Anasayfa Kimler Online
Go Back   Masalca > Aşk & Sevgi > Edebiyat, Mektuplar, Güzel Sözler Ata Sözleri
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Edebiyat, Mektuplar, Güzel Sözler Ata Sözleri Edebiyat Masallar sözlük E-Kitap Güzel sözleri ve Köse Yazarları burada bulabilirsiniz



Asker Mektupları Askere mektup, askere yazılan mektuplar, şehit mektupları

Aşk & Sevgi kategorisinde ve Edebiyat, Mektuplar, Güzel Sözler Ata Sözleri forumunda bulunan Asker Mektupları Askere mektup, askere yazılan mektuplar, şehit mektupları konusunu görüntülemektesiniz.
Asker Mektupları Askere mektup, askere yazılan mektuplar, şehit mektupları Bir Bölük Komutanının Mektubu ÇANAKKALE 24 Temmuz 1915'te düşman Seddülbahir mıntıkasında ...



 
Seçenekler
  #1 (permalink)  
Alt 12-29-2009, 13:49
BeLLiSSiMa BeLLiSSiMa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart Asker Mektupları Askere mektup, askere yazılan mektuplar, şehit mektupları

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Asker Mektupları Askere mektup, askere yazılan mektuplar, şehit mektupları

Bir Bölük Komutanının Mektubu

ÇANAKKALE 24 Temmuz 1915'te düşman Seddülbahir mıntıkasında ikinci hatta bulunan bölüğümün İlderesi'ni takiben Gaziler Tepesine yetişmek için silaha sarıldıkları bir günde bütün bölüğe misal olan fedakar dört neferin kahramanlıkları:

Sabah güneşinin doğmasıyla birlikte yüzlerce topun soğuk namlusundan müthiş seslerle çıkan mermilere asabiyetle yumruklarını sıkan askerlerim düşman üzerine atılmak ve onları yere sermak için dört gözle bekletilen ileri hareketin emrini aldı. Gazileri takviyeye gidiyorduk . İlderesi düşmanın yüzlerce mermisin düştüğü yer olup buradan geçmek biraz tehlikeli ise de düşmandan intikam için bütün bedenleri titreyen a****** din kardeşlerine yetişmeğe mani olan her şeye bir alakalı bakışla fırlayarak ileri atıldılar. Yol üzerinde her nasılsa düşman mermisinden ateş alan bir sandık cephane yolu bütün bütün kapamış dini vatanı milleti için yoldan geçmeye çırpınan bu Türk kalpleri civardan tedarik ettiği kum torbalarını omuzlayarak yanan sandık üzerine hemen dördü birden atıldı. İki saniye sonra sandık torbalar altında kalmış ve yolumuza mani olacak müşkülat ortadan kaldırılmıştı. Bu dört askerin cesareti ve fedakarlığı sayesinde İlderesi yolu açıldı. Tam zamanında Gaziler'de bulunan silah arkadaşlarını yetişmek mümkün oldu ise de Ethem Onbaşı ismindeki nefer bu vazifeyi yerine getirdikten sonra sol kalçasından şarapnel misketi ile yaralanarak şu sözleri söyledi: "Bir senedir kullandığım silahımla hunhar düşmana bir kurşun atmadan hastaneye gidiyorum. Bari benim intikamımı siz alın" diye ellerime kapandı ve sulu gözlerinden yaşlar akıtarak ayrıldı. Bu dört yavrunun azmini değil kurşun süngüler toplar bile kesemediğinden kahramanca haraketleri ecdatımızın Osmanlı Tarihindeki sırasına geçmekle gelecek nesillere yadigar olmak üzere isimlerinin zikr olunmasını görev bilirim.









"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2 (permalink)  
Alt 12-29-2009, 13:52
BeLLiSSiMa BeLLiSSiMa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

Özledim Gel Askerim...



sensizliğe hükümlü bahar gecelerinde
elimdeki içki kadehlerine bin umudu yükleyip yudum yudum içiyorum.
içkiden değil özlemden sarhoşum ben.
başımın dönmesine aldırmıyorum da...
bu kalp ağrısı öldürecek beni.



yüreğimin yerinde kocaman bir taş var.
bu ağırlığı taşımak kolay mı sanıyorsun ?
bırakıp gidişlerine değil
sensiz günlere sitemim...



öyle vurgun yedi ki yüreğim
ben artık iflah olmam.
geçsede zaman sanmam ki geçsin bu yara.
bu yarayla da yaşar giderim; ama
ilacın sen olduğunu bildikten sonra sensiz olmayı kabullemiyorum...


kaybedilmiş günlerin günlüğünü tutmaktan bıktım anlıyormusun?
seni beklemenin hesabını yapamıyorum artık.
şimdi kaybedilmiş mevsimle başladı.
bir de buna nasıl dayanacak kalbim.?


ben baharın bu aşka tanık olamsını isterdim.
bu kentte baharı seninle yaşamak isterdim
pencereyi açıp buram buram çiçek kokusu çekmek.
her bir güneş ışığının tenimin gözeneklerinden girip içime akışını hissetmek isterdim...



