Anasayfa Kimler Online
Go Back   Masalca > Astroloji ve Bilim Bölümü > Bilim Dünyası > Ziraat, Bitki Dünyası
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Ziraat, Bitki Dünyası Ziraat, Bir Bitki Doğuyor, Bitkilerdeki yaratilis mucizesi Hakkında Genel Konuşmalar ve Bilgi Alışverişi.



Büyükbaş Hayvancılık

Bilim Dünyası kategorisinde ve Ziraat, Bitki Dünyası forumunda bulunan Büyükbaş Hayvancılık konusunu görüntülemektesiniz.
Büyükbaş Hayvancılık SUNİ TOHUMLAMA Hayvansal üretimin artırılmasının bugün için geçerli iki yolu vardır. Bunlar birim başına düşen verimi artırmak ve ...



 
Seçenekler
  #11 (permalink)  
Alt 10-26-2008, 21:11
Admin Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart --->: Büyükbaş Hayvancılık

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Büyükbaş Hayvancılık

SUNİ TOHUMLAMA
Hayvansal üretimin artırılmasının bugün için geçerli iki yolu vardır. Bunlar birim başına düşen verimi artırmak ve yüksek verimli ırkların devamlılığını sağlamaktır. Bunun için en ekonomik ve etkili yolda suni tohumlamadır. Bu amaçla 1980 yılında 226.000 baş sığır suni tohumlama yolu ile tohumlanmışken 1997 yılında bu rakam 728.120 , 1998 yılında 723.218, 1999 yılında da 692.153 baş olmuştur. Ancak, 1999 yılında yurt içinde üretilen 1.570.325 doz ve yurt dışından ithal edilen 357.987 doz, toplam 1.928.312 doz, sperma miktarına bakıldığında yurt içinde yapılan suni tohumlama rakamının 1 Milyon başa ulaştığı görülecektir.

·· Ülkemizde yapılan suni tohumlamada kullanılan spermanın büyük bir kısmı Bakanlığımıza bağlı olarak çalışan Halkalı, Lalahan, Karaköy suni tohumlama laboratuarlarında üretilmektedir. Bunun yanı sıra yurt dışından da ithal sperma özel sektör tarafından yurdumuza getirilmektedir. 1998 yılında 505.213 doz, 1999 yılında da 357.987 doz yurt dışından sperma ithal edilmiştir. İzmir İlinde bulunan Menemen suni tohumlama laboratuarı Türkiye Damızlık Sığır Yetiştirici Birlikleri Merkez Birliği ile Bakanlığımız arasında varılan anlaşma gereği ortaklaşa kullanılacaktır. Menemen Suni Tohumlama Laboratuarında “Döl Kontrolü Projesi “ yürütülecektir. İstanbul-Halkalı suni tohumlama laboratuarının ise özel sektörle ortaklaşa kullanımını sağlamak için çalışmalarımız sürdürülmekte olup bu konuda gerekli teknik şartnameler hazırlanmıştır. Bu laboratuarların dışında özel sektörün bu sahaya eğilebilmesi ve teşvik edilebilmesi için çıkarılan kanunlarla İzmir’ de iki, İstanbul ve Adana illerinde de birer adet olmak üzere özel sektör tarafından toplam dört adet suni tohumlama laboratuarının kurulması sağlanmıştır. Bakanlığımıza bağlı olarak çalışan Lalahan Suni Tohumlama Laboratuarında 46, İstanbul- Halkalı’ da 10, Samsun-Karaköy’ de 62 baş, Özel laboratuarlardan Genotek Firmasında 10, İstanbul Veteriner Fakültesi’nde 14, Sadek’ te 11, Ege-Vet’ te 13 baş , toplam 166 baş suni tohumlama boğası mevcuttur·· Suni tohumlama konusunda yılda ortalama olarak 20-25 arasında suni tohumlama kursu düzenlenmekte ve bu kurslarda ortalama 350-500 arasında eleman eğitime tabi tutularak başarılı olanlara sertifika verilmektedir. Bilahare 30 Ocak 1985 tarih ve 18651 Sayılı Resmi Gazete’ de yer alan “ Sığır Suni Tohumlaması Yapacak Özel ve Tüzel Kişilerin Uyacakları Esaslar Hakkındaki Yönetmelik “ hükümlerine göre suni tohumlama faaliyetinde bulunabilmek için Bakanlığımızdan izin alan 1994 yılından 1999 yılına kadar toplam 402 Veteriner Hekiminin ve yıllara göre eğitime tabi tutulan elemanların tablosu aşağıda verilmiştir.

Suni tohumlama hizmetlerinin yurt sathında yaygınlaştırılması amacıyla suni tohumlama özel sektör kuruluşlarına da açılmıştır. Bu uygulamayı teşvik amacıyla özel sektörce tohumlanarak gebe bırakılan inek başına: kalkınmada 1. Derecede öncelikli illerde 10.000 TL. , 2. Derece de öncelikli illerde 8.000 TL. , diğer illerde 6.000 TL. , teşvik primi ödenmektedir.

Kamu sektöründeki elemanlar için ise 1998 yılında döl tutan inek başına kalkınmada öncelikli illerde 200.000 TL., diğer illerde 100.000 TL. prim ödenmektedir. Ayrıca başarı durumlarına göre 1 veya 2 maaş ikramiye ödemesi yapılmaktadır.
Ayrıca koyun ve keçi suni tohumlaması yapan Veteriner Hekim ve Veteriner Sağlık Teknisyenlerine % 60 gebelik sağlamak koşuluyla beher baş koyun ve keçi suni tohumlamasına 50.000 T.L/ baş prim ödenmektedir.
Halen suni tohumlama saha çalışmaları 80 ilde , 631 ilçe ve 11834köyde 520 seyyar 250 sabit tohumlama ekibi ile sürdürülmektedir. 4.7 Milyon tohumlanabilir inek sayısı göz önüne alındığında ekip sayıları yetersiz kalmaktadır. Ekip sayıları 1996 yılından itibaren düşüş göstermektedir. Ancak 904 Sayılı Islahı Hayvanat Kanununa ek olarak çıkarılan 4084 Sayılı kanunla suni ve tabii tohumlama ücretli hale getirilmiş ve özel sektörde bu saha içine çekilmiştir. Halen mesleklerini serbest olarak icra eden veteriner hekimler muhtelif şehirlerde suni tohumlama faaliyetlerini sürdürmektedir.

Ülkemizdeki hayvan populasyonunun verim kabiliyetlerini yükseltmek ve yüksek verim kabiliyetlerine sahip hayvan ırklarımızın devamlılığını sağlamak için bilhassa suni tohumlama büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde 1998 yılı D.İ.E.’ nin verilerine göre 1.733.000 baş kültür ırkı, 4.695.000 baş melez , 4.603.000 baş yerli ırk mevcuttur. Bu mevcut içinde sağılan hayvan sayısı 879.841 kültür, 2.346.093 melez, 2.263.109 baş yerli ırktır. Bu mevcudun ancak % 15- 20’isi suni tohumlama metodu ile tohumlanabilmektedir. Yukarda belirtilen sağmal inek sayısının % 50’sinin suni tohumlama metodu ile tohumlanabilmesi için bir ekibin 1000 baş tohumladığı düşünüldüğünde 2387 ekibe ihtiyaç duyulduğu görülecektir. 2000 yılında 710 ekibimizin olduğu ve buna ilaveten 460 serbest veteriner hekimin özellikle batı illerinde suni tohumlama yaptığı göz önüne alındığında bu rakamın 1217 ekip olarak ortaya çıkacağı görülecektir.

·· Bakanlığımızın özverili çalışmaları sonucu yapılan ıslah çalışmaları ile 1998 yılı D.İ.E. ’nin verilerine göre ortalama süt verimi hayvan başına (sığır) 1609 kg’ a, ortalama karkas ağırlığı da 163 kg.’ a yükseltilmiştir. Ancak bu rakamlar hayvancılığı gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında hem tohumlanan hayvan adedi olarak hem de verim özellikleri bakımından oldukça yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle 2000’li yıllarda oluşması muhtemel et ve süt açığının kapatılabilmesi için en etkili ve ucuz yöntem olan suni tohumlama faaliyetlerine gereken önem verilmelidir.

·· Suni tohumlama faaliyetlerinin yurt çapında benimsetilerek yaygınlaştırılabilmesi için suni tohumlama sonucu doğan yavru bazında ve özel teşebbüsün suni tohumlama ekibi kurması ile ilgili bir destekleme projesi üzerinde hazırlıklar yapılarak bitirilmiştir.






"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #12 (permalink)  
Alt 10-26-2008, 21:11
Admin Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart --->: Büyükbaş Hayvancılık

SIĞIRLARIN SÜNGERİMSİ BEYİN HASTALIĞI

(Bovine Spongiform Encephalopathy)

Bovine spongiform encephalopathy (BSE), sığırların merkezi sinir sistemini etkiliyen, yavaş ilerleyen, dejeneratif ve ölümle sonuçlanan bir hastalığıdır. Hastalık yaygın olarak “Deli inek hastalığı” (mad cow disease) olarakta isimlendirilmektedir.

BSE nakledilebilir spongiform encephalopathy (Transmissible spongiform encephalopathy-TSE) grubunda yer alan bir hastalık olarak sınıflandırılmaktadır.

Hastalık ilk defa Kasım 1986’da İngiltere’de teşhis edilmiştir. Daha sonra Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, İrlanda, İtalya, Liechtenstein, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, İspanya, İsviçre’de ki hayvanlarda da görülmüştür. Kanada, Falkland Adaları, Kuveyt ve Umman’da ise hastalığın ithal edilen hayvanlarda görüldüğü bildirilmiştir.

Epidemiyoloji:
Epidemiyolojik veriler, BSE’nin asıl kaynağının kontamine yemlerin tüketilmesi olduğunu göstermiştir. Fakat yemlerdeki BSE’nin asıl kaynağı henüz tam açıklık kazanmamıştır. Bu konuda başlıca 4 görüş bulunmaktadır.
Bu görüşlerden epidemiyolojik verilerle en çok destekleneni; hastalığın kaynağının koyunlardaki scrapie hastalığı olduğudur. Scrapie en az iki yüzyıldır İngiltere’deki koyunlarda görülmektedir. 1980’lere doğru İngiltere’deki koyun popoulasyonunda önemli bir artış olmuş ve muhtemelen koyunlardaki scrapie hastalığıda artmıştır.
Diğer bir görüş; İngiltere’deki sığırlarda BSE’nin nadirende olsa mevcut olduğu ve rendering işlemleri sırasında etkenin imha olmayarak sığır yemleri ile hastalığa neden olduğudur.

Scrapie’nin sığırlar için enfeksiyöz olan yeni bir suşunun ortaya çıktığı, et-kemik unu ile sığır yemlerine karıştığı ve ithal edilen Afrika kemik unlarından kaynaklandığı yönünde görüşlerde bulunmaktadır.
Görüşlerin ortak noktası 1970/1980’lerdeki rendering işletmelerindeki işlem değişikliğine dayanmaktadır. İngiltere’de yem sanayiinde yapılan teknolojik değişiklik, özelliklede ısı seviyelerindeki düşüklük neticesinde etken et kemik unlarında yaşamını sürdürerek sığırlara verilen yemler ile hastalığa neden olmuştur.
BSE erkek ve dişi yetişkin sığırlarda ve genellikle de 4-5 yaşındaki hayvanlarda görülmektedir.
Yapılan deneysel çalışmalar hastalıklı beyin dokusunun, ağız yolu ile veya beyin içine enjekte edilerek buzağı, koyun, keçi, domuz, maymun, fare ve kobaylara verildiğinde hastalığın oluştuğunu göstermiştir.
Etken BSE ile doğal olarak enfekte hayvanların beyin dokusunda, omuriliğinde ve retinasında (gözde) tespit edilmiştir. Bu nedenle bu kısımlar riskli organlar olarak tanımlanmış ve Avrupa Birliği ülkelerinde insan tüketiminde kullanılması yasaklanmıştır. Son olarak, Avrupa Birliği 12 ayın üzerindeki yaştaki sığırların omurilikleri, tonsilleri, gözleri ve beyinlerini içeren kafası ile her yaştaki sığırların doudenumdan rektuma kadar ki bağırsaklarını Nakledilebilir spongiform encephalopathy (Transmissible spongiform encephalopathy-TSE) grubu hastalıklar için spesifik risk materyali olarak belirlemiştir.

