PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Altın Nefesler


Sayfa : 1 [2] 3 4 5 6 7 8

DuYGuNiSa
12-29-2009, 12:56
Cenk marşı
Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
Arkadaşın gitti haydi sen de git
Bak ne diyor ceddi şehidin işit
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola.

Eşele bir yerleri örten karı
Ot değil onlar dedenin saçları
Dinle şehit sesleridir rüzgarı
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek on safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola
Haydi levent asker uğurlar ola

Yerleri yırtan sel olup taşmalı
Dağ demeyip taş demeyip aşmalı
Sende ki coşkunluğa er şaşmalı
Kahraman askerim uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Haydi levent asker uğurlar ola
Haydi git evladım uğurlar ola. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 12:57
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 12:59
Edirne
Edirne kal'asıdır gördüğün hisar-ı mehib
Şu zirvesinde biten simsiyah ağaç da salib
Murad-ı evveli koynunda gezdiren tepeler
Nasıl rüku ediyor Ferdinand'a bak bu sefer
Bizim midir sanıyorsun şu yükselen bayrak?
Çeken Savof, Lala Şahin değil kuzum, iyi bak
Edirne! İşte o islamın ahenin suru
Edirne! İşte o şarkın cebin-i mağruru
İkinci aşr-ı tealisi Al-i Osman'ın
Birinci mevki-i feyyazı belki dünyanın
Edirne! İşte o şarkın demir kilidi
Sefil ayakları altında Bulgar'ın şimdi
Muzaffer ordusu hakkıyla(!) intikam alıyor
Kadın, kız, çoluk, cocuk, erkek ne bulsa parçalıyor
Bu katliama da razıyım ihtiram olsa
Harim-i dini de geçtik harim-i namusa
Şu dört minareli cami ki yoktu hiçbir eşi
Ki parlıyordu hilalinde sanatın güneşi
Salibi sineye çekmiş de bekliyor.Nevmid Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:00
Eser
Bir insan öldü mü ondan kalacak eseri,
Bir eşek göçtü mü ondan da nihayet semeri. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:00
fatih Camii
Eğildi sonra o dağlar huzurunda ALLAH'ın
Kapandı secdeye sonra korkusuyla ALLAH'ın
İnayetiyle ALLAH kaldırınca herbirini
Semaya doğru o dağlar da açtı ellerini
O anda yüreklerden öyle dehşetli bir feryat koptu
Ki ruhum sonsuza dek hatırlayacak bunu!
Kesildi bir aralık inleyen hüzünlü sesler...
Ne oldu Arş'a kadar yükselen o yanıp yakılmalar,
O coşku içindeki iman?

Evet! çağlayarak işte rahmeti ALLAH'ın...
Bütün yüreklere serpildi kubbeden bir ruh
güvenmenin, huzurun ruhu... Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:01
Fatih Kürsüsünde seçmeler
Birinci zumreyi teskil eden zavalli avam, | AVAM: Halktan ilmi irfani
Biraksalar devam edecek tatli uykusuna devam. | az olan kimse
|
Bugun nasibini yerlestirince kursagina; |
'Yarin' nedir? Onu bilmez, yatar donup sagina. |
|
Yikilsa ars-i hukumet, tikilsa kabre vatan, | KABR: Mezar
Vazifesi degil; cunku 'hepsi Allah'tan! ' |
|
Ne hukmu var ki, esasen yalanci dunyanin? |
Olurse, yan gelip yatacak cennetinde Mevla'nin. |
|
Fena kuruntu degil! Ben derim, sorulsa bana: |
'Kabul ederse cehennem ne mutlu, amca, sana! ' |
|
.......... |
|
ikinci zumreyi teskil eden cemaat ise, |
Hayata kuskun olandir ki: saplanip ye'se, | YE'S: Umitsizlik
|
'Selametin yolu yoktur... Ne yapsalar bosuna! ' |
Demis te hirkayi cekmis butun butun basina. |
|
Bu turlu bir hareket mahz-i kufr olur, zira: | MAHZ: Sirf, katiksiz
Talepte amir olurken bir ayetinde Huda; |
|
Buyurdu: 'Kesmeyiniz ruh-u rahmetimden umid; | NEFHA: Guzel koku
Ki musrikin olur ancak o nefhadan nevmid.' | NEVMiD: Umitsiz
|
Bu bir; ikincisi: ye'sin ne olsa esbabi, | ESBAB: Sebebler
Onun atalet-i kulliyedir ki icabi, | ATALET: Tembellik
............. | KULLiIE:Tamamiyle

Osmanli(yok olusununun hemen oncesi) 'daki 4 zumreden 3.cusu
..........

Bu zuppeler acaba hangi cinsin efradi?
kadin desen, geliyor arkasindan erkek adi;

Hayir, kadin degil; erkek desen, nedir o kilik?
Demet demetken o saclar ne muhtasar o biyik?

Sadasi baykusa benzer, hirami saksagana;
Hulasa, zuppe demistim ya, artik anlasan a! ...

Fakat bu kukla herif bir buyuk seciyye tasir,
Ki, haddim olmiyarak, 'Aferin! ' desem yarasir.

Nedir mi? Anlatayim: oyle bir metaneti var,
Ki en savulmiyacak ye'si tek birayla savar.

Sinirlerinde teessur denen fenalik yok,
Tabiatinda utanmakla asinalik yok.

Bilirsininiz, hani, insanda bir damar varmis,
Ki yuzsuz omak icin mutlaka o catlarmis,

Nasilsa 'Rabbim utandirmasin! ' duasi alan,
Bu arsizin o damar zaten eksik anlindan!

Cebinde gordu mu uc tane cil kurus nazlim,
Tokatliyan'da satar mutlaka, gider de calim.

Eger dolandirabilmisse istenen parayi;
Gorur mahalleli ta karnavaldan maskarayi!

Beyoglu'nun o mulevves muhit-i fahisine
Dalar gider, takilip bir sefilin pesine.

'Haya, edeb gibi sozler rusum-u fasidedir;
Vatanla aile, hatta, kuyud-u zaidedir.'

Diyor da hepsine birden kuduzca saldiriyor..
'Ayip degil mi? ' demissin... Acep kim aldiriyor!

Namaz, oruc gibi seylerle yok alis verisi;
Mukaddesat ile eglenmek en birinci isi.

Duyarsaniz 'kara kuvvet' bilin ki: imandir.
'Kitab-i kohne' de -hasa- Kitab'i Yezdan'dir.

Usenmeden ona Kur'ani anlatirsan eger,
Su ezberindeki esmayi muttasil geveler:

'Kurun-u maziyeden kalma cansiz evradi
Cekerse, dogru mu yirminci asrin evladi? '

Nedir alakasi yirminci asr-i irfanla
Bu saklaban herifin? Anlamam ayip degil a!

Meta'-i fazli mi varmis elinde gosterecek?
Nedir meziyyeti, gorsek de bari ogrensek.

Hayir! Mehasin-i Garb'in birinde yok hevesi;
Rezail, oldu mu lakin, siaridir hepsi!

Butun kebaire (icki, kumar, zina) tiryaki bir kopuk tanirim.
-Ne oldu bilmiyorum simdi, sag degil sanirim-

Kumar, senaatin aksami, irtikap, icki...
Hulasa defter-i a'mali oyle kapkara ki:

Yaninda leyl-i cehennem, sabah-i cennettir!
'Utanmiyor musun. Ettiklerin rezalettir! '

Denirse kendine, milletlerin ekabirini
Sayardi gostererek hepsinin kebairini:

'Filan icerdi... Filan fuhsa munhemikti...' diye
Mulevvesatini bir bir rical-i maziye

Izafe etmeye baslardi paye vermek icin.
'Peki! Fezaili yok muydu soylediklerinin? '

Diyen cikarsa 'muverrihlik etmedim! ' derdi.
Su zuppeler de, bugun ayni ruhu gosterdi.

Fransiz'in nesi var? Fuhsu, bir de ilhadi;
Kapi$ti bunlari 'yirminci asrin evladi! '

Ya Alman'in nesi var zevki oksayan? Birasi;
Unuttu ayrani, ma'tuda dondu kahrolasi!

Heriflerin, hani dunya kadar bedayii var:
Ulumu var, edebiyyati var, sanayii var.

Giden birer avuc olsun getirse memlekete;
Doner muhitimiz elbet muhit-i ma'rifete.

Kucak kucak tasiyor olmadik mesaviyi;
Begenmesek 'medeniyyet! ' diyor; inandik iyi!

'Ne var, biraz da maarif getirmis olsa...' desek
Emin olun size 'hammallik etmedim? ' diyecek.

..........

Fatih Kursusunde - 1914 Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:01
Gitme Ey Yolcu
Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım
Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım
Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matemki!
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan yatıyor şimdi
Nasıl yerlere geçmez insan
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerede ucu Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:02
Gönülle Başbaşa
Dudakları bir dal ateş, mercan gibi
Bakışları masum bir heyecan gibi
Yürürken titriyen o narin endamı
Pembe bir gül açmış taze fidan gibi
Fark edemiyorum gözle gördüğümü
Saçlarında bağlı aşkın kör düğümü
Bir tatlı rüya mı, bir canli büyü mü?
Elim dokunuyor, fakat yalan gibi... Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:02
Hasta
- Bence Doktor, onu siz soyarak dinleyiniz;
Hastalık çünkü değil öyle ehemmiyetsiz.
Sade bir nezle-i sadriyyemi illet? Nerede?
Çocuğun hali fenalaştı son günlerde,
Ameliyata çıkarken sınıf on gün evvel,
Bu da gelmez mi? Dedim 'Kim dedi, oğlum sana gel?
Nöbet üstünde adam kaçmalı yorgunluktan;
Hadi yavrum, hadi söz dinle de bir parça uzan.'
O zamandan beridir za'fi terakki ediyor;
Görünen: bir daha kalkınması artık pek zor;
Uyku yokmuş; gece hep öksürüyormuş; ateşin
Oluyormuş biraz dindiği

- Ben zaten işin,
Bir ay evvel biliyordum ne vahim olduğunu
Bana ihtara ne hacet, a beyim. Simdi bunu?
Maamafih yeniden bakalım dikkatle:
Hükmü kat' i verelim, etmeye gelmez acele.

- Çağırın hastayı gelsin.

- Kapının perdesini,

Açarak girdi o esnada düzeltip fesini,
Bir uzun boylu çocuk.. Lakin o bir levha idi..!
Öyle bir levha-i rikkat ki unutmam ebedi,
Rengi uçmuş yüzünün, gözleri çökmüş içeri.
Elmacıklar iki baştan çıkıvermiş ileri.
O şakaklar göçerek cepheyi yandan sıkmış;
Fırlamış alnı, damarlarla beraber çıkmış,
Bet-beniz kül gibi olmuş uçarak nur-i şebâb;
O yanaklar iki solgun güle dönmüş, bitâb!
O dudaklar morarıp kavlamış artık derisi;
Uzamış saç gibi kirpiklerinin her birisi!
Kafa yük gibi kesilip boynuna, çökmüş bağrı;
İki değnek gibi yükselmiş omuzlar yukarı.

- Otur oğlum seni dikkatlice bir dinleyelim …

Soyun evvelce, fakat …

- Siz soyunuz yok halim!

Soydu bîçâreyi üç-beş kişi birden, o zaman
Aldı bir heykeli uryân-i sefalet meydan
Yok bu kemik külçesinin dinlenecek bir ciheti:
' Bakmasak hastayı nevmid ederiz belki ' diye;
Çocuğun göğsüne yaklaştım biraz dinlemeye:
Öksür Oğlum … Nefes al…Oldu, giyin;
Bakayım nabzına... A’ la... Sana yavrum, kodein
Yazayım, öksürüyorsun, O, keser, pek iyidir…
Arsenik hapları al, söylerim eczacı verir.
Hadi git, kendine iyi bak…

- Nasıl ettin doktor?

- Edecek yok, çocuk artık yola girmiş, gidiyor!

Sol taraftan rienin zirvesi tekmil çürümüş;
Hastalık seyr-i tabiisini almış yürümüş.
Devri salisteki asarı o mel'un marazin Var tamamıyle, değil hiçbir eksik arazin.
Bütün a'raz, sehikiyle, zefiriyle…

- Yeter!
Hastanın çehresi meydan da! İnsanda meğer
Olmasın his denilen şey.. O değil, lakin biz
Bunu ' Tebdil-i hava ' derde nasıl göndeririz?
Surda üç-beş günü var.. Gönderelim Yolda ölür….
' Git! ' demek, hem, düşünürsek ne büyük bir zuldür!
Hadi göndermeyelim.. Var mı fakat imkanı?
Kime dert anlatırız? Bulsan a derdi anlayanı!

- Sözünüz doğru, Müdür bey; ne yapıp yapmalı; tek
Bu çocuk gitmelidir. Çünkü eminim, pek pek,
Daha bir hafta yasar, sonra sirayet de olur;
Böyle bir hastayı gönderse de mektep ma'zur.

- Bir mübaşşir çağırın.

- Buyrun efendim.

- Bana bak:

Hastanın gitmesi herhalde muvafık olacak.
' Sana tebdil-i hava tavsiye etmiş doktor.
Gezmiş olsan açılırsın..' diye bir fikrini sor.
' İstemem! ' de o fakat dinleme, iknaa çalış;
Kim bilir, belki de biçare çocuk anlamamış?

- Şimdi tebdil-i hava var mı benim istediğim?
Bırakın halime artık beni, rahat öleyim!
Üç buçuk yıl bana katlandı bu mektep, üç gün
Daha katlansa kıyamet mi kopar? Hem ne içün
Beni yıllarca barındırmış olan bir yerden.
' Öleceksin! ' diye koğmak? Bu koğulmaktır. Ben,
Kimsesiz bir çocuğum nerde gider yer bulurum?
Etmeyin sokaklarda perişan olurum!
Anam ölmüş babamın bilmiyorum hiç yüzünü;

Sanki atideki mevhum refahım giderek,
Onu çalkandığı hüsranlar, içinden çekecek!
Kardeşim kurduğun amali devirmekte ölüm;
Beni göm hurfe-i nisyana, ben artık öldüm!
Hangi bir derdim için ağlıyayım, bilmiyorum.
Döktüğüm yaşları çok görmeyiniz; mağdurum!
O kadar sa'y-i beliğin bu sefalet mi sonu?
Biri evvelce eğer söylemiş olsaydı bunu,
Çalışıp ömrümü çılgınca heba etmezdim,
Ben bu müstakbele mazimi feda etmezdim!
Merhamet bilmeyen insanlara bak, Yarabbi,
Koğuyorlar beni bir sail-i avere gibi!

- Seni bir kerre koğan yok, bu sözün pek haksız.
' İstemem yollamayın ' dersen eğer, kal, yalnız..
Hastasın..

- Hem Verem'im! Söyle, ne var saklayacak!

- Yok canim, öyle değil…

- Öyle ya herkes ahmak,

Bırakırlar mi, eğer gitmemiş olsam acaba?
Doğrudur gitmeliyim.. Koşturunuz bir araba.
Son sınıftan iki vicdanlı refikin koluna
Dayanıp çıktı o biçare, sefalet yoluna.
Atarak arkaya bir lemba-i lebriz-i elem, Onu teb'id edecek paytona yaklaştı ' Verem'!
Tuttu bindirdi çocuklar sararak her yerini,
Öptüler girye-i matem dökerek gözlerini;

- Çekiver doğruca istasyona ….

- Yok, yok, beni ta,

Götür İstanbul’a bir yerde bırak ki; guraba,
- Kimsenin onlara aldırmadığı bir sırada -
Uzanıp ölmeye bir şilte bulurlar orada! Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:04
Haya Sıyrılmış İnmiş
Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde
Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde
Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul
Yalan raiç, hiyanet mültezem, heryerde hak meçhul
Ne tüyler ürperir ya rab, ne korkunç inkılab olmuş
Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:05
Hüsran
Ben böyle bakip durmayacaktim, dili bagli,
Islam'i uyandirmak için haykiracaktim.
Gür hisli, gür imanli beyinler, cosar ancak,
Ben zaten uzunboylu düsünmekten uzaktim!
Haykir! Kime, lakin? Hani sahipleri yurdun?
Ellerdi yatanlar, saga baktim, sola baktim;
Feryadimi artik bogarak, na'sini, tuttum,
Bin parça ettim si'irime gömdüm de biraktim.
Seller gibi vadiyi eninim saracakken,
Hiç çaglamadan, gizli inen yas gibi aktim.
Yoktur elemimden su sagir kubbede bir iz;
Inler 'Safahat'imdaki hüsran bile sessiz! Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:06
İsmi olmayan şiirler 2
Sabah iskambil atar kahvede, aksam domina...

..........

Koylunun bir seyi yok, sihhati, ahlaki bitik;
Bak o sirtindaki mintan bile tiftik tiftik.

Bir kemik, bir deridir olmedi kaldiysa diri;
Nerde evvelki refahin ancak onda biri?

Dam cokuk, arsa rehin, bahceyi icra ister;
Bir kalem borca bedel faizi defter defter!

Hic bakim gormediginden mi nedendir, toprak,
Verilen tohmu da inkar edecek, oyle corak,

Bire dort aldigi yil koylu emin ol, kudurur:
Har vurur bitmeyecekmis gibi, harman savurur.

Ugramaz, gun kavusur, citine yahut evine;
Sabah iskambil atar kahvede, aksam domine.

Muhtasar, gayr-i mufid ilmi kadardir dini;
Ne evamir, ne nevahi, secemez hicbirini.

Namazin semtine bayramlarda ugrar sade;
Hic su gormez yuzunun dusmanidir seccade.

Hani, uc bes kisiden fazla musalli arama;
Mescid ambarlik eder, baska ne yapsin, imama!

Okumak bahsini gec, Cunku o defter kapali,
Bir redif zabiti mektepleri debboy yapali,

Sitma, fuhus, icki, kumar, turlu fecayi' salgin...
Sonra soylenmiyecek sekli de var hastaligin.

Bir taraftan bulanir levse hesapsiz namus;
Bir taraftan serilir topraga milyonla nufus.

..........
ASiM: SAFAHAT-6.Kitap
1919 Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:06
İsmi olmayan şiirler 1
'Hurriyeti aldik! ' dediler, gaybe inandik;
'Eyvah, bu bazicede bizler yine yandik! '

Cem'iyyete bir firka dedik, tefrika cikti:
Sapsaglam iken milletin erkanini yikti.

'Turan ili' namiyle bir efsane edindik;
'Efsane, fakat, gaye! ' deyip az mi didindik?

Kac yurda veda etmedik artik bu ugurda?
Elverdi gidenler, aciyin eldeki yurda!


istanbul
Kanunuevvel 1334
1918 Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:07
İsmi olmayan şiirler 3
'Hic bilenle bilmeyen bir olurmu? '
(Kuran-i Kerim)

Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Oyleyse <> denilen yuz karasindan

Kurtulmaya azmatmeli bastan basa millet.
Kafi degilmi, yoksa bu son ders-i felaket?

Son ders-i felaket neye mal oldu? Dusunsen:
Beynin eriyip yas gibi damlardi gozunden!

'Son-ders-i felaket' ne demektir? Su demektir:
Gelmezse eger kendine millet, gidecektir!

Zira, yeni bir sadmeye(carpma) artik dayanilmaz;
Zira, bu sefer uyku olumdur, uyanilmaz!

Coskun, koca bir sel gibi, daim beseriyyet,
Mustakbele kosmakta verip seyrine siddet.

Daglar, ucurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yuksek, ne de alcak demez orter!

Akvam(kavimler, milletler) o buyuk nehre katilmis birer irmak...
Elbet katilir... Hangisi ister geri kalmak?

Bizler ki bu muthis, bu muazzam cereyanla
Ugrasmaktayiz... Bak, ne kadar cilginiz anla!

Ugras bakalim, yoksa isin, hey saskin!
Kursun gibi sur'atli, denizler gibi taskin

Bir caglayanin menba-i dehhasina(gayet dehsetli) dogru
Tirmanmaya benzer, yuzerek, baska degil bu!

Ey katre-i avare(zavalli damla) , bu cusun, bu hurusun
Ahengine uymazsan, emin ol, bogulursun!

Yillarca, asirlarca suren uykudan artik,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yik!

Bir baksana: gokler uyanik, yer uyaniktir;
Dunya uyanikken uyumak maskaraliktir!

Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana dusmekte bu millet,

Bir hale getirdin ki, ne din kaldi, ne namus!
Ey sine-i islam'a coken kapkara kabus,

Ey hasm-i hakiki, seni oldurmeli evvel:
Sensin bize dusmanlari ustun cikartan el!

Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'i da <> diye tutmus yediyorsun!

Allahtan utan! bari birak dini elinden...
Gir les gibi topraklara kendin, gireceksen!

Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak) ?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!

Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:07
İsmi olmayan şiirler 4
Muslumanlik sizi gayet siki, gayet saglam,
Baglamak lazim iken, anlamadim, anliyamam,

Ayrilik hissi nasil girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti seytan mi sokan zihninize?

Birbirinden muteferrik bu kadar akvami,
Ayni milliyetin atlinda tutan islam'i,

Temelinden yikacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

Arnavutlukla, Araplikla bu millet yurumez..
Son siyasetse bu! Hic boyle siyaset yurumez!

Sizi bir aile efradi yaratmis Yaradan;
Kaldirin ayrilik esbabini artik aradan.

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah,
Ecnebiler olacak sahibi mulkun nagah.

Diye dursun atalar: 'Kal'a icinden alinir.'
Yok ki hicbir isiden... Millet-i merhume sagir!

Bir degil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler ayni siyasetle butun makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, dusman giremez;
Toplu vurdukca yurekler, onu top sindiremez.

Birakin eski hukumetleri meydandakiler
Yetisir, soyle bakip ibret alan varsa eger.

iste Fas, iste Tunus, iste Cezayir, gitti!
iste irak'i da taksim ediyorlar simdi.

Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:08
İsmi olmayan şiirler 5

Umidin her zaman haib, nasibin daima nekbet;
Hayatin gecti husranlarla ey gun gormeyen millet!
Ne devletsiz basin varmis, ne mel'un tali'in, hayret!
Muebbed bir hayat ummus da icmistin.. Fakat seyret
Nasil zehr oldu birden diktigin sahba-yi hurriyet!

Meger altust olurmus en muazzam ars-i istiklal;
Meger pamal edermis en bulend akvami izmihlal;
Meger birden olurmus altiyuz yil beslenen amal,
Ufuklar, bak, adem rendinde zulmetlerle malamal..
Ne beklerdik, nasil ciktin sen ey ferda-yi istikbal!

Bu istikbali ruyamizda gorseydik inanmazdik!
'Sabah olmus' dedik, sezmekle bir avare aydinlik.
Ne haybettir: degilmis fecr-i kazibler kadar sadik!
Cahimi bin hatar kat kat yigilmis, gelde yirtip cik!
ilahi! Bir isik goster, bunaldik busbutun artik!

Fakat hey saskin, istimdad icin Hak'dan yuzun var mi?
Kitabullah'a yuksekten bakan gozler de aglar mi?
Muhakkar gordugun kuvvet bu gun bir bak, muhakkar mi?
Demezdin, ruhu Kur'an'in o lakaydiyle muztar mi?
Ya sen muztar kalir, feryad edersen, aldirirlar mi!

Evet, sen boyle bir ferda-yi mahser-hizi ummazdin,
Haberdar eyleyenler oldu; guldun. Pek de kurnazdin!
Kudurmustan beter bir hale geldin, durmadin azdin!
Dusen ma'suma cikmak gayr-i kaabil bin cukur kazdin:
Gomup ahlaki, artik fuhs icin bah-name'ler yazdin!

Utanmak bilmiyorsun, anladik, lakin ne isterdin:
Su milletin ki levsiyyati bir 'meslek' deyip verdin?
ibadullahi saptirdin, fakat bir yol mu gosterdin?
Gorursen nerden bir namus, fush-abada gonderdin;
Sezersen kimde na-merdane bir fitrat, kanat gerdin!

*
* *

Biyik kirpik, sakal yontuk da tirnaklar birer parmak;
Yikanmaz bir surat, sol gozde beyzi cam, fakat parlak;
Hamamsiz ensenin sirtinda bir yag var: kayar yavsak!
Su, kalcinlarla kivrik pantalon altinda, kiskivrak
Seken Osmanli centilmeninde hicbir duygu yok mutlak...
Utanmak ver, yeter, kaabilse Allah'im, utandirmak!

Mehmet Akif ERSOY

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:09
İsmi olmayan şiirler 6
'Kim Muslumanlarin derdini kendine mal etmezse
onlardan degildir.'

Hadis-i Serif


Muslumanlik nerde! Bizden gecmis insanlik bile...
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kac hakiki musluman gordumse, hep makberdedir;
Muslumanlik, bilmem amma, galiba goklerdedir;
istemem, dursun o payansiz mefahir bir yana...
Gosterin ecdada az cok benziyen kan bana!
isterim sizlerde gormek irkinizdan yadigar,
Cok degil, ancak necip evlada layik tek siar.
Varsa sayet, soyleyin, bir parcacik insafiniz:
Boyle kansiz miydi -hasa- kahraman eslafiniz?
Boyle dusmus muydu herkes ayrilik sevdasina?
Benzeyip sirazesiz bir mushafin eczasina,
Hic gorulmus muydu olsun kayd-i vahdet tarumar?
Boyle olmus muydu millet canevinden rahnedar?
Boyle acliktan bogazlar miydi kardes kardesi?
Boyle adet miydi bi-perva, yemek insan lesi?

Irzimizdir cignenen, evladimizdir dogranan...
Hey sikilmaz, aglamazsan, bari gulmekten utan! ...
'His' denen devletliden olsaydi halkin behresi:
Payitahtindan bugun tasmazdi sarhos naresi!

Kurd uzaklardan bakar, dalgin gorurmus merkebi.
Saldirimis ansizin yaydan bosanmis ok gibi.
Lakin, ask olsun ki, aldirmaz otlarmis esek,
Sanki tavsanmis gelen, yahut kiliksiz kostebek!
Kar sayarmis bir tutam ot fazla olsun yutmayi...
Hasmi, derken, cullanirmis yutmadan son lokmayi! ...

Bu hakikattir bu, sasmaz, bildigin usluba sok:
Halimiz merkeple kurdun ayni, asla farki yok.
Burnumuzdan tuttu dusman; biz bogaz kaydindayiz;
Bir bakin: hala mi hala ihtiras ardindayiz!
Saygisizlik elverir... Bir parca olsun arlanin:
Vakti coktan geldi, hem gecmektedir arlanmanin!
Davranin haykirmadan nakus-u izmihaliniz...
Oyle bir buhrana sapmistir ki, zira, halimiz:
Zevke dalmak soyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranin zira gulunc olduk butun bir aleme,
Beklesirken gokte yuz binlerce ervah, intikam;
Yerde kalmis, na'sa benzer kavm icin durmak haram! ...
Kahraman ecdadinizdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur.

1913 Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:09
İstiklal Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hak'ka tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.
'Medeniyyet! ' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak'kın;
Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal! Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:10
Kıssadan Hisse
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
' Tarih ' i ' tekerrür ' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:10
Kosova
Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova
Sen misin yoksa hayalin mi vefasız kosova
Hani binlerce mefahirdi senin her adımın
Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım'ın
Hani asker, hani kalbinde yatan şah-ı şehid
Söyle Meşhed öpeyim secde edip toprağını
Yokmudur Murad'ın sende iki üç damla kanı Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:11
Meyhane
Canim sıkıdı dun aksam, sokak sokak gezdim;
Sonunda bir yere saptim ki, once bilmezdim.

Bitince bir sira ev, sonra bir de virane,
Dikildi karsima bir han kilikli meyhane:

Basik tavanli, karanlik, sefil bir dukkan;
icinde bir masa, yahut civar tabutluktan

Atilma cok olu gormus acikli bir tenesir!
Yaninda hurdasi cikmis bir eski pusku sedir.

Sakat, bacaksiz on, on bes hasirli iskemle,
Kirik dokuk siseler, bir de cinko tepsiyle,

Bes on kadeh, iki uc testi... Sonra tezgahlik
Eden yan ustune devrilme kirli bir sandik.

Sonuk sonuk yaniyor rafta isli bir lamba...
Onunde bir kume: fes, takke, hirka, salta, aba

Kimildanip duruyorken, sefil bir sohbet,
BU isli zulmete vermekte busbutun vahset:

-Kuzum Dimitri, bu aksam biraz ziyadece ver...
-Ziyade, anladik amma ya ictigin siseler?

-Cizersin..
-Oyle mi? Lakin, silinmiyor cetele!
Bakin tavan tebesirden gorunmez oldu...
-Hele!

-Bizim pesin paramiz... Anladin mi dun kurusu?
-Ayol tukendi mezem... Bari koy biraz tursu.

Aratti kendini ustan... Dinince dinlersin!
-Hasan be, sende nasil nazli nazli soylersin!

Nedir o turku... Aman baska yok mu? ... Hah, soyle!
-Omer, ne nazlaniyorsun? Biraz da sen soyle.

-Nevazil olmusum, Ahmed, birak sesim yok hic...
-Sesin mi yok? Acilir simdi: bir imam suyu ic!

-Yarin ne istesin Osman?
-Ne isteyim... Burada!
-Dimitri corbaci, doldur! Ne durmusun orada?

-O kim gelen?
-Baba Arif.
-Sakalli, gel bakalim...
Yanas.
-Selamunaleykum.
-Otur biraz cakalim...

-Dimitri, hey parasiz geldi sanma, iste para!
-Ey anladik a kuzum...
-Sar be yoldasim cigara...

-Aman bizim Baba Arif susuz musuz iciyor!
-Onun bi dalgasi olmak gerek: Tunel geciyor.

-Moruk, kacinci kadeh? Simdicik sizarsin ha!
-Sizarsa mis gibi yer, yetmemis adam degil a.

Yavas yavas kafalar, kelleler kizismisti,
Agiz, burun, hele sesler butun karismisti;

Dikildi agzina baktim, acik duran kapinin,
Fener elinde bir erkek, yaninda bir de kadin.

Bes on dakika suren bir dusunceden sonra,
Kadin girdi o zulmet-sera-yi menfura.(Nefret edilen karanlik yer)

Gozunde ebr-i teessur, yuzunde hun-i hicab, (uzuntu gozyaslari)
Vucudu ra'se-i na-car-i ye's icinde harab, (caresizlik uzuntusu)

Teveccuh eyleyerek sonradan gelen Babaya:
-Demek tasinmali artik coluk cocuk buraya!

