygulamaları idi. Nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlıkyapsaydt onun da elini keserdim."Resulullah (as) daha sonra emir verdi ve kadının eli kesildi.
Burada Allah Azze'nin, uygulanması gereken hudut(ceza)Iarmdan bir hadd ve haklarından bir hakkın uygulanmayıp kaldırılması hususunda bir şe­faat (arabuluculuk) sözkonusudur. Oysa Allah Azze, "zalimler için ne bir dost ne de sözü dinlenir (kendisine itaat olunur) bir şefaatçi (arabu­lucu) yoktur" diyerek durumu açıklamıştır. Öyleyse bozguncular ve zalim­ler için şefaat söz konusu edilemez.
îmam Müslim'in kitabında yeralan bir hadiste; Ümmü Seleme Mahzumi­yeli kadının elinin kesilmemesi konusunda Resulullah (as) ile görüştü. Resu­lullah (as) ise, "eğer (kızım) Fattma htrstzhk etmiş olsaydı Onun da elini ke­serdim. " dedi. Sonra da hırsızın eli kesildi.
Bir başka hadis de şöyledir: Mahzumiyeli bu kadın ziynet (süs eşyası) ve mal olarak ne bulursa bir alev gibi çarpıyor, sonra da tüm bunları inkar e-diyordu. Bunun üzerine Resulullah (as) elinin kesilmesini emretti.
Rafi'den ve onun da Hadic'ten rivayet ettiği bir hadiste ise, Hadic dedi ki: Resulullah'ın (as), "meyvelerin ve hurmaların çalınmasında el kesme ce­zası yoktur" buyurduğunu İşittim.
Yine bu hususta Ebu Asım, Cureyc'den işiterek naklettiği bir hadiste di­yor ki; Ebuzzübeyr bize şöyle anlattı: Cabir, Resulullah'm (as), "kapışıp talan ve yağma edene, kap-kaççıya ve (emanet mala ihanet eden) haine el kesme cezası uygulanmaz" dediğini işitmiş.
Abdurrezzak'ın Musannef'inde ise şöyle bir haber yerahyor: Kesulullah'ın (as) yanma hırsız bir köle getirildi. Resulullah (as) onun elini kesmeyip bıraktı. Bu köle hırsızlık suçundan dört kez yakalanarak Resulul-lah'm (as) yanına getirildi. Resulullah (as) dört defa da onun elini kesmeksi-zin salıverdi. Beşinci defa yine hırsızlık yapıp getirildiğinde bu defa elini kes­ti. Aynı köle altıncı kez hırsızlık etti bu defa bir ayağı kesildi. Yedinci kez hırsızlık yaptı yakalandı ve Resulullah (as) diğer elinin kesilmesini emretti. Aynı köle sekizinci kez hırsızlık yapınca diğer ayağı da kesildi.
"el-Vadıha" adlı eserde ise adeta bu haberin devamı yerahyor; Resulul-lah'a (as) bir hırsız getirildi, Resulullah (as), "onu öldürün" diye. emretti. Sa­habeler: "Ey Allah'ın elçisi! O yalnızca hırsızlık yaptı" dediler. Resulullah (as), "(elini) kesiniz" dedi. Sonra bir başka hırsız getirildi. Resulullah (as), "onu öldürün" dedi. Sahabeler, "ey Allah'ın elçisi o yalnızca hırsızlık yaptı" dediler. Resulullah (as), "elini kesiniz" buyurdu. Bu adam dört kez hırsızlık yapmış olacak ki her defasında birer olmak üzere iki eli ve iki ayağı kesilin-ceye kadar cezası sürdü. Bu adam daha sonra Ebu Bekir döneminde onun ganimet mallarını çaldığı için Öldürülmesini emretti ve Öldürüldü.
Bu olay pek çok alime göre yalnızca bu adama özgüdür. Yalnız bu cümleden olarak İmam Malik'in arkadaşı olan Ebu'l Musab'ın, "hırsız beşinci kez çaldığında öldürüldü" haberine de dikkat edilmelidir. Ebu Davud'da ise, "Resulullah (as) beşinci kez hırsızlık yapan kişinin öldürülmesini ve bir ku­yuya atılmasını emretti" hadisini görüyoruz. [499] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn499)


Zalim Yöneticilerin Öldürülmesi


Resulullah'a (as) zalim yöneticilerin öldürülmesi hususu sorulduğunda, "namaz kıldıkları müddetçe bayır" diye cevap verdi ve şöyle devam etti: "Sizin en hayırlı yöneticileriniz, sizi seven ve sizin de kendilerini sevdikleri-nizdir. Yöneticilerinizin en kötüleri (şerlileri) ise, ne sizin onları sevdiğiniz ne de onların sizi sevdiği kişilerdir." Sahabeler, "onlara harp ilan edip vuru­şalım mx?" diye sorunca Resulullah (as), "aranızda sizinle namaz kıldıkları sürece hayır" dedi ve şöyle devam etti: "Ama yardım edip yöneticilik verdiği hir kimsenin bir müddet sonra Allah'a isyan yolunda herhangi bir faaliyet yaptığını görürse onu kötülükten uzaklaştırıp Allah Azze'nin yoluna dön­dürmek üzere zorlasın, ona Allah yolunda itaat etmekten vazgeçip onu yal­nız basma bırakmasın."
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Resulultah (as), "sizin hasınıza öyle kötü yöneticiler geçer ki onlardan yüz çevirir ve onları kabullenmezsiniz. Kötü yöneticileri sevmeyen onlardan yüzçevirenler onlardan uzaktırlar. Onları kabul etmeyenler onların kötülük­lerinden kurtulmuş demektir. Ama ya onlardan hoşnut olup onlara tabi olan lar.F" deyince, sahabeler, "onlarla savaşalım mı?" diye sordu. Resulullah (as), ''hayır, namazı kıldıkları sürece olmaz''buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiş ve imam Ahrned buradaki habere. "beş vakit namazı kıldıkları müddetçe" ifadesini eklemiştir.
Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Bizim hakkımızı gasp eden, zulmeden ve kendi sorumluluklarını (haklarını) da bize yükleyen yöneticile­re karşı nasıl davranalım, onlar hakkındaki fikrin nedir?" Resulullah (as), "dinleyiniz ve itaat ediniz. Sizin sorumluluklarınız ve onlara yükledikleriniz onların üzerinizde; onların ağırlıkları da sizin üzerinizdedir. (Bu haklan gözetin)" dedi.
Hadisi imam Tirmİzî rivayet etmiştir.
Resulullah (as), "benden sonra -aranızda- bencillik ve hileli ve aldatma­calı işler yürürlükte olacaktır." Sahabeler, "bizden böyle şeylerin yürürlükte olduğu hir zamana ulaşanlara ne yapmayı emredersin?" diye sordular. Re­sulullah (as), "üzerinizde olan hakları gerektiği gibi yerine getirir ve yalnız­ca Allah Azze'den dilekte bulunursunuz" diye buyurdu.
Hadis muttefekun aleyhtir. [500] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn500)


Cihada Eşdeğer Olan Amel


Bir adam, Resulullah'a (as), "bana bir amel (aktivite, faaliyet, iş) göster ki cihada eşdeğer olsun" dedi. Resulullah (as), "öyle bir amel bulamam " dedi ve devam ederek, "bir mücahid Allah yolunda mücadele ve savaş için çıktı­ğında sen mescidine kapanıp sürekli olarak namaz kılabilir, yiyip içmeksi-zin sürekli oruç tutabilir misin? Buna gücün yeter mi?" diye sordu. Adam, "böyle bir şeyi yapmaya kim güç yetirebilir ki?" diye sordu. Resuluilah (as), "Allah yolunda mücadele eden ve savaşan mücahidin durumu bu mücahid (evine) geri dönünceye kadar ne orucuna ne de namazına ara vermeden o-ruç tutan ve Allah'ın ayetlerini uzun uzun okuyarak namaz kılan kimsenin durumu gibidir" dedi.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah'ın (as) sahabelerinden bazıları baskınlarda sıkıntıya düşmüş­lerdi. Said b. Ebi Vakkas'tan şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as) ile birlik­te baskınlar (savaş) yapıyorduk. Yanımızda biraz hurma ve biraz da çemen otu yaprağından başka herhangi bir yiyecek yoktu. Hatta aramızdan birisi bir melikin tüm malını ortaya koyduğu gibi nesi varsa ortaya döktü ve tüm mal­lar karıştırıldı. Sonra Esedoğulları beni uzaklaştırdılar. Böylece tüm emekle­rim de boşa gitmiş oldu.
Hadis Darimî'nİn kitabında geçmektedir.
Bir özür yahut zarar sözkonusu olmadan cihaddan geri durulmaz. Ebu İshak diyor ki; el-Berra'nın şöyle dediğini duydum: "Mü'ntin olup cihad­dan geri kalanlar eşit olmazlar (Nisa 95)" ayeti indirildiğinde Resulul­lah (as) Zeyd'i çağırdı. Zeyd bir kürek kemiği getirdi ve onun üzerine ayeti yazdı. îbn-t Ümmii Gülsüm kendisinin uğradığı zararlardan dolayı şikayet et­mişti. Böylece "zararı olmaksızın mü'min olup cihaddan geri duran­larla Allah uğrunda malları ve canlarıyla cihad eden mü'minler eşit olamazlar" ayeti indirildi. [501] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn501)

TIB


Allah'ın Haram Kıldığı Şeylerle Tedavi Olmanın Caiz Olmayışı


Allah Azze'nin haram kıldığı şeylerle tedavi olmak ve onlardan şifa bek-İemek caiz (helal) midir?
Alkol (şarap-hamr) ve benzeri pis şeylerle tedavi olmak, Böyle şeyler­den şifa beklemek caiz değildir. Vaİl b. Hacer bunu rivayet edince Tank Îbn-İ Süveyd el-Cafi, Resulullah'a (as) hamrın (alkol) hükmünü sordu. Resulullah (as) O'nu men etti. Tarık, "ben içkiyi (alkolü) yalnızca tedavi amacıyla üre­tiyorum" dedi. Resulullah (as), "şarap ilaç değil, bir hastalıktır" buyurdu.
îmam Ahmed'in ve Müslim'in, Sahihlerinde Ebu Derda'dan rivayet ettik­leri hadiste Ebu Derda şöyle diyor: Resulullah (as), "Allah Azze dertleri de şi­faları da indirmiştir (yaratmıştır). Her derdin ilacı, şifası ve tedavisi vardır. Öyleyse tedavi olunuz, ama haram olan şeylerle tedavi olmayınız" buyurdu.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: "Resulullah (as), pis olan şeylerle tedavi olmayı yasakladı." Bir rivayette "yani zehirlerle" ifadesi yeral-maktadır.
Bu hadisi Ahmed, İbn-i Mace ve Tirmizî rivayet etmiştir.
Abdurrahman b. Osman'dan şöyle rivayet olunmuştur: "Doktorun biri, Resulullah'in (as) yanında, kurbağadan yaptığı bir ilaçtan bahsetti (öldürü­lerek alınacağını belirtti)". Bunun üzerine Resulullah (as) kurbağaların öldü­rülmelerini yasakladı.
Bu hadisi Ahmed, Ebu Davud ve Nesaî rivayet etmişlerdir.
Abdullah b. Mes'ud sarhoşluk veren maddeler hakkında konuşurken, "Allah Azze sizlere haram kıldığı şeylerde şifa yaratmamıştır" dedi.
Bu hadisi Buharî ve Ebu Hatim îbn-i Hıbban Sahih'lerİnde direkt olarak Resuiullah'tan (as) alarak rivayet etmişlerdir.
Burada sıralananlar ve bunların benzeri haberler açıkça göstermektedir ki, pis (haram) olan şeylerle tedavi olmak yasaktır. Öyleyse tüm kötülüklerin toparlayıcısı olan içki (alkol) ile de tedavi olmak yasaklanmıştır. Delilleri ise açıktır. Hamr (sarhoşluk veren madde, şarap, alkol) bir isim olarak tüm sar­hoş edici maddelerin simgesidir. Bu husus hadislerde belirtilmiştir. Müslim'in Sahih'inde geçen ve İbn-i Ömer'in Resuiullah'tan (as) rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "Sarhoşluk veren berşey haramdır." Bir başka rivayette, "tüm sarhoşluk veren maddeler haramdır" ifaesi yer almak­tadır.
Buharî ve Müslim'de yeraİan ve Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayet olunan bir haberde Ebu Musa diyor ki: Ben, "ey Allah'ın elçisi! Biz Yemen'de iken hal şerbeti (şarabı veya üzüm şırası) olarak yaptığımız iki içecek hakkında bize fetva ver, fikrini belirt. Bunlardan birisi baldan yapılır ve katılansın diye bir yere bırakılırdı; ikincisi ise, boza idi ki, tohum veya arpadan elde edilir vekatılaşsın diye bir yere bırakılırdı" dedim. Resulullah (as) sözün tam, kap­samlı anlamıyla söylüyor ve "tüm sarhoşluk veren maddeler haramdır" di­yordu.
Yine Buharî ve Müslim'de yeralan ve Hz. Aişe'den rivayet olunan bir hadiste Hz. Aişe şöyle demiştir: Resulullah'a (as), baldan yapılan bir nebiz (şıra) olup Yemen'de içilen bir içeceğin hükmü sorulduğunda, "sarhoşluk ve­ren her türlü içecek haramdır"buyurdu.
Şarap (alkol, hamr) ile tedavi olmak, ondan şifa beklemek Resulullah'ın (as) hadisiyle belirtildiği gibi haramdır. Alimlerin pek çoğu da bu hususta hemfikirdir.
Sahih Buharî'de yeralan bir hadiste şöyle geçiyor: Resulullah'a (as) şara­bın (alkollü içkinin) tedavide kullanılması hususu sorulduğunda, "alkol (hamr) kendisi hastalıktır, ondan ilaç olmaz" buyurdu.
Sünen kitaplarında Resulullah'ın (as) haram şeylerle tedavi olmayı ya­sakladığı haberj ye rai maktadır.
tbn~i Mes'ud şöyle dedi: "Allah Azze sizlere haram kıldığı şeylerde sizin için şifa yaratmamıştır".
îbn-i Hayyam "Sahih" adlı eserinde Resulullah'ın (as) şöyle dediğini ri­vayet ediyor: "Allah Azze ümmetimin şifasını onlara haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır".
Sünen kitaplarında şunlar geçiyor: Resulullah'a (as), kurbağaların tedavi­de kullanılması hususu sorulduğunda kurbağaların tedavi amacıyla öldürül­melerini yasakladı ve şöyle buyurdu: "Kurbağalar sesleriyle Allah'ı zikreder­ler. Tedavide kullanmak için onlan öldürmek, zor durumda kalındığında ö-lü eti yemek gibi değildir." Burada amaç kesinlik kazanıyor, onun yerine bir bsşkası konamıyor. Zira ölü etini yemek zorunda kalan bir insanın eti yeme­si gereklidir. O eti yemeyince ölürse intihar etmiş ve cehennemi hak etmiş o-
lacağından yemekten başka çaresi yoktur. Ölü etinin yenmesinde -herhangi bîr hastalık için- şifa yoktur. Böyle bir şey ilaç alarak da nitelenemez. Oysa Allah Azze kuluna çeşitli vesilelerle sıhhat ve afiyet verir. Pek çok alim, "her­hangi bir hastalıktan kurtulmak için illa da tedavi olmak gerekmez" diyor. Buradaki tedavi konusu ile ölüm tehlikesinden dolayı ölü bir hayvanın etinin yenmesi hususları birbiriyle kıyaslanamaz. İşlerin en iyisini bilen Allah Az-ze'dir. [502] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn502)