BSE etkeni hayvanda saptanabilir bir immun yanıt veya yangısal bir reaksiyon oluşturmamaktır. Hastalığın tedavisi olmadığı gibi koruyucu aşısıda bulunmamaktadır.

Hastalığın Etkeni:
BSE’ye neden olan etkenin insanlar ve hayvanlardaki benzer hastalıkların etkenleri ile çok fazla yakınlığı bulunmaktadır.
İnsan ve hayvanlarda görülen Nakledilebilir Spongiform Encephalopathy’ler aşağıda belirtilmektedir.

Hayvanlarda Görülenler
Bovine Spongiform Encephalopathy : Sığırlarda
Scrapie : Koyun ve keçilerde
Transmissible Mink Encephalopathy : Minklerde
Feline Spongiform Encephalopathy : Kedilerde
Kronik Wasting Disease : Geyiklerde
Exotic Ruminantlardaki BSE : Nyala, kudu vb.

İnsanlarda Görülenler:
Kuru
Creutzfeldt-Jakob disease (CJD)
The new variant Creutzfeldt-Jakob disease (vCJD)
Gerstmann-Straüussler-Scheinker syndrome (GSSS)
Familial fatal insomnia (FFI)
BSE ve diğer TSE’lere sebep olan etken hakkındaki bilgiler bilimsel olarak henüz tam kesinleşmemiştir. Bu konudaki tartışmalar halen devam etmektedir.
Etkenin bu güne kadar bilinen özelliklerin dışında özelliklere sahip bir virus, bir prion veya bir virino olduğu konusunda 3 temel teori bulunmaktır. Günümüzde BSE’ye neden olan etkenin prion (nükleik asit içermeyen) olarak adlandırılan bir protein partikülü (PrP) olduğu yönündeki görüş yaygın olarak kabul görmektedir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda insanlarda görülen yeni variant Creutzfeldt-Jakob (vCJD) hastalığı etkeni ile BSE etkeninin birbiri ile özdeş, aynı özelliklere sahip olduğu bildirilmektedir.
Etken pek çok fiziksel ve kimyasal işlemlere oldukça dayanıklıdır. Tavsiye edilen fiziksel inaktivasyon derecesi otoklavda 134-138 °C’de 18 dakikadır. Ancak bu ısı aralığınında tamamen inaktivasyonu sağlayamayabileceği belirtilmektedir. Etken alkol, formol, ultra viyole gibi işlemlere oldukça dayanıklıdır.

Hastalığın Geçişi:
BSE enfekte et kemik unlarını içeren yemlerin alınması sonucunda ortaya çıkmaktadır.
İatrojenik (hatalı uygulama, hatalı enjeksiyon vb.) yolla bulaşmaya bağlı bir BSE vakası bildirilmemiş olmakla birlikte bu yolun potansiyel bir vasıta olabileceği belirtilmektedir.
BSE’nin normal şartlarda sığırdan-sığıra veya sığırdan diğer hayvan türlerine geçtiğine dair bir bulgu bulunmamaktadır.
Sınırlı sayıdaki araştırmada, çok düşük seviyede maternal veya vertikal geçişin meydana gelebileceği ileri sürülmüştür ve bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.
Creutzfeldt-Jakob hastalığının yeni bir varyantının ortaya çıkışı oral (ağız) yolla geçiş ihtimalini de ortaya koymaktadır.

Klinik Bulgular:
BSE’den etkilenen sığırların sinir sisteminde ilerleyen (şiddeti artan) bir dejenerasyon şekillenir ve hastalık ölümle sonuçlanır.
Hastalığın inkubasyon periyodu (bir hayvanın enfekte hale geldiğinden ilk hastalık belirtilerini gösterdiği ana kadar geçen zaman) 2-8 yıl arasında değişebilir.
BSE’nin klinik belirtileri çok değişiklik gösterir. BSE’li sığırların pek çoğunda belirtilerin gelişimi birkaç hafta hatta ay ( 2 hafta-6 ay) alır iken nadiren çok kısa da sürebilir.
Şüpheli hayvanların büyük bir kısmı dikkatli takip edildiğinde aşağıda belirtilen semptomların çoğunu gösterirler.
  • Korku, endişe
  • Sinirlilik, asabiyet
  • Beton zeminlerde yürümeye, köşeleri dönmeye, kapalı alanlara girmeye, kapılardan geçmeye ve süt sağdırmaya karşı isteksizlik
  • İnsanlara ve diğer sığırlara karşı saldırganlık
  • Sağımda tekme atma
  • Başı aşağıda tutma, baş ve boyun kısmına dokunmaya aşırı tepki
  • Ses ve ışığa aşırı hassasiyet
  • Özellikle arka ayaklarla, yüksek adımlarla yürüme
  • Kalkma zorlukları
  • Deri titremeleri
  • Kondüsyon, ağırlık ve süt veriminde düşüşler
  • Şiddetli burun kaşıntısı
Hastalığın Teşhisi:
Günümüzde, canlı hayvanlarda hastalığı saptayabilecek bir test bulunmamaktadır. Canlı hayvanlarda klinik belirtiler kısmında yer yer alan semptomlar izlenerek şüpheli hayvanlar tesbit edilebilmektedir.
Ancak BSE’li hayvanlarda görülen belirtilerin bir kısmı aşağıda belirtilen hastalıklarda da görülebilmektedir.
  • Hypomagnesaemia
  • Nervous ketosis
  • Encephalic listeriosis ve diğer encephalitides
  • Polioencephalomalacia-cerebro-cortical necrosis
  • Intra-cranial tumours
Bu hastalıklara özgü diğer belirtileri göstermeyen sadece sinir sinir sistemi hastalıklarına ilişkin belirtileri gösteren 20 ayın üzerindeki bir hayvan BSE şüpheli olarak değerlendirilmelidir.
Hastalığın teşhisi, histopatolojik inceleme (hayvanın ölümü sonrasında beyin dokusunun ve omuriliğin mikroskopik muayenesinde karekteristik bulguların tesbiti), immunohistolojik boyamalarda etkenin tesbiti, elektron mikroskopik muayenelerde BSE fibrillerinin görülmesi ile yapılabilmektedir.
Hastalığın varlığının tesbitine yönelik geniş kapsamlı taramalarda kullanılan halen Avrupa Birliği tarafından onaylanmış 3 hızlı test (Biorad, Prionic check, Enfer test sistem) bulunmaktadır. 5 adet hızlı test ise inceleme safhasındadır.

Bakanlığımızca Alınan Önlemler:
BSE hastalığının ortaya çıkışından itibaren konu Bakanlığımızca dikkatle izlenmektedir. Ülkemiz insan ve hayvan sağlığının korunması amacıyla hastalık görülen ülkelerden çift tırnaklı canlı hayvan, hayvan maddeleri, hayvansal orijinli yem katkı maddeleri ve bu maddeleri ihtiva eden yemlerin ithal edilmesi 25.05.1990 tarihinde yasaklanmıştır. Halen Avrupa Birliği ülkelerinden canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin ülkemize ithalatı yapılmamaktadır.
Ülkemizde Bakanlığımıza bağlı Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüleri bünyesindeki laboratuvarlarda, sığırlarda sinirsel bulgularla seyreden çeşitli hastalıkların teshisi maksadıyla incelenen merkezi sinir sistemi dokularında BSE’nin tanıtıcı bulguları tespit edilmemiştir. Mevcut diğer bilimsel kurumlarda da hastalığın tespit edildiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır.
Bakanlığımız devam etmekte olan teşhis çalışmalarına ek olarak, mezbahalarda kesime alınan hayvanlarda hastalık taramasına yönelik çalışmalar başlamıştır. Ayrıca konu ile ilgili eğitici çalışmalara gereken ağırlığı vermektedir.
Korunma ve Önlemler:
Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisi (OIE)’nce sağlığın korunması amacı ile alınması gereken önlemlere yönelik tavsiyeleri aşağıda belirtilmektedir.

Hastalıktan ari ülkelerde;
Sinirsel hastalıkların belirtisini gösteren hayvanların patolojik teşhisinin yapılması,
İthalatta canlı ruminantlar ve onların ürünlerine karşı önlem alınması,
Embriyo ithalatı için strateji ve politika belirlenmesi önerilmektedir.

Hastalığın görüldüğü ülkelerde;
Belirlenen vakalarda hayvanların kesimi ve tazminat ödenmesi,
Memeli hayvanların işlemden geçirerek yeniden kullanıma sunulacak proteinlerinin kontrolü,
Sığırların takibi ve tanımlanmasının etkin bir şekilde sağlanması önerilmektedir.

Alınması Gereken Tıbbi Önlemler:
BSE’den şüpheli hayvan dokuları ile temas halindeki laboratuvar çalışanları uygun koruyucu giysiler giymeli ve fiziksel ve kimyasal muamelelerin büyük bir kısmına karşı oldukça dirençli olan etkene maruz kalmamak için çok titiz çalışmalıdır.

Creutzfeldt-Jakob hastalığının yeni bir varyantının son zamanlarda ortaya çıkışı, BSE etkeninin insanlar için enfektif olabileceğini göstermiştir. Bu nedenle laboratuvarda alınması gerekli tedbirler kaza ile meydana gelebilecek iatrojenik, gözle veya ağız burun yolu ile maruz kalmaları önleyecek niteliktedir.
Ülkemizde Deli İnek Hastalığı bulunmadığı gibi, şüpheli bir vakaya da rastlanmamıştır. Ancak bu durumun sürdürülebilmesi için, bulaşmaya vesile olabilecek her türlü risk materyalinin, hayvan beslenmesinde kullanımından kesinlikle sakınılmalıdır.

BSE (DELİ İNEK HASTALIĞI) HASTALIĞININ ÜLKEMİZDE GÖRÜLMESİNİ ENGELLEMEK İÇİN ALINAN VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER VE SEKTÖRLER ARASI İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ hakkında Koruma Kontrol Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Dr. Hüseyin SUNGUR başkanlığında sektör temsilcilerinin (Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği, Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği, Veteriner İlaç Sanayi İthalatçı ve İhracatçılar Birliği, Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği, Türkiye Yem Sanayicileri Birliği) ve ilgili Dairelerin katılımı ile Hayvan Sağlığı Hizmetleri Dairesi Başkanlığı organizatörlüğünde 20 Şubat 2001 tarihinde toplantı gerçekleştirildi.

  #13 (permalink)  
Alt 10-26-2008, 21:12
Admin Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart --->: Büyükbaş Hayvancılık

Sığır vebası

Hastalığın Tanımı


Sığır vebası tipik olarak ani ateş yükselmesi, oküler ve nazal akıntı, eroziv stomatit, gastroenterit, dehidrasyon ve ölümle karakterize yabani ve evcil sığır ve domuzların akut bulaşıcı bir hastalığıdır. Tüm duyarlı sığır populasyonunda morbidite ve mortalite oranları %100’e yaklaşabilir.


Önceleri Avrupa, Asya ve Afrika boyunca yayılmış olan sığır vebası şimdi Güney Afrika, Yakın Doğu ve Doğu Afrika’da oldukça iyi tanımlanan hastalık merkezleriyle sınırlıdır. Doğu Afrika’da bugün, hastalık daha çok yabani hayata ve yerleşik sığır populasyonlarına hastalığı yayan, yarı kurak arazilerdeki evcil sürülerde görülmektedir.


Etiyoloji


Sığır vebası Virusu, Morbillivirus Virusları genusundaki bir paramixovirus olarak sınıflandırılmıştır. İnsanlarda kızamık, köpeklerde distemper, Koyun-keçilerde koyun-keçi vebası (PPR) ve geçen on yıllık sürede kuzey yarımküredeki deniz memelilerinde (fok balıkları ve diğer memeli deniz hayvanları) veba yapan hastalığın etkenleri ile aynı genusda yer almaktadır.


Sığır vebası virusunun sadece bir serotipi vardır ama türler patojeniteleri bakımından farklılık gösterirler.


Duyarlı Türler


Her ne kadar tüm çift tırnaklı hayvanlar enfeksiyona büyük olasılıkla duyarlıysa da, açıkca görülen hastalık daha çok sığırlarda, evcilleştirilmiş mandalarda ve Cape mandası, Afrika antilobu, küçük koodoo, zürafa, Afrika yaban domuzu ve çalı domuzunun en duyarlı grubunu oluşturduğu bazı vahşi türlerde ortaya çıkmaktadır.