yine de adın eksilmiyor dilimden.
adını ezberletmediğim bir tek sokak kalmadı.
nereye gitsem seni de götürüyorum.
seninle uyuyup seninle uyanıyorum.
ahh nasıl özlemişim seni nasıl A..M...
alev alev yanıyor hasret içimde.
ve ben bu yangına bir damla su bulamıyorum.


gelmelisin bana gelip söndürmelisin bu ateşi.
ancak o zaman bitecek bu işkence.
sensizken yazdığım günlükleri toprağa gömeceğim çıkmamak üzere.
sevdamız ertelenmeyecek...
çünkü bitmeyecek bir aşkın gönüllüsüyüm ben.
yaktım gemileri sevdamın dönüşü yok.
ben bu yolda yürüyorum...
geleceğin güne kadar yalnız
geldikten sonra birlikte.....



beni yalnız bırakmayacağını biliyorum.
ama gecikme...
bir kayıp bahara daha dayanabileceğimi sanmıyorum

  #3 (permalink)  
Alt 12-29-2009, 13:56
BeLLiSSiMa BeLLiSSiMa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

Bildin mi şehidim?

Bırakıp ta sevdiğin her şeyi ardında gittin birden bire gökten ateşin yerden ölümün yağdığı sırtlara. Ne el sallamaya fırsatın oldu geride bıraktıklarına ne de selam söylemek için vakit bulabildin anana. Sevgisiyle kalbini dolduranlara veda bile etmedin; sen gittin bir kez dönüp de bakmadın ardına. Yaşın henüz 18 idi; aklın birçok şeye ermezdi. Senin yüzün hasret yüreğin acı nedir bilmezdi. Daha hiç tanışmamıştın ızdırabın sancısı ile. Gelecek adına umutların vardı pembe mi pembe. Komşu kızını sevmiştin senin ile aynı tende. Sen hissetmiştin başına bir şeyler geleceğini aylar önce; başına bir kurşun isabet edeceğini ve ağlamıştın sessizce. Yüreğin olacakları ruhuna fısıldarken sen kendini bu dünyadan ayrılığa hazırlamıştın gizlice. Düşmanlarımız her koldan saldırıya geçtiği dost bildiklerimizin bizi içimizden vurduğu o zor günlerde vatan için namus için Allah için ölmeyi bir siperden diğerine sürünerek cennete gitmeyi planlamıştın. Sen zayıf bünyeliydin şehidim! Ama ruhun güçlüydü imanın güçlüydü yüreğin güçlüydü. Bu nedenle senin önünde kimse duramazdı; bu ruh ayağa kalktığı zaman elinden kimse kurtulamazdı. Daha önce hiç silah tutmamıştı nasırlı ellerin güneş yanığından fazlasını görmemişti bedenin. Önce silahların soğukluğuna alıştı ellerin sonra imansız mevzilerin üzerinize kustuğu cehennem sıcağına. Daha önce ürperirdin ölümü hatırladığında. Artık seni gören düşmanların ve hatta ölüm bile ürperiyordu karşında. O sabah hep birlikte kıldınız namazı. On binler saf tuttu; yüz binlerce melekle. Vatanı düşmana çiğnetmemek için edildi yeminler. Sen de katıldın namaza yüreğin iştirak etti o kutlu ‘ant’a. Aslında kendi cenaze namazını kılıyordunuz; sen bunun farkındaydın arkadaşların da. Koydunuz başlarınızı secdeye son defa. Ak alnınızı öptü meleklerden önce kara topraklar; hazırlandı süngüler yürekler ve sancaklar. Size ölmek emredilmişti; şahadete ulaşmak. Dönüp bir kez bile bakmadın ardına: “Kimse geliyor mu düşman üzerine yanımda?” Hiçbir yürek alçalmamıştı o zaman ihanet etmemişti vatana. Tam tekmil bütün yiğitler katılmıştı savaşa. Korkuyu unuttun; geride bıraktıklarını da. Karşındaki düşmandan ve yanındaki meleklerden başka artık bir şey görünmüyordu sana. Dilinde dualar vardı elinde süngü. Yürüdün düşmanın üstüne; ezdin düşmanın bütün umutlarını bağrında söndürdün aldığın yaraların acılarını. Düştün kızıla boyanmış kara toprak üstüne sonbaharda toprağa düşen yapraklar gibi. Bedenini bırakıp toprak üstünde ruhunu sürdün düşman üstüne. Bedeninin ağırlığından kurtulmak o kadar hoşuna gitmişti ki bir kez bir kez daha ölmek istedin; şahadet şerbetini defalarca götürmek istedin dudaklarına. Son nefesini vermemiştin daha; annenin yüzü geldi aklına; kardeşlerinin sözleri ve seninle aynı tende komşu kızın gözleri. Kapattın gözlerini gülümseyerek bütün dünyaya; ördün hiçbir düşmanın geçemeyeceği bir kaleyi ruhunla. Başın düştü bir yana ve ellerin her iki yana. Naşın günler sonra geldi yurduna; soğuk bedenini verdiler ananın koynuna. Sarıldı sana bir daha bir daha. Gözlerinden tek damla yaş akmadı ananın; kardeşlerin komşu kızı ve gökler ağladı sana. Ve sonra sizin kıldığınız cenaze namazını tekrarladık ağladık kana kana. Bildin mi şehidim tabutuna kimin baş koyduğunu kimin tabutunu gözyaşlarıyla ıslattığını? Annen miydi yoksa sevdiğin mi? Fark edebildin mi akan gözyaşlarının kime ait olduğunu sıcaklığından? Gözyaşlarının sel olduğunu; sellerin yüreklerimizi seninle birlikte cennete sürüklediğini izledin mi cennetle müjdelenmiş ruhunun penceresinden? Cenazene katılanların hepsini tanıyabildin mi şehidim? Gördün mü hüzünlü yüzlerini işitebildin mi mahzun sözlerini? Şaşırdın mı senin için duaya açılmış ellerin çokluğuna ve onlar içinde samimiyetsiz tek bir kalbin yokluğuna? Yaşıtların yoktu; onlar da bir süre sonra omuzlarda taşınmak üzere cephelere taşınmıştı. Cenazeni kaldırmak ihtiyarların ve çocukların güçsüz omuzlarına kalmıştı. Gördün mü şehidim nasıl da yükseklere omuzlara kaldırdı senin bedenini melekler ve nasıl da taşındı ruhun yükseklere cennetin yamaçlarına; fırsat bırakılmadan ihtiyarlara? Olmadığından değil gerek olmadığından sarmadık seni kefene. Bedenin üzerine attığımız topraklar altında kalırken ellerimiz göklere açıldı duaya açılan dillerimizle birlikte. Bir resim bırakmamıştın geride; yüzünün güzelliğini biz zaten kazımıştık zihinlere. Acın sinmişti bütün gönüllere; ruhun değiyordu duaya açılmış ellere. Gördün mü şehidim şimdi sana vaad edilen cennetin yamaçlarını. Fark edebildin mi Sırat’tan ne kadar hızda geçtiğini? Ve bildin mi şehidim; seni ne kadar çok sevdiğimizi özlediğimizi?