İslam Ümmetinin Şifası Helal Olan Şeylerdedir


Allah Azze'nin helal kıldığı şeylerle tedavi olmak isteyene ve olana Al­lah şifa verir. Zira Allah Azze haram kıldığı şeylerde Müslümanlar için şifa yaratmamıştır. Durum bu iken acaba hamr (alkol, şarap) ile tedavi olmak ve ondan şifa beklemek, tedavi olup sıhhate kavuşmak isteyen kişinin diğer he­lal ilaçların tümünden yararlanmak hususunda toleransa sahip olması gibi helal midir?
Alkollü içkilerle tedavi olmak tüm mezhep imamlarına göre haramdır. Malik, Ahmed, Ebu Hanife ve Şafiî mezhebinin bir kesimi bu görüşü benim­semişlerdir. Zira sahih kitaplarda yeralan bir hadiste şöyle geçmektedir: Re­sulullah'a (as), şifa ve tedavi İçin üretilen şarabın (alkol, içkinin) hükmü so­rulduğunda, "içkiler hastalığın ta kendileridir. Onlarda şifa olmaz" buyurdu.
Ebu Davud'un Sünen'inde şöyle geçiyor: Resulullah (as) pis, murdar ve kötülüklerin anası olan alkollü içkilerle tedavi olmaktan men etti.
Buharî ve daha başkaları îbn-i Mes'ud'dan rivayet ettiler. Resulullah (as), "Allah benim ümmetimin şifasını onlara haram kıldığı şeylerde yaratmamış­tır."buyurdu.
Ebu Hatim b. Hayyan "Sahih" adli eserinde Resuiullah'tan (as) aynı şeyi rivayet etmiştir. Tedavi amacıyla Allah'ın haram sınırını ihlal edenler, yaptık­ları bu işi, zor durumda kalan insanların helal saymamak koşuluyla ölü hay­van eti ve kan yemenin durumuna kıyasladılar. Bu da şu nedenlerden dolayı pek zayıf bir konum arzetmektedir: Zor durumda kalmış bir kimse ihtiyaçla­rını kesinlikle haram olan şeylerden başkasıyla karşılamamaktadır. Zira zorda kalmış bir kimse haram olan bir şeyden yediğinde o haram yiyecek onun ha­yatını kurtaracak ve o anki kaçınılmaz gereknimini karşılayacaktır. Ama pis olan alkol (şarap, harm) ve diğerlerinin insanoğluna herhangi bir şifa verme­yecekleri kesinlikle bilinmektedir. Durumu böyle olan nasıl olur da hem iyi bir tedavi hem de iyi bir şifa sunabilir? Bu nedenle içkinin asıl amacını ger­çekleştirmek, bu amacın bir yarar olarak içkiye özgü olduğunu ortaya çıkar­mak ve bu amacı susuzluğa karşı içilmesi hususuyla desteklemek için bazıla­rı gam ve kederi içki içerek gidermeyi helal saydılar. Bu hususta fikrî tartış­malar oldu. Bazıları da içkinin susuzluğa karşı içilemeyeceği hususunu sa­vundular. [503] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn503)


Hasta İnsan Sıhhatli Kimseler Arasına Giremez


Müslümanların bulaşıcı bir hastalığı olan kimseyi kendi yerleşim bölge­lerine sokmamaları hakları mıdır?
Evet, bu onların hakkıdır. Sıhhatli İnsanların yerleşim bölgelerine bulaşı­cı hastalığı olan kimselerin sokulmaması sıhhatli kimselerin hakkıdır, Nitekim Resulullah (as), "hasta olanlar sağlıklı kimselerin arasına girmesin" buyurmuştur. Resulullah (as) hasta develeri olan kimsenin develerini sağlıklı develeri olan kimsenin develeri arasında katmasını da yasaklamıştır.
Bir başka hadiste ise, "ne hastalıkların bir insandan bir diğerine bulaş-masf[504] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn504) ne de herhangi bir şeyi uğurlu ya da uğursuz saymak yoktur" diye buyurmuştur.
Bu cümleden olarak şunlar rivayet olunmaktadır: Bir cüzzamlı Resulul­lah'a (as) biat etmek üzere geldiğinde Resulullah (as) onun biatini kabul etti­ğine dair haber saldı ve Medine'ye girmesine izin vermedi.
Bir rivayette Resulullah (as), "cüzzamlı hastadan aslandan'kaçar gibi kaçın" buyurmuştur. Buna karşılık Hz. Aişe'den rivayet olunan bir hadiste Resulullah (as), "ne hastalıkların bir insandan bir başkasına bulaşması ne de herhangi bir şeyi uğurluya da uğursuz saymak yoktur''buyurmuştur.
Cüzzamlıdan kaçmanın nedeni cüzzamlı hastanın son derece pis ve çir­kin kokrnasidır. Hastalıkların bir kimseden diğerine bulaşması hususunda bi­zim de görüşümüz yukarıdaki gibidir. TIbbî başvuru kaynaklan da göstermiş­tir ki cüzzam hastalığı bulaşıcı bir hastalıktır. Dokunma ve tokalaşma ile bu­laşabilecek bir karaktere sahiptir.
Bu konudaki sahih bir hadiste şöyle geçmektedir: Resulullah (as) bir cüzzamlının elini tutup bir kabın içine soktu ve onunla birlikte yemek yedi.
Burada yukarıdaki hadisle bu hadis arasında zahiren zıt bir anlam gör­mekteyiz. Ama gerçekte bu iki hadis arasında bir uyum sözkonusudur. Birin­ci hadis bulaşıcı hastalığa yakalanmış olan bir kimsenin bu hastalığı sıhhatli insanlara bulaştırma ihtimalini dile getirmiş; ikinci hadis ise Allah Azze'nin takdirinin her türlü sebebin üzerinde olduğu hususunu vurgulamıştır. Zira türlü sebeplerin varlığına rağmen Allah Azze bir şeyin olmasını dilediği za­man onun önüne geçecek ve irade-i ilahîyi engelleyecek hiçbir şey yoktur. Çünkü AUah Subhanehu ve Teala her türlü sebebin de yaratıcısıdır ve sebep­lerden yücedir. İnsanların kimileri sebeplere sarılır vesileler arar, kimileri bu hususta hiçbir şey yapmaz. îşte bu davranışlar, sebeplere bakarak korunmak, sakınmak ve tedbirler almak hususlarında büyük yararları olan bir hikmet ve aynı zamanda insanın Allah'ın yazdığı kadere boyun eğmesidir. Üstelik hiçbir sebep yalnız başına -Allah Azze'nin yardımı olmaksızın- İnsanoğlunu kaderin
hiçbir hükmüne karşı koruyamadığı gibi bu hükümlerden herhangi birini de iptal edemez. [505] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn505)


Taun (Veba) Nedir?


Resulullah'a (as), "taun (veba) nedir?" diye sorulduğunda, Resulullah (as), "sizden öncekilere Allah Azze'nin verdiği bir azap idi. Müslümanlar /-çin ise bunu bir rahmet kılmıştır. Herhangi bir beldede taun (veba) olduğun­da oradan dışarı çıkmaksızın yalnızca Allah Azze'nin kendisi hakkında ka­der olarak tayin etmiş olduğu şeyden başkasının olmayacağına inanan ve o-nunla yetinerek sabreden her kul için Allah şehid sevabı verir." buyurmuş­tur. [506] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn506)


Uğurlu Ve Uğursuz Diye Bir Şey Yoktur, Bu Tip Şeylerin En Hayırlısı Fe'l'dir


Resuluîlah (as), "uğurlu ve uğursuz diye birşey yoktur. Bu tip şeylerin en hayırlısı fe'ldir" buyurmuştur. "Ey Allah'ın elçisi! Fe'l nedir?" diye sorulunca, "herhangi birinizin duyduğu doğru ve temiz sözlerdir" dedi.
Hadis muttefekun aleyhtir.
Bu iki kavram hakkındaki başka lafızlarda ise şöyle geçmektedir: "Ne hastalıkların bir insandan bir başkasına bulaşması ne de herhangi bir şeyi uğurlu ya da uğursuz saymak yoktur. Benim boşuma giden faldır." diyen Resulullah'a (as), "fe'l nedir?" diye sorulduğunda, "hoş, tatlı ve doğru söz­dür''buyurdu.
Resulullah (as), "ne hastalıkların bir insandan bir başkasına bulaşması ne herhangi bir şeyi uğurlu ya da uğursuz saymak ne de baykuşun uğursuz­luğu veya uğur olsun diye kuş uçurmak yoktur" dediğinde, bir adam, "uyuz bir deve diğer develere bu uyuzluğu bulaştırır mı?" diye sorunca Resulullah (as), "bu kadere bağlıdır. İlk uyuz olan uyuzluğu nereden kaptı?" dedi.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Bu hadis içerisinde sebepleri kabul etmeyen her şeyi kadere bağlayan kimseler için davalarını kanıtlayacak herhangi- bir delil yoktur, sadece kade­rin varlığının İsbatı ve tüm sebeplerin ilk müsebbibe (ilk faktöre ve ilk başla-tıcıya) havale edilmesi sözkonusudur. Her ne kadar her sebep kendinden bir önceki sebebe dayalı ve bağımlı ise de sebepler konusunda geriye doğru bir sona ulaşmak için zincirleme bir silsile takibetmek de gerekli değildir. Böyle bir şey imkansızdır. Resuluüahj(as) böyle bir teselsülü, yani zincirleme teori­yi develer konusunda, "hastalığı birinci hayvana bulaştıran kimdir öyleyse?" diyerek kesip bitirmiştir. Diyelim ki, birincisi uyuz olan ikinciye bulaştırmış-tir, bu durumda "peki birinci nereden aldı?" sorusu gündeme gelir. Böylece sorular peşpeşe -adeta- sonsuza doğru bir zincir oluştururlar. Bu tip bir zin­cirleme de gerek soru gerek cevap olarak imkansız bir durum arzetmektedir. [507] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn507)


Köpeğin Yalaması


Resululîah (as), "eğer köpek kabınızı yalayacak olursa kabı bir kez top­rakla olmak üzere yedi kez yıkayın" dedi.
el-Bezzaz bu hadisi Ebu Hureyre'den hasen bir senetle rivayet etmiştir.
Ayrıca bu hadisi îmam Ahmed ve Nesaî "bu yıkamaların en iyisi top-rakla yapılan yıkamadır" ibaresiyle rivayet etmişlerdir. Hadis aynı şekilde Sahih-i Müslim'de de yeralmışttr. [508] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn508)


Halkın Rabbı Hastalığı Gidersin


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Kendisine hasta bir kişi getirildi­ğinde Resululîah (as) ona dua ederek, "insanlartn Rabbı, hastalığı gider, hastaya şifa ver. Zira şifa veren sensin. Hastalığı giderecek olan senin şifan­dan başka şifa yoktur" derdi.
îmam Ahmed, Ebu Davud ve İbn-i Mace rivayet etmiştir. [509] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn509)


İslam Tedaviyi Helal Kılmıştır


Bir bedevi, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi tedavi olalım mı?". Resululîah (as), "evet, Allah Azze -yeryüzüne- indirdiği her derdin mutlaka şifasını, devasını da indirmiştir. Tedaviyi bilen bilir, bilmeyen bil­mez" buyurdu.
Hadisi İrnam Ahmed rivayet etmiştir.
Müsned'de şöyle geçiyor: Bazı Araplar Resulullah'a (as), "ey Allah'ın el­çisi tedavi olalım mı?" diye sorunca, Resululîah (as), "evet, ey Allah'ın kulları tedavi olunuz. Zira dertleri indiren devaları -ve şifaları- da indirmiştir. Öy­leyse tedavi olunuz, ama Allah 'in haram kıldıklarıyla değil" buyurdu. [510] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn510)


Onlar Alah'ın Takdir Ettiği Kaderdendir


Resulullah'a (as) şöyle soruldu; "Tedavi olmak amacıyla efsun (büyü) yaparız ve onunla korkularımızdan sakınırız, bu hususta ne diyorsun, bu tip şeyler Allah'ın yazdığı kadere karşı herhangi bir şeyi değiştirir mi?". Resu­lulîah (as), "bunlar da Allah "m takdir ettiği şeylerdendir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiştir. [511] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn511)


Cennete Hesaba Çekilmeden Girecek Olanlar


Resulullah'a (as), îslam ümmetinin içinden hesaba çekilmeden cennete girecek olan 70 bin kişinin durumu sorulduğunda, "onlar büyü (efsun) yap­mayanlar, hiçbir şeyi uğurlu uğursuz diye ayırmayanlar, kendi kendilerini aşırıca övüp gururlanmayanlar, Rabbları olan Allah'a tevekkül edenlerdir" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [512] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn512)


Allah'ın İzzetine Sığınırım


Osman b. Ebu'I Ass Müslüman olduğu günden beri vücudundaki ağrıla­rından şikayet ederek Resuiullah'tan (as) bir çözüm -bir fetva- istedi. Resulul­îah (as), "vücudunda ağırlarının olduğu bölgelere elini koy; üç kez 'bismil­lah' ve'yedi kez de 'vücudumda bulunan ağrıların ve sakındığım, korktu­ğum şeylerin şerrinden Allah'ın kudretine ve izzetine sığmıyorum' de" bu­yurdu.
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. [513] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn513)


Muska, İlaç Olarak Herhangi Bir Yarar Sağlar Mı?