Hindistan’dan birçok, koyun ve keçide sığır vebası vakası rapor edilmiş fakat her ne kadar seyrek vakalar şüphesiz görülmüşse de şimdi bu vakaların muhtemelen PPR (küçük ruminant vebası) olduğu düşünülmektedir. Afrika’da sığır vebasının sürmesinde vaya bulaşmasında küçük ruminantların rolünün olduğuna dair bir kanıt yoktur.
Develer belirsiz bir şekilde enfekte olurlar ve sığır vebasının bulaşması ve sürmesinde bir rol oynamazlar.


Sığır vebası, Afrika çöllerindeki duyarlı vahşi türlere çevredeki sığır populasyonlarından bulaştığında yüksek morbidite ve mortaliteye sebep olur. Vahşi yaşam populasyonlarının, sığırlarla eşzamanlı hastalık olmadığında hastalığı süresiz olarak taşıdığını (sürdürdüğünü) gösteren bir kanıt yoktur.


Sığır ırkları sığır vebası virusuna gösterdikleri klinik tepki açısından değişirler. Bazı ırklar hastalıkla uzun süre temaslarından dolayı seleksiyon sonucu yüksek bir genetik (doğal) direnç geliştirdiler. Bu Afrika’da Asya’dan daha az belirlendi ama hala bir belirtidir. Zebu sığırı genellikle taurus sığırı ve melezlerden daha dirençlidir.


Sığır vebası insanları enfekte etmez.


Bulaşma


Sığır vebası hemen hemen sürekli olarak enfekte hayvanların hareketleriyle sürüler arasında ve yeni alanlara yayılır. Enfekte sığır virusu 3 haftayı aşmayacak şekilde barındırır ve bilinen taşıyıcı hali yoktur. Enfekte sığır virusu saçar ve klinik belirtilerin ortaya çıkmasından 1 - 2 gün öncesinden diğer sığırlar için enfeksiyözdür. Bundan dolayı sığırlar virusu pazarlar aracılığıyla yayabilirler ve hastalığın klinik belirtileri gözlenmeden önce uzak mesafeye taşıyabilirler. Enfeksiyon genellikle başta inhalasyon olmak üzere enfekte hayvanların sekresyon ve ekskresyonlarıyla bulaştırılır. Virus nefesin verildiği havada, nazal sekresyonlarda, nazal ve oküler akıntılarda, salyada, dışkıda, sütte, spermada ve idrarda bulunur. Bulaşma kısa mesafelerde başlıca aerosolledir fakat 100 m veya daha uzak mesafelere bulaşma geceleri çok yüksek veya çok düşük rutubet koşullarında mümkündür. Böceklerin önemli bir vektör olduğuna inanılmamaktadır.


Virus solar radyasyon ve kurutmayla çevre ısısında hızla inaktive olur. Çayırlar maksimum 24 saat enfektiftir, kontamine açık çitler sığırlar için 48 saatten sonra enfektif değillerdir ve binalar da maksimum 96 saat için enfektiftir.


Sığır vebası virusu otoliz ve putrifikasyonla hızla inaktive olur yani hastalıktan ölen bir hayvanın karkasında 24 saatten fazla yaşayamaz. Buna rağmen +4 °C’de depolanan enfekte et, en az 7 gün enfektif kalabilir.


Virusun uzak mesafelere cansız vektörlerle nakledilmesi, giysi veya kontamine ekipmanla indirek bulaşmanın ortaya çıkması virusun çevre şartlarındaki zayıflığı nedeniyle muhtemel değildir.


Klinik belirtiler

Sığır vebasının birçok açıklaması, 1960’lar ve 1980’lerdeki Arfika pandemisi gibi bakir (yeni keşfedilmiş, hiç ekilmemiş) alanlardaki salgınlar sırasında yapılmış gözlemlere dayandırıldığından dramatik şekilde yanlış yönlendiriyorlardı. Bununla beraber sığır vebası belirli durumlarda, her ne kadar endemik alanlarda ve sürü bağışıklığının, bulaşmayı ve morbidite oranlarını düşüren aktif aşılamadan veya nekahat dönemi bağışıklığı veya pasif meternal bağışıktan dolayı kısmen immun populasyonlarda daha düşük bir profil çizmeye meyilli olsa da, sığır sürülerini mahvedebilir.


Hafif olanları tanımlanmıştır fakat bu tanımlama bu, sabit bir özelliği olmadığından ve sığırlarda sadece çok hafif hastalığa sebep olan türleri, Doğu Afrika’daki vahşi yaşamda şiddetli seyreden hastalık formuyla sıklıkla ilişkili olmakla birlikte, sığırlarda bulaşmadan sonra bir süre için tam virülense sahip olduğu geçmişte görüldüğünden yanlış bir yönlendirme olur.


Nadir perakut sığır vebası tepkilerinde ani bir ateş yükselmesi, iştahsızlık; depresyon, yüksek ateş ve görünen mukoz membranların konjesyonu oral erozyonların gelişmesinden önceki 2 veya 3 gün içinde ölümle sonuçlanır.


Akut sığır vebasında tipik olarak enfekte sığırlar hastalığın ortaya çıkışından 15 gün içinde hastalığın klinik belirtilerini gösterirler ve hastalık 4 farklı ama aynı zamana rastlayan fazda ilerler: ön ateşlenme dönmi, mukozal erozyon dönemi, diyare dönemi ve yaşayan hayvanlarda nekahat dönemi. Ön ateşlenme, süt verimi düşen laktasyondaki inekler dışında çoğunlukla diğer klinik belirtiler minimum olduğundan gözden kaçar. Bariz hastalık 1 ile 2 gün sonrasında hayvanda huzursuzluk başladığında ve sürüden ayrı ve deprese durduğunda açıkca görülür. Respirasyonlar yüzeysel ve hızlıdır, göz ve burunda seröz akıntı artmıştır. İştah azalmıştır ve konstipasyon mevcuttur. Mukozal erozyon fazının ilk belirtileri ateşin başlamasından sonraki 2 ile 5 günde, bukkal (yanak) mukoz membranlarda nekrotik epitelyumun küçük yığın alanlarının görülmesiyle ortaya çıkar. Bu sığır vebasını akla getiren ilk belirtidir. Lezyonlar genişler ve birleşir ve nekrotik epitelyum sıyrıldığında bazal hücrelerden oluşan kırmızı bir katmandan yüzeysel erozyonlar meydana çıkar. Salivasyon uyarılır ve çok artar; nefes pis kokar. Eroziv lezyonlar tüm oral kavite, burun ve vulvanın mukoz membranlarında bulunabilir. Nekrotik hücrelerin kalın sarı parçaları aşınmış epitelyumu çoğunlukla örterler. Nazal ve oküler akıntılar mukopurulent karakter kazanır. Aşırı susama görülür. Dışkı yumuşar ve hayvan ateşi düşünce diyare dönemini geçer. Dışkı sulu kıvamda ve koyu kahverenkli,mukus epitelyal döküntüler ve kan pıhtısı lekeleri içerir. Sulu kıvamdaki dışkı kan kaybından dolayı kırmızı bile olabilir. Etkilenmiş hayvanlar sıklıkla kanlanmış ve aşınmış rektal mukozalarını çıkararak sırtlarını kamburlaştırırlar ve gerilirler. Solunum sıkıntılı ve ağrılıdır ve ekspirasyonda duyulabilen bir hırıltı olabilir. Ölümcül vakalarda diyare, hızlı dehidrasyona ve görünür kilo kaybına neden olarak kötüleşmeye devam eder. Bunu sternal yatış takip eder ve ateşin ortaya çıkışından 6 ile 12 gün sonra ölüm meydana gelir. Eğer hayvanlar yaşarsa, erozyonlar iyileşir, diyare durur ve uzun bir nekahat dönemini epey zaman alan tam sağlığa doğru iyileşme izler. Gebe inekler çoğunlukla nekahat döneminde yavru atarlar.


Sığır vebasının gelişimi ve seyri klasik sendromunkine benzerdir fakat daha az belirgindir, bir veya daha çok başlıca belirti çoğunlukla görülmez. Bu özellikle, gözden kaçacak kadar zayıf ve sadece çabuk geçen şekillerde bulunabilen oral erozyonlardadır. Çoğu etkilenen sığır iyileşir ve nekahat dönemi kısadır. Subakut enfeksiyonların sık rastlanan bir neticesi ön ateş fazının başından 4 ile 6 gün sonrasında çıkan latent patojenlerin özellikle protozoonların aktivasyonudur. Aktive olmuş enfeksiyonun belirtileri sığır vebasının görünümünü maskeleyebilir ve üstün gelebilir.


Afrika yaban tırnaklı hayvanlar, sığır vebası enfeksiyonunun görünümünde belirgin değişiklik gösterirler. Afrika mandaları aslında sığırlardakine benzer bir klinik sendromla tepki verirken Küçük Koodolar dehidrasyon ve açlıktan ölüme dek varan aşırı gözyaşı iltihabi akıntısı ve korneal opasite sergilerler. Yaban, tırnaklı hayvanlarda herhangi bir açıklanmamış morbidite ve mortalite insidensi (oranı) şüphe ile araştırılmalı ve sığır vebası açısından dikkatlice incelenmelidir. Genellikle, sığırlarda düşük bir profil gösteren sığır vebası türleri bile duyarlı vahşi yaşam türlerinde şiddetli hastalığa neden olabilirler. Bu nedenle bu hayvanlar, sığırlarda böyle türlerin varlığının hassas göstergeleridir.


Patolojisi


Tipik akut sığır vebasında karkas dehidre, çok zayıf, kirli ve pis kokuludur. Klasik olarak yaygın erozyonlar çoğunlukla oral ve nazal kavitelerde mevcuttur ve farinks ve özefagusun içine yayılırlar fakat ön midelerdeki lezyonlar seyrektir. Abomasal kıvrımlar konjestedir ve sınırları erozyonların çizgileriyle ödematözdür. Abomasumun pylorik kısmı hemorajik ülserasyonlar gösterebilir. İnce barsaklarda konjesyon ve ödem daha az yoğundur fakat Peyer plakları şişmiş ve rengi koyu kırmızıdan siyaha değişen bir çıkıntı yapmıştır. Sekumun mukozal yüzeyi ülserlidir ve çoğunlukla “zebra çizgileri” denen ve taze karkaslarda kırmızı eski karkaslarda siyah çizgilenme lekeleri görünür. Zebra çizgileri kolon boyunca yayılır ve rektuma kadar uzanır. Ek olarak kolonun mukozal yüzeyi ülserlidir ve epitelyal döküntü ve hemoraji mevcut olabilir. Üst trakea longitudinal hemorajilerle conjeste haldedir. Erken ölümlerde akciğerler normaldir fakat geç ölümlerde ve kontrol için öldürülmüş eski karkaslarda, kuşkusuz karkasta görülen en dikkat çekici lezyonlar olan belirgin interlobuler ve alveoler amfizem bulunur. Erken ölümlerde lenf nodülleri şişkin ve ödematöztür fakat geç şekillenen ölümlerde kortekslerinde radial tarzda çizgilerle gri ve büzüşmüşlerdir. Dalak genellikle normaldir fakat bazen kenarı boyunca subserozal hemorajiler görülür.


Ayrıcı Tanı (Diferansiyel Diagnoz)


Sığır vebasının klinik ve patolojik belirtileri gayet açıktır ve aksi ıspatlanana kadar da riski fazla olan alanlar sığır vebası olarak ele alınmalıdır. Bununla birlikte, bovin viral diyare hastalığı kompleksinin öldürücü mukozal sendromundan ayrıt edilememesi ve malignant kataral feverın bazı formlarına çok benzer olmasıyla patognomonik değildir. Bu hastalıkları birbirinden ayırt etmede epidemiyolojik özellikleri ve laboratuvar tanıları önemlidir.


Birçok ateşli hastalık, sığır vebasının klinik belirtilerinin bazılarını gösterir. Şap hastalığı, bovin viral diyare/mukozal hastalık, enfeksiyöz bovin rhinotracheitis, kontagiyöz bovin pleurapnömoni ve East Coast Fever (ECF-Theileria parva’nın sebep olduğu bir hastalık) hastalıklarının hepsi sığır vebası ile karışıtırılabilmektedir. Özellikle bovin viral diyarenin, her ne kadar laboratuvar testleriyle kolayca ayırt edilse de, genç buzağılarda sığır vebasının lifli bir profil çizen türlerinden ayırt edilmesi çok zordur.


Sığır vebası şüpheli olgularda kesin ve doğru teşhise varabilmek için üç yoldan inceleme yapılması gereklidir.


