Anasayfa Kimler Online
Go Back   Masalca > İslam ve Din Bölümü > Islamiyet Hakkinda Hersey, Dini Sözlük, Dualar vs.. > Peygamberimizin Tüm Hayatı
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Peygamberimizin Tüm Hayatı Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hayatı, Sözleri, Hadisler, Sünnetleri, yaptıkları ve tavsiyeleri



Hadis Külliyati- Fetevayi Rasulullah

Islamiyet Hakkinda Hersey, Dini Sözlük, Dualar vs.. kategorisinde ve Peygamberimizin Tüm Hayatı forumunda bulunan Hadis Külliyati- Fetevayi Rasulullah konusunu görüntülemektesiniz.
Hadis Külliyati- Fetevayi Rasulullah Çevirenden Birkaç Söz Bismihi Tealâ İnsanoğlu, yaratıldığı günden itibaren hür seçim serbestisi (istenç, irade) ve emanet ...



 
Seçenekler
  #1 (permalink)  
Alt 10-11-2009, 22:02
DuYGuNiSa DuYGuNiSa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart Hadis Külliyati- Fetevayi Rasulullah

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Hadis Külliyati- Fetevayi Rasulullah

Çevirenden Birkaç Söz

Bismihi Tealâ
İnsanoğlu, yaratıldığı günden itibaren hür seçim serbestisi (istenç, irade) ve emanet denilen bir sorumluluk yüklenmiştir. Allah Azze ona iyilik ve kö­tülük yollarım öğretmiş ve sınırlı bir zaman diliminde yaşamasının ardından yaptıklarından sorumlu tutacağını açıkça anlatmıştır. Ortada herhangi bir ba-, hane olmasın ve her dönemde ve çeşitli yerlerde kendi emirlerini insanoğlu­na ulaştırsın diye elçilerini göndermiştir. Bu elçilerden sonuncusu Hz. Mu-hammed'dir (as). En kapsamlı ve nihaî dava O'nundur. Bu nedenle O'nun getirdiği şerîate uyanlar şu iki temel esası bilmek zorundadırlar: Kitap (Kur'an-i Kerim) ve Sünnet (tüm bir yaşantı). Kur'an'ın anlaşılabilmesi Resu-lullah'in (as) hayatının en küçük detayına kadar bilinmesine bağlıdır. Zira Kur'an-ı Kerim'İn -tabir caiz ise- ete kemiğe bürünmüş ve rahmet elbisesini giymiş somut haldeki varlığı Hz. Muhammed'dir. O'nun tüm hayatı bir sün­netler mecmuasıdır. Bu hususta pek çok eser yazılmıştır. Bunlardan biri de şu elinizdeki kitapçıktır. Fetava-yı Resulullah (Resulullah'ın Fetvaları) yakla­şık otuz bölümdür. Konu konu ayrılmış olmakla birlikte konular arasında ke­sin bir sınır yoktur. Çünkü Resulullah (as) bir taraftan "iman" olgusunu ta­nımlarken diğer taraftan "temizlik" hususunu belirtmektedir. Kitabı çevirirken gücüm yettiğince başka kaynaklara da başvurdum: İbnu'I Esir'İn en-Nihayetu Garibi'i Hadis'i, Sünen-i Tirmİzi, Sahih-i Buharî ve Müslim gibi. Çeviride özel hadis deyimlerine pek dokunmadım, mesela mürsel, muttefekun aleyh, sa­hih, hasen gibi. Bu tip hadis ıstılahları için bir hadis lügatine bakılmalıdır. Genelde Resulullah sözcüğünden sonra bir (as) koydum; bu, "aleyhisse-lam^seîam O'na olsun" dua sözünün kısaltılmışı olarak değerlendirilmelidir. Hacmi küçük olan bu eser kapsam itibariyle değerlidir. Seyyid el-CemÜî de­ğerli bir araştırmacı olduğundan kitaba topladığı hadisleri tek tek kaynakla olsa "ben derim ki" ifadesiyle kendi görüsünü
Eser pratik bir el kitabı olup okununca da görüleceği üzere büyük bir çabanın ürünüdür.
Değerlendirmeyi okuyucuya bırakarak, "beşer" denilen canlı olarak ya­ratılmış olmak platformundan çıkıp "insanlaşmak" aşamasına doğru yükse-Jenlere selam olsun diyoruz,
M. Emin Çimendağ[1]

Kitapta Ele Aldıklarımız


Allah'a hamd olsun Resulullah'ın (as) fetvalarını ve O'ndan rivayet edi­len kavlî, amelî ve takriri sünnetleri incelemeye koyulduk.
Şeyhülislam tbn-i Teymiye'nin kitabı el-Fetava ePKübra da bizlere bit­mek bilmeyen bir kaynak sunmuştur. Biz de fetvalarından bazılarına aslî ve orijinal kaynaklarını öğrendikten sonra güvenip itimad ettik.
Önceki kuşaklar hiçbir çalışmada herhangi bir kaynak göstermediklerin­den şu anki çalışmalarımız bizi bir hayli yormaktadır. Buradaki çalışmaları­mı?; fetvalarla ilgili olup kendine has bir öneme sahiptir. Bu nedenle -bu ko­nuyla- ilgili olan her şeyin ortaya çıkması ve insanları, alemlerin Rabbi olan Allah'a hesap vermek üzere mezarlarından kalktıkları kıyamet gününde bil­meden olsa da işlediğimiz bir suçtan dolayı Resulullah'ın (as) bizi kınamama­sı için orijinal başvuru kaynaklan üzerinde durmamız ve onları tüm açıklığıy­la incelememiz gerekir.
Bu hususta Resulullah'ın (as) birçok fetvasını kapsamına alan İbnu'l Kayyım el-Cevziyye'nin î'lâmu'lMuvakktîn an-Rabb'il Alemin adlı eserinden pek çok yararlandık ve bu eserin muhtevasına da güvendik. Aslında bu kita­bın muhtevasında kalbimizi büsbütün tatmin edecek haberler vardır.
Her halükârda Resulullah'tan (as) rivayet olunduğu kesin delillerle ispat-lanamamiş olan haberleri, doğru olanı bulalım, onun izinden gidelim diye a-raştırıyor kuşkulu olan hususları ortaya çıkarıp kesin bir konuma getiriyoruz. Bu nedenle fetvalardan bazıları, hadislerin ve haberlerin sağlam senetlerle incelenerek bir kitapta toparlanması hususunda kapsamlı boyutlara sahip görüş ve bilgi gerektirmektedir. Sünnet kitaplarının ve tefsir yakılarının pek ço­ğuna kaynak teşkil eden eserlerin araştırılmasında da L>u hususun gerekli o-lusu ortadadır. Bu tip kaynakların sayıları belirli konularla sınırlı kalmak şöy­le dursun korkunç boyutlara ulaşmıştır, Bazılarının bazılarıyla olan benzerlik­lerini gösterdik ve hadislerle çeşitli rivayetleri, zayıflarını ve doğru olanlarını belirleyelim diye uygunluk bakımından ineeledîk.
Kcsııluİlah'in (as) fetvalarının her biri için o fetva ile ilgili hadisin ihtiva ettiği kısa bir ibareyle isimler vermeyi tercih ettik. Bu hususta hadis içerisin­deki soru w cevapları da dikkate aklık. Bu çalışmamızda pek çok zorluklarla karşılaştık, ama -daimî hayırda- Allah Azzc kentli iradesiyle bizlere yardım etti de işlerimizi kolaylaştırdı. Bu husustaki pek çok zorluğu kolaylığa dö­nüştürdük. Ama kendimiz için mükemmellik iddiasında bulunmuyoruz. Zira mükemmel yalnızca tek başına olan Allah Azzedİr. Bizler beşeriz -insanoğlu-yuz-. Bizler etimizden gelen her türlü çabayı -şu ya da bu sonucu kesinkes beklemeden- ortaya koyarız. Allah Tcala tüm doğru gidişatların destekçisidir.
Bu çalışmamızı Allah Tcala yalnızca kendi rızasını kazanmaya yönelik bir emek ürünü kılsın ve tüm amellerin kendisine sunulduğu o günde kabul etsin.
Önemli bir not
Biz, hadis, fetva ve hükümler olarak ResuluUah'tah (as) her ne rivayet olunmuş ise kitaba alırken onları tırnak içinde C'...")gösterdik. Bunların dı­şında kalanlar ise kitabm hemen her yerinde bize aittir. Bunlar, bazen bir a-çıklama, bazen bir not ve bazen de .gerekli oian bir hususun belirtilmesinden ibarettir. [2]

Dr. Ali Abdulazîmin Önsözü


Elinizdeki kitabın yazan Üstad Dr. Seyyid el-Cemilî'yi tanıdığımda O'ndaki din özlemi gözümde öylesine büyüdü ki, hemen O'nun Kur'an-ı Ke-rim'e ve Resululluh'ın (as) sünnetine sıkı sıkıya yapıştığı, görerek ve bilinçli olarak bunlarla amel ettiği yargısına varmıştım.
Böylece pek çok eserini okudum. Onun emanete (İslam'a) oian hırsı, a-raştırmalarında kaynakları gösterme hususundaki ilmî sorumluluk karşısında gösterdiği hassasiyeti ve Resulultah'm (as) hadisi olarak rivayet edilen herşe-yi iyiden iyiye araştırarak doğruları eğrilerden ayırması beni şaşırttı. Nitekim Şeyh Muhammed Mütevelli eş-Şa'râvî'nin fetvalarını da on cilt halinde tahkik edip yayınlamıştı. Şeyh Şa'râvî'nin kendisine yöneltilen sorulara verdiği ce­vapların bir fetva külliyatı halinde olduğu hemen herkesçe bilinmektedir. Bu fetvalarda, önceki nesi! alimlerinin görüşlerini yansıtmak, bu fetvaları verir­ken ana kaynak ve dayanak noktası olarak ilk sırada yer verdiği ve kendisi­ne dayandığı Kur'anî ve aklî delillerle hadislerin senetlerini gündeme getir­mek ve onlara işaret etmek yerine hemen hepsinde kendi görüşleri hakim­dir. Çünkü Onun fetvaları -adeta- soyutlanmış olan kendi görüşlerinden iba­rettir. Bu hususta aklî ölçüler ihtilaf halinde olabilirler.
Çoğu alim, Seyyid cl-Cemilîyi, tslam hukuk bilginlerinin söz sahibi o-lanlannın bile fetva verdikleri zaman yalnızca kendi görüşlerine dayanmak­tan sakınmalarına rağmen, -gücü yettiği halde- fetva verirken serî bir nassı yahut aklî bir delili kendisine destek olarak almaksızın yalnızca kendi görüş­leriyle Fetva veren Mütevelli eş-Şa>âvî'nin fetvalarını nakletmesi dolayısıyla kınamışlardı. Bu hususta İmam Şafiî kendine tabi olan kimseleri kendisini taklid etmekten sakındırarak, maksızın ona tabi olan kimsenin yaptığı hu iş helal değildir" demiştir.
îmam Ali ise herhangi bir hususta fetva verdiği zaman, Öğrencilerine, "fetvayı hangi hususta verdiğimi araştırın, zira bu bir dindir. Şu ravdanın sahibi olan şahıs (yani Resulullah) dışında herkesin sözleri kabul veya red-dolunabilif diyerek nasihat ediyordu.
İbn-i Hazm, Hz. îmam Ali'nin vefatı yaklaştığı sıralarda şöyle dediğini ri­vayet etmektedir: "İslam şeriatı hakkında, Resulullah'tan (as) herhangi bir şey öğrendiğimde ona hiçbir eklemede bulunmadığım ve Resulullah 'in (as) sünnetine aykırı hareket etmediğim halde şu anda kendi fikrimle yargıladı­ğım ve hüküm verdiğim her mesele konusunda kırbaçlanarak dövülmeyi is­terdim ".
Şeyh Şa'râvî herhangi bir sebebe tutunmaksızm kendi dini kültürüne ve parlak zekâsına göre görüş bildirmekte ve fetva vermektedir. Dr. Cemilî Şa'ravTyi ilme dayanarak savunmak istemiş ve böylece İbn-i Teymiye, İbnu'l Kayyım el-Cevziyye ve Nasıh Hanbelî gibi büyük müftülerin fikirlerine baş­vurmuştu. Bu alimler hadis ilimlerinde ve rivayetlerde uzmanlaşmış kişilerdi. Hadislere yalnızca inceleyip araştırdıktan sonra, hadisin Resulullah'a (as) u-laşma biçimi, kopuklukları, sıhhat derecesi, neshe uğrayıp uğramadığı; Kur'an ayetlerinden herhangi birisiyle çatışıp çatışmadığı ve ravisinin herhan­gi bir suçlamaya hedef olarak unutkanlık veya hile yapmak gibi niteliklere sahip olup olmadığı gibi hususları araştırdıktan sonra güvenirlerdi.
Dr. Seyyid el-Cemüî, Şeyh Mütevelli eş-Şa'râvî'yi en güzel şekilde tanıt­mıştı. Oysa şimdi İslam toplumuna sunacağı şahıs peygamberlerin sonuncu­su ve tüm yaratıkların seyyidi olan bir kimse, yani efendimiz Muhammed b. Abdullah (as) idi.'O'na uyan, O'nu tasdik eden, Ö'nun rehberliğini kabulle­nen kimselerin zaten Şa'râvfye, Onu okumaya ve dinlemeye ihtiyaçları yok­tu.
Dr. Cemilî, Resulullah'ın (as) fetvalarını seçme, kıyaslama, bir ölçüye gö­re belirleme, güzel ve şık bir üslûpla insanlara sunma ve ince bir zevkle dü­zenleme hususlarında başarı göstermiştir. Bu nedenle bu kitabından hemen sonra sahabelerin, büyük İslam hukuk bilginlerinin ve îmam Malik gibi müf­tülerin fetvalarını da bu şekil bir çalışmayla kitap haline getirmesini temenni ediyorum. Mesela îmam Malik hakkında, "İmam Malik Medine'de fetva ver­memiştir" deniyor.
Gerçi öyle bir dönemde yaşıyoruz ki eline kalem alan yahut güzel yazı yazan hemen fetva vermeye başlıyor. Allah İçin şu satırları söyleyen şair de bunu belirlememiş midir: Hevaya uymuş hepsi dinlerini kınıyorlar/ Binlerce müftü, Medine'de bir tek Malik var.
"Hiçbir gölgenin olmadığı bir günde, Allah Azze'nin, gölgesiyle gölge-lendirmeyi vaad ettiği yedi kimse şunlardır; ...Allah Azze'ye itaat ederek yeti­şen genç de bunlardan biridir" diyen hadis-i şerifi her okuyuşumda Dr. Sey­yid el-Cemilî hatırıma geliyor; her okuyuşta O'nu hatırlıyorum. Çünkü kendi­si ilmî bakımdan yetişmesi ve pratik uzmanlığı yanında, dinî ilimlerde uzmanlaşma gibi ruhsal ö?.Icmfere de yöncklİ. Bu husustaki başarısı oeiki ü'C na ve babasından kaynaklanmaktadır. Zira onlar ta küçüklüğünden itibaren oğullarına ruhun durumuyla ilgili olan bazı meseleleri aşılamışlardır. Böylece oğullarının yazıda, konuşmada tatbikatta ilgi alanı hep psikoloji olup yıkmış­tı. Allah Azze bu uğraşılarını, Ona adeta olgun bir güle benzeyen güzel bir kız çocuğu vererek ödüllendirdi. O da çocuğun adını "Dua" koydu. Allah Azze onu verimli bir kimse, göz nuru ve kalb süruru kılsın, zürriyyetini şey­tanın şerrinden korusun.
Umuyorum ki bu kitap fetva kitaplarının ilki ya da sahabelerin, tabun a-limlerinin ve İbn-i Teymiyye, ibnuTKayyım el-Çevziyye, İbn-i Hacer el-Aska-lanî. Şeyh Muhammed Abduh, Şeyh Abdutmecid Selim, Kcşİd Rıza, Mahcnud Şeltııt, Şeyh Cadu'l Hak, Hasan. Me'mun gibi alimlerin fetvalarından oluşacak bir külliyatın başlangıcı olsun. Nitekim Seyyid Cemilî'nİn basılmış eserlerinin yeniden basılmasını da istemiştim. Zira yazarın bu eserleri verirken çektiği e-meği çoğu alim hemen hiçbir eserde çekmiş değildir. Bunlardan Sekretu'l Mevt, Met'âktfu Yevmi'l Kıyamet, Kitabu's Sibr ve Tasdirıl Ervah beyne'l Bi-da vel Hakâik ve tüm bunlardan daha öncelikli olan el-İ'câzu't Tıbbı Fİ'I Kur'an adlı eserlerini sayabiliriz.
Allah A/zc'den Onun kalemini İslam İçin bereketli kılmasını temenni e-cliyoıum. Selamlarım ve dualarım Dua'mn babasına olsun. O'na temizlik, gü­zellik, doğruluk, kurtuluş vç Allah korkusu ilham etsin. Allah duaları işiten­dir. [3]

ÖNSÖZ


Bismihi Teala
Hamd alemlerin Rabbı olan Allah'a özgüdür. O, bir ve tektir. Ortağı ol­madığı gibi O'ndan başka ne bir güç ne de bir güç kaynağı yoktur. Yüce o-lan Allah, başlangıcı olmayan ezelî ve sonu olmayan ebedîdir.'Ey Allahim! Evveli ve ahiri olmayan sermedi sensin.
Muhammed'in (as), Allah'ın kulu, elçisi ve yaratıklar arasından seçtiği dostu olduğuna tanıklık ederim. Allah Azze, elçisi Muhammed'i (as), inkarcı­lar çirkin karşılayıp kabul etmeseler de İslam'ın tamamını insanlara açıklasın diye hidayet ve hak din (İslam) ile göndermiştir.
Allah Teala A'raf suresi 157. ayetinde, "hemen yanıbaşında -ellerinde-bulunan Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları ve kendilerine iyiliği emredip kötülükten sakındıran, güzel şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılan, ü-zerlerine olan ağırlığı (günahı) ve boyunduruğu kaldıran resul ve nebi olan ümmi elçiye inananlara rahmetimi yazacağım..." buyurmuştur.
Resulullah (as) ise şöyle buyurmaktadır: "Helal de haram da açıkça an­laşılır. Bu ikisi arasında ise henzeşimli şeyler vardır. Tıpkı sürüsünü bir ko­runun hemen civarında otlatan çoban gibidir ki (sürüyle beraber) koruya düşecek gibi olur. (Helal mi haram mı olduğu) kuşkulu olan -benzeşimli-şeyleri îerkeden, malını, dinini ve ırzını korumuş demektir".
Yapılan işlerde böylesi bir karışıklık ve zanların oluşturduğu bir kuşku­lanma olduğu zaman böyle şeyleri terketmek, bunlardan ve bunların güzergahlarından uzakta durmak bu hususta gösterilecek en tedbirli ve en uygun davranıştır.
Fetva istemenin anlamı, bir açTÎTSfca ve bir proDieme çozum getirilmesini temektir. Kötülenmemiş, yani haram olduğu kesinlikle belirtilmemiş her-angi bir şeyin hükmü bu şey hakkında problemine çözüm arayan kişinin ururnuna göre verilir. Bu hususta kendisine soru sorulup cevap istenen kişi )ru soran ve çözüm isteyenden daha bilgili olmayabilir.
Zaten ötedenberi helal ve haram kılma ikilemi hurafelerden ve. delilikle zdeşleşmiş ve onunla -âdeta- bir terkib oluşturmuş delilik alametleri olan ıçmahklann başgöstermesinden kurtulabilmiş değildir.
Helal ve haram kılma olgusu hemen her millette çağdaş ilerlemeden al­ığı nasibe göre anlık bir tutuma sahiptir. Yani zamana ve zemine göre deği-r. Ama tevhid olgusu pek çok toplumda tek bir değere sahiptir. Nübüvvet LÜessesesi her gittiği topluma bir zaman dilimiyle sınırlandırılmış, yere ve imana göre değişebilen -helal, haram yasaları ve inanç temelleri gibi- yeni sni şeriatlar getirmekteydi. Bu nedenle de yeryüzünün çeşitli bölgelerinde ışayan insanlara aynı çağ içerisinde pek çok Allah elçisi gelmişti. Mesela a'kub efendimiz (as) Allah'ın bir elçisi iken efendimiz Yusuf da (as) Allah'ın çişi idi. Nitekim -her ikisinin uyguladığı yasalar farklı olsa da- Hz. Yusuf apiste iken bile tevhide (Allah'ı birlemeye) ve Allah'a eş koşulanları kaldırıp :maya davet ediyordu. Bu kuşaktan olan İshakoğullarmdan da Allah elçisi [anların bulunduğu söylenmiştir.
Dünyanın şu kalan Ömrü içerisinde İnsanoğlunu mutlu etmek üzere ge-:n İslam'ın -bugünlerde aşağı yukarı hesaplayabildiğimiz- şu ana kadarki unvanın geride kalmış ömrü sınırlarında insanoğlunun mutluluğuna yönelik erşeyde bir helal-haram dengesi kurması kaçınılmazdı. Bu nedenle İslam îriatı bir hayat programı ve düsturu olarak toplumun destekleyicisi ve ihti-jçlarını gidericisidir.
Allah Azze Şöyle buyurmuştur: "Ve Tevrat'ta bulunanı tasdik ederek ve zin için haram kılınmış olan bazı şeyleri helal kılmak üzere gönderildim". U-i İmran 50)
Gerçekten uzun bir sı" re gazetecilikle uğraşmış olmanın yanında çokça kumuş, çeşitli araştırmalar yapmış ve topyekün bir etüdle uğraşmış olmam edeniyle Resulullah'ın (as) fetvalarına ve açıklamalarına çok şey borçlu ol­uğumu gördüm. Her çeşit durumda bıkmadan, yorulmadan ve usanmadan ir emir, bir yasaklama, bir yasa koyma, bir açıklama, ve bir mensuh yahut ir nasih vs. gibi bir hususu belirten Resulullah'ın (as) bunlarla gerçekten ne-i kastettiğini anlayıncaya kadar sürekli olarak araştırma ve incelemeler yap-lamız kaçınılmazdı.
Belki de hadislerin nüzul sebepleri, illetleri, müşkilleri, Kur'an-ı Kerim'in inneti neshetmesi (hükümsüzleştirmesi) ve sünnetin Kur'an neshi[4] gibi im benzeri hususların herşeyden önce araştırılması, incelenmesi gerekir. Ki-ıplann, yazıların tefsir sayfalarının ve hadislerin ana kaynaklarına yönelip aşvurmakla birlikte sahih olanları esas tutularak çeşitli konuların ve Resulullah Kur'an ayetlerinin -bir çözüme kavuşturup- koruduğu meseleler hakkın­da çekişmek asla helal değildir. Onu kaldırıp bir kenara atmak yahut onun hakkında bir takım hileler düzmek ne şekilde olursa olsun imkansızdır. Bu hususta mecaz yapılamayacağı gibi, gerekmedikçe yorum da yapılamaz ve İçtihad da söz konusu değildir. Nitekim kural, "nassın yanında içtihad yok­tur" demektedir.
Haklarında kesin bir nass (ayet) getirilemediğinden bir sonuca ulaşma­mış olan durumlarda, güvenilirliği ve senetlerinin sağlamlığı kesinlik kazan­mış sahih hadislere başvuruyoruz. Buradaki problemin çözümünü, özellikle kasdettiğimiz herhangi bir yargıyı bulamaz isek içtihad etmek gerekecektir.
Hadis alimlerine göre sünnet, Resulullah'ın (as) sözleri ve uygulamaları­dır. Allah Azze, "(Peygamber) kendi hoş arzu ve isteklerine uyarak konuş­maz. (Konuştuğu) o şey, yalnızca kendisine vahyedilen bir vahiydir" buyur­muştun (Necm 3-4)
Bir başka ayette ise, "Resul size ne vermişse onu alın, neden nehyettiyse ondan sakının" denilmektedir. (Haşr 7)
Bazı alimlerin ise, "sahabenin Resuluttah 'ö (as) uyan söz ve hareketleri de sünnet sayılmaktadır" dedikleri görülmektedir.
Resulullah (as), "benim sünnetime ve benden sonra da doğru yola götü­ren raşid halifelerin sünnetine aynlmaksızın sıkıca tutunun" buyurmuştur.
Hadisi Ebu Davud ve Tirmizî rivayet etmişler. Tirmİzî hasen olarak de­ğerlendirmiştir.
İmam Malik şöyle diyor: "Herkesin sözünden alınanlar da olur atılan­lar da; Resulullah (as) ise bunun dışındadır".
İşte bu delillerle kanıtlanmış olan şanı yüce davanın gecesi gündüz gibi­dir. Bundan asla vazgeçilemez. Bu davayı terkeden yalnızca helak olur.
Resulullah'ın (as) sünneti, icma ile birlikte Kur'an-ı Kerim'den sonra i-kinci esastır. Eğer Sünnet-i Nebeviyye olmasaydı pek çok Kur'an ayetini an­lamamız bir hayli zorlaşırdı.
Allah Azze, "Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş demektir." (Nisa 80), "Allah'a itaat edin ve Resule de." (Nisa 59), "Allah'a ve Resulüne itaat edin." (Al-i İmran 32) ve "ve Resule itaat edin" (Nur 56) buyurmaktadır.
İmam Ahmed şöyle diyor: "Sünnet, şeriatın (Kur'an'm) yasalarından kaynaklanır. Mesela balık cinsinden ölü bulunmuş birdeniz hayvanının he­lal oluşu, parçalayıcı dişi olan her yırtıcının ve pençeli olan kuşların etleri­nin yenilmesinin haram kılınışı bunlardandır".
El-Hakim, Müstedrek adlı hadis kitabında Abdullah b. Salih'ten, O, İbn-i Mehdi'den, ikisi Muaviye b. Salih'ten şöyle rivayet etmiştir: Bana Hasan b. Cabir rivayet etti, bu hadisi Mikdam b. Ma'dikerb'den duymuş, diyor ki, "Hayberin fethi günü Resulullah (as) bazı şeyleri haram kıldı; ehil eşeklerin etlerinin yenmesinin yasaklanması ve daha başka hususlar bunlar arasın­daydı". Resulullah (as), "içinizden biri koltuğuna yaslanmış bir halde iken
Hiâselâ söruldllgtlfUJBl^tratoızda Allah Azze'nin kitabı hakem* ir. Orada neyi helal bulursak onu helal ve neyi de haram bulursak onu ha-xm sayarız' derse dikkat edin, Resulullah'in haram kıldığı da Allah'ın ha-ım kıldığı gibidir" buyurmuştur.
Bu nedenle sünnet Kur'an nassı ile birlikte delil oluşturmaktadır.
Resulullah (as) Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken O'na sorduğu so-ılara aldığı cevaplar çok hoşuna gitmişti: Resulullah (as), "sana bir olay in~ kal edecek olursa ne ile hüküm verirsin?" dediğinde, Muaz, "Allah'ın kıla­nda bulduğum hükümlerle" diye cevap verdi. Resulullah (as), "aradığını Uah'ın kitabında bülamazsan?" diye sordu. Muaz cevap olarak, "Resulul-h'ın sünnetiyle"dedi. Resulullah (as), "ya Resulullah'tn sünnetinde de bu-mazsan?" deyince, Muaz, "kendi reyimle (görüşümle) hükmümü veririm, :iz de kalmam" dedi. Muaz diyor ki, "Resulullah (as), bunun üzerine be­nt göğsüme şöyle bir vurdu ve 'Resulullah'tn (as) razı olduğu şekilde îsuluUuh't (as) başarıya götüren Allah'a hantdolsun' dedi". Bu hadisi rica Şu'be Muaz'ın senediyle rivayet etmiştir.
Resulullah (as), "bizden bir söz işitip onu insanlara tebliğ eden kimseye lah Azzeyardım etsin"dedi.
İbn-i Kudame kitabında şunları söylemiştir: "İçtihadın şartlan altıdır, ınlar; Kitap, sünnet, icma, ihtilaflar, kıyas ve Arap dilidir",
Ali b. Şekik ise şöyle diyor: Abdullah b. el-Mübarek'e, "bir kimse ne za-an fetva verir?" diye soruldu. Abdullah, "hadis ilmini bilir ve görüşünde i-betli kararlar verirse" dedi.
Yahya İbn-i Eksem'e, "bir adamın ne zaman fetva vermesi gerekir?" di-sorulunca, "görüşleri kuvvetli ve hadis ilmini iyi bilirse" dîye cevapladı.
İbn-i Abbas, fetvaları çok iyi bilir ve bu hususta çok titiz davranırdı. Re-Eullah (as) O'nu çağırarak, "ey Allahım, bunu dinde hukuk bilgini kıl ve na te'vüi öğret" diye dua etti. Burada "te'vil"den kasıt, aramızda bilinen ge-leksel anlamdaki te'vil değildir. Öteden beri bilinen anlam, te'vil'in tefsir, ni açıklama ve yorum anlamına geldiğidir. Bu nedenle bir tek hukuk bilgi-fakih, şeytan için bin âbidden daha şiddetlidir.
Allah Azze kendisinden korktuğumuz, kendisine yöneldiğimizdir. Huşu-ımız O'na, korkumuz O'ndan ve kulluğun tatlılığı da Ondandır.
Ey Allahım, kuşkusuz sen acısan da azab etsen de, gerek rıza gerekse eab anında senin mutlak adaletli olduğuna şehadet ediyoruz.
Allahım! Zenginin nimete nankörlük etmesinden ve yoksulun aşağılan-sından sana sığınırız.
Ey Allahım! Uzun süren gafletten ve fitnenin aşırılığından sana sığınırız. ;i söylediklerini yapmayan ya da yapmadıklarını söyleyenlerden kılma, a-ilerimizi hayra ulaştır ve hayır içerisinde tut. Ömrümüzün son demlerin-amellerimizm kötülüklerinden bizi uzak tut.
Allahım! Günahlarımızı bizden uzak kıl, zira günahların en şiddetlisi gü-ıı işleyen kimsenin küçük gördüğü günahtır. Küçük günahlarımızın de­fi etmesini ve büyük günahlarımızın tevbesiz olmasını nasip etme.
Allahım! îki bedduadan korkuyorum: Biri kendisine yardım ettiğim bir mazlumun ve diğeri de kendisine haksızlık ettiğim zayıf kimsenin.
Allahım! Salih temiz insanlar ölüp gittikten sonra bizi geride bırakma.
Alin hım! Dünyaya muhtaç etmemekle bize yardımcı ol. Ahiretteh de korkmamıza karşılık bize ahirete karşı yardım et. Amellerin derecelerine ula­şıp karşılıklarını almak için bizi amellerin salih olanlarıyla gıdalandır.
Allahım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana layık olduğun şekilde ibadet etmek İçin bize yardım et.
Allahım! Bir göz kırpması'süresinde de olsa bizi nefislerimize emanet et­me.
Allahım! Bana dualarında bile sürekli olarak düşkünlüğünü ifade eâen anneme rahmet et, onu naim cennetine mirasçı eyle.
Allahım! Müslümanlardan ölmüş olanlara da diri olanlara da rahmet et. Çünkü onlar senin rahmet ve affına salih amellerinden çok daha muhtaçlar.
Allahım! Bizden yaşattıklarını Müslüman olarak yaşat, öldürdüklerini i-man etmiş mü'minler olarak öldür.
Davamızın sonu alemlerin rabbına hamd etmektir. [5]

Seyyid El-Cem İliallah Subhanehu Ve Teala'nın Kıyamet Gönünde Görülmesi


Acaba Rabbımız Teaİa'yı kıyamet gününde görecek miyiz?
Resulullah'a (as), mü'minlerîn kıyamet gününde Ailah Azze'yi görmesi hususu .sorulduğunda Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Bulutsuz bir gecede a-yın ondördünde dolunayı görmekte herhangi bir zorluğa düşer misiniz?"7 "Hayır", dediler. Resululİah (as): "İşte Allah Azze ve Celle'yi de böyle görecek­siniz" buyurdu.
Bu hadis müttefekun aleyhtir. [6]


Biz İnsanlar Yeryüzünü Dolduracak Kadar Çok Sayıdayız, Allah İse Bir Ve Tektir, O'nu Nasıl Görebiliriz Ki?



Resuİulİah'a (as) bu husus sorulduğunda şöyle cevapladı: "Bu hususu Allah'ın ayetlerinden size açıklayayım; güneş ve ay Allah Azze'nin ayetlerin­den yalnızca iki küçük ayet(İşaret)tirler; ama onları -basitçe- görüyorsunuz. Bu iki ayet ayttt anda sizlere sunuluyor, siz ise onları hiçbir zorluğa düşme­den görebiliyorsunuz. Hayata andolsun ki, ilahınız Allah size görünme hu­susunda daha da güçlüdür, böylece siz de O 'nu görürsünüz".
Bu hadisi İmam Ahmed kendi kitabında zikretmiştir. [7]

Cennetteki İlk Yemek


Resulullah'a cennettekÜcrin ilk yiyeceklerinin ne olduğu sorulduğunda şöyle cevapladı: "Balık ciğerinin yağıdır". Sonra şöyle soruldu: "Bunun ar­kasından yedikleri gıdaları nedir?" Allah elçisi: "Cennette kendine özgü yerlerden (ya da kendi etrafından veya yüceliklerden) otlanan bir cennet ökü­zü onlar için boğazlanır". Buyurdu. Sonra şöyle .sordular: "Bu yiyecekten sonra onların içecekleri nedir?7' Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Cennette a-dına Selsebil denen bir gözeden onlara içecek sunulur". Bu hadisi İmam Müslim kendi kitabında zikretmiştir. [8]

Cennete Girmesi Vacip Olan Kimseler


Kimin cennete girmesi gerekli olur ya da kime cennet vacip olur?
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Rabb olarak Allah Azze'yi, din olarak islam % Nebî ve Resul (Allah elçisi) olarak Mubammed'İ seçtim ve bunları ka­bullenip bunlardan hoşnut oldum diyen kişiye Cennet'e girmek gerekli (va­cip) olur".
Bu hadisi İmam Ebu Dâvûd ve İmam Ahmed kendi hadis kitaplarında rivayet etmişlerdir. [9]

Cennet Toprağı Temizdir Ve (Etrafı Tepelerle Çevrili) Ovalardır


Cennetin sıfatlan nelerdir?
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Miraca çıkarıldığım gece İbrahim (a) bana gelerek, 'ya Muhammedi Ümmetine selamlarımı ilet ve onlara cennetin toprağının temiz, sularının tatlı, (etrafı tepelerle çevrili) vadiler (ovalar) ve buraya dikilen fidanların, sübhanallah, elhamdülillah, lailaheillallah ve Al­lah uekber olduğunu söyle' dedi".
Bu hadisi İmam Tirmizî kitabına almıştır. [10]


Acaba Resulullah (As) Allah'ı Görmüş Müdür?


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Ey Resulullah, Rabb'tn olan Allah Az­ze'yi gördün mü?"
Şöyle buyurdu: "O (cc) bir nurdur, Ö'nu nasıl göreyim?"'[11]
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah (as) burada, sorulan soruya verdiği cevabında Allah Azze'yi görmeyi engelleyen engelden bahsetmiş ve Rabb Sübhanehu ve Teala'nın bir hicabı (görüşü engelleyen bir örtüsü) bulunan bir nur olduğunu hatırlatmış­tır. [12]

Rabbımız Bizi Nasıl Toplayacak?