Muska (efsun) hakkında Resulullah'a (as) sorulduğunda, "bana nüsha­larınızı gösterin" dedi. Sonra, "eğer muskalarda Allah Azze'ye eş koşacak şeyler voksa bir mahzuru yoktur" dedi.
Hadisi Müslim rivayet etmiştir. [514] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn514)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:17
ÇEŞİTLİ KONULAR



Bunlar Bir Kimsede Bulununca O Kişi Cennete Girer


Bir gün ResuhıUah (as) sahabelere, "bugün aranızdan kim oruçlu?" di­ye sordu. Ebu Bekir, "ben" dedi. Resulullah (as), "kim bugün bir cenazeyi u-ğurladı, ona yardımcı oldu?" dîye sordu. Ebu Bekir, "6#tt"dedi. Resulullah (as), "kim bugün bir miskini doyurdu?" diye sordu. Ebu Bekir, "beW dedi. Resulullah (as), "kim bugün hastalandı?" dedi. Ebu Bekir, "ben" dedi. Bu­nun üzerine Resulullah (as), "işte bunlar bir kimsede bulunursa bunun kar­şılığı yalnızca cennete girmesidir" diye buyurdu.
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. [515] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn515)


Kendini Nasıl Tanımlarsın?


Bir adam, ResuluUah'a (as), "iyilik yaptığım zaman iyilik yaptığımı, kö­tülük yaptığım zaman da kötülük yaptığımı nasıl bilebilirim?" diye sordu. Resulullah (as), "eğer komşuların-tanıdıklann sana, iyilik yaptığını söylerler­se iyilik, kötülük yaptığını söylerlerse kötülük yapmış olduğunu bil" diye ce­vapladı.
Bu hadisi İbn-i Mh.ce rivayet etmiştir.
İmam Ahmed'e göre ise, "komşularının senin iyilik yaptığını konuştuk­larında iyilik, kötülük yaptığını konuştuklarında da kötülük yaptığını bil" şeklindedir. [516] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn516)


Kalp Kararmasının İlacı


Bir adam, ResuluUah'a (as) kalbin kasvetinden şikayet ederek durumlar hakkında bilgi İstedi. Resulullah (as), "eğer kalbinin katılıktan, kararmaktan ve kasvetten kurtulup yumuşamasını, rahatlamasını istiyorsan miskinleri ye­dir ve yetimlerini başını okşa (onları gözet)." dedi.
Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Hangi amel en faziletli ameldir?". Re-sulullah (as), "namazlarda kıyamı (ayakta duruşu) uzatmaktır" dedi. "Hangi sadaka en faziletlisidir?" denildiğinde, Resulullah (as), "malının az­lığına rağmen gücü yettiğince çaba harcamaktır." dedi. "Hangi hicret daha faziletlidir?" denildiğinde, Resulullah (as), "kişinin Allah'ın haram kıldıkla­rından gücü yettiğince saktnmasıdır" buyurdu. "Hangi cihad en faziletli­dir?" denildiğinde, Resulullah (as), "kişinin malı ve canıyla Allah uğrunda savaşım vermesidir" dedi. "Hangi vuruşma (mukatele) en şereflisidir?" denil­diğinde, Resulullah (as), "kendi kanını feda edinceye ve bineğini heder edin­ceye kadar Allah uğrunda vuruşanın yaptığı mukateledir" buyurdu.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Bir başka rivayette de şöyle geçiyor: "Hangi amel en faziletlisidir?"^ de­nildiğinde, Resulullah (as), "içerisinde hiç kuşku unsuru taşımayan iman, i-çinde ihanet, hile ve aldatmaca bulunmayan cihad ve yalnızca Allah'ın rı­zası için yapılan kabul görmüş haccdır" diye cevapladı. [517] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn517)


Yokluktan Verilen Sadaka


Ebu Zerr, Resulullah'a (as), "malım olmadığı halde nasıl sadaka verebi­lirim?" diye sorunca, Resulullah (as), "tekbir getirmek suhhanallah, elham­dülillah, lailaheillallah ve estağfirullah demek, iyiliği (iyi olan herşeyi) em­retmek, tüm kötülüklerden sakınmak, diken, kemik ve taş gibi insanlara ezi­yet verecek şeyleri yollardan gidermek, körlere yol göstermek ve onlara göz-kulak olmak, sağırlara ve dilsizlere gereken herşeyi anlayıncaya kadar ge­rektiği gibi anlatmak ve ihtiyaç sahiplerine gereken şeyleri ulaştırmak için yardımcı olmak sadaka vermenin kapılanndandır. îşte mal olmadığı halde sadakanın verileceğini öğrendin. Şimdi zorda kalmış yardım dileyen kimse­lerin ihtiyaçlarını karşılamak için çabala ve zayıf kimselerin saflarına geçer onlarla birlikte amansız mücadelelere giriş. İşte tüm bunlar senin -mal har-camaksızm- kendine yaptığın sadakalardır. Üstelik hanımınla cinsel ilişkide bulunduğunda bile senin için sevap vardır" deyince, Ebu Zerr, "şehvetimin için de nasıl sevap olabilir ki?" diye sordu. Resulullah (as), "kendisinden se­vap umduğun bir çocuğun olsa ve ölse ondan hesaba çekilir misin?" diye so­runca, Ebu Zerr, "evet" dedi. Resulullah (as), "o çocuğu sen mi yarattın?" de­di. Ebu Zerr, "hayır, onu yaratan Allahtır" dedi. Resulullah (as), "ona doğru yolu sen mi gösterdin, hidayete sen mi ulaştırdın?" dedi. Ebu Zerr, "hayır, o-na doğru yolu gösterip hidayete ulaştıran Allah'tır" dedi. Resulullah (as), "öyleyse onun rızkını sen verdin?" dedi. Ebu Zerr, "hayır, onun rızkını veren Allah idi" dedi. Resulullah (as), "işte bu cümleden olarak çocuğunu Allah Azze'nin helalları içerisinde tutarsın haramlarından sakındırırsın, bu durumda Allah ister o çocuğu yaşatsın ister Öldürsün, senin için ondan dolayı sevap vardır." buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [518] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn518)


Onun İçin İki Sevap Vardır


Resulullah'a (as), "ey Allah 'm elçisi! Bir kimse gizliden gizliye hayırlı bir iş yapıyor. Sonra bu hayır açığa çıkıyor hayrı yapan kişi bundan memnun oluyor, bu kimse hakkında ne diyorsun?" diye soruldu. Resulullah (as), "böy­le bir kimse için iki sevap vardır: Birisi; gizliden gizliye hayır işlediği için. î-kincisi de; bu hayır açığa çıktığı ve insanlara örnek olduğu için" diye buyur­du.
Bunu İmam Tirmizî rivayet etmiştir.
Ebu Zerr, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Bir kimse hayırlı bir iş iş­liyor, insanlarda onu övüyor; bu hususta ne diyorsun?" diye sordu. Resulul­lah (as), "bir mü'min kişiye dünyada iken verilen müjdesidir"buyurdu.
Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Bir adam Resulullah'a (as), "hangi amel en faziletlisidir?" diye sordu. Resuluîlah (as), "Allah'a inanmak, O'nun bir ve tek olduğunu tasdik etmek ve O'nun yoluda cihad etmektir" buyurdu. Adam, "bundan daha ehveni (düşük derecelisi) hangisidir? Onu öğrenmek istiyorum." dedi. Resulullah (as), "müsamaha (tolerans) ve sabırdır" buyurdu. Adam, "daha düşük dere­celisi hangisidir?" diye sordu. Resulullah (as), "Allah Azze'nin senin için takdir ettiği herhangi bir şey konusunda şüpheye düşme " dedi.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Ukbe, Resulullah (as), "amellerin en faziletlileri hangileridir?" diye sor­duğunda, Resulullah (as), "ey Ukbe! Seni ziyaret etmeyeni ziyaret et, sana herhangi birşey vermeyene ihtiyacı olduğunda gerekeni ver ve sana haksızlık edenden yüz çevir" dedi. '
Hadisi İmam ahmed rivayet etmiştir. [519] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn519)


Yasaklanması Helal Olmayan Şey


Bir adam, Resulullah'a (as), "yasaklanması helal olmayan şey nedir?" diye sorduğunda, Resulullah (as), "sudur" buyurdu. Adam, "yasaklanması helal olmayan şey nedir?" diye yineledi. Resulullah (as), "tuzdur" dedi. A-dam, "sonra hangisidir?" dedi. Resulullah (as), "ateştir" buyurdu. Adam tek-rrr, "yasaklanması helal olmayan şey hangisidir?" diye sordu. Resulullah (as), "kendin için hayır adına her ne yaparsan o senin için hayırlıdır" dedi
Ebu Davud rivayet etmiştir. [520] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn520)


Meyve Satışlarının Cevazı


Resulullah'a (as), "meyvelerin satışı ne zaman helaldir" denildiğinde,
Resulullah (as), "meyve/er kızarıp, sararıp, yenebilecek olgunluğa eriştikle­rinde (satışları helal otur)" buyurdu. Hadis muttefekun aleyhtir. [521] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn521)


Meleklerden Her Biri Bir Delile İstinaden Bir İşe Vekil Kılınmış, Görevlendirilmiştir


Meleklerin her biri bir delile istinaden vekil kılınmış mıdır? Bunun anla­mı ne olabilir?
Bu sorunun bir açıklaması ve cevabı olarak Süfyan b. Uyeyne'den şöyle rivayet edilmiştir: Kul bir iyilik yapmaya yönelince melek güzel bir koku du­yar. Ama kötü bir iş yapmaya yönelirse melek kötü bir koku duyar. Gerçek­ten allah Azze kulun nefsinde bulunan şeyleri dilediği gibi meleklere öğrete­bilir. Zaten Allah Azze bazı şahsiyetlere insanın içinde bulunan şeyleri bildir­meye muktedirdir. Öyleyse Allah bazen bazı kimselere insanın kalbinde bu­lunan şeyleri kendisi aracılığıyla bilebileceği şeyler ilham edebilir. Bunlar dikkate alındığında ise kulların işlerini çekip çevirmekle görevli olan meleğe Allah'ın birtakım şeyler öğretmesinin daha layık olduğu ortaya çıkar.
Allah Azze'nin, "biz insana şah damarından daha yakınız" ayeti konusunda şöyle denilmiştir: Burada kastolunan şey meleklerin insanoğluna çokça yakın oluşudur. Allah Teala melekleri kulun nefsine yerleştirerek ta vesveselerine kadar ulaştırır.
Bu hususta Abdullah b. Mes'ud şöyle diyor: Melek insanın yol arkadaşı gibidir. Onun yol arkadaşlığı İnsanoğlunun yaptığı İyi şeyleri onaylamak ve ona hayrı vaad etmektir. Şeytanın yol arkadaşlığı ise insanoğlunun yaptığı iyi şeyleri yalanlamak ve ona kötülüğü vaad etmektir.
Buharî'de şöyle geçmektedir: Resulullah (as) buyurdu ki, "istisnasız herbiriniz için meleklerden ve cinlerden birer arkadaş tayin edilmiştir." Sa­habeler, "senin için de mi aynıdır ey Allah'ın elçisi" dediler. Resulullah (as), "evet benim için de aynıdır. Ne var ki Allah Azze ona (cine) karşı hana yar­dım etti. Bu yüzden o (cin) bana yalnızca iyiliği emreder oldu" dedi. İnsa­nın yaptığını sandığı bir kötülüğü ona şeytan fısıldamış, yaptığını sandığı bir iyiliği de ona melek ilham etmiştir. Hem şeytan hem de melek yaptıkları şe­yin ilmini -bu iş için elverişli olan- bir yolla elde ederler. [522] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn522)