1-EPİDEMİYOLOJİK İNCELEME

Epidemiyolojik incelemeyi yapan veteriner hekim hastalığın görüldüğü sürü ile ilgilenen kişi/kişilerle ayrı ayrı görüşmeli hastalığın çıkışı ile ilgili bilgileri bütün detayları ile almaya çalışmalıdır. Bu incelemede aşağıdaki 8 soruya cevap aranmalıdır.


a- Belirtileri nelerdir?


b- İlk defa hastalık belirtilerini ne zaman gözlediniz?


c- Sığırlardan başka hayvanlarda aynı hastalık belirtileri var mı?


d- Sürüye yeni sığır katıldı mı? veya diğer sürülerle yakın bir zamanda temas ettirildi mi? Ettiyse nerede ve nasıl oldu?


e- Hayvana veya hayvanlara yakın tarihte hangi aşılar yapıldı?


f- Aynı yaş grubundan kaç hayvan hastalandı? (Hasta hayvanların ırk, cinsiyet ve yaşları ayrı gruplar halinde 0-12 aylık, 1 -2 yaşında, 2 yaştan büyük gibi) kayıt edilmelidir.


g- Mahalle ve köydeki diğer hayvanlarda da hastalık var mı?


2- KLİNİK MUAYENE SONUÇLARINA GÖRE AYRICI TEŞHİS


Doğru teşhis için mümkün olduğu kadar fazla sayıda hayvan muayene edilmelidir.


Sığır Vebasının Klinik Teşhisinde Göz Önünde Bulundurulması Gerekli Diğer Hastalıklar


Sığır vebası salgınlarında görülen klinik bulgular diğer bazı sığır hastalıklarında da gözlenebilir. Laboratuvar incelemeleri zaman aldığı için çabuk müdahalenin yapılması ve itlaf kararının verilmesi gerekli olduğundan hastalığın tefriki, teşhisi titizlikle yapılmalıdır. Klinik bulgular yönünden aşağıdaki hastalıklar sığır vebası ile karıştırılabilir.


a- Şap: Bütün yaştaki sığırlar hassastır. Aşılı veya hastalığı geçirmiş ergin hayvanlar bağışıklık gösterirler. Erginlerde mortalite düşük, buzağılarda yüksektir. Hızlı yayılma gösterir, indirekt temasla da bulaşabilir. Topallık, süt veriminde azalma, yüksek oranda buzağı ölümleri şap için karakteristiktir.


b- Bovine papüller stomatitis: Kuluçka süresi çok kısadır, (1 -2 gün) buzağılar arasında çok çabuk yayılır.


c- Bovine viral diyare (BVD)/Mukozal disease: Bu hastalık sığır vebası ile çok karıştırılır. Ayrıcı teşhis klinik bulgulara göre zordur. BVD'ye özgü en belirgin özellik hastalığın çoğunlukla danalarda görülmesidir. Bakım beslenme şartlarının iyi olduğu işletmelerde ölüm oranı düşüktür. Mukoza hastalığı; BVD virüsünün 12-18 aylık sığırlarda meydana getirdiği enfeksiyondur. Morbidite oranı düşük Mortalite oranı yüksektir.


d- Infectious bovine rhinotracheitis (IBR): Etkeni Bovine herpesvirus 1 dir. Her yaştaki sığır hastalığa yakalanır. Sürüdeki morbidite oranı % 10'nu geçmez. Mortalite oranı % 50'ye kadar çıkabilir. Gebe hayvanlarda yavru atma görülür.


e- Paratüberkulozis (Johne's disease): Hastalık etkeni Mycobacterium paratüberculosis'tir. Kronik, belirli aralıklarla gözüken ishal ve zayıflama hastalık için karakteristiktir.


f- Sığır Pastörellozu: Sığırlarda akut, subakut karakterde seyreden bir hastalıktır. Her yaştaki sığır hastalığa duyarlıdır. Yüksek ateş, baş, boyun ve göğüs bölgesinde yaygın ödemler, pnömoni, ishal, akut konjuktivitis, burun akıntısı ve yutkunmaktan dolayı ağızdan salya akın­tısı hastalığın belli başlı semptomlarıdır. Hastalık danalarda genel septisemi şeklinde seyreder. Sığır pastörellozu genellikle ilk ve sonbahar aylarında bilhassa yüksek rutubet ve gündüz ile gece arasındaki ısı farkının çok fazla olduğu bölgelerde görülür. Pastörelloz'lu hayvanlara sığır vebası aşısı uygulanırsa, aşı sonrası komplikasyonlara çok sık rastlanır.


g- Nematodiasis: Danalarda görülür. Mortalite bakım ve beslenme şartlarının iyi olmadığı işletmelerde yüksek olabilir. Çoğunlukla yağmurlu mevsimlerde görülür.


BELİRTİLER
SV
ŞAP
BVD/MD
IBR


Sürüde hasta hayvan oranı (%)
0-100
20-100
10
10
Ölen hayvan oranı (%)
0-100
1-20
0-50
1-10
Kuluçka Süresi (gün)
3-11
3-5
2-7
15
Klinik seyir süresi (gün)
3-15
2-10
2-25
2-25


Ateş
+
+
++
++
Lenf Yumrularında şişme
-
-
-
-
Göz Akıntısı
+ -
-
-
+ -


Burun akıntısı
+
++
++
+


Ağızda erozyonlar
+
-
+
+
Ağızda ve ayaklarda ;
Vesikül ve ülserler
-
+
-
-
Salya akıntısı
+
+
+ -
++


Öksürük
+ -
-
++
++


İshal
+
+ -
+
+ -


Topallık
-
+
-
-
Yavru atma
+ -
+
++
+


(-)
Görülmez


(+ -)
Ara sıra görülür


(+)
Görülür


(++)
Çoklukla görülür


3- Post Mortem Muayene


Post mortem muayeneler mümkünse ölümden hemen sonra yapılmalıdır.Çünkü ölümle otopsi arasında zaman süreci uzadıkça sığır vebası için karakteristik olan bazı bulgular kaybolur. Perakut veya hastalığın ileri durumlarında da tipik semptomlar görülmeyeceği için otopsi için ideal zaman yüksek ateşin görüldüğü andan 5-7 gün sonraki periyottur. Sığır vebası için karakteristik olan klinik bulguların hepsini bir hayvanda görmek her zaman mümkün olmadığı için birden fazla hayvana otopsi yapılması yararlıdır. Sığır vebasının kesin teşhisi muhakkak suretle laboratuvar analizlerine (serolojik, virolojik) dayandırılmalıdır,


Sığır vebasından Ölen hayvanların Postmortem muayenelerinde aşağıdaki özellikler dikkatlice incelenmelidir.


1. Karkas
Dehidre durumda, aşırı kilo kaybı


2. Ağız
Dudaklarda, damakta, diş etlerinde, farenkste erozyonlar


3.Rumen-Abamasum
Konjestiyon, nekrozis ve perferasyon


4. İnce Barsak
Payer plakları şişmiş, koyu renkte ve kolayca ezilebilir yapıda


5. Kalın Barsak
Zebra derisi şeklinde çizgiler, taze karkaslarda kırmızı,ölüm üzerinden uzun bir sürenin geçtiği karkaslarda yeşil-siyah kan birikimi


6. Burun Boşluğu
Konjestiyon, doku erozyonu, muko-purulent eksudatla kaplı


7. Nefes Borusu
konjestiyon


8. Akciğer
Amfizem ve konjestion


9. Lenfoid Doku
Bütün lenf yumruları ve bilhassa mesenterik ve barsak dokusunda yer alanlar büyümüş, yumuşak, ödemli. İleri hallerde büzüşmüş ve gri renkte


Tanı kriterleri


Ne zaman oküler ve nazal akıntı, diyare ve ölümle ilişkili olağandışı bir morbidite görülürse sığır vebasından şüphelenilmelidir. Yüksek ateş ve oral erozyonlarla seyreden kontagiyöz bir hastalık çoğunlukla akla sığır vebasını getirmektedir. Epidemilerde çok duyarlı sığır populasyonlarında, her yaştan hayvanın hastalanıp öldüğü hayvandan hayvana ve sürüden sürüye çok hızlı bir bulaşma olabilir. Bu özelliklerin herhangi birini veya hepsini gösteren herhangi bir hastalık patlak verdiğinde sığır vebası akla gelmeli ve aksi ispatlanana kadar bu şekilde muamele edilmelidir. Sığır vebasının “hafif” veya “düşük profilli” formu en çok zorluk yaratandır çünkü gözlenen sendromlardan 5 karakteristik özellikten bir veya daha fazlası görülmeyebilir. Etkilenen buzağıların küçük bir kısmında oral lezyonlarla sınırlı sadece kısa süreli bir görünümle birlikte bir oküler akıntıyla sınırlı olabilir lezyonlar. Sadece genç yaş grupları etkilenebilir, onlarda bile morbidite oranı düşük olabilir ve bu yaş gruplarında beklenen mortaliteden ayırt edilemeyecek şekilde mortalite oranları da çok düşük olabilir. Düşük profil türleri sürülerde göreceli olarak daha yavaş yayılırlar ve geniş bir şekilde idare edilen populasyonlara girip yayılmaları uzun bir süre alabilir özellikle de semi-immun (yarı bağışık) populasyonlarda. Bununla beraber, bu uzun bir süre için gözden kaçırılmaması gereken karakteristik bir sendromdur, özellikle de duyarlı bir populasyonda. Virülente dönebilme yeteneğiyle, tam patlayan klasik sığır vebası kadar ciddi muamele edilmelidir.


Immunoloji


Sığır vebasının sadece bir immunojenik tipi var ve bir türle temas diğer bilinen tüm türlere karşı bir bağışıklık oluşturur. Böylelikle, bir aşı tüm saha türlerine karşı korur. Canlı bir aşıyla aşılamadan bir hafta sonra çoğu sığır yeterli bir immunite geliştirir.


Buzağılar immun analarından kolostrumu alarak pasif bağışıklık sağlarlar ve antikorlar, aşı virusunun bir bağışıklık oluşturmasını önleyerek, dokuz ay kadar bağışıklık sağlarlar. Bu endemik bölgelerde ve kısmi bağışıklığın söz konusu olduğu alanlarda hastalığın epidemiyolojisini anlamak bakımından göz önüne alınması gereken önemli bir faktördür.


Klasik sığır vebası türlerinde, serum antikorları enfeksiyonun ilk haftası içinde ilk kez belirlenebilirdirler. Bununla birlikte, düşük profilli türlerle enfekte ve Sığır Vebası Doku Kültürü Aşısı (TCRV) ile aşılanmış hayvanların serumundaki değişim 10 gün veya daha fazla sürebilir. Serum antikorları enfeksiyona karşı aktif bağışıklığın önemli bir komponentidir ve iyileşmede önemli bir rol oynarlar.


Sığır Vebasının Laboratuvar Tanısı

Sığır vebasının laboratuvar tesleriyle teyit edilmesinde üç ana yaklaşım mevcuttur. Bunlar:


Virusun hücre kültürlerinde izolasyonu: çok değerli, pahalı bir prosedür ama sadece uzmanlaşmış laboratuvarlar için uygundur


Viral antijenlerin gösterilmesi: Yaygın olarak iki yöntem kullanılır, çok spesifik, ekonomik ve hızlı ama daha az hassas olan agar jel immunodifüzyon testi; çok hassas, spesifik ve hızlı ama uzmanlık ve ekipman gerektiren ELISA. Sahada kullanılması için de bir kalem-uçlu test geliştirilmektedir.


Ters kopyalamalı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve nukleotid sıralanması yoluyla viral ribonükleik asitin (RNA) belirlenmesi ve moleküler karakterizasyonu: Bu çok hassas ve spesifiktir fakat uzmanlık ve ekipman gerektirir.