Resulullah'a soruldu: "Ya Resulullah! Rüzgarlar, çürütüp yokeden fak­törler ve canavarlar bizleri parçalayıp yokederek ortadan kaldırdıktan sonra Rabbımız (olan Allah) bizleri nasıl biraraya getirecektir?"
Resulullah bu soruyu sorana şöyle buyurdu: "Bunun için Allah Azze'nin ayetleri arasından birini sana örnek olarak göstereyim; bu, yeryü­züdür. Gök onun üzerine açılarak aydınlatmakta, o da bir yandan (bağrı­na ekilen herşeyi bol bol bitiren) münbit bir şey hem de (bağrına düşen veya gömülen ölüleri) çürüten bir şey olarak varlığını sürdürmektedir". Bunun ü-zerine (soruyu sorana dönerek) şöyle dedi: "Yeryüzü (toprak) asla çatılana-tnazdi, ama Rahbın (olan Allah) onun üzerine göğü çekmiştir. Gök üzeri­nizde (sonsuza dek değil de uzun gözükmekle beraber kısa olan) pek çok gün kalacaktır. Sonra gök yeryüzüne rahmetini indirmiştir. Bu, yeryüzünün (canlanmak için) bir tür -veya bir kez- içmesi demektir. Yemin olsun ki, yal­nızca ilahımız (olan Allah Teala) yefin bitkileri bir yana, bütün her şeyi su* lardan biraraya toparlamaya güç yetirmektedir." Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır. [13]

Kıyamette Hesabı Didik Didik Edilenler Azabı Hak Ederler


Aişe'den rivayet olunduğuna göre Nebî (as) şöyle buyurmuştur: "(Kıya­mette) hesabı inceden inceye didik didik edilen kimselere azab olunmuş de­mektir". Ben dedim ki: "Allah Azze ve Celle, 'Kitabı sağ tarafından verilenler kolay bir tarzda hesaba çekilecekler ve (cennetteki) ailelerinin yanına mem-nun-hoşnut bir halde döneceklerdir.' (İnşikak 7) diye buyurmamış mıdır?" Nebî (as): "Bu yalnızca bir belirti ve bir hususun arzedilmesidir. Zira kıya­met gününde hesaba çekilip de helak olmayacak hiç kimse yoktur."
Bu hadisi Seyhan (İmam Buharı ve İmam Müslim) rivayet etmişlerdir. [14]

Kıyamet Gününde İlk Yargı



Allah Azze'nin kıyamet gününde ilk yargılayacağı şey nedir?
İbn-i Mesud'dan (ra) rivayet olunduğuna göre Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "Allah'ın kıyamet gününde insanlar arasında yargılayacağı ve hük­münü vereceği ilk şey kandır."
Hadisi İmam Buhari rivayet etmiştir. [15]

Kıyamet Gününde Üç Türlü Sunulma


Kıyamette yaratıklar, şanı yüce olan Rabb AİIah Teala'ya ne tarzda (kaç şekilde) arzolunurlar?
Resulullah (as): "İnsanlar kıyamet gününde üç şekilde arzolunurlar" buyurdu, "bunlardan ilk iki şeklin biri çekişmeli, münakaşalı ikincisi maze­retlidir. Üçüncüsü ise direticidir. Bu esnada sahifeler (amel defterleri) ellere teslim edilir; kimi sağından kimisi de sol tarafından alır".
Bu hadisi İmam Tİrmİzİ rivayet etmiştir. [16]

Kıyamet Gününde İnsanlar Nasıl Toplanırlar?


Atşe dedi ki, Resuluüah'tan işittim, şöyle diyordu: "Kıyamet gününde insanlar yalınayak, çıplak ve gevşek-ölgün bir şekilde toplanırlar (haşrolu-nurlar)" Ben şöyle dedim: "Ey Allah'ın elçisi Kadınlar ve erkekler bu du­rumda birbirlerine bakar dururlar", Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Ey Aişe insanların o anda içinde bulundukları durum, onlardan birilerinin diğerle­rine bakacakları halden çok daha çetindir".
Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. [17]

Allah Teala'nın Müsamahası


Aişe'den rivayet olunmuştur. Kendisi, Resuluüah'ın bazı namazlarında şöyle söylediğini işitmiş: "Ey Allah'ım beni kolay bir şekilde hesaba çek. (Ahi-ret hesabımı kolaylaştır)" Ben şöyle dedim: "Ey Resulullah/ Kolay hesap ne­dir ki?'^ Şöyle dedi: "Kişinin amel defterine (kitabına) şöyle bir bakılması ve Allah Azze'nin o kişiye müsamaha edip hatalarını bağışla maşıdır. Hesabı inceden inceye didik didik edilerek hesaba çekilenler o gün helak olmuşlar demektir ey Aişe".
Bu hadisi tmam Ahmed ve İbni Mâce rivayet etmiştir. [18]

Güneş Ve Ay Ortadan Kaldırıldığında Hangi Şeyden Yararlanarak Görebileceğiz?


Resulullah'a soruldu: "O gün güneş ve ay ortadan kaldırılacağı için ne aracılığıyla görebileceğiz?" Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Şu anda sahip olduğunuz gözlerinizin -ve göz ışığınızın- benzerleriyle. Bu, güneşin doğuşu ile beraber yeryüzünün aydınlanması ve daha sonra da dağların güneş ışık­larını engellemesi gibi bir şeydir."
Resulullah'a (as) şöyle soruldu: u Cennette su olacak mı?" Resulullah (as) şöyle cevapladı: "Duru ve katıksız bal nehirlerinden, başağrtsı yapmayan, sıkıntı ve pişmanlık vermeyen kadehlerden, tadı değiş­meyen ve bozulmayan süt nehirlerinden, tadı değişmeyip bozulmayan sular­dan ve meyvalardan sular elde edilecektir. Yemin olsun ki, şu anda bildikle­rinizle birlikte daha hayırlıları ve daha güzellerinin bulunmasının yanışım Müslümanlar için temiz eşler de olacaktır".[19]

Kıyamet Gününde İnsanların Azap Bakımından En Şiddetli Olanları


Nebi (as) şöyle buyurdu: [20]"Kıyamet gününde insanlar içerisinde en çe­tin azaba uğrayacak olanlar; resullerden herhangi birisinin öldürdüğü ve­ya resullerden herhangi birini öldürenler, sapıklığın ve sapıkların elebaşlan ve onların temsilcilerinden olanlardır".
Bu hadisi İmam Ahmed ve "El-Mucemul Kebîr" adlı eserinde Tabaranî rivayet etmişlerdir. [21]

Cennette Sevişip Cinsel İlişkide Bulunacak Mıyız?


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Acaba cennette sevişip cinsel ilişkide bulunacak mıyız?" Resulullah, "evet, nefsimi elinde tutan Allah Teala'ya ye­min olsun ki, hem de sık sık ve tüm arzu ve istekle; üstelik sevişmenin hemen sonrasında eşler bakirelikleriyle ve temiz halleriyle size tekrar dönecekler".
Bu hadisi bazıları tbn-i Hibban'ın Sahih'inin koşullarına isnad ederler. [22]

Cennette Nikah


Nebi'ye (as), "cennettekiler nikahlanırlar mı?" diye sorulunca şöyle ce­vap verdi: "Senliğini yitirmeyen bir erkeklik uzvu, kesilmek bilmeyen bir şeh­vet ve tüm. istek ve arzuyla".
Bu hadis Tabaranî'nin Mu'cem'inde yer almaktadır.
Cevheri şöyle dedi: Bu hadiste geçen (ve "tüm istek ve arzuyla" şeklin­de çevrilen-çev.) D.H.M. sözcüğü "sarılıp şiddetle, tüm sertlikle itmek" de­mektir. Bu hususta yine Resulullah'a (as) şöyle sorulmuştur: "Cennettekler cinsel ilişkide bulunurlar mı?'' Resulullah (as): "Evet, ama ne meni (döl, erlik suyu ve sperm) ne de dişilik suyu veya ölüm yoktur".
Yine şöyle soruldu: "Cennettekiler uyurlar mı?" Resulullah (as): "Hayır, uyku ölümün kardeşidir, onlar uyumazlar" buyurdu. [23]

Cennette Atlar Olacak Mı?


Resulullah'a (as), "cennette at olacak mı?" diye sorulunca soru sahibine, "eğer cennete girersen sana yakuttan yapılma kanatlan olan bir at getirirler, sen de ona binersin ve cennette dilediğin yere uçarsın"buyurdu. [24]

İnkarcılar Yüzüstü Sürülerek Toplanırlar


ResuluİIah'a (as), "kıyamet gününde inkarcılar nasıl yüzüstü sürülerek toplanırlar?" diye sorulunca şöyle cevap verdi: "Onları (insanoğlunu) dün­ya hayatında iki ayağının üzerinde yümîen (Allah Teala) ahirette de onlan yüzlerinin üstünde yürütmeye kadir değil midir?" [25]

Kıyamet Gününde Kişinin Aile Bireylerini Hatırlaması


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: 'Ahirette aile bireylerinizi hatırlayacak mısınız?" O (as), "yalnızca üç yerde kimse kimseyi hatırlayacak durumda değildir; Herkesin sevaplarının mı günahlarının mı daha ağır bastığını (da­ha çok olduğunu) ortaya koymak için mizan (tartı, terazi) ortaya konuldu­ğunda, sağından mı, solundan mı yoksa arkasından mı alacağı (cennetlik­lerden mi yoksa cehennemliklerden mi olacağı) belli olsun diye amel defter­leri dağıtıldığında ve cehennemden kurtulup kurtulmadıkları (cenneti hak e-dip etmedikleri) bilinsin diye Allah Azze'nin yaratıklarından dilediğini hap­settiği ve iki tarafında dikenlerin ve mahmuzların (engellerin) bulunduğu cehennem köprüsü üzerinde 'sırat'kurulduğunda.."buyurdu. [26]

Bir Toplumu Seven, Ama Onların Yaptıklarını Yapmayan İnsanın Durumu Nedir?


Resulullah'a (as) soruldu: "Ey Resulullah! Bir kimse bir toplumu seviyor, ama onların yaptıklarını yapmıyor, (bunun hakkında ne dersiniz)?" O (as) şöyle buyurdu: "Kişi sevdiği ile beraberdir." [27]

İnsanları Genel Olarak Cennete Ya Da Cehenneme Sokan Şey Nedir?


Resulullah'a soruldu: "İnsanları cehenneme en fazla sokan faktör ne­dir?" Resulullah (as): "Bu faktör iki boşluktur; ağız ve (özellikle kadınların) cinsiyet organları" diye buyurdu. "Ya Resulullah! insanları çoğunlukla cen­nete götüren etkenler hangileridir" denildiğinde ise, "Allah Teala'dan kork­mak (takva) ve güzel ahlaktır" diye cevapladı. [28]

Ey Resulullah Bize Durumumuzu Anlat (Ne Olacağız?)


Saraka b. Malik, Resulullah'a (as) sordu: "Ey Allah'ın elçisi bize adeta gözümüzü dikerek baktığımız ve 'ne olacak?' deyip durduğumuz durumu­muzu anlat; kalemler yazacaklarını yazdılar mı, ölçüler belirleyeceklerini belirlediler mi (yani kader ve kaza belirlenip bitti mi bizim yapacaklarımı­zın durumları nedir?) ya da bunların yeniden yapılması ne ile istenebilir?" Peygamber (as), "hayır, durum böyle değil; kalemlerin yazdığı ve ölçülerin belirlediği şeyler vardır (kaza ve kader bazı hususlarda kesindir)" deyince Saraka, "o halde tüm bu çalışmalar, amel etmeler nedir, neye yararlar?" de­di. Resulullah (as): "Çalışıp çabalayınız, amel işleyiniz, zira tüm ameller ve çalışmalar kolaylaştırıcıdırlar" dedi. Bunun üzerine Saraka, "öyleyse bundan sonra sonsuza dek amelî (pratik) konulardaki içühadlarda benden daha çe­tini bulunmayacaktır" dedi. [29]

El-Hur El-Ayn'ların Nitelikleri


Tabaranînin Mu'cemi'nde Ümmü Seleme'nİn Resulullah'a (as) şöyle sor­duğu rivayet olunmaktadır: "Ey Allah'ın elçisi Allah Azze'nin ayetindeki 'hû-run aynun' ne demektir?" Resulullah (as), "hür, beyaz; ayn, gözlerin en irisi
demektir. Cennet hurilerinin bir tek kılı kerkenez kuşunun kanadı gibidir" buyurdu. Ben, "Allah Azze'nin 'onlar gizlenmiş (eldeğmemiş) inciler gibidir­ler' ayeti ne anlam ifade eder?" dedim. Resulullah (as), "onların arı duru saflıkları, eldeğmemiş sedefler içerisine gizlenmiş olan incilerin an duruluğu gibidir" buyurdu. Ben, "Allah Azze'nin 'onların içlerinde (ya da araların­da) iyi huylu güzel yüzlü hanımlar var' ayeti hakkında ne diyorsun? dedim. Resulullah (as), "hayrat, iyi huy; ahlak ve hisan ise yüzler demektir" buyur­du. Ben şöyle sordum: "Onlar gizli kalmış yumurta gibi bembeyazdırlar ne anlam ifade eder?" Resulullah (as) şöyle cevapladı: "Onların incelikleri ve narinlikleri, vücuda yapışan ince bir elbise gibi, beyazlığından içini görebil­diğin (hassas) bir derinin inceliği gibidir." ¥>er\ devam ederek, "ey Allah Az­ze'nin elçisi! Allah Azze'nin 'eşlerine sevgilerle bağlı olan yaşıt sevgililer' aye­ti konusunda bize bilgi ver" dedim. Resuluîlah (as), "hu hanımlar, dünyada saçları beyazlaşmış, pek ihtiyarlamış olan ve yaşlı iken vefat eden hanımlar­dır. Allah Azze onları ihtiyarlıklarından sonra genç yaratarak bakireler ha­line dönüştürmüştür. Uruben (eşlerine sevgiyle bağlı hanımlar) sözcüğü, bağlı aşıklar ve sevgililer; etrab (yaşıt) sözcüğü de, aynı zamanda doğanlar demektir" diye cevapladı. Ben, "ey Allah Azzenin elçisi! Dünyadaki hanım­lar mı yoksa el-Hûr el-Ayn (denen ahiret) hanımları mı daha erdemlidir''1" diye sordum. Resulullah (as), "hayır; görünürde olan bir şeyin, görünmeyen ve bâtında bulunan bir şeye olan üstünlüğü gibi, dünyadaki hanımlar da el-Hûr el-Ayn'dan daha üstündürler" buyurdu. Ben, "ey Allah'ın elçisi bu­nun nedeni nedir?" diye sorunca, O (as), "dünya hanımlarının namaz kıl­maları, oruç tutmaları ve Allah'a kulluk etmeleridir. el-Hûr el-ayn olanlarsa, Allah Azze onların yüzlerini nurlandırmış ve vücutlarına ipekler giydirmiş-tir, renkleri beyazdır, elbiseleri yeşil (zümrütten), süs takıları sarıdır, buhur­danlıkları (mangalları) incidir ve taraklan da altındandır. Onlar, 'biz ö~ lümsüz olarak kalıcılardanız, bizler nimetlere kavuşacağız ümitsizliğe düş­meyeceğiz, kendisine ait olduğumuz kişiye ve bize ait olan kişiye ne mutlu' derler" diye cevap verdi. Ben şöyle sordum: "Ya resulullah bizden bir ha­nım iki, üç, dört vs. evleniyor daha sonra da ölüyor ve cennete giriyor. Dün­yada evlendiği erkekler de cennete girerlerse onlardan hangi biri onun eşi o-lacaktır?" Bunun üzerine Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Ya Ümtvü Seleme! Bu hanım serbesttir, dünyada evlendiği eşlerinden en ahlaklısını seçer ve şöyle der.- Ya Rabbım bu onların ahlakı en güzel olanı ve bana en iyi davra­nanı idi beni onunla evlendir. Ya Ümmü Seleme! Güzel ahlak dünya ve ahi-retin tüm hayrını ve iyiliğini birlikte götürür".[30]

Cennette Deve Vardır


Resuluîlah'a (as) şöyle soruldu: "Cennette deve olacak mı?" O (as): "E-ğer Allah Azze seni cennete sokarsa orada canının dilediği ve gözünün do­yacağı kadar deven olacaktır" buyurdu. [31]

İmanın Hakikati


Resulü Hah'a (as), "imanın durumu nedir?" diye soruldu. O (as), "iyilik­lerin seni sevindiriyor ve kötülüklerin de üzüyorsa sen Allah'a inanmış mü 'ininsin demektir" dedi. [32]

Günah Nedir?


Resulullah'a (as), "günah nedir?" diye soruldu. O (as), "eğer kalbini bir şeyler tırmalıyor ve kazıyorsa onları terket" buyurdu. [33]

Birr (İyilik, Hayır, Sevap) Ve Günah


Resulullah'a (as), "birrve isnı (günah) nedir?" diye sorulduğunda şöyle cevapladı: "Btrr, kalbin ve nefsin kendisiyle bir doyumsamaya, kanıksamaya (İtminana) ve rahatlığa ulaştığı şeydir, hm (günah) ise kalbi tırmalayan, kö­tü yönde onu etkileyen ve gönülde tereddüt, kararsızlık uyandıran şeydir"[34]

Kendinizi Koruyun (Kendinizden Sorumlusunuz)


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Allah Azze'nin 'ey inananlar, siz ken­dinize hakin (kendinizden sorumlusunuz)' ayetinin anlamı nedir?" Resulul-lah (as) şöyle buyurdu: "İnananlar, Allah Azze'nin 'iyiliği emir, kötülüğü yasaklama' kuralına uyarak buyrukları yerine getirip haram ve yasaklardan kaçınan kimselerdir. Hatta önem verilip boyun eğilen bir cimrilik, adım a-dım uyulan boş arzular, etkileyici bir dünya ve her görüş sahibinin kendi görüşleri karşısında gösterdiği şaşkınlığı gördüğün zaman özellikle kendi nefsine dikkat et ve kendi sorumluluğunu bil, diğer insanların işlerini ve hallerini kendilerine bırak".[35]

İlaç Kaderden Bîr Bölümdür


Resulullah'a (as), "ilaçla tedavi ve büyü hakkında ne diyorsun, bunlar kaderden herhangi bir şeyi değiştirebilirler mi?" diye sorulduğunda, Resulul-lah (as): "Bu da kaderden bir bölümdür (kaderdendir)" dedi. [36]

Allah Azze'ye Ortak Koşanların Çocukları


Resulullah'a .(as), Allah Azze'ye ortak koşanların çocuklarından küçük yaşta ölenleri hakkında sorulduğunda, Resulullah (as), "Allah onların ne yapmakta ve ne durumda olduklarını en iyi bilendir"diye buyurdu.
Bu açıklama bazı kişilerin bu konudaki zanlarını dektekler mahiyette ol­madığı gibi, Allah Teala'nın, kendi ilmi nedeniyle onların yaptıklarının karşı­lığı olarak çocuklarına bir ceza verdiğinin açıklaması da değildir. Eğer ölmüş olan bu çocuklar yaşamış olsalardı kesin bir cevap verilebilirdi. Ama Allah
Azze onların yapmış olduklarını bilir, bu bilgisi doğrultusunda da yaptıkları­nın karşılığını kıyamet gününde verecektir. Bu işlem yalnızca İlme (bilmeye) dayanmaz. Hadis alimleri, küçük yaşta Ölen müşrik çocuklarının ahirette im­tihan edilecekleri ve Allah Azze'nin buyruk ve yasaklarını gereği gibi ifa e-denlerin cennete, Allah Azze'ye isyan edenlerin de cehenneme'girecekleri konusunda hemfikirdirler. [37]

Ehlu'd Dâr Olan Müşrikler


İslam ülkesinde oturan (kendilerine ehlu'd Dâr denen) müşrikler İslam ülkesinde evleniyor, hanımları ve çocukları oluyor; bunların hükmü nedir-di­ye sorulunca, Resul (as), "çocukları ve hanımları onlardan birer parçadır" buyurdu. Bu hadis sahihtir. Çocukların ve hanımların onlara ait oluşu, uyruk meselesi İle ilgili dünya işlerine ait kararlardandır ve ahiretteki durum ile bir bağlantısı yoktur. Ahirette bir cezaya uğramak ise bir kanıta dayanmaktadır. Nitekim Allah Azze kesin bir kanıt göstermeden! ve ortaya koymadan hiç kimseye azab etmez. [38]

Resuiullah'ın (As), İkinci İnişinde Cebrail'i Görmüş Olması


Resul'e (as), "Allah Azze'nin 'hiç kuşkusuz O'nu (Cebrail'i) bir başka i-nişinde de gördü' ayeti hakkında ne diyorsunuz?" diye soruldu. Resul (as): "Bu inen Cebrail (a) idi. O'nu, iki kez hariç yaratıldığı şekliyle hiç görme­dim" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır. [39]

"Sen Öleceksin, Onlar Da.."


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin "sen öleceksin onlar da. Sonra kı­yamet gününde Allah Azze'nin huzurunda birbirlerinizden davalaşa-caksımz" ayeti indirildiğinde Resul'e (as), "günahların özelliklerine (karşı­lıklarının ödenmesine) rağmen şu dünyada aramızda olanlar kıyamette de yinelenecek mi?" diye sorulduğunda: Resul (as), "evet, her haklının hakkı kendisine ödeninceye kadar burada olanlar ahirette de aranızda olacaktır" buyurdu.
Bunun üzerine Zübeyr, "Allah'a yemin ederim ki, bu iş gerçekten çok çetin " dedi. [40]

Toprak Parçası Mı, Kadın Mı?


Resulullah'a (as), "Sehe sözcüğü bir kadının adı mı yoksa bir yer adı mı?" diye sorulunca şöyle cevapladı: "Sebe ne bir kadındır, ne de bir yer adı; Araplardan on kişiye sahip olan bir kimsedir. Bu on adamdan altı ianesi sağ tarafa, yani Yemen taraflarına, diğer dördü ise Şam taraflarına gitmiştir.
Şam taraflarına gidenler Felham, Cüzzanı, Gassan ve Amile kabileleri­ni oluşturdular. Sağ tarafa (Yemen'e) gidenler ise Ezd, Eş'arî, Hımyer, Kinde, Müzbac ve Enmar kabilelerini oluşturdular."
Bunun üzerine birisi şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi 'Enmâr' ne­dir?" Resulullah (as): "Kendilerinden 'Has'am' ve 'Buceyle' kabilelerinin o-luştuğu kesimdir" diye buyurdu. [41]

Onlar İçin Dünyada Ve Ahirette Müjdeler Vardır


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin "dünya ve ahirette onlar için müj­deler vardır" ayetinin anlamı sorulunca şöyle buyurdu: "Buradaki müjde Allah Azze'ye inanan kimselerin gördükleri ya da kendilerine gösterilen sa­dık rüyalardır"[42]

Kölelerin Erdemlesi


Resulullah'a (as) kölelerin en üstünü (erdemlisi), daha doğrusu hürriyet bahşedilmeye en layık olan köle hakkında sorulunca şöyle buyurdu: "Bizzat ailesinin yanında azad olunmaya en layık ve değeri en yüksek olandır." [43]









"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2 (permalink)  
Alt 10-11-2009, 22:03
DuYGuNiSa DuYGuNiSa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

Hicret Sanadır


İmam Ahmed "Sünen" adlı eserinde şöyle aktarıyor: Bir Bedevî Resulul-iah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın Peygamberi nerede olursan ol sana yapı­lan hicreti bana anlat; bu hicret yalnızca bir topluma (ulusa) mı özgüdür, yoksa bilinen bir yere mi yapılır, sen öldüğünde ise durum ne olacak?"
Bedevî sorusunu üç kez yineledi ve sonra oturdu. Resul (as) az bir süre sustuktan sonra şöyle dedi: "Bu soruyu soran kişi nerede?" Bedevî: "İşte bu­radayım" dedi. Resulullah (as): "Hicret; kötülüğün her türünden (fuhşiyat-tan) kaçınman, onlardan uzak katmandır; ister gizli olanı olsun, ister aşi­kâr olanı. Namazı kılman ve zekâtı vermendir. Bunları yaparsan ister bir yerde yerleşik olarak, ister seferde olduğun halde öl, sen (Allah ve Resulüne) hicret eden muhacirlerdensin" buyurdu.
Bir başkası: "Ey Allah'ın Peygamberi, bana cennet- ehlinin giyeceklerin­den haber ver; orada giyecekler yaratılacak mı yoksa dokuma suretiyle mi hazırlanacak?" diye sorunca oradakiler gülüştüler. Bunun üzerine Resulullah (as): "Bilmeyen bir kimsenin bilen birisine sorduğu soruya mı gülüyorsu­nuz?",diye buyurdu. Resulullah (as) bir saat kadar sustuktan sonra, "cennet-tekilerin giyeceklerini soran kişi nerede?" diye sordu. Adam, "buradayım ya Resulullah'' dedi. Resulullah (as), "hayır (cennettekilerin giysileri ne yaratılır ne de orada dokuma suretiyle hazırlanır) aksine cennetteki ürünler onlar nedeniyle üç kez yarılırlar" buyurdu. [44]

Ey Harun'un Kardeşi


Resulullah'tan (as), Allah Azze'nin "ya Harun'un (kız) kardeşi" ayeti­ni ve İsa ve Musa (a) arasındaki durumları açıklaması istenince, Resulullah (as), "onlar (Yahudiler ve Hrisiiyanlar) kendilerine gönderilen nebileri ve daha önceleri de iyi insanları böyle adlandırıyorlardı"buyurdu. [45]

Kıyametin İlk Şartı Nedir?


Resulullah'a (as), "kıyametin (kopmasının) ilk koşulu nedir?" diye sorul­duğunda şöyle buyurdu: "Bir ateş (nâr) doğudan batıya insanları toparlar" .
İşte Abdullah İbn-i Selam'ın üç probleminden birisi bu idi. İkincisi, cen­nettekilerin ilk yiyecekleri nedir? Üçüncüsü İse, çocuğun anne ve babasına benzemesinin nedeni idi. Bu nedenleri ortaya atanlar bir takım yalancılardır, Bunlar bu üç roblemi bağımsız bir kitap haline getirdiler ve adına "Abdullah b. Selam'ın Risaleleri" dediler.
Bu üç problem de Buhari'nin Sahihi'nde ye raim akta d ir. [46]

İslam'ın, İmanın Ve İhsanın Temelleri


Resulullah'a (as) İslam sorulduğunda, "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammet'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek, namazı kıl­mak, zekâtı vermek, oruç tutmak ve Kâbeyi tavaf etmektir" diye cevaplads
İman nedir denildiğinde, "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine ve ölümden sonra dirilmeye inanmandır" buyurdu.
İhsan nedir? denildiğinde, "Allah'ı görüyormuşçasına kulluk etmendir. Sen ö'nu görmeseri de O seni görür" dedi. Devamla, "temiz kadınlar temiz erkekler içindir. Siz onları tatlı bulduğunuz gibi onlar da sizi tatlı bulurlar ve sizden de tat alırlar. Çocuklarınızı doğurup soyunuzu sürdürmeleri de cabası" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [47]

Vahiy Nebî'ye (As) Nasıl Geliyordu?


Resuluİlah'a (as) vahyin geliş şeklinin nasıl olduğu konusu sorulduğun­da şöyle dedi: "Vahiy bazen çan tıngırtısı biçiminde gelir; bu şekil bana en ağır, en çetin vahiy geliş tarzıdır. Beni âdeta sağırlaştınr, ama hana söylene­ni anlarım. Bazen de bir melek erkek biçiminde gelir." Bu hadis muttefekun aleyhtir. [48]

Çocuğun Anne Ve Babasına Benzemesi


Resulullah'a (a), çocukların kiminin anneye, kiminin de babaya benze­mesinin nedenleri sorulduğunda şöyle söyledi: "Eğer erkeğin suyu (genleri) kadının suyunu geçerse çocuk erkeğe benzer; eğer kadının suyu erkeğin su­yunu geçerse çocuk kadına benzer."Bu hadis muttefekun aleyhtir.
imam Müslim'in "Sahih"inde geçen hadiste ise şöyle buyuru İm akta d ir: "Eğer erkeğin suyu kadının suyunu geçerse çocuk Allah'ın izniyle erkeğe benzer, (veya doğan çocuk erkek olur), yok eğer kadının suyu erkeğin suyu­na galip gelirse doğacak çocuk Allah 'in izniyle kadına benzer (veya kız ço­cuğu olur)". "Hadiste üstad olanlarımız Özellikle bu hadisin İlk sözcüğünün üstünde duruyorlar. Çocuğun erkeğe benzemesi, erkek olması veya kadına (anneye) benzemesi, kız çocuğu olması aslında doğal bir nedene bağlı değil­dir. Çocuğun erkek ya da kız olması yalnızca Allah Azze'nin dilediği cinsi­yette ya da biçimde yaratmasına bağlıdır. Bu nedenle de bu husus rızıkla, e-celle, cennetlik ya da cehennemlik olmakla birlikte değerlendirilmiştir.
Hadisçilerİn bu değerlendirmesine karşılık şöyle denilmiştir: Eğer bu a-çıklama cümlenin ilk sözcüklerini ifade etmekteyse, bu demektir ki, hadisin ilk sözcükleriyle bunlar arasında herhangi bir çelişki sözkonusu değildir. Ya­ni erkeğin veya kadının sularının (genlerinin) birbirlerine üstünlük sağlama­ları çocuğun cinsiyetinin belirlenme nedeni olması hususu hadislerle bir zıt­lık arzetmemektedir. İşlerin içyüzünü en iyi bilen Allah Azze'dir. [49]

Kıyamet Gününde "La İlahe İllallah" Sözcüğüne Karşı Ne Yapacaksın?



Cundep b. Abdullah'tan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) müş­riklerden bir topluma Müslümanlardan bir elçi grubu gönderdi. Onlar bir a-raya geldiler. Müşriklerden biri Müslümanlardan birisine doğru gitti ve onu öldürdü. Bunun üzerine Müslümanlardan birisi de o mürik kimseye yöneldi ve onu yakalayıverdİ. Bize göre bu kişi Usame b. Zeyd'ti. kılıcını kaldırdığın­da o müşrik kişi Ha ilahe illallah"dedi, ama buna rağmen o adamı öldürdü. Daha sonra bu haber Resulullah'a (as) ulaştı. Resulullah (as) olayı sordu ve haberi araştırdı. Müslüman kişinin, "la ilahe ilallah" diyen, ama az önce bir Müslümanı öldürmüş bulunan o müşrik kişiyi öldürmesi olayı kendisine an­latıldı. Resulullah (as) o Müslümanı çağırttı ve O'na olayın nasıl cereyan etti­ğini sordu. O da, "ey Allah'ın elçisi, o adanı Müslümanlara aniden saldırdı ve zayiat verdi. Filan kimseyi ve şunu şunu öldürdü. Adına "Nefer" denilen bir kimseydi. Ben de O'na aniden saldırdım. Kılıcı görüp öleceğini anlayın­ca 'la ilahe illallah' dedi" şeklinde olayı anlattı. Resuluüah (as), "O'nu öldür­dün mü?" diye sordu. O, "evet" dedi. Resulullah (as), "kıyamet günü geldi­ğinde 'La ilahe illallah' sözcüğüne karşı nasıl davranacaksın? (Onun karşı­sında ne yapabileceksin?)" dedi. Bu sözünün üzerine herhangi bir şey ekle­medi..
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [50]

Cehennemde Yetmiş Sonbahar


E bu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Biz Resulullah İle beraber i-dik, ansızın bir düşme sesi duyuldu. Resulullah (as), "bunun ne olduğunu biliyor musunuz?" dedi. Biz, "Allah Azze ve Resulü en iyisini bilendir" dedik. Dedi ki, "hu, yetmiş sonbahar Önce nâra (cehenneme, ateşe) atılmış olan bir taştı. Şu anda ateşin dibine kadar düştü. îşte siz onun bu düşüşünün sesini işittiniz."
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiştir. [51]

Resulullah'ın (As) Bildiklerini Biz Bilseydik Acaba Ne Yapardık?


Ebu Zerr'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyurdu ki, "ben sizin göremediklerinizi görüyorum; gök, yükünü çekemez olmuş, neredeyse çökecek, hem de çökmek onun hakkı olmuştur artık. Melekler Allah Azze'ye secde etmek üzere başlarını göğün her tarafına koymuşlar, öyle ki, gökte bir­kaç parmaklık dahi yer kalmamıştır, Allah Azze'ye yemin ederim ki, benim bildiklerimin birazcığını bile bilseydiniz o kadar çok ağlardınız ki, yatakla­rınızda hanımlarınızdan bile tat alamaz hale gelir, dağlara tırmanır ve Al­lah Azze'ye sığınırdınız".
Bu hadisi îmam Tirmizî rivayet etmiş ve hasen olduğunu söylemiştir[52]

Kıyamet Gününde Nelerden Sorgulanacağız?


Ebu Berze Nasla b. Ubeyd el-Eslemî'den şöyle rivayet olunmuştur: Re­sulullah (as) buyurdu ki, "kıyamet gününde ömrünü ne ile tükettiği, ilmiyle, öğrendikleriyle amel edip etmediği, malını nereden ve nasıl kazanıp nasıl ve ne uğrunda harcadığı ve vücudunu nerelerde ve nasıl eskittiği sorulmadan hiçbir kulun ayakları kımıldamaz. (Yani kul cezalandırılmaz)"
Bu hadisi İmam Tirmizî rivayet etmiştir. [53]

Cennetin Bahçeleri Mescidlerdir



Resul'e (as) Cennetin bahçeleri konusu sorulduğunda şöyle cevap verdi: "(Cennetin bahçeleri) mescidlerdir". Mescidlerdeki namaz (dua, ibadet, rü­ku) sorulduğunda İse, "suhhanallah, elhamdülillah, la ilahe illallah ve Alla-bu ekberdir" buyurdu.
Hadisi îmam Tirmizî rivayet etmiştir. [54]


Akrebin İlacı


Resulullah (as), kendisine gelip "beni akrep soktu" diyen bir kimseye şöyle söylemesi yolunda fetva verdi (çözüm önerdi): "Onu yaşatan, akşama da ulaştırsın. Allah Azze'nin yarattıklarının şerrinden (kötülüklerinden) Al­lah Azze'nin mükemmel isimlerine sığınırım"
Bu hadisi îmam Müslim rivayet etmiştir. [55]


Allah Azze'ye Sığınarak


Bir adam Resulüllah'a (as) gelerek, Allah'a sığınabileceği sözcükler öğ­retmesini İstedi. Resul (as) O'na, şöyle söylemesini salık verdi: "Ey Allahtmf Kulağımın, gözümün, dilimin, kalbimin ve diğer azalarımın şerrinden sana. sığınırım"
Nesâî bu hadisi kitabına almıştır. [56]


Günahları Ancak Allah Azze Affeder


Ebubekir, Resulullah'tan (as), kendisine namazda okuyacağı bir dua Öğ­retmesini istedi. Resulullah (as) O'na şöyle dedi: "Deki, eyAllahım!Ben çok­ça haksızlık yaparak nefsime zulmettim, günahları ise senden başka hiç kimse affedemez; beni katından bir mağfiretle bağışla ve bana rahmet et. Zi­ra sen bağışlayıcı ve rahmet edicisin." Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Resuluüah'ın (as), "Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir, ortağı yoktur. Allah en büyüktür, tüm şükürler O'na özgüdür, alemlerin rabbı olan Allah'a eksik ve yaraşmaz nitelikler vermeyiz. Yüce ve yargı sahibi Allah'tan başka güç ve kudret sahibi yoktur" demeyi öğrettiği bedevi, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Bunlar Rabbım içindir, peki benim için ne yar?" Resulullah (as),' "öy­leyse şunları söyle" dedi; "Allahım! Beni bağışla, bana rahmet et, beni doğru yola ilet, beni nzıklandır ve bana sıhhat ve selamet ver" ve ekledi, "hiç kuş­kusuz bu saydıklarının tümü sana dünya ve ahirette bir arada verilir".
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [57]


Ey Allah'ın Elçisi, Bana Yarar Sağlayacak Şeyleri Öğret!