  #4 (permalink)  
Alt 12-29-2009, 14:09
BeLLiSSiMa BeLLiSSiMa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

Bu mektup güneydoğuda gazi olmus bir askerimizin ''mukremin'' atlı bir şahsın terör örgütü pkk'dan bir mektupla merhamet dileği için ona hitaben yazılmıstır.
Lütfen sonuna kadar okuyunuz.
Allah Türkü Daim Muzaffer Kılsın

MEKTUP

Bu bir mektuptur.
Kuş kanadına suya çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya bu mektupları yazanlara ithaf edilmiştir.
Vatan üzerine.
Bayrak üzerine.
Onur üzerine.
Namus üzerine.
Vicdan üzerine.
Akıl üzerine.
Adı fark etmeyen ve ithal edilmiş tüm meseleler üzerine.
Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine.
Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine.
Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazılmıştır.
Mayın bomba pusu baskın yazar çizer ve ihanete alet olan her şey üzerine.
İstemeyen okumasın.
Kanla yazılmış bir mektuptur bu. Güvercin kanadının gücü yetmez taşımaya karabaşlı kartal olsa nafile.
Ağırdır; zira eskidir ve unutuldukça kanla yeniden yazılır şehit mezarlarının taşları üzerine.
Bu mektup binlerce yıl önce yazıldı ve binlerce yıldır yazılıyor yeni fark edenler utansın.
Kardeş kardeşi öldürmez öldüren kardeş falan değildir kalleştir olsa olsa.
Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan kalleşlerdir.
Ve aslında en kahpesi mayın değil onu Adil Binbaşıların Davut çavuşların yoluna döşeyen eldir o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan kalemdir.
En az o el kadar suçludur o kalem tarihin yanılmaz vicdanında.
O mayınlara basıp parçalanan bedenler Edirnekapı’dadır ve bizim yüreklerimizde ve hafızalarımızda yaşarlar.
Kemerburgaz’daki Kemer Country villalarından görünmez Edirnekapı çok uzaktır hem de çok.
DAĞLARDA YARIM KALDILAR VATAN İÇİN
Ellerimizde can verdi o parçalanan bedenlerin sahipleri bayrakları dalgalansın diye.
Vücudunda sigara söndürülerek tüm kemikleri kırılarak kafa derileri yüzülerek işkence edilen sonra da ağaçtan kazıklarla öldürülen ve çığlıkları telsizlerden dinletilen vatan evlatlarının yeri bizim yüreklerimizdedir o çığlıkları duymayanların yanı başında durmaz onlar.
Bir de katillerinin yanı başında dururlar kulaklarında çınlar haykırışları eğer bir yerlerinde bir parça insanlık kalmışsa.
Yazıklar olsun can veren o yiğitleri hainlerle bir tutanlara.
“Ağabey diyordu bana telefonda Astsubay Zülfikar geçen gün kız arkadaşımla gezdim biraz ve kimse bacağımın takma olduğunu anlamadı”.
“Ağabey diyordu biraz daha uğraşırsam belki bisiklet bile sürebilirim”.
Daha on dokuz yaşındaydı Zülfikar mezun olalı tam yirmi gün olmuştu o kahpe ellerin döşediği mayınla ve bazı kalemler tarafından ululanan o hainlerin ilk izleriyle tanışırken.
Küskün veya kızgın değildi sesi pişman veya aciz de değildi.
Gururlu ve biraz pusluydu sadece bisiklet sürebilse yeterdi.
Koşmayı atlamayı denize girmeyi feda etmişti vatanı için.
Bacağını payanda yapmıştı Kemerburgaz’ın da üzerinde bulunan Türk egemenlik örtüsüne.
Yazıklar olsun çiçek toplayan küçük kızları öldürenlere ve yazıklar olsun o katilleri ululayan kalemlere.
KAVGANIN BİR SEBEBİ VAR İHANETİN DE
Kavganın sebebini unutmadık çünkü bu kavga hiç bitmedi.
Kavganın sebebi vatandır çünkü bayraktır onur ve namustur vicdandır.
Kimseye verilemeyecek olan kimse ve hiçbir şey için vazgeçilemeyecek olan egemenlik hakkıdır.