Sığır vebası enfeksiyonundan sonra üretilen serum antikorlarının belirlenmesi: Monoklonal antikora dayalı rekabetçi ELISA çoğunlukla virus nötralizasyon tahlillerinin kullanımının yerine geçmiştir. Tek serum numuneleri sığır vebasının sero-biyolojik izlenmesinde, sığır vebası aşılamasının sero-monitörlenmesinde ve sığır vebası aşısı uygulanmayan sığır vebasından ari ülkelerde tanıda çok değerlidirler. Bununla birlikte, TCRV’ye cevap olarak üretilen antikorlar saha enfeksiyonundan sonra üretilenlerden ayırt edilemezler. Bu nedenle, süren aşılamalarda serolojik izleme sonuçlarının değerlendirilmesi çok zor olabilir ve diyagnostik teyit, eşleştirilmiş numuneler paralel olarak test edilmediği müddetçe sorunludur

  #14 (permalink)  
Alt 10-26-2008, 21:12
Admin Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart --->: Büyükbaş Hayvancılık

Sığır Tüberkülozu


Tüberkülozis; insan ve hayvanlarda, akciğer, çeşitli organ ve dokularda, kazeöz ve kazekalseröz tüberküllerin oluşmasıyla karakterize kronik, bulaşıcı, zoonotik bir hastalıktır.
Tüberküloz etkeni olarak 3 mycobacterium türü önemlidir. Bunlar; M. tuberculosis (insan tipi), M. bovis (sığır tipi), M. avium (kuş tipi). Bu üç mycobacterium türü insan ve hayvanları enfekte edebilmektedir.
Etiyoloji:
Aside dirençli uzun ve kısa çomaklar halinde, hareketsiz, sporsuz, aerobik, kapsülsüz bir mikroorganizmadır. Etken, fiziksel ve kimyasal maddelere karşı oldukça dirençlidir. Fenol (%2), kreosol (%1), formalin (%3) ve NaOH (%5) solusyonlarında 4 saatte ölür. Mera, toprak ve gübrede 2-6 ay canlı kalır. Kurumaya karşı dayanıklı, pastörizasyon ısısında genellikle ölmelerine karşın bazıları 75-80 oC’ ye 5-10 dakika dayanır. Absolut alkol (%70-90)’e 5-10 dakika dayanır.
Bulaşma:
Etkenin bulaşması 5 yoldan meydana gelmektedir.
1. Kongenital: Anneden yavruya göbek kordonu ile
2. Alimenter: Buzağıların, sütleriyle mikrop çıkaran annelerinden süt emmeleriyle, ya da bulaşık su, yem, ve otların alınmasıyla olabildiği gibi bronşlardan dışarı çıkan mikroplu kraşeyi yutmakla olur.
3. Solunum: Damlacık enfeksiyonu ile
4. Genital: Testisleri tüberkülozlu boğaların aşımıyla, tüberkülozun uterusa yerleştiği durumlarda sonda ve katater uygulanmasıyla
5. Deri yolu ile: Oldukça nadir bir bulaşma şeklidir.
Tüberküloz etkenleri fiziksel ve kimyasal maddeler karşı oldukça dirençlidir. %2’lik fenol, %l’lik kreozol, %3’lük formol içerisinde 4 saat canlı kalabilirler. Kraşede 3 ay, toprakta ve gübrede 2-6 ay canlı kalabilirler. Pastörizasyon ısısında genellikle ölmelerine karşı bazıları 75-80 oC’ye 5-10 dakika dayanabilmektedir.
Semptomlar:
Tüberküloz etkeninin yerleştiği yere göre çeşitli semptomlar ve lezyonlar görülmektedir. Sığırlarda daha fazla akciğer enfeksiyonlarına rastlanır. Öksürük, iştaha rağmen zayıflama, yorgunluk, burundan mukoprulent bir akıntının gelmesi, bronşiyal ve mediastinal lenf yumrularının büyümesi ve bunların yaptığı basınçtan dolayı dispne en çok görülen semptomlardır. Bunun dışında alimenter kanalda, epididimiste, uterusta, memede kendine has semptomlar görülür.
Tüberküloz lezyonları tüm visseral organlarda, özellikle plörada olmak üzere serozal yüzeylerde, kemiklerde ve eklemlerde gelişir. İlk gelişen lezyonlar retrofarangial, mediastinal, bronşiyal lenf nodüllerinde ve nadirde olsa mesenterik lenf yumrularında olup küçük kazeöz ve kalsifiye granülomlar halindedir. Daha sonra ise çeşitli kıvamlarda gri-beyaz renkte nodüller oluşur. Sarımsı gri renkte ve toplu iğne başı büyüklüğünde milier tüberküloz lezyonları ise akciğer, karaciğer, dalak ve bazende diğer organlarda görülebilirler.
Teşhis:
Klinik ve otopsi bulguları tüberkülozdan şüphelendirse bile kesin teşhis laboratuvar muayeneleri ile olur. Laboratuvar muayeneleri için hayvan hasta iken süt, sperma, idrar, kraşe, ponksiyon sıvıları gönderilebilir. Öldükten sonra ise lezyonlu doku ve organlar ve lenf yumruları steril bir şekilde alınıp labortuvara gönderilebilir.
Laboratuvarda sırasıyla; Bakteriyoskopi (Ziehl Nelson boyama), kültür, hayvan deneyi muayene yöntemleri uygulanarak tanı konur.
Serolojik testlerin teşhiste bir önemi olmayıp, allerjik testler önemlidir.
Alerjik testler:Tüberküloz etkenlerinin sıvı ortamda üretilip konsantre edilmesiyle elde edilen tüberkülin allerjeni canlı hayvanlarda tüberkülozun teşhisinde en önemli kriterdir. Daha önce hastalık etkenine maruz kalan hayvanların derisinde allerjenin uygulanmasıyla gecikmiş tip aşırı duyarlılığı bağlı olarak bir reaksiyon meydan gelmektedir. Uygulama; intradermal, subkutan, oftalmo, intradermo palpebral ve skarifikasyon şeklinde yapılabilmekle beraber yurdumuzda intradermal olarak yapılmaktadır. Avian ve mamalian PPD (Purufiye Protein Derivate) tip allerjen aynı zamanda kullanılmakta mamalian tip insan ve sığır tip infeksiyonlarını, avian tip ise kuş tipi enfeksiyonlarını ortaya koymaktadır.
Testin uygulanışı ve değerlendirilmesi tüberküloz talimatnamesine göre yapılmaktadır.
Tüberküloz, HSZK’na göre ihbarı mecburi ve tazminatlı bir hastalıktır.
Korunma:
Özellikle sütleriyle tüberküloz etkenlerini dışarıya çıkaran sığırlar hem kendi buzağıları hemde insanlar için çok önemli bir bulaşma kaynağı durumundadır. Tüberkülozla mücadele, bir korunma stratejisi ve eğitimle mümkün olabilmektedir. Bu hastalık yönünden hayvan yetiştiricilerinin ve bakıcılarının eğitimi şarttır. Hastalığın yayılmasında ahır ve barınakların hijyenik durumu, tek yönlü beslenme, uygun olmayan bakım şartları, portörlerin zamanında tespit edilip ayrılmaması, dışarıdan sürüye kontrolsüz hayvan katılması, infekte hayvanların sütleriyle buzağıların beslenmemesi, tüberkülozlu bakıcılar, etkenle bulaşık meralar büyük önem taşımaktadır. İnsan tüberkülozu bir çok gelişmekte olan ülke için hala büyük bir problemdir. Akdeniz ülkeleri zoonoz kontrolu merkezinin bildirdiğine göre önümüzdeki on yıl içinde dünya’da yaklaşık 88,2 milyon yeni tüberküloz vakasının oluşacağı ve bu vakalardan 30 milyon kadarının ölümle son bulacağı tahmin edilmektedir.
M. bovis’den ileri gelen insan tüberküloz vakalarının hala bir çok ülkede görülmesi; hastalığın epidemiyolojisinin, zoonotik yapısının ve dağılımının bu bölgelerde henüz tam olarak açıklığı kavuşmamasına bağlanmaktadır.
Tüberkülozla ilgili biyoteknolojik çalışmalar mikobakteri’nin çeşitli antijenlerinin teşhis ve korunma amacıyla kullanılması üzerinde yoğunlaşmaktadır.

  #15 (permalink)  
Alt 10-26-2008, 21:12
Admin Admin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Standart --->: Büyükbaş Hayvancılık

BÜYÜK BAŞ HAYVAN YETİŞTİRME
1. BÖLÜM
SÜT SIĞIR YETİŞTİRİCİLİĞİNİN ÖNEMİ
· 8000-10000 Yıl önce evcilleştirilmiş olan sığır süt, et, iş, deri, gübre gibi çeşitli verimleri ile insan refahına katlıda bulunmuştur.
· Tarımın diğer kollarını destekleyerek işletmenin kar oranını yükseltir. Ayrıca, çeşitli ürünleri ile gerek insan beslenmesi ve insan sağlığı, gerekse çeşitli endüstrilerin ham maddelerini karşılayarak üzerinde son derece etkin bir rol oynar.
Sütün İnsan Beslenmesindeki Önemii

· Süt, yeni doğmuş memelilerin birçokları için mükemmel bir besin maddesidir.
· Sütün beslenmedeki önemi, birleşimini oluşturan maddeler içinde özellikle protein, kalsiyum ve özellikle riboflavinden kaynaklanmaktadır. Süt proteininde vücut tarafından sentezlenemiyen, bu nedenle de canlının dışarıdan almak zorunda olduğu eksojen aminoasitler bulunur.
· Bir litre süt insanlarda, günlük protein gereksinimin 0-6 yaş grubunun tamamını, 6-14 yaş grubunda %60 veya daha fazlasını, 14-20 yaş grubunda %50 sini, emziren kadınlarda ise %44 ünü karşılar.
· Bir litre süt 1.2 g kalsiyum içerir. 10-18 yaş arasında vücudun kalsiyum ihtiyacı 1.2-1.4 g ‘dır.
Hayvansal Protein Üretiminde Sığırın Rolü
· Sütünde dahil olduğu hayvansal ürünler, insan beslemesine büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır. Hayvansal üretimin en büyük fonksiyonu insanlara protein, enerji, mineral ve vitaminler sağlamsıdır.
· Toplam yem proteininin, süt proteinine çevrilme oranı yüksek verimli ineklerde %50, daha düşük verimli olanlarda ise %30 dur.
· Bugün, tüm dünya nüfusu ve üretilen toplam hayvansal protein dikkate alınırsa, kişi başına ortalama 20g/gün protein düşmektedir. Ancak dağılım, gelişmiş ve gelişmekte olan dünya ülkelerinde birbirinden çok farklıdır.
· Türkiyede kişi başına tüketilen hayvansal protein ortalamasının 15.9 g/gün olduğu görülmektedir. Ancak bu miktar 1983 yılı itibariyle 30 g/ gün ne yükselmiştir.
Et Üretim Kaynağı Olarak Süt Sığırının Önemi
· Süt sığırı süt üretim kaynağı olduğu gibi, ayrıca önemli bir et üretim kaynağıdır. Türkiye’nin de dahil olduğu birçok Avrupa ülkesinde ve İsrail de her yıl üretilen etin çoğu, süt tüketiminde kullanılan sığır ırklarından sağlanmaktadır.
Süt Sığırının Tarım İşletmesindeki Fonksiyonları
1. Sığır yetiştiriciliği yapılan tarım işletmelerinde sığırlar için ekilen yonca, korunga, fiğ gibi yem bitkileri ile tarla tarımına rasyonel bir münavebe getirile bilir.
2. Sığır bir ruminant olup yüksek oranda selüloz içeren yem maddelerini koyundan sora en iyi değerlendirme özelliğindedir. Yem proteinini et ve süt proteinine çevirmekte oldukça etkindir.
3. İşletmelerde hayvancılık dışındaki tarım kollarında iş, yılın belli zamanlarında yoğunlaşır. Oysa hayvancılık, iş gücünün yıl boyunca sürekli kullanımı ve aile iş gücünden yaralanmayı mümkün kılar.
4. Tarla ürünlerinin değer fiyatına pazarlanamadığı yıllarda arazi, yem bitkilerine tahsis edilebilir.
5. Bitkisel ürünlerden yılın belli zamanlarında gelir sağlanır. Oysa sütün yıl boyu satışı ve dolaysı ile de sürekli gelir sağlaması söz konusudur.
6. Sığırın iş veriminden de söz edilebilir. Özellikle küçük köylü işletmelerin de sığırdan, diğer verimleri yanında iş hayvanı olarak da yaralanılmaktadır.
7. Sığırdan elde edilen gübrenin , tarla ziraatın da kullanılmasında, topraktan alınan besinlerin büyük ölçüde toprağa geri verilmesini sağlar.
Sığırın Ve Süt Üretiminin Dünyadaki Dağılımı:
· Gelişmekte olan ülkelerde sığır populasyonunun bu kadar büyük olmasına karşın bu ülkelerdeki hayvansal üretim, gelişmiş ülkelerdekinin ancak ¼ kadardır.
Süt Sığırcılığının Yurt Ekonomisindeki Yeri Ve Türkiye Sığırcılığının Durumu
· Ülkemizde tarımsal üretim değerinin %75 ini bitkisel, %25 ini ise hayvansal üretim oluşturmaktadır. Hayvansal üretim içinde süt üretiminin payı ise %7 ‘dir.
· Türkiye de üretilen toplam sütün %64 dü sığırdan, %22 si koyundan ,%9 u kıl keçisinden, %4 ü mandadan %1 i tiftik keçisinden elde edilmektedir. Sığırdan elde edilen süt miktarının ,toplam süt üretimin %64 ü olduğu dikkate alınırsa ,yukarıda süt üretimi için belirtilen %7 lik değer ,sığır için %4.5 e düşmektedir.
· Türkiye de toplam 12607000 sığır bulunmakta olup , bunun 4790000 sağmaldır. İnek başına ortalama laktasyon verimi ise ,600-800 kg dir .
· Türkiye de toplam 22972000 ha tarım arazisi işlenmekte bunun 784000 hası yem bitkileri oluşturmaktadır. Buna göre, işlenene tüm arazi içinde yem bitkileri üretimine ayrılan alan %3-4 tür.