Bir adam Resulullah'tan (as) fetva istedi ve şöyle dedi: "Ben Kur'an-ı Kerim'den hiçbir şey öğrenemiyorum (anlayamıyorum), bana yarar sağla­yacak bir şeyler öğret". Resulullah (as): "De ki, subhanallah, velhamdu lillah ve la ilahe illallah, vallahü ekber ve la havle ve'la kuvvete illa billab (yani, Allah'a eksik ve yaraşmaz nitelikler vermeyiz, O'nu tenzih ederiz, şükür Al­lah'a özgüdür, Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür ve Allah'tan başka güç ve kudret yoktur)" dedi. Adam, "ey Allah'ın'elçisi bunlar Allah Azze içindir. Peki benim için ne var?" diye sorunca Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "De ki, ey Allahtm! Bana rahmet et, hana sıhhat ve selamet ver, beni doğru yola hidayet et ve bana rtzık ver." Adam şöyle dedi: "Bunlar Allah Az-ze'nin elindedir ve onları sıkıca tutmuştur." Resulullah (as), "ama Allah Az­ze elini hayırla doldurmuştur" buyurdu.
Bu hadîsi Ebu Davud rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre hurma ağacı fidanları dikerken Resulullah (as) O'na uğradı ve şöyle dedi: "Şu ektiğin fidanlardan daha hayırlısını göstereyim mi? Sub­hanallah velhamdülillah ve lailahe illa la h, vallahu ekber.. İşte bu (duanın) her bir parçası (sözcüğü ve harfi) için sana cennette bir ağaç dikilir."
Bu hadisi lbn-i Mâce rivayet etmiştir.
Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Hergün bin iyiliğin sevabını (hin hase­natı) nasıl kazanabiliriz?" O (as) şöyle cevapladı: "Yüz teşbih çekerseniz (yani subhanellah derseniz) sizin için bin basene (iyilik sevap) yazılır ya da bin hatanız siliniz." [58]


"Keler"İn (Zehirli Kertenkele) Öldürülmesi


Resulullah'a (as) kelerin öldürülmesi hususu sorulunca, öldürülmesini emretti;
Hadisi İbn-İ Mace rivayet etmiştir. [59]


Namazı Vaktinde Kılınız


Resulullah'a (as), namazı vaktin sonuna erteleyen yöneticilere karşı nasıl bir tepki gösterilmesi gerektiği sorulduğunda şöyle cevapladı: "Namazınızı vaktinde kılın, sonra da onlarla birlikte (bir kez daha) kılın, bu sizin için nafile bir namaz olur."
Bu hadis sahihtir. [60]


Keşke Çocukları Olmaksızın Ölseydi


Resululullah (as), ölen bir sahabesinden bahsederken, "keşke çocuksuz olarak ölseydi" dedi. Bunun nedeni sorulunca şöyle buyurdu: "Eğer bir kim­se çocuksuz olarak Ölürse cennette onun ölümüne ağlayacak çocuklarından kimsesi olmaz".
Bu hadisi Ebu Hasan İbn-i Hibban "Sahih" adlı eserinde rivayet etmiştir. [61]


Ehil Eşeklerin Eti


Resulullah'a (as), ehil eşeklerin etinin durumu sorulduğunda, "benim Allah Azze'nin elçisi olduğuma tanıklık eden (şehadet getiren) ve buna ina­nan kişiye ehil merkeplerin etleri helal değildir" buyurdu. [62]


"Namaz Kılarsam Beni Dövüyor, Oruç Tutarsam Orucumu Bozduruyor"


Safvan b. Muattal es-Sülemî'nin hanımı, Resulullah'a (as) gelerek şöyle dedi: "O (yani kocam) namaz kılacak olsam beni dövüyor, oruç tutsam boz­duruyor ve güneş doğuncaya kadar sabah namazını kılmıyor" Resulullah (as) kadının anlattıklarını kocasına sordu. Safvan şöyle dedi: "(Hanımını) namaz kıldığında, kendisini dövdüğümü söylüyor. (Doğru çünkü) O, namaz kıldığında okumasını yasak ettiğim halde iki sureyi okuyor. (Oysa) Resulul­lah (as), 'bir tek sure dahi olsaydı insanlara yeterdi' buyurmuştur". Safvan konuşmasına devam ederek, "oruç tuttuğunda ona orucunu bozdurmam i-se, ne zaman boş kalsa oruç tutması, benimse genç bir insan olmam pe sab-redememem yüzünden" dedi. Resulullah (as), "bu durumda, kadın ancak kocasının izniyle (nafile) oruç tutar" buyurdu. Safvan, "benim güneş doğ­duğunda namaz kılmama gelince; biz ev balkı olarak ancak güneş doğdu-ğunda kalkabiliyoruz, (daha önce uyanamıyoruz)" dedi. Resulullah (as), "öyleyse uyandığında kıl"buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce rivayet etmiştir.
Ben diyorum ki, Ümmüİ Mü'minîn (inananların annesi) Hz. Aişe'ye (yu­karıdaki rivayette adı geçen Safvan'la zina ettiği yolunda-çev,) iftira edilmesi olayını nakleden (ve buna cevap olarak Safvan'ın cinsel iktidarı bulunmayan birisi olduğuna dikkat çeken-çev.) rivayetle burada anlatılan hadisin sözleri çelişki arzetmez. [63]

Geçiminden Sorumlu Olduğun Kişilerden Başla


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Hangi sadaka daha iyi ve üstündür?" Resul (as), "bağışlar-, (yani) sizden birinizin para, yahut (kullanmak veya bağış olarak) binek hayvanı yahut koyun veya inek sütü (gibi herhangi bir şeyi) insanlara karşılıksız vermesidir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed nakletmiştir
Resul'e (as) yine bu konuda aynı soru sorulduğunda, (O) şöyle buyur­du: "Çok fakir olduğu için çokça çaltşĞnın, çaba harcayanın verdiği sadaka en üstün sadakadır. Şimdi sen, geçimi senin üzerinde olanlardan başla."
Bu hadisi Ebu Davud kitabında nakletmiştir.
Yine bu konuda Resulullah'a (as) aynı tarzda bir başka soru soruldu­ğunda, "eğer İasadduk edersen (sadaka verirsen) doğrusun, ama cimriysen fakirlikten korkuyor, zenginliği arıyorsun demektir" buyurdu.
Bir başka soruyu ise, "sadakanın en değerlisi su vermektir, sulamaktır" diye^cevapladı.
Suraka b. Malik, Resulullah'a (as), "adet halindeki deveye su vermekte herhangi bir sevap var mıdır?" diye sorunca, Resulullah (as), "evet, her ciğer sahibine (her canlıya) yapılan iyiliklerde sevap vardır" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında nakletmiştir.
Yine bu cümleden olarak, iki hanımın, eşlerine yapacakları (veya yap­tıkları) sadakaların sevabı olup olmadığını sorduklarında Resulullah (as), "e-vet kocalarınıza yaptığınız iyiliklere hem (nikâh dolayısıyla) yakınlık, hem de (normal olarak) sadaka sevabı vardır" buyurdu.
Bu hadis müttefekun aleyhtir. [64]


Sadakayı Nasıl Veririm, Nasıl Vermem?


Bir adam Resulullah'a (as) gelerek, "ben varlıklı, çok zengin bir kimse-yim. Ailem, arkabalarım, çocuklarım ve aşiretim kalabalıktır. Şimdi ben na­sıl sadaka verebilirim ve nasıl dermem?" diye sordu. Resulullah (as), "malın­dan zekât hakkını ayırırsın. Zekât temizleyicidir, seni temize çıkarır, sen de bu sayede hem (doğumdan olan) yakın akrabalarınla hem de uzak arkaba-lartnla yakınlık kurar, iletişim içerisinde olursun. Buna ek olarak dilenenlerin, komşuların ve miskinlerin haklarının ne olduğunu anlarsın" diye bu­yurdu. Adam şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi zekât olarak verilecek bu ise ba­na göre azdır". Resulullah (as), "akrabanın, miskinlerin, yolcunun hakları­nı ver, ama saçıp savurarak israf etme" diye buyurunca, adam, "bu bana ye­ter" dedi ve devam etti, "ey Allah'ın elçisi! Senin gönderdiğin elçine (zekât memuruna) zekâtı verirsem, malın ayıbından ve yükünden kurtulup Allah ve Resulüne yaklaşır mıyım?" diye sordu. Resulullah (as), "evet, gönderdiğim elçime (zekât memuruna) eğer zekâtını verirsen bunun sorumluluğundan kurtulmuş olursun, bunun de sevabını alırsın. Malın günahı onu saçıp sa­vuran israf edenlerin boynundadır" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır.
Hz. Ömer Hayber'den kendisine verilen arazilerin durumunu Allah Re-sulü'ne (as) sordu ve bu arazileri Allah Azzeye yakınlaşmak amacıyla kullan­mak istediğini açıklayarak bu hususta fetva istedi. Resulullah (as), "eğer isti­yorsan, vakfetmekle beraber sadaka olarak da verebilirsin" buyurdu. O da öyle yaptı. Abdullah b. Zeyd, etrafına duvar çevirerek mülk edindiği ölü ara­zisini sadaka olarak dağıttı. Bunun üzerine anne ve babası Resulullah'a (as) gelerek şöyle dediler: "Ey Allah'ın Elçisi! Bizim, Abdullah'ın sadaka olarak verdiği bu araziden başka hiçbir malımız yok; o bizim el emeğimiz göz nu-rumuzdur". Resulullah (as) Abdullah'ı yanına çağırarak ona şöyle dedi: "Hiç kuşkusuz Allah Azze bu araziyi sana, sadaka olarak dağıtmandan önce sa­daka olarak vermiştir. O halde sen de bu araziyi babana ve annene tekrar fer."Bu arazi onlardan sonra da miras olarak sonraki kuşaklara kalmıştır.
Bu hadisi İmam Nesâî kitabına almıştır. [65]


Kabir Fitnesi (Azabı) Gerçektir


Bu husustaki Nebevî hadisler pek çoktur. Bu konuyla ilgili hadisler ara­sında uydurma olanlar da vardır. Buna karşılık sahih olan hadisler tevatür[66] aşamasına kadar ulaşmıştır. Bunlardan biri de Enes'in hadisidir. Bu hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah (as) buyurdu ki, "kul ölüp kabrine konuldu­ğunda arkadaşları (onu gömdükten sonra) çekilip giderler, bu sırada ölü onların ayak seslerini duyar. Kendisine iki melek gelir ve yanına oturur. Şöy­le derler: 'Şu Muhammed denen adam hakkında ne diyordun?' Eğer ölü Al­lah'a inanan bir kimse ise şöyle söyler: 'Şehadet (tanıklık) ederim ki, O, Al­lah'ın kulu ve elçisidir.' Ona: 'Bak işte ateşteki (cehennemdeki)yerin orası i-di, ama Allah Azze bu (kötü) yeri giderip cennetten sana bir yer verdi' der­ler, o da her ikisine birden bakar, durur". Katade, bu inanan ölü için, "kabri genişler (rahatlık olur)" dedi ve yine Enes'in hadisine döndü; şöyle dedi: "Eger ölen kişi inanan bir kimse değil de kâfir ve münafık ise, ona, 'şu Mıı-hammed denen adam hakkında sen ne diyordun?' diye sorulduğunda, 'bil­miyorum, (dünyada iken) insanlar onun hakkında her ne söytüyorlarsa ben de aynını söylüyordum' der. Ona derler ki, 'sen (dünyada iken) ne onu ta­nıdın ne de ona tabi oldun' ve hemen demir bir çekiçle ona vururlar. Ona ' bir tek darbe vururlar, öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinler (sekaleyn) ha­ricinde ona yaklaşan ve yakın olan herşey bu haykırışı duyar". Abdullah b. Ömer'in hadisinde ise şöyle geçmektedir: Resulullah (as) buyurdu ki, "in­sanlardan herhangi birisi öldüğünde, eğer cenneti hak etmiş birisi ise sabah akşam ona hak ettiği yer gösterilir. Eğer cehennemi hak etmiş cehennemlik­lerden ise, ona, 'işle şurası Allah Azze'nin kıyamet gününde seni dirilteceği zamana kadar hak ettiğin yerindir' denir".
İçlerinde gömülü olan kişilerin azap gördüğü iki kabir hadisi ve Ebu Ey-yub'un hadisinde şöyle geçmektedir: Nebî (as) ile birlikte çıkmıştık. Güneş battığında bir ses duyuldu. Resulullah (as), "Yahudiler kabirlerinde azab çe­kiyorlar, (bu o azabın sesidir)" dedi. Burada anlatılan kabirlerdeki azabın se­sini duyma hususu yalnızca Resulullah'a (as) özgü bir şeydir, yoksa diğer in­sanların böyle bir özelliği yoktur
Esma'nın hadisinde ise şunlar aktarılmaktadır: Resulullah (as) konuşmak üzere kalktı ve insanın işkence ve eziyet gördüğü kabir azabı hakkında açık­lamalarda bulundu. Bunun üzerine Müslümanlar feryad ettiler. Aişe (a) şöyle dedi: "Resulullah'in (as) namaz kılıp da (sonrasında) kabir azabından Al­lah Azze'ye sığınmadığı hiçbir zaman görülmemiştir. Güneş tutulması ola­yında Resulullah (as), Müslümanlara kabir azabından Allah Azze'ye sığın­malarını emretmişti".
Sahih hadis kitaplarında yeralan bu tip hadislerden pek çoğunu çeşitli yerlerde ve belirli metodlarla sunduk; şöyle; "Ey Allah'ım! Biz, kabir azabın­dan ve sıkıntılarından, hayalın ve ölümün fitnelerinden (şeytanın gerek ya­şarken, gerekse ölüm anında insanın aklını fikrini çalmaya çalışmasından), deccal mesihin fitnesinden sana sığınıyoruz." [67]


Naciye Fırkası (Kurtulan Toplum)


Resulullah'a (as) şöyle buyurdu: "Yahudiler yetmiştir veya yetmişiki fraksiyona (fırkaya, kısma, lakıma veya gruba) ayrıldılar. Hristiyanlar da yetmişbirya da yetmişiki fraksiyona ayrıldılar. Benim ümmetin ise yetmişüç fraksiyona ayrılacaktır. Bunlardan bir tanesi dışında diğerleri cehennemde­dir, kurtulan fraksiyonun dışındakilerle ne benim, ne de ashabımın herhan­gi bir ilişkisi ve bağı yoktur."
Bu hadisi Ebu Davud ve lbn-i Hayyan "Sahih" adlı eserinde nakletmektedir. [68]


Cihadın En Üstünü


Resulullah'a (as) en üstün cihadın ne olduğu sorulduğunda şöyle dedi:
"(En üstün cihad) soylu atı (Allah Azze uğrunda mücadele verirken) ölen ve kanını bu uğurda akıtanın (yaptığı) cihadıdır." [69]


Resulullah Bile Bilemiyor


Buharfnin ve Müslim'in "Sahihlerinde bulunan bir hadiste şöyle geç­mektedir: Resulullah (as) buyurdu ki, "Allah'a yemin ederim ben Allah'ın peygamberiyim; bununla beraber (ahirette) bana bile ne olacağım bilemiyo­rum. "
Resulullah Allah Azze'nin peygamberi olduğu halde kendisine ahirette ne olacağını bilemiyorken, acaba, "Allah, onların kendisine ortak koş­tukları şeyden uzaktır, yücedir" diyen Allah Azze'nin gaybı (bilinmezi) konusunda konuşmaya cesaret gösterip küstahlık eden, terbiye ve güzel ah­lakı bozan haddi aşmış bozguncu sûfîliğin bazı sapıklarının, bildiklerini iddia ve tevehhüm ettikleri gibi biz de (ahirette) bize ne olacağını bilebileceğimizi söyleyebilir miyiz? [70]

Resulullah'ın Nübüvveti [71]


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Sana ne zaman nübüvvet (gerekli gö­rülerek) verildi?" Bir başka ifadede ise: "Ne zaman nebi oldun?" Resulullah (as): "Adem (as) henüz ruhla ceset arasında iken". Bu anlatım, sahih olan şekildir. Halk (avam) ise burada "su ve çamur arasında i^en" ifadesinin doğ­ru olduğu görüşündedir.
Hocamız (İbn Teymiyye) şöyle buyurdu: "Halkın bu açıklaması geçer­sizdir. Zira suyla çamur arasında herhangi bir aşama (merhale) yoktur. Doğru söz, daha önce denildiği gibidir." [72]


"Kevser'in Anlamı


Resulullah (as), "Kevser nedir?" diye sorulduğunda şöyle buyurdu: "Kev­ser bana Rabbım'ın cennette vereceği bir şeydir; sütten daha beyaz ve bal­dan daha tatlıdır. İçinde kuşlar vardır ki, boyunları kesim hayvanlarının boyunlarına benzer." Şöyle denildi: "Ey Allah 'in Resulü, öyleyse onlar hoş görünümlü ve tatlıdırlar." Resulullah (as), "onların en hoş ve en tatlıların­dan yerim" buyurdu. [73]


Kadının (Ahirette) İki Veya Üç Erkekle Evlenmesi


Resulullah'a (as), kıyamet gününde kadınların iki ya da üç erkekten hangisiyle evleneceği hususu sorulduğunda, "bunlardan ahlâk bakımından en temiz olanını seçer" buyurdu. [74]


Hangi Günah Büyüktür?


ResuJullah'a (as) hangi günahın en büyük günah olduğu sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Senin yaratıcın olduğu halde Allah Azze'ye eş koşnıan-dır", buyurdu. "Sonra hangi günah büyüktür?" diye soruldu; şöyle cevapla­dı: "Senin rızkına ortak olacak diye çocuğunu öldürmendir". "Sonra hangi­si?" denildiğinde, Resulullah (as), "komşunun karısıyla zina etmendir" bu­yurdu. [75] . .


Ey İtminana Ermiş Nefis!


Said b. Zeyd'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'ın (as) yanında bir adam, "ey itminana ermiş nefis.." ayetini okudu. Ebubekir şöyle dedi: "Ey Allah 'in elçisi bu ne güzel (söz)!" Resulullah (as), "ey Ebubekir! Melik (o-lan Allah Azze) bu sözü sana (kıyametle) söyleyecektir" buyurdu. [76]


Allah'ın En Sevdiği Amel Hangisidir?


"Allah Azze'nin en sevdiği amel hangisidir" diye sorulunca, Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Vaktinde kılınan namaz". Bir başka rivayette ise "vak­tinin evvelinde" İbaresi geçmektedir. "Sonra hangi ameldir?" denildi. Resu­lullah (as), "Allah yolunda cihaddır"buyurdu. "Sonra hangisi?" denildi. Re­sulullah (as) "Anaya babaya iyilik etmektir" buyurdu. [77]


Niçin Kalpleri Korkar?


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin, "onlar ki, kalpleri korku içinde o-larak vereceklerini verirler" ayetinin anlamı hakkında ne dediği sorulun­ca, "onlar; oruç tutanlar, namaz kılanlar, tasadduk edenler (sadaka veren­ler) ve (Allah Azze'den) korkanlardır" buyurdu ve sordu, "onların yaptıkları bu işler kabul olunmaz mı?" Oradakiler, "elbette kabul olunur" dediler.
Resulullah'a (as), "Allah Azze'nin, 'Rabbtn Ademoğlunun sırtından (belinden) zürriyetini (çocuklarım, neslini) alarak onları kendi ne­fislerine tanık olarak tuttu ve -ben sizin Rabbınız değil miyim?- dedi. Onlar ise, -elbette ki sen bizim Rabbtmızsın- dediler' ayeti konusunda ne diyorsun?" diye sordular. Resulullah (as), "kuşkusuz ki, Allah Azze ve Cel-le Adem 'i yaratınca onun sırtını (belini) sağı ile sıvazlayarak Ademin zürri­yetini çıkardı ve şöyle buyurdu: Ben bunları cennet için yarattım, zira bun­lar cenneti hak eden cennet ehlinin işlediği işleri, fiilleri ve amelleri yapa­caklar... Sonra sırtını (tekrar) sıvazlayarak yine zürriyetini çıkardı ve şöyle buyurdu: Bunlar cehennem içindir. Zira bunlar cehennemliklerin yaptıkları işleri işleyecekler" buyurdu.
Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi eğer durum böyleyse (yani cennetlikler ve cehennemlikler önceden belirlenmişlerse) ame­lin ne yaran var, ne diye çabalar harcıyoruz?" Resulullah (as), "kuşkusuz Allah Azze bir kulunu cennet için yarattığında cenneti hak eden kimselerin yaptığı herhangi bir işi yapar ve ölünceye kadar cennet ehlinin yaptıkları iş­leri yapmağa devam eder; eğer kul cehennem için yaratılmışsa ölünceye ka­dar cehennem ehlinin yaptığı işleri yapmaya devam eder, böylece cehenne­me girer" buyurdu. [78]


İyiliği Emreden, Ama Kendisi İyilik Yapmayan


(İnsanlara) iyiliği emreden, ama kendisi iyilik adına birşeyler yapmayan; kötülüğü yasaklayan, ama kendisi kötülük işlemekten geri durmayan kişinin cezası nedir?[79] Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde bir adam getirilir ve ateşe atılır, susuzluktan bağırsakları kurur." Bir başka rivayette İ~ se şöyle geçmektedir: "Karnındaki bağırsakları kurur. Ateş içerisinde dolap beygiri gibi dolanır durur. Cehennemlikler onun etrafında toplanır ve şöyle seslenirler: Ey falan kimse ne haldesin, bu durumun da nesi? Sen dünyada iken bizlere iyiliği emredip kötülüğü yasaklamıyor muydun?.. Şöyle der: Evet, ben sizlere iyiliği emrediyordum, ama kendim iyilik adına bir şey yapmıyor­dum; sizlere kötülüğü yasaklıyordum, ama kendim yapmaktan geri durmu­yordum."
Bu hadisi Buharî ve Müslim kitaplarına almışlardır. [80]


Cehennem Köprüsü Üzerinde


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Ben Resulullah'a (as), "Allah Az­ze'nin, 'kıyamet gününde bütün yeryüzü O'nun eli altında ve gökler de O'nun sağında dürülü bir durumdadır' ayeti hakkında ne dersin, o gün insanlar nerededir ey Allah'ın elçisi!" dediğimde şöyle cevapladı: "Bu esna­da insanlar cehennem köprüsü üzerindedirler."
Bu hadisi imam Ahmed kitabına almıştır. [81]


Nebi'nin (As) Amcası Da Ateşte(Cehennemde)Dir


Ebu Said el-HudrîMen şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'ın (as) ya­nında amcası Ebu Talib'in lafı edildiğinde şöyle buyurdu: "Umuyorum ki, kı­yamet gününde şefaatim ona yarar sağlar. Çünkü onu cehennemde (ateşte) azıcık bir suyun içerisine koyacaklar. Bu su beynini kaynatacak, oysa su, ancak (ayak) aşıklarına gelecek kadar bir derinliğe sahip olacak",
Bu hadisi îmam Müslim, Ahmed, İbn-İ Asâkîr ve Ebu Ya'Ia "Müsned" adlı kitabında rivayet etmişlerdir. [82]


Ateşten (Cehennemden) Bir Parça Suyun İçerisinde


Abbas b. Abdulmuttalİb'ten şöyle rivayet olunmuştur: "Ey Allah'ın elçisi acaba Ebu Talib'e herhangi bir şey fayda verecek mi? Zira o sağken seni ko­ruyor ve senin için insanlara kızıyordu?" Resulullah (as), "evet, O, ahirette cehennemden (ateşten) bir parça su içerisine oturtulacaktır, eğer ben (yani şefaati) olmasaydım cehennemin en dip köşesine gidecekti" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim ve İmam Ahmed rivayet etmişlerdir. [83]


Kader (Sınırları) İçerisinde İnsanların Yapacakları Şeyler


Resulullah'a (as) kader ve insaniarın onun sınırları içinde yapabilecekle­ri şey hakkında soruldu ve "acaba kader (kararlaştırılıp) bitirilmiş, değişmez ve değiştirilemez bir şey midir, yoksa yeniden ele alınıp başlanabilecek, de­ğiştirilebilecek bir şey midir?" denildi. Resulullah (as), "kader, kararlaştırıl­mış, geçmiş ve değiştirilemez bir şeydir" buyurdu.
O sırada şöyle soruldu: "Durum bundan ibaret ise amel, çalışma ve ça­balama neye yarar?" Resulullah (as)* "çalışınız, tüm çalışma ve çabala mala-rınız sizin için yaratılanların gerçekleşmesini kolaylaştıracaktır. Eğer mutlu­luk (cennet) ehlinden birisi çalışır, çabalarsa bu onun mutluluk ehlinden o-luşunu kolaylaştırır, eğer cehennem ehlinden biri çalışırsa bu onun cehen­nemliklerin amellerini yapmasını kolaylaştırır" dedi ve Allah Azze'nin, "(malından) verip de (Allah Azze'den) korkanlar ise..." ayetini iki aye­tin sonuna kadar okudu.
Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. [84]


Eğer Allah'a Tevekkül Etseydiniz


Ömer b. el-Hattab'dan şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah'ı (as) şöyle söylerken işittim: "Eğer sizler gerçekten gereği gibi Alah Azze'ye tevekkül et­seydiniz kuşların rızıkland irildiği gibi nzıklandtnlırdınız; (baksanıza) yu­valarından aç olarak çıkıyorlar ve gıda ile dolu dolu (tok) olarak dönüyor­lar".
Bu hadisi İmam TirmiEÎ ve Hakîm eserlerinde nakletmişlerdir. [85]


Allah Azze Ve Celle İnsanların Sakladıkları Herşeyi Bilir


Resulullah'a (as), Allah Azze'nin İnsanların kalplerinde (vicdanlarında ve gizliliklerinde) sakladıkları herşeyi bilmesi hususu sorulduğunda şöyle bu­yurdu:. "Evet, (Allah Azze gizli veya açık herşeyi bilir)".
Bu hadisi İmam Müslim kitabında rivayet etmiştir. [86]


Gökleri Ve Yeri Yaratmazdan Evvel Rabbımız Allah Neredeydi?


Resulullah'a (as), "Rabhvmız olan Allah gökleri ve yeryüzünü yaratmaz­dan evvel nerede İdi?" diye sorulduğunda bu soruyu soran kişiyi ayıplama­dan ve böyle şeyler sormaktım men etmeden şöyle cevap verdi: "Allah Azze o zamanlar bir bulutun üzerinde idi. Ne. altında ne de üstünde bava yoktu". Bu hadisi İmam Ahmed "Müsned"İnde nakletmiştir. Ne var ki İmamın bura­da "idi" (kâne) sigasıyla hadisi vermesi bizi mutmain etmiyor, rahat edemiyo­ruz. Bİz diyoruz ki, yalnızca Allah Azze'nin varolduğu zamanlar O'ndan baş­ka hiçbir şey yoklu, (yok İdi). Zira. bu gibi hususlarda sınır koymamak en doğrusu olacaktır. [87]


Alemin Yaratılması


Resulullah'a (asi, "alem nasıl yaratıldı?" diye sorulunca şöyle cevap ver­di: ''Allah var iken hiçbir şey yoktu, O'nun arş[88] su üzerinde idi. Allah her şevi zikrin[89]içerisine yazmıştır."
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında aktarmıştır. [90]


Yeryüzü (Yerine Başka Bir Şey Getirilmek Üzere) Değiştirildiği Gün İnsanlar Nerede Olacaklar?


Resulullah'a (as), "yeryüzü (yetine başka bir şey getirilmek üzere) değiş­tirildiğinde insanlar nerede olacaklar?" diye sorulduğunda, "Sırat (köprüsü) üzerinde olacaklar" diye cevapladı. Bir başka ifade de İse, "o sırada insan­lar karanlıklar içerisinde olacaklar, köprüde değil" anlatımı vardır.
Resulullah'a (as), "(kıyamet gününde) ilk ödüllendirilecek kimse kim­dir?'" diye sorulunca, "muhacirlerin (Allah için göç edenlerin) fakirleridir" buyurdu. Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. Yukarıda'hadisin başında Verilen iki ayrı cevap birbirleriyle çatışmam aktadır. Zira karanlık Sırattan ön­cedir. [91]


Rabbımıza Ulaştığımız Zaman Bize Ne Yapacak?


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "Ey Allah in elçisi biz Rabbımız olan Al­lah'a kavuştuğumuz zaman bize ne yapacak?" Resulullah (as), "sizler Rab-hıntza apaçık sunulursunuz. Geçirdiğiniz tüm dönemler Onun için apaçık ortadadır, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz. Rahhınız, eliyle bir avuç su alır ve o-riu önünüze serper. Allah a yemin ederim ki, setptiği bu sudan hiçbir damla sizlerden hiçbirinizin yüzlerine (ulaşmakta) hata etmez. Ama Allah Azze'ye inananların yüzlerine beyaz bir peçeye benzeyen bir örtü konur. Kâfirin ise yüzüne kara, sıcak suya benzer bir şey çekilir. (Örtülür veya serpilir)" buyur­du.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında rivayet etmiştir. [92]


Cennette Kadınlarımızla Cinsel İlişkide Bulunacak Mıyız?


Resulullah'a (as), "cennette kadınlarımızla cinsel ilişkide bulunacak mı­yız?", bir başka anlatımda, "cennette hanımlarımıza kavuşacak, onlarla bu­luşacak mıyız?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Evet, nefsimi elinde (yedinde, kudretinde, gücünde) tutan Allah'a yemin ohun cennet ehlinden bir kişi (kısacık) bir kuşluk vakti içerisinde yüz bakireyle cinsel ilişkide bulu­nacaktır." Hafız Ebu Abdullah el-Makdisî, "bu hadisin rivayet zincirindeki şahsiyetler hadisin bana göre sahih olmasının koşuludur" demiştir. [93]


Amellerde Acele Ediniz (Amellerde Yarışınız)


Resulullah (as), "karanlık bir geceyi kateder gibi amellerde acele edin (veya adeta karanlık bir geceyi -çarçabuk- aşıp bitirecek gibi amellerle yarı­şınız). Zira insan mü'min olarak sabahlar, ama kâfir olarak akşam eder ve­ya mü'min olarak akşamlar, ama kâfir olarak sabaha ulaşır. Çünkü dünya­lık bir menfaat (bir amaç, bir hırs, bir garaz) uğruna insanoğlu dinini sa­tar" buyurdu.
Bu hadisi İmam Müslim kitabına almıştır.
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Sizden birinize şeytan gelir ve 'seni kim, yarattı?' der. O, 'Allah' der. Şeytan, "peki ama Allah'ı kim yarattı?' der. Eğer sizden biriniz böyle bir durumla karşılaşacak olursa 'âmentu billahi ve ru-sulihi' (Allah'a ve Elçilerine inandım) desin; şeytanın kendisinden uzaklaşa­cağını görecektir", Bu hadisi İmam Ahmed kitabına almıştır.
Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze amellerin (işlerin, fiillerin, çabaların, çırpınışların) yalnızca kendisinin zâtı (vechi, ta kendisi) kastedi­lerek (Allah'ın rızası amaçlanarak) içtenlik ve samimiyetle yapılanlarını, ka­bul eder".
İmam Nesâî bu hadisi kitabının "cihad" kısmında rivayet etmiştir, c.2, sh.59. [94]


Kabirlerin Korkunçlukları (Dehşetleri)


Resulullah (as), "eğer gizlediğiniz sırlarınız olmasaydı kabirlerdeki a~ zaplardan (dehşetlerden, ürkütücülüklerden) benim duyduklarımı sizlerin de duymanız için Allah Azze'ye dua ederdim" buyurdu. Hadisi İmam Ah­med kitabına almıştır.
İmam Ahmed ve İmam Tirmizî Resulullah'tan (as) şöyle rivayet ettiler: Resulullah (as), "kabir (mezar) abiretin molalarının (menzillerinin) ilkidir" buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce, ve Hâkim "hasen"[95]olarak değerlendirirken, Hz. Osman b. Affân'dan merfu olarak (yani filandan falandan duydum demeden, direkt olarak Osman dedi ki, Resulullah (as) şöyle buyurdu... diyerek-çev.) naklettikten sonra onu "sahih" olarak değerlendirenler de vardır. Bu nakilde şunlar aktarılmaktadır: Osman b. Affân herhangi bir mezar gördüğünde ora­da durur sakalları ıslamncaya kadar ağlardı. Kendisine "cennet ve cehennemi hatırladın da onun için mi ağlıyorsun?" diye sorulduğunda şöyle dedi: "Re­sulullah (as) şöyle buyurdu: ...(yukarıdaki hadisi nakletti)"[96]


Allah Azze'nin Yarattıkları (Yaratması) Hakkında Düşününüz,Ama Allah Azze'nin Zâtı (Ne Olduğu) Hakkında Düşünmeyiniz


Ebu Naîm'in "el-Hılye"sİnde ve İbn-i Ebi Şeybe'nin "Kitabul Arş" adlı e-serinde İbn-i Abbas'tan ve Isbahanî'nin "Tergib" adlı eserinde rivayet etlikleri hadiste şöyle denmektedir: Resulullah (as) ashabının arasına gelerek "neden toplandınız?" diye sordu. Onlar, "Rabbımızt hatırlayalım ve O'nun azameti­ni (büyüklüğünü) düşünelim diye toplandık" dediler. Bunun üzerine Resu­lullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze'ninyaratttklan (yaratması) hakkında düşününüz, ama zâtı (kendisi, ne ve nasıl olduğu) hakkında düşünmeyiniz (fikir yürütmeyiniz). Zira sizler O'nun değerini (nasıl ve nice olduğunu) takdir edemezsiniz." [97]


Tevhid Sözcüğü


Resulullah (as) şöyle buyurdu: "sizinle, şehadel (tevhid) sözcüğü olan eşhedü en lâ ilahe illallah arasına ölüm girmezden, yani ölmezden evvel çokça şehadet (ve tevhid) ediniz. Ölülerinize de kelime-i şehadet ve tevhid sözcüğüyle telkin veriniz."
Bu hadisi Ebu Hureyre rivayet etmiş ve îbn-i Asâkir ve İbn-i Adiyy de kitaplarına almışlardır. [98]

  #3 (permalink)  
Alt 10-11-2009, 22:04
DuYGuNiSa DuYGuNiSa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

(Önce) Allah'ın Dilediği Sonra Sizin


Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah'ın dediği olur, bizim dileğimiz ise sonradtr."Ve şöyle dedi: "Kabe'nin rabbınayemin olsun ki, ..."deyiniz.
Bu hadisi Tahâvî "el-Müşkil"mde ve el-Hâkim de "el-Müstedrek"inde ri­vayet etmişlerdir. [99]


"Allah'ın Dediği Olur, Filan Kimsenin De Dediği Olur" Demeyiniz


Resulullah (as) şöyle buyurdu: 'Allah'ın dediği olur filan (veya fa­lan) kimsenin de., demeyiniz. Ama, öncelikle Allah'ın dediği olur, son­ra da filan ya da falan kimsenin dediği, .diyebilirsiniz."
Bu hadisi Beyhakî ve Ebu Dâvûd rivayet etmişlerdir. [100]


Beni Allah İle Birlikte Bir Eş Mi (Ortak Mı) Edindiniz?