Ayol, nedir bu senin yaptigin? Utan azicik...
Anan da, ben de, yumurcaklarin da ac kaldik!

Ne is, ne guc, gece gunduz icip zibar sade;
Sakin dusunme cocuklar acep ne yer evde?

Evet, sen el kapisinda surun isin yoksa!
Getir bu sarhosa yutsun, getir paran coksa!

Zavalli ben... Camasir, tahta, her gun ugras da,
Sonunda bir paralar yok, el elde bas basta!

O tahtalar, camasirlar da gecti, yok halim...
Ayakta sallanisim zorlanir Huda alim!

Calismadin, beni hep bunca yil calistirdin;
O yavrucaklari ciplak, sefil alistirdin;

Bilir mahalleli kim, aldigin zamanda beni,
Cehiz cimenle donatmisti beybabam evini.

Ne oldu simdi o esya? Satip kumarda yedin!
Evet, kumarda yedin, hem de karsilarda yedin!

.......................
.......................

Herif! Su halime bak, merhametli ol azicik...
Birak o zikkimi, ictiklerin yeter artik.

Efendiler, agalar, siz de bir nasihat edin,
Sizin belki var evladiniz...
-Hasan, ne dedin?

-Birak, kopoglu kadin amma calceneymis ha!
-Benimki cok daha fazlaydi.
-Etme!
-Elbet ya!

Onun icin bosadim. Sen isitmedin mi Halim?
-Kadin lakirdisi girmez kulagima zati benim.

Senin kadin dedigin adete pabuc gibidir:
Biraz vakti tasinir, sonradan degistirilir.

Kadin bu sozleri duymaz, tazallum eylerdi;
Herif mezar tasi tavriyle sade dinlerdi;

Acilip agzi nihayet, acilmaz olsa idi!
Tasip dokuldu, icinden su la'net-i ebedi:

-Cehennem ol seni hinzir orospu, git Bossun!
-Ben anladim isi, sen komsu, iyice sarhossun;

Ayiltiniz sunu yahut!
-ilismeyin!
-Birakin!
Herif ayildi mi, bilmem, dusup bayildi kadin!


SAFAHAT-Birinci Kitap Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:11
Müslümanlık Nerde
Müslümanlık Nerde
Müslümanlik nerde! Bizden geçmis insanlik bile...
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlik, bilmem amma, galiba göklerdedir;
Istemem, dursun o payansiz mefahir bir yana...
Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!
Isterim sizlerde görmek irkinizdan yadigar,
Çok degil, ancak Necip evlada layik tek siar.
Varsa sayet, söyleyin, bir parçacik insafiniz:
Böyle kansiz miydi -hasa- kahraman ecdadiniz?
Böyle düsmüs müydü herkes ayrilik sevdasina?
Benzeyip sirazesiz bir mushafin eczasina,
Hiç görülmüs müydü olsun kayd-i vahdet tarumar?
Böyle olmus muydu millet canevinden rahnedar?
Böyle açliktan bogazlar miydi kardes kardesi?
Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan lesi?
Irzimizdir çignenen, evladimizdir dogranan...
Hey sikilmaz, aglamazsan, bari gülmekten utan! ...
'His' denen devletliden olsaydi halkin behresi:
Payitahtindan bugün tasmazdi sarhos naresi!
Kurd uzaklardan bakar, dalgin görürmüs merkebi.
Saldirirmis ansizin yaydan bosanmis ok gibi.
Lakin, ask olsun ki, aldirmaz otlarmis esek,
Sanki tavsanmis gelen, yahut kiliksiz köstebek!
Kâr sayarmis bir tutam ot fazla olsun yutmayi...
Hasmi, derken, çullanirmis yutmadan son lokmayi! ...
Bu hakikattir bu, sasmaz, bildigin usluba sok:
Halimiz merkeple kurdun ayni, asla farki yok.
Burnumuzdan tuttu düsman; biz bogaz kaydindayiz;
Bir bakin: hala mi hala ihtiras ardindayiz!
Saygisizlik elverir... Bir parça olsun arlanin:
Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanin!
Davranin haykirmadan nakus-u izmihaliniz...
Öyle bir buhrana sapmistir ki, zira, halimiz:
Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranin zira gülünç olduk bütün bir aleme,
Beklesirken gökte yüz binlerce ervah, intikam;
Yerde kalmis, na'sa benzer kavm icin durmak haram! ...
Kahraman ecdadinizdan sizde bir kan yok mudur?
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:12
Necid Çöllerinde
Yâ Nebi...
Şu halime bak
Nasıl ki bağrı yanar gün kızınca sahranın,
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın.
Hârimi Pâkine can atmak istedim durdum,
Gerildi karşıma yıllarca ailem yurdum.
Tahammül et dediler, hangi bir zamana kadar,
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak,
Önümde durmadı artık ne hanuman ne ocak.
Yıkıldı hepsi, ben aştım diyar-ı Sudan’ı,
Üç ay tihame deyip çiğnedim beyebanı.
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada,
Yetişmeseydin eğer Ya Muhammed imdada.
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin,
Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin.
İradem olduğu gündür senin iradene râm,
Bir an olsun yollarda durmak bana oldu haram.
Bütün hayakil-i hilkat ile hasbihal ettim,
Leyâle derdimi döktüm, cibali söylettim.
Yanıp tutuşmadan yummadım gözümü,
Nücuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azab-ı Hecrine katlandım elli üç senedir,
Sonunda anlıma çarpan bu zalim örtü nedir?
Üç beş sineyi hicran içinde inleterek,
Çıkan yüreklere husran mı, merhamet mi gerek.
Demir nikabını kaldır mezarı pâkinden,
Bu hasta ruhumu artık, ayırma hakinden.
nedir o meşale, nurun mu ya Resulallah
Sükûn içinde bir an geçti, sonra kısa bir âh....

Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:12
Nerdesin
La-mekanlarda mısın, nerdesin, ey gaib ilah?
Dönerim enfüsü, afakı ezelden beridir.
Serpilip kubbene donmuş, o ışık damlaları,
Seni, yer yer arayan yaşlarımın izleridir1 Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:13
Nevruz'a
İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz?
Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek.
Lafı bol, karnı geniş soyları taklid etme;
Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:13
Oğlum ,Bu Temenni Neye Benzer ,Bana Bak:
Oğlum ,bu temenni neye benzer, bana bak:
Eşeklerin canı yükten yanar,aman derler,
Nedir bu çektiğimizderd,çifte çifte semer!
Biriyle uğraşırken gelip çatar öbürü;
Gelir ki taş gibi hain, hem eskisinden iri.

Semerci usta geberseydi...değmeyin keyfe!
Evet,gebermelidir inkisar edin herife.
Zavallı usta göçer bir gün akibet, ancak,
Makaami öyle uzun boylu nerede boş kalacak?
Çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye;
Takım biçer durur artık gelen giden eşeğe.
Adam meğer acemiymiş, semerse haylı hüner;
Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler.
Bütün o beller ,omuzlar çürür çürür oyulur;
Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur.
''Giden semerciyi ,derler, bulurmuyuz şimdi?
Ya böyle kalfa değil , basbayağı muallimdi.
Nasıl da kadrini vaktıyla bilemedik ,tuhaf i$:
Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!''
Nasihatim sana:''herzeyle iştigali bırak!
Adamlığın yolu neredeyse, bul da girmeye bak!
Adam mısın: ebediyyen cihanda hürsün gez;
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere
Küfür savurma boyun kestiğin semercilere. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:14
Olmaz ya... Tabii...
'Hiç bilenle bilmeyen bir olurmu? '
(Kuran-ı Kerim)

Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse <> denilen yüz karasından

Kurtulmaya azmatmeli baştan başa millet.
Kafi değilmi, yoksa bu son ders-i felaket?

Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:
Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!

'Son-ders-i felaket' ne demektir? Şu demektir:
Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!

Zira, yeni bir sadmeye(çarpma) artık dayanılmaz;
Zira, bu sefer uyku ölümdür, uyanılmaz!

Coşkun, koca bir sel gibi, daim beşeriyyet,
Müstakbele koşmakta verip seyrine şiddet.

Dağlar, uçurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yüksek, ne de alçak demez örter!

Akvam(kavimler, milletler) o büyük nehre katılmış birer ırmak...
Elbet katılır... Hangisi ister geri kalmak?

Bizler ki bu müthiş, bu muazzam cereyanla
Uğraşmaktayız... Bak, ne kadar çılgınız anla!

Uğraş bakalım, yoksa işin, hey şaşkın!
Kurşun gibi sur'atli, denizler gibi taşkın

Bir çağlayanın menba-i dehhasına(gayet dehşetli) doğru
Tırmanmaya benzer, yüzerek, başka değil bu!

Ey katre-i avare(zavallı damla) , bu cüsun, bu hüruşun
Ahengine uymazsan, emin ol, boğulursun!

Yillarca, asırlarca süren uykudan artık,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!

Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır!

Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana düşmekte bu millet,

Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus!
Ey sine-i islam'a çöken kapkara kabus,

Ey hasm-i hakiki, seni öldürmeli evvel:
Sensin bize düşmanları üstün çıkartan el!

Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'ı da <> diye tutmuş yediyorsun!

Allahtan utan! bari bırak dini elinden...
Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!

Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat(susturmak) ?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!


18 Cemaziyelevvel 1331
11 Nisan 1329
1913 Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:14
Ordunun Duası
Yılmam ölümden, yaradan, askerim
Orduma 'Gazi' dedi Peygamber'im
Bir dileğim var ölürüm isterim
Yurduma tek düşman ayak basmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber

Türk eriyiz silsilemiz kahraman
Müslümanız Hakk'a tapan müslüman
Putları Allah tanıyanlar, aman
Mescidimin boynuna çan asmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber

Millet için etti mi ordum sefer
Kükremiş arslan kesilir her nefer
Döktüğü kandan göğe vursun zafer
Toprağa bir damlası boşa akmasın


Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber

Ey ulu Peygamberimiz nerdesin
Dinle minaremde öten gür sesin
Gel! Bana yar ol ki cihan titresin
Kimse dönüp süngüme yan bakmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:15
Resmim İçin
Bir canli izin varsa şu toprakta, silinmez;
Ölsen, seni sırtında taşır toprağın altı.
Ey gölgeden ümmid_i vefa eyleyen insan!
Kaç gün seni hatırlayacaktır şu karaltı? Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:15
Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi
Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,
Aylar bize hep muharrem oldu!
Akşam ne güneşli bir geceydi...
Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!
Âlem bugün üç yüz elli milyon
Mazlûma yaman bir âlem oldu!
Çiğnendi harîm-i pâki şer'in;
Nâmûsa yabancı mahrem oldu!
Beyninde öten çanın sesinden
Binlerce minâre ebkem oldu.
Allah için, ey Nebiyy-i mâsûm,
İslâm'ı bırakma böyle bîkes,
İslâm'ı bırakma böyle mazlûm.

(30 mayıs 1330)
(1914) Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:16
Ressam Haklı
Bir zaman vardı ya tarih-i mukaddes modası...
Yeni yaptırdığı köşkün büyücek bir odası
Mutfakta eski resimler ile hep süslensin
Diye ressam aratır hayli zaman bir zengin.
Biri peyda olarak 'Ben yaparım' der, kolunu
Sıvayıp akşama varmaz, sekiz arşın salonu
Sıvar ama ne sıvar...Sahibi der:
-Usta bu ne?
Kıpkızıl bir boya çektin odanın her yerine! ..
-Bu resim, askeri basmakta iken Firavun' un
Kızıl Deniz yarılıp geçmesidir Musa' nın
-Hani Musa, be adam?
-Çıkmış efendim karaya
-Firavun nerde?
-Boğulmuş.
-Ya bu kan rengi boya?
-Kızıl Deniz, a efendim yeşil olmaz ya bu da!
-Çok güzel levha imiş, doğrusu şenlendi oda! .. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:17
Sabah iskambil atar kahvede, akşam domine...

Köylünün bir şeyi yok, sıhhatı, ahlakı bitik;
Bak o sırtındaki mintan bile tiftik tiftik.

Bir kemik, bir deridir ölmedi kaldıysa diri;
Nerde evvelki refahın ancak onda biri?

Dam çökük, arsa rehin, bahceyi icra ister;
Bir kalem borca bedel faizi defter defter!

Hiç bakım görmediğinden mi nedendir, toprak,
Verilen tohmu da inkar edecek, öyle çorak,

Bire dört aldığı yil köylü emin ol, kudurur:
Har vurur bitmeyecekmiş gibi, harman savurur.

Uğramaz, gün kavuşur, çitine yahut evine;
Sabah iskambil atar kahvede, akşam domine.

Muhtasar, gayr-i mufid ilmi kadardır dini;
Ne evamir, ne nevahi, secemez hiçbirini.

Namazın semtine bayramlarda uğrar sade;
Hiç su görmez yüzünün düşmanıdır seccade.

Hani, üç beş kişiden fazla musallı arama;
Mescid ambarlık eder, başka ne yapsın, imama!

Okumak bahsini geç, Çünkü o defter kapalı,
Bir redif zabıtı mektepleri debboy yapalı,

Sıtma, fuhuş, içki, kumar, türlü fecayı salgın...
Sonra söylenmiyecek şekli de var hastalığın.

Bir taraftan bulanır levse hesapsız namus;
Bir taraftan serilir toprağa milyonla nufus.

.........
Mehmet Akif ERSOY

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:18
Sultan Yalısı
Cosar avizeler atrık köpürür kandiller
Bu I$Ik çağlıyanından bütün afak inler
Yalının cephesi baştan başa nur
Nim açık pencereler reng ü ziyadan mahmur

Al, yeşil mavi fenerlerle donanmış kıyılar
Serv-i siminler atılmış suya titrer par par
Dalgalardan seken üç çifte kayıklar sökerek
Süzülür sahile şahin gibi; yüzlerce kürek

Bir taraftan bu akın yükseledursun
Bir taraftan, dökülür öndeki saflar saraya
Rıhtımın taşları, zümrüt gibi İran halısı
Suda bitmiş çimen, üstünde de Sultan yalısı Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:18
Sırtlan
Sırtlanları Geçmişti Beşer yırtıcılıkta
Dişsizmi Bir İnsan Onu Kardeşi Yerdi Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:19
Süleymaniye Kürsüsünden
Bir de İstanbul'a geldim ki: bütün çarşı, pazar
Naradan çalkanıyor, öyle ya... Hürriyet var!

Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş... doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.

Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hülya ile, gözler kızgın;

Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!

Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak
-Yaşasın
-Kim yaşasın?
-Ömrü olan.
Şak! Şak! Şak!

Ne devairde hükümet, ne ahalide bir iş!
Ne sanayi, ne maarif, ne alış var, ne veriş.

Çamlıbel sanki şehir, zabıta yok, rabıta yok;
Aksa kan sel gibi, dindirecek vasıta yok.

'Zevk-i hürriyeti onlar daha çok anlamalı'
Diye mekteblilerin mektebi tekmil kapalı!

İlmi tazyik ile ta'lim, o da istibdad
Haydi öyleyse çocuklar, ebediyyen azad.

Nutka gelmiş öte dursun hocalar bir yandan...
Sahneden sahneye koşmakta bütün şakirdan.

Kör çıban neşterin altında nasıl patlarsa,
Hep ağızlar deşilip, kimde ne cevher varsa,

Saçıyor ortaya, ister temiz, ister kirli;
Kalmıyor kimseciğin muzmeri artık gizli.

Dalkavuk devri değil, eski kasaid yerine
Üdebanız ana-avrat sövüyor birbirine.

Türlü adlarla çıkan namütenahi gazete,
Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.

İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit
Bularak fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it

Yürüyor dine beş on maskara, alkışlanıyor,
Nesl-i hazır bunu hürriyet-i vicdan sanıyor.

Kadın erkek koşuyor borc ederek Avrupa'ya...
Sapa düşmekte bizim şıklara, zannım Asya.

Hakka tevfiz ile üç dane yetişmiş kızını,
Taşıyanlar bile varmış, buradan baldızını...

Analık ilmi için Paris'e, yüksünmeyerek...
Yük ağır, ecri de nisbetle azim olsa gerek. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:19
Şark

Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbusu,
Asırlar var ki, İslam’ın muattal, beyni, bâzusu,
“Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? ” diyorlar. Gördüğüm yer yer

Harap iller, serilmiş hânümanlar, başsız ümmetler,
Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar,
Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar,
Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar;
Tegallüpler, esaretler, tahakkümler, mezelletler;
Riyâlar, türlü iğrenç iptilâlar, türlü illetler;
Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;
Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar;
Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar;
“Gazâ” nâmiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar;
Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar;
Emek mahrumu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar! ...

Geçerken, ağladım geçtim; dururken ağladım durdum;
Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum.
Mezarlar, âhiretler, yükselen karşımda dûradûr;
Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr?
Derinlerden gelir feryadı yüz binlerce âlâmin;
Ufuklar bir kızıl çember, bükük boynunda islâm’ın!
Göğüsler hırlayıp durmakta, zincirler daralmakta;
Bunalmış kalmış üç yüz elli milyon, cansa gırtlakta!
İlâhi! Gördüğüm âlem mi insaniyetin mehdi?
Bütün umranı tarihin bu çöllerden mi yükseldi?
Şu zâirsiz bucaklar mıydı Vahdaniyetin yurdu?
Bu kumlardan mı, Allah’ım, nebiler fışkırıp durdu?
Henüz tek berk-ı iman çakmadan cevvinde dünyanın,
Bu göklerden mi, Yârap, coştu, sağnak sağnak, edyanın?
Serendip’ler şu sahiller mi, cûdiler bu dağlar mı?
Bu iklimin mi İbrahim’e yol gösterdi ecramı?
Haremler, beyt-i Makdisler bu topraktan mı yoğruldu?
Bu vâdiler mi dem tuttukça bihûş etti DÂVÛD’u?
Hirâ’lar, Tûr-u Sinâ’lar bu afakın mı şehkarı?
Bu taşlardan mı, yer yer, taştı Ruh-ullah’ın esrarı?

Cihanın garb’ı vahşet-zâr iken, Şark’ında karnak’lar,
Haremler, Sedd-i Çinler, Tak-ı Kisrâlar, Havernaklar,
İrem’ler, Sûr-u Bâbil’ler semâ-peymâ değil miydi?
O maziler, İlâhi, bir yıkık rüyâ mıdır şimdi?
Ne yapsın, nâ-ümid olsun mu Şark’ın intibahından?
Perişan rûhumuz, hâip, dönerken Bâr-gahından?

Bu haybetten usandık biz, bu hüsran artık el versin!
İlâhi, nerde bir nefhan ki, donmuş hisler ürpersin,
Serilmiş sineler, kâbusu artık silkip üstünden.
“HAYAT ELBETTE HAKKIMDIR! ” desin, dünya “DEĞİL! ” derken-

İSTANBUL,19 EYLÜL 1334
1918

MEHMET AKİF ERSOY

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:20
Tebrik
Gökten ay parçası halinde, o rahmet güneşi,
İndi afaka bu akşam, bu mübarek akşam.
Ebedi kandili yaktıkça, Huda'dan dilerim,
Parlasın dursun o iman senin alnında, Paşam! Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:20
Şehidler Abidesi İçin
Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.
Hakk'ın bu veli kulları taş türbeye girmez;
Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:21
Uyan
Baksana kim boynu bükük ağlayan.
Hakkı hayatındır senin ey müslüman,
Kurtar artık o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan.

Bunca zamandır uyudun kanmadın,
Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kerre kımıldanmadın.

Ninni değil dinlediğin velvele,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandır adı,
Haydi katıl sen de o coşkun sele.

Karşı durulmaz cereyan sine-çak...
Varsa duranlar olur elbet helak.
Dalgaların anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir inhimak?

Dehşeti maziyi getir yadına;
Kimse yetişmez yarın imdadına.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladına?

Ben onu dünyaya getirdim diye
Kalkışacaksın demek öldürmeye!
Sevk ediyormuş meğer insanları,
Hakkı-ı übüvvet de bu caniliğe!

Doğru mudur ye’s ile olmak tebah?
Yok mu gelip gayrete bir intibah?
Beklediğin subh-i kıyamet midir?
Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!

Gözleri maziye bakan milletin,
Ömrü temadisi olur nakbetin.
Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
Görmeye lakin daha yok niyyetin.

Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet.

Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün ortada hak sahibi,
Bir kişidir: 'Hakkımı vermem' diyen. Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:22
Tek Hakikat
Tek hakikat var, evet, bellediğim dünyadan,
Elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın:
Hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız;
Sade, i'lanı çekilmez bu acaib aşkın! Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:23
Ümidin Her Zaman Haib
Ümidin her zaman haib, nasibin daima nekbet;
Hayatın geçti hüsranlarla ey gün görmeyen millet!
Ne devletsiz başın varmış, ne mel'un tali'in, hayret!
Muebbed bir hayat ummuş da içmiştin.. Fakat seyret:
Nasıl zehr oldu birden diktigin sahba-yı hurriyet!

Meğer altüst olurmuş en muazzam arş-i istiklal;
Meğer pamal edermiş en bülend akvami izmihlal;
Meğer birden olurmuş altıyüz yıl beslenen amal,
Ufuklar, bak, adem rendinde zulmetlerle malamal..
Ne beklerdik, nasıl çıktın sen ey ferda-yi istikbal!

Bu istikbalı rüyamızda görseydik inanmazdık!
'Sabah olmuş' dedik, sezmekle bir avare aydınlık.
Ne haybettir: değilmiş fecr-i kazıbler kadar sadık!
Cahimi bin hatar kat kat yığılmış, gelde yırtıp çık!
ilahi! Bir ışık göster, bunaldık büsbütün artık!

Fakat hey şaşkın, istimdad için Hak'dan yüzün var mı?
Kitabullah'a yüksekten bakan gözler de ağlar mı?
Muhakkar gördüğün kuvvet bu gün bir bak, muhakkar mı?
Demezdin, ruhu Kur'an'ın o lakaydıyle muztar mı?
Ya sen muztar kalır, feryad edersen, aldırırlar mı!

Evet, sen böyle bir ferda-yı mahşer-hızı ummazdın,
Haberdar eyleyenler oldu; güldün. Pek de kurnazdın!
Kudurmuştan beter bir hale geldin, durmadın azdın!
Düşen ma'suma çıkmak gayr-i kaabil bin çukur kazdın:
Gömüp ahlakı, artık fuhş için bah-name'ler yazdın!

Utanmak bilmiyorsun, anladık, lakin ne isterdin:
Şu milletin ki levsiyyatı bir 'meslek' deyip verdin?
İbadullahı saptırdın, fakat bir yol mu gösterdin?
Görürsen nerden bir namus, fuşh-abada gönderdin;
Sezersen kimde na-merdane bir fitrat, kanat gerdin!

*
* *

Bıyık kirpik, sakal yontuk da tırnaklar birer parmak;
Yıkanmaz bir surat, sol gözde beyzi cam, fakat parlak;
Hamamsız ensenin sırtında bir yağ var: kayar yavşak!
Şu, kalcınlarla kıvrık pantalon altında, kıskıvrak
Seken Osmanlı centilmeninde hiçbir duygu yok mutlak...
Utanmak ver, yeter, kaabilse Allah'ım, utandırmak!


29 Tesrinisani 1328
(1912) Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:23
Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabahı?
'İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden,

bizi helâk eder misin, Allah’ım? '

(A’râf 155)



Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında

Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i

Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın

Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?

Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?

Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?

Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?

İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?

Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ

Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?

Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!



Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık

Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın

Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi

Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!

Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!

En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!

İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!

Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!


4 Cemaziyelevvel 1331 - 28 Mart 1329 (1913) Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 13:24
Zulmü Alkışlayamam
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!...
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu? Mehmet Akif Ersoy

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:38
Aç Kapıyı
Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden. Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:39
Anneciğim
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...

(1926) Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:39
Beklenen
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar? Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:39
Büyük Doğu Marşı
Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebet.

Allahın seçtiği kurtulmuş millet!
Güneşten başını göklere yükselt!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur yolu izinden git, KILAVUZ’un!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuzun!

Yürü altın nesli, o tunç Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!



Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!

(1983) Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:39
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul... Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:40
Çile
Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

Ateşten zehrini tattım bu okun.
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok) un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye.

Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kâinat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selâm, selâm sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..
…………………………………..

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mâverâ dede.
Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İçiçe mimarî, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak... Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:43
Dalgalar
Sarmış deniz kızları gibi dalgalar bizi,
Uzun saçları gümüş, şeffaf tenleri fosfor.
Yumuşak başlarıyla sarsarak teknemizi,
Yolcu, gittiğin sahil nerde diye bağırıyor.

Ne bir kıyıdan eser, ne bir ışıktan eser,
Sulardan daha derin, yolun karanlıkları.
Dalgalar, yürüyünüz, arayalım beraber,
Başımızı dövecek yalçın kayalıkları! .. Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:43
Destan
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey,
Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu;
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.

(1947) Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:44
Geçen Dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?

Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?

Acaba tütsü yaksam
Görünür mü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam?

Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?

Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.

Gün geldi,saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı! Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:44
Gel
Yüzün bir sebepsiz korkuyla uçuk,
O gün başucuma karalarla gel
Arkanda, çepçevre, kızıl bir ufuk,
Tepende simsiyah kargalarla gel

Elinden, dal gibi düşerken ümit,
Ne bir hasret dinle, ne bir ah işit;
Bir yaprak ol, esen rüzgarlarla git,
Kırık bir tekne ol, dalgalarla gel. Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:45
Gençliğe Hitabe
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır! .. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? ' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...

Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...

Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ' diyecek... Kapitaliste ise 'Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...

'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usûle, stratejiye uygun bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...

Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'nasıl'ını ve 'ne idüğü'nü her haliyle gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...

İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil! Allahın selâmı üzerine olsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ... Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:47
İşim Acele
Gökte zamansızlık hangi noktada?
Elindeyse yıldız yıldız hecele!
Hüküm yazılıyken kara tahtada
İnsan yine çare arar ecele!

Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!

(1972) Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:47
Kaldırımlar 1
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,

Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:47
Kaldırımlar 2
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

(1927) Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:48
Kaldırımlar 3
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgar beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan... Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:48
Muhasebe
Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos! ! !
Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle...
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?
Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen...
İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana. Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:49
Sakarya Türküsü
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

(1949) Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:49
Surda Bir Gedik Açtık
Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es... Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:49
Zindandan Mehmed'e Mektup
Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.

Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

(1961) Necip Fazıl Kısakürek

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:50
İhanet
İki yüz ihanet, yalan ihanet.
Vurgunlar ihanet, talan ihanet.
İnsanı insandan çalan ihanet.
Haksız yere hüküm salan ihanet.

İhanet, söz verip sözünü yutmak.
İhanet, gizlice çelmeler atmak.
İhanet, değeri değmeze satmak.
İhanet, beyhude gaflete yatmak.

İhanet, vatana sahip çıkmayış.
İhanet, gereksiz, yersiz arayış.
İhanet, dar günde puşta yarayış.
İhanet, gür diye bir kel tarayış.

İhenet, bir dostun boşuna kaybı.
İhanet, insana insalık aybı.
İhanet, bozmaktır adil adabı.
İhanet, yanlış yapmaktır hesabı.

İhanet, birini hiçe saymaktır.
İhanet, tuzaktan zevkler duymaktır.
İhanet, kalleşçe gözler oymaktır
İhanet, vicdanı elden koymaktır. Mehmet Yücel

DuYGuNiSa
12-29-2009, 20:51
Yiğit Mehmet,Şehit Mehmet
Altı ay önce besmele ile çıktı baba ocağından
Yiğit Mehmet,şehit Mehmet
Heyecanlı ve gururluydu yol boyunca
Yiğit Mehmet,şehit Mehmet

Birliğine büyük bir istekle koştu
Yiğit Mehmet,şehit Mehmet
Operasyonlarda en öndeydi
Yiğit Mehmet,şehit Mehmet

Son çatışmasıymış bu seferki bilemedi
Yiğit Mehmet,şehit Mehmet
Mertçe vuruldu alnından
Yiğit Mehmet,şehit Mehmet

Bu aziz vatanda Mehmetler asla tükenmeyecek
Bir gidecek, binler gelecek
Yetmiş milyonun kalbinde yaşayacak
Yiğit Mehmet,şehit Mehmet.

(Gaziantep 22.10.2007) Fatih Arsu

DuYGuNiSa
01-01-2010, 17:55
Nefis

Nefis insanın özü, ifadesi ve hızı,Hep değişik havalar çalar elinde sazı.

Ona takılan er-geç sürüklenir zevâle,
Bir bilinmez yolla ki, gelmemiştir hayâle.
Nefsiyle insanlar hem diridir hem de ölü,
Ölüp gidenler hicran mezarına gömülü...
İnsanî duygular birer za'f, nefis bir avcı,
Onun ağına düşmek acılardan da acı... İnsan bu serkeş ata gem vurup bağlamalı, Ona her takılışında bin yıl ağlamalı..!

DuYGuNiSa
01-05-2010, 18:26
Bir ümrân doğuyorken Kâbe rûhundan mülhem;
Bir tuğlalık boşluğa hayal kurmuştu sinem.
Duâlar tutunurken Arş eşiğine bîmecâl;
Ezanlar yağıyordu göklerden Bilâl, Bilâl!.

DuYGuNiSa
01-05-2010, 18:27
“Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî,
Kâfi değil sadâna cihân-ı Muhammedî.
Sultan Selim-i Evvel’i râm etmeyip ecel,
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî.”

DuYGuNiSa
01-05-2010, 18:39
“İnmemiştir hele Kur’ân bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için.”
M. Akif Ersoy

DuYGuNiSa
01-05-2010, 18:57
Ey bahar yolcusu!
Ey pek çok kişinin dua etmesine vesile olan yolcu!
Bize tohumların çiçeğe gebe olduğu bir bahar mevsiminde, hakiki baharı hatırlatarak ne büyük bir iyilik yaptığını bir bilsen!
Ölümü hatırlattığın kişi sayısı ve sana edilen dualardaki harfler adedince Rabb’im sana rahmet, ailene de sabır ihsan eylesin... Öbür taraftaki Hak dostlarına, bizden selâm söyle.
Müjdeler sana, endişeler bize.
Dualar sana, korkular bize.
Ebedî âlemde biz sevenlerini unutma.

DuYGuNiSa
01-05-2010, 19:01
“Sus ey dîvâne! Durmaz kâinâtın seyr-i mu’tâdı,
Ne sandın! Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı?
Bugün, sen kendi kendinden ümîd et ancak imdâdı;
Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı;
Cihan kanûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı!
Ne yaptın? “Leyse li’l-insâni illâ mâ-se’â” vardı!..”