2. BÖLÜM
SÜT SIĞIRI IRKLARI
SIĞIRIN ZOOLOJİK SINIFLANDIRILMASI VE GERÇEK SIĞIRLARIN ORJİNİ

Zoolojik sistemlerde sığırlar aşağıdaki şekilde sınıflandırılır.
· ALEM ; Animale(hayvanlar)
· ŞUBE ; Chordata(kordilalar)
· ALT ŞUBE ; Vertebrata(omurgalılar)
· SINIF ; Mammaila(memeliler)
· ALT SINIF ; Placantalia(plasentalar)
· TAKIM ; Ungulata(tırnaklılar)
· ALT TAKIM ; Artiodactyles(çift tırnaklılar)
· GRUP ; Ruminantia(geviş getirenler)
· FAMİLYA ; Bovidae(cavicorina)
· ALT FAMİYA ; Bovinae
· CİNS ; Bos(yabani ve evcilleştirilmiş)
· ALT CİNS ;
- Bubalina(mandalar)
- Bibovina(bibos sığırları)
- Bizontina(bizonlar)
* Bison Europeus(Avrupa bizonu)
* Bison Americanus(Amerika bizonu)
- Poephagus grunnies(yaklar)
- Taurina (gerçek sığırlar)
. TÜR ; Bos taurus
Gerçek sığırlar Bos Taurus Typicus (b.t.t.) ve bos Taurus İndicus olmak üzere 2 ye ayrılır.
EVCİLLEŞTİRİLMİŞ ÖNEMLİ SIĞIR IRKLARI
Sığırlar ıslah düzeylerine göre 3 gruba ayrılırlar;
1. kültür ırkları(jersey, guernsey vb.)
2. yerli ırklar ( yerli kara, boz step sığrları vb.)
3. ıslah edilmiş yerli ırklar( geçit ırkları) ( Doğu Anadolu Kırmızı sığırı gibi)
Verim yönlerine göre 4 gruba ayrılırlar;
1. sütçü ırklar( jersey, guernsey vb.)
2. etçi ırklar ( horeirod, shorthorn gibi)
3. iş verim yönlü ırklar( boz step sığırları)
4. kombine verim yönlü ırklar( simmental, İsviçre Esmeri gibi)
KÜLTÜR IRKI SIĞIRLAR
**SİYAH ALACA
En önemli kültür ırkı süt sığırlarından olan siyah alacanın elde edilmiş olduğu ülke Hollanda dır. Bu ırk B.T.T. Primigenius yabani alt türünden gelmiştir. Canlı ağırlık, bakım ve besleme şartlarına göre değişmekle birlikte ergin ineklerde 500-750, boğalarda ise 800-1000 kg dır. Vasat işletme koşullarında %3.5 yağlı 4000 kg dolayında laktasyon verimine sahiptir. Besi kabiliyeti ile et kalitesinin orta düzeyde olduğunu söylemek mümkündür.
**AVRUPA SİYAH ALACASI
Süt-et kombine verimlidir. Laktasyon verimi %3-3.5 yağlı olup, 4500 kg dolayındadır. Gerek ova, gerekse dağlık bölgelere uyum sağlayabilmekle birlikte ovada daha yüksek performans göstermektedir.
** HOLSTAİN FRİESİAN
Avrupa orijinli Siyah Alacaların süt verim yönünde sürekli olarak ve sıkı seleksiyona tabi tutulmaları sonucunda A.B.D. de elde edilmiştir. Ergin hayvanlarda canlı ağırlık dişilerde 500-600 kg , erkeklerde ise 800-900 kg dır. Diğer sütçü sığır ırklarına göre daha geç gelişme özelliğindedirler. Ortalama %3.5 yağlı 6000 kg laktasyon verim kabiliyetindedirler. Renk genelde siyah-beyaz olmakla beraber kırmızı-beyaz alaca olan safkanlarda vardır.
**İSRAİL FRİESİAN
Bugün İsrail populasyonunun yaklaşık %95 ini oluşturur. Ortalama laktasyon verimi 7500 kg dır. Sıcağa oldukça dayanıklıdır. Türkiye de miktarı çok azdır.
**JERSEY
Süt sığır ırkları içerisinde en küçük cüsseye sahip olan ırktır. Tüy rengi açık sarıdan, koyu kırmızıya kadar değişebilmektedir. Pek sık olmamakla birlikte, alacalı olanları da vardır. Ergin hayvanlarda canlı ağırlık ortalaması dişide 350-400 boğada ise 600-700 kg dır. Canlı ağırlığın az olması nedeniyle daha az yaşama payına gereksinmektedir. Deri oldukça yumuşak, ince ve elastiktir. İyi gelişmiş, kaliteli bir meme yapısı vardır. Ortalama %5-5.5 yağlı 3000 kg laktasyon verim ortalamasına sahiptir. Doğum ortalamasının düşük, cüssesinin küçük ve vücut yağının sarı renkli olması, ayrıca besi kabiliyetinin az olması nedeniyle, et üretimi açısından fazla değeri olmadığı söylenebilir.
**GUERNSEY
Renk kırmızı beyaz veya açık kahve beyaz renkte olup, deri açık sarıdır. Jerseylere oranla biraz yavaş gelişen bu ırkların canlı ağırlıkları dişilerde 500 kg , boğalarda ise 750 kg dır. Ortalama %5 yağlı 4000-5000 kg süt verebilmektedirler. Sütteki karotin miktarının yüksek oluşu, sütün sarı renkli olmasını sonuçlanmaktadır.
**AYRSHİRE
Renk kırmızı veya kahverengi beyazdır. Kahverengimsi beyaz renk daha çok boğalar için geçerlidir. Ergin hayvanlarda canlı ağırlık dişilerde 500-550 kg olup, otlama kabiliyetleri çok iyidir. Buzağı doğum ağırlığı ise 30-35 kg dır. Et üretim kabiliyetinin orta seviyede olduğu söylenebilir. Çok iyi meme şekline sahip olan bu ırk, ortalama %4.1 yağlı 5000 kg süt vermektedir.
**ANGLER
Renk kırmızı olup, Baltık Bölgesi ve Rusya’daki bazı süt sığır ırklarının meydana getirilmesinde kullanılmıştır. Ortalama %4.5 yağlı 5000 kg süt verebilen ineklerin canlı ağırlıkları 450-500 kg dolayındadır.
KOMBİNE VERİMLİ KÜLTÜR IRKLARI
****İSVİÇRE ESMERİ
En eski süt sığır ırkıdır. Renk genelde esmer olup, çok açıktan çok koyuya kadar değişebilir. Ergin hayvanlarda ortalama canlı ağırlık dişilerde 550-700. Boğalarda ise 700-900 kg kadardır. İri cüsse ve iyi kas ve kemik yapısına sahiptir. Ortalama %3.2-4.2 yağlı 3400-4000 kg laktasyon verimi vardır. Kuvvetli kas ve kemik yapısına sahip oldukları için iş verimi yönünden de yaralanılmak mümkündür. Değişik çevre şartlarına uyabilmesi, meralanma kabiliyetinin iyi oluşu ve sakin mizacı sebebi ile, bir çok ülkeye önemli miktarlarda götürülmüştür.
****SİMMENTAL(FİECKVİEH)
İsviçre orijinli süt-et-iş eşit ağırlıklı olmak üzere kombine verim yönlü bir ırktır. Renk, kırmızı beyaz ve sar beyaz alaca olup, burun ucu et renginde, tırnak ve boynuzlar sarıdır. Ergin hayvanlarda canlı ağırlık dişilerde 650-850, erkeklerde ise 900-1000 kg olup, erken gelişme kabiliyetindedirler. Beside canlı ağırlık kazancı ve et kalitesi de oldukça iyidir. %3-3.4 yağlı 3800 kg dolayında süt verimi vardır. Türkiye’ye ilk defa 1969 yılında ithali gerçekleştirilmiştir.
****LONGHORN
Et-süt kombine verimli bir ırktır. Tüy rengi kırmızı-beyaz, siyah-beyaz alca veya kahverengi-beyaz alaca olabilmektedir. Canlı ağırlık ineklerde 500-600 kg, laktasyon verimleri ise 2400 kg dolayındadır.
****RED POLİ
Tüy rengi, genel olarak koyu kırmızı olup, ergin ineklerde canlı ağırlık 500-600 kg dolayındadır. Besi kabiliyeti iyi olup, laktasyonda ortalama olarak %3.6-3.7 yağlı 3500 kg süt vermektedir.
****SÜT SHORTHORN’U
Et-süt kombine verimli bir ırktır.
TÜRKİYE YERLİ SIĞIR IRKLARI
*** YERLİ KARA
Yerli karalar Türkiye sığır populasyonunun önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Yerli karaların Doğu Anadolu ve Trakya hariç tüm yurda yayılmış olduğu söylenebilir.
‘’’’’’’’’’’’’’FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’;
Boynuzları ve tırnak dahil tüm vücut siyahtır. Meme küçük, siyah ve tamamen kıllarla kaplıdır. Kötü bakım ve besleme şartlarında yetiştirilen tipik Yerli karalarda canlı ağırlık 125-150 kg dır. Ancak iyi bakım ve besleme şartlarında canlı ağırlık 300-350 kg ‘a kadar çıkabilir.
‘’’’’’’’’’’’’’’VERİM ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’’’;
Oldukça yavaş gelişme özelliğine sahip olup, düveler ancak 2.5, tosunlar ise 2 yaş dolayında damızlık olarak kullanılır. Bu yerli ırk yetersiz bakım ve besleme şartlarına karşı oldukça dayanıklıdır. Ortalama 200 günlük laktasyonda 400-500 kg süt verebilmektedirler. Ancak, bakım ve besleme şartlarının iyileştirilmesi ve 3-4 generasyon süresince uygulanacak sıkı bir seleksiyonla, laktasyon süresi 258 güne, laktasyon veriminin ise 1500-2500 kg kadar ulaştığı bilinmektedir.
‘’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’ISLAHI’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’ ’’’;
Yerli kara, doğal mera ve işletme şartlarının yetersiz olduğu bölgelerde yetiştirilen bir ırktır. Bu nedenle de, sığır besleme ve barındırma imkanı en kısıtlı olan özellikle Orta Anadolu gibi bölgelerde ıslahı oldukça zordur. Buna karşın, orta düzeyde bakım ve besleme imkanına sahip olan Karadeniz bölgesinde, Jersey ırkı ile melezlenerek, G2 ve G3 genotip düzeyinde geniş bir melez populasyon oluşturulmuştur.
***BOZ STEP SIĞIRI
Boz Stepler, Türiye sığır populasyonunun %4 ünü oluşturmaktadır.
‘’’’’’’’’’’’’ FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’’’
Boz renkli olup, vücudun ön kısmı arkaya oranla, genellikle daha koyudur. Bugün saf örnekleri azlmış olan boz ırk sığırlarında sırt boyunca uzanan koyu renkli bir çizgi varsa, yerli kara genotipinin katkısı olduğu bilinmelidir. Kötü çevre şartlarına, hastalıklara dayanıklı olup, sağlam kondisyonludur. Solunum ve dolaşım sistemleri gayet iyi gelişmiştir.
‘’’’’’’’’’’’’VERİM ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’’’’’’’
Ortalama %4 yağlı 800-1000 kg laktasyon verim kabiliyetine sahip olmakla birlikte, iyi çevre şartlarında bu değer 1500-2000 kg ‘a kadar çıkabilmektedir.
*** DOĞU ANADOLU KIRMIZI SIĞIRI (D.A.K.)
Türkiye de yerli karalardan sonra en fazla yayılma alanı bulunan yerli ırk, DAK sığırıdır.
‘’’’’’’’’’’’’’’’’’’FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’’’’’