(Bir rivayette de, "Allah ile bir mi tutuyorsun?")
Resuluüah'a (as) bir adam gelerek bazı hususlarda müracaat etti ve şöy­le dedi: "Allah'ın ve senin dediğin (dilediğin) olur". Bunun üzerine Resulul­lah (as) ona şöyle dedi: "Beni Allah'a denk mi tutuyorsun? (Bir rivayette: "Eş mi koşuyorsun?) Hayır, yalnızca Allah'ın dediği ve dilediği olur" buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce, Beyhakî ve Ahmed rivayet etmişlerdir. [101]


İnananlara Şaşıyorum


Resulullah (as), "şu inananlara şaşıyorum (bu benim hoşuma gidiyor); Allah Azze'nin onlar hakkında verdiği her karar her yargı sürekli olarak on­ların hayırlarına (ve iyiliklerine) oluyor" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Ya'lâ "Müsned"inde îbn-i Ahmed ise babasının "Müsned"inde rivayet etmektedir.
Dua, kazayı (verilen hükmü, yargıyı) çevirebilir
Resurullah (as), "(Allah Azze'nin verdiği) kaza (yargı) yalnızca dua ile değiştirilebilir, ömür de yalnızca birr (iyiliklerle) uzatılabilir" buyurdu. B,u hadisi Tirmizî ve Tahâvî kitaplarına almışlardır. [102]


Rüyaların Anlatılması


Resulullah (as), "rüyalarınızı yanlızca alim yahut temiz bir insandan başkalarına anlatmayınız" buyurdu.
Tirmizî ve Dârtmî bu hadisi kitaplarına almışlardır. [103]


Adem'in (As) Yaratılması



Resulullah (as) şöyle buyurdu: 'Allah Azze ve Celle Adem'i yarattı, son­ra da onun sırtından (arkasından) (diğer) yaratıkları çıkardı ve şöyle dedi: Ben aldırmam, şunlar cennete; ben aldırmam, bunlarda cehenneme". Birisi şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! (durum böyle ise, yani cennetlikler ve cehen-
nemlikler ta o zamandan belirli ise) bizim amellerimizin çalışmalarımızın temeli, dayanağı nedir, ne diye çalışıyoruz?" Resulullah (as), "amellerinizin dayanağı kaderin gerçekleridir. (Sizler -tüm insanlar- kaderin -Allah Azze'nin insanı değerlendirmesinin- kapsadığı gerçeklerin ortaya çıkması i-çin çalışırsınız) " buyurdu.
Bu hadisi Ahmed, İbn-i Hibban ve "Tabakât" adlı eserinde Sa'ad rivayet etmişlerdir. [104]


Sihir (Büyü)



Resulullah (as), "okuyup üfleyerek efsun yapmak, nazar boncuğu, nus-kalar, büyü ve sihir yapmak Allah'a eş koşmaktır (müşrikliktir)" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Dâvûd, İbn-i Mâce, îbn-i Hibban ve İmam Ahmed rivayet etmişlerdir. [105]


Adak Adamanın Hikmeti


Resulullah (as) dedi ki, "Allah Azze şöyle buyurdu,- Adak adamak (nezr) ademoğluna benim değerini belirlemeyeceğim hiçbir şey yüklemez. A-ma nezr, kendisi sayesinde cimri kimselerden bir şeyler çıkarmak istodiğim bir şeydir. Cimri kimse bana (direkt olarak) sunmaktan hoşlanmadığı ve ra­zı olmadığı bir şeyi nezr (adak) sayesinde (dolaylı olarak) hoşnutlukla su­nar, nezr işte böyle bir şeydir". Bir rivayette de: "Bana daha önce sunmadığı, sunmaktan hoşlanmadığı bir şeyi -nezr adı altında- sunar, denilmektedir.
Bu hadisi Nesâî ve Müsned adlı eserinde İmam Ahmed rivayet etmekte­dir. [106]


Nezr İki Adaktır


Resulullah (as), "nezrin hakikati (gerçeği) ne'dir?" diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Nezr iki nezr'dir (yani iki adaktır). Allah için olanının keffareti vefadır, sadakattir (yani adanan adağın -nezrin- söz verildiği za­man ve koşullarda yerine getirilmesidir). Şeytan için olanında verilen söz ye­rine getirilmez (Allah'ın haricinde herhangi birine yapılan adak şeytana ya­pılmış demektir, bu nedenle verilen söz yerine getirilmez). Böyle bir adak a-dayan, yalnızca, yemin edip yemininden dönmek isteyen kişinin ödediği ye­min keffaretini öder (üç gün oruç tutmak gibi)".
Bu hadisi Beyhakî kitabına almıştır. [107]


Allah'a İnananların En Mükemmeli


Resulullah'a (as), "Allah'a iman bakımından mü'minlerin en mükem­meli hangisidir?" diye sorulunca, "iman bakımından mü'minlerin en mü- ahlaken en güzel olanlarıdır. Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en İyi (hayırlı) olanıntzdır" buyurdu.
Bu hadisi Tirmizî ve İmam Ahmed rivayet etmişlerdir. [108]


Hayır Olarak (Borç Verir Gibi) Önceden Yaptıklarına Teslim Olursun


İbn-i Hazm, "Müslüman iken mûrted olan (din değiştiren) biri ve daha önceden Müslüman olmamış bir kâfir Müslüman olduğunda daha önceden hayır adına her ne yapmışlarsa onlara teslim olunur, bu doğrudur" dedi.
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: Allah Resulüne sordum,
"ey Allah'ın elçisi!îbn-i Ced'ân cahiliyye (İslam öncesi) döneminde tüm akraba ve yakınlarını ziyaret eder (sıla-i rahm'i gözetir) ve miskinleri doyu­rurdu; şimdi, acaba onun yapmış olduğu tüm hu iyilikler ona yarar sağla­yacak mı?" Resulullah (as), "hayır ya Aişef Zira O, bir gün dahi olsun Rab-bım kıyamet gününde (din gününde) hatalarımı bağışla affet beni' demiş bir kimse değildi" buyurdu.
Bu hadisi Müslim "Sahih"inde ve îmam Ahmed Müsned'inde rivayet et­mişlerdir. [109]


Dünyada (Sürekli) Yaparak Devam Ettiği Bir Amel Üzere Ölen Kimse Ahirette De O Hal Üzere Dirilir


Resulullah (as), "kişi dünyada ne hal üzere ölürse ahirette Allah Azze o-nu o hali üzere yeniden diriltir" buyurdu.
Bu hadisi Hâkim rivayet etmiştir. Hadis, Müslim'in koşullarına göre de "sahih"tir. [110]


Umulur Ki Allah Azze Onu Affeder


Resulullah (as), "umulur ki (belki) Allah Azze tüm günahları affedecek­tir, ama müşrik (ortak koşucu) olarak ölen ya da mü'min olduğu halde hak­sız yere bir mü'mini öldürenler müstesnadır"buyurdu.
Bu hadisi Ebu Dâvûd ve İbn-i Hibbân rivayet etmişlerdir. [111]


Allah Azze Kıyamet Gönünde Acaba Bizleri Teker Teker Mi Hesaba Çekecektir Yoksa Toptan Ve Bir Defada Mı?


Hayseme'den, O da Adiy b. Hatem et-Tâî'den rivayet etmiştir. Resulullah (as) şöyle dedi: "istisnasız her biriniz'arada herhangi bir tercüman (aracı) bulunmaksızın Allah Azze ile (ahirette) konuşacaksınız." Rivayet eden di­yor ki; ama ahirette Allah ile konuşurken sözcükler ve ifadeler yalnızca a-ğızdan, boşluktan, dudaklardan ve dilden olacaktır,
Allah Azze ve Celle göklere ve yere şöyle dememiş midir: "İsteyerek ya da istemeyerek gelin, onlar da İsteyerek geldik demişlerdi." Bu konuşmalara dikkat etmiyor musunuz ki, yer ve gökler bir boşluktan iki dudakla ve bir dille (lisanla) konuşmuşlardır?
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: "Dâvûd ile birlikte teşbih et­sinler diye boyun eğdirdik." Dikkat ediyorsanız dağlar bir ağızla, bir hoş­luktan, bir dille, iki dudakla ve organlarla konuşmuşlardır. Kâfir kişinin or­ganları onun yaptıklarına tanıklık ettiklerinde şöyle demişti. "Siz (organla­rım olduğunuz halde) benim aleyhime ne diye tantkhk ettiniz? Onlar dediler ki, (biz kendiliğimizden konuşmadık) herşeyi konuşturan Al­lah Azze bizi de konuşturdu". Dikkat ediniz ki, bu organlar bir boşluk­tan, bir ağız, iki dudak ve bir dille konuşmuştur. Ama ağız, dil ve dudaklar kendiliğinden konuşmaksızın Allah Azze onları kendi dilediği şekilde konuş­turmuştur. [112]


Allah Azze İşinde Galiptir


Allah Azze ve Celİe bir işe hüküm verdiği zaman göklerde melekler o i-şi (ve emri) gereği gibi yerine getirip yürürlüğe koymak için nasıl sorumlu­luk yükleniyorlar?
îkrime'den ve o da Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir; Resulü İlah'tan (as) işittim şöyîe dedi: "Allah (cc) bir işte hüküm verdiği zaman göklerde melek­ler Allah Azze'nin (verdiği hüküm) sözünün davacısı olarak kanatlarını çır­parlar. Sanki onlar kayaların üzerine dizilmiş birer zincir gibidirler. Kalple­rinden korku giderildiği zaman (birbirlerine) sorarlar: ,'Rabbınız ne dedi?' Cevaplarlar: Rabbıtntz hakkı söyledi. O (cc) yüceler yücesidir ve büyüktür." Bu sözü rivayet eden kişi birkaç bölümden sonra, Allah Azze'nin, "O (Al­lah) hergiin bir başka durumdadır", "onlara (inkarcılara veya in­sanlara) her yeni bir uyarı geldiğinde..."', "...bilemezsin ki belki de Al­lah bundan sonra yeni bir şey (bir iş, bir emir) yaratır" ayetlerini oku­du ve "O'nun (Allah'ın) oluşturduğu ve yaptığı şeyler yaratıkların yaptıkları­na benzemez" dedi. Bu sözünün kanıtı olarak da Allah Azze'nin, "O'nun (Allah'ın) bir benzeri yoktur, O işitici ve görücüdür" ayetini gösterdi. İbn-i Mes'ud Resulullah'tan (as) şunları rivayet etti: Resulullah (as) dedi ki, "Allah Azze kendi işini dilediği gibi yaratır, (yarattığı) işlerinden biri de -buyruk o-larak- namazda konuşmamanızı emretmiş olmasıdır. " Eyyub İkrime'den O da îbn-i Mes'ud'dan rivayet ederek şöyle dedi: "Nasıl oluyor da Ehl-i Kitaba (Bristiyanlara, Yahudilere) ellerindeki kitaplarında nelerin yazılı olduğunu soruyorsunuz? Oysa sizin elinizdeki kitap (Kur'an-ı Kerim) Allah Azze'nin. ahdine (vaadine ve sözüne) en yakın olan kitaptır. O kitabı içtenlikle okuyor tebliğ ediyoruz O'nda hiç bir kuşku yoktur." Zührî şöyle rivayet etti: "Bana Ubeydulİah b. Abdullah şöyle haber verdi: Abdullah b. Abbas dedi ki, "ey Müslüman toplumlar/ içinde hiçbir kuşku bulunmayan, Allah Azze hakkın­da en yeni haberler olarak Allah Azze'nin Nebt'nize indirdiği Kitabınız (Kur'an) var iken nasıl oluyor da Ebl-İ Kitab'a (dinle ilgili) herhangi bir hu­susta sorular sorup bir şeyler danışıyorsunuz? Oysa Allah Azze, Ehl-i Kitab'tn kendilerine indirilen Allah kelamını değiştirip onun yerine başka sözleri Allah kelamı olarak getirdiklerini, kendi elleriyle kitap yazıp bunun Allah Azze'nin kitabı olduğunu söylediklerini, sonra birazcık bir yarar sağ­lamak amacıyla bunları düşük birfiata sattıklarını sizlere haber vermiş ve sizleri bunlara karşı uyarmıştı. Üstelik Allah Azze sorarak ilim öğrenmenizi de yasaklamış değildir. Allah Azze'ye yemin ederim ki, (sizin onlara bu ka­dar çok sormanıza rağmen) onlardan hiç kimsenin herhangi bir hususta si­ze indirilenler hakkında hiçbir şey sorduğu görülmüş değildir".[113]


Acaba Rabbımız Dünya Semasına İniyor Mu?


Bir çok hadiste geçtiği gibi Rabbımız her gece dünya semasına iniyor mu? Oysa Allah Subhanehu ve Tealâ gerek zamanla, gerekse mekânla (yerle) ilgili herhangi bir sınırlamadan uzaktır. (O'na yer ve zaman nisbet oluna­maz.)
imam Malik'in hocalarından biri olan İbn-i Şihab'tan, O da hocalarından Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan, O, Ebu Abdullah el-E'azz'dan, O da Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre ve İmam Malik'in "el-Muvattâ"sında yeralan meşhur "nüzul hadisi"nde şöyle denilmektedir: Resulullah (as) dedi ki, "Rab-bımız Tebarek ve Tealâ hazretleri her gecenin üçte biri kaldığında dünya se­masına iner ve şöyle der: Bana dua eden yok mu duasını kabul edeyim, ben­den bir şey isteyen yok mu vereyim, benden affedilmesini isteyen yok mu onu \ affedeyim?" Buharî ve Müslim gibi "Sahih" eser sahipleri bu hadisi tmam Ma-7 lik ve diğerlerinden rivayet ettiler. "Nüzul hadislerimin Resulullah'tan (as) mütevatir olarak rivayet olundukları kuşkusuzdur. Bu hadisleri sahabelerden yirmiden fazla kişi rivayet etmiştir. Bunlardan bazıları diğerlerinden alarak başkalarına ulaştırmış kimisi dinlemiş, onaylamış ve hadisi itiraf etmiştir. Bunlardan hiç kimse bu hadisleri inkâr etmedikleri gibi kabul de etmişlerdir. Sahabelerden sonraki dönemin tabiin alimleri de bu hadisleri işitip rivayet et­mişlerdir; genel olarak diğer imamlar da. Bu hadisleri rivayet edenler onları kitaplarına almışlar ve inkâr edenlere karşı çıkmışlardır.
Hiç kimsenin kendisi gibi şerh yazamadığı "Muvatta" şârihi tmam Ebu Ömer îbn-i Abdilberr şöyle demiştir: "Bu hadis (yani Allah Azze'nin dünya semasına inişi demek olan "nüzul" hadisi) kesindir. Kuşaktan kuşağa nakle-dilirken sahih bir senetle aktarılmıştır. Hadis alimleri onun doğruluğu konu­sunda fikir ayrılığı göstermemişlerdir." Bu açıklamasını sürdüren Abdilberr şunları da eklemiştir: "Bu hadis, bu sahih nakil zincirinin ve yönteminin dı­şında Resulullah'tan (as) ayrılmış başka yollardan da nakledilmiştir. Bu hadis içerisinde Allah Azze'nin yedi göğün üstünde gökte arş üzerinde olduğunun kanıtlan vardır. Nitekim alimlerden bir topluluk da aynı hususu vurgulamış­tır. "Allah arş üstünde olmayıp her yerdedir" diyen ve bu husustaki açıklama­ları bir hayli geniş tutan Mutezile (Ehl-i Tevhid ve Adalet-yay.) ekolünün sa­vundukları fikre karşı bir kanıtı da Sünnet alimlerinden bir topluluk bu hadis içerisinde bulmuştur. [114]


Evet, Rabbımız Da Güler


Acaba Rabbımız olan Allah Azze güler mi? Allah Subhanehu ve Tealâ bir ayetinde kendisi için, "O'nun benzeri (gibisi) olacak hiçbir şey yoktur" dedi­ği halde mi (Rabbımız da güler diyebileceğiz)? Öyleyse Rabbımız olan Allah Azze Nelere Gülmektedir?
Bu husustaki "gülme" hadisleri Resulullah'tan (as) mütevatir olarak riva­yet olunmuştur. İmamlar bu hadisleri rivayet etmişlerdir. îmam Malik de ki­tabı "el-Muvattâ"da bu hadisi Ebu Hureyre'den rivayet ederek almıştır. Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Allah Azze iki kişiye güler: Birisi bir başkasını öldürür, ama her ikisi de cennete gi­rerler; öldürülen Allah yolunda savaşa girmiş ve bu savaşta şehid olmuştur. Bu Müslûmanı öldüren katil de daha sonra Müslüman olarak Allah Azze uğrunda savaşa girmiş ve bu savaşta şehid edilmiştir."
Bu hadisi "Sahih" sahibi olanlar İmam Malik'ten ve diğer ravilerden riva­yet etmişlerdir, mesela Süfyan es-Sevrî Ebu Zünnâd'dan rivayet etmiştir.
Hadis imamları Buhari ve Müslim, bu hadisin ve Ebu Hureyre'nin hadi­sinin bir benzeri olan bir parça rivayet etmişlerdir.
Ebu Said et-Tavîl'in meşhur hadisinde ise şöyle geçmektedir: "Kişi Allah Azze'ye o kadar çok yalvarır dua eder ki, Allah Azze artık ona güler ve 'hadi gir cennete' der". [115]
Bu hadisi, Müslümanlar arasında çok iyi tanınan Said b. el-Müseyyeb, E-bu Hureyre'den rivayet etmiştir. Said'in haricinde de bu hadisi rivayet eden­ler olduğu gibi Said'den de Zührî ve arkadaşları rivayet etmiştir. Bu hadiste şu ibare de yeraîmaktadır; "Allah Azze onlara daha önce tanıdıkları şekil­den bir başka şekilde gelir de O 'nu tanıyamazlar ve 'senden Allah 'a sığınırız, burası bizim mekânımız, bizi buraya Rabbımız getirdi, biz O'nu gördüğü­müzde tanırız' derler. Bunun üzerine Allah Azze kendisini tanıdıkları suret­te (şekilde) gelir ve onlar da Allah Azze'yi tanırlar." Bu hadis, Buharî ve Müslim'in Sahih'lerinde, İmamu'l Müslimîn Leys b. Sa'd'ın rivayetinden alan Ebu Saîd'den bir başka nakil yoluyla ve bu hadisleri rivayet etmediği sanılan başka kimselerden de rivayet edilmiştir. Bu rivayetlerde daha büyük ve daha beliğ ifadeler vardır. Mesela, "başlarını kaldırıyorlar ve daha önceleri suretinin (şeklinin) ilk kez değiştiğini görüyorlar" ifadesiyle, "îş/erCin zor­luğu) dizboyunu aşar" ve "Cebbar (olan Allah) şöyle der.- 'Şefaatim kaldı' bunun üzerine ateşten bir tutam (bir avuç) alır ve milletleri çıkarır; derileri ve etleri soyulmuş bir haldedirler" ifadeleri yeralmaktadır.
Yine İmam Malik Ebu Zünnâd'dan, O'nun A'vec'den, O'nun da Ebu Hu-reyre'den rivayet ettikleri hadiste Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "Allah Azze yaratmaya karar verdiğinde kendi katında arşının üzerine 'rahmetim gazabımı geçmiştir' diye yazmıştır".
Bu hadisi bu senet zinciriyle ve bir başkasıyla Buharı gibi sahih kitap sahipleri kitaplarına almışlardır, [116]


Amellerin En İçten Ve Doğru Olanı


İşlenen ameller ve bunların kabul edilmeleri arasında büyük farklılıklar vardır. Zira Allah Azze, kendisinden gerçekten korkan, buyruk ve yasaklarını gözeten muttakîlerden başka hiç kimsenin amelini kabul etmez.[117] Amelleri bütün içtenlikleriyle yalnızca Allah Azze'nin zâtı için olan ve Muhammedi sünnete dosdoğru uyan muttakîler kimlerdir?
Yalnızca çokça ictihad yapmış olmak bir üstünlük değildir. Üstünlük, iş­lerinde ve sözlerinde doğruluk ve hidayet üzere olmaktır. Mesela hadiste şöyle geçmektedir: "(Gelişigüzel) icatlar yaparak ictihad edenlerin Allah'tan uzaklaşmaktan başka hiçbir kârları olamaz." Nebî (as) Haricîler hakkında şöyle buyurmuştur[118]: "Sizden bazılarınız onlarla olup kıldığı namazı, tut-tuğu orucu ve okuduğunu (öğrendiğini tebliğ ettiğini) alçaltır, değersizleşti-rir. Onlar Kur'an-t Kerim'i okhrlar ama okudukları onların gırtlaklarından aşağıya (yani kalplerine) gitmez, böylece onlar da okun hedefi delip gittiği gibi İslam 'dan çıkar giderler".
Kıble ehlinden (Müslümanlardan) olup da bid'atçı olanlar pek çoktur. Bunlar, Râfızîler, Kaderciler, Cehmciler ve diğerleridir. Bunların ictihad açısın­dan, gerek ilimde (teoride) gerekse pratikte ehİ-i sünnetle pek ilişkileri oldu­ğu söylenemez. Ehl-İ Kitap ve müşriklerden pek çoğu için de durum bundan farklı değildir. Ama burada (bir anlamda ictihadla) amaçlanan güzelliktir. Me­sela Fadl b. İyâd, Allah Azze'nin, "hanginizin daha iyi (en güzel) amel yaptığını deneyelim diye..." ayeti konusunda yaptığı açıklamalarda, "(et­melin en güzeli ve en iyisi), en samimisi ve en doğru olanıdır" demiştir. O'na, "ey Ali'nin babası, en doğrusu ve en samimisi ne demektir?" denildi­ğinde şöyle demiştir: "amel, içten, samimi, halis olup da doğru olmazsa kabul edilesi değildir. Kabul edilmesi için hem halis (katıksız, içten ve samimi) olmalı hem de doğru (sevab) olmalıdır. Halis (içten, samimi, katıksız) 'Allah için olmak' demektir. Sevab (doğru, hak, gerçek) 'sünnete uymak' demektir".
"Ey Allah'ım! Bize, bizi sana asi olanlardan ayıran "Allah korkusu"nu, cennetine ulaştıracak olan "Allah'a itaat'% dünyanın belalarını küçümsete-cek olan (görünmeze -gaybe- inançtaki) "kesin bilme"yi ve iman gücünü ver. Bize verdiğin kulak, göz ve güç gibi nimetlerin ömürlerini uzun et, bu ni­metlere içimizden mirasçılar getir. Bize zulmedenden hakkımızı, intikamı­mızı al, bize düşmanlık edene karşı bize yardım et, belamızı kendi dinimiz içerisinden verme, dünyayı en büyük uğraşımız haline getirme, dünyalık bir şeyler elde etmeyi tek amacımız haline dönüştürme, ilmimizi dünya ile sınır­lı hale dönüştürme ve senden korkmayan ve bize rahmet etmeyen kimseleri günahlarımızdan dolayı başımıza bela etme."
Bu hadisi el-Hâkim, Tirmizî ve îbn-i Ömer'den rivayet etmiştir. [119]


Beni Sırat Üstünde Arayın


Enes, Resulultah'tan (as) kendisine şefaat etmesini istedi. Resulullah (as) O'na şöyle dedi: "Evet, sana şefaat edeceğim," JLnes, "peki kıyamet gününde seni nerede arayayım?" dedi. Resulullah (as), "beni, ilk arayacağın yer olan Sırat'ta bulacaksın" dedi. Ben şöyle dedim: "Ya seni sıratta butamazsam? Resulullah (as): "O zaman mizanda (ölçü tartı yerinde) olurum" dedi. Ben, "ya seni mizanda da bulamazsam?" diye sordum. Şöyle dedi: "O zaman da Kevser Havz'tnda olurum. Kıyamet gününde bu üç yerde yanılmam (yani mutlaka bu üç yerin birisinde olurum)".
Bu hadisi imam Ahmed rivayet etmiştir. [120]


Onu Bağla Sonra Tevekkül Et


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi!Devemi saldım ve sonra da tevekkül ettim". Resulullah (as), "hayır, önce onu bağla, sonra tevekkül et" buyurdu.
Bu hadisi îbn-i Hibban ve Tirmizî rivayet etmiştir. [121]


Dilini Allah'ın Zikriyle Yumuşak Tut


Adamın biri Resulullah'a (as) gelerek şöyle sordu; "İslam'ınyasaları ba­na çok geliyor. Bana sıkıca tutunacağım bir şeyi vasiyet eder misin?" Resulul­lah (as), "dilini Allah Azze'nin zikriyle yumuşak ve ıslak tut. Allah'ı sürekli buyurdu.[122]


Allah Azze'ye İtaat Etmeyene İtaat Edilmez


Muaz b. Cebel Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi!Başımı­za senin sünnetine uymayan ve senin takibettiğin yolu (İslam'ı) izlemeyen kimseler gelip bizleri yönettiklerinde onlara karşı nasıl bir tutum izleyelim? Onlara karşı nasıl davranmamızı emredersin? Bu husustaki görüşün nedir?" Resulullah (as), "Allah Azze'ye itaat etmeyen (O'nun buyruk ve yasaklarını gözetmeyen) hiç kimseye itaat edilmez" buyurdu.
Bu hadisi îmam Ahrned rivayed etmiştir. [123]


Bir Şeyi (Bilmeyerek) Yaptığına Emin Olmakla Birlikte Yaptığı Şeyden Hoşlanmayan Kişinin Hatası Hariç


Haccâc b. llât ResuluUah'a (as) şöyle dedi: "Benim iCfekke'de malım ve orada yaşayan ailem var. Onların yanına gitmek istiyorum, ama burada yerleştim kaldım. (Haccâc burada "senden birşey istiyorum" diyecek yerde istemeyerek) Bu nedenle sana sövmek istiyorum ya da senden bir şeyler al­mak istiyorum, bu husustaki görüşün nedir? Ne diyorsun" Resulullah (as) O'nu azarlamak yerine istemeden böyle bir ifade kullandığını düşünerek di­lediği gibi konuşmasına ve istediği şeyi söylemesine izin verdi.
Bu hadisi îmam Ahmet rivayet etmiştir, .
Bu hadiste anlatılanlar şu hususa işaret etmektedir: Resulullah (as), bir kimsenin, yanlış konuştuğu halde sözünü kesmeden ve sözünü tekrar ettir­meden konuşmasına izin veriyorsa bu demektir ki, ya sözü söyleyen kişi o anda kullandığı sözcüklerin o cümledeki anlamlarını kasdetmemiştir veya sö­zünün anlamını bilmeden konuşmuştur yahut da sarfettiği sözleri asıl anlam­ları dışında kullanmıştır; bu nedenle de, yanlış söylemiş olmasına rağmen sö­zü tekrarlatılmamıştır (yani ona büyük bir tolerans, müsamaha gösterilmiştir), îşte Allah Azze'nin, elçisiyle insanlara gönderdiği dini budur. Bu dikkate alı­narak, kafir bir kimse Müslüman olduktan sonra kafirken yaptıklarından ya­hut söylediklerinden sorumlu tutulamayacağı; delinin delilikten, sarhoşun sarhoşluktan kurtulduktan ve uyuyanın uyandıktan sonra daha evvel yaptık­ları ve söylediklerinin dikkate alınmaması gerektiği esasına göre Haccâc b. î-lât da bu kabilden olarak söylediklerinden sorumlu tutulamaz. Zira Haccâc, Resululîah (as) ile konuşurken demek istediğinden farklı bir şey söylemiştir. Kalbinin söylemek istediği ve amaçladığı ile söylediği tamamen farklı şeyler­di. Bu hususta Allah Azze şöyle buyurmaktadır: "Allah dit sürçmeleri so­nucu (yamlarak, bilmeden, istemeden) yaptığınız yeminlerinizden si­zi sorumlu tutmaz. Yalnızca bilerek, isteyerek -bilinçli olarak- yaptı­ğınız yeminlerinizden sorumlu tutar." (Maide 9) Bir başka ayette ise, "...ama Allah sizi kalplerinizin kazandıkları, yani bilerek, isteyerek ve düşünerek yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutar" (Bakara 225) diye buyurarak durumu açığa çıkarmıştır. Bu ayetlere göre dünya ve ahirette-ki hüküm yalnızca kalbin yaptığı ve bilinçli olarak ortaya koyduğu şeylere İNANÇ göredir. [124]


İslam'da Ölülere Ağıt Yapmak Yoktur


Bir hanım Resulullah'a şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi'. Hanımlar cahili-ye (İslam öncesi küfür) döneminde cenazem dolayısıyla beni teselli etmek ü-zere ağıt yakmışlardı. Şimdi ben de onların cenazelerine Müslüman oldu­ğum halde ağıt yakayım mt?" Resulullah, "İslam'da ölüye ağıt yakmak,mibir vermemek için birbirinin kızlarıyla evlenmek, kabirlerin, mezarların, lahit-lerin, türbelerin ve ziyaretlerin başlarında kurban kesmek, (hayvan boğazla­mak) ve yarışlarda at koşturup peşinden naralar atmak yoktur. Yağmacılık (talan)yapan bizden değildir," diye buyurdu. Bu hadisi tmam Ahmed rivayet etmiştir. [125]


Tevessül Ve Vesile[126]