DuYGuNiSa
01-05-2010, 19:01
“İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryad ediyor: Âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhî?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i ilâhî!”

DuYGuNiSa
01-05-2010, 19:01
“İlâhî! Bir müeyyed, bir kerîm el yok mu, tutsun da,
Çıkarsın Şark’ı zulmetten, götürsün fecr-i mev’ûda?”
(M. Âkif)

DuYGuNiSa
01-05-2010, 19:02
“Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var
Bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.”

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:30
Ağıt
Acı bir tebessümle elvedâ deyiş vardı
Ağır ağır el sallayış, boyun bükük bakış vardı
Derinlerden kopup gelen hüzün dolu bir âh vardı..
Arkasından hıçkırıklar, ağlayışlar, ağıt kaldı.
Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:31
Âmâ
Renk renk uçuşuyor yüreğimde
Kuşlarla birlikte kelebekler
Rengârenk görünüyor
Türlü kokularıyla çiçekler
Göremeyenler bana âmâ diyorlar
Gülüyorum
Göremediklerini ben görüyorum

Işığı sönmüş olabilir gözlerimin
Ben kulaklarımla
Görüyorum
Yorgun düşmüş olabilir kapakları
Ellerimle görüyorum
Dokunuyorum rüzgara
Hissediyorum
Her nefes alışta ciğerlerime
Dünyaları, dolduruyorum boşaltıyorum
Ben görüyorum
Oysa âmâ diyorlar
Gülüyorum
Göremediklerini ben görüyorum

Aguşunu açmış toprağa yeşil yeşil dokunuyor;
Yağmur taneleri
Kokluyorum,
Okyanuslarla masmavi buluşuyor
Seziyorum,
Sineleri pespembe yatıştırıyor
Yaşıyorum

Gözlerim senin gibi olmayabilir yavrum
Yüreğimdir gören, onunla görüyorum

Koklayarak görüyorum yavrum
Duyarak görüyorum
Dokunarak görüyorum yavrum
Tadarak görüyorum
âmâ diyorlar bana
Oysa gözlerim nöbette
Terhisi bekliyor
Şimdilerde
Gülüyorum yavrum
Bir bilsen
Ben göremediklerini görüyorum Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:31
Boş
Yoruldu artık konar göçer gönlüm
Kabuklarımdan duvarlar ördüm çevreme
Tecrübelerden de kilitler kapısına
Üstelik yalnızlıkta ürkütmuüyor eskisi gibi artık
Ben varım şimdi sâde ben…
Gönlüm bomboş,
Ne başkası ne de sen..

Geçti artık o günler,
Acılar ve de elemler..
Her baharla tazelenen özlemler
Ne gözgöze gelmenin unutulmaz yâdı
Tatlı gülüşmelerin o çocuksu tadı
Bitmez gecelerin sabahında uyanmanın heyecanı
Silindi gitti hülyalarımdan
Götürdü gitti seni de rüyalarımdan..

Senin olsun artık bütün sokaklar
Yalnız dolaştığım ıssız parklar
Üstünde gecelediğim banklar..
Yatak yaptığım çimenler..
Sessizliğinde gecenin o dolunay
Yeşil ağaçlar, öten kuşlar..

Tükenmez derlerdi sevgiler, bitmez
Yalanmış işte hem de ne kolay..
Esen bir rüzgar gibi, hafif ve de sâkin
Ölüm sessizliginde artık yâdın
Yaşanmamış gibi, yok düşlerimde artık yerin..
Hiç olmadın benim için ne geçmişte ne de yarın..
Benim için bitti artık sen ve yalan mazin…
Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:31
Dileniyorum
Dileniyorum sevgilim, öldüğümüzde
Bize yâr olmayan yerin yüzünü
Terk ettiğimizde
Sıcak toprak, yorganımız olsun,
Üzerimize
Ayrılmasın ellerimiz
Bahtsız bedenlerimizle birlikte;
Tek bir kefende..

Dileniyorum sevgilim, öldüğümüzde
Gül koklasın gelenlerimiz,
Üzerimizde
Cansız bedenlerimiz aldatmasın
Yaşayalım gönüllerde
Aşkımız dilden dile
Sığmasın hikayelere
Destanlaşsın yüreklerde
Şarkımız söylensin, dinlensin
Hep birlikte

Dileniyorum sevgilim, öldüğümüzde
Yağmur olsun, sevgi
Boşalsın dileyene
Nasibi olmayan,
Herkese, her yüreğe
Serçeler ayaklarımızın dibinde
Dildâr olsun ötelere
Sevenlere
Sevgiyle beslenenlere


Dileniyorum sevgilim, öldüğümüzde
Gölge yapsın selvi ağaçları
Üzerimize
Eşlik etsin rüzgar, cırcır böcekleriyle
Hüznümüze
Sitem etmeden öksüz kaderimize
Sevgi ile

Dileniyorum sevgilim, öldüğümüzde
Çiçekler serpiştirilsin üzerimize
Uyanalım sıcacık toprağın büyülü nefesinde
El ele, gönül gönüle
Ötelere..

Ağlamasın bir daha
Sevenler,
Zulmetmesin kimseler,
Sevenlere.. Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:32
Elveda
Kapı çaldı ansızın
Kurşun gibi “tak tak” diye
Beklenmedik bir anımda
Ötelere davetiye
Şimşek çaktı si o an
Efkarlandım birdenbire
Helal edin hakkınızı
Dostlar bana elvedâ

Perde kalktı gözlerimden
Sükûn etti gözyaşlarım
Kan kesildi bedenimden
“Zonk zonk” etti şakaklarım
Lâl kesildim işte o an
Yere bastı ayaklarım
Helal edin hakkınızı
Dostlar bana elvedâ

Hitam buldu hayallerim
Bitmek bilmez ümitlerim
Sonu gelmez emellerim
…………………
Helal edin hakkınızı
Dostlar bana elvedâ
Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:34
Gözyaşlarımdan Başka
Gün çoktan karardı buralarda
Ne bir muştu, ne bir umut
Yitik ışık mı beklediğim..
Boşuna
Al sevdâm, kalbimle birlikte mahzûn
Ve de buruk

Boş yere geziniyor gözlerim pencerede
Hüzün kol geziyor, odamda..
Adeta
Bir ses, belki o’dur diyorum, ama..
Ama nafile
Ne olabilir, ne olabilir beynime akan;
Saat tıktıklarından başka

Esir düşmüş zaman, beklentim beyhûde
Sırtımda bir yük ki, senelerin vebâli
Kelepçelerinden sıyrılmış âhım, yalnız ama;
Yalnız sana, sadece
Ne olabilir, yüreğimden dökülen
Göz yaşlarımdan başka..

Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:34
Ne Fayda
Umut etmeyi unutmuş ama,
Yüreklere sığmaz sevgim
Yoksa ne fayda; yaşasam ne fayda...
Hiçbir zaman aşamayacağımı bildiğim sonsuz denizin,
Kucağında bir ömür, çırpınıyorum
Bir gün belki, ümidiyle
Yaşıyorum..
Yoksa ne fayda; yaşasam ne fayda..

Ufukta görünmeyen, ama hayaliyle yaşanılan bir sevdanın
Dalgalarıyla boğuşuyorum
Yoksa ne fayda; yaşasam ne fayda...
Olmayan bu sevdaya gönül bağlıyorum
Bir gün belki, ümidiyle
Yaşıyorum..
Yoksa ne fayda; yaşasam ne fayda..

Çorak toprakları yeşerten umutlarım var benim
Yoksa ne fayda; yaşasam ne fayda...
Bilinmeyen diyarlara doğru onunla yolculuk ediyorum
Ufkumda, yoluma aydınlık veren ümit yıldızlarım
Bir gün belki, ümidiyle
Yaşıyorum..
Yoksa ne fayda; yaşasam ne fayda..

Bana sakın ümitsizlikten bahsetme
Yok etme nâzenin çiçeklerini, gönül bahçemin
Karanlık gecelerde de olsa, ışığımdır onlar benim
Işıksız gecelerde yıldızlar doğururlar odama
Sonsuz denizlerde ufkumu aydınlatırlar
Fırtınalarda tek istinatgahım
Biliyorsun artık;
Bir gün belki, ümidiyle
Yaşıyorum..
Yoksa ne fayda; yaşasam ne fayda..
Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:35
Sen Yoktun Ya
Yollar hep yokuşa sardı
Gün karanlığa doğru
Dansetmiyordu artık rüzgar
Toprağa küskün yağmur
Bir hüzün çiçeklerde
Boynu bükük yapraklar, ağaçların
Mahcup, sessiz, beklemede

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Boğazımda bir düğüm
Hüzün devşiriyor yaralı yüreğim
Yer arıyor kendine solgun umut,
Rüyalardan medet..
Bekliyorum,
Vefalı bir ses,
Özlüyorum..
Ağlıyorum

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Hani o ateş vardı ya
Hani o saran alev
Hani o sessiz haber
Hani o sensiz haber
Hani o ölüm haber
Ölmüştüm ölmeden
Efsunlu o geceden sonra
Sabahı beklemeden

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Bir ebed bestesiydi sevdam sana
Bir sözdü,
Perde kalmamıştı oysa vuslata
Kurşun gibi saplandı, şimdi
Yani o anda
Hani öldüğüm,
Hani şakaklarımda çıldıran sesin;
Gidiyorum...

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..

Güller kokmaz oldu artık,
Çiçekler solgun ve ölgün
Çöle döndü mahzun bahar
Güfteler elem üflemekte
Vedâ üflemekte
Cefâ üflemekte,
Alevden bir kor, sinelerde
Beyhûde..

Kabir toprağı örtülmüştü, adeta
Sen yoktun ya..
Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:35
Söz
Bir dağ köyünde tanımıştı onu
Kalbi kalbine değdi,
Sessizce..
Kalbi kalbine girdi,
Delice..
Sevgileri efsane oldu
Destan oldu dillere

Soylu diyorlardı
Soylunun oğlu
Ağa diyorlardı
Ağa oğlu
Zengindi
Soyluydu
Ve de ağa oğlu
Ve de,
Sevmişti..

Bir haber dolaştı ansızın
Soylu bir haber!
Soylulardan!
Hain bir haber;
Hainlerden
Çingen diyorlardı kız için
Çingen kızı;
Köye gelen kafileden..

Yâr olmadı çingen kızı,
Yâr olmadı,
Gelenekten,
Kahrolası görenekten
Ve sonunda esir düştü
Kutsal sevgi, yâd ellere
Sevgi bilmez gölgelere
Kelepçeler vuruldu;
Kutsal aşkın ellerine..

Bir söz kaldı aralarında;
Soylu ile çingen kızın!
Kimse bilmedi
Kimse görmedi
Kimse duymadı
Vefâ sözü,
Sevdâ sözü…
Soylu sözü
Çingen sözü

Ve ardından,
Kafile köyü terk etti..

Yıllar kovaladı yılları
Mevsimler yaşadı dağ köyü
Yaşananlar unutuldu
Yaşamayan sadece, soylu vardı
Soylu oğlu,
Yaşlandı..
Soylu oğlu,
Unutmadı
Soylu oğlu yaşamadı

Haber ulaştı yıllar sonra,
Dağ köyüne bir kor düştü
Yaşmak ulaştı dağ köyüne
Çingen kızdan vefâ sözü
Bir tutam saç içinde
Sual eder;
Sevdiğini
O halâ verdiği sözde
Soylu oğlu sözünde mi?

Bir söz vardı aralarında
Soylu ile çingen kızın!
Kimsenin bilmediği
Kimsenin görmediği
Kimsenin duymadığı
Vefâ sözü,
Sevdâ sözü…
Çingen sözü
Soylu sözü.. Cüneyt Eren

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:36
Bir Hüzün Bir Esinti -

Tıpkı bir yağmur gibi rûha boşalan
Aşkı uzakta değil kendinde ara
Sanki bir ırmak olup akıyor zaman
Çiçek taşır mevsimler şimdi bahara

Sürgünde menekşeler o bildik rüya
Beste beste çoğalır bak dudaklarda
Yanağa tebessümler bırakan dünya
Aşkın çerağlarından çok uzaklarda

Meyyit kalışlara ah can olur mekan
Işık bahçesi gibi gülen gözlerin
Dalga dalga sînede şevktir çağlayan
Bir hüzün bir esinti.. gider kederin

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:37
Figan Eğlenmez -

Bülbül hücûm eden havalı bağlar,
Bülbül senden gider, figan eğlenmez.
Yağışlı, yağmurlu, ey sisli dağlar,
Seller senden gider, duman eğlenmez.

İnsan yaratılmış ululu pesli,
Akıllı fikirli, delili, mestli,
Civanlık güya bir ilkbahar faslı,
Bahar senden gider, zaman eğlenmez.

Geleni karşıla, varsa mecâlin,
İyilik üzre tut, niyetin, fi’lin,
Dünya devrânında açık tut elin,
Devir senden gider, devrân eğlenmez.

Bu dünya, gürültü, dava, kavgadır,
Kimi ver de verdir, kimi al da aldır,
Yâranlar, bu dünya şuna misaldir,
Şimşek çakar gökte, baran eğlenmez.

Bir menzildir, üç gün yiyip içince,
Yerleşip, gerneşip bir dinlenince,
Üzengin çekerler, dört gün geçince,
Beş günden yukarı, mihmân eğlenmez.

Koynun açar bir gün yer seni gizler,
Kara kumla dolar, bu nergis gözler,
Adınla övünme, çimenli düzler,
Çimen sende kurur, seyran eğlenmez.

Mahtumkulu söyler, arif dostuna,
Kim kalır düşmeyen ecel destine,
Felek bir gün salar yerin astına,
Ağızdan dil gider, zebân eğlenmez.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:37
Göğ Bohçada Çıkılı -

“Ne kadar anlamlı değil mi?” Bu su, pilavımızın mayası. İçine fazladan ve esirgemeden ne ilâve edersen, lezzeti artıyor. Pirinçlerin her biri, bereket kahramanı. Bin yıllardır bir mesajı var bu yemeğin… Binlerin birleşmesiyle, pişerken ayrı sonrasında ayrı demlenmesiyle…”

Rıza Efendi dergâhın aşçısı. Emektar derviş hâsılı. İki mutfak var dergâhta… Biri beden, diğeri rûh. İkisinde de doymalı insan. Rıza Efendi’nin dergâhta attığı her adım yılların bereketine dayanmakta.
“Bak Efendi! Kuş üzümü şeker katar pilava, incik kemiği ise kıvam… Kimi pilav vardır kepçe kovalar tencerede, kimi vardır dinlendir ateş üstünde… Kimi pilav kapağı kapanınca alır demini, kimininse yanar bağrı tutar dibini…”
Konuşması sürerken, bir fincan tutuşturdu elime, öyle tatlı anlatıyordu ki soramadım ne olduğunu.
“Pilavı döktüğümüz sini, tanelerin er meydanıdır. Bu meydanda peşrevi dinlemek kadar söylemek de esastır.” O konuşurken elimde sıkıca tuttuğum fincandan birkaç yudum içmiştim. Bu, öncesinde hiç tatmadığım bir lezzetti. Sanki aklımdan geçenleri tahmin etmişçesine:

“Ne o? Sevmedin mi yoksa?”
“Yo yo hayır; ama ne olduğunu anlayamadım.” Tebessümü uzun sürdü.
“Bu benim meşhur çayımdır. Burada kimi sever, kimi yerer.”
“İçinde?”
“İçinde meyan kökü, kakule, karanfil, kurutulmuş elma kabuğu, biraz da kuşkuş otu var…”

Rıza Efendi’nin renkli kişiliği beni şaşırtmıştı. Emektar aşçı, kilerin hemen yanıbaşında, raflarda duran kavanozları işaret ederek: “Bak hele şunlara! Bunlar da benim kitaplarım… Yerlerinde kendilerine gelecek sırayı beklemekteler… Şifa hazineleri bunlar… Hiç unutmam, çocukluğumda ağzı dualı rahmetli babaannem, “Rıza, bana biraz zencefil getir evladım!” diye seslenirdi. Böylesi rafları, raflarda içi ot dolu olan kavanozları vardı. Ben çocuk halimle bulamayınca zencefili, kızardı bana: “Evladım ne var bulamayacak? Bak işte burada, göğ bohçada çıkılı, çekmecede sokulu” derdi. Hiç gitmez kulağımdan. Meğer zencefil durmazmış kavanozda, kokusunu yitirir, özelliği kaybolurmuş sonra…”
“Göğ bohçada çıkılı, çekmecede sokulu…”

“Rahmetli babaannem her ne kadar sevmesem de ısrarla koklatmıştı zencefili bana. “Bak Rızacığım, keskin kokar zencefil. Tanırsan kokusunu, bir daha ki sefere kolay bulursun yerini…”demişti.

Rıza Efendi’nin özenle hazırladığı çay bitmişti. Müsaade istedim. Dergâh’ın salonuna geçtim. Elbiselerime keskin bir zencefil kokusu sinmişti. Bir kenara çekilip oturdum. Dergâh er meydanıydı. Sabır bu meydanın peşrevi, çile kuşanılan zeytinyağı olmalıydı. Zencefil bile göğ bohçada çıkılı, çekmecede sokuluydu. Sabretmeli ve zencefilin kokusunu öğrenmeliydim.

Sofralar kuruldu, sofralar toplandı. Bu, âlemde durmayan bir seranomiydi. Seyir her demdi, vuslat çok yakın… Pilavın mesajından, zencefilin kokusuna, Rıza Efendi’nin babaannesinden, nevalesi bol bitki çayına her adım manalı, her adım aşikâr olmalıydı vesselam.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:38
Bergüzar -

Vuslat sabahının hasret kokan seherinde
Saba makamında ismini bülbülle anarken
Gözlerime konan berrak çiy tanelerinde
Boğuldum deryada yüzme istidadım varken
Vuslat sabahının hasret kokan seherinde

Saklı bahçemin solmayan nazenin ‘gonce’si
Sen, Gül rayihalı, gülzâr içinde gül-i zâr
Terennüm edemediğim gönlümdeki sesi
Minareler kalem olmuş gök kubbeye yazar
Saklı bahçemin solmayan nazenin ‘gonce’si

Güvercinden masumiyet dersini okudum
Ve hüznü mükedder tavus kuşundan öğrendim
Aşk şerbetinden damlat ki ağzıma bir yudum
Ölümsüzlük diyarında o olsun tek mesnedim
Güvercinden masumiyet dersini okudum

Bergüzar; rûhuma gıda, karanlığıma nur
Bergüzar; sırlı yolların ârif Rehnümâsı
Bergüzar; gül sağanağı, sevgi yağan yağmur
Bergüzar; aşk yolcusunun büyülü rüyası
Bergüzar; rûhuma gıda, karanlığıma nur,

Hicaz makamı rûhuma inşirah üflerken
Hayâl gibi gezinirim diyardan diyâra
Gözlerim yüzünde her an davetin beklerken
Çağır da geleyim koma beni intizara
Hicaz makamı rûhuma inşirah üflerken

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:38
Duvardaki Fotoğraf -

eski bir soluk şimdi duvardaki fotoğraf
gelince hep göz göze bir yitik hayâl gibi
bir yitik hayâl gibi hayat denen paragraf
geçmişin izi midir güllerin tenindeki

gül yaprağı geçer tek zaman denen ırmağı
yüreğime mıhlanmış bir sevda yatar bilin
bir sevda yatar bilin bende gizli kafdağı
şu masal tükenmeden açılsın mührü dilin

açılsın mührü dilin söylenecek çok şey var…
fotoğraf öyle kalır rûhuma bakar Allah
rûhuma bakar Allah taksim yapan bir ney var
ney çalar gül gülümser rûhum mest gönül ferah

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:39
Gölün Uyanışı -

Hâfız Ahmed’in evi

Bahar, yeşil bir kayık gibi geldi
Suyun, derin yara açtığı gölden.
Bir sülüs ‘vav’ gördü, Hâfız Efendi;
Âşina bir mavi ‘ayn’ sanki ezelden...

Yağmur yüklü lâmba.. bulut çatısı..
Odaya, buhurlu beyazlık ‘göç’tü.
Emanet ağırlığı.. gece yarısı..
Duvara ‘Zaman’ bir dağ gibi çöktü.

Sarsıldı ev.. kıyamet vakti sanki...
‘Uyandılar’ birden; her yer sekine...
–Hangi mağara bu kadar ıssız ki,
İnsan dönmeli değil mi kalbine..

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:39
Düşten Kayıklar -

Gün tahtından indi; gecede cülûs
Köpürdü hayâl hânemde sular
Kayıklar küreklerden âzâde
Düşler düşleri pusular

Yıldızlı tepeler surre alayı
Ay kafile başı, kervan gezer
Rahlesini açık unutmuş sükûn
Yakamozlar celî bir elif çizer

Gece uzun ferman, kayıklar nûn
Ufuk sırma kemer, öyle ipince
Güneş kızıl mühür, göründü; heyhât!
Kayboldu kayıklar deniz bitince

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:40
Üç Dörtlük -

1. Ötesi Yok

Gözyaşlarını anne, mendili baba yapan
Kanı küllendirmeden kızıl kor gibi tutan
Ne dersen de burası acıyan bir coğrafya
Hüznün demirlendiği liman… Dört mevsim hazan

2. Akşamı Karşılama

Acı olgunlaşınca gözbebeğinde
Ölüm kalım rengi bürür bulutları
Sen iri gözyaşları doğursan bile
Kanamalı bir gün dağlar ufukları

3. Yontma Sapan

Islıksız yontma sapan çatalı
Çocukluğu ne biçim taşır bugüne
Yüzümü aynalara çevirmeseydin
Nasıl inanacaktık büyüdüğümüze

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:40
Ömrün Kısa Zamanı -

Daha bir anlamlı şimdi gözyaşı taneleri
Daha bir kıymetli zaman
Bir koca yolun yolcusu değil miydin sen
Doğumdan ölüme uzanan
Usta bir hırsızın cebinden çaldığı o yıllar
Ne çabuk geçti sen farkına varamadan
Ve ne çabuk düştü takvimlerden yapraklar

Şimdi yok gül kuruttuğun sayfaların arasında teselli
Hatıraların da kan kaybındalar
Dostların çoktan karıştı kalabalıklara
Nasıl da seni böyle yalnız bıraktılar
Çığlıklar senin mi sokaklarda yankılanan
Rüzgârın söylediği şarkılar
Ah nasıl da geçti zaman

Ne yazsan yetmiyor tuz basmaya
Bir türlü el sana dönmüyor
Vazgeç yüreğini kanatmaktan kelimelerin
Gizleyemez hüznünü matemini sığdıramadığın şiirlerin
Sen beyhude zamanların yitik şairi
Söyle acıdan başka ne var bildiğin

Şehirlere sığmayan yalnızlığınla
Sensin artık azılı sancıların müdâvimi
Kaldırımlara dökülen gözyaşınla
Sensin artık kalıcı yalnızlıkların misâfiri
Düşmüş saçlarına gölgesi ak beyazların
Öyleyse şimdi tam zamanıdır eyvâhların
İster oturup ağla geçen yıllarına
İster yasını tut sararan yaprakların

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:40
Suya Eğilip Ayı Öper Çocuklar -

Pınarlar soğutur, soğuk duvarlara akar çağrı
Nerde hangi cana mercan sundu ki denizler
Şiir burcu ve hüzzam bir makam öylesine durur
Rûhumu inletir nâme hücrelerime kadar kudurur
Vurur bestelenmemiş ağıtlar kıyılara
Kayalara haramilik hünkârdır dalgalarda
Bir daha bir daha sonra ağıtlarda sükût…
Gözler yolcular bekler eller duâda

Ağıdı yaylalarda saklı köylüler
Gurbete gidince niçin ölürler
Dökülürler yollara önlerinde bir hayâl
Ağyar bir hayata sürükler ayakları
Yazları hiç göremedikleri köylerini
“Güzeldir köyüm” derler bilmeden
Oysa yarım bir yılda yaşadıkları
Karın üstünde hasta çekilen döven

Ne çok fotoğrafı var benim ülkemin
Fotoğrafı çekenlerin ve çekilenlerin
Çektiği üzre türküleri söylemedim daha
Kıyısından başlanınca kocaman bir hayata
Daha küçük görünmek mi normali
Hâl-i pür melâli toprak olma ihtimali
Yalnızlıklar mı biriktirir gelmeyecek yolculara.


Birinci parantez içi
Öyle bir hâl-i pür melâl ki bu;
yokluğu sıcak yer kabuğu
kıvamı hasret.
Çoğaldıkça acıyı bitiren
geldikçe gidilen
gidince,
güvercinler gibi
seyr: eğri bir dal bırakmadan doğrultan
hayatın arkasından bakıp kaldık ya şimdi.
hangi ikindi dönüp de yurduna
aydınlatacak kimliğimizi ve dirliğimizi
ellerimizi
kaldırınca göğe gelir yüreğimize
Melâl çöllerinde sustu ceylan, avcıya ne gerek
Erek, atların nallarında parıldar, aydınlansın dünya
Anadolu dünyanın ortasında bükülmez direk
Şimdi gerçek gerçekleşmez denilen kutlu rüya

Bir daha olmamak için olmak nedendir ki
İkindi sofralarında yalnızlık çağrı mı dostluğa
Boşluğa koşmak kadar boşsa atılan ok
Hanidir? Hangi sultan yakındır koltuğa.
Yormadan hayatı yorulmaksa çare
Daha başlamadı ağlamaya şehirler

Yormadan hayatı yorulmaksa çare
Hikmeti yok, sözüm yok dağlara
Kalsın kâkül yerinde aynalar bîçâre
Gençliğe küpedir açılan her yara.
Sürülünce tarlaya imrenir bider kuşları
Yağışları beklemeden taneyi toplarsa
Neyi kıskanmalı ki çiftçiler ve çocukları
Kastı kurt kuş hakkını bilmeden yaşamaksa
Sözü bitmedi yolcuların, çağrıysa yakın
Beklenen kelebekler ve çiçekler ve arılar
Bebeği geldi gelecek dedirten ağrılar…

Tersine tutulan bir kalem yazar mı mîrim
Ölüm ve dirim üzre yemin ki geleceğim
Neyse can için cana susamış güneş
Canan için bildim ve bileceğim.

İkinci parantez içi
Çocukken haykırırdım yüce dağlara bakıp
gençken meşaleler tutardım caddelerde yakıp
hür bir ruhun arkasından gittiğim yıllar kadar
haykırmaya borçluyum şimdi biliyorum.

Hadi yürü nârına gark olan âşıklar tökezledi
Darmadağın hâlin kepçeye ne gam, kaşıklar çarmıh
Mıh mıhı sökse de çekiç örse tamah
Durmadan yürürse, nalbantlara han bâkî
Tâ ki karanlıklar basıncaya kadar
Yaramaz yarasaları aydınlatınca çakallar
Tavşanlar kadar aydınlığa muhtaç yıldızlar
Kızlar aynalarınca kaldılar tarlasında burçağın
Denildi ki, adanmış türküleri yarım.
Dolunay ve aydınlık ve kitaplar harmana bereket
Terk et ruhunun pütürlerini, salıncaklar sallansın
Arkana bakmadan yürüdüğün yıllar, değişmedi
Caddeler sokaklar taş kaldırımlar; müze tatil.

Karanlığı korkutmak kadar çılgınlıktır mühür
Hür bir yalnızlığın bakiyesi, mutlu millet
Anadolu’nun her damına yol buradan gider
Milat ne ise hadi başlasın başlayacak olan
Bir koyunca birin yanına, on bir eder.

Takvim ucuz bir yaprak maliyede evrak
Toplu iğne paslı, yanaşsın gemiler isteyerek
Gerek duymadığın yalnızlıkların yekûnu, günlük
Kaç günlük ömre biçildi ki bu cümle hayat.
Kurşun kalem kıskanç poşet bardakta kahve
Telve olmasa da unutulmaz geçmiş; kimmiş
Mesaiye akortlayan sazları? Saat sıfır sekiz
Tek biz kaldık yar! Diyar diyar gezmeden konan.

Muhtarlar kadar kim alır hayatı ciddiye
İkindiye tamam senet; bakiye sonraya kalsın
Yıkılmadan yıldı yapıları kentlerin
Derin yaralara çare yazmaz kâğıtlar
Soyları tükenmeden koşsun atlar.
Kefili kimdi? Yazmıyor, senetlerin.

Canan; kaç çocuk kaç misketi tokuşturur
Kim yakıştırır bizi muşamba kaplı kondulara
İsterse felek yakayı yakaya kavuşturur
Tabip bekler ilâç görmemiş müzmin yara.
İşte kanatlandı gelecek, çocuklar bakışır aynalara
Ruhuna dem tutar kazma kürekte ahengi babanın
Ekmeği helâl alnındaki ter en beyazı beyazların
Sahibinin sözünü tekrarlayan papağanlar neden anlamazlar
İki büklüm çapa kazanlara bakıp sıcağını yazların.

Kim yele yelken biçsin; direk dikmeden olmaz
Kanadı kırık her serçe mahkûm mu kedilere
Bilinir ki tabiat öcünü kimsede koymaz
Hangi aymaz itiraz etti tarihine kuşların
Yokuşların hatırı için aktığını ırmakların
Yalnız kuşlar bilir; üstünde uçarken yolcuların.
üçüncü parantez içi
Çocuklar sokakta, yavruları ağaçta büyür kuşların
Yarın, çocuklar için de, kuşlar için de aynı yarın
Bir taraftan sevincini yaşarken gelecek baharın
Hüznü yüklendikçe yüklenir yaşadığım güzün
Arkasından ırmaklar gibi akarım, koşuşan çocukların
Ve yukarıda telâşla uçuşan kuşların
Derler ki: “nolacak senin hâlin”
İflâh olmam; bunu ben de biliyorum
Vebalim, günahım işte şiirlerim ve boynum
Olsun; kendi bağlamındadır her yorum.

Kilit kalem kadar tırmanırdı, olsaydı duvar
Bahar gelince ölçülürse yollar, turnalar gelir
Leylekler bir daha unutmazlar yuvalarını
Gelir konarlar telefon direklerinin zirvesine
Yarını olmayan çocuklara haber iletircesine
Kanat çırparlar caddelere dükkânlara bakıp
Oysa kapılarını kasaları kadar koruyan mağazalar
Bankaları ve kredileri ve paraları kadar yalnızlar.