Renk genelde kırmızı olmakla birlikte açık sarıdan mor kırmızıya kadar çok geniş bir varyasyon gösterir. Bazı hayvanlarda vücudun muhtelif kısımlarında görülen beyaz lekeler, HEREFORD ve SİMMENTAL genotipinin etkisi olduğunun kanıtıdır. Ergin ineklerde canlı ağırlık ortalaması 350 kg olup, 250 ile 500 kg arasında değişmektedir.
‘’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’VERİM ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’
Hem süt, hem de besi kabiliyeti iyi olan ve aynı zamanda iş veriminden de, yaralanılabilen bir yerli sığır ırkıdır. Özellikle meraların zengin olduğu yaz mevsiminde süt ve et veriminde artış görülür. Halk elinde %3.5-4 yağlı 1000-1200 kg, iyi bakım ve besleme şartlarında ise 2000 kg dolayında süt vermektedir.
‘’’’’’’’’’’ISLAHI’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’
DAK sığırının ıslahında ESMER, HERETFORD ve SİMMENTAL ’ l erin etkisi olduğu görülmektedir. Ancak, en büyük etki Esmer ırkına aittir. Bunun nedeni, Esmerlerin bölgeye en önce giren en fazla sayıda olan kültür ırkı olmasıdır. Bu nedenlerle, Doğu Anadolu Bölgesinde bugün geniş bir DAK*Esmer populasyonu oluşmuş durumdadır.
GÜNEY SARI KIRMIZI SIĞIRI ( G.S.K.)
Türkiye toplam sığır populasyonunun %4 ünü, G.S.K. lar oluşturmaktadır.
‘’’’’’’’’’’’’’FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’’’’’’’
Vücut rengi sarının muhtelif tonlarında olup, vücudun ön kısmı arkaya oranla daha koyudur. Göz çevresinde siyah, burun ucunun üst kısmında ise, beyaza yakın sarı renkte bir halka bulunmaktadır. Vücudun alt kısmı ve meme beyaz, boynuzlar ve tırnaklar ise siyaha varabilen koyuluktadır.
‘’’’’’’’’’’’’’’’’’’’’VERİM ÖZELLİKLERİ’’’’’’’’’’’’’’’’’’’
Süt verim ortalaması 1506 +-48,ile 3053,6 kg arsında değişmekte olup, %3.31+- .47 düzeyinde yağ oranına sahiptir. Laktasyon süresi 236+-1.3 gün ve 275,9 gün arasında değişmektedir.
3. BÖLÜM
SÜT SIĞIR İŞLETMELERİ
Süt sığır işletmeleri, sütün kolaylıkla ve iyi fiyatla pazarlanabildiği, damızlık süt ineklerine karşı talebin fazla olduğu özellikle büyük şehir çevresinde ve sanayi bölgelerinde kurulur.
DAMIZLIK SÜT SIĞIR İŞLETMELERİ
Sığırcılıktan elde ettikleri gelirin büyük bir kısmını damızlık satışlarından sağlayan işletmelerdir. Damızlık süt sığırı yetiştiriciliğinin her şeyden önce yetiştirme, ıslah, sağlık koruma ve hastalıklarla savaşım konularında yeterli düzeyde teknik bilgiye sahip olması ve konu ile ilgili kuruluşlarla ilişki kurabilmesi gerekir. Damızlık sığır yetiştirilmesinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta damızlıkların, kullanılacakları çevre şartlarına benzer şartlarda yetiştirilmesidir. Çünkü ancak bu şekilde damızlıklar, kullanılacakları işletmelerde, yetiştirildikleri işletmelerde gösterdikleri performansı gösterebilirler. Türkiye de damızlık sığır yetiştiriciliği esas olarak devlet kuruluşlarında yapılmaktadır.
SÜT ÜRETİM İŞLETMELERİ
Süt üretim işletmeleri, gelirinin büyük bir çoğunluğunu, süt üretiminden sağlayan işletmelerdir. Bu tür işletmelerin kar edebilmesi için gerekli şartlar şu şekilde sıralana bilir.
1. Süt üretim işletmeleri, büyük yerleşim merkezlerine yakın olmalıdır.
2. Yüksek verimli süt sığırı temin edilebilmelidir.
3. İneklerin, genetik kapasitelerine uygun düzeyde süt üretebilmeleri için, yeterli miktarlarda kaba ve kesif yem sağlayabilmelidir.
4. İşletmeci, süt üretimi ve süt saklama konularında yeterli düzeyde teknik bilgiye sahip olmalıdır.
5. Yeterli düzeylerde ulaşım ve değer fiyatına süt pazarlama imkanı bulunmalıdır.
Türkiye de işletmecinin ürettiği sütü pazarlaması konusunda birkaç seçeneği vardır. Bu konular şu şekilde sıralana bilir.
1. 1957-1983 yılları arasında muhtelif yıllar arasında kurulmuş olup, toplam kapasitesi 33000ton/yıl olan 39 adet süt ve mamulleri fabrikaları
2. özellikle kırsal kesimlerde mandıralar.
3. Üreticinin, çiğ sütü, parakende olarak kendi imkanları ile pazarlaması.
4. Üreticinin, ürettiği sütü yoğurt, peynir, yağ gibi süt mamullerine dönüştürerek pazarlaması.
5. Bazı özel firmalara çiğ olarak pazarlama.
Türkiye de üretilen toplam sütün, ancak %13 ünün süt fabrikalarına verildiği bilinmektedir. Üretilen sütün bu kadar az bir kısmının süt fabrikalarına verilmesinin nedenleri şunlardır.
1. Fabrikalara ait süt toplama merkezlerinin sayı açısından yetersiz oluşu.
2. Yurt düzeyinde ulaşımın yeterli olmayışı ve bunun yanında kış mevsiminin sert geçtiği yerlerde ulaşımın güç olması sebebiyle üretilen sütün işletmelerin birçoğundan alınamaması.
3. Günlük süt üretim miktarının az olduğu yerleşim yerlerinden üretilen sütün, fabrikaların ya hiç almaması ya da gün aşırı almak istemesi, buna karşın yetiştiricinin, sütün bozulmadan saklama imkanının olmaması.
4. Üreticinin, süt üretiminden yeterli kar sağlayabilmesi için, süt alım fiyatlarının istenilen düzeyde olmaması.
Kombine süt sığırı işletmeleri ; Hem damızlık yetiştirip, aynı zamanda süt üreten işletmelerdir.
TÜRKİYE DE SIĞIRCILIK İŞLETMELERİNİN YAPISI
Türkiye de süt sığır işletmeleri denilebilecek işletme sayısı hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak, 20-49 baş sığırı olan işletme sayısının 54634, 50 den fazla sığırı olan işletme sayısının 3197 olduğu bilinmektedir. Süt sığırcılığında arazi, en başta gelen bir üretim faktörüdür. Türkiye de tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğü 6.4 ha , toplam sermayede arazi payı ise %40 dır. Türkiye de ortalama sürü büyüklüğü 1.7 inektir. Türkiye de sığırcılık işletmelerinde mekanizasyon derecesi de çok geridir. Türkiye de süt sığır işletmeleri
küçük oluşu , dağınık oluşu, üretimin rasyonel bir şekilde yapılmasını engellemektedir. Türkiye de sığırcılık işletmeleri yapısal olarak 3 gruba ayrılabilir.
1. Köy sürüleri oluşturarak sığırcılık yapan işletmeler.
2. Entansif süt sığırcılığı işletmeleri.
3. Yarı entansif işletmeler.
4. BÖLÜM
SIĞIRLARDA MEME ANATOMİSİ VE FİZYOLOJİSİ, SÜT SAĞILMASI
SIĞIRLARDA MEME ANATOMİSİ VE FİZYOLOJİSİ
Süt sığırcılığında, fazla miktarda ve kaliteli süt elde etmesi amaçlanır. Süt ırkı ineklerde süt, buzağılamadan sonra meme içinde oluşup, depolanan ve sağılmak suretiyle alınan bir maddedir. Sütün mümkün olduğu kadar memeye zarar verilmeden alınması gerekir.
Memenin Dış Özellikleri
İneğin memesi, normal olarak birbirinden bağımsız fonksiyon yapan 4 meme çeyreğimden oluşur. Dıştan bakıldığında, memenin sağ ve sol yarımlarının birbirinden ayrıldığı kesin olarak görülür. Buna karşın ön ve arka meme lopları için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Meme, yandan bakıldığında, orta uzunlukta ve karın duvarına sıkıca bağlanmış olarak görünmelidir. Memenin arkadaki bağlantısı yüksek ve geniş, sağ ve sol meme lopları simetrik olmalıdır. Normal bir süt ırkı inekte meme ağırlığı 11-27 kg kadardır. Arka meme lopları ön meme loplarından daha büyük olup, memenin ürettiği sütün yaklaşık %60’ını sağlar.
Memenin İç Özellikleri
Sığır memesi, oldukça kompleks bir yapıya sahiptir. Normal bir sığır memesinin, birbirinden bağımsız olarak fonksiyon gösteren 4 adet meme lobunun her birinin, salgılayıcı dokusu(alveol), kanal sistemi, meme başı ve meme bezi haznelerinden oluşmuştur. Meme bezini(lobunu) oluşturan her kısmın, süt salgılanmasında ayrı bir görevi vardır. Meme bezi, dolaşım ve sinir sistemleri vasıtasıyla fonksiyonunu yapar. İneklerin %25-50 si normalde bulunan 4 meme başından ayrı olarak, ekstra meme başları da bulunur.
1 Meme bağlantısı;
Deri memeye, ince yapılı bir bağ doku ile bağlanmıştır. Meme de, kuvvetli bir bağ doku ile, karın duvarına bağlanır. Yan ve orta asıcı bağlar memeyi vücuda bağlar. Orta asıcı bağ: karın duvarının ortasından çıkan ve meme bezi içine doğru uzanan çok sayıda ince lameller ihtiva eden kuvvetli elastiki bir dokudan oluşur.
2 Meme başları;
Süt memeden, meme başı içinde bulunan 1-2 mm uzunluğundaki ince bir kanal ile dışarı çıkar. Bu kanalı çevreleyen hücreler bateriostatik etkisi olan bir sıvı salgılar. Meme başı kanalının dar, meme başı büzücü kasının çok sıkı olduğu ineklerde sağım, çok zor yapılır.
3 Meme başı ve meme bezi hazneleri;
Memenin salgı dokusundan aşağı sızan süt için, meme haznesi sınırlı bir depo görevi yapar. Meme bezi haznesinin kapasitesi, inekten ineğe 0.25 litre ile, 0.75 litre arasında değişmektedir.
4 Kanal sistemi;
Memenin kanal sistemi, meme başı kanalında başlayıp, alviollerde sona erer. Bağ doku şeritlerinin normalden fazla oluşu, memeye sert bir yapı kazandırır. Et meme olarak da isimlendirilen bu yapı özelliğindeki memeler, yeterli miktarda süt üretemezler. Her bir meme bezi haznesinden 15-50 arasında kanal çıkar. Kanal sisteminin görevi ; sütü, salgı dokusundan toplamak, iki sağım arasında bir kısmını depolamak, sağım sırasında depolanmış sütü, meme bezi haznesine taşımaktır. Meme haznesinden ilk çıkan kanalların iç kısmı iki sıra hücre ile kaplıdır.