Allah'ın evliyası (dostları, buyruk ve yasaklarını gözetenler, velileri) ve i-yi kimseler aracılığıyla tevessül etmek helal midir? Allah Azze tarafından gön­derilmiş bir nebî(elçi)den yardım istenmesi, onun yahut büyük meleklerin yardıma çağrılması onlara dua olunması veya Allah Azze'nin ayetlerinden im­dat beklenmesi helal midir?
Bu husus, yani tevessül ve vesile konusu çok büyük bir öneme, çok ha-sas bir oluşuma, esere ve ağır ve tehlikeli denebilecektir konuma sahiptir. Nitekim alimlerin belleklerini işgal ettiğinden beri bu konudaki görüşler art­mış ve kavramlar ihtilaflı bir hal almıştır. Böylece insanlar tevessül ve vesile konusunda bir tarafta bu hususu destekleyen kanıtlar, diğer tarafta bu husu­su kabul etmeyen kanıtlardan oluşan bir zemine kaymışlardır. Bir taraf teves­sül vesile aramayı küfür, Allah Azze'yi İnkâr etmek, O'na eş koşmak ve zın­dıklık olarak değerlendirirken, diğer taraf tevessül ve vesile aramayı helal o-larak değerlendiriyor, ama bazı özel koşullara bağlıyor ve özel şeylerde, be­lirli konumlarda olmak üzere sınırlarını belirliyor. Biz ise bu konuda açıkla­maları genişletmek, konuyu analiz etmek, tartışmak ve olabildiğince ayrıntı­lara girmek istiyoruz. Ta ki hak (gerçekler) kesin bilginin keskinliğiyle ortaya-çıksın ve bid'at ehli, kazandığı günahları hiç eksiltmeksizin kıyamete kadar taşısın.
İbn-i Teymiyye veliler (evliya), nebiler ve kabirlerde yatanlar (türbeler, ziyaretler, yatırlar) ile tevessül etmeyi kabul etmemiştir. O'nun görüşlerine sufizm ekolü mensupları, sufîler (tasavvufçular) karşı çıkmışlardır. Böylece Şeyhülislam îbn-i Teymiyye ile tasavvufçular arasında harp çıkaracak bir ça­tışma atmosferi ortaya çıkmıştır. Bu çatışmalarda her iki taraf da kendi fikrini şiddetle savunmuştur. Durum böyle olunca şimdi sormak gerekmektedir: "Tevessül"ün ve "vesile"nin gerçek kimliği ve anlamı nedir?
Birinci söze, yani acaba kulun Allah Azze'nin insanlara elçi olarak gön­derdiği bir nebîyİ yahut büyük meleklerden birini veya Aliah Azze'nin bir a-yetini yahut Kabe'yi ya da bilinen dualardan birini yahut da Hızır'ı[127] bir vesi­le[128] aracı edinerek Allah Azze'den yardım dilemesi helal midir?
Filanın hakkı için, falanın hürmetine, meleklerin makamı ve yaratıkların (Allah'a) en yakın olanının hakkı için diyerek bir şey isterken Allah Azze'ye ya da yaratıkların ve Allah Azze'nin fiillerine ve amellerine yemin etmek he­lal midir? Bu hususlardaki soruların pek çok olduğu söylenmektedir. Sünne­tin getirdiği, yani Resulullah'ın (as) yaptığı dualarda Allah Azze'den, İsimjeri, sıfatlan, O'na sığınmalar ve ayetleri aracılığıyla dua ederek istekte bulunul­makta ve bu tip dualar "Sünen" kitaplarında yeraİmaktadır. Mesela şu sözde olduğu gibi: "Allah'ım hamd sana özgüdür. Sen gökleri ve yeri yoktan var e-densin, ey yücelik ve kerem (cömertlik) sahibi olan, ey ölümsüz diri ve ey berşeyi gözeten, koruyan (tüm bu niteliklere sahip olduğun için) senden isti­yorum".
Ve şu duada da bu durum şözkonusudur; "Ey Allah'ım! Sen kendisin­den başka ilah olmayan, doğmamış ve doğrulmamış olan, eşi ve benzeri bu­lunmayan hiçbir şeye veya kimseye muhtaç olmayan tek bir Allah olduğun için senden istiyorum ".
Müsned'de geçen bir duada ise, "ey Allah'ım/ Kendi kendini adlandır­dığın veya kitabında indirdiğin tüm isimlerinle yahut peygamberlerine öğ­rettiğin ve zatına özgü olan gaybı bilen (allâm el-guyûb) adını araya koya­rak senden istiyorum " buyurulmuştur.
Bazı alimlerin dillerine doladıkları ve sokak muskacılarının satmak üze­re yazmış oldukları, "(ey Allah'ım!) Korkakları rahatlatan Kâfin tedbirinin hatırı için, Tür, Arş, Kürsî, Zemzem, Makam ve Haram Belde (Mekke) batın için senden şöyle şöyle yapmanı vs. istiyorum" şeklindeki dua vb. Bu tıp dua­ların benzerleri ve örnekleri pek çoktur.
Bu tip duaların ve yardım istemelerin örnekleri hususunda ne Resulul-lah'tan (as) ne de sahabelerden hiçbir örnek rivayet olunmadığı gibi tabiin a-limleri de böyle dualardan herhangi bir şey aktarmış değillerdir. Yemin ko­nusunda İse, imamlardan şöyle rivayet olunmaktadır: Resulullah (as) buyur­du ki: "Yemin etmek isteyen kişi ya Allah Azze'ye yemin etsin yahut da sus-sun", "Allah Azze'den bir başkası adına yemin eden kimse Allah Azze'ye eş kopnuş demektir (yani müşriktir)", "Allah Azze'yi bırakıp da yaratıklardan herhangi birisine yemin etmek hiç kimsenin asla ve asla hakkı değildir" ve "kullardan herkim olursa olsun eğer Allah Azze'ye yemin etmiş İse Allah^Az-ze onun yemin ettiği hususu doğruluğa ulaştırır, yani onun yeminin karşılı­ğını verir". Burada şunu hatırlayalım, Enes b. en-Nadr, Resulullah (as) "Ra-bî'nin tırmanan yollarına yemin ettin mi?" diye sorduğunda şöyle dedi: "Hayır, seni hakk olan (tslam 'la veya Kur'an)la (yahut hakk olarak) gönde­ren Allah Azze'ye yemin ederim ki Rabî'nin tırmanan yollarına yemin etme­dim. " Berrâ b. Malik ise, "ey Rabb (olan Allah Azze!yalnızca şöyle şöyle ya­payım diye sana yemin ettim" demişti. İşte bu iki kimse de Allah Azze'nin yeminlerini kabul edip onların karşılığını verdiği kimselerdendiler. (Zira on­lar yeminlerini hem Allah Azze'ye yapmışlar hem de yeminlerini doğruluk uğrunda yapmışlar, yalan yere yemin etmemişlerdi-çev.} Kul Allah Azze'den bir şeyler ister ve dilekte bulunur. Bunları yaparken istediklerini Allah Azze'ye bazı aracılar (nedenler, vesileler) yardımıyla iletir. Bu tip hareketler Allah Azze'nin yapanlara sevap vereceğini vaad ettiği faaliyetlerden, daha doğrusu salih amellerdendir. Allah Azze, kullarını, çağrılarına (dualarına) ica­bet edeceğini vaad ettiği bu tip salih amelleri yapmağa teşvik etmiştir. Nite­kim, sahabeler Allah'a dualarla yaklaşırlarken kendi Peygamberlerini, sonra O'nun amcasını ve amcası dışındaki salih insanları aracı ediniyorlar ve onlar­la Allah'a tevessül ederek onların dualarını ve şefaatlarını kendilerine vesile ediniyorlardı. Bu hususta Buharî'nin Sahih'inde şunlar geçmektedir: Ömer b el-Hattâb yağmur duası İçin Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbâs'ı vesi­le tutarak Allah Azze'den su istiyor ve "ey Allah'ım biz sana (yağmur dua­sında) duamızı sunarken senin elçinle tevessül ediyorduk (O'nun hürmetine diyorduk) sen de bizlere su (yağmur) veriyordun. Şimdi de Peygamberimi­zin amcasıyla sana tevessül ediyoruz (onun yüzüsuyu hürmetine diyoruz) bize yağmur ver" diyordu. Allah Azze de onlara su veriyordu. Müslümanlar, Hz. Ömer'in ölümünden sonra da dualarında İbn-İ Abbas'la tevessül ediyor­lardı. "Sünen" kitaplarında bu tipten haberler yer alır. İmam Tirmizî de bun­ları sahih kabul eder. Bir haberde şöyle geçmektedir: (Kör) bir adam Resu-lullah'a (as) gelerek şöyle dedi: "Allah Azze'ye dua et de gözlerimi bana geri versin (gözlerim tekrar görsün)". Resulullah (as), ona, abdest alıp iki rekat namaz kılmasını ve "ey Allah'ım! Şu ihtiyacımı gidermen hususunda senden yardım diliyor ve Rahbım olan sana yöneliyorum. Ey Allah'ım bu husustaki şefaat (arabuluculuk), senin elçinden gelen bir talebtir" diye dua etmesini ve kendisini yönlendirdiği ve özendirdiği hususta Allah elçisinin kendine yaptığı şefaati kabul etmesini Allah Tealâ'dan istemesini emretti. Bu kişinin i-nandığı Peygamberi ile birlikte Allah'a yönelmeleri sahabelerden herhangi birinin Resulullah (as) ile birlikte Allah'a yönelmeleri gibidir. İşte bu tevec­cüh ve tevessül ResuluIlarTın (as) duası ve şefaatıyla olan bir teveccüh ve te­vessüldür. [129]
Ama "meleklerinin, nebilerinin, resullerinin, dostlarının (evliyanın), falan velinin, fÜan elçinin, Beytu'l Haram'ın, zemzemin, makamın, Tûr'un, Beytu'l Ma'mûr'un ve benzeri herhangi bir şeyin veya kimsenin hakkı için senden İs­tiyorum veya sana yemin ediyorum..." gibi dualar ve benzerleri ne Resulul-lah'tan (as), ne sahabelerinden, ne de onlara her iyi hususta tâbi olan tabı-în'den rivayet edilip aktarılmış değildir. Üstelik Ebu Hanİfe ve arkadaşları E-bu Yusuf gibi daha pek çok alimler bu tip duaların helal olmadığına dair de­lillerini ortaya koymuşlardır. Zira bu tip yeminler Allah Tealâ'ya yaratıkların­dan bazılarının aracılığıyla yapılan yeminlerdendir ki bunlar Allah'tan bir başkası adına yapılan yeminler gibidir. Allah Tealâ'nın dışında herhangi bir şeye yemin etmek ise helal değildir. İnsanın herhangi bir şey aracılığıyla Al­lah'tan bir istekte bulunması, vesile edinmek ve sebeplere tutunmak demek­tir. Bu durumda kul dua ederken veya herhangi bir dilekte bulunurken Allah Tealâ'ya kendi yaptığı salih amellerini sunar, onlar aracılığıyla veya Allah Az­ze'nin Nebîsiyle ya da kullarından salih temiz kimselerle tevessül ederek ih­tiyaçlarının karşılanmasını diler. Bu durumda, kulun aracı kıldığı temiz amel­leri Allah Azze tarafından ödüllendirilmek amacına yönelik olduğu gibi, dua etmesi de, ortaya koyduğu ihtiyaçlarının karşılanması, sıkıntısının giderilmesi ve gözleyip durduğu hedefine Ailaşmak istemesi içindir.
Bu, yağmur duası için çıkılırken yapıldığı rivayet olunan duanın anlamı içerisinde yer alan bir husustur: "Ey Allah'ım! İsteyenlerin senin üzerinde o-lan haklarının hatırı ve tâbi olduğum şu yolun hakkı için senden (şöyle şöyle yapmanı ve şunları vermeni vs) istiyorum" gibi. Mağara arkadaşları [130] da böyle dua etmişlerdi. Onlar Allah Azze'ye dua ederken, işledikleri salih a-melleriyle yalvarmışlar ve inandıkları Peygamberleriyle tevessül etmişlerdi. İşte bu tevessül onların Peygamberlere olan İmanları, itaatlan, sevgileri ve onları kendilerine veliler edinmeleri yahut onların dua ve şefaatlanm aracı tutmalarıyla gerçekleşmiş bir tevessüldür. Bununla beraber kendileriyle te­vessül olunan şahsiyetler bizzat kendi nefislerinde insanların isteklerine ce­vap verecek ve dualarına karşılık gösterecek herhangi bir şeye sahip değil­dirler. Yani duasmda veya isteklerinde "falanın yüzüsuyu hürmetine" veya "filan kimsenin hatırı için" diyerek Allah'a bir vesileyle yaklaşmak isteyen kimseler de onların vesileleri de hiçbir yarar veya zarar sağlayabilecek her­hangi bir güce sahip değildirler. Allah'a göre, isteyen de aracı gösterilen de bu hususta hiçbir şeye muktedir değildir. Her iki kesimin de tüm ihtiyaçlarını ve dualarını karşılayan Allah Azze'dir. Kulun kendileriyle tevessül ettiği şah­siyetlerin Allah Azze katında yüce bir makama sahip olmaları kulların istek­lerini yerine getirecek kudrete sahip olduklarını göstermez. Kendileriyle te­vessül olunan şahsiyetler Allah Azze'nin kendilerine verdiği iyilikler, erdem­ler ve ikramlar nedeniyle (Allah Azze ) katında yüce bir mevkiye ve övgüye değer bîr dereceye ulaşmış olsalar da bu durumlarından dolayı, kendileriyle tevessül eden veya etmeyen herhangi bir kimsenin duasını kabul edip ihti­yaçlarını yerine getirecek değillerdir. Dualarında ve isteklerinde kendileriyle tevessül ettikleri şahsiyetlerin makam ve değerleri, Allah'a inanıp itaat etmek şeklinde ortaya çıkan bif ulaşım yolu ya da bu şahsiyetlerden Allah Azze'ye ulaşan ve dua ve şefaat biçiminde kendini gösteren bir vesile olmuştur. İşte, birisi kullardan Allah'a iman ve itaat olarak, diğeri de Allah'tan kullara dua ve şefaatin kabulü olarak tezahür eden bu iki hususla kul Allah'a tevessül e-der. Diğer yandan Allah'ı bırakıp O'nun yarattıklarına yemin etmek hususu İ~ se yalnızca Allah Azze'nin hakkını verebileceği bir husus ve yalnızca O'nun hakkı olarak İslam'ın esas temelleri arasında yeralır. Biz ancak yasama hakkını elinde bulunduran Allah'a kulluk ederiz, yoksa bid'at ve uyduruklara değil. Burada, "Rabbına kavuşmayı isteyen, salih (temiz ve doğru) a~ metler işlesin ve Rabbına kulluk ederken O'na hiçbir şeyi ortak koş­masın" (Kehf 110) ve "...Hanginizin daha iyi amel yaptığını bilsin diye sizi imtihan etmek için ölümü ve hayatı yarattı" (Mülk 2) ayetlerine dikkat etmek gerekir. Fadl b. İyâd burada en doğru ve en İçten olan sözü söylemiştir. O'na, "ey Ali'nin babası, amellerin en doğrusu ve en içten olanı hangisidir?" denilince şöyle demiştir: "Kuşkusuz ameller doğru yapılmaz.ar­sa içten (samimi ve riyasız) olsalar dahi kabul olunmazlar. Doğru yapıldık­larında da samimi (halis, içten ve riyasız) oluncaya kadar kabul edilmezler. Halis olan, Allah Tealâ için olandır. Sevab (doğru, isabetli) olan amel ise Kur'an-ı Kerime veResulullah'ın (as) sünnetine uyandır".
Bu bir bütündür. Zira din Allah Azze'nin dinidir. Resulullah bu dini O'ndan alıp -insanlara- ulaştırmıştır. Böylece Allah'ın haram kıldığından baş­ka haram (kılınmış veya kılınacak) ve yasa olarak koyduğu (şeriat olarak be­lirlediği) dinden başka diğer dinler ortadan kalkmıştır. Allah Azze kendine ortak koşanlara (çeşitli şekillerde dünyada ve ahirette) azap etmiştir. Zira Al-l^h Azze kendilerine izin vermediği halde onlar din olarak yasalar oluşturdu­lar. Bahîre, Sâibe,.Vasîle ve Hâmî gibi Allah Azze'nin haram kılmadığı pek çok şeyi haram kıldılar. O'ndan başkasına dua etmek, kulluk etmek ve Hris-tiyanların uydurdukları ruhbanlık sınıfları gibi sınıflar oluşturmak suretiyle İs­lam'dan başka yeni yeni şeriatlar oluşturdular. [131]
İslam ilk peygamberin de dinidir, son peygamberin de. Allah elçilerinin tümü "İslam" ile gönderilmişlerdir. Bu hususta Hz. Nuh Alehisselamın, "ey kavmim şu bulunduğum makamım (konumum) ve size Allah'ın ayetlerini hatırlatmam (okumam) size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben Allah'a tevekkül ettim. (O'na dayandım) Öyleyse siz (yapacağınız) işinizi ve ortaklarınızı toplayın. Sonra işiniz başınıza bir dert, bir sıkıntı oluşturmasın. Daha sonra da bana hükmünüzü uygulayın, (bana) süre de tanımayın. Eğer benim ö-ğüdümden) yüz çevirdi iseniz, neden? Ben sizden herhangi bir ücret isteme­dim ki, benim şu işime karşılık olarak ücretim yalnızca Allah'a aittir. Ben Müslümanlardan olmakla emrolundum" (Yunus 71-72) şeklindeki sözleri bunu göstermektedir. Nitekim Allah Azze şöyle buyuruyor: "İbrahim'in di­ninden yüz çevirenler yalnızca kendi(nefîs)lerinİ alçaltanlardan baş­kaları değildir. Kuşkusuz ki biz İbrahim'i dünyada seçtik. O ahirette de salihlerdendir. Rabbı ona 'müslüman ol' dedi, O da, 'alemlerin Rabbı olan Allah'a teslim oldum' dedi. İbrahim oğullarına böylece va­siyet etti. Yakub da, 'ey oğullarım Allah sizin için bu dini (İslam'ı) din olarak seçti. Sizler yalnızca müslûmanlar olarak ölün' dedi". (Bakara: 130-132) Bîr başka ayette de, "Musa şöyle dedi: Ey kavmim! Eğer Allah'a İnandı ve teslim oldu iseniz O'na tevekkül edin" (Yunus 84) buyurulu-. yor.
Yine bir ayette de şöye buyuru lmuştur: "Havarilere; bana ve elçime inanın diye vahyettim. Onlar da, 'biz iman ettik sen de şahid ol ki, bizler müslümanız'dediler." (Maİde 111).
İki Sahih'te (Buharı ve Müslim'de) şu hadis yeralmaktadır: ResuluIIah (as) buyurdu ki: "Ey Nebiler topluluğu, dinimiz bir tek dindir ve tüm resulle­rin dini de tek bir dindir. Bu din islam'dır. İslam, eşi ve benzeri olmayan tek bir Allah'a ve emrettiği, şeriat (yasa) halinde ortaya koyduğu İslam'a göre kulluk etmektir". Nitekim ayette, "Allah Azze, Nuh'a vasiyet (tavsiye) et­tiğini, sana vahyettiklerimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye et­tiğimizi size din olarak şeriat (hukuk sistemi) yaptı. Şöyle ki; dini (İslam'ı) ayakta tutun (onu destekleyin, varlığım koruyun, helalini haramını gözetin) ve din içerisinde (dinî konularda) ayrılıp parça­lanmayın. Senin müşrikleri davet ettiğin husus onlara çok büyük (a-ğtr) geldi" (Şura 13) buyrulmaktadır. tik peygamber Adem'den (a) son pey­gambere kadar gelen tek bir din vardır, o da İslam'dır. Bunun yanında her peygambere verilen şeriat ve programın farklılık göstermesi İse doğaldır. Al­lah Azze'nİn bunu "ey insanlar/ İçinizden seçilmiş her peygamber için bir yol ve bir şeriat tayin ettik" (Maide 48) diyerek belirlediği gözönünde tutulunca bir peygamberin şeriatının bile dönem dönem farklılık arzetmesine benzer biçimde şu anda inandığımız din olan İslam'ın da şeriat ve program olarak farklılık arzetmesi doğal karşılanmalıdır.
Allah Azze İslam'ın başlangıcında Hz. Muhammed'e (as) Beytu'l Mukad-des'e (Kudüs) doğru yönelerek namaz kılmasını emretmişti. Daha sonraları Hicretin ikinci yılında Beytu'l Haram'a (Kabe'ye) doğru dönmesini emretti. Bu olaylar İslam dininde kendine özgü zamanlarda gerçekleşmişti. İslam şeriatinden önce Tevrat'ın şeriatı kendi zamanında İslam dininden bir parça ol­duğu gibi, İncil'in şeriatı da kendi zamanı içerisinde İslam dinînden bir parça idi. Bu durumda Tevrafa inanıp İncil'i inkâr edenlerin İslam'dan çıkıp kâfir olmaları gibi, İncil'e inanıp Tevrat'ı yahut bu üçünden ikisine inanıp Kur'an-ı Kerimi inkâr eden de dinden çıkmış kâfir olmuş demektir. İman, Allah'ın gönderdiği tüm kitaplara ve Onun elçilerine inanmak keyfiyetlerini kapsar ve gerektirir.
Bu hususta Allah Azze şöyle buyurmuştur: "Allah'a, bize indirilene, İb­rahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a ve torunlarına indirilmiş olanlara Mu­sa'ya, isa'ya ve tüm Allah elçilerine Allah tarafından verilenlerin hepsine i-man ettik, bunlardan hiçbirini dışlamayız (ayırmayız), bizler Allah'a teslim olmuş kimseleriz (mûslümanlarız) deyiniz". (Bakara 136) [132]


Onun İlmi Rabbımın Kalındadır


ResuluIIah (as) acaba kıyametin ne zaman kopacağını biliyor muyda, üstelik kıyametin işaretlerini de önceden haber vermişti? Yoksa Resululfah kı­yametin vaktini biliyordu, ama onu açıklamakla emrolunmamış mıydı?
Sahihân'da (Buharı ve Müslim'de) Ebu Hureyre'den ve Müslim'ue Hz. Ömer'den rivayet olunmuş bir hadiste Hz. Ömer şöyle dedi: Resulullah'a (as), "kıyamet ne zaman kopacaktır?" denildiğinde, "hu sorunun sorulduğu kişi, soran kişiden daha bilgili değildir" dedi.
Burada ResuluIIah (as), kendisinin, soruyu soran Bedevi'den daha fazla bilgi sahibi olmadığını açıklamaktaydı. Soruyu soran kişi bir Bedevî görünü­mündeydi. Ama o anda kim olduğunu bilemedik. Çekip gittikten sonra onun Cebrail (as) olduğunu öğrendik. ResuluIIah (as) kendinden bahsederken kı­yametin zamanı hususunda bir Bedeviden daha fazla bilgiye sahip olmadığı­nı söylemişti...
ResuluIIah (as) kıyametin kopma zamanı hakkında hemen hiç bir şey bilmediğini ifade ettiği halde nasıl oluyor da bir başkası çıkıp kıyametin vak­tini bildiğini iddia ediyor?
Kıyametin kopma koşullan olarak Kitap ve Sünnette sayılan hususlar kı­yametin alametleridir. Bunlar pek çoktur. Buraya kadar bazılarını sunduk ba­zılarını da sonra sunacağız. Kıyametin vaktinin belirli olduğunu savunanlar­dan biri de "ed-Düreru'I Munazzam fi-Ma'rifetil Muazzam" adlı eserin yazarı­dır. Bu adam, eserinde kıyametin alametleriyle vakti arasında 10 kanıt say­mıştır. Bu hususta açıklamalarda bulunanların bazıları "hece harfleri'ni daya­nak noktası edinmişler, bazısı da batının felaketlerinde destekleyici unsur a-ramışlardir. Bu tipler ve benzerlerini kendilerine tâbi olan kimseler gözlerin­de büyütmüşlerdir. Ama genelde bu tiplerin tümü yalancı ve iftiracılardan başka bir şey değildirler. Bunların yalan ve iftiraları pek çok yönden ortaya çıkmıştır. Bunlar bu hususta hiçbir bilgileri olmaksızın konuşmaktalar. Onların iddiaları "keşF ve "sırların bilinmesi" ikilemine dayanmaktadır. [133] Allah Azze şöyle buyurmaktadır: "De ki: Rabbım fahişeliği (zina, kötü ahlak, gü­nah, Allah 'm yasakladığı her şeyin yapılmasının) gizli olanını da aşikâre o-lanını da, günahı, haksız yere aşırı gitmeyi (azgınlığı ve zulmü), Allah'ın hakkında 'hu benim ortağımdır' diye bir kanıl indirmediği herhangi bir kimse veya şeyi O'na ortak koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah'a söyleme­nizi (iftira olması bakımından) haram kılmıştır". (A'raf 33)
Eğer Resulullah (as) kıyametin kopma zamanını bilmekte olduğu halde bu hususu açıklamamakla emrolunmuş olsaydı -ki çoğunlukla böyle sanıl­maktadır- veya bu hususta hiçbir şey bilmiyor olsaydı bile bu varsayımlar a-rasında en doğrusu, sözü dolaştırmamamız, yorumlama ma m iz ve Allah Az-ze'ye ait olan herşeyi O'na havale etmemiz, cennetin ve cehennemin hak (gerçek), kıyametin hiç kuşkusuz gerçekleşecek olduğuna ve Allah Azze'nin -tüm- kabirlerde yatanları (ölüleri) yeniden dirilteceğine iman etmemizdir. [134]


Allah Azze'ye Yaratıklarıyla Yemin Etmek Helal Midir?


Halkın bazı kesiminin dua ederken söyledikleri sözler; yaratıklar aracı tutularak Allah'a edilen yeminler ve sokak muskacılarının yazdıkları şeyler­den ibarettir. Mesela Tûr'a, Arş'a, Zemzem'e, Kürsî'ye, Makarn'a ve Haram Belde Mekke'ye dua etmek gibi. Acaba bu tip duaların helal oluşu konusun­da Resulullah'tan (as) herhangi bir haber gelmiş midir?
Uzun araştırmalardan sonra elde ettiğimiz gerçek şu ki; bu tipten her­hangi bir duanın helal oluşu hakkında ne Resulullah'tan (as), ne sahabeler­den, ne de imamlardan hiçbir haber gelmediği gibi durum ne olursa olsun böyie bir yemin etmek hiç kimsenin hakkı da değildir.
Resulullah'tan (as) şöyle rivayet olunmuştur: "Yemin etmek isteyeniniz ya Allah'a yemin etsin ya da sussun" ve "Allah'tan başkasına yemin eden O'na ortak koşmuştur (müşrik ohHuştur)".
Bunlardan şu sonuca ulaşıyoruz: Müslüman kişinin -Allah Azze'yi bıra­kıp - yukarıda sayfîan şeylere yemin etmesi helal değildir. [135]


Su Gözelerini, Taşlan Ve Ağaçları Uğurlu Saymak


Halk kesiminden ve eğitilmemiş insanlardan pek çoğu taşlara ve pınar gözelerine adaklar adarlar yahut bez bağlarlar veya ağaç yapraklarından yada başka şeylerden uğur tutarlar. îşte tüm bunlar gerçekten Allah Azze'yi in­kâr ettiren, insanı küfre düşüren işlemlerden ve cahiliyye (küfür) bidatların-dandır. Hem de Allah'a eş koşmaya (müşrikliğe) götüren en kolay ve yakın yoldur. Müşriklerin bir ağacı vardı. Onun üzerine silahlarını asarlar ve ona (zât-ı envât), yani "askılar sahibi" derlerdi. Bazı kişiler şöyle dediler: "Ey Al­lah'ın Resulü/ Müşriklerin bir zât-ı envât ağacı olduğu gibi biz de bir zât-ı envât edinelim". Resulullah (as), "Aliahuekber! Kavminin Musa'ya söyledik­lerinin aynını siz de bana söylüyorsunuz. Onlar Musa'ya şöyle demişlerdi: 'Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah yap'. îşte hu ulus­ların süregelen sünnetleridir. Kuşkusuz ki, sizler eski ulusların sünnetlerini (gelenek, görenek ve âdetlerini) adım adım, santim santim takihedeceksiniz; öyle ki eğer o uluslar bir keler (zehirli kertenkele) deliğine girseler siz de gire­ceksiniz ve onlardan biri karısıyla yol üzerinde (alenen ortaya yerde) cinsel ilişkide bulunsa siz de hemen -onun aynını-yapacaksınız" buyurdu. [136]


Allah Azze Nefisten Ve Hatırdan Geçen (Düşünülen), Ama Uygulanmayan Şeyleri Hesaba Çekmez Mi?


İnsanın gönlünden ve hatırından pek çok şey geçer. Bunlar kötülüklerle dolu olabilir. İnsan gönlü, hatırı ve nefsi ister istemez bunları düşünür, bu­nunla birlikte hemen onları terketse, uygulamasa acaba Allah Azze düşünü­len bu kötülüklerin hesabını insandan sormaz mı; insanı sorumlu tutarak bunlar nedeniyle insanı cezalandırır mı?
tmam Müslim'in Sahih'inde Ebu Hureyre'den rivayet olunan şu hadis geçmektedir; Resulullah şöyle buyurdu: "Allah Azze benim ümmetimi, nefis­lerinden (gönüllerinden ve halırlarından) geçen, yalnızca düşüncede kalan, ama konuşulmayan, söylenmeyen yahut ümmetinim kendinin veya bir baş­kasının uygulamasına sebep olmadığı şeylerden (kötülüklerden) dolayı ceza­landırmaz, bu kusurunu bağışlamıştır". [137]


İmanda Vesvese (Kuruntu, Kuşku) Ve Bunun İlacı


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: "İnsanlar birbirlerine öyle sorular sorarlar ki, artık Allah yarattı, Allah bunu bir yaratık olarak yarattı, peki Allah'ı kim yarattı?' gibi sorular gündeme gelir. Gönüllerinde, düşünce­lerinde bu tip kuşkular, kuruntular ve vesveseler bulanlar hemen 'âmentu bilîah' (Allah Azze'ye inandım) desinler." [138]

  #4 (permalink)  
Alt 10-11-2009, 22:04
DuYGuNiSa DuYGuNiSa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

Kafir Olarak Ölene İyi Amelin Yararı Olur Mu?


İnkarcı (kafir) olarak ölen kişinin ölmeden önce yaptığı güzel ve hoş a-mellcri varsa bunlar Allah katında ona bir yarar sağlar mı, yalnızca iyiliklerin­den dolayı kıyamet gününde göreceği azabı hafifler mi?
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah'a şöyle dedim: "îbn-i Ced'an cahiliye döneminde akrabalarım ziyaret (sıla-i rahim) eder ve mis­kinleri doyururdu. Ona bu iyi hareketlerinin yaran olur mu?" Rcsulullah (as) şöyle buyurdu: "Hayır, O -bir kez olsun- 'Rabbim kıyamet gününde be­nim hatalarımı (suçlarımı ve günahlarımı) bağışla' demedi." [139]


Cennetle Müjdelenen 70 Bin Kişi


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur: Resulultah (as), "ümmetim­den 70 bin kişi kendilerine hesap sorulmadan cennete girecektir" buyurdu. Bir adam şöyle dedi: "Ey Allah 'in Resulü, Allah 'a dua et de beni bu cennetlik kimselerden eylesin". Resulullah (as), "ey Allah'ım, bu kimseyi onlardan ey­le" dedi. Bir başkası kalkarak, "ey Allah'ın elçisi Allah'a dua et de beni o kimselerden eylesin" dedi. Resulullah (as), "Ukkâşe bu konuda seni geçti" de­di. Bu hadis Sahih-i Müslim'de geçmektedir. [140]


Resulullah'a (As) Salavat Getirmenin Keyfiyeti


Resulullah'a (as) salavat getirilmesinin keyfiyeti hakkında sorulduğunda, "şöyle deyiniz"diye buyurdu ve "Allahümme salli"[141] ve "Allahûmme barik" dualarını okudu. Bu hadis muttefekun aleyhtir. [142]


İslam, İman, Hicret Ve Cihad


Bir adam Resulullah'a (as), "İslam nedir?" diye sorunca şöyle buyurdu: "İslam, kalbini Allah a teslim etmen ve Müslümanlara ne elinle ne de dilinle hiçbir kötülük yapmamandır." Adam, "hangi îslam (teslimiyet) daha erdem­lidir?" dedi. Resulullah (as) "imandır (inanmak ve inançttr)" buyurdu. A-dam, "iman nedir?" dedi. Resulullah (as), "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ölümden sonra yeniden dirilmeye inanmandır" buyur­du. Adam, "peki hangi iman (inanç) daha erdemlidir?" diye sordu. Resulul­lah (as) "hicrettir" buyurdu. Adam, "hicret nedir?" dediğinde, Resulullah (as), "hicret (göç) tüm kötülüklerden göç etmen, onları terkelmetı ve onlar­dan uzaklaşmandır" buyurdu. Adam, "hangi hicret en erdemli olandır?" di­ye sordu. Resulullah, "cihaddır (çabalamak, vuruşmak, gayret etmektir)''bu­yurdu. Adam, "cihad nedir?" diye sorduğunda, Resulullah (as), "inkarcılarla karşılaştığında onlarla vuruşmandır (onları öldürmen yahut vuruşarak öl-mendir)" buyurdu. Adam, "hangi cihad en erdemlisidir?" dedi. Resulullah (as), "(savaş alanlarında) seçkin atını (Allah uğrunda çatlatırcasına koştu­rup tüm çabasını harcaması sonucunda) heder eden ve kendi kanını (bu u~ ğurda) akıtan kimsenin yaptığı cihaddır Bundan sonra ise amellerin en erdemlisi, bunlarla eş değer olan ameller müstesna şu iki ameldir- (Yalnız Allah için olan) makbulhacc ve Umredir"buyurdu. Bu hadisi İmam Ahriıed rivayet etmiştir. [143]


İnsanı Cennete Sokan Amel


Muaz, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi! Bana, beni cen­nete götürecek ve cehennemden uzaklaştıracak olan bir amel (iş, faaliyet, aktivite ve uygulama) öğret". Resulullah (as), "sen büyük -ve ağır- bir hususu sordun. Allah Azze kimin için (cennete gidiş) yolunu kolaylaştırma o yol ko­lay olur; cennete girmek, ateşten kurtulmak, Allah'ın yolunu kolaylaştırdığı kimselerden olmak istiyorsan Allah'a kulluk edersin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılarsın, zekâtı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın ve Allah Azze'nin evi olan Kâbeyi hacc edersin" dedikten sonra devam ederek, "sana hayrın (iyiliğin ve iyi olan herşeyin) giriş kapısını (onlan kazanacak amelleri) göstereyim mi?" diye sordu. Ben hemen, "evet göster ey Allah'ın el­çisi" dedim. Şöyle dedi: "Oruçtur ki, (kötülüklere ve şehvete karşı) insanı ko­rur, sadaka ki, suyun ateşi söndürdüğü gibi hatalan (gûnahlan ve suçlan) siler götürür ve gecenin karanlığında (kimse görmeksizin) insanın ktldığı namazdır. Peki, şimdi sana işlerin başını, onlan ayakta tutan desteklerini ve en doruk noktalannı anlatayım mı?İşlerin başı 'İslam', onu ayakta tutan ve yıkılmaktan koruyan direkleri ve destekleri de namazdır. İşlerin en doruk noktası Allah yolunda ve O'nun uğrunda cihaddır. Peki tüm bunlann kalbi­ni ve odak noktasını göstereyim mi?" Ben, "evet ey Allah'ın resulü" dedim. Resulullah kendi dilini göstererek: "İşte bunu kendine sakla, (dilini tut)" bu­yurdu. Ben, "ey Allah'ın elçisi -dilimizle- konuştuklanmızdan da sorumlu muyuz?" dedim. Şöyle dedi: "Annen sensiz kalsın Ey Muaz! İnsanlar cehen­nemdeki ateşte yalnızca dillerinin kendilerine kazandırdığı belâlar yüzün­den yüzüstü sürünürler."
Bu hadis sahihtir.
Resulullah'a (as), bir bedevî şöyle dedi: "Bana bir şey bir iş öğret ki -o-nu yapınca- beni cennete götürsün". Resullulah (as), "Allah'a kulluk et (her işte O'nun hoşnutluğunu gözet), O'na hiçbir şeyi ortak tutma, farz olan na­mazı kıl, belirlenmiş olan zekâtı ver ve Ramazan orucunu tut" buyurdu. Bu­nun üzerine bedevî, "nefsimi elinde tutan Allah'a emin ederim ki, bu saydtk-tanndan ne eksik ne de fazla yaparım" dedi, Adam arkasını dönüp gidince Resulullah (as), "cennetlik kimselere bakmaktan hoşlanan, işte şu insana (bedevîye) baksın" buyurdu.
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Bir başka adam ResulullalVa (as) şöyle dedi: "Bana, beni cennete soka­cak ve ateşten (cehennemden) uzaklaştıracak bir amel göster" . Resulullah (as), "Allab Azze'ye kulluk et, O'na hiçbir şeyi ortak tutma, namazı kıl, zekâ­tı ver ve sıla-i rahim et" dedi[144]
Bu hadis müttefekun aleyh'tir. [145]


Evet, Cennete Girersin


Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: "Çenelerinin ara-sındakiyle bacaklarının arasındakini (dilini ve cinsellik organını) günah­lardan koru, cennete girmene ben kefil olayım."
Bu hadis sahihtir. [146]


Cennete Götüren Şey


Resulullah'a (as) şöyle soruldu: "En erdemli amel hangisidir?" Şöyle bu­yurdu: "Allah Azze'nin bir ve tek oluşuna inanmak, sonra cihad etmek, son­ra da Allab Azze'nin kabul ettiği bir hacc yapmaktır. Bunlar amellerin en erdemlileridir. Diğer ameller ise bunların yanında güneşin doğuşu ve batışı arasındaki (zaman) gibidir "
Bu hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir.
Resulullah'a (as), "en erdemli amel hangisidir?" diye sorulduğunda şöy­le buyurdu: "Allah Azze'yi sevmen, O'nun uğrunda kızıp darılman (veya se­vinmen) ve dilinden Allah Azze'nin zikrini düşürmemendir." Soruyu soran şöyle dedi: "Bu nedir ki? ey Allah'ın elçisi" . Resulullah (as), "kendi nefsin i-çin istediğin şeyi insanlar için de istemen ve ya hayır (iyi şeyler) söylemen yahut susmandır" buyurdu. Sahabelerden bazıları "amellerin en erdemlisi" konusunda anlaşmazlığa düştüler. Bazıları şöyle dedi: "En erdemli amel hacc yapanlara su dağıtmaktır." Bazıları, "Mescid~i Haram 't imar etmektir", bazı­ları, "hacc etmektir" ve bazıları da, "Allah uğrunda ve onun yolunda cihad etmektir" dediler. Bu hususta Hz. Ömer, Resulullah'a (as) giderek bir çözüm önermesini istedi. Daha sonra şu ayetler indirildi: "(Yoksa) siz hacılara su verme isini (yüklenen kimseleri) ve Mescid-i Haram't onarma işi­ni (yüklenen kimseleri), Allah'a ve ahiret gününe inanan ve Allah uğ­runda cihad eden kimselerle bir mi tuttunuz? Bunlar Allah katında e-şit olamazlar. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (Tevbe 19), "Allah'a inanan, Allah uğrunda hicret eden ve mallarıyla canla­rıyla Allah yolunda savaşanların Allah katındaki dereceleri çok bü­yüktür. İşte onlar kötülüklerden kurtulup hayırlarda (ve iyiliklerde) kat kat yükselenlerin ta kendileridir." (Tevbe 20)
Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve senin Allah'ın elçisi olduğuna şchadel (tanıktık ve iman) et­tim, beş vakit namazı kıldım, malımın zekâtını verdim ve Ramazan orucu­nu tuttum (şimdi durum nedir, bu hususta ne diyorsun?)" Resulullah (as), "senin bu yaptıklarını hakkıyla yapan ve bu hal üzere ölen kimseler, dünya­da olduğu gibi abirette de nebilerle, sıddîk (Allab elçilerini onaylayan doğru sözlü ve doğru özlü) kimselerle ve şehidlerle birlikte olacaklardır" dedi ve parmağını kaldırarak "yalnız şu kadar var ki" der gibi, "anne ve babasına karşı çıkmamak, onlara asi olmamak ve onlara iyilik yapmayı kesmemek ko­şuluyla" buyurdu.
Hadisi Ahmed rivayet etmiştir.
Bir adam ResuluIIah'a (as) şöyle sordu: "Ben farz kılınmış namazları kılar, Ramazan orucunu tutar, Allah'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram tanır ve bunlardan başka bir şey de yapmazsam cennete girer miyim, ne diyorsun?" Resulullah (as), "evet''dedi. Adam yineleyerek, "Allah'ayemin ederim ki, bunun üzerine hiç hirşey eklemem"dedi.
Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Resulullah (as), "amellerin en hayırlısı hangisidir?" diye sorulunca, şöy­le dedi: "Tanı veya tanıma insanlara yemek yedirmen ve selam vermendir."
Bu hadis müttefekun aleyhtir.
Ebu Hureyre Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Seni görünce gönlüm ferahlı­yor ve huzur doluyorum. Bana her şeyi anlat". Resulullah (as), "herşey su­dan yaratılmıştır" buyurdu. Ebu Hureyre, "bana öyle bir şey öğret ki ona ya­pışınca ve sürekli yapınca cennete gireyim" dedi. Besulullah (as), "selamı yay (herkese selam ver), yemek yedir, akrabaları ziyaret et, (onlara iyilik et) ve insanların uykuda oldukları gece yarılarında namaz kılmak üzere kalk, bunları yaparsan sağ salim cennete girersin" buyurdu.
Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. [147]


TEMİZLİK


Deniz Suyuyla Abdest Almak


Allah Azze'nin elçisine (as) deniz suyuyla abdest almak hususu sorulun­ca şöyle buyurdu: "Denizin suyu temiz, onda ölmüş olan deniz hayvanı da helaldir'[148]


İçine Bir Şeyler Atılmış Kuyudan Abdest Almak


Nebî'ye (as) soruldu: "İçerisine (âdet kant gibi) kan, çürüyüp kokmuş nesneler ve köpek leşi gibi benzeri şeyler atılmış olan kuyudan abdest alınır mı?" Nebî (as), "temiz olan suyu hiçbir şey murdar etmez" buyurdu. [149]


Çölde Az Ve Seyrek Bulunan Su


Nebîye (as) soruldu: "Çöllerde vahşi hayvanların ve diğer canlıların sıkça gittikleri suların durumu nedir?" O (as), "eğer su iki kullet (damaca­na) kadar ise hiçbir şey onu murdar etmez" buyurdu.
Ebu Sa'lebe, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Biz Ehl-i Kitap'a mensup o-lan bir toplumun toprağında yaşıyoruz. Onlar domuz eti yiyorlar ve (alkol­lü) içki içiyorlar. Bu durumda onların kapkacaklarım ve yemek kaplarını nasıl kullanabiliriz?" Resul (as) şöyle buyurdu: "Bu durumda eğer kullana­cak başka bir kap bulamıyorsanız onların kaplarını su ile temizleyerek ye­meğinizi pişirin ve o kaplardan suyunuzu için."
Buharı ve Müslim'de bu hadis şöyle geçmektedir: "Biz ehl-i kitaptan o-lan bir toplumun arazisindeyiz, bu durumda onların kaplarından yemek yiyebilir miyiz?" Resul (as) söyle buyurdu: "Hayır, ama eğer başka kapkacak bulamıyorsanız onları yıkayın ve kullanın".
Müsned ve Ebu Davud, Îbn-İ Mâce, Dârimİ gibi Süncn'lerde ise şöyle geçmektedir: "MecusîleHn kaplarını kullanmak konusunda bize bir fetva (çözüm yolu) söyle bu kapları kullanmak zorunda kalırsak ne yapalım?' Re­sulullah (as), "eğer onları kullanmak zorunda kalırsanız önce su ile temizle­yin sonra kullanın " buyurdu.
Tirmızîde şöyle nakledilmektedir: Mecusîledn tencereleri konusunda Resululiah'a (as) sorulunca, "onları yıkamak suretiyle temizleyin, sonra ye­meklerinizi pişirin " buyurdu. [150]


Namazda İken Herhangi Bir Şey Gördüğünü Sanan Kişi


Resulullalra (as) soruldu: "Namazda iken birşey gördüğünü ya da duy­duğunu sanan kişi hakkında ne dersin?" O (as), "bir ses duyması veya bir kâr-zararsözkonusu olmadıkça namaztm bozmasın"buyurdu. [151]


Mezi


Resululiah'a (as) mezinin durumu sorulunca şöyle buyurdu; "Mezinin çıkması abdest almayı gerektirir". Soruyu soran devam ederek, "ya mezi el­biseme bulaşırsa durum ne olur" dedi. Peygamber (as), "yalnızca mezinin bulaştığı yere bir parça su rfö&vbuyurdu. Tirmizî bu hadisi sahih saymıştır.
Resululiah'a (as), "her erkek mezi salgılar, mezi çıktığında erkeklik uz­vunu ve husyelerini yıka ve namaz için abdest al" buyurdu. [152]


Bir Kadına Yaklaşan Kimse


Resululiah'a (as) şöyîe soruldu: "Ey Allah'ın elçisi, tanımadığı bir kadı­na yaklaşan, onunla buluşan, ama onunla cinsel ilişkide bulunmayan, bu kadına sadece karısına yaklaştığı gibi yaklaşan (onunla oynaşan) kimse hakktnda ne dersin; üstelik Allah Azze, 'gündüzün iki ucunda (sabah-ak-şam) ve gecenin İlk baştagtctnda namaz kıl İyilikler kötülükleri siler götürür' ayetim indirmiş iken?"
Resulullah (as), "abdest al ve namaz kıl." dedi. Muaz şöyle sordu: "Ya Resulullah (cinsel ilişkide bulunmaksızın yabancı bir kadınla oynaşan kim­senin bu kötülüğüne karşılık olarak abdest alıp namaz kılması keyfiyeti) yal-ntzca bu adam için mi geçerlidir yoksa tüm Müslümanlar için mi?" Resul (as), "evet tüm inananlar için geçerlidir." [153]