Çocuklarınıza Eşit Muamele Edin


İslam, çocuklar arasında adaletli davranmayı emretmiştir. İslam'ın bu ka­rarında yüce bir anlayış vardır. Bu durum tüm çocukları ruhen rahatlattığı gi­bi akrabalık bağları nedeniyle aralarında zaruri eşitliğin sağlanmasına ek ola­rak aralarında doğabilecek düşmanlık, kin ve nefretin ilacı da olmaktadır. Bu durumda çocuklardan bazısını bazısına üstün duruma getirmenin sonuçlan :ıe olacaktır?
Hiçbir babanın, çocuklarından bazılarını bir kenara bırakarak diğerlerine birşeyler vermesi, bağışlarda bulunması helal değildir. Babalara düşen görev­lerden bir tanesi de onların aralarında adaleti sağlaması ve gÖzetmesidir. Bu hususta Resulullah (as), "Allah'tan korkun da çocuklarınıza eşit muamele yaptmz" diyerek durumu vurgulamıştır. Nitekim bîr adam çocuklarından ba­zılarını ihmal ederek diğerlerine bir şeyler vermiş ve bu hususa da Resulul­lah'tan (as) şahit olmasını İstemişti. Resulullah (as) İse, "heri hiçbir zulme -ve haksızlığa- şahit olmam" demiş, ortadaki zulmün kabul edilmeyip adaletin sağlanmasını emretmişti. Eğer bu karar ve emir sözde kalır da erkek çocukla­ra verilenler, ölümcül bir hastalığa tutulmuş olsalar bile kız çocuklara veril­mez ise böyle uygulamalar imamların oy birliği ile reddedilmiş, kabul gör­memiştir. Bu hususta kuraldışı olup kaideyi bozmaz tipte bir anlaşmazlık ol­muş, baba sağlık zamanlarında çocuklarına gerekenleri vermiş, onları donat­mış olsa da çocuklar arasındaki uygulamalarda bir haksızlık varsa o da red­dedilmiştir.
Bu red konusunda imamlar arasında iki açıklama gündeme gelmiştir. Doğrusunu bilen Allah'tır. [523] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn523)


Annen, Sonra Yine Annen, Sonra Yine Annen


Bîr adam, Resulullah'a (as), "insanlar arasında arkadaşlığıma, dostlu­ğuma, sohbetime en layık kişi kimdir?" diye sorunca, Resulullah (as), "an­nendir'' dedi. Adam, "sonra kim?" dedi. Resulullah (as), "annendir" dedi. A-dam, "ya sonra kimdir?" dedi. Resulullah (as), "annendir' dedi. Adam, "ya sonra kimdir?" dedi. Resulullah (as), "babandır" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
İmam Ahmed şöyle dedi: İyiliklerin dörtte üçü annenin hakkıdır. Baba­nın hakkı ona itaat olunması, annenin hakkı ise iyiliklerin dörtte üçüdür. Sonra daha yakın akraba ve yakın aktaba dostluğa layıktır.
Ebu Davudda geçen bir haberde İse şöyle deniyor: Adamın biri Resu-lullah'a (as), "kime iyilik edeyim?" dedi. Resulullah (as), "annene, bahana, kızkardeşine, kardeşine, sonra azatlı kölene ve onun hu şekilde devam eden akrabalarına, iyilik et. Zira bu onların hakkı ve akrabalık bağlarının yerli yerine konmasıdır." buyurdu.
Müslim bu hadise "sonra senden aşağıda olanlara"ibaresini eklemiştir, [524] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn524)


Helak Olmak, Hastalığın Sirayet Etmesindendir


Ferve b. Müseyyib, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Biz bir yörede yaşıyoruz adına Ebyen diyorlar[525] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn525) Orası bizim otlaklarımız ve tnirastmızdır. Ama vebası şiddetlidir' dedi. Resulullah (as), "orayı bırakın; zira helak, has­talığın sirayet etmesi yüzündendir" buyurdu.
Bu hadis insanların sıhhatli olmaları için yerleşilecek olan toprağın su-
yunun, havasının ve gıdasının temiz ve sıhhî olmasının gerekli oluşuna delil­dir.
Ebu Davud'un Kurre b. Main'den rivayet ettiği bir hadiste en-Necm di­yor ki: Sirayet, hastalığın bir insandan diğerine bulaşmasıdır. Bulaşıcı bir has­talığa yaklaşan herkes ondan almış demektir.
Cevheri'nin "Sıhah"ında yeralan bir hadiste şöyle geçiyor: Bir topluluk, Resulullah'a (as), yerleştikleri yerin vebasından şikayet ettiklerinde, Resulul-lah (as), "orayı başka bir yere giderek değiştirin. Zira ölümler hastalığın sira­yetinden doğmaktadır" dedi. [526] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn526)


Orayı "Çoraklık Kötü Yer" Olarak Bırakıp Çıkın


Bir kadın, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi bizim oturduğumuz böl­gede sayımız fazla ve malımız bol idi. Ama sayımız azaldı malımız tükendi'' dedi. Resulutlah (as), "oraya çoraklık -kötü yer olduğundan terkedin " dedi, îmam Malik bu hadisi "mürsei" olarak rivayet etmiştir.
Resulullah (as), "bir ihtiyacını yerine getirmek isteyip de fala bakarak ya da herhangi bir şeyi uğurlu-uğursuz sayarak bunu yapmaktan vazgeçen, kişi Allah Azze'ye şirk koşmuş demektir" buyurmuştur. Bunun üzerine saha­beler, "ey Allah'ın elçisi! Böyle bir şey yapmanın keffareti nedir?" diye sordu­lar. Resulullah (as), "bunun keffareti, 'ey Allah im! Senin uğurlu saydığından haşka uğur ve senin hayrından başka hayır yoktur' demenizdir" dedi.
İmam Ahmed bu hadisi zikretmiştir. [527] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn527)


Tavla Oynamak Haramdır


Cahillerden ve halk tabakasından çoğu namazı bilerek terkediyor ve boş zamanlarını top veya tavla oynayarak geçiriyorlar. Bu hususta İslam'ın verdiği hüküm nedir?
Sahih olarak rivayet olunan bir hadiste Resulullah (as) şöyle demekte­dir: "Tavla oynayan bilsin ki elini domuzun etine ve kanına batırmış gibi­dir." Bir başka hadiste, "tavla oynayan, Allah'a ve Resulüne isyan etmiş de­mektir" diye buyurmaktadır. Ali b. Ebu Talib, satranç oynayan bir topluma rastgelince onlara, "taparcasına kendinizi kaptırdığınız hu heykeller de ne o-luyor?" diye sordu. Bir rivayette de şöye deniyor: Hz. Ali satranç oynayanla­rın satranç tahtalarını kafalarına geçirdi. Selef alimlerinden bir kısmı, "sat­ranç kumardan bir bölümdür. Allah Azze'nin kumarı haram kılması benze­ri bir hüküm altındadır" diyorlar. Alimlerin pek çoğu satrancın herhangi bir bedel karşılığı oynanması halinde haram olacağını belirtiyorlar. Ortaya konan bir bedel karşılığında oynanması durumunda Allah'ın haram kıldığı kumar ve fal okları hükmü içerisine girmektedir. Dört mezhep imamına göre tavlanın herhangi bir bedel karşılığında ya da bedelsiz oynansın haram oluşu kesin­dir. Ama İmam Şafiî'nin bazı arkadaşları tavlanın ortada bir menfaat (karşılık) olmaksızın oynanması durumunda haram olmadığını savunuyorlar. Şafiî, bir çok arkadaşı, îmam Ahmed, Ebu Hanife ve diğer İmamlar, "tavla ister her­hangi bir bedel karşılığında oynansın isterse karşılıksız olsun haramdır" di­yorlar. Satrancı bu kabilden alan Malik, Ebu Hanife, Ahmed ve diğer imamlar onun tavla gibi haram olduğu görüşünü savunuyorlar. Hatta bu hususta han­gisinin verdiği hüküm daha kesin diye tartışmalar olmuştur. İmam Malik ve bazı şahsiyetler, "satranç tavla gibidir" diyor ve hükümlerini ona göre veri­yorlar, îmam Ahmed ise, "satranç tavladan daha ehven bir şeydir" diyor.
Bunları dikkate alan îmam Şafiî tavla konusuna eğilmiştir. Eğer tavla oy­nanmasında herhangi bir haramlık keyfiyeti yoksa bu durumda varolan bir kuşkunun sebebi nedir? Satrancın aksine tavla oyununda, para, mal veya benzeri şeyler galip gelen oyuncuya bedel olarak verilmek üzere ortaya kon­muştur. Satrançta ise galip gelene verilecek bir şey yoktur. Bazıları, "satranç taşlarının dizilişi itibariyle savaştaki iki tarafı temsil etmektedir" diyorlar. Oy­sa gerek tavla gerekse satranç, parasına veya başka bir bedel karşılığında oy­nanacak olursa satranç tavladan daha kötüdür. Zira parasına oynanan bir sat­ranç oyununun alimlerin ittifakıyla haram oluşu ortadadır. Yalan veya haram bir yeminle oynanan oyunların haramlığını alimlerin İttifakı, yani icma belir­lemiştir. Zira yalan ve yalan yemin temeline dayalı olarak oynanan oyunların -gerçek- ücretleri ya zulüm ya günahı gerektirecek bir suç-ya gerek.siz bir söz ve hareket ya da benzeri kötü bir şeydir. Böyle şeyler de alimlerin pek çoğuna göre haramdır, bu tip oyunlar haram olan bir unsur taşımasalar da Allah Azze'yi zikretmekten (anmaktan ve düşünmekten) ve namazdan alıkor. Düşmanlık ve kin tohumları eker. Bunların en büyük davetçisi de parasına veya başka bir bedel karşılığında oynanan tavladır. Satranç da eğer böyle ko­şullarla oynanacak olursa diğerinden daha kötüdür. Ama bunlardan birinde galibe verilmek üzere ortaya bir bedel konmuş ise, bu, bir malın batıl ve ha­ram yoldan yenilmesi demektir. Ama diğeri bu hükmün dışındadır. Allah Az-ze kumarı, İçki, ibadet için dikilen futlar ve fal oklanyla eşdeğerde ve aynı zeminde değerlendirmiştir. Zira bunlar Allah Azze'yi unutturur ve namaz kıl­maktan (ibadetten) ahkor. Bu da düşmanlık ve kinin davet olunması demek­tir. Satranç uzun zaman ya da çok sık oynanırsa kalbi karartır ve Allah'ı zik­retmeyi engeller. Bu durum belki de içkinin kalbi karartmasından da şiddetli­dir. Hz. Ali -belki de bunu gözönünde bulundurarak- satranç oynayanlara "putlara taparcasına kendinizi bu işe kaptırmışsınız" demiştir. [528] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn528)


Mal Biriktirmede Ve Şerefli Olmada Hırs


Nefse ve şerefli olmaya gösterilen hırs mala gösterilen hırstan daha iyi­cedir. Şeytanın türlü hile ve çeşitli fısıltılarıyla insanoğlunun üzerine bir elbi­se gibi giydirdiği materyalist (maddeperest) hayatın azgınlığının -bir anda- gi­derilmesinin hemen ardından insanoğluna mal ve mal biriktirme sevdirilmiş, insanoğlu da Allah'ın kendisi üzerindeki haklarını unutarak, onları tanımaya­rak ve malın bir fitne (İmtihan) olduğunu da bir kenara bırakarak ömrünü mal biriktirmeye adamıştır. Allah Azze ise, "mallarınız ve çocuklarınız yalnızca birer fitne (imtihan ve deneme)den ibarettir" buyurmaktadır
(Teğabun 15). Bu doğrultuda ve bu hükmü destekler mahiyette sünnet ola­rak herhangi bir haber gelmiş midir?
Ka'b'ın Resulullah'tan (as) rivayet ettiği bir hadiste Resululiah (as), "ko­yun sürüsünü parçalamak, yoketmek üzere aralarına salınmış iki aç kurt vardır. Bunlar, insanoğlunun mala ve şerefe olan hırsıdır"buyurdu.
Tirmizî bu hadisin hasen olduğunu söylüyor.
İnsanoğlunun mala ve şerefe olan hırsı dinin bozulmasını ve kokuşma­sını kaçınılmaz hale getirir. Ama bu hırs kalpte -yerleşmiş- bulunan mücerred (soyut) sevgi halinde ise; Allah Azze'nin yapılmasını emrettiği şeyleri yaptığı, yasakladığı şeyleri terkettiği, Rabbı olan Allah'ın makamından korktuğu ve nefsini kötü işler yapmaktan, boş arzu ve isteklere uymaktan alakoyduğu takdirde Allah Azze onu -işlemediği bir suçtan dolayı- cezalandıracak değil­dir. Bunun bir benzeri de şudur: Eğer insan -İyi ya da kötü- herhangi bir a-mel işlemez ve mal biriktirir, zekât ve sadaka vermek gibi görevlerini yapar ve mallarını da haram yoldan kazanmaz ise cezaya müstahak olamaz. Malın fazlasını -ihtiyaç sahiplerine dağıtmak üzere- çıkarmak ve kendine yetecek kadarını ılımlı biçimde kullanmak insanın kalbi için en doğru, en faziletli ve en saf olanıdır. Bu tutum aynı zamanda insanlar için değerli olup dünya ve ankette de onlar İçin en yararlı olanıdır. Nitekim Resululiah (asi tek amacı ve tek hedefi dünyayı kazanmak olan kişinin -didinip çırpınıp- biraraya to­parladıklarım Allah darmadağın eder ve yoksulluğunu -sürekli olarak- göz­lerinin önüne koyar. (Ya da yoksulluk artık alın yazısı gibi olur.) Oysa. insa­noğlu kendisine takdir olunandan başka dünyadan herhangi bir şey alacak değildir. Allah, tek amacı ahireti kazanmak olan insanın kalbine zenginliği koyar, yitirdiklerini bir araya getirir ve dünyayı kolayca elde edilebilecek ba­sit ve değersiz bir şey olarak önüne serer" buyurmuşum[529] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn529)


Gariplere Ne Mutlu[530] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn530)


Ebu Hurey^e'den şöyle rivayet olunmuştur: Resululiah (as), İslam garib olarak başlamıştırpegarib olarak dönecektir. Gariplere ne mutlu."
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Bu hususta yazar cn-Necm; Enes'ten, Cabir'den, Sa'd b. Ebi Vakkas'tan, Sehl b. Sa'd, Selman, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, İbn-i Mes'ud, Ömer, Amr b. el-Ass, Vasile, Ebi Emame, Ebu'd Derda, Ebu Sa'd, Ebu Musa ve daha başka­larının bir senet halinde rivayet ettikleri hadis için "meşhurya da mülevatir-dir" demiştir. [531] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn531)