5 Salgı dokusu;
Alveoller, memenin salgı dokusunu oluşturur. Mikroskobik yapıda, hemen hemen küre şeklinde olup, tek sıra epitel hücre ile çevrilmişlerdir. Epitel hücrelerin, çevrelemesi ile oluşan boşluğa LÜMEN denir.
Dolaşım Sistemi
Meme oldukça geniş bir dolaşım sistemine sahiptir. O kadar ki, her birim süt üretimi için memeden 400-500 birim kan geçmesi gerekir. Kalpten aortla ayrılan kan , iki dış pudik ve daha başka bir seri atar damar ile memeye taşınır. Pudik atardamardan her birisi, memenin bir yarısına kan sağlar. Bu damarlar memeye girdikten sonra, ön ve arka memeye alt kollara ayrılır. Bu kollarda en sonun da hücrelere besin maddeleri ulaştıran kapillar damarları oluşturmak üzere tekrar tekrar kollara ayrılırlar.
Lenf sistemi
Memede lenf damarları ve lenf düğümleri de vardır. Lenf düğümleri, dışarıdan meme derisinin altında kabarcık şeklinde gözle fark edilebilir. Lenf sıvısının bir kısmı, lenf kanalları yoluyla damar sistemi tarafından yeniden absorbe edilmek suretiyle, memeyi terk eder. Lenf memeden , meme üstü lenf düğümleri yoluyla akarak, kan sistemine karışır. Bu düğümler LEMFOSİT denen ve bağışıklıkta rolü olan bir tip beyaz kan hücresi meydana getirirler.
Sinir sistemi
Meme, memeye duyu getiren ve götüren sempatik sinirlerle donanmış bulunmaktadır. Memeye gelen sempatik sinirler, memedeki kan akışını düzenler ve meme başı deliği ile, süt toplama kanallarını saran düz kasları uyarırlar. İneğin herhangi bir nedenle heyecanlanması halinde EPİNEFRİN denilen hormon salgılanır. Bu hormonun etkisi, memenin kan damarlarını büzücü yönde olup, etkinin uzun sürmesi, süt veriminin azalmasına neden olur.
MEME BEZİNİN GELİŞİMİ
Meme bezinin gelişimi, ineğin gebe kalmasından sonra başlar, doğumda, ergenlikte ve gebelikte devam eder, buzağılama ile meme bezi fonksiyonel duruma geçer.
Embriyonik Ve Fötal Gelişime
Gebe kalıştan yaklaşık 30 gün sonra, fötüsün karın kısmında ektoderm hücrelerdeki kalınlaşma, meme sistemi gelişimindeki ilk fark edilebilir belirtidir. Bu zamanda buzağı, henüz 1.4-1.7 cm uzunluktadır. Ektoderm hücreler büyüyerek, meme çizgisini meydana getirmek üzere yığılırlar. Bu çizgi üzerindeki belirli kısımlar, ileri derecede farklılaşarak, MEME TOMURCUKLAR denilen oluşumlar meydana getirirler. Buzağı doğduğunda meme başları iyice belirgin olup, memenin bağ ve yağ dokuları, oldukça gelişmiş durumdadır. Buna karşın salgı dokusunda gelişme çok azdır. Ancak, hayvanın ileride vereceği süt miktarı, tamamen buzağının meme salgı dokusunun doğumdan önceki gelişme miktarı ile ilgilidir.
Doğumdan Gebe Kalıncaya Kadar Olan Dönemdeki Gelişme
Doğumdan, gebe kalıncaya kadar ki dönemde meme gelişimi çok hızlı değildir. Doğumdan sonraki ilk 3 ay süresinde, henüz gelişmiş olan kanal sistemi, memenin yağ dokusu içinde büyür. Bu periyoda meme gelişimi, canlı ağırlıktaki artışla orantılı bir şekilde devam eder.
Gebelikte Gelişme
Gebeliğin, 7.-8. aylarında meme bezlerinde önemli miktarlarda sıvı toplamaya başlar. Bu dönemde alveol ve kanal sisteminde KOLOSTRUM denen ve birleşimi normal sütten oldukça farklı olan bir süt toplanır.
Laktasyon Sırasında Gelişme
Hayvan buzağıladıktan sonra laktasyon başında da, alveollerin sayısı artmaya devam eder. Bu artış, maksimum verim dönemine kadar sürer. Laktasyon periyodunun geri kalan kısmında ise azalır. Azalma hızı, artış hızından daha yüksektir. İneklerin çoğunluğu, buzağılamayı izleyen ilk 60-90 gün periyodunda yeniden gebe kaldıkları için, laktasyon periyodunun önemli bölümünü gebe olarak geçirirler. Kuruda kalma periyodunun başında ilk birkaç gün, meme, sağılmadığından şişer. Bu dönemde alveollerde önemli miktarlarda dejenerasyon ve kayıp söz konusudur .Alveollerin tamamen kaybolmasının, 75 gün sürdüğü sanılmaktadır. Kuruda kalma döneminde hayvan gebe ise meme gelişmeye devam eder.
Meme Gelişiminde Hormonların Rolü
Üremeyi kontrol eden hormonlar, aynı zamanda meme gelişimi üzerinde de etkilidir. Meme gelişiminin önemli bir kısmının, üremenin belirli olayları sırasında, örneğin erginlik döneminde, gebelikte ve buzağılamayı izleyen kısa süre içinde olması da, bunu göstermektedir.
Yumurtalık tarafından salgılanan östrojen ve progesteronun erginlik ve gebelik dönemlerinde meme gelişimini teşvik eder. Hipofiz bezini ön lobundan salgılanan büyüme ve prolaktik hormonları da, meme bezini geliştirici etkiye sahiptir.
SÜT OLUŞUMUNUN BAŞLAMASI
Sütün bileşiminde mevcut olan laktoz sentezi için gerekli bir süt proteini olan a- latalbuinin salgılanması, gebelik sırasında progesteron tarafından engellenmektedir. Bu nedenle, gebelik süresince süt sentezlenmez.
Süt Oluşumunun Mekanizması Ve Sütün Depolanması
Süt algılanması, devamlı bir işlemdir. Süt, alveollerin iç yüzeyini kaplayan tek sıralı epitel hücrelerde sentezlenmekte olup, sentezleme işleminde, epitel hücreleri çevreleyen kapillar damarlardan, hücreler içine süzülen besin maddelerinden yararlanılmaktadır. Yassı ve kubik şekilde olan epitel hücreler, süt sentezlenince, süt ile dolarakalveol ortasındaki LÜMEN denilen boşluğa doğru uzarlar. Üretilen süt miktarı arttıkça, daha da şişen hücreler patlayarak, sütü lümene boşaltırlar. İnekler muntazam olarak 12 (11-13) saatlik aralarda günde 2 defa sağılması gerekmektedir. Yüksek verimli ineklerin günde 3 defa sağılmasının gerekmesi, meme iç basıncın düşürülerek, süt üretiminin devamlı olmasını sağlamak içindir. Lümen içine dolan sütün epitel hücrelere yaptığı basınç nedeniyle, hücreler içerisinde üretilen süt, hücre zarını patlatmaz. Ancak, hücre zarı yarı geçirgen olduğu için süt, hücre zarından lümene doğru geçebilir. Buna karşın, süt yağı geçemez. Bu nedenle de meme kanallarına geçen sütteki yağ oranı düşüktür. Sütteki yağ oranı, iki sağım arasında geçen süre uzadıkça azalır.
Sütün İndirilmesi
Sütün, alveollerin lümenlerinden ve kanallardan, meme bezi ve meme başı haznelerine taşınmasına sütün indirilmesi denir. Sütün indirilmesi, sinirsel ve hormonal bir refleks olup, ineğin verebileceği maksimum sütün elde edilmesinde, büyük önem vardır. Beyinin hipofizin arka lobundan salgılanan oksitosin hormonu kana karışarak, meme bezine taşınır. Kandaki oksidozin miktarıbelli bir düzeye ulaştığı zaman, alveoller tarafından ve kanalcıklar boyunca bulunan miyoepitel hücrelerin kasılmasına neden olur. Kontraksiyon sonucunda lümen ve kanallarda toplanmış olan süt, aşağı kısımlara doğru sızar. Bu, uyarının yapılmasından yaklaşık olarak 45-60 saniye sonra olur. Oksitosinin düz kaslar üzerinde olan bu etkisinin süresi 7-8 dakikadır. Bu nedenle, uyarının yapılmasını izleyen, en geç 1 dakika içinde sağım başlatılıp, kısa sürede tamamlanmalıdır.
Sütün Tutulması
İneğe yapılacak kötü muamele, gürültü veya ineğin kızmasına neden olabilecek herhangi bir olay, meme uygun şekilde uyarılmış olsa bile, süt çıkışını engelleyebilir. Bu olay, ineğin sütünü tutması olarak isimlendirilir. Sütün tutulmasına korku hormonu olarak ta süz edilen adrenalin hormonunun salgılanması neden olur.
Son Süt
Sağım bittikten sonra memenin aşağı kısımlarında kalan süte son süt denir. Son süt memeden alınabilir. Ancak, miktarı 0.5 kg dan fazla olmadıkça, alınmamasının, verimi olumsuz etkilediği de bilinmektedir.
Laktasyon Boyunca Süt Verimi
Laktasyon başlangıcında süt verim miktarı, buzağılamadan 1.5-2 ay sonrasına kadar hızla yükselir. En yüksek verime ulaşılan bu noktadan sonra inek kuruya çıkana kadar, süt verim miktarı yavaş yavaş azalır. Laktasyon eğrisinin inişe geçen bu kısmının eğimi, laktasyon devamlılığı(persistency değeri) olarak tanımlanır. Bir ineğin maksimum laktasyon verimine ulaşmasını izleyen her ay, elde edilen süt verimi toplamının, bir önceki ayda elde edilen verimin %90’ından az olmaması istenir. Süt verimi devamlılığı %90 olan bir ineğin laktasyon verimi, %80 olanınkinden, yaklaşık olarak 1/3 oranında daha yüksektir.

Cevapla



Bu Konuyu Beğendiyseniz Facebook'ta Paylaşın

Submit Thread to Bu Konuyu Beğendiyseniz Facebook'ta Paylaşın

Seçenekler


Benzer Konular
pazarlarda 2 yaşından küçük büyükbaş kurbanlıklar olduğuna dikkat çekti. http://www.aktifhaber.com/kurbanliklari-pasaportlarina-bakarak-alin-186289h.jpgAntalya Kasaplar Odası Başkanı Osman Yardımcı, 2 yaşından küçük...
Hayvancılık Bilgisi sınav-2 Hayvancılık Bilgisi sınav-2 1) Bir ülkede tarım içinde hayvancılığın payının yüksek olması aşağıdakilerden hangisinin göstergesi sayılmaktadır? ...
Küçükbaş Hayvancılık Küçükbaş Hayvancılık KoyunculukSon yıllarda hemen hemen tüm bölgelerimizde küçük baş hayvan varlığımız bir yandan azalmaya devam ederken, diğer...
Türkiye'nin Hayvancılık Haritası Türkiye'nin Hayvancılık Haritası http://img249.imageshack.us/img249/8864/haritabigbigag4.jpg
Hayvancılık Hayvancılık Hayvancılık, insan beslenmesinde esansiyel besin maddelerinin kaynağını oluşturmak ve dengeli beslenmeye katkıda bulunmak yanında,...

  Son Konular
Muhteşem Psd Fonlar Serisi...
PSD FONLAR 75 PSD l min 3500*2300 l 173,87 mb BURADAN İNDİR ( FONLAR 76 PSD l min 3500*2300 ...   Photoshop Dersleri 
Masalca Forumda Yönetici olmak İsteyenler...
Merhaba Arkadaşlar; Sitemiz Genel Paylaşım Forum Sitesidir... Forum Sitemize Yöneticiler Alınacaktır. Yönetici alacağımız böl...   Masalca Forum'da YÖNETİCİ OLMAK İsteyenler 
Muhteşem Psd doğal fonlar Paketi devamı...
DOĞAL PSD FONLAR 31 PSD l min 3000*1995 l 232,5 mb BURADAN İNDİR ( PSD FONLAR 32 PSD l min 3500*...   Photoshop Dersleri 
Muhteşem Psd doğal fonlar Paketi devamı...
DOĞAL PSD FONLAR 31 PSD l min 3000*1995 l 232,5 mb ??????? ???? Psd doğal şablonlar 31.rar. ??????? ??????...   Photoshop Dersleri 
Karışık vektörrel çizimler paketi...
EPS l JPG Önizleme l 29,9 mb BURADAN İNDİR ( EPS +Aİ l JPG Önizleme l 31,69 mb BURADAN İNDİR ( EPS l...   Photoshop Dersleri 
Dairesel süsleme ve pattern vektörleri...
EPS l JPG Önizleme l 49,90 mb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Üniversite malzemeleri vektörleri...
EPS l JPG Önizleme l 19,10 mb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Çizgi hayvanları vektörel çizimleri...
EPS + 4 Aİ l JPG Önizleme l 404,89 mb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Bilgi vektörleri Mega paketi...
EPS + 45 Aİ l JPG Önizleme l 1,1 Gb BURADAN İNDİR ( ...   Photoshop Dersleri 
Benim Köyüm - İbrahim Sevindik...
KÖYÜM Baharda şenlenir bağı, bahçesi Kokusu başkadır benim köyümün Unutturur adama gamı, kederi Havası başkadır ben...   Şiir Bölümü 

Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:13.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.


Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content’s copyrights in our page,please click here to contact us.
DMCA.com