Kadın İhtilam (Rüyada Orgazm) Olursa


Ümmü Seleme RcsuFe (as) şöyle dedi: "Ya Resulullah, kuşkusuz Allah Azze hak (gerçek) olan şeylerden utanmaz. Öyleyse bir bayan ihtilam olduğunda boy abdesti (gusül) alması gerekir mi?" Resulullah (as), "evet (eğer u-yandtğı zaman cinsellik organında) sıvı (dişilik suyu) görürse gusletmesi ge­rekir" buyurdu. Ümmü Seleme, "kadınlar da erkekler gibi ihtilam olurlar mı?" diye sorunca, Resul (as), "hay elin bollaşstn (sıkıntı görnıeyesin), han­gi hususlarda erkek çocuk anneye benzer?". Bir başka açıklamada da şöyle geçiyor: Ümmü Seleme, Resulullah'a (as), "kadın ihtilam olunca gusleder mı?" dedi.
Müsned'de şöyle geçiyor: Havle bint-İ Hakîm. Nebî'ye (as) şöyle sordu: "Kadın rüyasında erkeğin gördüğü gibi bir rüya görünce durumu ne olur?". Resul (as), "nasıl ki erkek rüya gördüğünde menisi fışkırmadıkça gusletmesi gerekmiyorsa kadın da öyledir; dişilik suyu akıncaya kadar gusletmesi ge­rekmez''buyurdu.
Mü'minlerîn emiri Ali b. Ebu Talib (a), Resululiah'a (as) mezi konusunu sordu. O (as), "mezinin akmasıyla abdest, meninin ftşktrmastyla da gusül almak gerekli olur' buyurdu. Bir başka anlatımda şöyle geçiyor: "Erkeklik organının ucunda meziyi görürsen abdest al, erkeklik organını yıka. Meni boşalm tşsa guslet".
Bu hadisi tmam Ahmed kitabına almıştır. [154]


Uyandığında Islaklık Gören, Ama İhtilam Olduğunu Hatırlamayan Kişi


ResuluUah'a (as); uyandığında ıslaklık gören, ama ihtilam olduğunu (rü­yada orgazm olduğunu) hatırlamayan kişinin durumu sorulduğunda, Nebî (as), "o kişi gusül abdesti alır" dedi. [155]


Uyandığında Gördüğü Rüyayı Hatırlayan, Ama Islaklık Görmeyen Kişi



Resululiah'a (as) şöyle soruldu: "Bir erkek uyandığında ihtilam olduğu­nu (rüya gördüğünü) hatırlasa, ama bu ihiilamın ıslaklığını göremese bu kişinin durumu nedir?" O (as), "bu kişinin gusül abdesti alması gerekmez" buyurdu. [156]


Kişi Cinsel İlişkide Meni Fışkırtmazsa


Resululiah'a (as) soruldu: "Karısıyla cinsel ilişkide bulunan, ama meni­si fışkırmayan kimsenin durumu nedir?" Resulullah (as), "(orada oturmakta olan Hz. Aişeyi göstererek) bu ve ben bu işi yapıyoruz (cinsel ilişkide bulu­nuyoruz, ama meni ftşkırmıyor) daha sonra her ikimiz de gusül abdesti alı­yoruz".
tmam Müslim bu hadisi kitabında zikretmiştir. [157]


Saç Örgüsü Sıkı Olan Hanım


Ümmü Seleme, Resululiah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın Peygamberi ben saç örgüleri çok sık, çok sert olan bir hanımım; cünüplüklen kurtulmak için saç bölüklerimi dağıtayım mı?"
Resulullah (as), "hayır, yalnızca başına üç kez su dökmen, sonra da su­yu üzerine bolca dökünmen (boca etmen) yeterlidir" dedi. Bu hadisi Müslim kitabına almıştır. Ebu DavucTdan yapılan rivayette de, "dokunduğun her a-vuç suda suyu saç örgülerinin aralarına geçir" denmektedir. [158]


Mescide Giden Bozuk Yol


Bir hanım, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi, bizim mes­cide giden çok bozuk bir yolumuz var. Yağmur yağınca ne yapabiliriz?" Re­sulullah (as), "aynı yere (mescide) ulasan hu yoldan başka daha iyi bir yolu­nuz yok mu?" dedi O hanım, "var ey Allah'ın elçisi" dedi. Resul (as), "bu iyi yol da diğerinin ulaştığı yere ulaşıyor, (öyleyse ne zorluğunuz var?)" buyur­du. Bir başka rivayette şöyle geçmektedir: "bu kötü yolun haricinde ondan daha iyi bir yol yok mu?" diye sordu. Ben, "var ey Allah'ın elçisi" dedim. Re­sulullah (as), "bu yol da -sizi- diğer yolun gittiği yere götürür" dedi,
Resul'e (as) şöyle denildi: "Biz mescide gelmek istiyoruz, ama yol pislik­ten geçilmiyor". Resuluilah (as), yeryüzünün bir kısmı diğerini temizler".
Hadisi İbn-i Mâce kitabında almıştır. [159]


Hayız Kanına Bulaşmış Elbise


Bir hanım, Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Elbisesine hayız (âdet) kanı bulaşmış olan bir hanımın durumunu açıklar mısınız, bu hanım, ne yapa­caktır?" Resulullah (as), "kanın bulaştığı yeri ovalasın, sonra su ile çitüesin ve yıkasın, sonra da o elbiseyle namazını kılsın" dedi.
Bu hadis muttefekun aleyhtir. [160]


Yağa Düşmüş Fare


Resulullah'a (as), "yağın içine fare düşerse ne yapmak gerekir" diye so­ruldu. Resulullah (as), "yağın içine düşmüş fareyi ve etrafındaki yağı atın, kalan yağı yiyin." hu hadisi Buhar, kitabında rivayet etmiş, ama donuk yağla erimiş yağ arasındaki ayrıntıları belirtmemiştir. [161]


Kesilmeksizin Ölmüş Koyunun Yüzülmesi Ve Ölü Hayvanların Derileri


Mey mu ne, kesilmeksizin ölmüş olan murdar koyunu derisini almadan attıklarını söylediğinde Resulullah (as) şöyle dedi: "koyun ya da keçi gibi hayvanlardan ölü olarak bulduklarınızın derisini alınız" . Meymune, "ko­yunun derisini mi alalım, ama o ölmüştü?" dedi. Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "Allah Azze şöyle buyurmuştur. 'De ki; bana vahyeditenler arasın­da (kitapta) yenilmesi haram olarak yalnızca ölü etinden, akıtılmış kandan, pis olan domuz etinden yahut bir Jasıktık (günah) olarak Allah'tan başkası adına kesilenlerden başka hiçbir şey görmüyo­rum...' Siz onu (hayvanı) (mecbur kaldığınız takdirde-çev.) yeryahut derisi­ni (her halükarda-çev.) tabaklayarak kullanırsınız". Sonra Meymune ölü hayvanın derisini yüzmek üzere birisini gönderdi, deriyi tabakladı ve ondan bir su kırbası (tulumu) yaptı, bu su tulumunu yırtıhncaya kadar da kullandı. İmam Ahmed bu hadisi kitabına almıştır. [162]


İstitabe (Iştınca, Taşla Taharetlenme)


Resulullah'a (as), "istitabenin (taşla taharetlenmenin) durumu nedir?" diye sorulunca şöyle dedi: "(Tuvalet ihtiyacınızı giderdiğinizde) evvela üç tane taş alırsınız, iki taş pisliği temizlemek ve üçüncü taş ise anüsü (dışkı ye­rini) ve çevresini silmek içindir". Bu hadis "hasen"dir. İmam Malik ise "mür-sel" sayarak, "siz (büyük abdestyaptıktan sonra) önce üç tane taş bulursu­nuz" ifadesini almış, ama bunun üzerine herhangi bir ekleme yapmamıştır. [163]


Dışkılamak


Saraka, Resulullah'a (as), dışkılamanın durumunu sordu. Resulullah (as), dışkılamak için tuvalete oturduğu zaman önünü ya da arkasını kıbleye dön­memesini, rüzgara karşı durmamasını ve üç tane taşla yahut üç ağaç parça­sıyla ya da üç parça toprak keseğiyle (topağıyla) istinca ederek temizlenme­sini ve anüste dışkı kalıntısı bırakmamasını emretti. [164]


Abdestte Suyu, Yıkanan Her Organa Tam Gereğince Ulaştırmak


Resulullah'a (as) abdestin durumu sorulunca şöyle buyurdu: "Abdestte suyu, yıkadığın her organına (tam) hakkını vererek ulaştır, abdesli tamam­la, parmaklarının arasını ov ve yıka, oruçlu olmadığın zaman burnuna su­yu iyice çek."
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır.
Amr b. Anbese, "abdest nasıl alınır, durumu nedir" diye sorduğunda, Resulullah (as), "abdest, abdest aldığın zaman iki elini yıkayıp temizlemen-dir. Eğer böyle yaparsan hataların (günahların) tırnaklarının arasından ve eklemlerinden çıkar (yokolur). Bunlardan başka, burnuna su çekerek yıka­man, elleri dirseklerine kadar yıkaman başını mesb etmen (sıvazlaman) ve ayaklarını yıkamandır. Genel olarak tüm. bu organlarını yıkadığında bütün hataların yokolur gider. Sen* atıcından doğduğun gündeki gibi (günahsız) o-lursun" buyurdu.
Bu hadisi İmam Nesaî kitabına almıştır.
Bir bedevi Resulullah'a (as) abdestin durumunu sordu. Resulullah (as), abdesti (yüzü, dirseklere kadar -veya birlikte- elleri yıkamak, başı ve ayakları da sıvazlamak -meshetmek- veya yıkamak olarak) ona üç kez: gösterdi ve şöyle buyurdu: "tşte ahdest böyledir kim bunun üzerine bir şey eklerse -veya çıkarırsa- kötülük etmiş, konulan bu sınırı aşmış re zulüm etmiş demektir" Bu hadisi îmam Ahmed kitabında göstermiştir. [165]


Namazda iken yellenmek


Bedevinin birisi Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi bizden birisi namazda iken arkasından yel çıksa, suyumuz da çok az olsa durumu­muz ne olur?" Resulullah (as), "hafifçe yelteneniz abdest alsın... Kadınları­nızla anûsünden cinsel ilişkide bulunmayın. Allah hakkı açıklamaktan asla utanç duymaz" buyurdu.
t mam Tirmtzî bu hadisi kitabına almıştır. [166]


Ayakkabılar üzerine meshetmek


Resulullah'a (as) ayakkabı üzerine meshetmek (abdest alırken çıkarmak-sızın ayakkabı üzerini sıvazlamak) hakkında sorulduğunda şöyle buyurdu: "Yolcu için Üç gün, mukim (yolcu olmayan) için ise bir gün bir gece sureyle­dir". İbn-i Ebu Ammara, RcsuluÜah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi (ahdest aldığımda çıkannaksızın) ayakkabılarımın üzerine mesbedebilir miyim?" Resulullafa (as), "evet" buyurdu. İbn-i Ammara, "bir gün mü?' diye sordu. Resulullah, "ikigûn"buyurdu. İbn-i Ammara, "üç gün olmaz mı?" di­ye sorunca Resulullah (as), "evet, hatla dilediğin kadar" buyurdu.
Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır.
İlim adamlarından bir grup bu hadisin dış anlamına (zahirine) önem ve­rerek meshetme hususunda herhangi bir vakit (süre) belirlememişlerdir. Bir diğer grup ise, "bu durum kesindir, mesh hususunda vakit belirleyen hadis­ler mukayyeddir, yani bir kurala, bir koşula bağlıdır. Bu bağlılık ise kesinlik kazanmıştır" diyerek fikirlerini belirtmişlerdir. [167]


Topraklan yararlanırsın


Bir bedevi, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben ailemle birlikte çöllerde 4 ay ya da 5 ay kalıyorum. Bu zaman süresince bizden lohusalar, bayızlüar (âdet görenler) ve cünûpter oluyor. Bizim için ne öneriyorsıın, görüşün ne­dir?" Resutullah (as), "topraktan yararlanın (abdestinizi ve guslünüzü te­yemmümle yapın)" buyurdu.
Bu hadisi İmam Ahmed kitabında nakletmiştir.
Ebu Zerr, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben sulardan çok uzaklarda­yım, ailem de benimle; cünüp oluyorum.." Resulullah (as), "su bulamazsan temiz toprak 10 sene süreyle temizleyicidir. Su bulduğun zaman cildini o-nutUa sil (veyayıkan)"'buyurdu.
Bu hadis hasendir. [168]


Sargı


Bilek kemiği kınlan (ve kırığı sardıran) Hz. Ali, Resulullah'a (as) sargı­nın durumunu sorunca Resulullah (as) abdest alırken sargıların üzerine mes-hetmesini emretti.
Bu hadisi İbn-İ Mace kitabına almıştır. [169]


Yıkanarak Cünüplükten Temizlenmek


Sevban şöyle dedi: Resulullah'a (as) yıkanarak cünüplükten temizlen­menin durumunu sordular. Şöyle buyurdu: "Cünüp olan erkek saçlarını da­ğıtarak, yayarak yıkar ki kıl diplerine kadar su girsin; kadın için böyle bir durum söz konusu değildir. Saçlarını dağıtması gerekmez, saç örgülerini aç­maksızın üç avuç (yani azıcık) su ile başını ıslatması yeterlidir". Bu hadisi Ebu Davud kitabına almıştır. Bir adam Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Cünüp olmuştum, yıkandım; sabah namazını kıldıktan ve sabahladıktan sonra tır­nak bölgelerine suyun değmediğini gördüm, şimdi durum ne olacak?'' Resu­lullah (as), "eğer (yıkanırken) su deymeyen yerler üzerine elinle meshettiysen yeterlidir" diye buyurdu.
Bu hadisi İbn-i Mâce kitabına almıştır. [170]


Hayızdan Temizlenme


Bir hanım Resulullah'a (as) hayızın durumu sorulduğunda şöyle buyur­du: "Adetten temizlenmiş olanınız, suyunu ve (yaprakları yıkanmada kulla­nılan bir bitki olan) sedirini alır. Temizlenir ve temizliğini güzelce yapar. Başına bir miktar su döker ve (adeta) kemiklerine kadar ulaşsın diye (başı­nı) saçlarını bastım hastıra güzelce ovar. Sonra su dökünür (yıkanır), daha sonra hoş kokulu (misk veya parfümlü) bir bez parçasıyla silinir, temizlenir".[171]


Hayızlı Olan Kadınla Yapılacak Şeylerden Helal Olanlar



Bir adam, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Hanımım hayızlı (adetli) ol­duğu zaman onunla yapacağım helal işler nelerdir?" Resulullah (as), "ona i-zarını (göbekten aşağısını örten peştemali) giydir. Artık senin işin göbekten yukansıyla oynaşmaktan İbarettir1' diye buyurdu.
İmam Malik bu hadisi kitabına almıştır. [172]


Hayız Olan Kadınla Karşılıklı Yemek Yemek


Resulullah'a (as) hayızlı kadınla bir sofrada yemek yemenin durumu so­rulunca'şöyle buyurdu: "Birlikte yemek yiyiniz" .
Bu hadisi Tirmtzî kitabına almıştır. [173]
îmam Malik bu hadisi kitabına almıştır. [174]


Hayız Olan Kadınla Karşılıklı Yemek Yemek


Resulullah'a (as) hayızh kadınla bir sofrada yemek yemenin durumu so­rulunca şöyle buyurdu: "Birlikte yemek yiyiniz" . Bu hadisi T.irmizî kitabına almıştır. [175]


Lohusalarm Bekleme Süreleri



Resulullah (as), "lohusalar ne kadar beklerler?" diye sorulunca şöyle bu­yurdu: "Lohusalar 40 gün beklerler, ama 40 günden önce onları tetnizlenmiş görmeniz hariç (yani 40günden önce de temizlenebilirler)",
Darekutnî bu hadisi kitabında zikretmiştir. [176]


Kedi Pis Değildir


Kedi evcil bir hayvandır. Evlere ve yerleşim yerlerine vakitli vakitsiz gi­rer çıkar. Acaba ağzı ve vücudu temiz midir yoksa pislik (mikrop) taşır rnı?
Resulullah (as) bu hususta, "o (kedi) pis hayvanlardan değildir. Etrafı­nızda dönüp durur (sizinle adeta içli dışlıdır)" buyurdu. Kedilerin, fare ve benzeri herhangi bir şey yedikten sonra bir kaba kafalarını sokup su içmeleri durumunda bu suyun (ve kabın) temizliği konusunda alimler çişitli görüşler ileri sürdüler: İmam Ahmed ve bir başkasına göre bu husustaki görüşler 4 bölümdür. Bazısı, "kedinin bu durumda bıraktığı su artığı kesinlikle temizdir" demekte, bazısı, "ağzının temiz olduğu bilininceye kadar bu su kesinİikle pistir" değerlendirmesini yapmaktadır. Bazısı ise, "böyle bir şey yiyen kedi gidip kaybolur, dönüşünde ağzını temizlemiş olabilir. Bu durumda artık ettiği su temizdir, yoksa temiz değildir" demiştir. Bu, İmam Şafiî,' İmam Ahmed ve Rasulullah (as) hanımlarından herhangi birisiyle böyle bir şey yapmış mıdır?
Hz. Aişe'den rivayet olunan ve Buharı ve Müslim'de yeralan hadiste Hz. Aişe şöyle diyor: "Ben ve Resulullah ayrıt kaptan avuç avuç alarak yıkanır­dık". Bir başka rivayette ise, "suyun azhğt nedeniyle 'bana da bırak, bana da bırak: diye bağırırdım "diyor. Yine Sahih'te yeralan bir hadiste, Resulullah ve hanımlarından herhangi birinin aynı kaptan birlikte yıkandıkları nakledil­mektedir, Meymune bint-i Haris ve Ümmü Seleme gibi.
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: "Ben ve Resulullah, beraber aynı kaptan su alarak yıkanıyorduk. Bu kap 16 eski Irak nth kadar veya 15 Mısır ntltndan biraz az idi ( bu ölçü tahminen 20 ile 25 litre kadardır)". Sahih'te, Resuluüah'ın (as) bir müddlük (1.8 litre) bir su ile abdest aldığı ve bir Sa'lık (7,5 litre) bir su ile de boy abdesti aldığı geçmektedir. İbn-i Ömer'den rivayet olunup Sahih'te yeralan bir hadiste, "Resulullah'in (as) döneminde erkekler ve hanımları aynı sudan alarak (kan koca) bir arada yıkanırlardı" ibaresi geçmektedir.[177]
işte bu anlatılanlar Resulullah'tan (as) ve kendisiyle birlikte Medine'de yaşayan ashabından nakledilen sünnetlerdir. Burada rivayet olunan ve kesin­lik kazanan hususlardan birisi, karı ve kocanın birlikte yıkanmalarının, ister­se bîri diğerinin artık bıraktığı suyla dahi yıkanmış olsun helal olduğudur. Bu konuda İslam alimleri arasında hiçbir çekişme olmamış, aksine söz ve fikir birliği sağlanmıştır. Diyorlar ki, nikâhlı erkek ve kadın (karı koca) yahut er­kekler ve kadınlar bîr su kabından su alarak abdest alır ya da yıkanırlar, bu caizdir. Bu, kuşaktan kuşağa geçen haberler halinde yayılan sahih sünnetler­le kesinleşmiştir.
Burada alimlerin tek fikir ayrılığı, kadının yalnız başına yahut erkeğiyle birlikte gusletmesi durumunda erkeğin onun artığı olan suyla gusletmesinin yasaklığıdır. Bu hususta tmam Ahmed ve birkaç kişinin fikrine göre ortaya konulan açıklamalar üç türlüdür:
Birincisi: Erkeğin hanımının artığı olan suyla gusletmesinde hiçbir sakın­ca yoktur. İkincisi: Böyle bir şey hoş değildir (mekruhtur). Üçüncüsü: Eğer kadın yalnız başına yıkanmış, kocasıyla birlikte yıkanmamışsa, erkeğin, kadı­nın guslederken (boy abdesti alırken) avuç avuç alarak yıkandığı suyun arta kalanıyla yıkanması men edilmiştir.
Bu hususta sünen (sünnetler, hadisler) kitaplarında çeşitli hadisler riva­yet edilmiştir. Ama burada bunların tamamını zikredemeyiz. Erkeklerle ka­dınların, eş olarak birlikte bir kaptan alıp yıkanmalarının caiz oluşu hususun­da bir fikir ayrılığı yoktur. Durum böyle olunca, hamamlarda olduğu gibi er­keklerin kendi aralarında ve kadınların da kendi aralarında yıkanmaları caiz olur. Bu hususta fikir ayrılığı söz konusu değildir. Bu açıklamalardan sonra, yanında bîr başkası varken (guslü) yıkanmayı mekruh (çirkin) gören yahut bir kimseyle birlikte gusletmenin kişiyi temizlemeyeceği görüşünde olan kişi Müslüman alimlerin söz birliği halinde almış oldukları karara karşı çıkmış ve inananların toplumundan ayrılmış olur.
Bu açıklamalar göstermektedir ki, Resulullah'm (as) ve hanımlarının ve diğer erkeklerle hanımlarının birlikte guslederken su aldıkları kap küçücük bir şeydir (yani kap küçük olmasına rağmen eşlerin avuç avuç alarak boy abdesti almaları caizdir ve o suda eşlerden birinin kullanıp artırmasıyla pis olmaz). [178]


Su Dökünürken Suyu İdareli Kullanmak


Pek çok yöre sakinlerine suyun ulaştırılması zor bir şeydir. Zira su son derece kıttır. Bu nedenle yıkanırken su kullanımında yapabildiğince idareli (ekonomik) davranmak gerekli olur, kaçınılmazdır. Acaba bu hal Resulullah'm (as) bir sünneti midir?
Resulullah'm (as) bir müdd (730 gr. civarı) su ile abdest aldığı ve bir sa' (3 litre civarı) su ile guslettiği kesin olarak bilinen bir şeydir.
Ebu Hanife, sa'dan kastın 8 Irak rıtli olduğunu söyler (yani yaklaşık ola­rak 12.304 litre). Ama Malik, Şafiî, Ahmed ve benzerleri gibi Hicazhlara göre bu miktar 3.3/10 rıtldir (yani yaklaşık 8.151 kg). Bu hususta İmam Ebu Yu­suf un İmam Malik'le olan hikayesi meşhurdur. Ebu Yusuf, İmam Malik'e sa' ve müdd ölçeklerinin miktarlarını sorunca, Medinelilere sa' dedikleri ölçüleri­ni getirmelerini söyledi. Daha sonra İmam Ebu Yusuf un yanına pek çok sa' ölçeği getirilince İmam Malik onlardan birisine, "bu sa' ölçek sana nasıl u-laştı (bunu nereden aldın)"âedi (çünkü sa' ölçekleri değişikti).
O, "babam babasından rivayet etti, ben de ondan rivayet ediyorum, de­dem fıtır sadakasını Resulullah'a (as) bu sa' ölçeği ile teslim ediyormuş" de­di.
Bir başkası şöyle dedi: "Bana annem, kendi annesinden rivayet etti; annesinin bahçe ürününün sadakasını Resulullah'a (as) (kendi ölçeğini göstererek) bu ölçekle veriyormuş". Diğerleri de aynı şeyi söyleyince İmam Malik, Ebu Yusuf a, "bunlar yalan mı söylüyorlar" dedi. Ebu Yusuf, "hayır, Allah'a yemin ederim ki, bunlar yalan söylemiyorlar" dedi. İmam Malik, "ey Irak'tılar, bu rtth sizin rıtlınızla kıyasladım ve sizin ritimiz bu ölçüyle 5.1/3 ntıl (8.200 gr) çıktı" dedi. Ebu Yusuf, İmam Malik'e şöyle dedi: "Ey Abdul­lah, şimdi senin sözüne dönelim. Eğer arkadaşın benim gördüğümü görseydi, benim döndüğüm gibi dönerdi." (Yani Medinelilerin doğruluğunu görüp fikrimi değiştirdim demek istiyor-çev.)
İşte bunlar Medinelilerden sa' ve müdd ölçeklerinin miktarları konusun­da mütevatir olarak gelen haberlerdir. [179]


Kesik Saç (Kıl) Temizdir


Traş edilmiş kıl, saç temiz mi, yoksa pis midir?
Çoğu alimler insanın kesik saçının (kılının) temiz olduğu konusunda fi­kir birliğindedirler. Mesela İmam Malik ve Ebu hanife kesik saçın (kılının) te­miz olduğu görüşündedirler. Bu hususu İmam Ahmed görünüşte kabul etmiş gibidir. İmam Şafiî ise bu temizlik durumunu bazı koşullara bağlamıştır. Bu hadis sahihtir. Bu hususta şunlar anlatılmaktadır: Peygamber (as) başını traş ettiğinde saçının yarısını Ebu Talha'ya vermiş ve diğer yarısını da İnsanlara dağıtmıştır. Genel olarak Peygamber (as) temizliğin ve pisliğin belirlenmesi hususunda ümmetine de söz hakkı tanımıştır. Ama esas itibariyle O (as), a-raştırma ve uzmanlık gerektiren bir kanıtın varolduğu bazı hususlar hariç tüm ahkamda (yargılarda) Müslümanlar için bir örnektir. [180]


Kadınların Sünnet Olması


Kadınların ve erkeklerin sünnet olmaları bir sünnet mi, yoksa (sonradan uydurulmuş) bir bid'af mıdır?
Resulullah (as) kadınları sünnet eden bir hanıma şöyle dedi: "Sünneti hafif tut, kesmede aşın gitme ve azıcık kes. Zira sünnette (kadın uzvunun btzrından, klitorisinden ya da dilcik'inden) çok hafif almak, çok az kesmek kadının yüzünü aydınlatır, cinsel ilişkide kadının daha çok tat almasını sağlar ve orgazmı tatmayı kolaylaştırır'.
Burada şu hususlar söz konusudur:
Birincisi: Erkeğin sünnet.edilmesinden amaç, sidiğin erkeklik organının ucunu saran kılıf içerisinde hastalığa ve pisliğe yolaçmasını önlemektir.
İkincisi: Kadının sünnet edilmesinin amacı, kadının klitorisinden kay­naklanan şehvetinin azgınlığını gemlemek ve erkeğe olan isteğini az da olsa mutedil hale getirmektir. Zira kadının cinsel organının bızır (dilcik veya klito-ris) denen bölümünün kılıfı şehveti artırıcı bir özelliğe sahiptir. Hatta bunu vurgulamak için halk arasında birbirlerine söverken "ye'bne'l gulfa", yani "ey sünnetsiz kadın organının çocuğu" derler. Bunlar genel olarak erkeğe söy­lenmektedir. Kadınların sünnet edilmesi olgusu dikkate alındığında, fahişeli­ğin, geleneksel olarak kadınların sünnet edildiği toplumlarda değil de sünnet edilmeyen bazı ulusların kadınları arasında yayıldığı teslim edilecektir. Eğer sünnette kesilen parça büyük kesilirse kadının şehveti (cinsel isteği) zayıflar ve erkekten elde etmek istediği cinsel tatmin, karşı cinse olan özlem gibi ga­yeler mükemmelleşmez, hep kısır ve donuk kalır. Parça normal olarak alınır­sa elde edilmek istenen özelliklere kavuşulur ve ihtiyaçlar giderilir. [181]

Kasık Kıllarını Traş Etmek Ve Koltuk Altı Kıllarını Almak


Kasık kıllarını traş edip koltuk altı kıllarını almak için geçmesi gereken zaman ne kadardır?
Enes'ten şöyle rivayet olunmuştur: "Resulullah (as) kasık kıllarını traş e-dip koltuk allını almamız için bize bir süre belirledi. Yani iki traş arasım 40 günden daha uzun tutmamamızı söyledi." Bu hadis sahihtir. İşin en doğ sunu bilen Allah'tır. [182]


Allah'a İnanmış Kişi Pis Olmaz


Şöyle rivayet olunmuştur: "Allah Azze'ye inanmış olan bir mü'min pis olmaz, yalnızca cünüp olur. Ölü de olabilir diri de". Acaba bu husus doğru mudur?
Huzeyfe ve Ebu Hureyre'nin Resulü Hah'tan (as) rivayet ettikeri hadisler­de bu husus yeralmaktadır. Resulullah'a (as), cünüp olan bir mü'minin duru­mu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Mü'min kişi pis olmaz". Altı hadis kitabı da bu hadisi Ebu Hureyre'den rivayet etmişlerdir. Ama İmam Buharı, "Kita-bu'l Gusl" bölümünde hadisin nedenlerini açıklamış ve hadisi, başına "sub-hanallah" ibaresinin ilavesiyle rivayet etmiştir. HâkinVin "Sahihinde ise "ö-lü yahut diri" ibaresi geçmektedir. Cünüp kişinin kıllarını yahut tırnaklarını kesip atmasının mekruh (çirkin) oluşu hususunun serî (İslamî) bir kanıtı o-lup olmadığını bilmiyoruz. Resulullah ,(as) Müslüman olan bir kimseye şöyle demiştir: "Küfrün (inkarcılığın) kıllarım kes at ve sünnet ol". Müslüman olan bir başkasına gusletmesini emretmiştir. Bu açıklama iki hususun caiz (helal) oluşuna işarettir. Birincisi, hayızlı kadının taranması ve tırnaklarım kesmesi; i-kincisi, cünüp kimsenin taranması ve traş olması veya tırnaklarını kesmesinin caiz oluşu keyfiyetidir. Allah Azze işleri en doğru bilendir. [183]


Abdestte Baş Tamamen Mi Yoksa Kısmen Mi Meshedilir?


Abdest alırken başın tamamen mi yoksa kısmen mi meshedileceği husu­sunda alimlerin görüşü farklıdır.
Resulullah'tan (as) bu konuda rivayet olunan hadislerin sahih ve hasen derecelerinde oluşları nedeniyle imamlar başın tamamen meshedilmesi husu­sunda ittifak halindedirler. Aslında Resukıllah'ın (as) abdest alma hususiyetini rivayet edenler, Resululİah'm (as) başının bir kısmını meshettiğine dair hiçbir haber aktarmamalardır. Fakihler de (İslam hukuk bilginleri) böyle bir şey nakletmemişlerdir. Bununla birlikte mesela Kudûrfnin "Muhtasar" adlı eseri­nin başında, O'nun (as) abdest aldığında yalnızca kâkülünü meshettiği husu­su yeralmaktadır. Bu husus, Sahih-i Buharfde yeraian bazı hadislerde de geçmektedir. Mugire b. Şu'be'den şöyle rivayet olunmuştur; "Resulullah (as) Tebük seferinin yapıldığı yılda abdest aldı ve kâkülüne meshetti" . Bazı alim­ler işte bu rivayetler nedeniyle başın yalnızca bir kısmının meshediîerek abdest alınması fikrini benimsemişlerdir. Ebu Hanİfe ve Şafiî'nin mezhebi (fikri, ve uygulaması) böyledir. Bu husus İmam Ahmed ve Malik'İn görüşleri içeri­sinde de gündeme gelir. Bir grup alim ise, "başın tamamı mesh edilmelidir" diyorlar. Bu fikir İmam Malik ve Ahmed'in meşhur olan mezhepleridir. Bu haber de sahihtir. Ama Kur'an-i Kerim'de başın bir kısmının meshediîerek abdest alınacağım gösteren herhangi bir delil yoktur. Allah Tealâ'nm açıkla­ması şöyledir: "Başınızı meshediniz (sıvazlayınız) ve ayaklarınızı da (meshedin veya yıkayın).." Bu ayet, "yüzlerinizi mesbedin, ellerinizi de" ayetinin benzeridir. Her iki ayette de geçen "mesh" sözcüğü ve "bi" e-datt dikkate değerdir. Teyemmüm ayeti, teyemmümün abdestin yerini alma­sını ifade etmekle birlikte kısmen yapılan meshe işaret etmemektedir. Te­yemmüm, toprakla meshetmek demek olduğuna göre toprakla birden fazla mesh tekrarı sözkonusu değildir. Abdest işin aslı, teyemmüm de geçici ola­rak onun yerini alan bir husus olmasına ve mesh işlemi de su ile yapılıp tek­rarın sözkonusu olmasına rağmen nasıl oluyor da teyemmüm ayeti kısmî meshe işaret etmiş oluyor? Düşünebilen hiç kimse böyle bir iddiayı ileri sür­mez.
Bunlar dikkate alınınca diyoruz ki, "ayetteki 'bi-' edatı bütünün bazı parçalarına işaret eder. Zira 'bi-' edatı kısım bildirir" diyen ya da bu ayetin bu nedenle ortak bîr ölçüye İşaret ettiğini iddia eden kimse hem imamlara hem de lisanın yapısına karşı hata işlemiş demektir. Yalnızca bazı ifadeler i-çin kelimelerin başına gelen, fiillerle kullanılarak onları geçişli (müteaddî) yapan ve anlama artı bir değer kazandıran "bi-" edatının fonksiyonunu, "bir gözettir (kaynaktır) ki Allah'ın kullan ondan içerler" ayetinde görebili­riz. Zira Allah Azze, ayetteki "ondan" ifadesini "min-" (-den, -dan) edalıyla değil de "bi-1* (-e, -a, İle) edalıyla vermiştir. Eğer "min-" edalıyla verseydi, bu anlatım, kana kana-doyasıya içmeyi ifade etmezdi. Yani "min-" yalnızca kıs­ma işaret eder, oysa "bi-" tamamhk gösterir. En doğrusunu bilen Allah'tır. [184]


Yemeğin Bereketindendir


İnsanın yemek yemezden önce abdest alması farz kılınmış gerekli bir husus mudur?
Selman Farisî'nin Resulullah'a (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: "Biz Tevrat'ta, 'yemek yemezden evvel abdest almayı yemeğin bereketi' ola­rak okuduk" deyince Resulullah (as), "yemeklerden önce ve sonra abdest al­mak yemeğin bereketidir" buyurmuştur. En doğruyu bilen Allah'tır. [185]


Kıbleye Saygı Göstermek


Müslümanların kıbleleri, kalplerinden gelen bir sevgiyi ve gönüllerinin ilgisini gerektirmektedir. Küçük ya da büyük abdest bozarken (tuvalete otu­rurken) önünü yahut arkasını kıble yönüne dönmek helal midir?
Bu hususta "Sahih-i Buhari"de şöyle geçer; Resulullah (as) buyurdu ki:
"Küçük su dökerken ya da büyük abdeste otururken önünüzü (yahut arka­nızı) kıbleye dönmeyiniz. Bu ihtiyaçlarınızı giderirken doğuya yahut batıya dönünüz". Sünen kitaplarında İse Resulullah'tan (as) şöyle nakledilir; Buyur­du ki: "Doğu ile batı arası kıbledir". Bu hitap, Medine'de ve Şam, yarımada ve İrak gibi Mekke'nin güneyinde ya da kuzeyinde ikamet eden kimseler i-çtndir. Oysa Mısır'da oturanların kıbleleri doğu, batı ve kışın gündoğuşunun güneyinde (güney doğuda) yeralır. En iyisini bilen Allah Azze'dir. [186]


İslam Ümmetinin Yüzü Ve Ayağı Aktır


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Rcsulullah'm (as) şöyle de­diğini işittim: "Kuşkusuz ki, kıyamet gününde ümmetimden olanlar abdest-ten dolayı yüzleri ve ayaklarında aklık işaretleri olduğu halde toplanırlar. Öyleyse kendi yüz akını artırabilenler artırsınlar".
Bu hadisin lafzı Müslim'e aittir. Hadis Müttefekun aleyhtir. [187]


Büyük Abdest Bozduktan Sonra Suyun Bulunmadığı Durumda Sağ Ele Taş Alarak Temizlenmenin Yasaklanması


Abdullah b. Ebu Katâde'den, O da babasından rivayet ederek Resulul-lah'ın (as) şöyle söylediğini aktardı: "Küçük su dökerken erkeklik organınızı sağ elinizle tutmayın. Helada büyük abdestten ve küçük su dökmeden sonra sağ elinizle yıkanmayın ve temizlenmeyin. Su içtiğinizde de (içeceğinizi bir dikişte içmeyip soluklanın) nefesinizi kabın içine boşaltmayın". Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. Resulullah (as) bir şey içerken bir dikişte soluksuz iç­mez, iki ya da üç kez ara verir ve bir yudum içtikten sonra ara verdiğinde kabın içine nefes alıp vermezdi. [188]


Temizliğe Sağ Taraftan Başlamak


Hz. Aİşe'den şöyle rivayet edilmiştir: "Resulullah (as) temizliğe sağ tara­fından başlamaktan, (bineğinden inip veya yerinden kalkıp) yürümek iste­diğinde önce sağ adımını atmaktan ve ayakkabı giydiğinde önce sağını giy­mekten hoşlanırdı". Hadisi Müslim rivayet etmiştir. [189]