Atalarımdan bana kalmış olan ve benim çocuklarıma bırakmak zorunda olduğum mirasın vicdani sorumluluğudur.
Hiçbir vicdana dayanarak reddedilemez hiçbir çocuğun veya sevgilinin sevgisiyle değiştirilemez.
Hiçbir aşağılık pazarlığa konu edilemez namustur çünkü istiklal öbür ihtimal ölümdür.
Ben dilimle bayrağımla hudutlarımla yaşamak için ölmeyi kayıp veya yazık değil şeref sayarım.
Bu paha ne ile biçilirse biçilsin kimseye yalvarmam durdurun diye benim olana uzanmışsa el ben durdururum ellerimle.
Meğerki ölüm varmış sevememek varmış çiçek koklayamamak ne gam?
Vermek vicdansa eğer akılsa susmak pusmak yerle yeksan olmuştur onur ve şeref.
MAYINLAR NEREDE
Mayınların yeri bilinmez döşeyen ********in yeri bilinmedikçe.
Ve dağlara döşenen mayından daha tehlikeli ve kahpecedir dimağlara ve bilinçlere döşenen mayınlar.
Dağlara döşenen mayın tek kalır tek can alır.
Ürer her doğumda her okunmada zihinlere döşenen mayınlar ve ihanet her doğumda bir daha artar.
Başka zihinlere bulaşır mayınların en tehlikelisidir bu yayılır.
Dağlardaki gibi otla ve toprakla gizlenmez sevgiyle barışla ve daha ne kadar varsa tüm süslü kelimeler alet edilir bu gizlemeye.
İşte o anda ölür kelimeler kahreder kaderine.
Kullanıcısını seçme hakkı yoktur çünkü sevgi bölen ve yıkanın ağzından aşk yataklık edenin sinsice zihinlere mayın döşeyenin kaleminden dökülür.
Ölür kelimelerde sevgi.
Ve barış artık en fazla parayı verenin yatağını doldurur en fazla paraya yazıp çizenin elinden.
En pahalı kalemler pazarlar barışı salyaları akan bölücülerin sofrasına.
Bazen bir villanın çalışma odasında ve bazen bir gazete köşesinde dokunaklı kelimelerle süslenip öylece pazarlanır barış. Pazarlığı yapılmış ve satın alınmış bir fuhuş için.
Bölmek ve parçalamak için yapılan hain savaş fuhuş yapar barışla tecavüz eder barışa hayâsızca.
Dedim ya bu eski ve ağır bir mektuptur Türk nereye gittiyse obasıyla ihanet en sondaki katırla takip eder göç kolunu.
Soylu atlar hızlıdır bu yüzden biraz geç gelir ihanet yolda haram meralardan beslenerek.
Bu eski bir hikâyedir ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; ağırdır kanla yazılmıştır bir kısmı Edirnekapı’dadır Çanakkale’de bir kısmı ve Karsta İzmir’de Muş ovasında Malazgirt’tedir Sakarya’dadır.
Bir kısmı hala yazılmaktadır Cudi’de Gabar ve Körkandil’de Masura çayında Ali boğazında Cehennem deresinde cehennem sıcağında yazılmaktadır şehit Mehmetlerin kanıyla.
Yazıklar oluyor onur ve şerefe bayrağa vatana kutsal olan ne varsa yazıklar oluyor onursuz bir hayatla değiş tokuş edilirken.
BU YAZGIYI KİM YAZMIŞ?
Yazıklar oluyor yazgıya çünkü yazgı ihanet edenin suçunu taşıyamaz can alanın ev yakanın çocuk öldürenin yükü yazgıya bile ağır gelir.
Kışlaya gidenin askerden sonra evlenip çifte çubuğa bakmanın hayalini güdenin yazgısı Allahın ise eğer çocuk öldürenin mayın döşeyip pusu kuranın yazgısı kimindir.
Kim yazar bu yazgıyı ve hangi kalem bunu yazgı diye ulular hangi akıl buna inanır ve bu nasıl vicdandır?
Bu ağır ve eski bir hikâyedir kanla yazılmıştır ve ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; bir kısmı Edirnekapı’dadır ve Edirnekapı çok uzaktır Kemerburgaz’daki bir villanın çalışma odasına.
Adil Binbaşının bastığı mayının üzerinde “made in Italy” yazıyordu İngilizce. Ama döşeyen eller İngilizce veya Latince değil Kürtçe konuşuyordu ve Kürtçe de “mayın” kelimesinin nasıl söylendiği önemli değildi taşıdığı anlam ihanetti nasıl olsa.