Bilsem dirilirdim, yalnız kalmazdı tarih müzelerde
Bir hayatçık kahkaha yetmez, gerisi korku ve yalan
Heyecan duyulan ne varsa binek taşlarında hazır
Mazur görülmeden dizilmeli hatalar iplerine zamanın
Martılar suskunsa uyarmalı deniz; haykırmalıyız hepimiz!
Göklerin derinleri duymalı, bulutlar yere inene kadar
Bahar geldi gelecek, istediği kadar yağsın yağmur ve kar.

Çocuk eğilip öperken suyu, ay ona selâm salar, bebekler uyur
Yeni bir dünya kurulur, yeni bir hayat; ortasında hayatın
Denildi ki:
Beklesin yüreği yanında olanlar; beklenen yakın.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:41
Yarım Avaz -

Aşkı bir hiç gibi ırgalarken haramiliğe soyunmuşum
Ben aslında oyuncakların oynadığı bir oyunmuşum
Renksiz, suretsiz ve yenik, ama yeni bir mazmun
Nasıl bir oyun ki benliği yok saymak üzere kurmuşum

Ey şuuraltıma yekinen, ruhumun tellerini döven mızrap
Hiç konuşmamak gibi bir konuşmuşluğumuz vardı seninle
Karşılıklı susmak gibi bir şeydi bu
İşgalcilerimin so(şa)kaklarımda dolaştığı günler sanki

Maarif takviminden ninni okumak yok bu gece
Aşk mı insanların birbirlerini yok gibi sevmeleri
Günü birlik utançlar varmış işbirlikçisinin elinde
Sözde, ömürde bir kez işlenmeliymiş ölüm
Telâş ve meşakkatten arta kalan bir vakitte

Gel kapına koy bir avuç Kudüs gibi insanlığı
İyi hâlden hüküm giy, uyanıkken gör görünmez rüyâyı
El yordamıyla sevmeyi öğren, sevildiğini bilsin doğu
Ayarsız, zamansız binlerce kez sev, bir daha sev
Ruhun meşveretle naz yapan güvercin ruhu
Ve uyandığında gözlerinden öp çekik gözlü çocuğu

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:41
Can İçinde -

Deli gönül, neylersin, geldin cihan içinde,
Ten topraktır eğlenmez, cevher-i can içinde,
Kaldın dünya gamında, yüreğin kan içinde,
Abat diye el attın, kökü viran içinde,
Rüstem kuma karıldı, yerle yeksan içinde,
Sen de elbet kalmazsın, bunca insan içinde.

Ya İlahî sen koru, eşkıyadan yollarda,
Sağdan-soldan gelirler, su akmayan çöllerde,
Gönül dünya gamında, haram sözler dillerde,
Ben bir âciz bendeyim, kemineyim kullarda,
Çok günahlar kazandım bir nefeslik yıllarda,
Hacalete koyma ah, yahşi-yaman içinde.

Ey yaranlar o yere, varan var da gelen yok,
Ölü diri halinden, bir havadis alan yok,
Çark-ı felek elinden, ağlayan var, gülen yok,
Bir düşünün kardeşler, eskilerden kalan yok,
Dünya yalan, vefası, yoktur desem yalan yok,
Dünyaya bel bağlayan, kaldı ziyan içinde.

Dünyalık der koşarsın, ta içinde dem vardır,
Çıkana dek son nefes, başında bin gam vardır,
Gam altında kalmışsın, ne ona melhem vardır,
Doymaz gözü doyurur, bir avuçluk kum vardır,
Ey yaranlar, ey insan, senden gafil kim vardır,
Kurda kuşa nazar kıl, hepsi ferman içinde.

Mahtumkulu, göz kırpar, kahpe felek bezenip,
Gönlünü mail etme, ona karşı düzenip,
Ne de rahat yatmışsın, el ayağın uzanıp,
Ecel yatar pusuda, okun yaya gezenip,
Mahşer günü varasın, imanını kazanıp,
Kuru geldin, boş gitme, ahirzaman içinde.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:41
Dilencinin Çocuğu -

Bir dilenci bugün kapımı çaldı,
Ne bir sesi vardı, ne yalvarması.
Kucağında çocuk… Öylece kaldı,
Sadece elinde küçük bir yazı:
“Çocuk sevgisini bilir misiniz?”

Annenin gözleri taştan bir duvar,
Sanki çivilendi ayaklarından.
Çocuğun dünyası elleri kadar,
Bir fısıltı çıktı dudaklarından:
“Amca gözyaşımı siler misiniz?”

Üstüme yıkıldı dünyanın damı,
Çocuğun elleri aldı gözümü.
Öptüm yanağından küçük adamı,
Güçlükle söyledim ölgün sözümü:
“Sizi sevindirsem güler misiniz?”

Yıllar var, görmedim dilencileri,
Dipsiz bir kuyuya girmiş gibiyim.
Anladım, başkaymış çocuğun yeri,
Gönlümü o sese vermiş gibiyim:
“Bana bir oyuncak alır mısınız?”

İhtiyar hâlimin bu son deminde,
Yolumu bekleyen bu adam neci?
Yaşasın, ömrümün bir döneminde
Gönlümü verdiğim küçük dilenci:
“Amca, düğünüme gelir misiniz?”

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:42
Niyaz -

İlâhî! Bütün âlem rahmetine muntazır.
Hazır toprağın altı, toprağın üstü hazır.

Denizlerde mâhiler, uçan kuşlar semâda,
Hep Sana müteveccih, dillerince duâda.

Perişan şu hâlimiz eskiden daha beter,
Felâhımıza ancak Sen’in rahmetin yeter.

Bu bezmin bir vefâdar âzası eyle bizi,
Mârifetinle doldur Ya Rabbi kalbimizi.

Her ne ki Sen’den gelir bilmişiz cana safa.
Ne verdin ne aldınsa hamdolsun binler defa.

Bir rükû ve bir secde; huzurun yeter bize.
Doldur bereketini, yakaran gönlümüze.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:42
Gönlümüz Gül Bağladı -

Rehâveti çökünce bin yıllık saltanatın,
Ziyâsız kaldı ocak közleri kül bağladı.

Akmaz oldu akıncılar, çelebiler uyuştu,
Çeri kazan kaldırdı zaptiye yol bağladı.

Bir ara kıymet buldu gülşende saksağanlar,
Sükût etti bülbüller kanarya dil bağladı.

Bohçasında güneşi unutunca münevver,
Süreyya sandı mumu şamdana bel bağladı.

Menkıbeler dillendi Kutlu Beyan yerine,
Dinleyenler yetişip türbeye tül bağladı.

İç içe çöreklendi cehâletle hurâfe,
Şerefi gücendirip izzete zül bağladı.

Islâh için gelenler güya bozuk düzeni,
Merkebe altın semer kısrağa çul bağladı.

Olanları seyreden bu zamanın garibi,
Sığınıp Yaradan’a huzurda el bağladı.

Gül devrinin kokusu sinmişti nefesine,
Dinledikçe sesini gönlümüz gül bağladı.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:42
Hicret Anneleri -

Ey Uhud’da
Nebisini arayan Sümeyra Kadın gibi
Hikmete bürünen
Rabia soluklu kadın
Al yazmalı keklik sekişli kadın

Yüzleri yanık Asyalı, Afrikalı kadınlarla
Paylaşan bozkırları
Töre oturan
Kımız içip pilav pişiren
Dimdik durup erkeklerinin arkalarında
Gece gündüz
Gergefinde sabrı işleyen
Kutlu muhacire
Asya’da Amerika’da Afrika’da
Hicret bebeklerini büyüten
Kutlu anne
Tarihin gümüş tülleri

Kutlu olsun
Buzullara yazılı destanınız
Afrika güneşi
Isıtsın sımsıkı sarsın kalbinizi
Meçhule giden gemide
Ayakbağı olmadınız asla
Bir çınardınız
Yaslanılan dayanılan güvenilen

Bir Rabia güneşi gibi
Aydınlattınız çevrenizi
Işık oldunuz geceleri gündüzleri
Anne oldunuz
Bozkırın çölün annesi
Yalnızlığın gurbetin hicretin annesi oldunuz
Kutlu olsun hicretiniz
Ve O’na olsun
O’nun için olsun dönüşünüz

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:43
Gül Kokulu Bir Mevsim -

Mavilere bürünmüş o ebruli hazlarda
Bir bahar sonsuzluğu şadırvanda su sesi
Göklerde yankılanan duada niyazlarda
Işığa doymuş günün yıkanıyor gölgesi

Mavi atlas şehrayin; süslüyor bakışları
Gül kokulu bir mevsim; sular seller durulur
Reftare bırak gitsin.. sebepsiz akışları
Yüreğine bir rüzgâr usul usul savrulur

O bildik seferlere demir alır her gemi
Reyyana akar zaman; hiç sorma, neden, niçin
Bir sabah getirirler ümit yüklü meltemi..
Bu mevsimde hep sular yare kavuşmak için..

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:43
Ayna ve Adam -

Haritalar buruşur adamın ellerinde
Parmaklarda kıvrılan yollar birden yorulur
Uyku düşer sessizce ve çekilir bir perde
Adamın gördüğü düş nasıl hayra yorulur

Bir eylül bakışında dışa açılır ayna
Gölgeler yer değişir adam içe kapanır
Sararır bütün bir yaz bir aynaya bakmayla
Ah aynalar, adamı kaç hüzünle aldatır

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:44
Erimez Destanı -

Erilmez dağların zirvelerine,
Kar inmiş tepeler bembeyaz bu gün.
Karlar ki ulaşmış tan yerlerine,
Zirvelerde bayram, şenlik ve düğün.

Karlar erir ama zirve erimez,
Akar sular varır dağ eteğine.
Kılar bahçelerde çiçekler namaz,
Başları göklere hep değe değe.

Yaldızlı, yıldızlı kuşlar uçuyor,
Vadilere doğru pike inişi.
Sanki karanlıklar arzdan kaçıyor,
Nevbaharın gerçek oluyor düşü.

Yıldızlar kayıyor, gökler erimez,
Çiçekler soluyor, toprak duruyor.
Gelecek elbette bir gün tatlı yaz,
Bunun için yaprak, çiçek kuruyor.

Her şey erir bir gün, kış, bahar ve yaz,
Erir dağlar bile seraba döner.
Erir gider yakut dallarda avaz,
Bütün bir kâinat mum gibi söner.

Lakin erimiyor imanlı gönül,
İsim ve sıfatta lâl olmuş yürek.
Erimeyecektir hak öten bülbül,
Ebedî şakıyıp "Allah!" diyerek.

Uhrevî nağmeler aşklar erimez,
Ümitle tüllenen şafaklar asla!
Ey kalbim sen bunu ta derinden sez,
Kalıyor sevdâlar bir başka fasla.

Kemâle ermiş öz, kalbler erimez,
Süzülür ukbâda en zirvelere.
Ardından gençlere "Tez yürüyün tez!"
Diyerek çekilir bir gün göklere.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:44
Billür Düşler

Billur düşler uzaktan, kardelen rüyâsından.
Başkadır ılık rüzgâr; bir ileri bir geri.
Taze baharlar damlar ızdırabın yasından,
Aşklar aralar ilkin bildiğin perdeleri.

Pervânedir kanatlar kanayan ateşlere,
Nazarın ufka döner semâvat alevlenir.
Köpüren duygulara, şavkıyan güneşlere
Gıpta eder yüreğin; sevinir de sevinir.

Yıldızların kalbine dokunan akşamların,
Ölüm sessizliğini durduran elinden tut.
Mülteci bakışlara vedâ eden gamların,
Sükûtunda bin çığlık; çığlığında bin umut

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:45
Ümid Süvarisi -

İçinde çığlık çığlık büyüyen bir sükût var
Sarıyor ufukları ümidin gökkuşağı
Yollar dağları aşar kapı olur dört duvar
Bin hasada âmâde yediveren başağı
İçinde çığlık çığlık büyüyen bir sükût var

Zemheride baharı düşleyen sensin elbet
Sendedir on dört asrın sönmek bilmez kandili
Bir kandil ki nuru aydınlık ilelebet
Nevbahar muştusunu verir göklerin dili
Zemheride baharı düşleyen sensin elbet

Atlarını sürersin yedi iklim dört bucak
Atların kimi doru kimi yağız kimi al
Ümit taşır atlılar dünyaya kucak kucak
Mâzi senin hâl senin ve senindir istikbâl
Sürersin atlarını yedi iklim dört bucak

Ulaklar salıyorsun kutuplara çöllere
Terkilerinde muştu saklıdır öbek öbek
Göç etmişsin güneşin gurûb ettiği yere
Oradan kanat çırpar milyonlarca kelebek
Ulaklar salıyorsun kutuplara çöllere

Ey ümit süvârîsi biz de düşsek ardına
Sürsek küheylanları çatlayıncaya kadar
Hasret bütün iklimler sevgilinin yâdına
Yol uzun menzil uzak acıdır ki vakit dar
Ey ümit süvârîsi biz de düşsek ardına

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:45
Bekleyiş -

Kalbin gözyaşı sızar damla damla kâğıda
Hasretin boğazıma dizilir düğüm düğüm
Firâkın ânı yakar tutuşturur çağı da
Sensizlik bir kâbustur uyanıkken gördüğüm
Kalbin gözyaşı sızar damla damla kâğıda

Seneler var arada uzuyor mesafeler
Ölçmeye mecâlsizim haddi yok hesabı yok
Ne dizde tâkat kaldı ne de gözlerimde fer
Pişmanlıklar üst üste pişmanlıklar ne de çok
Seneler var arada uzuyor mesafeler

Hasretindir hasretin hep ummanlar dolusu
Bir turna haber taşır aşıp engin suları
Bazen güvercinler geçerek okyanusu
Serperler gönüllere pırlanta kokuları
Hasretindir hasretin hep ummanlar dolusu

Aylar geçti yıl geçti aktı zaman su gibi
Günün battığı yöne döndü bütün bakışlar
Gelse bir selâm senden deniz kokusu gibi
Baharları bezenir içimde karakışlar
Aylar geçti yıl geçti aktı zaman su gibi

'Gittin!' diyemiyorum dilim lâldir kaç zaman
Hasretin zindan bana penceresiz dört duvar
Medet beklerim senden senden beklerim emân
Gelirsen buralarda şenlik var şehrâyin var
'Dön!' de diyemiyorum dilim lâldir kaç zaman

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:45
Sessiz Nehir -

1.
hüzün sarmalı bir güz ikindisi.. yelkenler tutsak
yorgun akasya dallarından süzülen yaprak
ömrünü yıka'r mevsimin aynasında ırmak ırmak

2.
yol uzar
rüzgâr savurur şarkı kopar hayaller dumura uğrar
eller zanlıdır kadîm sürgünden
eski zaman sürülerinden miras çıngıraklar

hasret gurupla yakar mumlarını
hatıralarını asar kirpiklerine leylî kadın
Ferhat artık gizli bir yaban
dağ çökmüş âhenk solmuştur

yine de hayat sürer tahtında kadın lâkin Cem gibi
hangi lisanda ışır yıldızlar
hangi arzular buz tutar düşlerin dilinde
bilir, lâkin konuşmaz
hayat ırmağında yunmuştur elleri

3.
ırmak durur çıngırak susar hayal yaraya tuz basar
her sabah bir çiçek açar
her akşam bir yıldız kayar özlemin kapısından
gizli bölmelerde nefes alır ok yemiş hatıralar
bir gün yol biter bozulur sır
kaybolur büyüsü özlenen limanların
yüzlerde büyür deltası yorgun ırmakların

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:46
Afrâze! -

Afrâze!
Geceleyin artar sessiz çığlığı
Kıvranır bir köşede köpürür yalnızlığı
Gözleri fecre bakar hayâl üstüne hayâl
Gökten kasvet yağmakta ‘gecenin adı melâl’
İçinde garip bir his küllenir sabahlara
Hıçkırıklar dağılır karışır eyvâhlara
Haykırır gecelere gönlüne düşer niran:
‘Gönül köşküm yıkılmış hayal hissiyat viran!’
Afrâze!
Geceleyin duyulur bir gizli ses
Bir inilti yayılır etrâfa nefes nefes
Omzunda garip bir yük gül bahçesi yadigâr
Bahçıvan hicretinde dolaşır diyar diyar
Ondan kalan bahçede esiyor şimdi rüzgâr
Kutlu elden dikilmiş ağaçlara giriftar
Afrâzem bu bahçede dolaşır güller için
Bir gülü solmuş görse yanmaz mı için için
Afrâze!
Geceleyin boğulur ızdıraba
Bin ölür bin dirilir âşinadır türâba
Baykuşa mesken olmuş terk edilmiş âşiyân
Cennet-vâri vatanım karanlığa mı şayan
Bu hislerin içinde ağlar gece boyunca
Ve diner çığlıkları gece yaşa doyunca
Yaslanır sevdâsına Rahman’ına yalvarır
Yükselir duaları arş u fezâya varır
Der gâfil sû-i zannım düşmanım nefretime:
‘Serzenişim sana değil bu kendi gafletime’

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:47
Rubailer -

Sen rahmete ermek diliyorsan yüceden
Gel aşka yönel zûlmeti kaldır geceden
Canlarda gerek faydayı sen sende ara
Hayr umma beyim dünyaya dalmış cüceden

Yarab ne olur sensizliğe sen itme bizi
Dünyada da ukbada da ağlatma bizi
Ukba da senin hem de cihan da senin
Sensiz koyarak perişân etme bizi

Başlarsa yanış bir kere yanmakla biter
Sanmam ki susuzluk suyu anmakla biter
Dert yığınağı günlerbize zor gelse bile
İsyânla değil ammâ inanmakla biter

Üstünde bu dünyamızın evlâd uyuyor
Altında yerin hüzn ile ecdâd uyuyor
Dünyâ yaşıyor şimdi kıyâmet gününü
Dalmış gecenin koynuna ahfâd uyuyor

Bir ayrı güzel seste ezanlar bu gece
Hakk rahmeti bol müjdeli tanlar bu gece
Dil şimdi tevekklle yürür kurtuluşa
Andıkça şükür doldu lisanlar bu gece

Bir ömrü veren sen veremem ânımı ben
Rabbim sunamam hiç niye şükranımı ben
Heyhat boşa yol almada ömrün katarı
Haksız taşırım sanki bu canımı ben

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:47
Dilâra -

Her bakış bir mağara anlamaya çalışma
Bir de sükût Dilârâ hayhuylara karışma

Öteler ki içimde niçinden ötelerde
Perdeye dikkatli bak hakikat perdelerde

Denizlerde damlalar bak el ele Dilârâ
İçinde bir çerağ yak denizden damlalara

Dünya gemi sen yolcu feza dipsiz bir deniz
Dilârâ harflerde yok sessiz bir ülkedeniz

Her şey konuşur benle sanki her şey bir cümle
İzah edemiyorum hiçbir şeyi kendimle

İçimde bir şeyler var beni benden saklayan
Kimi zaman dehlizde kimi zaman aklayan

İçim içime sığmaz sığmaz içime içim
Anladım ki Dilârâ ben kocaman bir hiçim

Hicranlar dalga dalga gönül gemilerine
Artık alış Dilârâ bu aşkın sislerine

Kimi zaman bir nehir kimi zaman meçhul yel
Dilârâ nereliydi garip meçhul muhayyel

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:48
Gül Yüzlüler Gazeli -

Bu mevsimler bağım bahçem gül olmuş gül deren gelsin
Ümit bir ay karanlıklarda ay yıldız gören gelsin

Göğün sonsuz semâsından seherlerden süzülmüştür
O gül yüzler cıvıldaşsın dolup taşsın her an gelsin

Bu bir altın nesil dağ taş ışıklanmış bahar gelmiş
Arınsın kirlerinden hep yürekten söz veren gelsin

Pürüzsüz yüzlerinden goncalar açmış tebessümler
Çıkan aydır bulutlardan ay aydın yol soran gelsin

Duânın ikliminden yağdı yağmurlar sırılsıklam
Olup tenhâda yer gökten gün akşam iz süren gelsin

Kanat çırpar durulmuş gökyüzünden turnalar Gezgin
Çiçek yaprak hazır olmuş şölen varmış duyan gelsin

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:48
Zamandan Öteye -

Sana sevgilerin en güzelini,
Canımla süsleyip sunmak isterim.
Rüyalar içinde tutup elini,
Gonca güller gibi yanmak isterim.

Sevgiden bir tüle bürünmek için,
İçimdeki benden arınmak için,
Sana Senin gibi görünmek için,
Nurdan yüreğinde yunmak isterim.

Sonsuzluk suyundan içeyim diye,
Aşkın kilidini açayım diye,
Zamandan öteye geçeyim diye,
Muhabbet mülküne konmak isterim.

Say ki ben Ferhat'ım, Mecnun'um say ki,
Kerem gibi yanmak öyle kolay ki,
Gönlümden yükselen sesimi duy ki,
Her nefeste seni anmak isterim.

Sen yoksan yoğum ben, sen varsan varım,
Seninle sonsuzum, seninle birim.
Her nereye gitsen oradır yerim,
Peşinde kuş gibi dönmek isterim.

İnan ki Rasûl'üm muhtacım buna,
Dünya amber olsa doymam kokuna,
Ebedî âlemde en son uykuna,
Karışıp aşkına kanmak isterim.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:49
Efendim -

Rûyâma giren nazlı nigâr oldun Efendim
Göğsümde açan gül gibi nâr oldun Efendim

Buz kesti vücûdum kara kışlarda yaşarken
Dünyâmı saran tâze bahâr oldun Efendim

Kuşlar gibi daldan dala beyhûde konardım
Ömrümdeki en doğru karâr oldun Efendim

Vazgeçti gönül yapma çiçek bahçelerinden
Rûhûmda açılmış gülizâr oldun Efendim

Sıyrıldı başım nûr ile pespâye duruştan
Hâlimdeki gül soylu vakâr oldun Efendim

Dünya da sen oldun bana ukbâ da sen oldun

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:49
Muhâcir -

Güle emânet bir aziz hatıraydı
Annesinden miras aldığı yüzü

Ne vakit aynaya baksa
Uzayan yollar çıkardı karşısına
Sessiz çığlıklar çoğalırdı içinde

İpekten yumuşak konuştuğunda
Sükût damlardı dudaklarından

Ne vakit hicret dense
En mukim adreslerde muhâcirdi o
Dünya gurbetinde vatana hasret

Hicran ki âşinâ bir dost gibidir
Çoğaltır hüznünü sevincini de

Ne vakit perdeyi aralasa
İki derin göz mahzun bir çehre
Titrer binlerce güvercin kalbi

Mevsim sonbahardır bozkır göçebe
Bekliyoruz o muhâcir dost gelse

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:49
Susan Sokaklara -



Ben yürüdüm sokaklar yürümedi - sokaklar!
Söylerdiler derdimi ince yazılarıyla..
Kıvrılırdı gönlümün dili sızılarıyla;
Şimdi neden boş o taş, şiirle dolu ambar.
Sözler de uzundu dost.. ve yollar da yürünür,
Ayaklarım mı yoksa günler mi başkalaştı..
Hangi akşam kapıya böyle uzun yanaştı..
Yüzümden vedaların solgunluğu görünür.
Bir kartpostal hüznü mü artık parklar, yapraklar;
Geri dönmüş, adresi değişmiş insanlardan.
Şâirim, ah ben bile sıkıldım yalanlardan!
Bir çay söyle geleyim, dile gelsin sokaklar!

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:50
Tahassür -

Muhabbet diyârı ıssız ve sessiz;
Köşkleri, bağları kalmış kimsesiz.
Sükûtu tırmalar baykuş sesleri;
Güller gazel olmuş, bülbüller dilsiz.

Eskiden bu yurda uğrardı bahar;
Sağnak bir mûsikî dinlerdi diyar;
Dağlar bulutlardan yağmur sağardı;
Kaynardı pınarlar; çağlardı sular.

Bugün o mâzîyi hasretle anar,
Çağları emzirmiş şu ulu çınar.
Yıllar var, bir Fâtiha için kabristan,
Her akşam firkatin hüznüne kanar.

Taş taş tükenirken şu kadîm duvar,
Tek bir ümit için bin evham savar.
Çizgisi erimiş ufku gözlerken
İster ki belirsin genç bir şehsuvâr.

Sicim sicim ağlar şefkatli gökler;
Yetmeyen sabrına yılları ekler.
Sînesi dayanmaz bu intizâra,
Muhabbet diyârı bir vuslat bekler.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:50
Benden Çok Uzakta -

Bırak bir su gibi nahifçe aksın
Islak seccadeye değsin yüreğin
Zifirden geceye bir çerağ yaksın
Yankısını bulsun yorgun dileğin
Yitik bir sevdadan aşkı kurtarsın
İmbiğinde varlığın, yoğrulsun tenin
Sıyrılsın bedenin ruhunu sarsın
Ben’den çok uzakta açsın gülşenin

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:51
Gül Feryat Eder -

Yüreğimi dalgalara yüklesem,
Deniz sâkinleşir, göl feryat eder
Hasretimi bir rüzgâra saklasam,
Bülbül boyun büker, gül feryat eder.
Âhımın âhengi üflerse köze,
Alev alev ateş düşer her söze,
Dert kervanım selâm verse bir saza,
Tezene uslanır, tel feryat eder.
Sevdadır mihmânı, aşktır sultanı,
Her yanı muhabbet, sevgi her yanı,
Bir kez açılırsa gönül kovanı,
Arı hayran olur, bal feryat eder.
Gökkuşağı kuşatınca gökleri,
Sanırsın her yürek bir bayram yeri,
Açınca dört mevsim can çiçekleri,
Yapraklar mest olur, dal feryat eder...

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:51
Sükût Düşler -

Yeşil gözlerimdendir bu ağır uyku
Gecelerim karanlık, yollarım sisli
Buruk bir tebessümde zamanın çarkı
Suskun hatıralarım... Ah ne çok hisli
Yıldızlarım saklambaç oynuyor benle
Serilmiş yatak gibi gökte bulutlar
Sana aşkı anlatan ruhumu dinle
Çelik çomak peşinde koşmaz umutlar
Asırlık uykusundan uyanır mehtap
Avuçlara yıldızlar dökülür gökten
Yeni bir masal başlar kaybolur serap
Bahçemde çiçek açar, sevdam yürekten
Uzar gider yollarım bitmeyen sihir
Bin sükût düşer beni saran hayâle
Ümitle tükettiğim yıllarım nehir
Akarım vuslatıma ân-ı seyyâle

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:51
Hüsn ü Aşk -

Mutlak güzellikten süzülen renklerle
Varlık balına gülden işâret gibisin
Ruhlara derinden dökülen âhenklerle
Gönülleri dolduran bir âyet gibisin
Leylâ’yı leylakla bir görüp Mevlâ için
Kâinatta yürüyen ibâdet gibisin
Sonsuzluk yurduna yol açan sevda için
Dilden dile ulaşan şikâyet gibisin
Kalb diyarına erdiren en güzel sözle
Hüsn ü aşk destanından rivâyet gibisin

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:51
Sonsuza Değin -

Gam yükü bahçeler kor ateş sevda
Dalda kan kırmızı hüzün çiçeğin
Kızıl kıyâmetler ayda izmihlâl
Islanmaz geceler sonsuza değin
Firârî bir visal yankısız ferda
Hücre can çekişir ah’lar yüreğin
Bir hicran ateşi acı bir melâl
Geceler yas tutar sonsuza değin
Karanlık sağılır âsi rüzgârda
Ebrulî ipekten hayâl bildiğin
Yitik bir sevdadan miras arzuhâl
Ruhunu avutur sonsuza değin

DuYGuNiSa
01-06-2010, 08:52
Titrek Hatıralar -

babaanneme

ellerindi, deniz değil, dalgalanan rüzgârda
sesi kesiyordu, göğü bölüyordu
konuşuyordu, susarak gözlerin
gemiler kalkıyordu ruhumun limanlarından
göğsümde çırpınıyordu mirasın: kanadı kırık kuş
çığlık kesiliyordu dudaklarımda, içimi kemiren yalnızlık
samanyolu akıyordu zaman akıyordu
elimde meşe dalından oyuncaklar
bir ağıt büyüyordu yüreğimde sensiz
sessizdi artık damarlarımda coşan ırmaklar
bütün hayâl coğrafyam hüzne bulanıyordu
bahara uğrardı yolum, çiğdemler sarı
yaban gülleri, hatıran boyunca kır çiçekleri
meçhule uzayan alınyazım
söküp alıyordu sıla sıcaklığını
gurbete açılıyordu tek kapım
……
değişti mevsim ırmaklar belirdi tekrar
sen geliyordun, terkinde turfanda masallar
yüzüyordum sesinin sularında
ılık bir bahardı sözlerin
rengârenk bütün bahçeler
……
kopmuşuz artık o rüyadan, gerçek saçlarımda
aynalarda bozulmuş büyü, sır yitmiş
titrek yıldızları yalnız gecelerin
kapıya yaslanır ömür boyu sükût
titrek hatıralar ormanı şimdi mazi dedikleri

DuYGuNiSa
01-06-2010, 09:05
Nefis

Nefis insanın özü,
ifadesi ve hızı,
Hep değişik havalar çalar elinde sazı.
Ona takılan er-geç sürüklenir zevâle,
Bir bilinmez yolla ki, gelmemiştir hayâle.
Nefsiyle insanlar hem diridir hem de ölü,
Ölüp gidenler hicran mezarına gömülü...
İnsanî duygular birer za'f, nefis bir avcı,
Onun ağına düşmek acılardan da acı...
İnsan bu serkeş ata gem vurup bağlamalı,
Ona her takılışında bin yıl ağlamalı..!

M. Fethullah Gülen

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:54
Barla Yamaçları (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1944&SAYI=42'))


Barla yamaçlarında hayâli cihan değer
Bir yiğit yaşamıştı mavi hülyası olan
İki büklüm evinde bambaşka imiş meğer
Karanlığın dehlizi avucunda kaybolan

Barla yamaçlarında her dem şükürde kuşlar
Alaca atlar gibi sonsuza ulaşırdı
Bir sükût mûsikîsi ahenginde bakışlar
Doludizgin zikirle ümitleri taşırdı

Barla yamaçlarında mâverâî ufuklar
Sanki kilim dokurdu yürektendi duygular
Baharı müjdelerdi doğarken ak şafaklar
Firdevsî tuvallerde sönüyordu kaygılar

Barla yamaçlarında cennet kokulu bahçe
İkliminde büyülü bir zamandı sürûrum
Mana meltemleriyle rûhum serinledikçe
Aşkın izdüşümünde bir teselli bulurum

Barla yamaçlarında ulu çınar gölgesi
Başları okşuyorken rüyadayım sanırsın
Altın saçlı günlere çağlarken suyun sesi
Bir başka şehrâyinde sonsuza uzanırsın

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:54
Bahar Şöleni

Şafaklar kızarıyor; göçüyor hüzün melâl!
Ay, güneşte helecan... Lale, nergis, sümbüldür...
Buluyor yankısını ürkek ceylan gibi lâl
Kışa veda vaktidir... Yüreğim şimdi güldür.