Ölüsünden De Dirisinden De Uzak Dur


Yaratıklar -özellikle insanlar- büyük günahlar işleyerek ve kafirlerin dav­randıkları gibi davranarak Allah Azze'nin haram hükümlerini ayakları altına aldıklarında ortaya çıkan bu başıbozukluk, ulusun yapısal bağlarında (vücu­dunda) ve toplumun bünyesinde adeta kanser hücresi olup çıkar. Öyleyse bu durumlar karşısında toplumun yerine getirmek zorunda olduğu görev nedir?
Hayasızlık, İçki, düşmanlık ve benzeri haramlardan herhangi birini işle­yen kişinin, gücü oranında bu haramları kabul etmediğini kanıtlaması gere­kir. Nitekim Resulultah (as) bu konuyla ilgili olarak, "sizden biriniz bir kötü­lüğün işlendiğini görürse ona eliyle -aktif olarak- müdahalede bulunup du­rumu düzeltsin. Böyle bir müdahaleye gücü yetmiyorsa diliyle (konuşarak) ikazda ve müdahalede bulunsun. Bunu yapmaya da gücü yetmez ise kal­biyle bu İşten nefret etsin. Bu da imanın en zayıf derecesidir." diyor. Eğer in­san böyle bir günahı örtbas eder, açığa çıkarmazsa bu demektir ki bu kişi gizliden gizliye bir sırrı inkar etmiş, açığa vurmamış ve sırrı saklamıştır. Bu hususta da Resuîulîah (as), "bir sim gizleyen kişinin sırrım Allah Azze dün­yada da ahirette de gizler, sırlarım örter. Ama haddi aşan azgın bir ki 'te­nin Allah Azze'ye karşı olan düşmanlıklarından vazgeçmesi gerekir'. Her­hangi bir kimse onu, bir İşi yapmasın, yani bir kötülüğü işlemesin diye gizli­ce uyarmış, ama o buna rağmen saçma bir söz söyleyerek veya başka bir kö­tü iş yaparak yapmaması gerekene bulaşmış İse, o İşin dinî açıdan yararlı o-lup olmadığına bakılır. Ahlakı bozuk kişi açıkça bir haramı işlemişse artık o-nun gizliliği kalmamıştır, o suç gizlenemez de. Böylece onun açık, görünür bir şekilde işlediği haramı kabul etmediğini ikrar etmesi ve onu yapmış olsa da kabul etmediğini ifade etmesi gerekir. Yoksa bu işten dolayı cezalandırılır. En azından ona selam verilmez, selamı alınmaz. Hele bir takım zırva işler ya­pan, iğrenç şeyler işleyen kişi toplumda saygınlığı olan, ama ahlaksız ve in­karcı birisi ise bunun cezası onun ölüsünden de dirisinden de uzak durmak­tır.
İyilik sahibi ve dindar insanlar, yaşarlarken böylelerinden nasıl kaçın-mışlarsa ölülerinden o derecede kaçınmalıdırlar. Böyle yapmakla bu tiplere nasıl davranılacağı ortaya konulmuş olur. Resulullah'ın (as) bu tiplerin cena­zelerini terketmesi gibi onların da terketmeleri gerekir. Nitekim birisi Semire b. Cündüb'e* "oğlun öldüğünde ben onun cenaze namazını kılmadım" de­mişti. Bununla da Semire'nin oğlunun kendi kendini öldürmeye yardım et­miş, adeta intihar etmiş olduğunu kasdetmişti. Bunun benzeri olarak kendile­rine farz olan cihadı terkeden ve böylece işledikleri günah ortaya çıkan üç sahabenin durumunu gösterebiliriz. Bunun yanında süreklilik arzeden gü­nahlardan daha doğrusu haramlardan içki içmek, ölü eti yemek gibi çeşitli ahlaksızlıklar yapan kimselerin veya bunların haramlıgında şüphe edenlerin tevbe etmeleri istenir ve bunların haramlıkları kendilerine iyiden iyiye anlafcılır. Tevbe etmezlerse artık İslam'ı terkederek mürteci (dininden dönmüş) kimselerden olurlar. Onların cenazeleriyle uğraşılmaz, onlara dua olunmaz ve ölüleri Müslümanlar arasına defnedilmez. [532] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn532)


Allah'tan Kork Ve Sabret


Enes'ten şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) bir mezarın başında ağlayan bir kadına rastlamıştı, ona, "Allah'tan kork ve sabret" dedi. Kadın, "benden uzak dur, benim uğradığım felakete sen uğramış değilsin" dedi. Re-sulullah'ı (as) tanımamıştı. Ona, "bu Allah Azze'nin elçisidir" denilince Rcsu-lullah'ın (as) evine geldi. Resulullah'a (as), "seni tanıyamadım" dedi. Resu­lullah (as), "belalara sabretmek belanın ilk ulaştığı zamandadır" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Müslim'in rivayetinde şu ibare yer alıyor: "Kadın ölmüş olan çocuğuna ağlıyordu." [533] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn533)


İkisinin Yerine Bedel Olarak Cennet Vardır


Enes'ten şöyle rivayet olunmuştur: ResuhıUah'ın (as) şöyle dediğini işit­tim: "Allah Azze şöyle buyurmuştur.- ben kulumun iki gözünü kör ederek imtihan ettiğimde eğer o kulum buna sabredecek olursa iki gözünün karşılı­ğı olarak ona cennet verilir."
Bu hadisi îmam Buharı kitabına almıştır. [534] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn534)


Allah Azze Bir Kimsenin Hayrın İsterse


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resutullah (as), "Allah Azze bir kimsenin hayrını isterse onu belalarla imtihan eder" buyurdu. Bu hadisi Buharı kitabına almıştır. [535] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn535) .


0 Şehid Olmuştur, İsterse Yatağında Ölsün


Ebu Said'den rivayet olunmuştur. (Bu hadisi Said ve Bedr gazvesine ka­tılan Ebu'l Velid Sehl b. Hanifin de rivayet ettiği söylenmektedir.) Dedi ki: Resulullah (as), "kim Allah 'tan samimi ve temiz bir niyetle şahidlik isterse Al­lah Azze onu şehidlik derecesine ulaştırır. İsterse o kimse yatağında ölsün" buyurdu.
Bu hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir. [536] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn536)


Dünyadan Da Kadınlardan Da Sakınınız


Ebu Said el-Hudrî'den,rivayet edilmiştir. Resuİullah (as), "dünya tatlı ol­gun bir meyve gibidir. Allah Azze sizleri dünyada vekil tayin etmiştir. Böyle­ce neler yapacağınıza bakmaktadır. Öyleyse dünyadan da kadınlardan da sakınınız. Zira İsrailoğullarının (Yahudilerin) ilk fitneye uğradıkları şey ka-
dınlarhususunda idi."
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [537] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn537)


"Allah'a İnandım" De Ve Dosdoğru Ol


Ebu Amr'dan rivayet olunmuştur. (Bu rivayetin Ebu Umbar'ın Abdullah'tan yapıldığı da rivayet olunur.) Ebu Amr diyor ki: Ben, "ey Allah'ın elçisi! İslam hakkında bana birşeyler anlat ki hiç kimseye hu husus­ta herhangi birşey sormak ihtiyacını duymayayım" dedim. Resulullah (as) "Allah'a İnandım de, sonra da dosdoğru ol" dedi.
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [538] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn538)


Hiç Kimse (Yalnızca) Bildikleriyle Cennete Girecek Değildir


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyurdu ki, "(ne eksi ne de artı yönlerde aşırılığa kaçmaksızın) orta yolu (İslam'ı) taki-bedin ve dosdoğru olun. Bilin ki, sizden hiçbiriniz yalnızca ilmiyle -cehen­nemden- kurtulacak değildir." Sahabeler, "sen de mi ey Allah'ın elçisi!" diye sorunca, "evet ben de (yalnızca ilmimle kurtulamam) ama Allah Azze'nin, rahmet ve fazlıyla benim hatalarımı ve kusurlarımı örtmesi hariç" dedi.
Bu hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir. [539] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn539)


Gece Namazı <


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) geceleyin namaza kalkardı. Namazın kıyamlarında o kadar uzun okurdu ki (ayakta durmaktan) iki ayağı çatlayıp yarılacak hale gelirdi. Bu yüzden ben kendisine, "ey Allah 'in elçisi! Niçin bu kadar namaz kılıyorsun yoksa Allah Azze senin geç­miş ve gelecek tüm günahlarını affetmenıiş midir?" dedim. ResuIuİlah (as), "çokça şükreden bir kul olmaktan neden hoşlanmayayım!" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Buharî'nin rivayetindeki sözler böyledir. Bunlardan bir benzeri de sahih hadis kitaplarında Mugire b. Şu'be'nin rivayetiyle yeralmaktadır. [540] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn540)


Ramazanın Son On Günü Girince Resulullah (As) Geceleri İhya Ederdi


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Ramazanın son on günü girdi­ğinde gecelerini (namazla ve tefekkürle) ihya eder, ev halkını uyandırır ve hanımlarından elini eteğini çekerdi.
Hadis muttefekin aleyhtir. [541] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn541)


Allah Azze'nin Hataları Silmesine Vesile Olan Amel


Resulullah (as), "Allah Azze'nin kendisi nedeniyle hataları (günahları) silip yok ettiği ve insanın derecelerini artırdığı amelin ne olduğunu söyleyeyim mı?" diye sorunca sahabeler, "elbette ey Allah'ın elçisi!" dediler. Resulul-lah (as), "zorluklara rağmen, abdest ahrken suyu abdest organlarının hep­sine gereği gibi ulaştırmak, mescidlere (namaz kılmak, tefekkür, ibadet vs. i-çin) çokça gitmek ve ribal (bir namazı kıldıktan sonra ikincisini beklemek ve adeta iki namazı birbirine bağlamak)ttr."dedi. Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [542] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn542)


Kul Hastalandığında Yahut Yolculuğa Çıktığında


Resulullah (as), "kul hastalandığında veya yolculuğa çıktığında -yaptığı ibadetleri- kendisi yerleşikken (mukimken) tam yaptığı ibadetler gibi değer­lendirilirler " buyurdu.
Hadisi Buharı rivayet etmiştir. [543] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn543)


Başka Bir Şey Değil, Sadece Sadakadır


Resulullah (as), "bir fidan dikmesininin, yiyeceğinden insanların (veya canlıların) bir şeyler yemesi, malından birşcylerin çalınması ve kendisine helaların-musibetlerin ulaşması için bir sadaka olmayan hiçbir Müslüman yoktur" diye buyurdu.
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [544] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn544)


Ateşten (Cehennemden) Sakının (Kendinizi Kurtarın)


Adiyy b. Hatenrden şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'm (as), "bir hurmanın parçası dahi olsa sadaka vererek kendinizi ateşten (cehennem­den) kurtarınız" dediğini işittim.
Hadis muttefekun aleyhtir.
Sadaka ve ateşten korunma konusunda rivayet olunan bir başka hadiste şunlar geçmektedir: Resulullah (as), "hiç kuşku yok ki, Allah Azze (kıyamet gününde) herbirinizle orada hiçbir tercüman olmaksızın konuşacaktır. İn­sanoğlu sağına bakacak (daha önce) yaptığı amellerden başka bir şey gör­meyecek, soluna bakacak (daha önce) yaptığı amellerden başka bir şey gör­meyecek, önüne bakacak yüzünü yalayıp duran ateşten başka bir şey göre­meyecektir. Öyleyse bir hurmanın bir parçası dahi olsa sadaka vererek ken­dinizi ateşten koruyun, ondan sakının. Eğer sadaka olarak verecek herhan­gi birşey bulamazsanız insanlara hak sözü, doğru ve güzel sözü (söyleyerek sakının)" buyurdu. [545] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn545)


Eli Sıkı Cimriler Helak Oldular


Ibn-i Mes'ud'dan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), "eli sıkı cim­riler helak oldular" dedi. Bu ifadesini üç kez de yineledi. Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir. [546] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn546)


Resulullah'm (As) Namazı Ne Uzundu, Ne De Kısa


Ebu Abdullah b. Cabir b. Semeremden şöyle rivayet olunmuştur: Resulul­lah (as) ile birlikte namaz kılıyordum. O'nun hem namazı hem de hutbesi ne uzun ne de kısa idi.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [547] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn547)


Resulullah (As) Haceru'l Esved'İ Öpmüştü


Cabir b. Rebia'dan şöyle rivayet edilmiştir: Ömer b. el-Hattab't gördüm. Haceru'l Esved'i öpüyor ve "biliyorum ki sen -basit- bir taşsın, ne zarar vere­bilirsin ne de yarar sağlarsın. Eğer Resulullah'm (as) seni öptüğünü görme­seydim seni asla öpmezdim." diyordu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [548] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn548)

DuYGuNiSa
10-11-2009, 22:17
Resululfah'ın (As) Kızgınlığı Arttı


Cabir'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) konuştuğu zaman gözleri kızarır, sesi yükselir ve kızgınlığı artardı. Öyle ki, bu durumunda san­ki bir orduyu korkutuyor gibiydi. Şöyle diyordu: "Sabahınıza da dikkat r Un akşamınıza da, (şehadet parmağıyla orta parmağını göstererek) ben kıya­metle böylesine yakın gönderildim. Dikkat edin! Sözlerin en hayırlısı Allah Azze'nin kitabı ve doğru yola götüren rehberliklerin en hayırlısı Muham-med'in rehberliğidir. İşlerin en kötüsü de sonradan çıkarılan (ve dine soku­lan) bid'atlardır. Her bid'at sapıklık ve her sapıklık da cehennemdir." Sonra şöyle devam ediyordu: "Ben her Müslümana kendi nefsinden daha önemli­yim.. Kim bir mal bırakırsa o ailesine (mirasçılarına) aittir. Ama kim bir borç bırakırsa o borçtan, ben sorumluyum ve kimin de bir yitiği olursa -ölü­münden sonra- bulunması halinde bana aittir."
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [549] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn549)


Kıyamet Gününde İnsanların En Mutsuzu


Resulullah'tan (as) şöyle rivayet olunmuştur: "Mutsuzların en mutsuzu, dünyadaki fakirliği yanında bir de ahirette azaba müstahak olandır."
Bu hadisi İmam Taberanî "el-Evsat" adlı eserinde Ebu Said'den alarak ri­vayet etmiştir. [550] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn550)


Zulüm Etmekten Sakının, Cimrilikten De...