Tüm Namazları Bir Tek Abdestle Kılmanın Caiz Oluşu


Süleyman b. Büreyde'den, O da babasından şöyle rivayet etti: Resulul­lah (as) Mekke'nin fethi günü bir abdestie tüm namazları kıldı ve abdest alır­ken kulak memelerinin üzerine İnen saçlarını da meshetti. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Bugün daha önce yapmadığın bir şey yaptın (yani bunun anlamı ne?)". Resulullah (as) şöyle cevapladı: "Onu bilerek, isteyerek yaptım ya Ömer".
Bu hadis Sahih-i Müslim'de geçmektedir. [190]


Abdestle Yıkanan Organlar (Kıyamet Gününde) Abdestin İzi Olarak Beyazdır


lbn-i Ebu'l HazinVden şöyle rivayet olunmuştur: Ebu Hureyre'nin arka­sında idim. Abdest alıyor ve elini ta koltuğunun altına kadar yıkıyordu. Ben, "ey Ebu Hurcyre bu abdest de nedir, nasıl abdest alıyorsun?" deyince şöyle dedi- "Ey Ferruhoğulları! Sizler burada mısınız, eğer sizin burada olduğu­nuzu bilseydim bu şekilde abdest almazdım. Dostum Resulullah 'tan (as) şöy­le işittim: Mü'min abdest alırken suyunun ulaştırdığı organlar kıyamet gü­nünde beyazdır (ak-paktır)".
Hadisi Müslim rivayet etmiştir. [191]


Durgun Suya Küçük Su Dökmenin Yasaklanması


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyur­du: "Hiçbiriniz durgun bir suya küçük su döküp sonra da orada yıkanmasın
Bu hadis Müslim'in Sahihinde geçmektedir. [192]


NAMAZ



Cemaatla Namaz Kılmaktan Ayrılmak


Ebu Dâvûd ve Nesâî'nin "Sünerf'lerinde yeralan ve Ebu'd Derdâ'dan ri­vayet olunan bir hadiste şöyle deniyor; Resulullah'ın (as) şöyle dediğini işit­tim: "Bir köyde (yerde) üç kişi bulunduğu halde ezan okunmuyor, namaz da kîlınmıyorsa onlar şeytanin mülkleri olmaktan başka birşey yapmıyorlar demektir. Sakın cemaattan (topluluktan) ayrılma; çünkü sürüden ayrılanı kurt kapar". Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: "Şeytan onları kendi­ne mülk edindi, onlara Allah'ın zikrini unutturdu. İşte bu tipler şeyta­nın partisidir (taraftarlarıdır). Dikkat edin şeytanın taraftarları za­rara uğrayanların ta kendileridir".[193]


Namazda Safların Düz Tutulması


Allah Tealâ şöyle buyuruyor: "Rabbın ve melekler saf saf gelirler".
(Fecr 22). Yani düzgün güzel saflar oluşturarak gelirler. Acaba bu dikkate a-Iındığında namazda safları oluşturmak ve onları düz tutmak şeriate (İslam'a) uymak anlamına gelmez mi?
Sahih-i Buharî'de yeralan bir hadiste Resulullah'ın (as) şöyle dediği riva­yet olunur: "Meleklerin Rabbleri katında saf tuttukları gibi saf tutmayacak mısınız?"Bunun üzerine birisi Resulullah'a (as) şöyle dedi: "Ey Allah'ın Re­sulü! Melekler Allah'ın katında nasıl saf oluştururlar?" Resulullah (as) şöyle buyurdu: "İlk sırayı düzgün ve doğru bir şekilde yaparlar, sonra birbirlerine yanaşıp saffta dururlar". Bir başka hadiste İse Resulullah'ın (as) şöyle buyurduğu rivayet olunur: "Eğer insanlar cemaatla namazın ilk safının ve çağ­rının (ezan, kamet veya imamın hitabının) neler gizlediğini (ne tür bayırla­rı ve iyilikleri kapsadığım) öğrenseler, sonra da (ilk safta yer) bulamasalardı, ilk safa üşüşür ve onun hayrından pay almak için uğraşırlardı". [194]
Buharî'de şöyle geçmektedir: "Erkek saflarının en hayırlısı birinci sajf ve en kötüsü sonuncu saffttr". Bu hususun anlatıldığı ve namaz kılan cemaa­ta, önce birinci, sonra ikinci ve sonra da diğer safları oluşturmalarının açık­landığı bu tip örnekler "Sünen" kitaplarında çoktur. Cemaata gelindiğinde, birinci saf boş ve düzensiz bir durumda iken yeni bir saf oluşturmak islam şeriatine aykırıdır. Namazda iken namaza zarar veren bir şey yahut boş söz veya çirkin olan bir husus ya da haram yahut mescidde namaz anında ko­runması gerekli herhangi bir şey Resulullah'ın (as) açıkladığı şeylere bir ek olarak yapılırsa, şeriatı yüceltmeyi gerektiren hususlar terkedilmiş, şeriate ge­rektiği gibi saygı gösterilmemiş ve Allah Azze'ye itaatten sayılan meşru' sınır­ların dışına çıkılmış olur. Kişi, Allah'ın emirlerine uymak hususunda -tam ve dosdoğru yapmadığı halde- yaptıklarının eksik, yanlış olduğuna inanmıyorsa Allah Azze'nin emirlerini yerine getirmeye engel olanlardan sakınmaya götü­recek açık bir cezanın verilmesi artık hak olur. İşleri en iyi bilen Allah'tır. [195]


Namazda iken öksürmek ve boğazı temizlemek


Namazda öksürmek ve boğaz temizlemek namazı bozar mı? Bu hususta­ki görüşler nelerdir?
Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "Şu kıldığımız namazımız, ademoğ-lunun söyleyeceği -kendine Özgü- hiçbir sözle sahih olmaz. Kuşkusuz Allah Azze kendi işinde dilediğini emreder, namazda size konuşmamayı emret­miştir". Zeyd b. Erkam şöyle diyor: ".... Böylece namazda susmayı emretti, konuşmamızı yasakladı. Bu hususta Müslümanlar hemfikirdirler". Hatta na­mazda kafayı çevirip sağa sola bakmak bile mekruhtur. Bu hususta Hz. Ai-şe'den şöyle rivayet olunmuştur: Ben Resulullah'a (as) namazda kafayı çevi­rip sağa sola bakınmak hakkında sorduğumda bana, "namazda kafayı çevi­rip sağa sola bakınmak, şeytanın kulun namazından elde ettiği suistimaller-dendir" buyurdu. Hadisi Buharı rivayet jetmistir.
İlim adamları, namazda bile bile konuşan kişiyi namazının doğru olma­sını istemeyen kişi olarak değerlendirip namazının bozulmuş olduğunu söy­lüyorlar. Burada bile bile konuşmak demek, namazda olduğunu bilmek ve konuşmanın yasaklanmış olduğunun bilincinde olmak dernektir. Resulullah (as) namazda konuşmayı yasaklamış ve şöyle demiştir: "insanoğlu namazda konuştuğunda kullandığı sözcükler namazın hiçbir bölümünü ıslah etmez". Namazda konuşmayı anlatan pek çok hadis vardır Ama "namazda konuş­mak" anlamı içerisinde ne öksürmek, ne de boğaz temizlemek vardır. Bu iki sözcük ne yalnız başlarına, ne de bir başka kelimelerle konuşmak kapsamı­na girmediği gibi öksürüp gırtlak temizleyen kişi de "konuşan" diye adlandı-rılamaz. Ne var ki buradaki öksürük ve gırtlak temizleme ifadesi ile anlatıl­mak istenen, delillerle anlaşılmaktadır. Kastedilen, (birilerine verilen) işaret­ler olabilir. Namazda kahkaha ile gülmek ve benzeri şeyler hakkında iki ce­vap verilir: İlki; kahkahanın çirkinlik ve ayıp (yahut huy) anlamında değer­lendirilmesidir. İkincisi; biz, kahkahanın namazı bozduğu görüşünü namazda konuşmak olarak değerlendirip benimsemiyor ve bu açıklamalardan îsİam a-limlerinin büyük çoğunluğunun görüşüyle kahkahanın namazı bozduğuna dair herhangi bir işaret çıkaramıyoruz.
Bu hadisi İbnu'l Munzîr rivayet etmiştir.
Buradaki şıklar arasında daha başkaları da sayılabilir. Hatta şöyle dene­bilir: Kahkaha atılırken büyük bir ses çıkarılır. Bu ses namazın durumunu (vakarını) bozduğu gibi namaz kılarken gerekli olan huşuu (huzuru) da gi­derir. Kahkaha, içerisinde harf bulunmayan, yani herhangi bir anlam ifade etmeyen bir haykırış gibidir. Kahkaha atmak, namazı hafife almak ve onu o-yun-eğlence gibi bir konuma oturtmak dolayısıyla asıl amacı unutmak de­mektir, bu nedenle de namazı bozar; yoksa namaz kılan kahkaha attığında konuşmuş sayıldığından dolayı namazı bozulmuş değildir. Bu bakımdan Na­mazın bozulması hususu -bu kabilden olarak- açıklama gerektirmez. Namaz­da çıkarılan sesler ise konuşma hükmünde değildir.
Hz. Ali'den rivayet şöyle olunmuştur: "Resulullah'ın (as)yanına iki kez gitmiştim. Birisi gece, diğeri gündüzdü. Yanına gittiğimde namaz kılıyordu. Bana boğazını temizler gibi işaret etti".
Bu hadisi anlamı itibariyle İmam Ahmed, İbn-i Mâce ve Nesâî rivayet et­miştir.
Kahkaha hususu ise -ki ikinci husustur- konum olarak değil de huy ola­rak bir anlama işaret etmektedir. Birisi üflemek, ses çıkarmaktır. Bu hususta Malik ve Ahmed'den iki rivayet gelmiştir: Birincisi; üflemenin namazı bozma-masıdır. Bu fikri benimseyenler; İbrahim en-Nehaî, İbn-İ Şîrîn, seleften bazı­ları, Ebu Yusuf ve İshak'tır. İkincisi; üflemenin namazı bozmasıdır. Bu fikri benimseyenler ise Ebu Hanife, İmam Muhammed, es-Sevrî ve eş-Şâfiî'dir.
Bunlara dikkat edilirse, namazı ipta! eden (bozan) etkenlerin üfleme i-çerisinde bulunduğu görülür. Bu da, üflemede iki harf ve fazlasının ağızdan çıkmış olmasıdır. İmam Ahmed'in ise, "üfleme konuşma hükmündedir; ister­se iki harf kadar bile bir söz ağızdan çıkmış olmasın" fikrinde olduğu rivayet olunur. Bu husustaki kanıtı ise Hz. Ümmü Seleme'den rivayet olunan şu ha­distir: Resulullah (as) dedi ki, "namazda üfleyen kimse konuşmuş demektir".
Bu hadisin benzerini el-Mallâl rivayet etmiştir. Ama O'nun rivayet ettiği hadis sahih değii mcrfudur. Bu nedenle ona güvenilmez, İmam Ahmed ise tbn-İ Abbas'tan şu sözleri rivayet etmiştir: "Namazda üflemek konuşmak demek­tir". Şu hadisi de Saîd kendi "Sünen"inde rivayet etmiştir: "lifleme iki harfi kapsar, bu ise namazda okunan herhangi bir ayet değildir, ama kahkahayı andırmaktadır".
Öksürerek boğaz temizlemede olduğu gibi üflemede de deliller, konuş­ma olmasından yanadır. Yani üflemek, konuşmak gibidir. Bu husustaki tartış­malar da hemen hemen aynıdır. Ama namazda boğaz temizleme, Resulullah'ın (as) bizlerle konuşmuş olduğu dilde -Arap dilinde- konuşma olarak tanımlanmamış ve namazda genel olarak yasaklanan konuşmayı kap­samına almamıştır. Enes'ten şöyle rivayet olunmuştur: Resulullah (as) buyur­du kt, "sizden biriniz namazda rabbına dua edip yalvanyorken ne önüne, ne de sağ tarafına tükürmesin; -eğer mutlaka tükürecekse- sol tarafına ve a-yağının altına tükürsün".
Bu hadis muttefekun aleyhtir.
Namazda eğer yemin edecekse -dahi- konuşmasın bu İşlerden olarak -daha önce yapmış olduğu- bir yemini de namazda bozmasın. Kişi eğer na­mazda konuşacağına dair yemin etmişse bu hoş bir şey değildir. Zira böyle bir yemini yerine getirmek için konuşmak kaçınılmazdır. Bu konuşmalar bir anlama işaret ederler. Bunlar, akıl yoluyla tanımlanabilecek olan ve yerine göre değişiklik arzeden işaretlerdendir. Ama namazda sahibinin durumunu anlatan yalın sesler doğal duyulara işaret ederler. Eğer mutlak konuşma her­hangi bir şeye işaret etmek hususunda bir pay alacak olursa, yani konuşarak bir şey anlatılacak olursa bunlar namazda yapılması yasak olan işaretler gru­buna girer ve işaret olmaktan çıkarak anlatım durumuna dönüşürler. Hem de amaca işaret eden bir konuma girerler. Bu da konuşmak, söz söylemek diye adlandırılır. Tüm bunlarla beraber namaz bozulmaz. Zira Resulullah (as) na­mazda İken kendisine selam verildiğinde işaretle o selama karşılık verirdi. Bu haliyle de namazda işaret edilip anlaşılan şeylerin hepsini yasaklamamış demektir. Bu,anlamdan olarak, namaz kılan kişinin Kur'an-ı Kerim'le uyar-mass ve teşbih etmesi, yani "subhanellah" demesi, nassların (ayet ve hadis metinlerinin) işaret ettikleri gibi helaldir.
Bunun yanısıra namazda yapılması meşru olan şeyler, dinleyen kişiye bir şey anlatmak amacına dahi yönelik olsa namazı bozmaz. Öyleyse doğal olarak yapılan hem de kimseye bir şey anlatmak amacı gütmeyen, ama du­yan kimselerin onun halini anladıkları hareket veya susmak gibi şeyler nasıl oluyor da namazı bozabiliyor. Nitekjm insan namazda iken birini gördüğün­de, ya organlarından birini oynatır veya titrer yahut gözünden yaş gelir ya da tebessüm eder, böylece karşısındaki kişi onun durumunu anlar. Ne var ki, bu durum diğerlerinden ayrılır, zira bir tür seslenme olarak değerlendirilmekte­dir, her ne kadar sünnette reddedilmemişse de. İmam Ahmcd'in Müsned'İn-de Muğire b. Şu'be'den rivayet olunan bir hadiste şöyle denmektedir: Resulullah (as) güneş tutulması (kusuO namazında üflemeye başladı. Namazdan sonra kendisine durum sorulduğunda şöyle dedi: "Cehennemin ateşi bana öylesine yaklaştırıldı ki yüzüme değmesin ve yüzümden uzaklaşsın diye üfle-dirn" (Bkz. el-Fetâvâ el-Kübrâ İbn-İ Teymiyye)
Müsned'de ve Sünen-i Ebu Dâvûdda Abdullah b. Amr'dan şunlar riva­yet olunmuştur: Resulullah (as) güneş tutulması esnasında namaz kıldı ve son secdesinde üfledi ve şöyle dedi: "Üff üff üff Rabbtmf Ben aralarında i-ken onlara azab elmeyesin diye beni -onlara- göndermedin mi?". Bazı arka­daşlarımız bunu cevaplayarak, bu olayın yasaktan önce cereyan ettiğini veya Allah Azze'den yahut da Resulullah'ın (as) cehennem ateşinden korktuğu i-Çİn böyle davrandığını savundular. Şöyle dediler: "Bize göre hu iş namazı ip­tal etmez", işleri en iyi bilen Allah Azze'dîr. [196

  #5 (permalink)  
Alt 10-11-2009, 22:06
DuYGuNiSa DuYGuNiSa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart

Kabirlerin Mescid Haline Dönüştürülmesi


Çoğu yerlerde kabirlerin mescid haline dönüştürülmesi bir bid'at olarak yaygınlaşmış, önceki yüzyıllar -kuşaklar- da bu bid'attan nasiplerini almışlar­dır. Acaba bunun haram olmasının türü ve şekli nedir? Bunun gerçekliği na­sıl açıklanmalıdır?
Buharî ve Müslim'de şu hadis yeralmaktadır: Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "Allah Azze Yahudilerce ve Hristiyanlar'a la'net etsin; zira onlar ken­di peygamberlerinin kabirlerini mescid haline dönüştürdüler". Bu hadiste Resulullah bizleri bu işi yapmaktan sakındırmaktadır.
Müslim'de Hz. Aişe'den rivayet edilen bir hadiste şöyle deniyor: "Ümmü Habîbe ve Ümmü Seleme, Resulullah (as), Habeşistan'da bir kilisede bir ta­kım resimler gördüklerini anlattılar. Bunun üzerine Resulullah (as) şöyle bu­yurdu: "İşte bu insanlar (Hristiyanlar ve Yahudiler) her ne zaman araların­dan iyi ve salih bir insan öldüyse hemen onun kabrinin üzerine bir bina kurdular ve orayı mescid (ibadethane) edinerek orasmt gördüğünüz resim­lerle süslediler. Onlar kıyamet gününde Allah katında yaratıkların en kötü-südürler".
Kabirlerin mescid edinilmesi; oralarda kabirlere secde edilmesi veya mezarların üzerine namaz kılınması anlamından daha geniş ve daha kapsam­lı bir anlama sahiptir. Müslim'de bir başka haberde ise şunları görüyoruz: "Kabirlerin üzerlerine oturmayın ve ne onlara karşı, ne de onların üzerle­rinde namaza durmayın".
Beydâvî şöyle diyor: "Hristiyanlar ve Yahudiler kendi peygamberlerinin kabirlerine onların şanlarını ve durumlarını yüceltmek ve onları ululamak için secde ediyorlardı. Onların kabirlerini namaz kılarken kıble ediniyorlar ve onların putlarını yapıyorlardı. Allah Azze onlara la'net etsin".
Sözkonusu ameli kesinlikle reddeden hadisler vardır. Ne var ki burada, anlatılanların sebeplerine işaret eden kanıtlar ortada yoktur. Açık ve anlaşılır olan şudur: Yasaklamanın nedeni (sebep ve illeti), bu işe sürükleyen etkeneri bertaraf etmek ve hiçbir şeye veya kimseye ne zarar, ne yarar verebile-:ek ve ne de herhangi bir şey duyup işitebilen cansızları ululayanların edin­dikleri putlara tapınmaktan, putçuluktan uzaklaşmak ve onlara benzeme-nektir. Ayrıca bu uğurda mal harcanması da çirkin bir şeydir ve boşu boşu­na yapılmış bir iştir.
Hz. Aişe şöyle demiştir: "Eğer bu yasaklama olmasaydı Resulullah'ın (as) kabrini yerden yükseltir, orada bir mescid edinirdim. Ama Kabirlerin mescid edilmesini çirkin görmüştür".
Yine Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde geçen bir haberde Habeşistan'daki bir kilisede ne süslemeler, ne de herhangi bir resmin bulun­madığı geçmektedir.
Resulullah (as) şöyle demiştir. "Yahudiler ve Hıristiyanlar ne zaman kendilerinden salih ve temiz bir kimse ölse, onun kabrinin üzerine bir bina inşa eder, orayı kendilerine mescid edinir ve buraları resimlerle süslerler. Bunlar kıyamet gününde Allah Azze'nin katında varlıkların en kötüleridir", Sahih-i Müslim'de Resulullah'tan (as) rivayet olunan Cündüp'ün hadisinde şunlar geçmektedir: Resulullah (as) ölmezden kısa bir müddet önce şöyle dedi: "Kuşkusuz sizden önceki kuşaklar kabirleri mescid haline getirdiler. Dikkat edin sakın kabirleri mescidler haline dönüştürmeyin, ben sizleri bun­dan men ediyorum"}
Müsned'de ise Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Kıya­met gününde, tanıdığınız yaratıkların en kötüsü kabirleri mescid edinenler­dir". İmam Malik'in eİ-Muvatta' adlı eserinde Resulullah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: Resulullah (as) buyurdu ki, "Allah'ım! kabrimi ibadet edilir bir put haline dönüştürme. Allah Azze'nin gazabı kabirleri mescid e-dinen toplulukların üzerinedir".
Sünen kitaplarında hemen hemen aynı haberler yeralmaktadır: Resulul­lah (as) buyurdu ki, "benim kabrimi bayramlık bir şey haline dönüştürme­yin. Nerede olursanız olun bana salavat getirin, zira salavatlannız (duala­rınız) bana ulaşır". Bu hadîs, gerek senet, gerekse de metin itibariyle sahih­tir. Ne var ki Müslümanların nerede olurlarsa olsunlar Resulullah'a (as) getir­dikleri Salavatlarm (duaların) nasıl ulaşacağı bizim için gayb kavramlarından biridir. Gayb ise yalnızca Allah Azze'nin bileceği bir husustur. Bize düşen, gaybı Allah Azze'nin bildiğine ve gaybın gayb olduğuna inanmak, bu husus­ta münakaşaya tutuşmamak yahut hakka haksızlık edecek bir çekişmeye gi­rişmemektir. (Seyyid Cemilî) [197]


Evde Namaz Kılmak


kimseler evde namaz kılmanın mescidde kılınanla aynı sevaba sa­hip olduğunu ve Resulullah'ın (as) şöyle buyurduğunu savunuyorlar: "Yeryü­zü bana mescid kılındı ve benim için temizlendi". Bazıları da şöyle diyor: Cuma namazının sıhhatinin (kılmabilmesinin) şartı mescidde kılınmasıdır. Bu husus ayette de geçmektedir. Ama mescidde kılınan farz namazın sevap ve hayır bakımından daha büyük bir dereceye sahip olduğu savunulmaktadır.
Öyleyse bu hükmün sünnetteki açıklaması nedir, neye dayanır?
Sahih-i Buharı ve Sünen kitaplarında geçen bir haberde şunlar rivayet o-lunmaktadır: Kör bir adam evinde namaz kılmak üzere izin istedi. Resulullah (as).da O'na izin verdi. Ama adam dönerken çağırarak şöyle dedi: "Ezanı duyuyor musun?" Adam, "evet" dedi. Resulullah (as), "öyleyse çağrıya (eza­na) cevap ver". Resulullah (as), ezam duyduğundan dolayı camiye gelmesini emretti. Bu nedenle İmam Ahmed ezanı duyan herkesin cemaata gelmesinin gerekli (vacip) olduğu görüşünü savunmuştur.
Sahih bir hadiste Resulullah'm (as) şöyle dediği rivayet olunur: "Mescide yakın oturanlar farz namazları yalnızca mescidde kılmak zorundadırlar". Oradakiler şöyle dediler: "Mescidin komşuları kimlerdir ey Allah'ın Resulü?" Şöyle dedi: "Ezanı duyan herkes mescidin komşusudur".
Sünen kitaplarındaki hadislerde şöyle geçmektedir: İbn-i Ümmi Mektûm ResulullalVa (as), "ya Resulullah benim evim mescide bir hayli uzak; kolayca aşamayacağım bir de dağlık arazi var ve şehirde zehirli hayvan da pek çok. Bu durumda bana evimde namaz kılmak için müsaade ediyor musunuz?'' diye sordu, Resulullah (as), "ezam duyuyor musun?" diye sordu. Q, "evet" deyince Resulullah (as), "öyleyse sana izin verecek bir husus bulamıyorum" dedi. Bu açıklama, Allah Azze'ye inanan bir insanın cemaata gelmesinin, ce­maatla birlikte olmasının zorunluluğuna kanıttır.[198]


Tek Başına Ve Cemaatle Namaz Kılmak


Tek başına namaz kılmayı cemaatle namaz kılmaktan daha üstün kılan nedir; cemaatla namaz kılmak da tek başına namaz kılmaktan hangi durum­larda daha üstündür?
Kişinin cemaatla kıldığı namazı tek başına kıldığı namazdan daha üstün tutanların delilleri konusunda İki husus vardır; bunlar Özürsüz olarak tek ba­şına kılınan namazın sahih (doğru) olduğu temeline dayanmaktadırlar. Tek başına kılınan namazın sahih olduğunu savunanlar, "cemaat vaciptir, ama koşullarından birisi değildir. Mesela ikindi namazının, vaktin sonuna, yani günün karanlığa doğru sararma vaktine ertelenmesi ve o zaman kılınması hata (suç ve günah) olmakla birlikte bu vakitte kılman namaz sahihtir. Hatta akşam namazının vaktinin girmesine bir rek'at kılınacak kadar kısacık bir za­man kalsa bile kılman namaz sahihtir" diyorlar ve şunu ekliyorlar: "Birisi i-kindi namazının zamanının bitmesine bir rek'at kadar vakit kaldığında nama­zı kılsa ikindiyi eda etmiş demektir." Bir şey diğerinden üstün tutulduğunda üstün tutulan şey -mutlaka- caiz (helal) demek değildir. Allah Azze şöyle bu­yuruyor: "Cuma günü namaz için çağrıldığınızda (ezan okununca) hemen Allah'ı zikretmeye koşuşun (titizlik gösterin ve hırslı davramn) ve artık alışverişi de bırakın, bu sizin İçin daha hayırlıdır". Bu­rada Allah Azze cuma namazına titizlik ve hırs göstererek sıkıca sarılmayı a-lışverişten daha hayırlı, kılmıştır. Burada (koşmak acele etmek değil de) bir hırs ve bir çaba göstermek vacibtir. Cuma ezanı okunduğunda alışveriş et­mek ise haram kılınmıştır, [199]


Kişinin Cemaatla Kılmış Olduğu Namazın Nafile Oluşu


Bir kimse farz olan bir namazı bir cemaatla kılsa, daha sonra bir başka opluluk aynı namazı cemaatla eda etmek üzere saf oluştursalar, önceki ce­maatla namazı kıldıktan sonra bir başka cemaatla aynı namazı bir kez daha alabilir mi?
Bir kimse farz bir namazı kılsa ve mescide gelse, burada bu adamın kıl-iığı namaz cemaatla kılınıyor olsa, onlarla birlikte aynı namazı kılarsa bu na-naz İster gecikmeli veya geçmiş olsun isterse vaktinde olsun eşittir. Nitekim tesulullah (as) insanlarla mescidde namaz kılmayan iki kişiye şöyle demişti: "Size ne oldu ki, (zorunuz ne) bu insanlarla birlikte namaz kılmadınız, voksa Müslüman değil misiniz?". Onlar, "ey Allah'ın Resulü!Biz evlerimizde kılmıştık" dediler. Resulullah (as), "evlerinizde -birfarz namazı- kılıp mesci-ie geldiğinizde aynı namazı cemaat kılıyorsa onlarla beraber -bir kez daha bile olsa- kılınız. Zira bu sizin için nafile olacaktır" buyurdu.
İmam Malik, imam Ahmed, Ebu Hanife ve alimler topluluğundan daha >aşkaları diyorlar ki, "bir Müslüman herhangi bir -farz- namazı ister bilerek, ster bilmeden geçirmişse beklemeksizin onu kaza (yani telafi) etmelidir". İ-nam Şafiî'nin de tercih ettiği buduf. Kendisi, "eğer bir kimse bilerek bir na-nazı geçirmişse vakit geçirmeksizin hemen kaza etmelidir" diyor. Bir kimse :emaatla namaz kıldıktan sonra bir başka kametle namaza çağrılıyorsa onla-a uysun. Bu durumda birinci kıldığı namaz, bir farzın yerine getirilmesi, i-âncisi ise sahih bir namaz olarak kendisi için nafiledir, yukarıda sunduğu­nuz hadis ve daha başka hadislerin işaret ettikleri gibi. "Farz olanı en mü­kemmelidir, çünkü bu Allah Azze içindir" diyorlar. İşieri en iyi- bilen Allah Izze'dir. [200]


Azledilmiş İmam


Eğer bir kimse, Allah Azze'ye karşı işlediği bir suçtan dolayı imamlıktan ızledilmiş ise, insanlar (Müslümanlar) onun arkasında namaz kılabilirler mi?
Ebu Davud'un "Sünen" adlı eserinde şunlar geçmektedir: Nebî (as) bir i-nami kıbleye karşı tükürmek suçundan dolayı imamlıktan uzaklaştırdı ve nescide gelen Müslümanlara, "O'nun arkasında (ona uyarak) namaz kıl-nayınız" dedi. Adam Resulullah'a (as) gelerek, "ey Allah'ın Resulü!însanla-ın bana uyarak arkamda namaz kılmalarını sen mi yasak.la.din?" diye sor-lu. Resulullah (as), "evet, sen (namazda) kıbleye karşrtükûrmekle Allah Azze'ye ve Resulüne eziyet ettin " dedi. Eğer bir kimse bu nedenle imamlıktan u-zaklaştırılmışsa ve cemaat da onun arkasında -ona uyarak- namaz kılmaktan men edilmişse, bu yerinde verilmiş geçerli bir hükümdür. En iyisini en doğ­rusunu bilen Allah'tır. [201]


Hile Ve Aldatmayla Kadın İle Kocasının Arasını Bozan Kimse


Kendine bağlamak ve kendine almak amacıyla hile ve aldatmacalarla bir kadının kocasıyla arasını bozan kimsenin Müslümanlara imam olması he­lal midir?
Müsned'de Resulullah'tan (as) rivayet olunan bir hadiste Resulullah (as), "bir kadınla kocasının yahut bir köleyle efendisinin arasını hile ve aldatma­calarla bozan kimse bizden değildir" buyurdu. Bir kimsenin, bir kadınla ko­casının arasını bozmak üzere çabalaması ağır (şiddetli büyük) günahlardan sayılmıştır. Zira bu, sihir (büyü) işlerindendir ve şeytanın en büyük fiilidir. Kadınla kocasının arasını bozmak üzere faaliyete geçen kişi, özellikle koca­nın karısını nikâhında tutmakta ısrar etmesine rağmen yalnızca onunla ken­disi evlenmek için hile ve aldatmalarla onları birbirinden ayırmak üzere faali­yete geçmişse ve ortadaki deliller de bunu göstermekte ise böyle bir kimse­nin Müslümanların basma imam olması yalnızca bu tip işlerden tevbe edip pişmanlık duyduğunu kanıtlamasıyja mümkündür. Allah Azze'nin onu affe­dip etmemesi ise ayrı bir husustur. Eğer yaşantısı düzgün, salih bir insanın i-marnliğj söz konusuysa böyle bir kimsenin -tevbe edip pişman olduğunu be­lirtse dahi- imamlığı makbul görülmez ve ona uymak gerekli değildir. Bir zo­runluluk hali olmaksızın bir günah işleyen kimsenin arkasında namaz kılın­maz. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. [202]


Kendisinden Hoşlanmayan Cemaata İmam Olmak


Çeşitli yörelerdeki dağınık yerleşim birimlerinde bazı kimseler halk kesi­mine ve kendisinden hoşlanmayan (hatta nefret eden) geniş topluluklara i-mamlık ederek namaz kıldırıyorlar. Ne var ki, bu insanlar kendisini sevebile­cekleri herhangi bir imam da bulamıyorlar bu durumda verilecek hüküm ne­dir?
Resulullah (as) bir hadiste, "şu üç kişinin kıldığı namaz kendi kulakla­rından daha yukarı çıkmaz (Allah katına ulaşmaz): Kendisini sevmeyen bir topluma imam olan, namazlarını erteleyerek sürekli vaktin sonunda kılan ve hür bir kimseyi köle edinen" buyurdu. En İyisini bilen Allah'tır. [203]


Mescide Ölü Gömmek Helal Midir?