Geldi bahar, gitti kış; bayram oldu her yerde
Bir ıtır, bir rayiha taşır ılık rüzgârlar
Asude zamanlara temaşa var günlerde
Cennet koyları gibi efsunludur diyarlar

Huzur soluklanıyor; bahçelerde bağlarda
Kolonya çiçekleri, leylaklar, yaseminler...
Mavi hülyâlardaki zümrütten otağlarda
Nazlı bir gelin olur süslenirken zeminler

Gönlümün perdesini aralar şimdi her renk
Hicran demlerinden sıyrılır hatıralar
Hazanlar firar eder; her yer Firdevsî ahenk
Bahardır, bak şölen var; huzur yağar da yağar...

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:55
Yastık Kenarı (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1952&SAYI=42'))


Düştü dedim kırıldın saçlarımda beyaza
Kırıldın ve kapandı kirpikleri kalbimin
Bense kırılır diye dolaştım kıyısında
Senin hayâllerinin benim hayâllerimin

Düştü gökten üç elma senin için üçü de
Senin için bu bahçe bu gökyüzü yıldızlar
Rüyalar işlemiştin yastığıma gül diye
Anne o günden beri ağlıyor papatyalar

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:55
Yol Hâli

bavulunu topla yolculuk bu belli mi olur
belli mi olur mevsimin yüzü hüzne dönük
gün dönünce değişir bozkır
değişir masal ve çocuk
yıldızları da hesaba katmak lâzım, çün yolculuk…
ıslaksa ayakların.. nehirler geçtik
belli mi olur geceleyin yağmur…

bu yıldız bu gökyüzü, hayâllerimi uçurduğum
bu ellerin, uzun yollar koştuğum
saçlarında ilkyaz tortusu hüzünler
hayır şimdi başlamadı yolculuk
sen yoktun o zaman ben gözlerine yürüyordum
bulutlar bahardı

ışısın bakışların tekrar bahara dönsün içim
uzak değil cemre: hava su toprak
eskiden ellerimdi, şimdi daha çok kalbim üşür
bavulunu topla yolculuk bu belli mi olur
belli mi olur hayatın yüzü güze dönük

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:56
Kuğulu Göller

Buğular giyinir kuğulu göller
Kuğular ki sanki birer nilüfer
Yüzüm kış sonrası köpüren ırmak
Sînem huzur yeri sükûn seraser

Kıyılarda henüz çiğli çemenler
Serin yel sessizce süzülür eser
Oyuna bırakmış kendini zaman
Gözlerinde gün ışığı gülümser

Yer yer dağ kokusu su gümüşbeyaz
Elmas kurdelalar biriktirir yaz
Çevremde rengârenk "Oku!" sesleri
Başımı secdeye koymasam olmaz

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:56
Hasret Türküsü

Bir pınar gibidir yüzün dupduru
İçmeye doymadı kanmadı gözler
Ayrılık içinde hayat kupkuru
Hasretin yağmur duasında yüzler

Ayrılık her yerde geziyor şimdi
Gölgenin düştüğü yerler üzülür
Şu ıssız katlarda hıçkıran kimdi
Gözlerden camlardan yaşlar süzülür

Senin hazinende aşk dinar oldu
Onunla alınıp satılır gönül
Sevgin bu pazarda bir kantar oldu
Hasret yollarında tartılır gönül

Rüyalar seyrine tek mekân şimdi
Uyanınca yanar kavrulur gönül
Hikmetin gayretin bize şan şimdi
Dünya harmanında savrulur gönül

Himmeti yüceler yolda serdârın
Ruhların fethine koşar gönüller
Sevinir bu hâle o güzel yârin
Bedir’e susamış coşar gönüller

Tur’a mı yollandın nerdesin ey yar
Samiri sınavı korkutur bizi
Hizmetsiz dünyada çöl olur her yer
Seraplar yutar da kurutur bizi

Hasret ateşi sanki Sina’da nûr
Mûsa’nın İsa’nın eli misin sen
Perişan gönül bu da mı sorulur
Söylenir mi her sır deli misin sen

Bu hasret dünyanın vuslat ekini
Sevda sancağını her yana diker
Temizler kalblerden inkârı kini
Susuz gönülleri bu pınar çeker

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:57
Ne Ayna Ne Gölge

Tuhaftır çok zaman aynada yüzün
Gölgeler rûhuna kelepçe takar
Gökler inler iken ıslanır gözün
Ölgün bakışların hiçliğe akar
Tuhaftır çok zaman aynada yüzün

Mühür gibi durur hatıraların
İç içe girmiştir hüzün ve efkâr
Mâzi kollarında hicran anların
Ateş çemberidir rûhunu yakar
Mühür gibi durur hatıraların

Mânânın remzidir hatlar yüzünde
Gök gürültülüdür şimşekler çakar
Halkalar salınır yaşlı gözünde
Şakırdayan suya anlamsız bakar
Mânânın remzidir hatlar yüzünde

İrâden kaybeder sen kaybedersin
Attığın her adım seni yakalar
Gölgeler şehrinde suskun gezersin
Yankısını bulmaz sende sedalar
Irâden kaybeder sen kaybedersin

Yıkanmak istersin zemzem suyuyla
Kasvet kuşağında ümit belirir
Öteye uzanmış Yusuf kuyuyla
Gölgeler aynalar O’na verilir
Yıkanmak istersin zemzem suyuyla

Ne ayna ne gölge olamaz engel
İstersen kar yağar her günâhına
Öteye uzanan ‘âh’ına bedel
Füsunlu ışıklar değer rûhuna
Ne ayna ne gölge olamaz engel

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:58
Yankı Gazeli

Gün doğarken tâzelikler hoş gelir
Duygular var yükselir hep yükselir

Merhamet bir karşılık bin günbegün
Öfke korkar aşk yüzünden kar erir

Bir muhabbet derdi yoklar dert gider
Kalbde kalmaz toz dumanlar çıksa kir

Biz nihâyet anladık ey kardeşim
Sevgisizlik can yakan bir gergidir

Sezgiler dar döngüler var her zaman
Mutlu olmak mutlu etmek hepsi bir

Karşılıksız kalmamıştır duygular
Yankıdır her davranış bir ses verir

Hastalıktan kıvranırken gözlü kör
Gördü bir gün tam ilâç saf sevgidir

Sevmek insan olmanın hoş bir yanı
Can gönülden sevmeyenler az bilir

Hak için sevdik bulunmaz bizde kin
Hoş görenler eğri yoldan çevrilir

Gül derenler tâ derinden gül kokar
Durma Gezgin bahçıvan ol bir devir

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:59
Metal Kuşlar

Uçuşur göklerde yabancı kuşlar
Eyyûb’un sabrıdır bahtıma düşen
Bir müjde bekleyen sisli bakışlar
Yâkub’un hüznüdür tahtıma düşen
Uçuşur göklerde yabancı kuşlar

Yüreğim ev idi önce kuşlara
Kuşlar ki sevgiyle aşkla büyürdü
Muhabbet, mührüne inanmışlara
‘Misk’in kokusunu tezce bürürdü
Yüreğim ev idi önce kuşlara

Neden rengi aynı uçan kuşların
Eskiden sarısı mavisi vardı
Yerlere saçılan sapan taşların
Ahmet’i Mehmet’i Ali’si vardı
Neden rengi aynı uçan kuşların

Bu metal kuşlardır evlere konan
Ne ki gözyaşımı hiç silmeseler
Sokaktır caddedir ala boyanan
Göçüp gitseler de hiç gelmeseler
Bu metal kuşlardır evime konan

DuYGuNiSa
01-06-2010, 18:59
Rubâiler

Son Âşık
Gönlüm ne bu rûyâ ne bu hülyâ ne bu düş
Her zerreni baştanbaşa sevdâ bürümüş
Şevkinle ve coşkunla son âşık gibisin
Mecnun diye ardın sıra Leylâ yürümüş

Yollar
Dünyâya düşen tahta gider tâca gider
Sevdâya koşan her gece bir hacca gider
Bir bir kapatır zevk ü safânın yolunu
Aşkıyla coşan Gül gibi Mi’râca gider

Canlar Canına Kurban
Canlar canı cânânıma hayrân olayım
Şol sevgili sultânıma mihmân olayım
Yıllar yılı yâr aşkına süslendi gönül
Bayram günü yâ Hakk diye kurbân olayım

Beratlansa Gönül
Eyyûb gibi her mihnete katlansa gönül
Birden bire kuşlarca kanatlansa gönül
Sıyrılsa günahtan bu mübârek gecede
Rabbimden izin çıksa beratlansa gönül

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:00
Asım'dan -

Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım…
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan koğarım!
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle…
Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum?
Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim.
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:01
Bir Gurup Vakti

Vuslat, gözlerimde hüzünlü çiçek;
Bir açsa yeniden diyarlarımda
Kokusu içimde hep belirecek
Şölen yeri gibi efkârlarımda

Saklarım sevgimi ayrılıklardan;
Ümitler devşiririm akşamlarımda
Beklerim, gelecek çok uzaklardan
Bir demir atacak limanlarımda

Öteye bir özlem bendeki sevda
Küçük bedenimde büyür de büyür
Sabır pınarında hep avutsam da..
Bir gurup vaktinde sonsuza yürür

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:01
Leylimiz Nehar Olur

Sultanlara taç yakışır gedâ tacı neylesin
Kulum deyip lütfedersen kışımız bahar olur
Serde bunca belâ varken kim inayet eylesin
Eğer imdad eylemezsen gülistanlar hâr olur

Sinemde dağlı yaram var sanma şâd u handânım
Öyle bir hâle düştüm ki meded Şâh-ı devrânım
Akılımı bî-karar kıldın Sen’de benim dermanım
Kerem kılmazsan ilahî sekiz cennet nâr olur

Bir canı var gedaların fakirlik sermâyesi
Nazar eyle mücrimlere kullukları pâyesi
Başka bir şey istemezler bendelerin gâyesi
Muhabbetin lütfedersen Habibullah yâr olur

Meramını anlatamaz ahvalinden âr eder
Kimse bilmez tenhalarda gizli gizli zâr eder
İnsanlığın gam yükünü yüreğine bâr eder
Bir tebessüm lütfedersen leylimiz nehâr olur

Rahmetin gazaptan aşkın rahmetini isterim
Mağfiret Sen’in şanındır beraatımı isterim
Ümidimsin muradımsın Sen’i Sen’den isterim
Nazar kılarsan İlahî kullar bahtiyar olur

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:02
Beyaz Yelkenler (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1908&SAYI=41'))

Eksildi sular, ey yâr, azar azar
Gerilerde kaldı kıyılar çoktan
Dövülür bordası, yalpalar gemi
Hırçın ömür denizinde anılar

Rota: saklı ada… sevinçler orda
Sımsıcak gülüşler, selâm sözleri
Her şey öyle güzel, öyle nezih ki
Büyür salkım salkım düşler dallarda

Doldur rüzgârları, hızla yol alsın
Kaybolsun ufukta beyaz yelkenler
Açılsın gökteki perdeler, -vira!
Bu dalgalı deniz geride kalsın

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:02
Üzme Ümiding (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1910&SAYI=41'))


Kerkunak yok der eken yağdu kuyaşing nurıni,
Kança köp aytganlaridan nurı kem bolmas kuyaş.

Körler bazarıda yokdur soravçi sürmeni,
Derdi yoklardan tapılmas közleriden tamçı yaş.

Aslıda gevher kören ermes ekendir her kişi,
Kayda bilgey farkını gevhermidür ya kara taş?

İlm-ü hikmet dürlerini saçma nakes aldıda,
Kirme ul meclisge kim: iflas ayaklar bolsa baş.

Gül hidi sassık emiş osrakkongızlar burniga,
Sözi sassıkdan yırak yür, hah karidür, hahi yaş.

Üzme Saguni ümiding; yetkizür Tengring sening,
Tarkalur alem ara bir kün hakikat bolsa faş.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:03
Bu Destan

Rüzgârların alnında sen
Ufuklara gerilen sesim
Yıldız yıldız dökülürsen
Çocukların düşlerine
Bir insanlık kuşağı doğar
Gelecek annelerin avucunda

Başucunda babaların birden
Havai fişekler gibi yükselen
Haritaları göklerle yerlerin
Doğularla batıların içinden
Geçen atlılar kuşatır ufukları

Sancaklar neyi saklar derken
Yahya Kemal akıncıları
Arif Nihat fetihleri görünür
Dualarıdır onların anla işte ve
Zaferleridir adsız şansızların

Türkçe bir bayraktır artık
Kundak gibi kuşatır dünyayı
Bir insanlık kolyesi taptaze
Çocuk yüreklerinden örülü
Uzanan boynuna insanlığın

Leyla ile Mecnun şarkıları
Hüsn ü Aşk kasideleri
Yeni bir insanlık divanı
Işıklı mesnevilerin içinden
Kırık mızraplarla çalınan
Yeni bir yürüyüşe uydurur
Adımlarını adımdan alanlarla
Nabızları kalblerimizce atan
Rengârenk yeni yüzler yepyeni
Bütün kıtaları boy boy kuşatan

Bir sancak çağlayanıdır yeryüzü
Aşkla örülü okullardan kaynayan
Devrimleri deviren dirilişlerle
Bengisu pınarlarında dudakları
Son bir hayat soluklayan ruhlarla

Gel uzanalım yeryüzü toprağının
Ölümsüz tohumlarına mahzen
Şahdamarlarına doğru yeraltında
Sonsuza bitmek için bir kıyamla ve
O sancağın altında olma dualarıyla

Bitmez bu şiir bilirim bitmez
Kesilmeden ümit insanlıktan
Kesilmeden duaları anaların
Babaların kalbinde aşk inanın
Allah’ın elleri durdukça daim
Bitmez bu şarkı bu türkü bu destan

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:03
Çiftçinin Duası

Wir pflügen und wir streuen
den Samen auf das Land;
doch Wachstum und Gedeihen
steht nicht in unsrer Hand.
Er sendet Tau und Regen
und Sonn- und Mondenschein;
von Ihm kommt aller Segen,
von unserm Gott allein.

Was nah ist und was ferne,
von Gott kommt alles her!
Der Strohhalm und die Sterne,
der Sperling und das Meer.
Von Ihm sind Büsch und Blätter
und Korn und Obst von Ihm,
von Ihm mild Frühlingswetter
und Schnee und Ungestüm.
Matthias CLAUDIUS

Çift sürüp tohum ekmek
Toprağa vazifemiz
Büyütüp geliştirmek
Buna yetmez elimiz
O gönderir şebnem, baran
Şems, kameri O ışıtır
Rahmet, bereket O’ndan
O Kerîm, O Rezzak’tır

Bize uzak veya yakın
Eseridir her şey O’nun
Sazlığın, yıldızların
Serçenin, okyanusun
O’nun çalı ve yapraklar
Başak, meyve O’nundur
O’ndan “nesim-i nev bahar”
Kar, fırtına O’nundur

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:04
Edebiyat Şaheserleri

BULMAK
Bir an kayboldun gibi! Yaşadım kıyameti
Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından

Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:05
Edebiyat Şaheserleri

GAZEL
Sen Mevlâ’yı sevende Mevlâ seni sevmez mi?
Rızasına erende rızasını vermez mi?

Sen Hakk’ın kapısında canlar feda eylesen
Emrince hizmet kılsan Allah ecrin vermez mi?

Şer-i Şerif yolunda havf-i Huda dilinde
Ehlullah’ın hâlinde Allah hâlin sormaz mı?

Variyetin mahv edip Kurân yolunda gidip
Yâr ile yâran olsan yârin yâver olmaz mı?

Dert ile cângâhında ateş yansa âhında
Âh u feryadlar etsen derde dermân vermez mi?

Cânın cânân elinde cânân cânın dilinde
Yarelensen yolunda yâran merhem urmaz mı?

Lütfi’ye lütf-i Mevlâ rahm eyleye Teâlâ
Allah diye çağırsan Kerîm kerem kılmaz mı?

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:06
Çizgi Film

Aynalarda mı buldun büyüsünü hayatın
Büyüdün yüzün için; ayna eridi şiir
Yeni aynalar buldu büyüsü hayatının
Bak kendinin kendine şiiri de eritir

Eriyik bir şiirden salınıp çıkan atlar
Akdeniz kokan atlar uykuları kırmızı
At kendini kendine ve usulca kanatların
dökülsün aynaya; kırık cam derin sızı

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:08
Sonsuz Gurbet

Kasvetli gecelere mahkûm günler kördüğüm
Bir masal ülkesine hazin hazin yağar kar
Avare ızdırapla can çekişir gördüğüm
Tutuştu daussıla hüznüme kimler ağlar

Bu yaban diyarlarda ah her şey uzağımda
Hasret alevden gömlek sırtımda lime lime
İnceden bir sükûtun izleri dudağımda
Ayrılığın ateşi kızıl kor yüreğime

Beyhude sokaklarda ne arayan ne soran
Taşına toprağına tutsak mı rüyalarım
Ne zaman terhis alır bu ayrılık bu hicran
Firak dehlizlerinde suskun hatıralarım

Bildim ki solan güldür bahçelerde melâlim
İçimde sonsuz gurbet her gün büyür de büyür
Anladım tahammülle âsûde kalır hâlim
Zümrütten otağında gönül öteye yürür

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:08
Umudum Seninle

Önümüzde engin deniz,
Asâ ile deldiniz
Arkamızda firavn.
İlahi ! Avn!
Gönlümüz sekine sandıkları artık,
Hedefe vardık.

Küçük insanların büyük davaları,
Bal yapan arı.
Bu dev petek ne zaman örülecek,
Bal diye görünecek.
Ateş nöbetlerininin alnında rıza terler,
Lokmayla yerler.
Tesbihi dizili sabır taşlarından,
Gözyaşlarından.
Allah’a inananın yolu gerçekten uzun,
Arkasında kılavuzun.

Vatanım kalbim gibi dağınık,
Darlık üstüne darlık,
Bu kabzı hangi kul kardıracak,
Cennete vardıracak.
Vatanı sevenlere nispet hainler,
Kalbim inler,
Ah Çanakkale bize ulaşmadı zaferin,
Tükendi son neferin.
Nifaktan medet umanlar toprağında,
Bir kama gibi bağrında.
İnlemek bize çok zaman âdet oldu,
Sinemiz ızdırapla doldu.

Bir çıkış ver Allah’ım kereminden,
Ölsün kizb kederinden.
Zavallı bizleri kim koruyacak,
Ki “sönmesin ocak”.
Bir darboğazın eşiğindeyiz şu an,
Hıfzın her an.
Kulunu boğmak istiyorlar,
Kinleriyle varlar.
Bu tekerlek hâlâ mı tümsekte,
Bilmesek de,
Şimdi bir kin geçidinde millet,
Hayret ki ne hayret!
Ey Musa kızıldenizi yar artık,
Asân var artık.
Ey Yusuf, önündeki zından kapısı,
Kralın rüyası.
Mağara gençlerinin üçüncüsüsün,
Artık nurun görünsün.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:09
Söz Ve Yağmur (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1934&SAYI=41'))

Kısılmış kirpikleri göğün – hangi rüya..
Açılır bir gülün dalında akşam gibi..
Yemyeşil kubbene şimdi duya duya
Kıpkızıl bir öpücük kondursam.. gibi..

Kısılmış kirpikleri göğün – Zaman nazlı..
Yelkovandan kaçıyor âdeta saatler,
Topraklarına koştukça sanki her atlı..
Başlıyor kalb ufkuna yeniden bir sefer…

Kısılmış kirpikleri göğün – Meleklerle
‘Yakın olmadı böyle, mısralara huzur’
İnsin hazlarla süslü sözden çelenklerle..
—Toprağına yüz sürmek için yağar yağmur…

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:10
Bahardır Günlerim

En güzel bahçeye ümit ekmeye
Açar avucunu, ayı yokladım
Mecbur da değilim acı çekmeye
Rayihalar verir gülü kokladım

Yıldızlar göç eder bir Sonsuzluğa
Saklarım hüznümü altın sedefte
Susup, ta gözlerim dalsa boşluğa
Aklarım hicranı sırma gergefte

Bin bir hafakanla şak şak çatlasa
Bu yetim yüreğim ümitler görür.
Tüllenen ufuklar çizdim atlasa
Bahardır günlerim sonsuza yürür.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:11
Aydede Gazeli

Bağda sümbül bekçi, nergiz gözcüdür
Yel konuşkan dil, öten kuş sözcüdür

Gök dokur bin bir kumaş gündüz gece
Yıldırım tiftikçi, şimşek yüncüdür

Giz taşır ay Asyadan Kafkasyadan
İç güvey Çerkez , gelin bir Gürcüdür

Kaygı çook kimseyle sık sık göz göze
Her gün uğrar çünkü gam hergüncüdür

Penceremden eksik olmaz aydede
Ev gözetler gökten ay dürbüncüdür

Giydirir ölçüp biçip her gövdeyi
Kıl kadar şaşmaz ölüm son ölçüdür

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:11
Göze Mihmandır (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1939&SAYI=41'))

Kara taşta kara kılı seçen göz,
Kararır kerimen, göze mihmandır.
Aş için gelmezler ekşitme sen yüz,
Nana muhtaç değil, söze mihmandır.

Ağırdır hengamlar, uzaktır yollar,
Konuşsun yiğitler, söyleşsin diller.
Baharda açılan rengarenk güller,
Bir mevsim açılır, yaza mihmandır.

Ne azim hünerler, ne sırlı işler,
Ne havalı bağlar, ulu ağaçlar,
Altmış renkli, yetmiş türlü yemişler,
Ağaçtan ayrılır, güze mihmandır.

Bir gencin yok ise silâhı, atı,
Bunu belli bilin, yoktur gayreti.
Kocaldıkça gider gücü, kuvveti,
O gençliğin gücü, dize mihmandır.

Bu dünya yüzüne gülüm gülümdür,
Cefası çok olur, cevr u zulümdür.
Ne kadar yaşasan sonu ölümdür,
Aziz canlar, tende, bize mihmandır.

Hakk’ı hatırlarsın, Hak’tan korkuna,
Şeytan gelir, seni koymaz erkine,
Güzel civan, güvenme hiç görküne,
Kocalırsın, görkün yüze mihmandır.

Mahtumkulu, öğüt vardır sözümde,
Ölüm aklımdadır, korku gözümde,
Her nice yaşasan yerin yüzünde,
Ademoğlu beş gün tuza mihmandır.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 19:12
Gitmek Muradımdır (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1940&SAYI=41'))

Takılmadan cevr-ü âdeme gitmek murâdımdır.
Bakılmadan şevk-ü ademe gitmek murâdımdır.

Âram etmek içün can atarken nefsim burada
Ânın şol arzusuna hilaf itmek murâdımdır.

Felek zâten seyr-ü seferle kılmış beni nâgehan
Bu sefer de aşk ile hicret itmek murâdımdır.

Ölmeden letâfetim, hem solmadan mahâretim
Bitmeden metânetim hizmet itmek murâdımdır.

Anlamaz bağdan bostandan bağbana dost olmayan
Âzat ediverin gayrı dosta vuslat murâdımdır.

Bî haberdir bî-rahm olan dostun teveccühünden
Halîlin hâline nigehbân olmak murâdımdır.

Demen hem neden varken bu sahrada cümbüş-ü cenk
Kaçmak değildür billahi dirilmek murâdımdır.

Lakin ne yaban bir el ki bilmez özü mayayı
Şu fakr-u gönle nân-u taam bulmak murâdımdır.

Gayrı ben de kaybettim ilm ü iz’ânı bu yerde
Yitik olan özüme reh-nümâ olmak murâdımdır.

Bir gecede bin sala kıla zeynülabidin kim
Onun yolunda her dem kul kalmak murâdımdır.

Artık burada belli ki dolmuştur miadımız
Ruhsat verin hicrete kanat açmak murâdımdır.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 21:19
Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde;
Vefâ yok.. ahde hürmet hiç.. emanet lâfz-ı bî medlûl;
Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde hak meçhul.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 21:19
Beyinler ürperir ya Rab ne korkunç inkılâp olmuş,
Ne din kalmış ne iman, din harap iman türap olmuş...

DuYGuNiSa
01-06-2010, 21:40
“Hak tecelli eyleyince her işi âsân eder,
Halk edip esbabını bir lâhzada ihsan eder.”
(İbrahim Hakkı Hazretleri)

DuYGuNiSa
01-06-2010, 21:40
“İşin hakikati, fıtrat ne kâr arar ne de zarar,
Beka-yı nesle bakar hep beka-yı nesli arar.”

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:21
Umut

Kalbime ışıktan bir çağrı saldın,
Kimseye bırakma sevgili beni.
Uzakta uzakta uzakta kaldın,
Yaksın ayrılığın her demi beni.

Sonunda kavuşmak var ise ne gam,
Bedenim düşünce berk gibi yere.
Sana kavuşmaktır en içten duam,
Ahdimi bozsam da her gün bin kere.

Ruhuma ışığın daim açık tut,
Beni bırakma sen ağyar eline.
Sadece sendedir sevgili umut,
Erdir bu garibi cennet iline.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:22
Selam Ve Sevda İle (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1872&SAYI=40'))

Büyümek seninle senden dökülen duygularla
Büyümek ve ölümsüz uyanışlar içinde ölmek
Her gün sabahları sararak mavi şafak şallarına
Ve güneşin o eşsiz dallarına asarak
yaşamak

Yolları aydınlatan lacivert yıldızlarla yürüyerek
Bir ulu sevdanın terkisinde terk etmeden ey can
Ve terk edilmeden at sürmek
sürmeli ufuklara

Sürmeli ufuklara dalmak sonsuz sevgililerle
İlerle sevdaya doyumsuz
kinle uyumsuz gönül

Akıl ki yanar bu sınırlardan öte sen varsın artık
Senin bakışların var buluşların barışların var
Sen bir ruha adadınsa kendini o ruhla buldunsa
Berhava edildi demektir bütün belaların bütün
Bela senin ezeli sözleşmendi hani bulduran onu
Feda bin can ile canan için verilen söz için
Buldu bir canın şehla gözlerinde semavice
O ezeli sözleşmenin şerhini senin gül yüzünle
Okudu her cana sonra gönlümü ondan gelen
ok uttu

İlk ve son umuttu hiç yitirmedim hep şuramdadır
Hep şahdamarımda hep şuurumdadır
unutmadım

Kalbim ki kaynağıdır sevda çağlayanlarının
hep inleyen

Kalbimle akrabadır o mecnunlar ki senin vadindeler
Senin sahralarına doğru yürürler kervanlarla
Perde çektiler hep nefsin aldatan masallarına
Ufukları senin solmaz sönmez aydınlığınla pırıl
Gel artık sıyrıl sarıl sımsıkı tut bırakma hiç
Öldürür her kötüyü bu sonsuz sevinç beni bir daha
Beni bin daha diriltir her an her saniye dedirtir
Allah bes baki heves ondandır her ses ondandır
her nefes

Her nefes alıp vermede ölür dirilir ya insan
O’nu ansın O’ndan gelen nefesle o son ses
İçinde çınlasın aşkı orada yaşasın da insan
Geçmiş gelecek katlanıp bir an olsun zaman

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:22
Derinden Bekleyen

Yağmur sonrası açan güneşti
Gözleri, ışırken su neşesiyle.
Dinmişti âdeta büyük hasreti,
Bayram günlerinin mutlu sesiyle.

Hızır ve İlyas’ken mâzi ve âti,
Kutlu bir misafir gibi gelmişti,
Beklediği o son bahar saati,
Ermiş şairlerin gül müjdesiyle.

Durdum ben de o kul gibi kıyamda.
Yolların mühürleyen bir akşamda,
Belirdi, gördüğüm günler rüyamda,
Kendi ötelere has şivesiyle..

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:23
Münâcât

Yâ Rabb hemîşe lütfunu kıl reh-nümâ bana
Gösterme ol tarîki ki yetmez Sana bana

Kat’ eyle âşnâlığım andan ki gayrdur
Ancak öz âşnâların et âşna bana

Bir yerde sâbit et kadem-i itibârımı
Kim rehber-i şeriat ola muktedâ bana

Yok bende bir amel Sana şâyeste âh eğer
Amâlime göre vere adlin cezâ bana

Havf vü hatâda muztaribim var ümid kim
Lütfun vere bişâret-i avf-ı hatâ bana

Ben bilmezem bana gereğin Sen hakîmsen
Men eyle virme her ne gerekmez Sana bana

Oldur bana murad ki oldur Sana murad
Hâşâ ki Senden özge ola müddea bana

Habs-i hevâda koyma Fuzûlî-sıfat esîr
Yâ Rabb hidâyet eyle tarîk-i fenâ bana

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:24
Gazel

Garîk-i bahr-i isyânım dahilek ya Resulallah
Gedâyım, çok perişânım dahilek ya Resulallah

Cihanda kalmadı bir cürüm kim ben yapmadım anı
Sana geldim pişmânım dahilek ya Resulallah

Gelen müflis der-i in’amına mamûr olur mutlak
Bana rahm et ki virânım dahilek ya Resulallah

Heva-yı nefse uydum nefsim uydu dev meluna
Neden uydum nemidânem dahilek ya Resulallah

Sakalım ak, yüzüm kara, yaşım heftâde yetmiştir
Velâkin ehl-i imânım dahilek ya Resulallah

Cihanda zerre denlü ateşe takat getürmezken
Cehennemde nice yanam dahilek ya Resulallah

Ketencizâde-veş cümle günahkâre şefaat kıl
Bu hal üzre duahanım dahilek ya Resulallah

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:24
Hasta Anneler Ülkesi

İç söz
Karanlık kilit, yokluk kadar bir cam, aynalar kırık
Dilden beter kerpetenler çıkarır çivileri ancak
Salıncak kadar yalnız, urganın bağlandığı dal
Kaç taşa kaç kişi düşer; yağmur bir daha gelirse şükür
Kaç anne birlikte ağlar? Salacada uzanmış Filistinli çocuğa
Boncuğa değmeden gözü kurşunlar saydı
Annenin elinde bir boncuk olsaydı
Mavi kurdalede bir emzik, bayrak olurdu göklere
Yere değmeden kurşun, uçaklar hangi ülkeye hovarda
Dağlarda savrulan tüyleri kuşların
Ürkek bakışların, bağlanan taşların ardınca ağladı anneler
Yerler ve gökler ve sular şahit göz yaşlarına.