Cabir'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), "zulüm etmekten sakının; zira zulüm kıyamet gününün kamnlıklanndandır. Cimrilikten sa­kının; zira cimrilik sizden önce yaşamış olan milletleri birbirlerinin kanları­nı dökmeye ve Allah'ın haram ktldıklanm helal kümalaya sürüklemiştir."
Bu hadisi tmam Müslim rivayet etmiştir. [551] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn551)


"Zaman" Başladığı Yere Ve Zamana Dönmüştür


Ebu Bekir b. Nefî1 b. ei-Harİs'ten şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), "zaman Allah Azze'nin gökleri ve yeri yarattığı günkü görünümüne bürünmüş, başa dönmüştür. Sene oniki aydır. Bunlardan dört tanesi haram, olanlardır: Üç tanesi ardarda gelen Zülkade, Zilhicce, Muharrem ve Cumâ-dâ ile Şa'ban araşma giren Recep'tir. Bu Cumâdâ'ntn hangisi olduğunu bi­liyor musunuz?" dedi. Biz, "Allah ve Resulü en doğrusunu bilendir" dedik. Resuluüah (as) bir süre sustu. Biz bu ayı bir başka adla adlandıracak sanır­ken, "bu ay Zilhicce değil mi?" dedi. Biz, "evet, odur" dedik. "Bu bölge han­gi bölgedir?" dedi. Biz, "Allah ve Resulü en doğrusunu bilendir" dedik. Resu­lullah (as) sustu. Öyle ki biz bir başka adla adlandıracak zannettik. "Bu şehir değil mi?" diye sordu. Biz, "evet, bu şehirdir" dedik. "Bugün hangi gündür?" diye sordu. "Allah ve Resulü en doğrusunu bilendir" dedik. Resulullah (as) sustu. Biz başka bir adla adlandıracak sandık, "bugün kurban günü (kurban bayramı) değil mi?" diye sordu, biz, "evet, kurban günüdür" dedik. Şöyle dedi: "kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız, bugününüzün ve bu ayınızın saygınlığı ve dokunulmazlığı gibi saygın, dokunulmaz ve haramhğa sahiptir. Rabhınıza kavuşacaksınız; o zaman sizlere neler yaptığınızı soracaktır. Ben­den sonra gerisin geriye küfre dönerek birbirinizin boyunlarım vurmayın. Dikkat ediniz burada hu konuşmalarıma tanık olanlarınız burada bulun­mayanlara anlatsın, belki görmediği ve burada bulunmadığı halde kendisi­ne aktarılanları buradakilerden daha iyi anlayabilirler. Dikkat edin! Ben Allah'tan aldıklarımı sizlere tebliğ ettim mi?Dikkat edin, Allah'tan aldıkları­mı sizlere tebliğ ettim mi" , Biz, "evet" dedik. Resulullah (as), "şabid ol ey Allahim!" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [552] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn552)

İçeceklerin İçerisine Üflemenin Yasaklanması


Bir adam Resulullah'a (as), "bir solukta içince suya kanmıyorum" dedi. Resululiah (as), "öyleyse su içerken bir yudumdan sonra su kabım ağzından uzaklaştır sonra da nefes al" dedi. Adam, "ben, bu tarz içmeyi kendime ezi­yet olarak görüyorum" dedi. Resulullah (as), "yudum ve nefes sayısını artır" dedi. Adam, "ben bir kez içmeyle kanamıyorum" diye yineledi. Resulullah (as), "öyleyse su içerken kabı ağzından uzaklaştır ve nefes al, sonra tekrar İÇ" dedi
Bu hadis Sahihtir. [553] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn553)


Şehidler Kabirlerinde İmtihan Edilmezler


Resulullah'a (as), "neden mü'minler kabirlerinde hesaba çekilirde (im­tihan edilirlerken) şehid olanlar hesaba çekilmezler?" diye sorulduğunda, "şehidlerin başları ucunda durmakta olan kılıç parıltıları yeter de ondan" diye cevapladı.
Bu hadisi imam Nesaî rivayet etmiştir. [554] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn554)


Allah Katında Şehidlerin En Faziletlisi


Resulullah'a (as), "Allah katında şehidlerin en fazilet leşi hangisidir?" di­ye sorulduğunda, "düşman saflarına bir kez ulaşınca bir daha ayrılmayan ve ölünceye yahut öldürünceye kadar vuruşanlardır. Onlar cennette en yük­sek en kıymetli odalara (çardaklara) giderler. Rabbın Teala da onlara güler, EğerRabbın dünyada iken bir kuluna gülerse o hesaba çekilmez" dedi.
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [555] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn555)


Kadınların Savaşa Gitmelerinin Cezası Nedir?


Ümmü Seleme, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Erkekler savaşa gi­diyor, ama kadınlar savaşa gitmiyor. Bize de mirasta erkeklerin aldıklarının yarısı veriliyor" dedi. Bunun üzerine Allah Azze, "Allah'ın sizi birbiriniz­den üstün kıldığı (faziletlendirdiği) şeyleri istemeyin." (Nisa 32) ayeti­ni indirdi.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır. [556] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn556)


Bunların Tümü Şehidlerdir


Resulullah'a (as) şehidler hakkında sorulduğunda, "Allah yolunda öldü­rülen her insan şehiddir. Allah yolunda ölen şebiddir, veba nedeniyle ölen şehiddir. Karın ağrısından ölen şebiddir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır. [557] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn557)


Beyaz İplik-Siyah İplik


Resulullah'a (as), "siyah iplik nedir?" diye soruİdu. Resulullah (as), "o, gündüzün aydınlığı ve gecenin karanlığıdır" buyurdu. Hadisi İmam Nesaî rivayet etmiştir. [558] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn558)


İftar Ve Sahur Etmeksizin İki Orucu Birbirine Eklemek Yasaklanmıştır


Resulullah (as) sahabelerin oruç tutarken visal yapmalarını yasaklamıştı, ama kendisi iki orucu birbirine ekleyerek visal ediyordu. Sahabeler bunun nedenini sorduklarında, "ben sizler gibi diri değilim. Zira beni Rabhım -olan Allah-yedirir ve içirir" buyurdu.
Hadis muttefekun aleyhtir. [559] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn559)


Allah Azze Affetmeye Ve Bağışlamaya En Layık Olandır


Rcsuİullah'a (as) Ramazan orucunun tutulamayıp da daha sonra parça parça tutulmasının hükmü sorulduğunda, "bu size bağlıdır. Sizden birinizin bir borcu olsa ve onu bir dirhem iki dirhem verse o borcunu ödemiş olmaz mı? Allah Azze affetmeye ve bağışlamaya en layık olandır." buyurdu.
Bu hadisi İmam Darekutnî kitabına almıştır. Hadisin senedi hasendir. [560] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn560)


İnsanın Kızkardeşinin Yerine Hacca Gitmesi


Bir adam ResuluIIah'a (as), "ktzkardeşim haccetmeyi adamıştı. Ama a-dağınt yerine getiremeden öldü"' dedi. Resulullah (as), "kızkardeşinin öde­mesi gereken bir borcu olsa da onu sen ödeşen o borç ödenmiş olmaz mı?" dedi. Adam, "evet, ödenmiş olur" dedi. Resulullah (as), "öyleyse, onun Al­lah'a olun borcunu öde. Zira Allah Azze kendisine borç ödenmeye en layık kişidir" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [561] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn561)


Hacc İçin İhrama Giren Kimse İhramın Altından Ne Giyer?


ResuluIIah'a (as), "ihramh kişi ihramının altından ne giyebilir?" diye sorulduğunda, "ihramh ihramının altından gömlek giymez, sarık takmaz, çarşaf ve cübbe, iç don (ya da panlalon) ve Yemen safranı, (alaçebre) ve safran ile boyanmış elbise, nalın bulamaması dışında ayakkabı giyemez. A-yakkabı giymek zorunda olduğu zaman aşıklardan daha aşağıda (terlik gi­bi) olacak şekilde kessin" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [562] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn562)


Namazla Sorumlu Tutmak


Resuluüah (as), "yedi yaşıtta geldiklerinde çocuklarınıza namaz zama-m uğrayın (onları namaza alıştırın); on yaşına geldiklerinde de onlara na­maz kılmayı emredin. Ve yataklarını ayırın." dedi.
Bu hadisi İmam Ebu Davud hasen bir senetle rivayet etmiştir. [563] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn563)


Cennete Giden Yol Kolaydır


Resulullah'tan (as) şöyle rivayet olunmuştur: "Burnu kırılsın, burnu ki­nisin, sonra burnu kırılsın o kimsenin ki, anne ve babasından biri ya da her ikisi onun yanında ihtiyarlar da o buna rağmen cennete giremez."
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [564] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn564)


Müşrik Ana Babaya İyilik


Ebu Bekir'in kızı Esma'dan şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as) zamanında anamın yanına giderdim; o henüz müşrik idi. Kesuİullah'a (a.s) gi­derek bu hususta fetva İsledim ve "Anneme git/im yanına daha sık gitmemi çok arzuluyor. Gideyim mi?" diye sordum. Resulullah (as), "evet annene sık sık git" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [565] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn565)


Annesi Kendisine Karısını Boşamasını Emrediyorsa


Ebu'd Derda'dan şöyle rivayet olunmuştur: Bir adam Rcsulullah'a (as) gelerek, "benim bir karım var ve annem karımı boşamamı istiyor. Boşaya-yım mı?" diye sorunca Resulullah'ın (as), "anne cennet kapılarının ortasıdır. Şimdi eğer istiyorsan o kapıyı bırak istiyorsan elinde /«/"dediğini duydum.
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiş ve hasen/sahih olduğunu söyle­miştir. [566] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn566)


Ana Babaya Sövmek Büyük Günahlardandır


Resulullah'tan (as) şöyie rivayet olunmuştur: "Bir insanın ana babasına sövmesi büyük günahlardandır." Sahabeler, "ey Allah'ın elçisi! İnsan • ı a babasına söver mi?" diye sorunca, "evet; birisi bir adamın bahasına sövdü­ğünde aslında babasına söven başkası değil kendisidir; bir kimseyi kendi a-nasına sövdürürse, aslında başkası değil kendisi kendi anasına sövmüştür." , dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bir başka rivayette de şöyle geçiyor: Bir insanın ana-babasma la'net et­mesi büyük günahların en büyüğüdür. Resulullah (as), "ey Allah'ın elçisi!Bir insan nasıl ana babasına lanet eder?" dediler. Resulullah (as), "bir adamın babasına sövülürse, haddizatında başkası değil ama sövülmeye neden oldu­ğundan bizzat kendisi babasına sövmüş, anasına sövühiüğünde de yine kendisi sövmüş demektir" dedi. [567] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn567)


Muska Şeytanın Amellerinden Biridir


ResuluIIah'a (as) muska hakkında sorulduğunda, "şeytanın amellerin­den biridir"dedi.
Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Büyü yapılan herhangi bir kimseden büyünün çözülmesi İşlemine efsun (ya da muska) denilir. Bu iki türlüdür; Yapılan büyüyü aynı tarz büyüyle çözmek. İşte bu şeytanın amellerindendir. Zira büyü yapan ve yaptıran bu a-mclJe şeytana yaklaşmış demektir. Büyü yapmak ve yaptırmakla şeytan onla­rı sever ve önceki büyüyü bozar. İkincisi ise, muska, efsun, çağrı muskaları ve helal olan ilaçlardır. Bunlar caizdir. Bunların hoş karşılanmayan kesimi el-Hasan'ın, "sihiri büyücüden başkası bozamaz"kuralını taşımaktadır. [568] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn568)


Cennet İçinizden Herhangi Birine Ayağındaki Nalının Tasmasından Daha Yakındır


İbn-İ Mes'ud'dan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) "cennet her birinize'nalınlarının kolanından daha yakındır. Cehennem de öyle" buyur­du.
Bu hadisi İmam Buharî rivayet etmiştir. [569] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn569)


Ne Kötü Davetler


Resulullah'tan (as) şöyle rivayet olunmuştur: "Yemeklerin en kötüsü, gel­mek isteyenlerin engellendiği', gelmek istemeyenlerin çağrıldığı bir ziyafet (düğün) yemeğidir. Bir da'vete icabet etmeyen Allah'a ve Resulüne isyan et­miş olur."
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir.
Buharî ve Müslim'de kayıtlı bir başka hadiste şöyle geçiyor: (Ebu Hu-reyic den rivayet olunmuştur) Resulullah (as), "yemeklerin en kötüsü zengin­lerin çağınhpyoksulların çağrılmadığı düğün, davet vs. yemeğidir."buyur­du. [570] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn570)


En Hayırlı Dinar (Para), İnfak Edilendir


Ebu Abdullah'tan veya Resulullah'ın (as) azadlı kölesi Ebu Abdurrah-man b. Sevban b. Müceddid'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), "Dinarların (paraların) en hayırlısı insanın ailesine infak ettiği, hayvanları için harcadığı, Allah yolunda dağıttığı ve arkadaşlarına ayırdığı paralar­dır.''buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [571] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn571)


Ailah İçin Birbirini Sevenler Kıyamet Gününde...