İnsanlar sürekli olarak şu soruyu sormaktalar: "Acaba mescidlere cenaze (ölü) gömmek helal midir?"
Mezhep imamları kabirlerin üzerine mescid yapılmaması hususunda ay-
nı görüşü paylaşmaktadırlar. Zira Resulullah (as), "sizden önceki -dinlere mensup olan- kimseler kabirleri kendilerine mescidler edinmişlerdi. Dikkat e~ din sakın sizler kabirleri mescid haline dönüştürmeyin. Ben sizleri böyle şev­lerden men ediyorum"buyurmuştur. Mescİdlere ölü defnetmek de caiz değil­dir. Önce mescid yapılıp sonra da ölü gömülmüşse, ya mezar yerle bir edile­rek ya da ölü yeni gömülmüşse mezar açılıp bir başka yere nakledilerek de­ğişiklik yapılır. Eğer önce ölü defnedilmiş, daha sonra üzerine mescid bina edilmişse orası ya mescid olarak varlığını sürdürür yahut kabir olarak. Bu durumda bu mescidde namaz kılınmaz, ne nafile olarak ne de farz olarak. Zira bu yapı bir mezarın üzerine inşa edilmiştir. En iyisini bilen Allah'tır. [204]


Küçük Hasır Üzerinde Namaz Kılmak


Bazı gruplar hurma dallarından veya başka bitki dal ve yapraklarından dokunmuş mendil benzen küçük hasırlar üzerinde namaz kılıyorlar. Bu hare­ketlerine de delil olarak Resulullah'ın kendilerinin imamı olduğunu ve onun izini takibettiklerini ortaya sürüyorlar. Bu konunun gerçeği nedir, doğrusu nasıldır?
Bir hadiste Resulullah'ın (as) bir seccade üzerinde namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Adamın biri Abdullah b. Ömer'den, O da Hz. Aişe'den rivayet ederek dedi ki; Resulullah (as) abdest aldı ve "ya Aİşe bana bir hasır getir" dedi. Hz. Afcşe de getirdi. Resulullah (as) onun üzerinde namaz kıldı.
Resulullah (as) bu hadisin metninde bir "humra" istemiştir. "Humra", hurma dallarından örülmüş küçük bir hasıra denir. Zira "Resulullah onun ü-zerine secde etti" deniyor. Bu küçük parça, onu yerin sıcağından, alnına bir-şcylerİn batmasından ve eziyet veren şeylerden koruyordu. Bu hadis sahihtir. Bu küçük hasır parçasından daha büyük, yani seccade kadar bir parça üze­rinde namaz kılması İse pislik ve benzeri şeylerden korunmak içindir.
Ne Resulullah (as) ne de sahabeleri, üzerinde -devamlı- namaz kılacak­ları herhangi bir seccade edinmenıişlerdir. Onlar ya toprağın üzerinde namaz kılıyorlardı ya da hasır veya benzeri herhangi bir şey üzerinde. Namaz kıl­dıklarında önlerine herhangi bir engel de koymazlardı.
Buhari'nin ve Müslim'in sahihlerinde Resulullah'ın (as) ayakkabılanyla namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Bu hususta Resulullah (as), "Yahudiler ayakkabılarım ayaklarında (giyinmiş) iken namaz kılmazlar (dua etmez­ler); sizler onlara muhalefet ederek ayakkabılarınızı giyip namaz kılın" bu­yurmuştur. Bu uygulamada Resulullah (as) ve ashabı ayakkabıları ayakların­da İken bir kez namaz kılmışlardır. Daha sonra Resulullah (as) ayakkabılarını çıkardı. Ashabı da ayakkabılarını çıkarınca, "ne oldu da ayakkabılarınızı çı-kardınız?" diye sordu. Onlar da cevap olarak, "senin ayakkabılarını çıkara­rak namaz kıldığını gördük, (bu yüzden) biz de çıkardık' dediler. Resulul­lah (as), "Cebrail bana gelip ayakkabılarıma eziyet verin (pislik, diken vs. gibi) maddeler yapışmış olabileceğini söyledi, ben bu nedenle çıkardım. Şimdi sizler mescide geldiğinizde ayakkabılarınızı kontrol edin. Eğer o bir şey varsa onu toprağa sürerek temizleyin. Zira toprak her iki ayakkabını­zı da temizler" buyurdu. Resulullah (as) ve ashabı ayakkabılarını çıkarmaksı-zın namaz kıldıklarına ve aynı ayakkabılarla hem yürüyüp hem de namaz kıldıklarına göre nasıl oluyor da Resulullah'ın (as), üzerinde namaz kıldığı bir seccade edindiği ve namaz kılmak istediğinde onu bir hasırın veya başka bir yaygının üzerine serdiği sonra da -onun üzerinde- namaz kıldığı zarinolu-nabiliyor? Böyle bir şeyi Resulullah (as) yapmadığı gibi, sahabelerinden hiç­bir kimsenin de bir seccade edindiği rivayet olunmamıştır. Bazı alim kimsele­rin Mescid-i Nebeviye (Peygamber mescidine) gelip yere bir seccade serdik­ten sonra onun üzerinde namaz kılmak istedikleri haberi İmam Malik'e ula­şınca onların hapsedilmelerini emrettiği ve şöyle dediği rivayet olunur: "Sîz bilmiyor musunuz ki, böyle şeyler bizim mescidimizde bid'attır (sapıklıktır)''. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. [205]


Hamamda Namaz Kılmak


Hamamda (banyoda) namaz kılmak helal midir?
Ebu Davud'un "SünerTinde ve diğer bazı hadis kitaplarında Ebu Said'den, O da Peygamber'den (as) şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (aş) dedi ki: "Yeryüzü; hamamlar ve mezarlıklar dışında, tüm olarak benim için . mescid kılındı". El-Huffâz bu hadisi sahih saymıştır. Vakit daralmışsa veya namazın vaktinin geçmesi sözkonusuysa oralarda namaz kılınabilir mi, yoksa mümkün olduğunca bu yerlerin dışına çıkmak mı gerekir? İmam Ahmed ve bir başka alimin mezhebinde yeralan iki görüşe göre hamamlarda namaz kı­lınması doğru değildir.
Cünüp olan kimse nama2 vaktinin evvelinde yıkanmak için hamama İh­tiyaç duyduğunda -yıkandıktan sonra- namaz kılmak üzere dışarı çıkar. Baş dönmesinden veya başka bir şeyden dolayı eğer isterse yıkanmasını tamam­lamak üzere tekrar hamama döner. Zira alimlerin pek çoğuna göre namaz i-çin hamamdan dışarı çıkmak gerekir. Buradaki yasaklama, ya bir haram kıl­ma gibidir, nitekim İmam Ahmed ve arkadaşlarının görüşleri budur, ya da namazı tenzih etmek, daha doğrusu yaraşan bir konumda tutmak içindir, İt­mam Şafiî'nin görüşü de budur.
Allah Azze'nin gece kabul etmediği gündüz namazları ve gündüz kabul etmediği gece namazlarına gelince; mesela öğlen ve ikindi namazlarını insa­nın geceye bırakması helal olmaz. Bu hususta Buhari'nin Sahihinde Resulul­lah'ın (as) şöyle dediği rivayet olunmaktadır: "ikindi namazını geçiren kişi ailesine ve malına zulmetmiş gibidir".
Yine Buharî'nin Sahih'inde şöyle rivayet olunmaktadır; Resulullah (as) buyurdu kî: "İkindi namazını geçiren kişinin amelleri boşa gitmişlir". Uyku­da kalıp yahut unutup da namazını geçiren kişi hakkında Resulullah (as) şöyle buyurmuştur: "(Herhangi bir) namazı unutarak veya uykuda olduğu İçin geçiren kişi hatırladığında yahut uyandığında hemen o namazı kıtsın, çünkü o namazın vakti, kişinin uyandığı yahut hatırladığı zamandır"[206]


Safların Gerisinde Aralık Bırakarak Kılan Kişinin Namazı Makbul Değildir


Safların gerisinde aralık bırakarak -yalnız başına kılarmışçasına cemaat:) uyarak- namaz kılmak caiz midir?
Cemaatla namaz kılmıyorken safların arkasında yalnız başına veya son saftan İtibaren büyük t?İr boşluk bırakarak namaz kılmak hiç kimse için caiz değildir. Sünnet kitaplarında Resulullah'tan (as) şöyle bir hadis rivayet olun­maktadır; Resulullah (as) buyurdu ki, "safları bir kenara bırakarak arkalara çekilip -cemaat yokmuşçasına- namaz kılmak yoktur". Çarşılarda insanların cemaat halinde namaz kılmaları yalnızca safların aralarını birleştirmeleri du­rumunda mümkündür. Bu durumda insanlar safları yaklaştırmalı ve bir set gibi düzgün ve sık bir duruma getirmelidir; birinci saf, ikinci saff diye. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. Nitekim Resulullah (as), "saffları birbirine yaklaş­tırınız ve düzgün bir sıra oluşturunuz" buyurmuştur. [207]


Eğilerek Saygı Göstermek


Mevki, makam sahibi büyüklere veya yöneticilere eğilerek saygı gösteri­sinde bulunmak, onları böylece ululamak Allah Azze'ye eş koşmak mıdır (şirk midir)?
Resulullah'a (as) şöyle dediler: "Bizden birisi -uzun müddet bir aradan sonra- kardeşine kavuştuğunda, ona -secde eder gibi- eğilerek saygı duru­şunda bulunabilir mi?" Resulullah (as), "hayır" diye cevapladı. Muaz Şam'dan dönünce Resulullah'a (as) gelerek O'na secde etti. Bunun üzerine Resulullah (as) O'na, "bu da nesi (ne oluyor) ya Muaz?" diye sordu. Muaz, "ya Resulallah! Şam'da İnsanların kendi reislerine secde ettiklerini gördüm. Onlar bu hareketleri peygamberlerinden aldıklarını söylüyorlardı" dedi. Re­sulullah (as), "onlar Peygamberlere iftira etmiş ve yalan söylemişler. Eğer ben insanın insana secde etmesini emredecek olsaydım kadının kocasına secde etmesini emredirdim. Zira kocanın karısı üzerinde çok büyük bir hakkı var­dır. Ey Muaz! Allah Azze'den başka hiçbir kimseye (veya şeye) secde edilme­mesi gerekir" buyurdu.
Secde eder derecede eğilmek veya saygı duruşu göstererek eğilmek e-ğer bîr kimseye yapılan hareketleri süslü göstermek (yaltaklanmak) ve yakın­laşmak için yapılıyorsa inkarcılığın (kâfirliğin) pek çok eylemini içerisinde gizliyor demektir. Allah Azze'yi inkâr etme eyleminin en büyük hareketlerin­den birisi de budur. İnsanlara böyle bir ululama gösterisinin yalnızca bir mevki ve makam sahibine gösterilen bir yakınlık ve borçtan ibaret olduğuna inananlar, Allah Azze'ye iftira etmiş ve O'nun yolundan çıkıp sapıklığa dal­mış kimselerden başkaları değildir. Üstelik bu tip hareketlerin, aşağı derece-dekilerin üst derecelerde ve makamlarda olanlara ödemek'üzere gösterecekleri bir borç ve yakınlaşma vasıtası -veya hakkı- olmadığı kendilerine açık­lanmış olmasına rağmen eğer onlardan herhangi birisi böylesi eğilme ve sec­de hareketlerinde ısrar edecek olursa tevbe etmesi istenir, tevbe etmezse he­men öldürülür.
Ama alt derecede, makamsız bir kimsenin üst derecedekilerden makam-lılara bu şekilde secde eder gibi bir ululama gösterisinde bulunmaması halin­de güçlüler tarafından dövülmesi, işkence edilmesi, cezaya çarptırılması, hapsedilmesi veya mallarının elinden alınması ya da hak ettiği rızkının kesil­mesi yahut da daha başka sevimsiz hareket ve hakaretlere ma'ruz kalması sözkonusu ise ve kendisi de bu tip hareketlerden nefret ediyorsa böyle bir ululama gösterisinde bulunması birçok alim tarafından hoşgörülmüş, "yapa­bilir" diye cevaz vermişlerdir. Zor durumda kalanlar için, helal sayarak Allah Azze'nin koyduğu helal/haram sınırlarını hiçe saymamak ve hoş görmemek koşuluyla içki içmek veya benzeri.bir haram işi yapmak caiz görülmüştür. Bu, İmam Ahmed ve arkadaşlarının görüşüdür. Ama böyle bir hareketi yap­mak zorunda kalan bir kişinin (yani Müslümanın) bu tip haramları işlemek­ten kalbiyle mutlak anlamda nefret etmesi, kalbinden ta'viz vermemesi ge­rekli bir öğedir. Bu hareketi yapmazdan önce tüm samimiyetiyle ondan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. [208]


Yolculukta Farzlar Yarıya İndirilip Nafileler Terkedilince Vitir Namazı Kılınır Mı?


Yolculukta farzları yarıya İndirilmiş ve nafileler (sünnetler) terkedilmiş­ken vitir namazı kılmak helal midir?
Evet, yolculukta da vitir namazı kılınır. Resulullah (as) gerek yolculuğa çıktığında, gerekse de evinde mukim (yerleşik) iken hep vitir namazını kıl­mıştır. Resulullah (as), bineğinin üzerinde iken hayvan nereye dönse o tarafa doğru namazını kılıyordu. Hatta farz namazları hayvanının sırtında kılmadığı zamanlarda bile vitir kılıyordu. Bu hususta Enes'ten şu hadis rivayet olun­maktadır. Dedi ki: Resulullah (as) -ikamet ettiği yerden- ayrılıp üç mil (5-6 km. kadar) ya da üç fersah (4 saatlik veya 12000 adımlık uzaklık, yaklaşık 5 km. kadar) bir yol aldıktan sonra -farz- namazları iki rek'at olarak kılardı. Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. (Belki de buradaki anlatımdan kasıt, Re-sulullah'ın (as) uzun bir yolculuğa azmedip çıktığında namazlarını yalnızca bu mesafeyi aştıktan, yani 5-6 km. yol gittikten sonra kısalttığıdır. Bu da bi­zim görüşümüzdür. Seyyid el-Cemîlî) [209]


Teravih Namazları Resulullah'ın Bir Sünneti Midir, Yoksa Bid'at Mıdır?


Teravih namazı kılmak sünnet midir, yoksa uydurulmuş bir bid'at mıdır? Teravihte sünnet olan husus, yatsı namazından sonra kılınmasıdır. Bu konu­da mezhep imamları ve sahabeler aynı görüştedir. İmam Şafiî'den yapılan bir nakil ise doğru değildir. Zira İmamlar teravihin yalnızca yatsı namazından sonra kılınması görüşünü paylaşmaktadırlar. Ncbî (as) ve sahabelerin dö­nemlerinde hep böyle olmuştur. Buna binaen de imamlardan hiç kimsenin yatsı namazından Önce teravih kıldığı bilinmemektedir. Bu ve benzeri ibadet­ler Ramazan ayının "kıyamı" olarak adlandırılmaktadır. Resulullah (as) bu hu­susta şunları söylemiştir: "Allah Azze sizlere Ramazan orucunu tutmayı farz kılmıştır. Ben de Ramazanda 'kıyam'ı sizlere bir sünnet olarak gösteriyo­rum. Şimdi Allah Azze, Ramazan orucunu tutan ve kıyamını yerine getiren kimsenin geçmiş tüm günahlarım afveder". Ramazan gecesinde "kıyam" ve benzen ibadetler yalnızca yatsı namazından sonra olur.
Sünnet kitaplarında açıkça gösterilmiştir ki, Ramazan kıyamını (vitir ve­ya teravih olarak) kılanlar mutlaka yatsı namazından sonra kılmışlardır. Resu-lullah'ın (as) gece kıyamı da vitir İdi ve onu gerek Ramazan gecelerinde, ge­rekse diğer gecelerde her zaman kılardı. Kesulullah (as) vitrini onbir ya da o-nüç rek'at olarak kılardı. Ama bunu uzun uzadıya sürdürürdü. Vitir namazını böyle uzun uzadıya kılmak insanlara ağır gelirce, Ömer döneminde Ubey b. Ka'bı rek'at sayısını onbir ve onuçten yirmiye çıkardı. Sonra da her rek'attaki kıyam (ayakta durma) süresini kısalttı ve namazı tek sayıya indirdi (ondokuz ve yirmibir gibi). Burada rek'at sayısının artırılması, rek'at kıyamlarının uzun süresinin kısaltılmasına karşılıktır, yani onun yerine bu konmuştur. [210]


İkindi Namazının Sünneti Konusunda Resulullah'ın (As) Bir Hadisi Var Mı?


İkindinin sünneti ne demektir ve ne anlam ifade eder? Resulullah'ın (as) temiz hadisleri arasında bu konuda herhangi bir haber yeralmış mıdır?
Yine Resulullah'tan (as) rivayet olunup Sahih-i Buharîde yeralan bir ha­diste şöyle buyurulmuştur: "Herkim herhangi bir gece veya gündüz yalnız­ca Allah Azze'nin hoşnutluğunu kazanmak için tüm içtenliğiyle oniki rek'at namaz Marsa Allah Azze o kimse için cennette bir ev inşa eder". Bu hadisin sünnet kitaplarındaki açıklamasında İse, bu oniki rck'atlık nafile (sünnet ve­ya tatavvu') namazının gündüz ve gece boyunca dağılımı olarak şöyle den­miştir: Öğlen namazından önce dört rek'at ve sonra iki, akşam namazından sonra iki,-yatsı namazından sonra iki ve sabah namazından önce iki rek'at olmak üzere toplam oniki rek'at.
Yine Sahih'te şu hadis yeralmaktadır; Resulullah (as) buyurdu ki: "İki e-zan (çağrı) arasında bir namaz vardır, iki ezan arasında bir namaz vardır, iki ezan arasında bir namaz vardır". Sonra üçüncüsünde şöyle dedi: "(İste­yen için) insanların sünnet olarak ele aldıkları ve sürdükleri kerahiyyet de­recesindeki (mekruh) şeyler vardır". Bu hadis içerisinde Resulullah'ın (as) i-kindi, akşam ve yatsı namazlarında önce de namaz kıldığı rivayet olunmak­tadır.
Şurası doğrulanmıştır ki, Resulullah'ın (as) ashabı, akşam ezanı ile farz namazın "kamet"i arasında iki rek'at namaz kılmıştır. Nebi (as) onların bu uygulamasını gördüğü halde buna herhangi bir itiraz yöneltmemiş, ama kendisi de akşam ezanı okunduktan sonra farz namazın kılınmasına kadar her­hangi bîr namaz kılmamıştır. Bu tip iyi (hoş, hasen) olarak adlandırılan na­mazlar, Resulullah'ın (as) sünnet olarak kıldığı namazlardan değildir. Hem Resulullah (as) bu tip adetlerin kendisinin bir sünneti olarak değerlendiril­mesini çirkin bulmuştur. Nebi (as) akşam, İkindi ve yatsı namazlarından önce herhangi bir namaz kılmamıştır. Bunlar Resulullah'ın (as) sünneti olarak de­ğerlendirilemezler. Bununla birlikte bu namazların kılınması, Resulullah'ın (as) kılmamasının ve özendirdiği hususların aksine olsa da çirkin görülme­mektedir. Bu da bu hususta anlatılanları.desteklemektedir. Resulullah'ın (as) ikindi namazından Önce dört rek'at namaz kıldığı rivayet olunmakta ise de bu rivayetin zayıf olduğu ortaya çıkmıştır. Ama ikindiden önce Resulullah'ın (as) iki rek'at namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Kıldığı bu iki rek'at namaz belki de Öğlen namazından sonra -biraz gecikmiş olarak- kıldığı iki rek'at o-labilir. İşleri en iyi bilen Allah Azze'dir. [211]


İnsanoğlunun Niyeti Ve Yaptığı Ameller


Niyeti temiz ve doğru olan kişinin arneli de doğru olur, ama ortadaki durumlar (konumlar), kararlar, çabalar (azimet) yapılan bu işin hükmünün yerine getirilmesini geniş bir alanda tutmaz. Öyleyse doğru ve temiz bir ni­yetle yapılan işlerin ödül veya ceza olarak karşılıkları nasıl verilecektir?
Hayır (iyilik) yapmaya niyet eden ve yapan, kendisine takdir olunan hakkını alır. Hayır yapmaya niyet eder de bu niyetini aktiviteye dönüştürme­ye, uygulamaya gücü yetmezse, hadislerde geçtiği gibi, hayra niyet edip ya­panla aynı hakka sahip olur ve aynı karşılığı alır. Nitekim BuharVnin ve Müs­lim'in Sahihlerinde şöyle geçmektedir: Resulullah (as) dedi ki: "Medine'de bazı kimseler vardır. Bunlar siz bir yere gittiğinizde de sizinle beraberdir, bir vadiyi aştığınızda da". Ashab şöyle dedi: "Bu insanlar (cisim olarak) Medi-ne'deler değil mi?". Resulullah (a), "evet, onları özürleri Medine'ye hapset­miştir, özürleri nedeniyle Medine'den dışarı çıkamazlar". İmam Tirmizînin sahih olarak değerlendirdiği bir hadiste ise İbn-i Kebeşe el-Enmârî, Resulul-lah'ın (as) dört kişiden bahsettiğini rivayet etmiştir: Allah Azze bir kimseye mal (servet) ve ilim vermiştir. Bu kişi (erkek veya kadın) servetini ve ilmini Allah Azze "ye itaat uğrunda harcamaktadır. Bir başkasına İse İlim vermiştir, a-ma mal (servet) vermemiştir. Bu kişi, "keşke Allah Azze bana da falan kimse­nin serveti (malı) kadar verseydi de ben de onları falan yaptığı gibi Allah uğ­runda harcasaydın." der. İşte bu iki insan aynı sevaba ve aynı ödüle hak ka­zanmış kimselerdir. Diğer iki kimseden birisine ise Allah Azze mal vermiş, a-ma ilim vermemiştir. Bu kişi kendisine verilenleri Allah Azze'ye isyan uğrun­da harcamıştır. Allah Azze dördüncüsüneyse ne ilim vermiştir, ne de mal. Bu da şöyle der: "Eğer (gerek ilim ve gerekse mal olarak) falanın elindckiler be­nim olsaydı (kötülük olarak) onun yapmadıklarını yapardım", tşte bu iki kimse de (erkek ya da kadın olsun) aynı yüke (suça ve günaha) sahiptirler.
Buhafî ve Müslim'de Resulullah'm (as) şöyle dediği rivayet olunmakta­dır: "Bir kimse iyiliğe, hayra ve Sevaba neden olacak harekete öncülük eder­se, ona uyanların sevaplaırt(ndan) onun için de (bir pay) vardır. Ne iyiliğe yol açanların ne de o iyilik yoluna tabi olanların sevaplarından ve Ödülle­rinden asla eksiltilmez. Kim de bir sapıklığa, kötülüğe ve günaha götüren yo­la davet ederse o yoldan yürüyen ve o kötülükleri işleyenlerle aynı günaha ve cezaya layık olur. Ne kötülüğe yol açanın ne de onun açtığa çığırdan (yol­dan) yürüyenlerin asla günahlarından ve cezalarından hiçbirşey eksiltil­mez",
Resulullah (as) bir başka hadiste ise şöyle buyurmuştur: "Kul hastalan­dığı yahut bir yolculuğa çıktığı zaman sıhhatli ve yerleşik iken yaptığı tüm tam amellerinin kaj-şılığt kendisine verilir". Bu hadisin tanığı olan haberler pek çoktur.
Hadis, Buharî ve Müslim'de rivayet olunmuştur. [212]


Sakinlik Ve Vakar


Bir cuma gününde cuma namazı bitmek üzere bile olsa mü'min bir kim­senin cuma'ya yetişemeyeceği korkusuyla vakarını bırakarak hafiflik göster­mesi ve hızlı adımlarla koşarcasına hareket etmesi doğru değildir. Böyle bir şey yapmamalıdır. Mü'mini yalnızca bir vakar (somurtkanlık değil, ağırbaşlı­lık) ve sekinet (miskinlik ve hımbıllık değil, iç huzuru) bürümelidir.
Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Rcsulullah (as) şöyle buyur­du: "Namaz için kamet getirildiğini duyduğunuzda namaza yetişmek üzere yürüyünüz. Acele etmeyiniz, ağırbaşlı (vakur) ve huzurlu olunuz. Namaza neresinde yetişirseniz -imama uyarak- kılınız. Yetişemediğiniz kısmını ta­mamlayınız''.
Hadisin sözleri Buharî'ye aittir ve hadis muttefekun aleyhtir. [213]


Ve Âmâların İmamlığı Da Mümkündür


Enes'ten şöyle rivayet edilmiştir; Resulullah (as) şöyfe buyurdu: "Abdul­lah Ibn-i Ümmi Mektûm 'u kör olduğu halde insanlara imamlık etmesi üzere tayin ettim".
Hadisi îmanı Ahmed ve Buharî rivayet etmişlerdir. [214]


Namazı Terketmek


Resulullah (as), "kul ile kâfirlik arasında namazın terkcdilmesi vardır" buyurmuştur.
Bu hadisi İmam Müslim, Câbir'den rivayet etmiştir. [215]


Onlar Arasındaki Namazlar Birer Keffarettir


Ebu Hureyre'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyur-
du: "Bir Cuma 'dan diğer Cuma 'ya kadar -kılınan- günlük beş vakit namaz, iki Cuma arasında büyük günahların kapladığı ve sardığı suçların keffâreii-dir".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [216]


Evde Kılınan Nafileler


Câbir'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) buyurdu ki, "mes-cidde namaz kılanlarınız, evlerine de namazlarından pay ayırsınlar. Zira Allah Azze mü 'minin evinde kıldığı namaz için de bir hayır takdir etmiştir".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. [217]


Vitir Namazını Teşvik


İbn-i Ömer'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyurdu; "Gece kıldığınız namazınızın sonunu tek -rakamlı-yapınız". Hadis mütîefe-kun aleyhtir. Hadisi Buharî, Müslim ve Ebu Dâvûd İbn-i Ömer'den rivayet et­mişlerdir.
Hadis "Keşfül Hafâ"da da yeralmıştır.
Ebu Said el-Hudrî'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyk buyurdu: "(Gece namazı kılarken) sabahlamadan evvel vitir kılınız".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir.
Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur: "Resulullah (as) gece namaz kı­larken ben de onun hemen önünde biraz ilerisinde uzaktır yatardım, vitir namazı kılacağı zaman beni uyandırırdı". Hadisi İmam Müslim rivayet et­miştir. Bir başka rivayetinde ise, "vitir kıldığında (benim yanıma gelerek) ba­na, ya Aişel kalk da vitir namazı kıl' derdi" ibaresi geçmektedir.
İbn-i Ömer Rcsulullah'ın (as), "sabahı vitir kılmış olarak (veya kılarak) karşılayınız"buyurduğunu rivayet etmiştir.
Bu hadisi Ebu Dâvûd ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Hadis hasen-sahih-tir.
Câbir'den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah (as) şöyle buyurdu: "Ge­cenin sonuna doğru kalkıp namaz kuramayacağından korkanlarınız vitir namazlarını gecenin evvelinde kılsınlar. Ama gecenin sonunda kalkıp vitir kılacağım umanlarınız vitri gecenin sonunda kılsınlar. Zira gecenin sonun­da kılınan namaz meşhuddurJşte bu en üstün olanıdır''. Hadisi İmam Müs­lim rivayet etmiştir. (Eğer kul yalnızca Allah Azzc'nin rızasını kazanmak İçin namaz -özellikle gece namazını- kılarsa bu namaza Allah Azze tanıklık eder. İşte bu tip ibadetlere "meşhud" tanıklık olunmuş adı verilir çev.) [218]


Kuşluk Vakti Namazının Faziletleri


Hz. Aişe'den şöyle rivayet olunmuştur; "Resulullah (as) kuşluk rtiklıncl dört rek'at namaz kılardı. Ve Allah Azze'nin dilediği kadar artırırdı . Bu hadisi Müslim rivaycl etmiştir.
Ümmü Hâni Fatiha bint-i Ebi Tâlib'den şöyle rivayet olunmuştur: "Fetih yılında Resulullah'tn (as) yamna gittim, kendisi yıkanıyordu. Yıkanması bit­tikten sonra sekiz rekat namaz kıldı. Bu, kuşluk namazı idi".
Hadis muttefekun aleyhtir. [219]


Elini Hayırla Doldurdu


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ben Kur'an-ı Kerim'den hiçbir şev elde edemiyorum. Bana öyle şeyler öğret ki beni ödüllendirsin". Resului-lah (as) O'na, "subhanallahi ve'l hamdu lillahi ve lâ İlahe illallabu vallahu ekber velâ havle vela kuvvete illâ billahi, de" dedi. Adam, "ey Allah 'in elçisi! Bunlar Allah Azze içindir, ya benim için ne diyorsunuz?" diye sordu. Re.su-lulkıh (as), 'Allahümmerhamnî ve âfinî vehdinî vcrzuknİ (ey Alla htm bana rahmet et, acı, hana sıhhat ver, beni doğru yola ulaştır ve beni rızıklandır) de" dedi. Adam elini şöyle bir uzatıp tuttu ve kavrayıp sıktı. Bunun üzerine Resulullah (as), "işte bu adam elini hayırla doldurdu" dedi.
Hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir. [220]


Namaz Hiçbir Zaman Kişinin Üzerinden Düşmez


Ümran b. Husayn, Resulullah'a (as), basurları azınca namazı bırakıp bı­rakamayacağını sordu. Resulullah (as) O'na, "ayakta namaz kıl, eğer gücün yetmez ise oturarak kıl, yine gücün yetmez ise yanının üzerine yattığın yer­de kıl" dedi. [221]


İmamın Arkasından Okuyayım Mı, Yoksa Susup İmamın Okuduğunu Mu Dinleyeyim?


Bir adam Resulullah'a (as), "imamla namaz kılarken onun arkasından okuyayım mı, yoksa susup onun okuduğunu mu dinleyeyim?" diye sordu. Resulullah (as), "hayır; okuma, sus ve imamın okuduğunu dinle. Bu senin i-çin yeterlidir" buyurdu.
Bu hadisi İmam Dârekutnî rivayet etmiştir. [222]


Namaz Vakitleri


Kcsulullah'a (as) namazın vakti sorulduğunda şöyle dedi: "Şu iki gün bizimle birlikte namaz kıl". Güneş zeval vaktini geçince Bilal'e ezan okuma­sını, sonra öğlen namazı İçin kamet getirmesini emretti. Daha sonra güneş temiz bir beyazlık kazanıncaya kadar yükselince ikindi namazı için, (sonra) güneş batınca akşam namazı İçin, şafak batıp gece çökünce yatsı namazı ve daha sonra da fecr doğunca (tanyeri ağarınca) sabah namazı için ezan oku­yup kamet getirmesini söyledi.
İkinci gün olunca Resulullah (as) Öğlen için ezan okutup vaktinin evve­linde Öğlen namazını ve güneş öğlen vaktini aşıp vaktin sonuna doğru iyice yükselince ikindiyi, güneş batıp şafak gece içinde kaybolmazdan evvel akşa­mı, gecenin üçte biri geçtikten sonra yatsıyı ve gece gidip fecr ağarınca ela sabah namazını kıldırdı. Sonra şöyle dedi: "Namaz vakitlerini soran kişi ne­rede?" Adam, "buradayım, Ey Allah'ım elçisi/" dedi. Resulullah (as), "işte na­mazların vakitleri gördüğün gibidir" buyurdu.
Hadisi Müslim rivayet etmişlir. [223]


Kulun Rabbına En Yakın Olduğu Zaman


Resulullah'a (as), "acaba insan bir saattan diğerine Rabbına daha mı yakındır (hangi saat rabbına en yakın olduğu zamandır)?" diye sorulunca şöyle dedi: "Evet, kulun Rahbı olan Allah Azze ve Celle'ye en yakın olduğu zaman vardır, o da gecenin sonlarına doğru karanlıklar içinde ıssız bir boş­luk hissedildiği zamandır. Eğer öyle bir zamanda Allah Azzeyi anabiliyor­sun (namaz kılabiliyorsun -dilediğince- yap".[224]


Çokça Secde Et


Seyban, Resulullah'a (as) Allah Azze'nin en çok sevdiği amellerin neler olduğunu sorduğunda Resulullah (as) şöyle dedi: "Allah Azze ve Celle için çokça secde et. Çünkü Allah için yaptığın her secde nedeniyle Allah Azze de­receni yükseltir ve hatalarını örter".
Hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir, [225]


Farz Namazlar Dışında


Abdullah tbn-i Sa'd, Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Evimde mi kıldığım namaz daha üstündür, yoksa mescidde mi?" Resulullah (as), "benim evimin mescide ne kadar yakın (bitişik) olduğuna bakmıyor musun? Buna rağmen farz namazların dışındaki tüm diğer namazları evimde kılmak benim için mescidde kılmaktan daha sevimlidir' diye buyurdu.
Resulullah'a (as) evde namaz kılmanın durumu sorulduğunda şöyle bu­yurdu: "(sünnet diye adlandırılan nafile namazları) evinizde kılarak evleri­nizi nurla ndınn".
Bu hadisi tbn-i Mâcc rivayet etmiştir. [226]


Sorumluluk Yükleme Yaşı


Resulullah'a (as) çocuğun namaza başlama yaşı sorulduğunda şöyle bu­yurdu: "Çocuk sağını solundan ayırmağa başladığı zaman onu namaza gö­türün".[227]


Orta Namaz


Resulullah'a (as) orta namazın ne olduğu sorulduğunda şöyle buyurdu: "Orta namaz ikindi namazıdır".[228]


Namaz Kılmanın Mekruh Sayıldığı Vakitler


Resulullah'a (as) gece ve gündüzün saatları sayılıp dökülerek bunlar a-rasında namaz kılmanın mekruh görüldüğü vakitlerin durumu sorulduğunda Resulullah (as), "evet vardır, sabah namazını kıldıktan sonra namaz kılma­yı bırakın ta ki güneş doğuncaya kadar. Zira güneş sabah namazı vaktin­den sonra- şeytanın iki boynuzu arasından doğar. Sonra -isterseniz- namaz kılarsınız. Güneş tam tepenizin hizasına gelip bir mızrak gibi dikeldiğinde namaz kılmanın büyük sakıncaları vardır. Güneşin bu zamanında namaz kılmayı bırakın, zira o saatte cehennemin alevleri çoğalır ve güneş sağ tara­fınızdan kaşların izm hizasını gelinceye kadarda cehennemin kapıları açık bırakılır. Güneşin zeval vaktine girmesinden sonra ikindi namazı kılınınca-ya kadar namaz kılmak mahzurludur, İkindi kılındıktan sonra güneş batın-caya kadar namaz kılmayı bırakın" buyurdu. Bu hadisi İbn-i Mâce rivayet etmiştir. [229]


Namaza Müdahale Eden Şeytan


Osman b.Ebu'I Ass Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Ey Allah'ın elçisi, namaz kılarken şeytan namazımla kıraatimin arasına hilelerle giriyor ve beni aldatarak namazımı şuursuz bir durumda kılmama neden oluyor, hu durumda ne yapabilirim?" Resulullah (as), "şeytana, kesip parçalara ayıran anlamında "hatrab" denilir. Eğer -namazda iken- şeytanın bu durumunu hisseder -hatrablığım sezinlersen- hemen Allah Azze'ye sığın ve sol tarafına üç kez tûkür, eğer bunları yaparsan Allah Azze şeytanın hu oyununu sen­den giderip uzaklaştırır" buyurdu.
Bu hadisi imam Müslim rivayet etmiş İmam Şafiî de mürsel olarak aktar­mıştır. [230]


Namazda Neler Yapalım?


Hattam, Resulullah'a (as), "ey Allah'ın elçisi! Biz -namazı- iyice küçül­tüyoruz, (namaz bize kısa geliyor) namazda ne yapalım?" diye sorunca Re­sulullah (as), "namaz kılarken eğildiğinizde (rükû'da) üç kez teşbih eder, subbanallah, ya da subhane rabbiye'lazîm dersiniz. Secdede ise yine üç kez teşbih eder-subhanallahya da subhane rabbiyc'la'lâ dersiniz" buyurdu.
Bu hadisi İmam Şafiî mürsel olarak rivayet etmiştir. [231]


Şeytanın Namazdan Çalması


Resulullah'a (as), namazda kafayı çevirerek etrafına bakınmanın durumu[232]


Şeytanın Namazdan Çalması


Resulullah'a (as), namazda kafayı çevirerek etrafına bakınmanın durumu sorulunca şöyle buyurdu: "Namaz kılanın namazda iken kafasını sağa sola çevirip bakınması şeytanın namazdan birşeyler çalması demektir ki uygun fırsat bulan şeytan kulun namazından hemen kaptverir".[233]


Cemaatın Sevabından Sana Da Pay Vardır


Bir adam Resulullah'a (as) şöyle sordu: "Bizden birimiz önce evinde bir vakit namazını kılıyor, daha sonra mescide gidiyor ve aynı namazın cema­atla kılındığını görüyor. Onlara uyarak aynı namazı tekrar kılsın mı?" Resu­lullah (as), "onların sevaplarından sen de hisse alırsın"buyurdu.
Bu hadisi Ebu Dâvûd rivayet etmiştir. [234]


Siyah Köpek Şeytandır


Resuİuİlah'a (as) sarı ve kırmızı köpeğin dışında siyah köpeğin namazı bozup bozmayacağı sorulduğunda şöyle dedi:' "Siyah köpek şeytandır (veya şeytan gibidir, onu hatırlatır)". [235]

Cevapla



Bu Konuyu Beğendiyseniz Facebook'ta Paylaşın

Submit Thread to Bu Konuyu Beğendiyseniz Facebook'ta Paylaşın

Seçenekler


Benzer Konular
Hadis Külliyati- HADÎS İLMİ ÜZERİNE BİR ÖZET... HADÎS İLMİ ÜZERİNE BİR ÖZET... “Sözlerin en güzeli Allah Teâlânın sözleri, yolların en doğrusu O’nun kulu ve rasûlü Hz.Muhammed sallallahu aleyhi...
Hadis Külliyati- Hacc HACC VE UMRE BÖLÜMÜ Bu bölümde 15 bab vardır BİRİNCİ BAB HACCIN FAZİLETLERİ İKİNCİ BAB HACCIN FARZİYYETİ ÜÇÜNCÜ BAB MÎKAT İHRAM VE...
Hadis Külliyati- Dua 1 DUA BÖLÜMÜ (Bu bölümde üç bâb vardır) *
Hadis Külliyati-Ahbar KİTABU AHBARİ'L-AHADİ] (Vâhidlerin -Tek Kişilerin- Haberleri Kitabı) 1- Son Derece Doğru Ve Doğruluğu Köklü Bir Meleke Hâlinde Bulunan Adil...
Hadis Külliyati-Af ve Magrifet AF VE MAĞFİRET UMUMİ AÇIKLAMA: Af ve mağfiret bahsinin günah, tevbe gibi başka bahislerle de ilgisi vardır. Bilhassa günah mefhumu olmak...

  Son Konular
Ünlülerin güzellik ve makyaj uzmanı Rıfat Yüzüak’ın seçtiği Oriflame ürünleri kazanın...
( Oyunu Siz Kazanın, Rıfat Yüzüak’ın Seçtiği Oriflame Ürünlerle Güzelliğinize Güzellik Katın! Yapmanız Gerekenler; Bur...   Bayanlara Özel Bölüm Burada 
Karışık Psd klasörü...
RESİM ÇERÇEVELERİ Dosya boyutu 361,7 mb tır. BURADAN İNDİR ( boyutu 131,7 mb tır. Resim ebatı 3508 x 4961 ...   Photoshop Dersleri 
Manzara ve içmekan arkaplanları...
Dosya boyutu 216,9 mb tır. BURADAN İNDİR ( boyutu 98,8 mb tır. BURADAN İNDİR ( boyutu 69,9 mb tır. BURADAN İNDİR...   Duvar Kağıtları 
Her telden kısa videolar...
karışık video dosyaları yüzük videosu,Akvaryum videoları,Manzara videoları, Arkaplan videolarından olumuş yüksek kalite WMV v...   Slayt Bölümü (Power Point) 
Arkaplanlar-sahne ve ışıklar-3d çocuk resimleri...
3d çocuk resimleri Dosya boyutu 60,4 mb tır. BURADAN İNDİR ( fonu Dosya boyutu 12,1 mb tır. Resim ebatları 354...   Duvar Kağıtları 
Öğrenciler için panoramik sınıf fonları ve çiçekler...
Dosya boyutu 356,3 mb tır. Resim ebatları 7205 x 3602 BURADAN İNDİR ( 847 x 1273 max 1772 x 2635 Dosya boyutu 54...   Photoshop Dersleri 
Facebook kapak şablonları...
Dosya boyutu 17,7 mb tır. 12 Adet şablon mevcuttur. BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Değişik şekillerde photoshop fırçaları...
Dosya boyutu 33,8 mb tır BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
İç mekan arkaplan resimleri jpg...
Dosya boyutu 51,1mb tır. Resim ebatları 3600 x 3600 BURADAN İNDiR ( boyutu 55,5 mb tır. min 600 x 450 max 3024 x...   Duvar Kağıtları 
Montaj kıyafetleri-Çerçeve fonları- Çocuk fonları-Panoramik fonlar...
Dosya boyutu 828,2 mb tır. min 1772 x 2362 max 4122 x 5768 BURADAN İNDİR ( boyutu 395,9 mb tır. min 2362 x 3...   Photoshop Dersleri 

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:21.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.


Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content’s copyrights in our page,please click here to contact us.
DMCA.com