Kimseyi haklı veya haksız bulmayan kalemler hakkı yazar sonra hak için ölenlerin inadına.
Böylece hakkı batıla pazarlar aynı sabıkalı eller ve kalemler aynı hayâsız fuhuş için.
Ne gariptir ki bu kalleş ellerin döşediği mayınlara daima anayasal yolculuklara çıkanlar basar. Onlar ki; bu yolculuğa siyasal veya mukaddes yolculuklar yapılabilsin diye çıkarlar.
Yazıklar olsun baktıkları kırık camlı siyasal gözlükleri ile ödenen bedellerin mukaddesatını göremeyenlere.
Yazıklar olsun!
DİL KAVGANIN VE İHANETİN SEBEBİ MİDİR YOKSA ARACI MI?
Korku salan ve öfke çağrıştıran meselelerin parçaları değil esas gerekçeleridir aslında Türkçe dışındaki başka diller.
Dil özgür olunca Özgürlük dil olur artık ve bütün bölünmeler böyle başlar.
Özgürlük daima yeni sınırlar ister.
Okul der ayrı olsun.
Bürokrasi der bu dilde anlayamıyorum ayrı olsun.
Bayrak der sonra ayrı olsun dilim ayrı nasılsa ben de ayrıyım ve bu da varlığımın sembolüdür.
Toprak der arkasından ayrı olsun birazını bana ver nasıl olsa daha önce dilinin özgürlüğünün birazını vermedin mi?
Hem ne olacak birazcık topraktan ne çıkar biz kardeş değil miyiz?
Özgürlük paylaşılmaz oysa.
Birinin özgür olduğu yerde diğeri özgür olanın kurallarını ve özgürlüğünü tehdit edinceye kadar özgürdür.
Yani dilin de kişinin de özgürlüğü esas mülk sahibinin özgürlüğünü ve geleceğini tehdit edene kadardır.
Sonrası anarşi sonrası terör sonrası bölücülük kahpelik ve ihanettir. Sonra arkadan vurmalar ve mayın döşemeler başlar yollara ve zihinlere.
Ama her hal ve şart altında tüm bölücülerin yardım ve yataklığa ihtiyaçları vardır. Gizli olmalıdır yardım ve yataklık sinsice.
Kimse fark etmeden yapılmalıdır Türkçe konuşmalıdır ama aslında başka dilde anlaşılmalıdır.
Acındırmalıdır ama aslında acımadan katletmelidir dili egemenliği ve onun bekçilerini.
Yardım ve yataklık yapanın da yardıma ihtiyacı vardır.
Dışarıdan.
Çok uzaktan denizler ve tarihler ötesinden. Eski kinlerden ve hesaplardan ve o hesapların sahiplerinden beslenir yataklık yapan.
Para alır vaat alır AFERİN alır.

Bu eski ve çok ağır bir mektuptur.
Türk bağımsızlığını koruyanların kanları ile yazılmıştır.
Ne suya salınan bir şişenin ve nede kuşkanadının taşımaya gücü yeter; karabaşlı kartal olsa nafile.
Başlığı binlerce yıl önce atılmıştır ve Edirnekapıda’ki şehit mezarlarının taşları üzerine yazılmaya devam etmektedir.
Emin olun binlerce yıl daha yazılmaya devam edecektir.
Türkçenin sahipleri yaşadıkça bu kanlı mektup yazılmaya devam edecektir çünkü Türkçenin ve onun sahiplerinin özgür yaşamasını istemeyenler yollara ve zihinlere mayın döşemeye parçalamak ve bölmek için çabalamaya parçalamaya çalışanlara yardım ve yataklık etmeye devam edeceklerdir.
Bu eski mektup bir yazıttır aslında Türk’ün var oluş destanıdır binlerce yıldır yaşlı dünyanın bağrına saplı kaidelere ve mezar taşlarına yazılır.
Yazanlar asla diz çökmezler ve kimseye yalvarmazlar.
Kimsenin toprağını dilini veya özgürlüğünü istemezler ve kendilerinin olanı da kimseye vermezler.
Bu bir mektuptur.
Vatan Bayrak ve Onur üzerine yazılmıştır.
Vatansızlar dilsizler hainler bölücüler ve toprak hırsızları gibi aczi ve acınmayı anlatmaz.
Var olduğu yerde kendinden gayri herşeyi önemsizleştiren vatan ve bayrak aşkını anlatır.
Onurlu ve egemen ölebilmenin onursuzca ve esir yaşamaktan daha önemli olduğunu anlatır.
Asla diz çökmeyeceğimizi anlatır.
Yüreği olan varsa gelsin de çöktürsün diye Yüreği olan varsa okusun diye yazılmıştır.




alıntıdır...

  #5 (permalink)  
Alt 12-29-2009, 14:18
BeLLiSSiMa BeLLiSSiMa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

Bir komando subayının kaleminden...

.....ili kırsalında teröristlerin dur ihtarına
ateşle karşılık

vermesi
sonucu çıkan çatışmada.güvenli görevlisi şehit
oldu.