Resulullah (as), "Allah Azze kıyamet gününde, 'benim için birbirini se­venler neredeler? Benim gölgemden başka hiçbir gölgenin olmadığı bu gün­de onları gölgemde gölgelendireyim' der" dedi.
Bu hadisi tmam Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah (as), "nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, iman et­medikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmaz­sınız. Yoksa size, yaptığınızda birbirinizi sevebileceğiniz bir şey mi göstersey-dim? Öyleyse aranızda selamı yayınız" dedi.
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [572] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn572)


Mü'minlerden Başkaları Birbirlerini Sevmez Ve Münafıklardan Başkaları Da Birbirine Kin Gütmez


Berra b. Azib'den şöyle rivayet edilmiştir. Resulullah (as) ensar hakkın-
da şöyle dedi: "Ensart yalnızca müminler sever, onlara yalnızca münafık­lar düşmanlık eder. Onları sevenleri Allah sever ve onlara düşmanlık edenle­re Allah düşmanlık eder."
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [573] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn573)


Allah'ın Zimmetindeki Adam


Cündüp b. Abdullah'tan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) şöyle dedi: "Sabah namazını kılan kimse Allah'ın zimmetindedir. Allah Azze her­hangi bir şey karşılığında sizi zimmetinden çıkarmak istemez. Zimmetinden uzaklaştırdığı kimse artık helak olmuş demektir. Sonra da Allah onu yüzüstü süründürerek cehennem ateşine atar."
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [574] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn574)


Onun Hesabı Allah'a Aittir


îbn-i Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as), "Allah'tan baş­ka ilah olmadığına veMuhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna tanıklık e: '.n-ceye, namazı kılıncaya, zekatı verinceye kadar insanlarla vuruşmaya emro-lundtım. Eğer insanlar bunları yaparlarsa İslam hukukunun haddleri (ce­zaları) hariç benden yana kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapla­rı ise Allah'a aittir" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyptir.
Ebu Abdullah Tank b. Üşeym'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), "Allah 'tan başka ilah yoktur diyen ve O'ndan başkasına kulluk etmeyen kimsenin malı ve kanı haram kılınmıştır. Hesabı ise Allah'a aittir, "buyurdu. [575] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn575)


Sizleri Amellerinizin Dışa Vuran Uygulamarıyla Yargılarız


Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan şöyle rivayet olunmyştur: Ömer b. ei-Hattab'm, "insanlar Resulullah'ın (as) döneminde vahye tutunuyorlardı. A-nıa artık vahiy kesildi. Şimdi biz sizi amellerinizin dışa vuran uygulamala­rına göre değerlendiriyor ve yargılıyoruz" dediğini İşittim.
Bİr başka rivayette de şöyle geçiyor: "Biz sizi yaptığınız amellerin bize görünen kısmıyla değerlendiririz. Kim bize hayır yaptığını gösterirse ona i-namnz ve ona yaklaşırız. Ama onun iç dünyasındakiler bizi alakadar et­mez. Kim de bize kötülük yaptığını gösterirse ona inanmaz, güvenmez ve o-nu tasdik etmeyiz. îsterse onun iç dünyası iyiliklerle dolu olsun."
Bu hadisi İmam Buharî rivayet etmiştir. [576] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn576)


Kabre Koyarken Öne Alma


Cabirden şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) ölülerin İkisini bir kabre defnedeceği zaman şöyle derdi: "Bunlardan hangisi Kur'an-ı Kerim'i Çokça okuyordu?" . Sonra "şudur" diye işaret edilen olursa onu -kıbleye doğ­ru- daha öne diğerini onun arkasına defnediyordu. Bu hadisi İmam Buharı rivayet etmiştir. [577] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn577)


Bunlar Bizden Değildir


Amr b. Şuayb babasından ve O'nun da dedesinden ziyaret ettiği hadiste şöyle geçiyor: Rcsulullah (as), "küçüğümüze acımayan ve büyüğümüzün şe­refini tanımayan bizden değildir" buyurmuştur.
Bu hadisi Ebu Davud ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Hadis sahihtir. Ayrı­ca Tirmizî hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiş. Ebu Davud ise, "büyüğü­müzün hakkını" ibaresiyle rivayet etmiştir. [578] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn578)


Kişi Sevdiği İle Beraberdir


İbn-i Mes'ud'dan şöyle rivayet olunmuştur: Bir adam Resulullah'a (as) gelerek, "ey Allah'ın elçisi.' Bir kavmi sevip de onların arasına karışmayan bir kimse için ne diyorsun?" diye sordu. ResuluIIah (as), "kişi sevdiğiyle bera­berdir" buyurdu.
Hadis muttefekun aleyhtir.
Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Rcsulullah (as), "insanlar (halk) altın ve gümüş madeni gibi bir madendir. Cahiliye (İslam öncesi in­karcılık) döneminde hayırlı olanlar, İslam'ı anlayıp Müslüman oldukların­da, İslam dönemlerinde de hayırlı olurlar. Ruhlar ise donatılıp eğitilmiş or­dular gibidirler. Birbirleriyle tanışıp anlaştıklarında dost olurlar; birbirini tanımaz, düşmanlaşırlarsa. anlaşmazlıklara düşerler" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim ve Buharı "Ruhlar" ibaresinin Hz. Aişe'den aldı­ğını belirterek rivayet etmişler. [579] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn579)


Resuluııah (As) Hz. Ömer'den Kendisine Dua Etmesini İstiyor


Ömer b. el-Hattab'dan şöyle rivayet olunmuştur: ResuluIIah'tan (as) um­re yapmak üzere izin istedim, bana izin verdi ve "ey kardeşim beni duala­rında unutma" dedi. Bana öyle güzel sözler söyledi ki sanki bana dünyaları verdi.
Bir başka rivayette de şöyle geçiyor: ResuluIIah (as), "ey kardeşim dua­larına bizi de ortak et" dedi.
Bu hadis sahihtir.
Hadisi Ebu Davud rivayet etmiştir. Tirmizî de bu hadisi nakletmiş ve ha­sen-sahih olduğunu söylemiştir. [580] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn580)


Resululah (As) Zırhını Rehin Veriyor


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: ResuluIIah (as) vefat ettiği zaman zırhı hâlâ bir sa' (yaklaşık 3 kg.) arpa karşılığında bir Yahudinin yanında re­hin idi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Muhammed b. Sirin'den ve Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Kendimi Resulullalrın (as) minberiyle Hz. Aİşe'nin odası arasında baygın bir halde çırpınır buldum. Tanımadığım biri gelip delirdiğimi sandı ve ayağıyla boynuma bastı. Oysa ben delirmemiştim. Yalnızca açlıktan çırpmıyordum.
Bu hadisi Buharı rivayet etmiştir. [581] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn581)


Sadaka Nedeniyle Mal Azalmaz


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: ResuluIIah (as), "sadakalar malı azaltmaz. Kul insanları affedince Allah azze onu şerefle yükseltir. Al­lah kendinin rızası için alçakgönüllülük gösterenlerinizi yüceltir" dedi.
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir. [582] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn582)


Boynu Hariç Diğer Parçalan Dağıtıldı


Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Bir koyun kestiler ve dağıtıldı. Resu-lullah (as), "koyundan ne kadar kaldı?'' diye sordu. Ben, "yalnızca boynu kaldı* dedim. ResuluIIah (as) (koyunun sadaka olarak dağıtılması nedeniyle sevabının arttığını belirtmek için), "yalnızca boynu dağıtıldı diğer parçaları bep burada" dedi.
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiştir. [583] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn583)


Allah Azze Yalnızca Temiz Olanları Kabul Eder


ResuluIIah (as), "helal yollardan kazanılmış değerli hurmadan sadaka olarak dağıtan kimse bilsin ki yalnızca helal temiz olan şeyleri kabul eden Allah o sadakayı sağ tarafına kabul eder (koyar). Sonra da onları sahibi i-çin, sizlerin hurmayı terbiye edip yığdığınız gibi bir dağ kadar oluncaya de­ğin yetiştirir." dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [584] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn584)


Allahım Ona Yumuşak Davran!


Aişe'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah'ın (as) benim şu evim hak­kında, "ey Allahım/ Ümmetimin herhangi bir sorumluluğunu yüklendikten sonra onlara yumuşak ve hoş davranana yumuşak davran " dedi.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [585] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn585)


Allah Azze'nin Bir Müslümandan Dolayı Kendilerine Şefaat Ettiği Ve Şefaatlarım Kabul Ettiği Kimseler


İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'ın (as), "Allah Azze, ölen herhangi bir Müslûmanın cenazesinde bulunmuş ve asla Allah Az-ze'ye ortak koşmamış 40 kişinin, cenazesini kaldırdıkları Müslüman hakkın­daki şefaatlerini kabul eder" dediğini İşittim. Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir. [586] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn586)


Allah Azze, Af Ve Mağfireti Geniş Olandır


Ebu Musa'dan şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah'm (as), "hiç kuşkusuz Allah Azze gündüzleri günah işleyenlerin tevbelerini kabul edip onları affet­mek için geceleri; geceleri günah işleyenlerin tevbelerini kabul edip onları af­fetmek için de gündüzleri elini açar. O'nun bu tutumu ta güneş batıdan do­kuncaya (kıyamete) kadar sürer durur" dediğini işittim. Bu hadisi tmam Müslim rivayet etmiştir. [587] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn587)


Bu Dünyada Ya Bir Garip (Yabancı) Ya Da Gelip Geçen Bir Yolcu Gibi Ol


îbn-i Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as) omuzumdan tu-arak, "dünyada ya bir yabana gibi ol ya da gelip geçen bir yolcu gibi" dedi.
Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as), "dünya Müs-'ümanının hapishanesi kafirin de cennetidir" dedi.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Hz. Aişe'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (as) vefat ettiğinde e-'imde bir miktardan başka bir yiyecek kırıntısı bile yoktu. Uzun süre bu bi-azcik arpadan yedim sonra (ne kadar kaldığını bileyim diye) ölçtüm. (Kısa )ir sürede) bitti.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [588] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn588)


Dünyanın Allah Katındaki Değersizliği


Ebu Sehl b. Sa'd es-Sa'idî'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), 'eğer dünya Allah Azze'nin katında bir sivrisineğin kanadının değerinde ol­aydı, Allah Azze kafirlere bir yudum olsun su bile vermezdi" dedi.
İmam Tirmizî bu hadisi rivayet etmiş ve "hasen-sakihtir" demiştir. [589] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn589)


Yemek Pişirmek İçin Ocağında Ateş Yanmayan Resulullah'm (As) Evinde Her Şey Botlaşmıştır


Urve'nin Hz. Aişe'den rivayet ettiğine göre, Hz. Aİşe şöyle demiştir: AI-ah'a yemin ederim ki, ey kızkardeşimin oğlu! Biz evimizde İki ay süresince »ep hilallere bakıp durduk (ışık kaynağımız aydı) Resulullah'm (as) evlerin-ie bu süre içerisinde ne aydınlanma ne de yemek pişirmek üzere ateş yan-nadı.
Urve diyor ki: Ben, 'peki, halactğım ne ile geçiniyorsunuz, gıdanız ne-Ur?" diye sordum. Hz. Aişe, "iki siyahla, yani su ve hurmayla. Ama bir de Resulullah'm (as) ensar'dan komşuları vardı. Bunlar koyun ve dişi develere sahiptiler. Bu hayvanları sütleri kesilinceye kadar yararlansınlar diye ihtiyaç sahibi kimselere gönderirlerdi. İşte bu hayvanların sütlerinden Resulullah'a (as) gönderirler o da bizlere paylaşttrırdı." dedi. Bu hadis muttefekun aleyhtir. [590] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn590)


Namazları Uzatın, Ama Hutbeyi Kısa Tutun


Ebu'I Yakazan Ammar b. Yasir'den şöyle rivayet olunmuştur: Resului-lah'ın (as), "bir adamın namazı uzun tutması ve hutbeyi kısaltması onun İs­lam hukukunu bildiğinin işaretidir, Öyleyse namazı uzatın ve hutbeyi kısa tutun"dediğini İşittim.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [591] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn591)


Resululiah'ın (As) Sahabelerine Veda Etmesi


Salim b. Abdullah b. Ömer'den şöyle rivayet olunmuştur; Abdullah îbn-i Ömer yolculuğa çıkacağı zaman şöyle diyordu: Bana yaklaş ki sana veda e-deyim. Zira Resulullah (as) bize, "dininizi, emanetlerinizi ve işlerinizin so­nuçlarına Allah'a emanet ediyorum" diyerek veda ederdi. Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiştir.
Abdullah b. Yezid el-Hutamî eş-Sahabî'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) orduya (askerlere) veda etmek istediği zaman, "dininizi, ar­zu ve ideallerinizi ve işlerinizin sonucunu Allah'a havale ediyor, O'na ıs­marlıyorum " derdi.
Bu hadis sahihtir. Ebu Davud onu sahih bir senetle rivayet etmiştir. [592] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn592)


İstiharenin[593] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn593) Sünnet Oluşu Ve Resulullah'tan (As) Bu Hususta Rivayet Edilenler


Cabir'den şöyle rivayet olunmuştur: Resuİuilah (as) bize her işimizde is­tihareyi Kur'an-i Kerim'den bir ayet imişeesine öğretti. Bize şöyle diyordu: Herhangi biriniz bir iş yapmak istediğinde farz namazların dışında iki rek'at namaz kılsın. Sonra şöyle desin: "Ey Allahım! Senin ilminden hayır umuyo­rum, kudretinden benim için hayır takdir etmeni diliyor, bunları sonsuz faz­lından İstiyorum. Çünkü takdir edersin, bense güçsüzüm, sen bilirsin bense bilmem. Üstelik sen görünmezi (gaybı) bilensin. Ey Allahım! Eğer bu yapmak istediğim iş senin ilmine göre dinim, geçimim ve yapacağım işlerin sonuçları bakımından hayırlı ise veya sen istiyorsan işirni hemen gör, dilersen belirli bir süre tanı, ama bu işi yapmamı bana takdir et ve benim için kolaylaştır ve bu işte beni bereketlendir. Eğer bu işte hayır yok da benim, dinim, geçimim ve işimin sonucu bakımından kötülük varsa elbette sen bunu biliyorsun." Yada şöyle desin: "İşimi ister hemen yap İstersen ona bir süre tanı, kötülük do­ğacak olan bu işten beni ve onu da benden uzaklaştır. Bana nasılsa öylece hayır takdir et. Sonra da benden razı ol". Sonra İhtiyacı ne İse onun adını söylesin.
Bu hadisi İmam Buharı rivayet etmiştir. [594] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn594)