Naşına salâlar biriktirir gök, ve toprak ve hasret ve çamur
Hamur pişmiş, on bir ay kadar yakın sultana ve cana
Hangi yana doğrulup da baksa babam sefil
Efil efil ezanlar eser minarelerden, saba makamı ve güneş
Diriliş ilk ışıklarla, yatak içinde leğene dökülür abdest suları
Annem kadar bir hüzün, yüreğime akar kollarından annemin
Benim yüzüm haykırır titreyen sesine. Sukûtun tersine bir ağıt
Kağıt kalem kadar soylu bir dimağ, bölünen sesleri arar
Yarar toprağı tohum, yokluğum üzre türküler haram
Yaram kadar merhem, muhtaç bana şimdi, toprak soğudu
Ağıdı kadardır yüreği; anneyse okuyan beni.

Çığlığı üşümüş anneler, sıcak dualarla ısıttı yavrularını
Karnı burnunda kurduğu hayal gerçek şimdi
Aşermiş gibi yakın, toprağa ve yaprağa ve ağaca
Onca yalnızlığın sonunda, kalabalık serviler uğuldar
Çok aşk, tarla bereket, zümrüt yeşili yaprak
Korkarak attığım adımlarıma yol süvari
Cümle sahabe, o kadar sabi, kalabalık ortasında annem
Bir görsem en derin rüyalarda yari
Havari kesilir, beynimi yol eden düşünceler
Bir kere, bir kere daha haykırıyorum anne gel
Geceler yolculuk, ardınca karanlık bırakmayan dervişlere.

Dış söz
Fırtınalar parçalar çatısını; depremler deler kurduğum yapıyı
Kapıyı kapatıp oturmuşum bir köşede
Türküler söylerim geçmişe ve geleceğe.

I
Hasta anneler ülkesinde yetimdir yüreğim
Üşüyeceğim anne baksana yüzüme
Ellerim ve yüreğim ve aklım üşüyecek
Düşleyecek ne varsa düşledim.
Şimdi hasta anneler ülkesinde bir prensim
Dersim, annemin gözlerini ezber etmek
Okumak ne varsa orada
Ankara’da bir hastane avlusunda
Biriktirdiğim göz yaşlarıma karıştırmak okuduklarımı
Dilekçemi sunmak, uyuşan dizlerimden çekilen kanla
Canla başla biriktirdiğim umutlarıma bir yenisini katmak
Haykırmak içimin derinliklerine sonra
Annemin elinden öptüğüm duaların üstüne
Tüm bunların üstüne umutlarımı, göz yaşlarımı koymak
Doymak, anne bakışlarının en derinine
Zayıf ferine aldırmadan gözlerinin, bebekliğimi görmek orada
Bir tebessümle büyüyüp, aldığım şefkati iade etmek cömertçe
Mertçe yaptığım sokak kavgaları dönüşü ve bir bisikletten düşüşü
Dizimdeki yara ile anneme sunduğum acıların;
İleriki yaşlarda çektiğim sancıların, anne şefkatiyle tedavisinin,
Bedelini öder gibi, sunmalıyım kat kat şefkati.
Bayati bir şarkıdan alınmış bir mısrayı, ya da hüzzam bir faslı
Dinler gibi geçmeli çocukluğum gözlerimin önünden.

Hasta anneler ülkesinde ölmekten korkarım
Her yer soğuk donarım
Lakin yüreği sıcak, ıpılık bakar gözleri annemin
Ninemin saçlarını mı almış ne! Ap ak
Korkarak bakışımdan, ben bile ürkerim, saçlarına annemin
Ninemin gidişi gibi el sallamakta beyazlığı
“Saçları ak olunca nine olur anneler
Nine olunca ölür anneler” diye bir söz duymuştum
Hayır! ben uydurmuştum; yok böyle bir söz
Öyleyse içimdeki köz, neden yanar ha bire?
Sedire uzanmış babam neden kaygılı ve üzgün?
Dünyanın bütün anneleri hasta gelir bana
Dayana dayana biriktirdiğim acılar ve sancılar
Birlikte saldırır bütün azalarıma
Neden acı çekilince bitmez? Dayandıkça birikir?
Zikir çeken dervişler gibi kaplar ruhumu cezbe
İzbe bir köşesinden odanın, ağlarım göklere ve yere
Annelere adanmış şiirler söylemeliyim ve bebeklerine hasret annelere.

Hasta anneler ülkesinde kalmaktan korkarım
Yakarım yarım kalmış bir şiiri, annemin hatırına
Annemin hasta kartına notlar alan hemşireyi
Kaç mısra ile yazabilirdim ki?
İki satır reçeteyi, on günde yazan doktoru ya da
Rüyada bile olsa koşsaydım annemle, ayaklarını görürdüm
İşte o zaman annem de hürdü, ben de hürdüm
Şimdi gördüğüm; varla yok arası ayakları annemin
Amin diyerek sonunda, öğrendiğim duaların hepsi anneme şimdi
Bir hüseyni şarkı gibi,
Ağıtlar yakar annenin biri
Çalışmaz ayağı ölü ayakları gibi, oysa yüreği dipdiri
Annem yatar başucumda, bakarım
Annemin yüreğiyle anneme ağıtlar yakarım.

Hasta anneler ülkesinde çocuk olmaktan korkarım
Oyuncaklarım ne ki annem olmadan
Annem olmadan artık çocuk olamam ben
Ney gibi inleyen sesi annemin
Ah anne... Hep üzerimde olsun isterim ellerin
Türkülerin en acıtan yerinde
Sen gelirsin aklıma
Duaların kaplamalı varlığımı
Kanımı dondurmalı ikazla bakınca gözlerin
Sözlerini takıp kulaklarıma, yollar aşmalıyım.

Hasta anneler ülkesinden gelmekten korkarım
Yanımda olmadan annem, çıkamam hiçbir yola
Her şeye hasta annemin gözlerinden bakarım
Korkularım cam kırığı, bir aşure tası kadar bereketli
Umutlarıma koşmalıyım, haykırmalıyım sonra habbe habbe
Tesbihi arşınlayan parmaklarım akmalı zamana
Ezana yakın bağdaş kurarak bekleyen babamın saçları
Karışmalı ruhumun derinliklerine, abdest ıslaklığıyla
Yayla yollarında bıraktığım çobanlığım
Ya da amele çocukluğuma dönmeliyim belki
Ak çadırların kararan direkleri, tarlalara dönüşürken
Çocukluğumdan dönüşen adam bu mu? Ürkek kaygılı
Hasta anneler ülkesinin sakini, bu adam ben miyim?
Nergis toplamak için yürüdüğüm dağlar
Bir sümbül için tırmandığım kayalardan ne kaldı
Ah çocuk olsam, sapasağlam olsa annem yanımda
Yürüsem kırlara baharda.
Şimdi kitaplarda
Görmek ağırıma gidiyor tüm bunları; bu güzellikleri
Hasatı kalkmış harman yeri kadar yalnız kaldı yüreğim
Bir de kitaplarım, öykülerim, şiirlerim
Elimde kalansa, hasta anneler ülkesindeki prensliğim.

II
Çocuk oluversem, biliyorum annem taze gelin olacak
Salıncak, oyuncak hepsi emrime sunulacak
Annem hasta olmayacak.

Yeniden öğrenecek olsam da cüzü
Gecelerinden korktuğum gündüzü
Annemle yaşamak vardı
Geçirdiğim güzel günlerin hepsi
Annem kadardı.

Mevsimler;
Annem hastalanınca kış,
Annem iyileşince bahardı.

Kanadı gözlerim; hadi sil anne
Ben Afrika’nım; yüreğin Nil anne

Komşun olayım da gittiğin yerde
Görünce orada; beni bil anne

Şiirler söyledim, yazılar yazdım
Her telifimde; sendendir dil anne

III
Yüksek servilerin altında, anne cenazeleri beklerken devler
Çocuk hıçkırıklarıyla dolar, annesi ölen evler
Annem dönecek diye bekleye dursun çocuklar
Dönmeyen annelere şahittir, kabir başındaki serviler.

Nice yolcular geldi, hepsi de gitti mutlu ve bahtiyar
Her diyar izler taşır onlardan ve tatlı hatıralar
Bakarlar gidenlerin arkasından kalanlar
Anlarlar ki baki değil hayat ve bir baki hayat var
Şimdi gidenler kadar kalanlar da bahtiyar.

‘Essalât-ı hayrın minen nevm’i müezzinle söyleyen anneler
Her geceyi gündüze, dipdiri dualarla teslim ederler
O günlere erişecek gelinler, eleğini duvara asmış nineler;
Bilirler ki, birer birer koşacaklar çağrına; erlerine bile danışmadan
Ey dağlar şahidi sizsiniz, hasta annelerin çağlayan kalbinin.

Sen varsın ve birsin ey yar, sana gidince yol, aşk da var
Anne kadar özleyince aşkı; yol bulur, gitmek isterse insanlar

İşte yol, koşmalısın, hazır buna ruhun
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciun.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:24
Dost İçindir

Kalbimize kor ateşler,
Bastığımız dost içindir.
Her cefâya boyun büküp
Sustuğumuz dost içindir.

Açsın diye vefâ gülü,
Sevdik, en dikenli yolu,
Dört bir yana delidolu
Estiğimiz dost içindir.

Dikene kan suna suna,
Erdik seherin alına.
Gönlümüzü gül dalına,
Astığımız dost içindir.

Yârin bir tatlı kelamı,
Unutturur cümle gamı.
Dünya derdiyle selamı
Kestiğimiz dost içindir.

Gönül düşeli gülzâra,
Müptelâyız âhu zâra,
Ömür boyu uykulara
Küstüğümüz dost içindir...

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:25
Esir Sözleri

Güller gibi ruhuma gülistandan haber ver,
Rengini ötelerden almış tıpkı gül gibi.
Bakışında ışısın asla solmayan seher,
Çek haili gözlerden çekiver ey sevgili.

Bizler sana susadık, mey-misal nefesine,
İçimizde ateş var, sürdür onu sevgili.
Çek kalbleri Cibril’in soluğuna, sesine,
Konuşsun şu yüreğin yıllardır ebkem dili.

Tut elinden bendeni ulaştır İrem’lere,
İrem ki cennet demek, gökte bulunur elbet.
Çevir bakışlarını “sevmiyor” diyenlere,
Aksın bakışlarından kalblere gülgun ebed.

Artık bendenim senin bağla beni yoluna,
Bırakma bu çöllerde kurumaya bırakma.
Bak işte bir ispattır boynumda kement buna,
Bırakma ey sevgili beni sahrada yakma.

Sen benim cennetimsin solukların kevserim,
İçir bana o sudan, dirileyim ebedi.
Ayağının altında benim ebedi yerim,
Çek ardınca sultanım bu yaralı Ömer’i.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:25
Eve Dönme Vakti

Gelmekle gitmek arası bir yolculuktur ömür
Konduğumuz hanlar
Hem bağlar hem ayırır
Gurbette en çok gecelerin sesi duyulur
Gecelerim sevilenlerin gündüzünde sabahlar
Ah memleket ah elbisesi bile başka güzel bu kelime
Senin adını anınca burnumda tüten o toprak
O çimenler, o çocuklar, o camiler
Ezanlar
Gecenin bağrını delen hilal yüzlü dolunay
Ötelerden geceye yıldız yağar oradan
Yıldızlardan mahrum insanlar
İnsanlar
Dolu sokaklar
Gecelerde
Konamayan kalabalıklar
Adım adım erir içimde bir ateş
Gözlerimde birikir
Dolunayın yerini dolduramayan şehir
Geceyi ne bilir
Telaşlı kalabalıklar
Konaklarımıza koşuştuğumuz anlar
Hem bağlar hem ayırır bizi
İstasyonlar

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:26
Leylimiz Nehar Olur

Sultanlara taç yakışır geda tacı neylesin
Kulum deyip lütfedersen kışımız bahar olur
Serde bunca bela varken kim inayet eylesin
Eğer imdad eylemezsen gülistanlar hâr olur

Sinemde dağlı yaram var sanma şâd u handânım
Öyle bir hale düştüm ki meded Şâh-ı devrânım
Akılımı bî-karar kıldın sende benim dermanım
Kerem kılmazsan ilahî sekiz cennet nâr olur

Bir canı var gedaların fakirlik sermayesi
Nazar eyle mücrimlere kullukları payesi
Başka bir şey istemezler bendelerin gayesi
Muhabbetin lütfedersen Habibullah yâr olur

Meramını anlatamaz ahvalinden âr eder
Kimse bilmez tenhalarda gizli gizli zâr eder
İnsanlığın gam yükünü yüreğine bâr eder
Bir tebessüm lütfedersen leylimiz nehâr olur

Rahmetin gazaptan aşkın rahmetini isterim
Mağfiret Sen’in şanındır beraatımı isterim
Ümidimsin muradımsın Seni Senden isterim
Nazar kılarsan İlahî kullar bahtiyar olur

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:26
Şair ve Yağmur

Yağmurlardır kapıları çalan böyle upuzun
Ayrılıkların ardı sıra kalbinde senin.
Akşamlardır ve yaslı bulutlar kadar solgun
Yanaklarından kayar; telaşsız, sessiz, sakin…

Sözlerin yumağıdır çözülür camda harf harf
Örülür meleklerin kanadında şiirler.
Elleri göğe açılmış buğulardan bir zarf
Olduğunu hatırlar duâ eden şairler.

Şimdi at mektubunu sokağa bir gül gibi
Kapılıp gitsin temiz düşlerin arklarına.
Sonra dağılıp sızsın toprağa mürekkebi;
Bir yudum su olur ulaşır dudaklarına.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:26
Yurda Varılır Bir Gün

Bir düş gördüm düşümde insan dediler bana.
Hancı değil, yolcusun inan dediler bana.

Ecel kadehi kırılır, arifler de yorulur.
Sılan yakın, varılır hemen dediler bana.

Vuslat yolun ucunda, Azrail kılıcında
Sensin hasret sacında yanan dediler bana.

Saat aslında yüzyıl, yarını geçmişin bil.
Kör eden ateş değil, duman dediler bana.

Ölüm bir uzun kervan, sonunda dosta varan
Seni günle kandıran zaman dediler bana.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:27
Nurefşan (2)

Sen en güzel sözlere yakışırsın Nurefşan!
Maviye yakışırsın, kalbime yakışırsın.
Sislerle kuşatılmış o rüyadan daima
Bir esinti başlar da rüzgârla yarışırsın.

Sen ağlarsın Nurefşan, yağmur yağar usulca;
İçimde bir yerlerde bilsen ne dağlar erir.
Bir volkan çiçeğidir, kalbim kanar muttasıl;
Aşkını taşıyamaz, aşklara hesap verir.

Sen gelirsen Nurefşan, yüz türlü sevinç gelir;
Yıldızlar gelir illa; ay gelir, güneş gelir.
Su yürür bu bahçeye, bin renk açar bir anda;
Yayılır bir hoş buğu, ta ruhum neşelenir!

Nurefşan sen en güzel… Aşklara yakışırsın.
Tebessüm ırmakları sana doğru köpürür.
Taşırsın sevinçleri gözlerime sessizce;
Büyür içimde elbet beni sana götürür.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:28
“Bikri, fikri kâinatın çâk çâk oldu fakat,
Perde-i ismette kaldı beyan-ı Resûl henüz.”

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:34
Yunus’tan ‘dünya’ sözleri:

Yaratdı Hak dünyeyi Peygamber dostlığına

Dünyaya gelen gider bâki kalası değül

Uslu değül delidür yüce saraylar yapan

Akibet viran olur cümlenün imareti

Diliyile ışk diyenler bilmezler ışk neydüğini

Işkdan haber eyitmesün kim dünya izzetin seve

Ben gelmedüm da’viyiçün, benüm işüm seviyiçün

Dost evi gönüllerdir gönüller yapmağa geldüm

Ol yarınki yollara anda yoldaş isteyen

Bu dünyada dostını kılağuz dutmak gerek

Bu dünya kahır evidür hem bâki değül fânidür

Aldanuban kalma buna tiz tevbeye gelmek gerek

Bu dünyaya kalmayalum fânidir aldanmayalım

Bir iken ayrılmayalum gel dosta gidelüm gönül

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:36
Bu dünyaya gönül viren son-ucı pişmân olısar

Dünya benüm didükleri hep ana düşman olısar

Dünya donanmış,
süslenmiş bir gelin gibidir;
ne yapar eder,
insandaki cazibe meylini harekete geçirir.

Gönül,
kendini pişmanlıkla bitecek bir cazibe ağında bulunca artık geri dönüşü çok zordur;
çünkü gönül, i
nsan varlığının özüdür.
Öz ne yöne yönelmişse bütün varlığı oraya sürükler.

Gönül vardır insanı çamura,
bataklığa çeker;
gönül vardır,
cennet bahçelerinde ârâm ettirir.

Öyleyse en can alıcı soru:
Gönlünü ‘gül’lük mü eyleyeceksin, ‘kül’lük mü eyleyeceksin?

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:37
Bu dünya bir lokmadur ağzında çiğnenmiş bil

Çiğnenmişi ne dutmak, ha san anı yutdun tut.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:38
Dünyayı bırak elden, dünya geçmez bu yoldan

İki ışk bir gönülden asla geçmez bu haber

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:38
Koyup nakş u nigârı, nakşa yol verme zinhar!

Nakş ile yola giren âkibet dünya sever.

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:39
Yüzyıllar hoşlığıla ömrün olursa Yunus,

Son ucı bir nefesdür geç andan da ötdün tut

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:42
Seversen dünyeyi mihnet bulasın,

Erenler sırrını kaçan duyasın?

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:43
“Cihan köhne saraydur sen yenisin

Niçe bir yeniye hasretlenesin”

“Ağudur bal degül dünya muradı

Niçe bir ağuya parmak banasın!”

“Kanadsız kuşlayın kaldın yabanda

Kanatlu kuşlara kanda iresin?”

DuYGuNiSa
01-06-2010, 23:43
Görmez misin Edhem’i tahtını terk eyledi

Hak katında has oldı bir eski palas ile

Hak katının hası olmak için dünyanın tacına, tahtına gerek mi var?

Bu yolda bir eski palas daha itibarlıdır. ‘Define daha çok, harap yerde bulunur’ bilmez misin? İbrahim Ethem, dünya tahtını bıraktı, kendisine ukba tahtı bağışlandı.

Halk yığınlarının samimiyetsiz teveccühünden kaçtı, inançlı gönüllerin gerçek muhabbetini kazandı. De bakalım, hangisi gerçek sultanlık?

Bu dünyanın meseli bir ulu şara benzer

Veli bizim ömrümüz bir tiz bazara benzer

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:13
Gel Yalnız Bırakma (javascript: REYADIZON('MUZIKKUTUSU','mp3.php?DINLE&ID=1833&SAYI=39'))

Nûr-ı aynım, tut elimden nâra sermâye bırakma
Yetiş artık ciğer kebâb böyle âvâre bırakma
Kaç zamandır rûyâlarda gelişin hep serâp oldu
Cismim cüda kaldıysa da rûhum ağyâra bırakma

Boynu bükük kalmışsam da yüreğim yâre bırakma
Mecrûh kalbim, elin uzat zinhâr bin pâre bırakma
Gül şâhından medet iste, iste ki gönlümün gülü
Kokusundan haberdâr et, ölü, bigâne bırakma

Bencileyin nâçarları bikes biçâre bırakma
Hercümerç her yer dön artık bizi hattâre bırakma
Etrafında halkalanmış mehpâreleri gönder de
İçeride kale bozan bunca füccâre bırakma

Ahde vefâdan yoksunum bak, ihtiyâre bırakma
Başıboşluk başa bela taği odlare bırakma
Uğrun uğrun uğunurken söylenirken gül şâhıyla
Sâlâr-ı Rusül’e rabtet başka sâlâre bırakma

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:13
Mumdan Yürek

Alev alev mumdan yürek
Güneşleri tutan adam
Damla damla eriyerek
Karanlığı yutan adam

Aşk bezminin kor ocağı
Hayy’dan gelir yakacağı
Bir soluk ki can sıcağı
Râyihası Hakk’tan adam

Çamdağı’nda gün geceler
Billur Çağdan Gül heceler
Aşılır bir bir yüceler
Son menzilde sultân adam

Baştanbaşa zemin tarla
Zaman onda her dem barla
Taptazecik nevbaharla
Zulümâtı yırtan adam

Bin bir pâre mumdan yürek
Bağrı pür nûr olsa gerek
Lem’a lem’a büyüyerek
Elif elif artan adam

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:14
Suların Yükselişi / Ali Osman KURUN (http://www.yagmurdergisi.com.tr/yazar_goster.php?yaz_id=21)

Ay bir âsâ gibi yardı suları,
Belirdi hep daha dipte gizlenen.
Yeniden başladı kalpteki ağrı,
Yerle gök düğünü o kutsal şölen.

Gözünde büyüyen derin çağrısı,
Bir mıknatıs gibi çekti ruhumu.
Düştü içime o gece yarısı,
Aşkının tılsımlı ateş tohumu.

Yükseldim dalgalar gibi göklere,
Çarptım yıldızlara coşup, köpürüp.
Geçtim benliğimden binlerce kere;
Bitirdim geceyi Ay’ı söndürüp.

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:14
Gazel

Adlî
Hâb-ı gafletten uyanıp ziynet-i eşcâra bak
Kudret-i Hakk’a nazar kıl revnâk-ı ezhâra bak

Gözün aç gör nice ihyâ oldu emvât-ı zemîn
Haşr-ı ihyâda o münkir ettiği inkâra bak

Sebz-pûş olup kıyâma durdular her bir şecer
Kıldılar secde huzûr-ı kalb ile kûhsâra bak

Menber-i şâh üzre çıkmış va’z ider mürg-i çemen
Selsebil âyâtını tefsir eder enhâra bak

Meşrebün âb-ı revân gibi eğer saf eyleyip
Âşık-ı sâdık geçersin gel berü dîdâra bak

Hâr fikri bülbüle gülden komaz bûy-ı vefâ
Yok hesabına say ağyârı berü gel yâre bak

Yarın anda kalmayam dersen figân ü zârda
Adlîyâ bunda işittiğin figân ü zâra bak

Adlî: Adlî mahlasıyla şiirler söyleyen İkinci Bâyezid, Fatih Sultan Mehmed’in Gülbahar Hâtun’dan olan büyük oğlu olup 1448’de Dimetoka’da doğmuştur. Yedi yaşında iken Amasya’ya sancak beyliğine gönderilmiştir. Burada Muarrif-zâde’den okuyan Bâyezid, Şeyh Hamdullah Hamdî’den hüsn-i hat dersleri almış, Çandarlı İbrahim ve Yahya Paşa gibi tecrübeli devlet adamları da kendisine lala tayin edilmiştir. Bâyezid, Fâtih’in vefatı üzerine 1481’de tahta geçmiştir. Otuz bir yıl süren saltanatı nihayet 1512’de son bulmuş, İstanbul’dan Dimetoka’ya giderken Çorlu yakınlarında vefat etmiştir. Sâde ve samimî bir dille şiirler söyleyen Adlî’nin mürettep bir divanının yanı sıra müstakil Farsça şiirleri de bulunmaktadır.

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:15
Gazel

Muhibbî

Hây u huydan fâriğ ol âlemde insanlık budur
Pendini gûş eylegil mûrun Süleymanlık budur

Her kime kılsan nazar sen ânı senden yeğ bilüp
Görme kendü kendüzün zirâ ki şeytanlık budur

Her ne kim sana sanursın sen anı kardaşına
Filhakîka sözümü gûş it Müslümanlık budur

Âkıl isen istediğin iste âhir sendedür
Gayri yerden ister isen bil ki nâdanlık budur

Nefse hazzın ey Muhibbî virmegil hayvan sıfat
Zabt-ı nefs it ârif ol âlemde insanlık budur

Muhibbî : Asıl adı Süleyman olup Osmanlı Devleti’nin onuncu hükümdarıdır. Yavuz Sultan Selim’in altı kızından başka tek oğlu olup annesi Hafsa Sultan’dır. Yavuz’un Trabzon valiliği sırasında dünyaya gelmiş ve ilk eğitimini burada almıştır. Daha sonra Karahisar, Bolu ve Kefe sancak beyliklerinde bulunmuş, ardından İstanbul’da kaymakamlık vazifesine tayin edilmiştir. Babasının ölümü üzerine 1520 yılında tahta geçmiş, 1566’da vefat etmiştir. Muhibbî İkinci Murad’la başlayan şair Osmanlı padişahlarının beşincisidir. Şiir sanatıyla yakından ilgilenmiş ve çoğu gazel olmak üzere yazdığı 3000 civarındaki şiiriyle, Klasik Türk Edebiyatı’nın en kapsamlı divanlarından birini meydana getirmiştir.

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:15
Kâinatı Sevmeli

Benlik davasını aş, yolumuz bizden geçer.
Kalp kırmak ne kolay iş, bir kötü sözden geçer.

Kâinat özünde bir “Ol!” sözüyle dağılır.
Dostun yolu çetindir, gül kokan izden geçer.

Işık gelir güneşten, güneş âşık en baştan.
Ayın rengi gümüşten, nuru da bizden geçer.

Nefis doymak bilmezmiş, “Öl!” denmeden ölmezmiş.
Vuslat dile gelmezmiş, beş metre bezden geçer.

Rahman vücûd-ı mutlak, ateş sonsuzlukta tek.
Dervişe nasip yanmak, yolu hep közden geçer

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:15
Bir Yolcu Gibi

Bir ayağı içeride bir ayağı eşikte yaşamalı insan
Vedayı gün gün yeşertmeli gözünde
Pamuk ipliğiyle bağlıyız dünyaya
Ha koptu ha kopacak kim bilir
Bir ayağı burada bir ayağı orada yaşamalı insan

Gözlerini ne geçmişe ne de geleceğe dikmeli
Oturup yaşadığı âna su dökmeli insan
Yeşertmeli kalbinden başlayarak çevresini
Bir gölge olsun için hem kendine hem insanlığa
Gözlerini yaşadığı âna dikmeli insan

Aynalarla her zaman dost olmalı insan
Hem dünyanın hem kendinin sırrına vakıf olmalı
Geçmesini bilmeli aynaların sırlı yüzüne
Defterini kirlerden arındırmasını bilmeli
Son menziline ulaştırsın diye atına su vermeli insan

Yalnızlığı gül bahçesine çevirmeli insan
Oturup kalbiyle komşu olmasını bilmeli
Çağırmalı bahçesine dünyanın bütün kuşlarını
Kalbini de katıp onların yanına
Dünyadan bir kuş olup gitmesini bilmeli insan

Hazinelerini iyi kullanmalı insan
Eşinden dostun daha ileri kelimeler edinmeli
Onlarla ulaşmalı insanlarının kapısına
Onlarla çıkmalı Yaratanının karşısına
Kelimelerine sevaplar yüklemeli insan

Kapısını hep aralık tutmalı insan
Doğan güne de güneşini örten ölüme de
Elleri titrememeli ölüm yazarken mısralarına
Dili sürçmemeli kendi ölümünden söz ederken
Bir eli hayatta bir eli ölümde yaşamalı insan

DuYGuNiSa
01-09-2010, 12:16
Bir Kış Bir Bahar

“Her şey aynı!” deme!
Ne çok değiştik.
Kaldı gerilerde eski arzular.
Bak işte bir başka zamana geçtik!
Bir daha dönmüyor o akan sular.

“Her şey aynı!” deme!
Ki çok değiştik.
Mevsimler bir yaz, bir kış, bir bahar.
Hüzünlere düştük, sevinçler içtik.
Yürürüz durmadan “leyl ven’nehâr.”

“Her şey aynı değil!”
Artık yetiştik.
O bildik bahçede ne çiçekler var.
Bir vakit “Bu böyle gitmez!” demiştik
Her yerden bir muştu taşıyor rüzgâr...

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:01
Suskun Zamanlar

Gonca güller açardı geçmiş zamanda
Yemyeşil bahçeleri seyre dalardık
Tutuştu yandı güller hicran meydanda
Güneş aştı, ay doğdu; yine sarardık

Bir bir solar çiçekler yamaçlarında
Fer vermez gam yüküdür yorgun ışıklar
Kasvet yudumlayan ağaçlarında
Kızıl hatıralarda mavi ufuklar

Zakkumları hükmeder leylaklarına
İşlenen cürümlere dar gelir şehir
Ateş düşer talihsiz sokaklarına
Bu beton yığınları susuz bir nehir

Reyhandı camilerde aşktı nidalar
Göklerle buluşurdu kalbin sesiydi
Şarkın hatırasıydı süslü odalar
Salınırken reftare her şey diriydi.

Huzur bulurdu hayat ezan sesiyle
Al yanaklı günlerde efsunlu soluk
Masmavi hülyaların beklentisiyle
Sonsuzluğa meftun nağmeler buruk

Şimdi zümrüt günlerin visal özlemi
Nakış nakış işlenen o hatıralar
Bağında bağbanında gariplik demi
İnleyen ney gibidir suskun zamanlar

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:03
Lale Birlemesi

öpme gelincik gözlerimden
her seher kızıl şehrâyin şarkıları
dinletme bana yeniden
kelimelerle kurulmuş ruh kalemin
şakayık kırılganlığında
kırma kanatlarını kör kırlangıçlarımın

öpme gözlerimden gelincik
ruhum tutsak, içim esrik
ne olur dinle içimi bir kerecik
istediğim bütün,
bir erguvan düşle yalnızca
öylesine mor, öylesine yitik.
hûların sırtındaki sırdır istediğim
kırık aynalarda hıçkıran gençliğimden
arta kalan
paslı bir şiir,
küflü bir şarkıdır dilediğim.

öpme gelincik gözlerimden
yeter artık bıktım nergis çöllerinden
içim sığmıyor bu dem içime
uzak aşk bahçelerinde
alev ırmaklardan bir şarkı akmakta biteviye

bir leyl efsûnu bu,
bir asl çağrısı
şirin bir şiir bu
lâle birlemesi, lâle birlemesi.