Ya da

......ilinde devriye görevini yerine getiren
..aracına açılan
ateş
sonucu..güvenlik görevlisi şehit oldu.

Ya da

......ili kırsalında teröristlerce döşenen
mayının patlaması
sonucu.asker
yaralandı..

Bu nasıl başlar biliyor musunuz?

Hava o kadar sıcaktır ki beyninizdeki sıvının buharlaşıp uçtuğunu düşünürsünüz. Oluştuğu anda kuruyup giden ter damlacıklarından geriye kalan tuzlar yüzünüzün ve hatta elbisenizin her yanını kaplamıştır.

Avucunuzun içindeki ter yüzünüzdeki gibi kolay kurumadığı için
elinizdeki tüfeğinizin metal kısmı avucunuzun
içinde vıcık vıcık
oynar.
Ter ile ıslanan çeliğin kokusu avucunuzun içine ve elinizi sürdüğünüz her yere siner.

Önünüzde yürüyen adamın ayağının kuru toprakla her temas edişinde
çıkan toz ağzınızın kupkuru olmasına ve zor nefes almanıza sebep olur.

Sırt çantanızın askı kayışları yüzünden omuzlarınızı hissetmezsiniz.Kült ağrıları ancak çantayı sırtınızdan çıkardığınızda fark edersiniz.

Bastığınız her taş parçası her çalı ve bir ayağınızın kaplayabildiğ iher yeryüzü parçasından çıkan sesi duyarsınız.

Yürüdüğünüz yerdeki her Ağustos böceğinin sesini dallardaki kuşları yüzünüzün etrafında ürkütücü devriye uçuşları yapan arıların kanat seslerini ağzınıza ve yüzünüze ya da herhangi bir yerinizdeki küçük yaraların üzerine konmaya çalışan sineklerin vızıltılarını ayağınızı bastığınız yerden havalanan yeşil çekirgenin küçücük cüssesine rağmen çıkardığı tok kanat sesini en ince ayrıntısına kadar duyarsınız.

Sonra kendi teçhizatınızın ve önünüzdeki arkadaşınızın ve arkanızdaki arkadaşınızın teçhizatlarının çıkardığı düzensiz seslerin her birini ayrı ayrı duyarsınız.

Ve aynı anda önünüzdeki arkadaşınızın nefes alışlarını duyarsınız öksürmesini ve hapşırmasını da duyarsınız.

Telsizinizden çıkan seslerin ve cızırtıların her biri ayrı ayrı katılır bu senfoniye.

Ter ve tozun birleşmesinden oluşan kaygan çamur postalın içindeki tüm ayağınızı kaplamıştır çoraplar önce su toplayıp sonra patlayan yerlere adeta bir deri gibi yapışmıştır.

En çok yapmak istediğiniz şey ayaklarınızı yıkayıp çoraplarınızı değiştirmektir. Ama bu çok büyük bir lükstür o anda.

Çünkü...

Çünkü hangi çalının dibinde hangi kayanın arkasında sizi beklediğini bilmediğiniz ihaneti arayıp bulmanız ve yok etmeniz gerekmektedir.

Bütün masumların hayatı ve huzuru size emanet diye öğretmenler bayrak direğine asılmasın diye kundaktaki bebekler kurşunlanmasın diye binlerce yıllık emanete halel gelmesin diye kahpeliği ve ihaneti yok etmeniz gerekmektedir.

Çünkü bunun için bayrağın silahın namusun ve şerefin üzerine yemin etmişsinizdir.

Çünkü önemli olan ayağınız değil ülkeniz bayrağınız ve onurunuzdur.

İşte bu yüzden lükstür ayak yıkamak çorap değiştirmek. İşte bu yüzden senfoniye dönüşmüştür bütün o düzensiz sesler güruhu.

Sonra!..

Sonra birden tüm sesler kesilir bıçağın dalı kestiği gibi makasın kâğıdı pensenin bir hoparlör kablosunu kestiği gibi...
Bir anda...
Kuşların sesleri arıların ve sineklerin vızıltıları çekirgenin kanat sesleri hepsi bir anda biter.

Gözlerinizi açtığınızda önünüzdeki arkadaşınızı değil gökyüzünü görürsünüz yere düşmüş olduğunuzu anlamanız birkaç saniye sürer.

Tek hissettiğiniz kesif bir barut ve yanık et kokusudur yüzünüzün toprak parçalarıyla kaplandığını fark edersiniz temizlemek için çalışmazsınız.

Arkadaşlarınızın bağırarak koşuşturduğunu görür ama kulağınızdaki çınlama ve uğultudan seslerini duyamazsınız. Sesleri yavaş yavaş duymaya başladığınızda ayağa kalkmaya çalışırsınız ama başaramazsınız.

Yine birkaç saniye sonra arkadaşlarınızın sesleri arasında 'mayın' kelimesini ayırt eder ve kalkmaya çalıştığınızda ayağınızdaki yoğun ağrıyı fark edersiniz.

Ayağınız yoktur ama yine de ağrıdığını hissedersiniz.

Ne olduğunu anlamak için baktığınızda ise parçalanmış pantolonunuzun ve kopmuş ayağınızın farkına varırsınız. İşte her şey o anda başlar.