Beyaz Elbiseler Giyinin


Îbn-İ Abbas'tan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as), "beyaz elbise­ler giyinin. Zira beyazlar giyeceklerin en hayırhsıdır. Ve beyazla ölülerinizi kefenleyin " dedi.
Bu hadisi İmam Nesaî rivayet etmiştir. [595] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn595)


Yetimlerin Mallarını Haksız Yollarla Yiyenler Cennete Giremezler


"Zulümle (haksız yollarla) yetimlerin mallarım yiyenler, karınla­rına yalnızca ateş yiyorlar (dolduruyorlar). Böylece alevli bir ateşe girecekler" (Nisa 10), "Allah'a verdikleri sözü (yaptıkları anlaşmayı) iyice pekitirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini istedi­ği (aile ve akraba bağları gibi) şeyleri kesenler ve yeryüzünde boz­gunculuk çıkaranlar var ya işte lanet onların hakkıdır. Yurdun en kötüsü (cehennem) de onlarındır." (Ra'd 25), "Yoksa, size (yönetim) sorumlulukları yüklenildiğinde (işbaşına geldiğinizde) yeryüzünde bozgunculuk yapacağınızı ve akrabalık bağlarını koparacağınızı mı ummuştunuz? İşte bu tipler öyle kimselerdir ki, Allah onlara, la'net et­miş, sağırlaştırmış ve gözlerini de kör etmiştir." (Muhamtned 22-23)
"Allah'a verdikleri sözlerini ve ettikleri yeminlerini az bir para karşılığında salanlar var ya işte onların ahiret hayalında İyilik ve hayır adına hiçbir payları yoktur. Kıyamet gününde de Allah onlara bakmayacak ve onları temize de çıkarmayacaktır. Onlar İçin acı bir azap vardır." (Al-i İmran 77)
İşte bu ayetlerde anlatıldığı gibi her günah, sahibini cennete giremeye­ceği, hatta cennetin kokusunu dahi alamayacağı hususunda uyarıyor ve kor­kutuyor. Bu tip günahları işleyenlerin Müslüman olamayacağını, onların gü­nahkârlardan olduklarını söyleyenler olmuştur. Bunların tümü büyük günah­lardandır. Nitekim "(akrabalık bağlarını, Allah ile olan ilişkilerini vs.) kesen­ler cennete giremezler", "kalbinde zerre kadar kibir olanlar cennete gire­mezler", "bizi aldatan bizden değildir", "bize silah çeken bizden değildir", "zina eden kimse mü'min olduğu halde zina etmez, hırsız mü'min olduğu halde hırsızlık etmez, içki içen mü'min olduğu halde içki içmez" ve "insan­ların Örnek alıp durdukları şerefli bir kimse yağma yaparken mü 'min olarak yağma yapmaz" sözleri bir anlamda mü'min kimsenin durumunu anlatmak­tadır. Burada anlatılmak istenen Mürcie ekolünün savundukları değildir. Zira, "insanın mü'min olduğu halde bir iş yaparken imanın kendinden uzaklaşarak adeta sürgün edilmesi insanın seçme sınırları içerisinde değildir" demek iste­miyoruz. "İnsan imanın kendisine lazım olmadığı Gmanh bir halde iken o işi yapamayacağı) bir zamanda onu bir kenara bırakmıştır" diyerek de böyle bir kimsenin kâfir olduğunu söylemiş ve Hariciye fırkasını haklı çıkarmış da de-ğiiiz. Ayrıca bunları sıralayarak Mu'teziİe ekolünün savunduğu gibi "böyle bir fiili işleyenlerin imanla hiçbir bağlılıkları kalmaz hem de onlar bu işi yap­makla sonsuza dek çıkmamak üzere cehenneme müstahak olmuşlardır" da demiyoruz.
Tüm şu serdettiğimiz fikirler geçersizdir. Bunlar hakkında daha geniş a-çıklamaları başka yerlerde dile getirmiştik. Vaad ve vaid (korkutma) bakımla­rından mutlak mü'min, Allah'ın farz kıldıklarını (emirlerini) yerli yerinde ya­pıp yasakladıklarından kaçındığı için herhangi bir ceza görmesi sözkonusu olmaksızın cennete girmeye hak kazanan kişidir. Yukarıda sıraladığımız suç­ları işleyen şahıslar da genel anlamda mü'miridirler. Büyük günahları işleyen­ler büyük günahlara verilen cezanın sözkonusu olması nedeniyle mutlak müminlerden sayılmazlar.
Bu açıklama imanın gerçekliği veya imanın olgunluğunun bu fiillerin iş­lenmesi sonucu sürülmesi, yani İnsandan uzaklaşması fikrini savunanların görüşünü yansıtmaktadır. İmanın böylesine sürgünlüğü ile onlar tercih olu­nan bir iman olgunluğunun sürülmesini kasdetmiyorlar. însan eğer tercih o-lunan ve hoş karşılanan iman olgunluğunu terkederse onun için ne kötüle­me ne de cehennemle korkutma sözkonusu olamaz. İslam hukuk bilginleri diyorlar ki: Gusüi (boy abdesti) İki kısma ayrılır: Kâmil (olgun-mükemmel) gusül ve kendisiyle yetinilen gusüi. Mükemmel guslü terkedip de yeterli gus-le yönelen bir kimse kötülenecek değildir... Burada da durum aynıdır: İma­nın mükemmelliğinin terkedilmesi, müstahab (tercih oiunan) olgunluğun ter­kedilmesi demektir," Fikrini savunanlar yanılgı içerisindedirler. Böyle bir söz yabanıl bir açıklama gibidir. Aslında iman olgunluğunun terkedilmesi, vacip plan iman olgunluğunun terkedîlmesini kaçınılmaz duruma getirir, yoksa müstahap bir olgunluğu değil. Bu anlama dikkat edilecek olursa Allah ve Re­sulünün kabul etmeyip terkettiği diğer şeyleri andırmaktadır. Mesela,. "Mümin dediğin o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığında kalpleri tit­rer. Allah'ın ayetleri kendilerine okunacak olursa ayetler onların i-manlarını artırır. Onlar da Rabblarma tevekkül ederler. Onlar na­mazlarını kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden in/ak ederler. İşte onlar gerçek mü'm İnlerin Ut kendileridir. Rabblan katında onlar için dereceler, mağfiret (bağışlanma) ve tükenmez hoş rızıktar var." (Cnfal 2-3-4) diyen ayetlerde mü'mirilerin nitelikleri sıralan­makladır.
Mesela, "Emanete ihanet eden (emanet diye bir kavram tanımayan) kimsenin imanı yoktur" ve "Ahd (yemin, birini inandırıp itimat veren söz, antlaşma) tanımayan kimsenin dini yoktur" hadislcrindeki "imanın olmayı­şı" ve "dinin olmayışı" keyfiyetleri; "Ümmii'l Kuran (Fatiha Suresi) okunmaksızın namaz olmaz" hadisindeki kavram gibidir. Bu tip kavramların Ör­nekleri pek çoktur. Burada, terk edilmesiyle sorunlar çıkan şey yalnızca bir hususta gerekli olan bazı şeylerin terked İlmesin e yöneliktir. Yoksa belirli bir ismin (adı konmuş bir şeyin) terkedilmesine ve müstahab bir şeyin inkar e-dilmesine değil. Kısaca şöyle denilebilir: Kim şunu ve şunu işlerse vacip olan imanın yalnızca kendisiyle mükemmelleştiği bir vacibi (bir görevi) terketmiş demektir. Terkedilen şeye bağlı bazı iman varsa bu demektir ki iman kısırn kısımdır ve bir kısmı diğer bir kısmına derece derece üstünlük arzetmektedir. Nitekim Resulullah (as), "kalbinde zerre kadar da olsa imam bulunanlar cehennemden çıkacaktır" buyurmuştur. Burada kaselolunan şey, iman sıfatı­nın veya cennetin ya da mü'minlerin sahip olduğu imanın kaybının yalnızca büyük günahlardan kaynaklandığıdır. Küçük günahlar ise iman sıfatım ve günahı işleyenden mü'min ismini soyut anlamıyla çekip almazlar. Bir kimse­nin mü'min sıfatını kaybetmesinin müstahab bir fiili terketmesiyle ya da kü­çük günahlardan birini işlemesiyle olmayıp yalnızca büyük günahlardan biri­ni İşlemesiyle olduğu bilinmektedir. [596] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn596)


Yolculuğa Sabah Vaktinde Çıkın


Acaba sabah vakti yolculuğa çıkmak, karşılık (kazanç) olarak diğer za­manlarda yolculuğa çıkmaktan daha mı İyidir?
Resulullah (as), "sabah vaktinde yolculuğa çıkınız. Zira bu şekilde yol­culuğa çıkmak daha kazançlıdır" dedi.
Bu hadis sahihtir.
Resulullah'ın (as) gece karanlığının hemen sonunda sabah vaktine yakın bir zamanda yolculuğa çıktığı rivayet olunmuştur. Bu öyle bir vakit idi ki fe­racelerine bürünmüş olarak evlerine giden mü'min hanımlar gecenin karanlı­ğından dolayı tanınmazlardı. Bunu dikkate alan bazı kimseler bu hadisi iki şekilde açıkladılar: İlki; bu hadiste Resulullah (as) fecrin sabaha yakınlığını kasdetmiştir. Zira gece kıldığı namazlarda ve sabah namazında 60 ila 100 a-yet arasında, yani hemen hemen yarım hizip kadar okurdu. İkincisi; bu ha­diste Resulullah (as) tanyerinin ağarmasını ve sabah vaktinin belirmesini kas­tetmiştir. Zira kesinlik oranı yüksek de olsa kuşkuya dayanarak namaz kılın­maz. Resulullah (as) bunu dikkate almış olacak ki, Müzdelife zamanı dışında sabahın iyice açılmasını bekler, sonra sabah namazını kılardı. Çünkü Müzde-life'ye adet edindiği gibi gelirdi. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Bir rivayette şöyle geçiyor: Resulullah (as) buyurdu ki, "tanyeri ağarın-ca yolculuğa çıkınız. Zira böyle yapmak daha kazançlıdır."
Bu hadisi beş imam rivayet etmiş, Tirmizî ve Ibn-i Hibban sahih olarak değerlendirmişlerdir. Buradaki lafızlar ise Ebu Davud'a aittir.
Hanefiler bu hadisi, sabah namazının tanyeri ağarıncaya kadar ertelen­mesine delil olarak gösterdiler. Bense bu hadisi Resulullah'ın (as) namazları­nı sabah karanlığına kadar sürdürdüğüne bir delil olarak görüyorum.
Ebu Davud'un kitabına aldığı hadiste ise şöyle geçiyor: Resulullah (as) sabah namazını bir kez tanyeri zamanına "ertelemiş, ondan sonra ölünceye kadar gece karanlığının sonunda kılmıştır.
Burada bazılarının hadisin yalın anlamından anladıkları, sabah namazı için fecir doğuşunun gerçekleşmesini beklemektir. Bazıları bu hadiste kasdo-lunan şeyin sabah namazı kılarken gecenin karanlığının çıkıp sabahın vakti girinceye kadar kıraati uzun uzun sürdürmek olduğunu söylemişlerdir. Bazı­ları ise şöyle diyorlar: "Ayın varolduğu gecelerde ayın parlaklığı nedeniyle fecrin ilk ışıkları açıkça anlaşılamayabilir. Yahut Resulullah (as) bir özre bina­en bir defaya mahsus olmak üzere sabah namazını ta fecrin doğuşuna kadar ertelemiştir." Daha sonraları bunun aksine olan uygulamalara Enes'İn rivayet ettiği hadis işaret etmektedir. Gecenin karanlığının sonuna doğru sabah na­mazının kılınması hususu İbn-i Ebi Şeybe ve daha başka şahısların Hz. Aişe'den rivayet ettikleri hadis ile belirlenmiş gibidir. Bu hadisin lafzı ise şöy­ledir: ''Resulullah (as) ölünceye kadar hiçbir namazı vaktinin sonunda kıl­mış değildi." Bu hadis bir tamamlayıcı değildir. Zira fecre yakın namaz kıl­mak, namazı vaktin sonuna ertelemek demek değildir. Vaktinin sonu demek vakitten hiçbir şeyin kalmaması demektir.
Dört hadis kitabının sahibi olan imamlardan bu konuda Resulullah'ın (as) sabah namazında 60 ila 100 ayet arasında okuduğu hadisi rivayet edil­miş, kam Tirmizî bu hadisin hasen olduğunu söylemiş, tbn-i Hibban "sa­hihtir" demiş ve Sahr b. Vadia el-Gamidî'den şöyle rivayet olunmuştur: Resu­lullah (as) şöyle buyurdu: "Ey Allah im! Ümmetimin erken davranışına bere-ket ver."
Hz. Aişe'den rivayet olunan bir hadiste de şöyle geçmektedir: Resuîullah (as) buyurdu ki, "nzık aramak üzere çıkışlarınızda ve kıtlık zamanlarında erken davranınız. Erken davranmak sabahın erkeninde çıkmak ve başarı­dır.[597] (http://www.herkul.org/hadisatlasi/hk/f/fetavayiresul/020.htm#_ftn597)


masalca.net Gizlilik Politikası