öpme gelincik gözlerimden
her gece günah ve ayrılık şarkıları
söyletme bana yeniden
kanla kurulmuş kalbimdeki
yusuftutanları ürkütme,
kör kırlangıçlarımı salma
yalancı baharların kalbine

yeşil gözlerimden öpme!

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:05
Doludizgin Atlar

Semânın gümüş burcu altın tuğlarla süslü
Şaha kalkan atlarda şahlanır dinç ordular
Yiğit süvârîlerin hepsi tunçtan göğüslü
Her biri bir cihanda yanan kalbleri sular

Yürekleri dâima heyecanla gerilir
Âvâzları yayılır rûhuna dek âlemin
Aşarlar atlarıyla hayâl ufkunu bir bir
Şanlı hâtıraların şevkiyle dolar zemin

Doludizgin hep böyle; sesler gür, sîneler hür
Nurdan meşaleleri görünür her menzilden
Kutlu seferleriyle mamur olur şu ömür
Bitmez müjdeler gelir huzuru sonsuz ilden

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:05
Seyyahlar

Dudaklarında muştulu çağrılar
alınlarında berrak şafaklar
karanlığı yaran gözleriyle
kadîm bir kalenin burçlarından koptular
doludizgin girdiler şehre eylül kapılarından
can oldular yeşerttiler nefesleriyle bahçeleri
meltemle taradılar saçlarını mevsimlerin

şarkılar söylediler ağıtlar yaktılar
ninniler.. belki de sırlı bir lisanda binlerce müjde…
lâtif sedâlarla savruldular daha çok hüzün semalarında
bir gün terkilerinde her yürekten binlerce nağme
kanat açtılar iklimine sonsuz bir maviliğin

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:08
Edebiyat Şahaeserleri

Kudret-i Hakk’a nazar kıl revnak-ı ezhâre bak
Hâb-ı gafletten uyanup ziynet-i eşcâre bak

Gözin aç gör nice ihyâ oldı emvât-ı zemin
Haşr-i ihyâda o münkir etdügi inkâre bak

Sebz-pûş olub kıyâma turdılar her bir şecer
Kıldılar secde huzûr-ı kalb ile kühsâre bak

Minber-i şah üzre çıkmış çıkmış va’z eder mürg-i çemen
Selsebil âyâtını tefsir eder enhâre bak

Meşrebin âb-ı revan gibi eder saf eyleyüb
Aşık-ı sâdık geçersen gel berü didâre bak

Har fikri bülbüle gülden komaz bû-yı vefa
Yok hesabına say ağyârı beru gel yâre bak

Yarın anda kalmayam dersen figan ü zarda
Adliya bundan işitdigün figân ü zâre bak

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:08
Yurda Varılır Bir Gün -

Bir düş gördüm düşümde insan dediler bana.
Hancı değil, yolcusun inan dediler bana.

Ecel kadehi kırılır, arifler de yorulur.
Sılan yakın, varılır hemen dediler bana.

Vuslat yolun ucunda, Azrail kılıcında
Sensin hasret sacında yanan dediler bana.

Saat aslında yüzyıl, yarını geçmişin bil.
Kör eden ateş değil, duman dediler bana.

Ölüm bir uzun kervan, sonunda dosta varan
Seni günle kandıran zaman dediler bana.

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:08
Hacı Ata/Destan Adam!

Gittin ata yurduna hiç ardına bakmadan
Hacı Ata, bir destan; güneşe gamze çakan!
Gözyaşın süzülürken çakmak çakmaktı gözün.
Fırtınalar kopardı; mütebessimdi yüzün
Senin idi bu dava..hemen düştün yollara
Bal peteği sîneni adadın okullara
Bulunmazdı hoş sada kısık kısıktı sesler
Bir âdem tövbesine muhtaç idi nefesler
Ateşi seni yaktı yetişirken feryada
Mükedderdi gönüller yangın vardı Asya’da
Yardıma koşup giden beden miydi ruh muydu?
Anlamasın nadanlar; Hak hatırı uluydu
Rızası’nı almaktan başka yoktu bir kârın
Reca ufuklarında tüllendi akşamların
Köstekli saat durdu işlemiyor ayların
Ağıt yakar semaver yetim kaldı çayların
Bir köşeye çekilir Kur’ân okurdun sessiz,
Hüzün var gecelerde, seccaden ağlar sensiz
Solgundu minareler okunurken salalar
Titretti, bam teline dokunurken nidalar
Sen, vuslata ermiştin; aralanmıştı perde;
Çisil çisil yağmıştı yağmurlar o günlerde
Uçsuz bucaksız yerde hala koşturur atlar
Lale senin gül benim hani nerde serhatlar
Destan adam gönülde.. Destan adam ukba’da..
Bir gitti bin dirildi şimdi reh i sevdada

DuYGuNiSa
01-09-2010, 22:09
Bahtlık Nedir?

Özbekçeyle

”Tire bahtı der vatan cayı garib mekuned,
Ger biçini müftadi heşt hemen bigane est” (Bedil aleyhirrahme).
Manası: Kara, bahtıkaralar öz cayide bolğay garib,
Çini kase darz tapsa ger, Çin anga biganedür.
Şu beyt mezmuniden ilham alıb, tübendegi sözlerni nazmga çektim:

Bahtsız bolgan kişi hiç yerde orun tapmagay,
Öz elide bolsa ham kardaş unga biganedür.
Bahtı yoklar kolıga tuşsa ak altın kül bolur,
Bahtlık ilgide bolsa kara taş dürdanedür.
Bahtlık bilseng nedur, badbahtlık kaydın kelür?
Bilmes erseng aytayın bu bir kızık hangamedür.
Bahtsızlık, bahtlık mecbur emes insan ara,
İlm okup tapseng hüner bahting çerağı yanadur.
Aç közing paykab kara dünyada kimler bahtlık,
Kaysı elning bahtı yok bilgil cehalethanedür.
Barçaning bahtı açılğay ilm okub tapsa hüner,
Lekin islam yolidin yurgan muradın tapadur.
İlm oku örgen hüner çıkma diyanet yolıdın,
Bu eşikden kirmegen horlıkda daim kaladur.
Yok erur dünyada din-i Mustafadın toğri yol,
Kim bu yoldın çikmasa kılğan işi merdanedür.
İlm okub dinsiz bolan har kança ul alim esa,
Aklı yok, fikri buzuk, köngli kara, divanedür.
Kimki Kur’an haklığın bilse bu yoldın çıkmağay,
Çıktı ersa Darvin-ü Laplas kabi hayranedür.
İlm oku körset hüner ayrılma Ahmad dinidin,
Kim Muhammad keynidin ergeşse cennet baradur.
Bu uluğ nimet kadrını bimegen biçareler,
Öldi ersa körgüsi şeytan lein hemhanedür.
İlm okub tapsang terakki Ay’dın öt, Zöhra’ya bar,
Lekin islam yolıdın ayrılma rahat canadur.
Fazl-ı hakdur Saguni tuşgen esa Hak yolığa,
Şu uçun dini çirağ atrafıda pervanedür.
Kılma dostum köp melamet Saguni biçareni,
Kim vatan kayğusıda bağri ani biryanedür.



Türkiye Türkçesiyle

”Tire bahti der vatan cayı garib mekuned,
Ger biçini müftadi heşt
hemen bigane est” (Bedil aleyhirrahme).
Manası: Bak! Bahtıkaralar öz yurdunda olur garip,
Çini kase çatladıysa ona Çin yabancıdır.
İşbu beytin içeriğinden ilham alarak aşağıdaki
sözleri nazm’a çektim:

Mutsuz olan kişiye hiçbir yerde mesken yok,
Kendi ilinde olsa da kardeşi biganedir.
Bahtsızlar eline düşerse ak altın kül olur,
Mutluların elinde kara taş dürdanedir.
Bahtiyar olmak nedir bedbahtlık nereden gelir,
Bilmiyorsan söyleyeyim bu ilginç hengamedir.
Bahtlı bahtsız olma icbari değil insanlara,
Tahsil görüp hüner bulsan baht çerağı1 yanacaktır.
Aç gözünü, fehm eyle dünyada kimler kutludur,
Hangi halkın bahtı yoksa bil cahalethanedir.
Herkesin yolu açılır ilm okuyup meslek edinse,
Ancak islam yolundaysa maksada erecektir.
Eğitim al (ilim oku), hüner öğren, çıkma diyanet yolundan,
Bu kapıdan girmeyenler horlukta kalacaktır.
Yoktur dünyada din-i Mustafa’dan doğru yol,
Kim bu yoldan çıkmaz ise yaptığı merdanedir.
İlm okuyup dinsiz olan her ne kadar bilgin ise,
Aklı yok, fikri bozuk, gönlü kara, divanedir.
Kur’ân’ın hak olduğun bilenler sapmayacak,
Sapacaksa Darvin2 ü Laplas3 gibi hayranedir.4
İlm oku, göster hüner, ayrılma Ahmet dininden,
Kim Muhammed izindeyse Cennet’e varacaktır.
Bu büyük nimet değerin bilmeyen zavallılar,
Ölürlerse onlara şeytan lain hemhanedir.
İlm okuyup etsen terakki Ay’ı geç, Zühre’ye var,
Fakat İslâm’dan ayrılma rahat-ı cananedir.
Fazl-ı Hak’tır Saguni çıkmış ise Hak yoluna,
Din çerağı etrafında bu sebep pervanedir.
Kılma dostum çok melamet bu fakir Saguni’yi,
Ki, vatan kaygısında onun bağrı biryanedir.5

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:28
Yâr Gördüm

Sözünü kaptırmış gazap yeline
Hârı gönlümde al gülü yâr gördüm
Bendeyi satmış ki aşkın seline
Nerelere varsam fezâ dar gördüm

İnce kaşlar birer hilalî keman
Kahr okları nigâhının pek yaman
Yüreği delip de geçtiği zaman
Zehrini o dem ruha sızar gördüm

Âh! Dîde giryân bir Şirin aşkına
Ferhâtlar çağladı döndüm şaşkına
Kerem fidanında yeşil ışkına
Aslı’ya da bir insafsız nâr gördüm

Gerilmiş, zehirli bal kokan ağın
Sihirli ovalar, gururlu dağın
Hele rüzgâr senin, esiyor çağın
Dışı süs, koca bir hilekâr gördüm

Bir “Meta-ı gurur” bezmi kendince
İşlersin tığını inceden ince
Fısıltılarınla nefse değince
“El Emân” cahını halaskâr gördüm

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:29
Bir’e Sevdalı Gençler

Bir Tatlı Adem hatırı için;

Bir'e sevdalı gençler; davam deyip gittiler
Bir’in hülyası ile ocak ocak tüttüler

Yurt olmuştu Afrika tâ buz kesen Sibirya
Bozkır hülyalarını emziren Amuderya

Çiçek çiçek açarken sararan bahçelerde
Solmayan muştuları verdiler seherlerde

Yudumlarken acıyı şeker şerbet saydılar
Yaşatma arzusuyla rayihalar yaydılar

Asrın güvercinleri gölge oldu canlara
Kutsal mühür vuruldu titreyen fermanlara

Işıl ışıl gözleri; secdeli alınları
Lâl ü güher sözleri; bahardır yarınları

Bu gençler âlemlerin umudu sevincidir
Çekilmez elemlerin içindeki incidir

Bindikleri atları gümüşten kanatlıdır
Âdemdir her birisi; hem de baldan tatlıdır

Avuçlara dolarken gökyüzünden şualar
Ne gamdır ne kederdir ılgıt ılgıt dualar

Zaman küçük bir andı; mesafeler daraldı
Âdem Bir’e uzandı gurbette tadı kaldı

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:29
Avucumda Mercan


Şimdi ben susmuşum ya bütün yıldızlar küser
Ve konuşmaz korkarım keser selamı gece
Ay ki avcumda mercan, içimde tebessümdür
Kirpiğim kar kırağı; örtüm aşktır ipince

Başımda boyna rüzgâr… Orman uğultuları
Bulut salkımları akar yüzümde
Yorgun, ağır gemiler suları yara yara –Niçin?
Dünyanın denizleri gözümde…

Niye bunca bekleyiş, bu yürek çarpıntısı?
Kalbimden dualar… Değilse olmaz
Düşler konar nicedir bir tenha çınarım
Binlerce yaprak bende hatıralar hiç solmaz

Şimdi ben suskunum ya gürül gürül şiirler
Mısralar sevda üzre; biter, diğeri başlar
Güvercin sesleri örgülenir sinemde
Alnımda şenlik ateşleri, saçlarımda alkışlar

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:31
Aşk Olsun -

ey gonca gül
günün şeb-i arus
aşkın içten duyuştu
hanende küllendi kesret
közde devşirildi gül, delindi zulmet
‘gel’ dedin geldiler
pervaneler düştü yoluna
dergâhta sonsuz heyecan
ey can!

başlar sır öğütler ki altın
muhiplerde ferace
masaldır bin bir gece
çekilen çile içilen bade
Medine’nin incisi gönlünde
ummana kavuşur katre
aşk çerağı yaktı ateş
sükûtu dağladı sema’
çıkıldı âlemden dışarı
aşk olsun
çalarken kudüm
dinlenir her şey
sen dönersin semazenler döner
kuşlar zikreder döner âlem
zümrütten dallarda
otağın gül sen gülsün
ey can!

arifler meftun
ney
muhabbet dergâhında
gönlün sûz-i dilara
sözlerin nigar
yanaklarında
güldür tebessüm
baki aşkın aşikâr

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:31
Kıyısında Van Gölünün -

Uçuşur üzerinde özgürce Van gölünün
Uçuşur beyaza gömülü martılar
Ve şarkılar söyler sahile
Sahilin şarkısı ise başkadır
Martılar kadar gökyüzü kadar
Sahildeki de bir şarkıdır
Bir şarkıdır o da
Bir sevgi kadar

Dolaşır bulutlar üzerinde bir dağın
En doğusunda doğunun
Çığlıkları rüzgar gibidir
Eser gelir ta aşağılara
Bulutların beyaz elleri
Varoşlardan selam getirir
Yayılır enginlere dalgaları bu gölün
Engince yayılır
Ekmek herkesin olmasa da
Evler eşyalar olmasa da herkesin
Bu su hepinizin
Hepinizi çağıyorum der dalgalar
Su gibi olmaya bir çağrıdır
Dalgaların sahile vuran sesleri
Ve su bir şiirdir
Kirlenmeyesiye
Hüznüne ilham olur
Bir kızıl vakitte
Kıyısında Van gölünün

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:33
Turnalar -

Her güz buralardan geçer gidersiz,
Durun biraz, sual soram turnalar.
Bizim ülkelere uçar gidersiz,
Kanadınız gözüme sürem turnalar.

Yolda rast gelse daralar, dağlar,
Yemyeşil meşeler, yaylalar, bağlar,
Uzaktan Ahıska görünen çağlar,
Size gözlerimi verem turnalar.

Meshet havasına siz döş vuranda,
Cavahet üstünde kanat gerende,
Munadze köyünü sizler görende
Ben de bir doyunca görem turnalar.

Felek bizi yurttan uzak bıraktı,
Türkler yüreğini hasrette yaktı,
Şahismail diyor yetişti vakti
Gurbet elde nasıl duram turnalar

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:34
Bilemezsiniz

Gündüzlerimizi çaldığınız o günden sonra
Söylemek, susmak kadar zor
Şimdi solan zambaklarız biz
Ve manasız firaklar yaşıyoruz
O günlerde ağıt olarak ne türküler var dilimizde
Bilemezsiniz...

Başımıza konan yüce taçları
Fırlatıp atmak mı
Yakışmazdı bize asla
Sonra rüyalar yarım, ufkumuz sönük, umutlar eksik kalırdı.
Biz gündüzleri iki damla gözyaşına sığdırdık
Ve artık geceler avuçlarımızda
Söylemenin susmak kadar zor olduğunu da
Siz nasıl bileceksiniz.

Biliyorum kimi harflerde
Haykırmaktan korktuğumuz başka sesler var
Belki de her sabah yeni bir ümitle açılan gözlerimizde
Söylemeyip yutkunduğumuz sözler var
Şimdi söylemek susmak kadar zor
Dedim ya bilemezsiniz.

Bakıp da görmeyen gözlere inat
Çiğnendikçe dik tuttuk başımızı
Ve sabırla bekledik
Aslında söylemek bizim için hâlâ zor
Çünkü bu, avuçlarda kızgın bir kor.
Bir kuru yaprağa açtık sırrımızı
Bir sabun köpüğü gibi yağsa da yağmur
Kaybolup gitmedik zamanın avuçlarında
Ve dağılmadık ipi kopan boncuklar gibi
Belki içimizde cevabından korktuğumuz sorular var hâlâ
Belki özlemiyle yaşanan
Geçmişten bir zamanın
Ne derin bir izdir ki zihnimizdeki
Ama biliyoruz ki
Titreştirecektir Arşı
Bu sessiz çığlıklar artık
Ve siz de bilin ki
Gökler dile gelince
Siz onu asla bilemezsiniz
Tahmin bile edemezsiniz
Sineleri öyle bir duygu sarar ki
Derin mi derin
Bilemezsiniz...

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:34
Kar Duası -

Yarım kaldı Fatiha’m
Neler yarımlanmış içimde
Biliyor musun...

Bembeyaz dualar okunuyor
Şehrin yaralarına buzlu pansuman gibi

El geçer yüz geçer çığlık geçer
Bir tek yürek geçmezmiş
Dolmayınca vakti.

Şu eriyen ince iğneler ne ki
İçimdeki ayazlar isyan edince…

Annem derdimi bilseydi
Kuşlarla gönderirdi duasını
Duam kar oldu bak lapa lapa…

El geçer yaban geçer yalan geçermiş
Boğazda yumaklanmış feryatlar geçmez
Dolmayınca vakti

Çık bak dualar kabul oldu
Vakit yerinde dururken
Boşuna koşturma bembeyaz uçsuzlukta
Yaralarını sar
Dualı karlar yağıyor...

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:35
Med Cezir
-

Gecenin içinden bir şiir gibi
geldindi.. med cezir dedim med cezir!
Göründü o derin suların dibi:
Kalbimde ışıyıp duran bir şiir.

Rüzgârına yelken gibi tutuldum,
Dalgaydım uslandım kıyıyı buldum,
Ateşti korkum aşk ile kurtuldum,
Ey bir çini gibi gökyüzlü şehir!

Ah kalbim ah belki biraz yorgunsun;
Yaz yakındır dedim ve sonra olsun!
Böyleydi Sözlerden yükselen efsun…
- Beklediğim hâlâ derinde midir?

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:37
Bir olalım

Gel kardeşim bir olalım
Bu peygamber buyruğudur
Tek vücut Çınar olalım
Bu peygamber buyruğudur

Gaflet ikilikte kalan
Vatanda olur talan
Bu gidişin sonu viran
Bu peygamber buyruğudur

Ben bildiğim dava haktır
Türk’ün korkusu yoktur
Fesatlıkta kalan çoktur
Bu peygamber buyruğudur

Birdir Allah canların canı
Birdir ahır ve evveli
Pirimiz Horasan erenleri
Bu peygamber buyruğudur

Horasan erenidir sözüm
Bu yola adadım canım
Kurtuluşa tekbir çözüm
Bu peygamber buyruğudur

Halil Çolak

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:39
O nun sevgisi
Neden yüreğimi yakmıyor benim?
Peygamber sevdası Allahın(cc) aşkı.
Mekânı olmuyor bedenim tenim,
Peygamber sevdası Allahın(cc) aşkı.

Nefsim Hak emrine can gönül katmaz,
İnsan olan görevlerin unutmaz,
Neden tüm ömrümü kuşatıp tutmaz?
Peygamber sevdası Allahın(cc) aşkı.

İnsan insan olur belki de sultan,
Cennete dönüşür büsbütün vatan,
İnsanı zirveye kâmil kul yapan,
Peygamber sevdası Allahın(cc) aşkı.

Bir nefeste iki ismi zikretsem,
Bir nefes verene bin kez şükretsem,
Buldurur kendimi eğer fikretsem,
Peygamber sevdası Allahın(cc) aşkı.

Saniyenin kıymetini bilirsen,
Esas vatanına erzak alırsan,
Halef eder O na insan olursan,
Peygamber sevdası Allahın(cc) aşkı.

Lafı çok uzatma bak şaşak attı,
Aman haa unutma hududu hattı!
Ömer Çetinkaya seni sen yaptı,
Peygamber sevdası Allahın(cc) aşkı... Ömer Çetinkaya

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:40
Peygamber sevgisini-
yayın dünyaya yayın Haberi olmalıdır-çocuk anne ve bayın
Allah’ın sevgilisi-gönüllerin incisi
Bizim peygamberimiz-dünyanın birincisi
Peygamber zincirinin-gerçekten son halkası
Onlar ile düzeldi-insanların yakası
Peygamber sevgisini-yayın dünyaya yayın
Haberi olmalıdır-çocuk anne ve bayın
O’nu yürekten sevmek-bilinsin büyük görev
Makbul kul olmak için-tamamlanmalı ödev
İzinden yürüyelim-sözlerine uyalım
Camilere koşarak-denen sözü duyalım
Peygamber sevgisini-yayın dünyaya yayın
Haberi olmalıdır-çocuk anne ve bayın
Kâinat bahçesinin-O solmayan bir gülü
Sevgiyle yaratılmış-öten dalda bülbülü
Anmalıyız iyice-salâvatı getirin
Cahil kalmamalıyız-mutluluklara erin
Peygamber sevgisini-yayın dünyaya yayın
Haberi olmalıdır-çocuk anne ve bayın
Müslümanlara karşı-saygılı merhametli
Muhammed’im öyleydi-okşuyordu hep eli
Yaşadığı müddetçe-mümin için tutuşan
O Peygamberimizdir-bütün zorluğu aşan
Peygamber sevgisini-yayın dünyaya yayın
Haberi olmalıdır-çocuk anne ve bayın
Kitap ile sünnete-kalp ile sarılmalı
O’nun çizdiği yolda-birlikte karılmalı
Daima aydınlık yol-gece gündüz gitmeli
Ruh beyin beden ile-sıkıntılar bitmeli
Peygamber sevgisini-yayın dünyaya yayın
Haberi olmalıdır-çocuk anne ve bayın
Ne güzel O’nun ile-Kur’an-a uyanlara
Söylenen iyi sözü-sevgiyle duyanlara
İnançlı bilgili kal-Hasan diyor dürüst ol
Esenlik huzur ile-ileriye uzat kol
Peygamber sevgisini-yayın dünyaya yayın
Haberi olmalıdır-çocuk anne ve bayın Hasan Sancak

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:41
Veysel Karanî
Dünyaya gözlerini Karen köyünde açtı
Bir sabah seherinde doğdu Veysel Karanî
İçinden gelen hisle putpereslikten kaçtı
Nur oldu rahmet gibi, yağdı Veysel Karanî

Develerin çobanı vadilerin gülüydü
İnsanların gözünde divaneydi deliydi
Gönlü ulvî hislerle kaynaşan bir veliydi
Zifirî karanlığı boğdu Veysel Karanî

Huzuru tefekkürde, Hakkı zikirde buldu
Tevazuda yüceldi, nasıhatleri boldu
Tekvada eşi yoktu, kalbi imanla doldu
Hikmetleri gönlüne yığdı Veysel Karanî

Ufku öyle genişti semayı izliyordu
Dünyayı kurtaracak birini özlüyordu
Bir haber gelir diye yolları gözlüyordu
Çöllerin ortasında bağdı Veysel Karanî

Peygamber zuhur etti haberini almıştı
Kelime-i tevhidi hisleriyle bilmişti
Gidip göreyim diye anasına gelmişti
Anası yok der, boyun eğdi Veysel Karani

Peygamber aşkı ile yanıp tutuşuyordu
Duyduktan sonra onu anıp tutuşuyordu
Anası onu ölür sanıp tutuşuyordu
Peygamber sevgisinde dağdı Veysel Karanî

Anası der ki yavrum yüreğimi doğrama
Sen gidip gelesiye taş basarım bağrıma
Yalnız evinde git gör başka yere uğrama
Uçtu başı göklere değdi Veysel Karanî

Issız vadiler, dağlar, kızgın çölleri aştı
Peygamberin evine Medine’ye ulaştı
Peygamber Tebükteydi, önemli bir savaştı
Ağladı göz yaş ile çağdı Veysel Karanî

Peygamber Efendimiz seferinden dönünce
Doğru mescide koştu devesinden inince
Ashabına Üveysi övgü ile anınca
Herkesin yüreğine sığdı Veysel Karanî Mikdat Bal

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:41
Peygamberimin amcası hamza
Yürüyüşün yeri titretiyor
Ey peygamber amcası
On kafir sana güç yetiremiyor
Ey uhudun hamzası

Seni gören kaçıyor
Ey peygamber amcası
Kafiri üçer, beşer biçiyor
Ey uhudun hamzası

Karşına çıkacak yoktur yürek
Ey peygamber amcası
Geliyor yeri, göğü titreterek
Uhudun aslan hamzası Güngör Celep

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:42
Ehlibeyt'in Peygamber Kokan Bağında

Çeçen doğdum kartal kayalıklarında!
Filistin’li olarak öldüm Gazze topraklarında!
Bir Türk olarak meydan okudum dünyaya!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!

Irkçılık yoktur asla bizim lugatımızda!
Renk renk gözlerle bakarız yarınlara!
Sonsuzluğa uzanır kollarımız aslında!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!

Barış, adalet ezgileri dudaklarımızda!
Hakikatler taşınır asil ruhlarımızda!
Temizlenir kalplerimiz pak olurda!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!

Nur Cemalullah’a ram olmuş kullar!
Hak yolunda verilir al kanlar!
İlahi kelama muhataptır canlar!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!

Kevser havuzunun başında şanlı Nebi!
Nübüvvet nurunun daimi varisleri!
Annemiz Fatımatüz Zehra, babamız Ali!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!

Rabbin nurlu kudret eli avuçlarımızda!
Nurlu bakışları mahzun bakışlarımızda!
Kıyametin koynunda bir gonca gül açarda!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!

Nübüvvet mührü sol omuzlarımızda!
Kutlu emaneti muhabbetle taşırız sonsuzluğa!
Hak geldi batıl sonsuza dek yok oldu da!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!

Bilinir ki sonsuz kudret yalnızca onundur!
Allah'a iteat tek ama tek kurtuluş yoludur!
Enes Muhammed onun aciz bir kuludur!
Ehlibeyt’in peygamber kokan bağında!
Enes Muhammed

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:42
Değer
Dünyada varsa bir gıdım değerim eğer
Rüyama girse razıyım Hazreti Peygamber Ahmet Otluoğlu

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:43
Teknik Bilgi.Hac İbadeti
peygamber efendimiz bir Hadisi şeriflerinde şöyle
buyurmuştur hacda kılınan bir namaz diğer yerlerde
kıldığnız bin namaza eşittir Buhari Bu Durum Mescidi
Aksadada geçerli kılınır sadece hacılar için Mehmet Asa

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:43
Sabır

Bir gün çok ağır gelecek bu ceza
Çok ağır gelecek bu keder
Sabrım nereye kadar gider
Sanmayın ki beni peygamber
Ahmet Ağır

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:44
KAYLULE SULARI
Toprak döşek, taş yastık
Huzme emziren ağaç
Dünyayı dala astık
Bir saatlik bir ilaç

Oruç bozmayan su
Peygamber uykusu
Peygamber uykusu

Büründük gölgemize
Güneş bakarken dimdik
Uzandığımız göze
Gönül dağında geldik

Yar eteğinden su
Peygamber uykusu
Peygamber uykusu

Birkaç pamuk bulutla
Sarılır göz yaramız
Ten kavgasına mola
Dalıp dolmak sıramız

Rüzgar yüzdüren su
Peygamber uykusu
Peygamber uykusu Ömer Lütfi Mete

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:44
Kutlu Doğum Haftası Çeşitli Etkinliklerle Kutlanıyor
Ben sizin imanınızı kemale Erdirmek için
gönderildim derdi.hazreti peygamber.
(buhari) hadisinden

Allah ve resulunu dünyadaki herşeyden
çok sevmedikçe imanınız kemale ermez.
(buhari) hadisinden

Benim ümmetim gökyüzündeki yıldızlar
misalidir hangisine uyarsanız uyun doğru
yola ulaşırsınız.(buhari) hadisinden

ben dünyayı parmağımdaki yaşlığa abdes
aldığım gölü ise ahirete benzetirim.derdi
hazreti peygamber.(buhari) hadisinden

kuran ile sünnete uyan ahirette feraha
cennete ve bitip tükenmek bilmiyen niğmetlere
kavuşur.(kuranı kerim)

beni anınınız ve bana uyunuz bana selatu selam
getiriniz bana getirdiğiniz selatu selamlar bana
ulaşır bende sizin için allahtan mağrifet dilerim
Hazreti muhammet

hazreti peygamber günde 40 kere töğbe ederdi
günde 40 kere töğbe eden iman yollarına ulaşır

Bana En Sevgili Olanınız Benim Sünneti Seviyeme
Uyanınızdır Derdi hazreti peygamber (Buhari hadisinden)

Feryadı Fügan Edip Elbisesini Yırtıp Saçını Başını
Yolanlar Bizim Sünnet İnancı Üzerine Yaşıyanlarımız
Değildir Derdi Hazreti Peygamber (Buhari hadisinden)

Cennetle Cehennem Size Şah Damarınızdan Daha
Yakındır Der Allah Resulu (Buhari hadisinden)

Cennet Kılıçların Gölgesi Altındadır derdi hazreti peygamber
(buhari hadisinden)

Gece Namazı Kıldığında Asabı Hazreti Peygamberin Arkasına
Geçer Ona Uyar Namaz Kılarlardı Gece Namazı Farzolur Ümmetime
Deyip Gece Namazı Kılmayı Terkeyledi hazreti peygamber
(buhari hadisinden)

Allaha Dua Edip Yakarırken Ondan Cennetlerin
En Yükseği Olan Firdevsi İsteyiniz der Hazreti Muhammet
(buhari hadisindendir)

Allahın 7 Kudretini Çok Severdi Hazreti Peygamber
(buhari hadisinden)

En Sevdiğiniz şeylerden Allah
ve resulu payına harcamadıkça
gerçek iman etmişlerden sayılmazsınız

İnsan 40 cüzden yaratılmadır bunun 1 cüzü
rüyadır der Hazreti Peygamber (buhari hadisinden) Mehmet Asa

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:44
Ey Kutlu PeygamberEY KUTLU PEYGAMBER

Ey kutlu peygamber
Ne mutlu bize
Seni bildik ve tanıdık
Ne mutlu bize

Sen bizim ayımızsın
Karanlık gecede
Sen bize müjdecisin
Üzüntü günümüzde

Sen bizim güneşimizsin
Kıyamet saatinde
Ey kutlu peygamber
Ne mutlu bize

Ey kutlu peygamber
Ne mutlu bana
Ülfet ettin sen
Bu kölenle

Ey kutlu peygamber
Gözettin ümmetini
Ey kutlu peygamber
Ne güzelsin sen
O eşsiz tebessümünle

Ahmet KEMAL

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:45
Kur'an

Elif,Lam; Mim
bir harftir demem.
Her harfi bir ilim
'Kur'an' der peygamber.