Avazınız çıktığı kadar bağırırsınız. Sonra nefesiniz biter. Sonra yeniden nefes alırsınız ve yeniden bağırmaya başlarsınız. Sonra yine nefesiniz biter ve yeniden yeniden ve yine...

Yanınıza ilk gelen arkadaşınız size 'fazla bir şey yok sadece küçük bir yara' gibi telkinlerde bulunur. Ama siz arkadaşınız konuşurken de helikopterle hastaneye götürülürken de artık bir ayağınızın olmadığını biliyorsunuzdur. Hep bir soru çınlar kafanızın içinde 'neden ben neden ben neden ben ?'

Hastanede geçen aylar tedavi ve terapilerde geçen yıllar sonunda dizkapağınızın on iki santim altından takılı olan ve her akşam yatarken veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz takma bacak artık bir uzvunuz olmuştur.

Ama bunun önemi yoktur çünkü bu fedakârlığınız sayesinde vatan var olacaktır. Sizin bir bacağınızın ne önemi vardır ki!

Artık koşamayacak olmanızın yazın herkes gibi havuza denize giremeyecek olmanızın da hiç önemi yoktur. Vatan sağ olsun yeter.

Sonra birilerinin sizin ödediğiniz vergilerle Fransız televizyonlarında uğruna yarım kaldığınız vatan hudutlarını hiçe sayan programlara finans sağladığını okursunuz. Aynı dillerin bundan pişmanlık duymadıklarını söylediklerini de okursunuz.

Pamuk'ları Dink'leri okursunuz Bizans çocuğuyum diyenleri duyar Ali Kemallere tanık olursunuz 'koçlar gibi satanları'görürsünüz. .

Türk Bayraklarının yakıldığını görürsünüz. Başlarına çuvallar geçirilip aşağılanarak elleri arkalarından bağlanan Türk askerlerini görürsünüz.

Bu aşağılanmaya cevap verecek tankların motor seslerini helikopterlerin kanat seslerini piyadelerin intikam yeminlerini duymayı beklersiniz ama duyamazsınız.

Onun yerine hainlerin cesetlerinin üstüne örtülen çaputlara 'bayrak' diyenleri görürsünüz 'uçaklarını çek' 'valiyi çek' diyen başkanları ve karşılarında kekeleyen riyaseti görürsünüz.

Yok yok bu da yetmez. Askere polise öğretmene ateş eden yol kesip soygun yapan köy yakan okul yıkanmayın döşeyen teröristlerin sadece 'ben bir şey yapmadım' demelerinin esas kabul edilip 'suçsuz' sıfatıyla serbest bırakıldığını görürsünüz.

Susanları konuşması gerektiği halde susanları görürsünüz konuşanlar her konuştuğunda kekeleyenler her kekelediğinde ve susanlar her sustuğunda siz yeniden vurulursunuz yeniden ölürsünüz her defasında.

Gövdenizden o toprağa akan kan bu defa içinize akar inandıklarınıza uğrunda savaşarak kendi kanınızı akıtmak pahasına tertemiz tuttuğunuz değerlerinize akar.

Sizin kaya arkalarında çalı diplerinde aradığınız ihanet gelir aklınıza o mayınları yerleştiren eller gelir. Sorgulamaya başlarsınız: 'Biz bu ihaneti doğru yerde mi aradık kuyruğunda dolaştığımız yılanın başı hep gözümüzün önünde miydi yoksa?'diye sorarsınız kendinize.

Onlara verilen maaş'ın sizin vergilerinizden ödendiğini içinize sindiremezsiniz uykularınız kaçar neden bu vatanı sizin kadar sevmediklerini düşünürsünüz.

Bu vatan onların da vatanı değil mi?

Onlar da tıpkı benim gibi namusun ve şerefin üstüne yemin etmedi mi? diye sorarsınız kendi kendinize.

Sinirlenirsiniz üzülürsünüz on beş yaşında bir askeri okul öğrencisi iken her adımda söylediğiniz beyninize ve yüreğinize nakşettiğiniz sözler gelir aklınıza': VATAN SANA CANIM FEDA'

Geri kalan tüm hayatınızın ilk beş dakikası böyle başlayacak işte ve hayatınız böyle devam edecektir. Son nefesinize kadar savaşacaksınız ihanetle her şeye ve herkese rağmen bu yolda ölene ya da bu ihaneti bitirene kadar.

Siz diyorum çünkü bu vatan için bedel ödeyen insanların neler yaşadığını neler hissettiğini size rağmen ve sizin için neler yaptıklarını neler yapabileceklerini bilin istiyorum. Okuduğunuz ya da televizyonda duyduğunuzdan daha fazladır yaşananlar.

Yani aslında gazetelerin iç sayfalarındaki minicik karelerde okuduğunuz;
'...ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu bir güvenlik görevlisi yaralandı!' haberi aslında o kadar da kısa değildir.

Sizin daha okuduğunuz gazetenin arka sayfasına geçerken unuttuğunuz falanca mankenin otel odası maceralarına ya da uyuşturucu komasından ölen oğluna 'şehit' deyip Türk bayrağı örten kadının haberine ayırdığınızdan daha uzun zaman ayırmadığınız bu küçük haber birileri için bir ömür boyu sürecek ve asla unutulmayacaktır.