Kalplerin sükunet gıdası
Zekanın kimyası,
Hastalıkların şifası,
'Kur'an' der peygamber.

Geçmiş ve gelecek,
Bolluk ve bereket,
Bilim ve ilim,
'Kur'an' der peyğamber.

Senden daha üstün şefaatçi,
Ne peyğamber,ne melek,
En faziletli ibadet,
'Kur'an' der peygamber.

18.02.08/Bursa
Ramazan Çiçekli

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:45
Gül kokulu Peygamber ümmetiyiz...

O'nun için kainat yaratılan,
Eşsiz büyük Peygamber ümmetiyiz.
Cahiliye dönemine son veren,
Gül kokulu Peygamber ümmetiyiz...

Mazlumu,yetimi Koruyup seven,
Haklıya hakkını adilce veren,
Tövbe edip hak yola davet eden,
Gel diyen bir Peygamber ümmetiyiz...

Sevgi yolu oldu tüm mahlükate,
Hoş görüy O getirdi hayata,
Yer vermedi asla kine nefrete,
Sev diyeni bir Peygamber ümmetiyiz...

Yürüyün der bize,Allah yolunda,
Daime taht kurun,gönül dalında,
Harcayın ömrü Hakkın yolunda,
Gül diyen bir Peygamber ümmetiyiz...
Seyfet Bozçalı

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:46
Gittİ PeYgAmBeR

Kırk yaşına girdi risalet geldi,
Alemlere rahmet idi peygamber.
Seçilip övülmek ne de güzeldi,
İnsanlığa ışık saçtı peygamber.

Oku dedi Ona Cibril-i emin,
Ben okuma bilmem dedi peygamber.
Nur yağdı semadan, inledi zemin,
Kur'anla muhatap oldu peygamber.

İnsanlar güvenip inandı Ona,
Suffe'de öğretmen idi peygamber.
Canlar feda olsun Onun yoluna,
Savaşta komutan idi peygamber.

Yeri geldi imam oldu ashaba,
İslamı dünyaya yaydı peygamber.
Yeri geldi evde müşfik bir baba,
Zulmetleri aydınlattı peygamber.

Savaşta düşmanın belini kırdı,
Müşriklere korku saldı peygamber.
Ebu Bekir'le hiç ayrılmazlardı.
Ona veda edip gitti peygamber.

Sonunda ayrılık vakti gelmişti,
İnsanlara veda etti peygamber.
Sahabe çok üzgün, acep ne işti?
Faniden bakıye göçtü peygamber.

Yürekler yanıyor ashap perişan,
Ehl-i beyt ağlıyor, yoktu peygamber.
Böyle bir acıya dayanmaz insan,
Bizi yetim koyup gitti peygamber.
Adem Uysal

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:46
Canım İstanbul…

Küfrün elindeyken her an garipti,
İnsanlar perişan şehrin haraptı
Fethine müminler kalben talipti,
Peygamber müjdesi canım İstanbul…

Bir dört yüz elli üç fethin tarihi,
Osmanlı’nın daim, şanlı başkenti!
Medeniyet hâkim, huzur patentli!
Peygamber müjdesi canım İstanbul…

İslam gölgesinde iman dokundu,
Ezanlar aşkla her yerde okundu,
Âlimler yetişti ilimler sundu,
Peygamber müjdesi canım İstanbul…

İngilizler bastı az nasırına,
Şahittin hüzünle hak esirine,
Yinede girmedin şer tesirine,
Peygamber müjdesi canım İstanbul…

Yedi tepe zırhın, mecnun heybetin!
Leylaya yar oldu her kerametin!
Boğazında balık-ekmek âdetin,
Peygamber müjdesi canım İstanbul

Hep taşın toprağın altın bilindi,
Yaşamak ne zordu, şaşkın kalındı!
Ne ocaklar sana göçüp silindi,
Peygamber müjdesi canım İstanbul…

Sihirli mekânmış gibi büyüdün,
Bin bir ecnebiye mesken bürüdün,
Şeklin hâkim kaldı, ruhen çürüdün…
Peygamber müjdesi canım İstanbul…
Safet Kuramaz

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:46
Güllerin Gülü (Rasûl' e Akrostiş 4)

G üllerin gülü, gönüllerin sultanı,
Ü stüne rahmet yağmış nurlu peygamber,
L âlezârın en mübarek lâlesi,
L ebler titrer aşkınla kutlu peygamber.
E mînsin, halîmsin, dürr-i yektâsın sen,
R ıdvânın en aziz konuğusun sen,
İ krârım, ifâdem, düşüncemsin sen,
N âçâr kaldım sensiz nazlı peygamber.
G âfiliz, mücrimiz, hatalıyız biz,
Ü zgünüz, halsiziz, perişanız biz,
L âliz, âmâyız, yaralıyız biz,
Ü lfetine hasretiz ulvî peygamber.

Nisan 2007
Haşim Seyitoğlu

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:47
Peygamber Davacı Senden

Gel Allah'ı seversen,
Şu içkiyi içme sen,
Evde hanım döversen,
Peygamber davacı senden.


İçki neyi halleder,
Bir ömrü ziyan eder,
Evin halin derbeder,
Peygamber davacı senden.


İçki kötülükler anası,
Üretirler elleri kırılası,
Ne ocaklar söndürür,
Peygamber davacı senden.


Söz ver artık içmemeye,,
Meyhane önünden geçmemeye,
Aksi halde halin harap,
Peygamber davacı senden.....
Yusuf Önder Bahçeci

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:47
Mahzun Nebi

MAHZUN NEBİ
Ne güzelsin, ne yücesin,
Sen ey Ufuk Peygamber.
Dilimizde tek hecesin,
Sen ey Ufuk Peygamber.

Alemlerin sultanısın,
Gönlümüzün hanısın,
Canlarımızın canısın,
Sen eye şefik peygamber.
'Le amruk'le müşerrefsin,
Sen herşeyden eşrefsin,
İnse-cinne şerefsin,
Sen Ey Resul-us Sakaleyn.

Âlem sana muhtaç,
Ayağın başımıza taç,
Adın derdimize İlaç,
Sen Ey Habib Peygamber.



Ümmetin için ağladın,
Karnına taşlar bağladın,
Yirmiüç senede çağladın,
Sen Ey masum peygamber.
Dünya seni buldu,
Yesrib Medine oldu,
Kalpler iman doldu,
Seninle Ey Peygamber!

Ölümden kurtuldu kızlar,
Korunmaya durdu ırzlar,
Senin yüreğin sızlar,
Bizim için Ey Peygamber.

Adına kurban olayım,
Senin için solayım,
Kulun kölen olayım,
Seyyidimsin Ey Resul!
Bayram Özbek

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:47
Dayanmaz

Her gün ateşlere atılıp duruyorum mancınıklarla
Nemrud elinde İbrahim Peygamber gibi,
Yüreğim ateşler, alevler arasında,
Bedenim püryan olmuş,
O Peygamber ‘dir, yanmamış, ben yanıyorum,
Kapanmaz yara olmuşum bir büyük karasevdada,
Kanıyorum.

Eyüp Peygamber gibi
Kutsanmış sabırlara bağladım kendimi,
O peygamber ‘miş, sabredebilmiş,
Ben sıradan bir kulum, sabredemiyorum,
Ayrılıklara, özlemlere,
Çilelere, hüzünlere,
Azaplara sabredemiyorum.
Güneş altında korunaksız kara döndüm;
Eriyorum.

Görmez olmuş gözlerim senden öte hiçbir şeyi,
Yusuf ‘u için gözleri kapanan Yakup Peygamber misali,
O Peygamber ‘miş, dayanamadı,
Ben nasıl dayanayım bu günahkar kul halimle?
Ben seni dipsiz kuyularda yitirmedim,
Ayrılıklara uğurladım
Elvedasız,
Gönderdim.

Musa Peygamber gibi çöllerdeyim yıllardır,
O bile bir çıkış yolu bulamamış tam kırk yıl,
Ben bu yoksul halimle nasıl bulayım?
Ne azığım var. Kervanlarımda,
Ne gökten bıldırcın sofralarım iner,
Ne yürek dayanır bu zalim karasevdama,
Ne ciğerler.


İsmet Barlıoğlu

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:48
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır

O insanlığa rahmet-olarak gönderildi
Çok saygılı bilgili-dürüst akıllı idi
Davet eden nur saçan-evet eşsiz insandı
Bizim Peygamberimiz-öyle yüce bir candı
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Yaşadığı müddetçe-eşine rastlanmayan
Değişiklikler yaptı-bilinir ayan beyan
Doğan kız çocuğunu-toprağa diri diri
Gömenleri caydırdı-ruhlarda daim yeri
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Yaptıkları dünyaya-en güzel bir örnektir
Geçmişten geleceğe-benzeri yoktur ve tektir
Hayatı davranışı-insanlara yön verdi
Müslümanlığı yayan-önde giden neferdi
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Kişisel özelliği-takip ettiği metot
Asırları kuşattı-tarihlere düştü not
Hep konuşmalarında-buldu huzur mutluluk
Sesine kulak verdi-bütünüyle topluluk
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Allah utandırmadı-görevini başardı
Daima yükseklerde-unvanı ya da adı
Doğruluk güven O’nda-fakir ve muhtaçlara
Elini uzatırdı-kimler düşmüşse dara
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Rabb’imin gönderdiği-saygılı Son Peygamber
Söylediği sözlerle-dört yana verdi haber
Zulme boyun eğmedi-“Muhammed’ül Emin’di
Konuştuğu anlarsa-bütün gözyaşı dindi
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
O’nun kişiliğine-hele yaşantısına
Leke süren çaresiz-davet etti imana
Temiz ve iyi ahlâk-anlattı önemini
Konuşurdu güzelce-ortaya koydu teni
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Asla kusuru yoktu-inanan inanmayan
Ona sevgi gösterdi-ya erkek ya da bayan
Söylediği o sözler-Kur’an-ın kendisiydi
Özü ile sözü bir-arzın efendisiydi
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Dosdoğru olun derdi-kalplerde iman küfür
Kötülüğü men etti-bu insanı götürür
O gerçek bir Önderdi-kaçınır kul hakkından
Çünkü hep biliyordu-emretmiştir Yaradan
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Affetmeyi severdi-bedduayı etmezdi
Yazdırdı okutturdu-cahilliği hep ezdi
Sabırlı birisiydi-uğradı hakarete
Esenliği sunmuştur-yaşayan cemiyete
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Yumuşak huyu vardı-insani ölçülere
Değeri gösterirdi-olsa da yara bere
Şefkat ile merhamet-hele yumuşaklığı
Tercih bundan yanaydı-O düşünürdü sağı
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır
Alçakgönüllülüğü-korudu bırakmadı
Öyle sözler söyledi-hep konuştu bıkmadı
Hasan Sancak yazıyor-sever O Muhammed’i
O’nunla huzur bulur-karanlık olan vadi
Son Peygamber Muhammed-başımızın tacıdır
Bütün Müslümanların-kalplerin ilacıdır

Hasan Sancak

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:48
Ben Aşkı Bir Peygamber Çiçeğinde Bulmuşum

karanlık bir dehlizde baykuşlarla yaşarken
beli bükük sevincin dilencisi olmuşum
daracık penceremden üstüme nur düşerken
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

bütün şarkılar susmuş,hayalini kurduğum
acının denizine en derinden dalmışım
meğer bir saray varmış son adımda vardığım
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

menekşe anıları yakıp attıysa birden
ben bütün mektupları avucuma almışım
sorma bana ey kă ri sendeki bu hal nerden
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

kimse anlayamaz ki onu bir şar gibi
pervaneler misai yana yana bilmşim
o benim yüreğimin değişmeyen sahibi
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

kă ri:okuyucu
Mehmet Akif Camkurt

DuYGuNiSa
01-10-2010, 10:49
Alemlere Rahmet Yüce Peygamber...

Alemlere rahmet Yüce Peygamber,
Şefaatın umarım bakmam el ne der,
Uğruna her şey feda gözlerde ki fer,
Alemlere rahmet Yüce Peygamber.

Gözümde ki yaşlar hep senin için,
Kâlbimde kor ateş yanar için için,
Şefaat etmezsen soramam niçin,
Alemlere rahmet Yüce Peygamber.

Ah nol'aydı sağ yanında olaydım,
Feyz ummanında bende dolaydım,
Sana kâlbim ile selam salaydım,
Alemlere rahmet yüce peygamber.
Yusuf Önder Bahçeci

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:40
"Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı.
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:40
"Mehmed'im sevinin başlar yüksekte.
Ölsek de sevinin, eve dönsek de.
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte.
Yarın elbet bizim elbet bizimdir.
Gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:41
"Tohum saç, bitmezse toprak utansın.
Hedefe varmayan mızrak utansın.
Hey gidi küheylan koşmana bak sen.
Çatlarsan doğuran kısrak utansın."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:41
"Yokuşlar kaybolur çıkarız düze,
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze.
Sapan taşlarının yanında füze,
Başka âlemlerden farkımız bizim."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:41
"Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım.
Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:41
"Ölüm, ölene bayram, bayrama sevinmek var.
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var."

"Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun
Ölümü de öldüren Rabb'e secdeler olsun."

"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?!"

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:42
"Yaradan rahmetini kahrından üstün saydı,
Ne olurdu hâlimiz gözyaşı olmasaydı!"

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:42
"Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik.
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İç içe mimari, iç içe benlik.
Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:42
"Sanma bir gün geçer bu karanlıklar.
Gecenin ardında yine gece var.
Çocuklar hıçkırır anneler ağlar
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:43
"Susun susun uzakta ölümüme ağlayan,
Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan.
Şırıl şırıl
Şırıl şırıl.
Ne olurdu bir kadın, elleri avucumda,
Bahsetse yaşamanın tadından başucumda.
Mırıl mırıl
Mırıl mırıl."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:43
"Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
Aradım, bir ömür arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı.
Hâlime ben bile hayret ederim."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 18:43
"İçimde damla damla bir korku birikiyor.
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler."

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:11
Gazel -

Canana müptelayız candan geçmişiz biz,
Ol aşkın badesinden dünden içmişiz biz.

Ne kam alsak şu demde hayatın ezvakından,
Yarla hemdem olmuşuz tenden göçmüşüz biz.

Dile gelerek Mansur etmiş sırrı hem ifşa,
Sır bir kenz-i mahfidir, andan kaçmışız biz.

Bulunmaz şu âlemde o yardan özge bir can,
Canana gönlümüzü candan açmışız biz.

Nar-ı aşkın zevkiyle yanarken bunca ervah,
Bu hakikat rahını bundan seçmişiz biz.

Yar ile vuslat için hem Var'a ermek gerek,
Asıl varlık hiçtedir hepten hiçmişiz biz.

İlacındır ey Buğra, bir gülü dermek elbet,
Gülistanın gülünü toptan biçmişiz biz.

(Eserde aruz ölçüsü kullanılmamıştır).

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:11
Ev
-

çalkalandı zemin kırıldı huzurun direkleri
çöktü çatı katı gözlerin sonbahar
tut ellerimden tut ufuklar kan kırmızı
kalkacak birazdan gurbet yüklü trenler

savruldu hatıralar ev tarumar
çığlıktır tavan arası gurbettir mahzen
feryatlar yankısız korku mudur elbisem
bulutları ört üryandır benliğim
soluyor yavaş yavaş
toprakla mı yunacak ellerim

limanımdı yankısı kaldı çakıl taşlarında
yüzümü donatan tek mevsimdir artık hüzün
hazan mı ufuktaki, kesintisiz çağrı mı
yıkılınca ev kalmaz dünyada hiçbir yer
hatıra ve resim… gerisi sonsuz bir sükut

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:12
Muhabbet
-

Muhabbet güneş gibi pencereni aç ona
Her şey anlam kazansın; gönüller muhtaç ona..

Muhabbettir varlığın mayası usâresi
Muhabbetli kalplerin başka ne sermayesi?.

Ömür bize emanet sahibi alır bir gün
Muhabbetsiz kalplere her gün yeni bir sürgün.

Dünya fani, baki Hû..tükenecek nefesler
Muhabbet yoksa eğer manasız bütün sesler

Muhabbet için çıksa seferlere yiğitler
Asûde limanlarda hitam bulsa gelgitler

Muhabbet ırmağında bir damla su olsaydık
Susayan gönüllere akıp akıp dolsaydık

Bülbül gibi gezseydik muhabbet dağlarında
Şakıyarak uçsaydık hoş sada bağlarında

Muhabbetle bîkarar, sisli efkâr dağılır
Heybeler hayat dolar sonsuz ışık sağılır

Bilirim muhabbetle çözülür bilmeceler
Gönül çelen manayı bulur bütün heceler

Yürekler volkan gibi muhabbeti anacak
Yokuşta susayanlar visaliyle kanacak

Ey muhabbet kaynağı, Enîs i dil.. Sevgili
Muhabbet deryasında nadide gül..Sevgili

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:12
Sükut
-

Akşamın denizinde yoğun bir karanlık
Şehrin aynaları da kırıldı birer birer
Kalbimizi parçalar derinden bir hıçkırık
Rüyalarım zamanın sandığındaymış meğer

Hoş sada kubbelerde sonsuzluğun sesiydi
Cıvıltılar kesilmiş şimdi yorgundur şehir
Besteler dinler idik; kuşların güftesiydi
O füsunlu zamanlar bilmem şimdi nerdedir

Mabetlerin bağrında minareler vakurdu
Göklerin şiirine tebessümler yağardı
Erihna denilince Bilal ezan okurdu
Yüzlerde uhrevilik nakışları çağlardı

Sevgi soluklanırdı altındandı nefesler
Asude bir meltemdi ardından koşulurdu
Güllerin yamacında duyuluyorken sesler
Sükuti bir zamanda masiva kaybolurdu

Bir şadırvan iklimi, alır götürür bir an
Bakışlar billurlaşır birden her şey dirilir
Zevkli bir hikâyedir yaşadığımız zaman
Işıktan bir ummanda ne sırlara erilir

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:13
Sıra Dışı Gazel -

Derinliklerinde tuhaflık olmayan üstün güzellik yoktur

Francis Bacon(1561-1626)


Kuzular kırda meler şen esen akşam yeli var
Çıngıraklar konuşur bil ki demirden dili var

Döğünüp durduğu hep kendi elinden havan’ın
İnleyen boynu bükük her havan’ın bir eli var
Şahlanan at direnirken vurulur ağzına gem
Hangi gün coşsa deniz, gem vuracak sahili var

Kondu kuşlar dala, göz yaşları kirpik dalına
Ağlayan gözlerin ardında gülen sevgili var

Gün doğar gönlüne kim dinlese, kim duysa bugün
Çalgımın par par ışıklar saçan altun teli var

Ta doğuştan soluğun ölçülü,nabzın sayılı
Tut ki yüzyıl yaşadın en sonu paydos zili var

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:13
Gülennur -

Bir umran düşü bu, devasa; adı Gülennur
Bir gonca bir gül elele, mevsim-i baharda
Gülünce bu gül bahsi talan olur rüzgârda
Bir gül... Hemen yanı başında dikili duvar...
Bir sevgi korosu bu aynada çatlar surlar,

Adı Gülennur; elinde bir hicret fermanı
Bahçede bir gül, hemen yanı başında duvar...
Ve duvarın da ardında bir gül, bir gül daha...
Güller... Bu bir gül ormanı, bu bir gül harmanı
Arayan gülde bulur hem derdi hem dermanı

Güller soldu kurudu, hem kaç bahar, kaç hazan oldu
Gülkurusu düşer oldu vazonun kırılgan aydınlığına
Bir Kırık Testi dolaşır oldu elden ele, dilden dile
Dönmedin bir türlü, kaç katmerli hazan oldu
Kavanozlardaki toprak genzinde tüten bir rayiha
Toprak kokusu rüzgârın dinmeyen çağrısı, ağrısı
Ateşin yazların ardından yandı yapraklar
Bu kaçıncı hasret bak yine hazan oldu

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:15
Bahar Tasviri -

BAHAR TASVİRİ
Geçti üç ay, geldi bahar günleri,
Öter her yanda ilkyaz bülbülleri.

Koç burcuna girdiği zaman güneş,
Denk olur gündüzler ile geceler.

Damlasa yaş bulutların gözünden,
Açar bin bir çeşit yerin gülleri.

Meltem tanda titreyip estiğinde,
Dilberimin yayılır kâkülleri.

Tan rüzgârı öpse gonca ağzını,
Tebessümden kavuşmaz gül dudaklar.

Bahçedeki serviler sarhoş mudur?
Yahut hoş bir nazla salınıyor mu?

Seyredip girmiş bahçeye dilberim,
Kırk belik imiş onun sümbülleri.

Dağ ve sahra seyredince şenlenir,
Çaresizlerin buruk gönülleri.

Ganimet bil gelse böyle bir bahar,
Hoş sohbet dostların meclislerini.

Her yıl gelir, görüyorsun ki bahar,
Geçti dönmez Saguni genç yılların.

İlkbahar adına yazdım bu bahar,
Nazm’a çektim bal gibi sözleri.

Alihan TÖRE SAGUNİ
Nisan, 1963, Taşkent

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:15
KÖKLEM KÖRİNİŞİ

Ötdi toksan, keldi köklem künleri
Sayraşur her yan bahar bülbüleri

Kozı koyniġa tuşar bolsa kuyaş
Tenglaşur tünler bilen kündüzleri

Yaş akar bolsa bulutlar kozidin
Açilur türlükçe yerning gülleri

Yel eser çaġi seherde seskenip
Dilbarimning yazılur kakilleri

Tang şamalı öpse ġunça ağzıni
Yumsa bolmas cilmeyip gül lebleri

Bağ içide serviler esrik midür
Ya satang naz ila egmiş boyleri

Seyr etip kırmiş bağ içre dilberim
Kırk taram ermiş ening sünbülleri

Tağ-ı sahra seyri etse açilur
Benevalarning tutuk köngülleri

Bil ganimet keldi erse bu bahar
Suhbati saz dostlaring meclisleri

Her yili kelgey körürsenkim bahar,
Otdi kelmes Saġuni yaşlıkleri

Nevbahar namığa yazdım bu bahar
Nazımġe çektim asal dek sözleri

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:16
Her An Seni Okurum -

İçime alev alev elem verir acılar
Korku ümit arası ürkek, mekik dokurum
Ruhuma kement olsa çekeceğim sancılar
Fırtınadan kurtulur her an seni okurum

Firdevs bahçelerinde meyvelerin salınır
Canlılar raks ederken âlemde neşve ile
Nevruzdur günlerimiz huzur Senden alınır
Cemre düşer gönlüme alımlı işve ile

Nalân olur ney gibi aldığım her nefesim
Kaybettiğim güneşin şulesini ararken
Manasını buluyor bam telinde bu sesim
Vuslata iştiyakla zamanı yoğururken

Renk renk çiçekler düşer bahardan bağlarıma
Hasret duyduğum anlar uzak değil bilirim
Bir neşter olur Sözün kanayan sol yanıma
Başka kapı tanımam ben hep sana gelirim

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:17
Vardır -

Her gönülden bakan bir çift göz vardır
Susarak da söylenecek söz vardır

Küllense de alevlenir an gelir
Yürek varsa, bir yerinde köz vardır

Sevda ikliminin yalnızlığında
Sıcakların üşüttüğü yaz vardır..

Ağrısız başların mutluluğunca
Çokların da imrendiği az vardır..

Kendinin farkına varır yandıkça
Bilir misin öz içinde öz vardır..

Tebessüm doldurur acılarına
İç yüzünü gizler nice yüz vardır..

Vardır elbet vardır.. kendi boyunca
Bu çizgide eğri vardır, düz vardır..

Çile çiçekleri tahammül açar
Gecelere doğan bir gündüz vardır..

Her gönülden bakan bir çift göz vardır
Susarak da söylenecek söz vardır..

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:17
Rumi
-

Serpildi zümrüt sözlerin Rumî;
Dağıldı billur ayine.
İnlesin gece!
Nehirler boyunca ney…
Gümüşten kumaşlar dokur ay yine.

Ve Şems sevdalar tutuşturur;
Şem yanar, kudüm çalar,
Döner devran -Ne çare!
Destegül perişan, tennure harap;
Leyla içimdedir, aşklar benimle.

Yüreğim elemde, ah!
‘Gel’ de, geleyim; ‘gel’ de...
Nerde yeşil güneşler, geçti gün?
Kim kimin tilmizi şimdi,
Kim kimin yerinde?

Elinde yıldızlar tespih tanesi,
Semalar kat kat örtü üzerinde.
Dönsün pervaneler!
Dilin zikrinle çerağ, çevren hale;
Yüzünde gül izleri, göğsünde lâle.

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:22
Güzel Peygamber,

dikenler içinde bir gül büyümüş
mis kokusu tüm alami bürümüş
bir dem koklayanlar hakka yürümüş
adi ahmet mahmut güzel peygamber.

islamın sembolü gül meşalesi
eriyip döküldü küfrün maskesi
geldi şu cihana rahmet birisi
adı ahmet mahmut güzel peygamber.

ümmetin çok sever basar bağrına
ümit ile bakar olduk yarına
muhtacız hepimiz ol şefatına
adı ahmet mahmut güzel peygamber.

hatmatül emin derlerdi ona
yalnız hakki anlatırdı sorana
kurtuluş olurdu ona varana
adı ahmet mahmut güzel peygamber

ne çileler çekti küfrün elinden
bir kem söz çıkmadı tatlı dilminden
ağlar imiş bazan merhametinden
adı ahmet mahmut güzel pegamber

yazamaz kalemler tükenir boya
hakkın habibidir sev doya doya
onsiz geçen ömür benzer uykuya
adı ahmet mahmut güzel peygamber.

onun sevdasıyşla yananlara sor
saklanır kalbinde dumansız bir kor
onsuz gecen her dem zordur dostum zor
adı ahmet maahmut güzel peygamber.

sarıl sevdasına bırakma izin
bulursun doğruyu tutarsan sözün
gülmek isterisen divanda yüzün
ahmet mahmut güzel peygamber..

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:23
Ben Aşkı Bir Peygamber Çiçeğinde Bulmuşum

karanlık bir dehlizde baykuşlarla yaşarken
beli bükük sevincin dilencisi olmuşum
daracık penceremden üstüme nur düşerken
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

bütün şarkılar susmuş,hayalini kurduğum
acının denizine en derinden dalmışım
meğer bir saray varmış son adımda vardığım
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

menekşe anıları yakıp attıysa birden
ben bütün mektupları avucuma almışım
sorma bana ey kă ri sendeki bu hal nerden
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

kimse anlayamaz ki onu bir şar gibi
pervaneler misai yana yana bilmşim
o benim yüreğimin değişmeyen sahibi
ben aşkı bir peygamber çiçeğinde bulmuşum

kă ri:okuyucu

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:24
Öyle bir Peygamber ki O (sav)

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Bütün sözleri insanlığa hep güldü.
Anlayan mü'minlerin yüzleri güldü.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Doğduğunda ateşe tapanların ateşi söndü.
Nuruyla tüm karanlıklar aydınlığa döndü.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Yüzüne bakanlar 'Yalan olmaz bu yüzde' dediler.
Ve koşarak O sevgilinin safına girdiler.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Çığlık çığlık toprağın altına atılan kızlarının
Yükseltti değerini, sürdü cenneti altına ayaklarının.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Doğup büyüdüğü mübarek belde, Mekke'yi,
Tercih etti sonunda, medenice Medine'yi.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Hacerül esvedin yerine konmasında kin güdenleri,
Hırkasının ucundan tuttururak yumuşattı kalplerini.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Levlake hitabına mazhar ilk ve tek muhataptır.
Alemlere rahmet, kalplere mahza hidayettir.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Risalet silsilesinin en sonu ve güneşi,
Yaratılmışların en masumu ve şereflisi.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Kendini taşlayanlara kızıp, öfkelenmeyip,
'Onlar bilmiyorlar Ya Rab' deyip, affedendir.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Yoksulların, yaşlıların, yetimlerin olduğu gibi,
Öksüzlerin ve yolda kalmışların da yardımcısıdır.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Doğarken bile düşündü ve sayıkladı ümmetini,
Ahirette esirgemeyecektir, ümmetine şefaatini.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Teşrif etmeseydi eğer bu dünyaya,
Hasret kalınırdı varlıklara ve zamana.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Yalnız O yükseldi Miraca hediyeler için
Kabı- Kavseyn'e uzandı ümmete şefaat için.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Keşşafıdır, künuz-u esma-ı İlahiyenin,
Muallimidir, iman ve Kur'an hakikatlerinin.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Hz.Adem'e icmalen talim edilen isimlere,
Tafsilen, mazhardır bütün mertebelerine.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Yukarıya kaldırıp parmağını, ayı ikiye ayırır.
Aşağıya indirdiğinde parmağını, ballı kevseri akıtır.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Ağuşunu açmış bekliyor ümmetini.
Kavuşacaktır uygulayanlar sünnetini.
İnşaallah eksik etmez bize şefaatini.

Öyle bir Peygamber ki O (sav)
Yaratılmışlar arasında bir incidir,
Resullerin sonuncusu, gerçekte birincidir.
İnsanların ahiretteki tek sevincidir.

DuYGuNiSa
01-11-2010, 19:24
Peygamber Şehri

İbrahim ateşe atıldı beri
Oldukça pişmandır peygamber şehri
O günden bu güne üzülse biri
Her yanı dumandır peygamber şehri

Musa koyunları burada yaydı
Eyüp günlerini burada saydı
İbrahim burada doğdu büyüdü
Dostlara limandır peygamber şehri

Dağ taş gazel okur gelmiş de dile
Makamla ötüyor bülbüller bile
Akşamları sıra gecesi ile
Gönlüme dermandır peygamber şehri


masalca.net Gizlilik Politikası