Ve siz unuttuktan sonra da başka birileri 'ne için?' dendiğinde 'vatan 'için' diyecekleri fedakârlıklarını size rağmen yapmaya devam edeceklerdir.

Sizin uyuşmuşluğunuza duyarsızlığınıza rağmen sizin rahatlığınıza sizin vicdanlarınıza rağmen bu kahramanca fedakârlıklar ve bu ilk beş dakikalar yaşanmaya devam edecektir.

Asla unutmayınız başınızın üstündeki egemenlik örtüsünün payandası kopan bacaklar bedeli ise size rağmen bu vatan için akan kanlar feda edilen canlar sıcak yuvalarını babalarının yüzlerini unutan küçücük çocuklarını düşünmeden vakfedilen hayatlardır.

Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak sizin umurunuzda mı bilmiyorum ama birileri bunları yaşadı birileri hala yaşıyor ve emin olun yaşlı dünya döndükçe Türk vatanı ve Türk Bayrağı için birileri daha tüm bunları yaşayacak.

Gördüğünüz gibi size bir hayli uzak bir yaşam biçimi bu.Masalarda oturup 'aydınca' sohbetler etmeye hiç benzemiyor değil mi?

Bir an için bile olsa kendinizi onların yerine koyasınız diye 'siz' diyerek yazdım sizin onlardan biri olamayacağınızı biliyorum.

'Siz' kim misiniz?
Siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz!
Biz de biz de sizi çok iyi biliyoruz.
'Siz' de bilin ki biz asla unutmayacağız.

'VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN'

VATAN SİZE MİNETTARDIR...




alıntıdır...

Cevapla



Bu Konuyu Beğendiyseniz Facebook'ta Paylaşın

Submit Thread to Bu Konuyu Beğendiyseniz Facebook'ta Paylaşın

Seçenekler


Benzer Konular
Aşk Mektupları, Sevgiliye Mektup,Veda Mektupları Bir hayalin peşinde koşabilmektir aşk.Üstelik harcanan yılların sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...Günleri geceleri bir...
Askere yazılan komik mektup:)) Askere komik mektup Şekerim Meraba; Ne var ne çok nasıl gidiy ekserlik.İstikamet, şinav u yat kalk war midur.Keyfin halın waktin...
Geceyarısı Mektupları Yine sulardayım... Sularda seninle seni yaşamak. Ve ben gülümsüyorum. Suya adını yazmak... Hiç ama hiç acıtmıyor ki canımı. ben aşk ne...
şehit mektupları Sevgili Anneciğim, Buraya geldikten ancak kırk gün sonra size bir iki satır şey yazabilmek için fırsatı askerliğini bitiren erlerin gidişinden...
Askere yazılacak en kötü mektup Sevgili Hakkuş, Mektubunu aldım. gelmesi ne denli sevindiriciyse de okuduklarım o denli üzücüydü...Demek asker gittiğinden beri çavuşun size...

  Son Konular
Muhteşem Psd Fonlar Serisi...
PSD FONLAR 75 PSD l min 3500*2300 l 173,87 mb BURADAN İNDİR ( FONLAR 76 PSD l min 3500*2300 ...   Photoshop Dersleri 
Masalca Forumda Yönetici olmak İsteyenler...
Merhaba Arkadaşlar; Sitemiz Genel Paylaşım Forum Sitesidir... Forum Sitemize Yöneticiler Alınacaktır. Yönetici alacağımız böl...   Masalca Forum'da YÖNETİCİ OLMAK İsteyenler 
Muhteşem Psd doğal fonlar Paketi devamı...
DOĞAL PSD FONLAR 31 PSD l min 3000*1995 l 232,5 mb BURADAN İNDİR ( PSD FONLAR 32 PSD l min 3500*...   Photoshop Dersleri 
Muhteşem Psd doğal fonlar Paketi devamı...
DOĞAL PSD FONLAR 31 PSD l min 3000*1995 l 232,5 mb ??????? ???? Psd doğal şablonlar 31.rar. ??????? ??????...   Photoshop Dersleri 
Karışık vektörrel çizimler paketi...
EPS l JPG Önizleme l 29,9 mb BURADAN İNDİR ( EPS +Aİ l JPG Önizleme l 31,69 mb BURADAN İNDİR ( EPS l...   Photoshop Dersleri 
Dairesel süsleme ve pattern vektörleri...
EPS l JPG Önizleme l 49,90 mb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Üniversite malzemeleri vektörleri...
EPS l JPG Önizleme l 19,10 mb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Çizgi hayvanları vektörel çizimleri...
EPS + 4 Aİ l JPG Önizleme l 404,89 mb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Bilgi vektörleri Mega paketi...
EPS + 45 Aİ l JPG Önizleme l 1,1 Gb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Benim Köyüm - İbrahim Sevindik...
KÖYÜM Baharda şenlenir bağı, bahçesi Kokusu başkadır benim köyümün Unutturur adama gamı, kederi Havası başkadır ben...   Şiir Bölümü 

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.


Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content’s copyrights in our page,please click here to contact us.
DMCA.com